
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Eminim hepimizin çevresinde bir sürü dostu ve arkadaşı var. Ama kaçımız tam anlamıyla kendi kendisiyle dost olmayı başarabiliyor? Kendine yapıcı öz eleşiride bulunabiliyor ve yalnızken kaliteli vakit geçirebiliyor? Bu bölümde kendimle olan bağımı kaybettikten sonra nasıl yeniden o bağı inşa ettiğimi ve kendimle dost olma yolunda attığım adımları paylaştım. Şimdiden keyifli dinlemeler :)Kitap Kulübüne katılmak için: https://superpeer.com/dashboard/collections/list/scheduled*******Bana yazın: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Şu an sizlere dünyanın en dağınık masasından sesleniyorum.
Ve kedim de yanımda uyuyor.
Kitaplarla dolu, dağınık bir masa ve eğer yanınızda uyuyan bir kediniz varsa hayatta mutlu olmamak için bir sebebiniz yoktur diyebilirim.
Gerçi son zamanlarda mutlu olurken bile kendimi kötü hissediyorum, itiraf edeceğim.
Ama bu tabii ki de tamamen ayrı bir mesele.
Aylardır galiba en çok aldığım sorulardan biri, Bilge neden yeni bölümler geldi?
Ya da neden yeni bölümleri çok büyük aralıklarla atıyorsun?
Evet kabul ediyorum. Maalesef ki podcastimi çok boşladım.
Fakat bunu yapmamın nedeni sizleri ya da bu podcasti yapmayı sevmiyor oluşum değil.
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki 26 yıllık yaşantımda yaptığım en iyi şeylerden biri bu podcast.
Gerçekten beni bu kadar mutlu eden başka bir iş yapmadım şimdiye kadar.
Ama... Yine dürüst olmak istiyorum.
Yeni bölüm yapmak içimden gelmiyor arkadaşlar.
Çünkü son zamanlarda aslında son zamanlar demek de buna şey olacak son...
5-6 aydan beri düzenimi, huzurumu ve her şeyden önemlisi kendimle olan iletişimimi kaybettim.
Aslında doğru kararlar verdiğimi düşünüyordum.
Hala da verdiğim kararlarımın ve seçimlerimin arkasındayım ve bu kararları verdiğim için çok mutluyum.
Ama her yeni aldığımız kararla ve her yaptığımız seçimle beraber gelen bazı yan etkiler oluyor.
Bu etkilerden biri de bütün bu hayatın zorluklarıyla uğraşmaya çalışırken Kendimle olan iletişimimi kaybetmek oldu.
Benim için yeni podcast yapmak demek, içimde bir şeylerin filizlenmesi yani başkalarına dağıtabileceğim bir şeylerin olması demek.
Eğer benim içim kuruysa, ben bir şeyleri içimde filizlendiremiyorsam maalesef sizlere de veremiyorum.
Yeni yılla ilgili bölüm kaydettiğimde her hafta yeni bölüm gelecek sözü vermiştim ve gerçekten bu sözde çok ciddiydim arkadaşlar.
Ama inanın yaşadığımız deprem felaketi.
Bundan bir ay öncesinde ve ondan öncesinde benim yaşadığım bazı şeyler derken yani mahvoldum bende geriye hiçbir şey kalmadı.
Hep diyorum eğer insan kendine iyi bakmazsa kendisiyle olan bağını kaybederse dışarıdakine de hiçbir şey veremez dışarıdakine de iyi gelemez.
Benim durumum da tamamen bunun örneğiydi.
Endişe, içimdeki o bütün kaygılar, verdiğim kararların ağırlığı, deprem, kaybedilen canlar bu ülkenin durumu derken yavaş yavaş dış dünyaya bağlı ve onun kendini her yönden etkilemektedir.
izin veren birine dönüştüm.
Ve bence bu biraz da kaçınılmaz bir şeydi.
Bir zamanlar kendimle dost olduğumu, kendimle arkadaş olduğumu sanıyordum.
Ama içime dönüp baktığımda gördüm ki orada yatan hisler benimle dost olmaktan çok çok uzak.
