
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Belki yıllardır insanları üzmemek, onların gözündeki sevimli imajını yok etmemek ve sevilmek için kendinden feragat ediyorsun. Belki insanlar seni üzüyor, hakkını yiyor ama sesisini çıkaramıyorsun. Zorbalarla mücadele etmekte zorlanıyorsun. Ama artık kendin için ayağa kalkmanın zamanı geldi. Bu bölüm senin için. Şimdiden keyifli dinelemeler :)
50 günlük program için detaylı bilgi: https://superpeer.com/bilgesen/collection/50-gunde-yeni-bir-hayat
******* Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bugün hava o kadar güzel ki ve bahar bütün böyle o ışığını, güzelliklerini ortaya saçmış bir halde ki keyfim çok yerinde.
Böyle güneşi gördükçe ve havalar ısındıkça kendimi çok çok iyi hissetmeye başlıyorum.
Eminim ki sesimden de modumun güzelliği ve iyiliği anlaşılıyordur diye düşünüyorum.
Bu nedenle sizlerle bu ruh halimi paylaşmak istedim.
Bugün kendimiz için ayağa kalkmak, kendimizi savunmak üzerine konuşacağız.
Aynı zamanda sevinmeme korkusu, başkaları tarafından beğenilmeme korkusuyla kendimizden feragat ettiğimiz o zamanların nasıl önüne geçebiliriz?
Nasıl kişisel bütünlüğümüzü koruyabiliriz?
Kendimize saygımızı kaybetmeden nasıl kendimizi iyi ifade edip koruyabiliriz?
İşte bunların üzerine konuşacağız.
Aslında her şey benim Instagram'da paylaştığım bir story ile başladı.
Çok böyle sinirlendiğim ve ev sahibimle bazı sıkıntılar yaşadığım bir gündü.
Artık canıma tak etmişti.
Çünkü kibarlığımın ve insanlara karşı iyi davranma modumun aslında nasıl da suistimal edildiğini ve bazen...
Bazı noktalarda sert ve kararlı olmam gerektiğini fark ettiğim bir gündü.
Ben de bununla ilgili Instagram'da hikayelerde kısa bir yazı yazdım.
Eskiden beri aslında aynı küçük bir kız gibi hep sevilmek istediğimi, insanlar tarafından onay görmek, ne kadar tatlı biri, ne kadar iyi biri hakkımda denmesini istediğimi, fark ettiğimi
söyledim. Bu arada şu an bu kurduğum cümle oldukça devrik olmuş olabilir.
Neyse ama...
Konumuz bu değil elbette ki.
Ve artık bu durumu aşmaya başladığımı, insanların benim hakkımda ne düşündü veyahut da tatlı biri olarak beni görüp görmemelerinin umurumda olmamaya başladığını yazdım.
Ve o kadar çok mesaj aldım ki.
Ve dedim ki demek ki çoğumuz başkaları tarafından iyi görülmek ve sevimli olmak istiyoruz.
Özellikle kadınların üzerinde böyle bir baskı var.
Sen kadınlar hep sevimli, hep tatlı olmaları gerekiyormuş ve çok fazla seslerini çıkarmamaları gerekiyormuş gibi lanse ediliyor toplumumuz.
Hatta ben büyürken sesimi yükselttiğim zamanlarda veyahut da kendimi savunduğum zamanlarda annem babam bana cazaloz derlerdi.
Birkaç tane hatta adım vardı böyle işte Çaçaro, Cadaloz.
Düşünebiliyor musunuz?
Yani bir kadın kendisini savunmaya kalktığında ya da küçük bir kız çocuğu ezildiği için haklarını savunduğunda ailesi tarafından bile daha hayatın ilk dönemlerinde susturulmaya çalışılıyor.
Ve tabii ki de büyüdüğünde, iş hayatına girdiğinde, bir yetişkin olduğunda, diğer yetişkinlerle iletişime geçtiğinde bu baskı daha da artıyor.
Çünkü toplumun çekirdeğinde bile bunu görebiliyoruz.
Kadınların üzerinde çok büyük bir baskı var.
Elbette ki erkeklerde de aynı şekilde kendini ifade edememe, kendini savunamama gibi durumlar söz konusudur.
Fakat ben kendi cinsiyetim üzerinden gidiyorum çünkü ben kadın olmayı deneyimleyen birisiyim.
Mesela bunu kız kardeşimde ve diğer pek çok arkadaşımda da görebiliyorum.
Bizler sevimli olmak hatta diğer insanlar tarafından sevilmek zorunda dahi değiliz.
Sevilmek bir ihtiyaçtır.
Bunun altına önce bir çizmek istiyorum.
Hep dediğim gibi bağlar kurmak, sevmek ve sevilmek bizi besleyen, mutlu eden şeyler.