Ve yeniden kendimle olan ilişkimi inşa etmeye karar verdim.
Bu bir süreçti. Bu süreçte okudum, deneyimledim, kendi içimde bazı farkındalıklara vardım ve hala tam olarak kendi kendimle tam anlamıyla dost olduğumu düşünüyorum.
Ama öğrendiklerimi, düşündüklerimi ve deneyimlerimi elbette ki sizlerle paylaşmak istiyorum.
O yüzden de açtım mikrofonu, açtım bilgisayarımı ve konuşmaya başladım.
Ve buradayım. Tam olarak konumuza geçmeden önce bir de ufak bir duyuru yapmak istiyorum.
Uzun zamandan beri hatta neredeyse böyle 8-9 aydan beri aklımda bir kitap kulübü başlatma fikri vardı.
Ve bu fikir artık hayata geçmiş bulunuyor.
Eğer benimle birlikte kitap okumak isterseniz, okuduğum kitapları, kullandığım kaynakları görmek isterseniz, benimle tanışmak isterseniz, daha sık iletişimde olmak isterseniz kitap kulübüne katılabilirsiniz.
Bu kulübü Superpeer isimli bir platform üzerinden...
veriyorum. Bütün kayıtlarımız yani toplantılarımız kayıt ağzına alınıyor.
Katılamasanız bile canlı olarak sonrasında izleyebiliyorsunuz.
Her hafta toplanıyoruz. Okuyacağımız kitapları oylayarak seçiyoruz.
Genelde kitaplarımızı seçerken de bir konu üzerinden gidiyoruz.
Bu aklımıza takılan bir soru olabilir, felsefi bir fikir olabilir ya da merak ettiğimiz bir şey olabilir.
Hatta ilk haftamızın konusu yani ilk okuyacağımız kitabın konusu iyi yaşam sanatı olacak ve ben iyi yaşamayla ilgili Felsefi bir kitap seçtim.
Kitap kulübüne katılanlar da bunu oyladılar ve bu kitabı okumak istediler.
Bu şekilde ilerleyeceğiz. Eğer haberiniz yoksa Instagram'dan duyurularını yapmıştım ama buradan da duyurmak istedim.
Podcast'ın açıklamalar kısmına bıraktığım linkten kitap kulübümüzün ayrıntılarını öğrenebilirsiniz.
Eğer katılırsanız çok mutlu olurum.
Çünkü ben de podcast'imin dinleyicileriyle daha yakından iletişimde olmayı çok çok istiyorum.
Bu kitap kulübü de bence bunun için güzel bir fırsat olacak.
Aynı zamanda orada güzel bir topluluk O topluluğun da bir parçası olmak, oradaki insanlarla tanışmak da bence hepinize, hepimize iyi gelecek bir şey.
Kısaca bekliyorum sizi.
Podcast'in diğer bölümlerini dinleyenler de biliyor ki ben bir süreden beri yalnız yaşıyorum.
Dışarıya çıkıp... Hatta işte insanlar arasına karıştığım bir ofise girdiğim bir işim yok.
Okula gidiyorum. Artık biliyorsunuz üniversitelerde online olduğu için tam anlamıyla evdeyim.
İşim freelance ve evden yaptığım bir iş.
Okulum da artık online. Bu nedenle aslında evde çok fazla vakit geçiriyorum ve kendi kendimle çok fazla baş başa kalıyorum.
Bence yalnız yaşamak gerçekten çok öğretici ve çok büyük bir deneyim.
Özellikle hayatınızın bu noktasına kadar ailenizle hatta kalabalık bir aileyle yaşadıysanız yalnız olmayı tam anlamıyla yalnız yaşamak...
Deneyimlemediyseniz çok insanı zorluyor.
Ben normalde yalnızlığı, bireyselliği seven bir insanım.
Yani karakterimle ilgili bir şey bu iyi ya da kötü olarak tanımlamıyorum.
Fakat buna rağmen gerçekten yalnız yaşamak ve tek başına yeni bir şehire taşınmak, o şehirde...
yeni çevre edinmeye çalışmak gerçekten zorlayıcı ve bu süreçte insan kendini tanıma fırsatı da elde ediyor.
Çevremizde yakınlarımız varken, sevdiğimiz, bizi seven, düşünen insanlar varken aslında kendimize o kadar da ilgilenmiyoruz.
Çünkü o insanlar yani sevdiklerimiz bizlerle ilgileniyor.
Onlardan ayrıldığımızda ve hayatımızın sorumluluğunu tam anlamıyla kendi omuzlarımıza aldığımızda bence kendimizle ilgilenme yükünü de üzerimizi alıyoruz ve bu bazen tahmin edemeyeceğimiz kadar bizi
zorlayabiliyor. Yaptığımız seçimlerin, verdiğimiz kararların, duygularımızın sorumluluğunu almamız gerekiyor.
Artık kimse bize şunu şöyle yap, bunu böyle yap demiyor.
Yanlış bir şey yaptığımızda yanımızda olup hemen elimizi tutamıyor.
Kendi kendimizin elini tutma görevi de bize düşüyor.
Gerçekten taşındıktan sonra her ne kadar verdiğim kararın sonuna kadar arkasında olsam ve bu durumdan çok mutlu olsam da yalnızlığın getirdiği zorlayıcı duygularla çok fazla cebelleşmek zorunda kaldım.
Biliyorsunuz ki yakınlık ve bağlar zaman içerisinde kurulan şeyler, emekle olan şeyler, bir anda olan şeyler değil.
O yüzden anlık arkadaşlıklarımızın ya da yeni tanıştığımız insanların içimizdeki derin yalnızlığı gidermekte pek de yardımcı olmadığını düşünüyordum ilk zamanlarda.
Ta ki aslında içimden gelen yalnızlık hissinin tamamen farklı bir şeyden kaynaklandığını yani benim duygusal yoksunluğumdan kaynaklandığını fark edene kadar.
Biraz duygusal yoksunluk şemasından bahsetmek istiyorum size arkadaşlar.
Bence bu kendinle dost olmanın da önündeki en büyük engellerden biri.
Ben şema çerepi görmüştüm.
Size söylemiştim. Hatta bu konuyla ilgili Hayatı Yeniden Keşfedin isimli bir kitabı da size önermiştim.
Şemalar bizim küçükken öğrendiğimiz aslında hayata bakışımızı şekillendiren yanlış modeller.
Şemalar bizlerin çocukken öğrendiği yanlış düşünce kalıpları, hayata yanlış bakmamızı sağlayan Aslında gözlükler.
diyebiliriz. Tam böyle tarif edemedim kusura bakmayın.
Ama biraz anlatınca siz de anlayacaksınız.
Yani küçükken bir şeyi yanlış öğrendiysek, kendimizi kusurlu hissettiysek, kendimizi eksik hissettiysek mesela kusurluluk şemamız gelişiyor.
Ya da işte küçükken çok bağımlı bir anne çocuk ilişkimiz varsa belki bağımlılık şemamız gelişiyor.
Ya da dayanıksız olduğumuza inandırıldıysak büyüdüğümüze de hiçbir şeye dayanamayacağımızı düşünüyoruz.
Aslında bunlar çarpık ve yanlış inançlar.
Bu şemaların içerisindeki gerçekten en zorlayıcı olanı bence.
Duygusal yoksunluk şeması.
Duygusal yoksunluk arkadaşlar o içimizi kaplayan yalnızlık hissi.
Bazen böyle her şey yolunda giderken bile kimsenin bizi anlamadığını hissederiz.
İçimize böyle bir öküz oturur, yalnız olduğumuzu düşünürüz.
İşte bu duygusal yoksunluk.
Tam anlamıyla duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanmadığını ve belki de karşılanmasına izin vermediğimizi gösteren bir işaret.
Duygusal yoksunluğun içerisinde yalnızlık ve acı hissi vardır.
İçimizde derin, o anlam veremediğimiz, bizi kemiren yalnızlık hissinden bir türlü kurtulamayız.
Aslında o his bir zamanlar ihmal edilen, yalnız bırakılan, ihtiyaçları karşılanmayan çocuk yanımızın bir sesi oluyor.
O duygusal yoksunluk hissi.
Bu şemada aynı zamanda anlaşılmayacağımız hissi de var arkadaşlar.
Yani başka insanların bizi anlamayacağını, anlatsak bile anlaşılmayacağımızı düşünüyoruz.
Hatta hayatımızda gerçekten bizi anlayan insanlar varsa bile böyle düşünebiliyoruz.
Ben bundan öncesinde yalnızlıkla ilgili yani kişinin içerisinde geçmek bilmeyen yalnızlıkla ilgili çok varoluşçu bir bakış açısına sahiptim.
Varoluşçu... Filozoflar da aslında bunu söylüyorlar.
Dünyaya atıldık, yalnız olduk, yalnız öleceğiz ve yalnızlığımızın bir tedavisi yok.
Belki de yoktur bilmiyorum ama çocukken belki o duygusal ihtiyaçlarımız tam anlamıyla karşılansaydı bu kadar da yalnız hissetmeyebilirdik.
Ama maalesef ki artık bu podcast'ı dinleyen hiçbirimiz çocuk değiliz.
Bu nedenle içimizdeki o çocuk yanın ihtiyaçları karşılanmamış o tarafın ihtiyaçlarını karşılamayı, kendi sesimizi dinlemeyi ve kendi elimizden tutmayı öğrenmemiz.
Kendi kendimizde bir dost olmayı, bir arkadaş olmayı.
Yeri geldiğinde kendi kendimize ebeveyn olmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Burada şartlandırmalı böyle çok mecburiyetli bir dille konuşmak istemiyorum ama bence buna biraz da mecburuz arkadaşlar.
Yani kendi kendimizin sorumluluğunu almaya mecburuz.
Yoksa bu hayat... Ben bu yolda yani kendi duygusal yoksunluğumu, kendimle olan ilişkimi tedavi etme yolunda ilk adım olarak şöyle bir şey yaptım.
Kendime uygun bir yaşam tarzı geliştirmeye karar verdim.
Şimdi taşındıktan sonra eski hayatımdaki rutinlerim tamamıyla değişti.
Neden? Çünkü artık tamamen farklı bir hayatın içerisine girdim ve tamamen farklı rutinlerin, farklı bir yaşam tarzının içerisinde buldum kendimi.
Bence bu söylediğim şey aranızda evlenen, işte yeni bir yere...
taşınan yeni bir okula giden hatta işte yurt dışına taşınan biri varsa çok çok iyi anlayacaktır diye düşünüyorum.
Şimdi bu yaşam tarzım değiştiğinde tabii rutinlerim de değişmiş oldu ve aslında birazcık kendimi ihmal etmeye başladım.
Neden? Para kazanmam gerekiyor, şunu yapmam gerekiyor, okula gitmem gerekiyor derken kendime ayırdığım vakiti birazcık kısıtladım.
Hatta bayağı bir kısıtladım.
Sonra bir gün durup düşünürken neden bu kadar kötü hissettiğimle ilgili okuduğum bir şey aklıma geldi.
Bundan podcastlerin diğer bölümünde de bahsetmiş olmalıyım aslında.
Duygularımız... Davranışlarımız takip eder arkadaşlar.
Yani biz iyi hissetmeyi beklersek...
İyi olmayız oturduğumuz yerde.
Eğer bizi iyi hissettirecek bir davranışta bulunursak sonrasında o iyi hisse peşinden gelir.
Duygularımızın iyileşmesini beklersek onlar hiçbir zaman iyileşmeyecekler.
Bu nedenle davranışlarımı önceliklendirdim.
Yani iyi hissetmesem bile kendime iyi geleceğini, sonradan belki iyi geleceğini bildiğim rutinler oluşturmaya başladım.
Mesela bu 10 dakika bir esneme hareketi yapmak olabilir.
Ne bileyim evde yemek pişirmek olabilir ki benim için öyleydi.
Çok garip bir şekil. kalkıp evde yemek pişirdiğimde mesela sebzeli bulgur pilavı pişirdim.
Bunun bana iyi geldiğini gördüm.
Aslında hem sağlıklı bir yemek pişirmiş oluyorum hem de kendim için bir şeyler yapmış oluyorum.
Ya da uyku düzeninize önem vermek olabilir bu.
Ufak hayatınızın içerisinde sağlığınıza, fiziksel ve ruhsal sağlığınıza iyi geleceğini bildiğiniz davranışları sergilediğinizde iyi hisler de bir şekilde peşinden geliyor.
Belki böyle bu çok basit geliyor olabilir size.
Mane değiştirecek hayatımda bunu yapmak diye olabilirsiniz.
Ama insanın kendine gösterdiği her şefkatli ve iyi davranış onun ruhsal halinde de olumlu bir etki bırakıyor.
Bu nedenle kendinize uygun bir yaşam tarzı, bir rutin, işte size iyi gelen davranış kalıpları oluşturur.
Bunları bence alışkanlık haline getirebilmek kendinizle dost olmak yolundaki ilk adımlardan biri olabilir.
İkincisi ise... Öz şefkat pratikleri yapmak.
Şimdi öz şefkat de çok fazla duyduğumuz aslında işte hem sosyal medyada hem de benim yaptığım tarzda diğer podcastleri takip ediyorsanız onlarla sürekli konuştuğu bir kavram.
Çok da önemli bir şey insanın kendisine karşı nazik olması, kendisine karşı iyi olması.
Öz şefkat çok konuşuluyor ama bence çok da fazla deneyimlenmiyor ya da bazen yanlış deneyimlenebiliyor.
Kendimle yeniden ilişkimi inşa etmeye çalışırken ve kendi kendime nazik olma çabası içerisindeyken farklı bir endişenin içerisinde...
Acaba gereksiz bir narsizme kayar mıyım bunu yaparken diye.
Biliyorsunuz ki aslında bizim kültürümüzde daha çok başkasına yapılan iyilikler güzel görünürken kendimize yaptığımız iyilikler ve yatırımlar o kadar da hoş karşılanmıyor.
Ya da bilmiyorum belki de benim bulunduğum çevrede öyledir.
Büyük bir genelleme yapmak istemiyorum.
İnsanın kendisini obsesif hale geldiğinde, kendisine iyi davranmaya, kendisiyle çok fazla ilgilenmeye böyle aşırı takıntı yaptığında farkında olmadan bir narsizme kaydığını ve diğer insanları kendi istekleri
için görmezden gelmeye başladığını fark ettim.
Bu nedenle kendimizin iyi olma haline yatırım yaparken aslında diğer insanları da görmezden gelmemeliyiz diye düşünüyorum.
Özellikle sevdiklerimizi, çevremizdeki insanları iyi bağlara, iyi dostlara da yatırım yapmamız gerekiyor.
Bence kendimizle dost olmamızın anahtarlarından biri de dışarıyla olan dostluklarımızdaki kalite.
Bizler sosyal hayvanlarız ve kendi kendimizle ilgilendiğimiz kadar aslında sosyal bağlarımızla da ilgilenmemiz gerekiyor.
Hep dediğim gibi tabii ki de önce biz iyi olacağız.
Önce kendimize şefkat göstereceğiz.
Sonra da bunu dışarıya da vereceğiz.
Dışarıyı da dostlarımızla, sevdiklerimizle ihmal etmeyeceğiz.
Hatta biraz önce bahsettiğim duygusal yoksulluk şemasını en çok iyileştiren şey gösteriyor ki kurulan, güzel, sağlıklı, ve güvenli bağlar.
Yani böyle sırtımız dayadığımızda oh diyebildiğimiz, bu bize iyi gelecek diyebildiğimiz bağlar.
Ama tabii ki de öncesinde kendi kendimize de rahatlıkla sırtımızı dayayabiliyor olmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Öz şefkat pratikleri yapmak, kendine nazik olmak bu yolda büyük bir adım.
Çok böyle klişe bir söz var illaki duymuşsunuzdur.
Kendine sevdiğin bir dostuna davrandığın gibi davran diye.
Ben bunu pek çok böyle kişisel gelişim, psikoloji kitabında okudum ve çok da doğru bir söz bence.
Nasıl ki bir dostumuza tavsiyeler veriyorsak, o bir hata yaptığında ona nasıl yaklaşıyorsak kendimize de öyle yaklaşmamız gerekiyor.
Size kendimden bir örnek vereceğim.
Bu podcastı kaydetmeye başlamadan önce balkonda bir sigara içtim.
Öyle geldim. Şimdi burada kötü örnek oluyormuş gibi olmak istemiyorum ama yani ne alaka diyorum.
Sonuçta kaç yaşında insanlarız hepimiz.
Geldiğimden beri sigara tüketimim çok arttı.
Eskiden de içerdim ama çok nadir böyle binde bir içerdim.
Fakat bir şekilde o nikotinin ve sigaranın ne derler?
Şefkatli kollarına desem doğru olmayacak.
Sigaranın ve o nikotinin kollarına kendimi bıraktım.
Ve şey fark ettim. Bunu yapmak aslında kendime gösterdiğim şefkatin ne kadar düşük olduğunu gösteriyor.
Eğer gerçekten bir dostum, sigara içen bir dostuma tavsiyede bulunacak olsaydım ona o sigarayı bırakması için elimden gelen her yardımı yapacağımı söylerdim.
Ama ben kendime bilerek ve farkında olarak aslında zarar veriyorum.
Ve bu zararda kendime duyduğum şefkatin eksikliğini gösteriyor.
Ben burada sigara örneği üzerinden gittim.
Ama hepimizin... kendimize karşı gerçekleştirdiğimiz pek çok bence yıkıcı davranış var.
Ve o davranışları tespit etmek, onların üzerine birazcık çalışmak da öz şefkat pratikleri için önemli bir adım.
Hatta bu noktada meditasyon da bence güzel bir adım olacaktır diye düşünüyorum.
Özellikle kendini tanımak üzerine, öz şefkat üzerine yapılabilecek meditasyonlar.
Yani 5 dakika... bile oturup sadece bunun üzerine birazcık düşünseniz, derin nefesler alsanız, nefes egzersizleri yapsanız bence çok faydalı olabilir.
Dediğim gibi duygular davranışlarımızı takip ediyor ve oturup da 5 dakika nefes egzersizi yaptığınızda ya da öz şefkat meditasyonu yaptığınızda ne olacak diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ama gerçekten... onu yaptığınız zaman işe yaradığını fark ediyorsunuz ki bence bu çok garip ve büyülü bir şey.
Benim bu yolda öğrendiğim ve kendi kendime telkin ettiğim şeylerden bir diğeri ise kendinle dost olmanın bazen de kendinle aranın bozulmasında içerdiği.
Her zaman iyi şeyler yapmayabiliriz.
Her zaman doğru olanı yapmayabiliriz.
Dediğim gibi yani kendimize zarar veriyor olabiliriz.
Başkalarına zarar veriyor olabiliriz.
Yanlış bir karar almış olabiliriz.
Ve bence bunları yaptığımızda kendimizle aramız birazcık bozulabilir.
Bu şey demek değil. Kendinden nefret etmekten bahsetmiyorum.
Aynı sevdiğiniz bir arkadaşınıza ya da kardeşinize yanlış bir şey yaptığında nasıl yaklaşıyorsanız bence kendimize de öyle yaklaşmamız gerekiyor.
Bence sağlıklı öz eleştiri yapabilmemiz çok çok önemli.
Kendi kendimize... feedback vermemiz lazım.
Yani bunu yanlış yaptım, bu yaptığım şey doğru değildi ve bunu düzeltebileceksem düzeltmek için elimden geleni yapacağım dememiz gerekiyor.
Kötü bir şey yaptığınızda İyi ki de bu kötü şeyi yaptım demek dünyanın en saçma şeyi olurdu öyle değil mi?
Bazen hatalar yapabileceğimizi, bazen yanlış şeyleri yapabileceğimizi kabullenmek ve bunları yaptığımızda kendimize eleştiride bulunmak ve bunu düzeltmeye çalışmak da bence kendinle dost olmanın büyük bir parçası.
Bu süreçte edindiğim bir böyle motto var.
Sürekli kendimi hatırlatıyorum.
Sürekli zihnimde dönüyor.
O da şu. Elimden gelenin en iyisi.
Bundan galiba yaklaşık 2-3 sene önce Don Miguel Ruiz'in Dört Anlaşma isimli bir kitabını okumuştum.
Hatta belki bu kitabı kitap kulübünde de okuyabiliriz diye düşünüyorum.
Orada daha iyi bir hayat için, kendimizle uyumlu olmak, daha mutlu olmak, ötekiyle daha iyi ilişki içerisinde olabilmek için dört anlaşma yapmamız gerektiğinden bahsediyordu.
Hatta ben bununla ilgili Instagram'da bir post dahi yayınladım.
Bu dört anlaşmayı anlattığım.
Daha detaylı bilgi için o posta da bakabilirsiniz Instagram hesabımdan.
bu dört anlaşmadan biri de diyordu ki elinden gelenin en iyisini yapmayı hedefli.
Bakın mükemmeli değil, en yüksek standartı değil.
Senin elinden gelenin...
Bence bu harika bir şey.
Çünkü hepimizin elinden gelen farklıdır diye düşünüyorum.
Ayşe daha fazla para kazanıyor, daha iyi bir kariyeri var.
Ahmet'in ise o kadar yok.
Bu Ahmet'in kötü biri olduğunu ya da elinden geleni en iyisini yapmadığını mı gösterir?
Bence hayır. Önemli olan kendi yaşam şartlarımızın, geçmişimizin, içerisinde bulunduğumuz durumla birlikte yapabileceğimiz en iyi şey yaptığımızı bilmek.
Zaten insan elinden geleni en iyisini yaptığını gördüğünde İçinde bir rahatlık oluşuyor.
Ve diyor ki evet ben yapabileceğim buydu.
Bunu yaptım ve bunun için minnettarım.
Bunun için mutluyum. Kendimi tebrik ediyorum.
Ama kişi kendi potansiyeline hakaret ettiğinde.
Yani buradaki kastım o elinden gelenin en iyisini yapmadığında, onun yerine söylendiğinde, bahaneler uydurduğunda, yattığında, kendini boşladığında, zamanını boşa harcadığında kendimize
karşı kötü hisler beslemeye başlıyoruz.
Eminim bahsettiğim şeyi anlamışsınızdır.
Böyle gün boyu tabiri caizse moron gibi bazen koltukta yatarız ve o dinlenmek de değildir.
Böyle saçma sapan bir şeydir.
Kalkıp bir şeyler de yapmamız gerekiyordur ama Netflix'te izlemek istiyoruzdur.
Böyle saçma sapan bir gün geçiririz ve günün sonunda şey...
Ah kendimden nefret ediyorum.
Bakın dinlenmek çok güzel bir şey bu arada.
Bundan bahsetmiyorum. Hiç dinlenmeyin demiyorum.
Ama gerçekten bazen yapmamız gereken şeyleri yapmıyoruz.
Kendi kendimize hakaret etmek diyorum ben bunu.
Yapmanız gerekeni yapmayıp elinizden gelen en iyisini ortaya koymadığınızda da kendinizden soğuyorsunuz ve kendinizle olan ilişkinizi zedelemeye başlıyorsunuz.
Bu nedenle bence bu mottoyu siz de kendi hayatınıza yerleştirin derim.
Bir şeyde zorlandığınızda ya da bir şey yapmaktan üşendiğinizde hep şunu deyin.
Elimden gelen ne şu an?
Ve bunu nasıl gerçekleştirebilirim?
Ve sonra kalkıp onu gerçekleştirmeye çalışın.
Davranışlarınızı önceleyin, duygularınızı değil.
Duygularınızın kölesi olmayın lütfen.
Bunu bölüm boyunca böyle birkaç defa söyleyeceğim.
Son olarak ise bence sınır koymak çok önemli bir şey.
Değerlerimizle uyuşmayan insanlara, olaylara, toplantılara, her neyse.
Hayır diyebilmemiz gerekiyor.
Kendimize olan saygımızı kaybetmememiz için bence bu çok çok önemli.
Ben şöyle düşünüyorum. Normalde bir insanla da dost arkadaş ilişkisi kurarken ona saygı duymazsanız sağlıklı bir ilişki geliştirmeniz neredeyse imkansız.
Benim çevremdeki arkadaşlarımın hepsi saygı duyduğum insanlar.
Saygı duymadığım, değerli birisi olduğunu düşünmediğim kişilerle arkadaşlık kurmuyorum.
Eminim siz de öylesinizdir.
Eğer kendi kendinize saygı duymazsanız ya da kendinize duyduğunuz saygı edelenirse kendinizle olan ilişkiniz de bozulmaya başlayacaktır.
Kendinizi bence dinleyin.
Bir insanla arkadaş olmak istiyor musunuz?
O kişiyle geçirdiğiniz vakit boş bir vakit mi?
Sizi huzursuz eden bir vakit mi?
Yoksa içinizi huzur dolduran, sizi içinizde böyle çiçekler açtıran bir vakit mi?
Eğer istemiyorsanız o kişiyle vakit geçirmeyin.
Bir yere davetlisiniz.
İstemiyorsanız hayır deyin.
Sizden bir şey istendi diyelim ve siz yapmak istemiyorsunuz.
O zaman hayır deyin.
Hayır demeyi öğrenmek bence bu hayattaki en önemli şeylerden biri.
Hatta ben bu konuyla ilgili bir podcast yapmak istiyordum.
İyi bir insan olmamakla ilgili.
Yani iyi bir insan olmamaktan kastımın ne olduğunu anladınız eminim ki.
Her şeye evet diyen, her şeye uyumlu, bir türlü sınır koyamayan bir insan olmamamız gerekiyor.
O kadar iyi olmamamız gerekiyor kendi sağlığımız için.
Bence bunun üzerine başka bir bölümde kesinlikle konuşmalıyız.
Hatta şu an notta aldım.
Kısaca aslında bu bölümde söylemek istediklerim şunlar.
Kendinizi sevin. Kendinize sarılın ama hatayı yapma potansiyelinizin de farkında olun.
Hataları birer büyüme fırsatı olarak görün.
Ben kendimle dost olmayı en çok akışta deneyimledim.
İşlerimi yapmak, evimi temizlemek, balkonda kahve içmek, ne bileyim ters giden şeylere üzülüp ağlamak.
Arkadaşlarımla vakit geçirmek, kitap okumak, yanlış kararlar vermek, özür dilemek, birilerine veya kendime sinirlenmek, hatta aşık olmak bile kendimle dost olmamın bir parçası.
Yaşamın olağanlığının içinde gerçekleşen küçük büyük ne varsa aynı arkadaşıma anlatır gibi kendimi anlatmayı öğrendim.
Kendimden kaçmamayı, kendimden kopmamayı öğrendim diyebilirim ya da öğrenmeye çalışıyorum.
Bu daha doğru olur. Ve aynı duyarlı bir arkadaşın yapacağı gibi yeri geldiğinde kendimi uyarmayı, kendi kendime hatalarımı göstermeyi de öğrendim.
Tüm bunları hala mükemmel bir şekilde yapamıyorum.
Ama dediğim gibi elimden gelenin en iyisini yapmam yeterli.
Size de kendinizle dost olduğunuz ve elinizden gelenin en iyisini yaptığınız günler diliyorum.
Hepinizi çok çok seviyorum.
Bir de unutmadan kitap kulübüme bekliyorum.
Bölümle ilgili yorumlarınızı bana instagramda etgenelsesler podcast hesabından iletebilirsiniz.
Veya genelsesler.gmail.com adresine mail de atabilirsiniz.
Mailleri daha çabuk görüyorum bu arada.
Gerçekten görüşlerinizi, yorumlarınızı, bu konuyla ilgili fikirlerinizi çok merak ediyorum.
Benimle iletişime geçmeyi lütfen unutmayın.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