Fakat zihnimizde herkes tarafından sevilmemiz gerekiyormuş gibi yanlış bir inanç bazen gelişebiliyor.
Bunun da aslında sebebini şuna bağlıyor uzmanlar.
Bizler küçük bir çocukken anneye babamıza kendimizi sevdirmek zorundaydık.
Çünkü evrimsel biyolojimiz diyordu ki hayatta kalmalısın.
Hayatta kalmanın yolu nedir?
Bize bakım veren insanlara kendimizi sevdirmek.
Çünkü bize yemeği onlar sağlar, evi onlar sağlarlar.
Evet de küçük bir çocukken bunu böyle düşünmüyorduk.
Sadece bilinçaltımızdan bunun hissiyatını alıyorduk.
Bu nedenle her ne kadar bizi büyüten insanlar tarafından ezilsek de, yanlış davranışlara maruz kalsak da susuyorduk.
Hani şey vardır ya annesinden dayak yiyen çocuk yine gidip annesine sarılır.
Burada şöyle bir şeye de hiç girmek istemem.
Anne babalarımızı karalama gibi bir noktaya ama yanlışın yanlış, doğrunun da doğru olduğunun...
Altını her zaman çizmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Artık büyüdük. Artık ailemize, anne babamıza bile muhtaç değiliz.
Fakat hala zihnimiz o eski küçük çocuğun zihnine sahip.
Hala hayatta kalmak için sevilmemiz gerektiğine inanıyor.
Hala hayatta kalabilmek için başkaları tarafından kabul görmemiz gerektiğine inanıyor.
Nihan Kaya'nın çok güzel bir kitabını okuyorum son zamanlarda.
Erteleme diye. Hatta kitap kulübünde hep birlikte okuyoruz ve her sayfasından gerçekten çok etkilendim.
O kitaptan bununla ilgili bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Korkmamızdan artık korkmadığımızda iç çocuğumuz da iç anne babadan, dolayısıyla patronun, jürinin, tez hocasının, başkaları ne der kaygısındaki başkalarının, herhangi birinin zihnindeki eleştiriden
korkmaz. Eleştirilme korkusu anne baba tarafından sevinmeme korkusudur.
Ama artık yetişkiniz. ve anne babamızın sevgi ve onayı olmadan da hayatımızı idame ettirebiliriz.
Anne babamızın sevgi ve onayı olmadığında fiziken de öleceğimizi, hayatta kalma içgüdümüzle bildiğimiz günler geride kaldı.
Artık dünyadaki herkes bizden nefret etse de yaşayabiliriz.
Bu alıntıyı ilk okuduğumda gerçekten çok etkilenmiştim.
Özellikle de son kısmından.
Artık hiç kimse bizi sevmese bile hayatta kalabiliriz.
Birazcık... Böyle geriye dönüp kendi hikayemden de size bahsetmek istiyorum.
Ben ailem tarafından gerçekten biraz böyle fanusla büyütülmüş bir çocuğum.
Bazı noktalarda çok şanslıydım, bazı noktalarda ise çok şanssızdım.
Fakat babam hani ailesine iyi bakan, özellikle kız çocuklarına çok iyi bakım vermeye çalışan ve onları hayatın zorluklarından elinden geldiğince koruma çabası içerisinde olan birisiydi.
Ve bu nedenledir ki ben neredeyse işte 24-25 yaşıma kadar hiçbir şekilde hayatın gerçek yüzüyle tanışma fırsatı elde edemedim.
Kadar ki en büyük sıkıntım kendi ailemle yaşadıklarımdı.
Onların beni kapattığı o alandan çıkma çabası içerisindeydim devamlı olarak.
Fakat bunu yapmak için de elbette ki bazı özgürlükleri elime almam gerekiyordu.
Ekonomik özgürlüğüm, kişisel özgürlüğüm, kendim olarak bu hayatı yaşamaya dair inancım ve bu benim.
deyip o evden çıkabilme gücünü göstermem gerekiyordu.
Ve bunu yapmam 25 yaşıma tekabül etti.
25 yaşından sonra kendi başıma yaşamaya başladım ve bunun zaten mücadelesini çok fazla verdiğim için hayattaki sorunlarımın artık bu noktada biteceğini, çok mutlu olacağımı ve özgür bir kuş gibi istediğim
yere oradan oraya uçabileceğimi zannediyordum.
Elbette ki bunlar gerçek hayatta hiç tanışmamış bir insanın düşünceleriydi.
Maalesef ki tahmin ettiğimden daha da kötü.
şeyler yaşadım. Fark ettim ki her ne kadar ailemden bir kuruş dahi almasam ve onların onaylamamasına rağmen hayatımın sonuna kadar arkasında da dursam ve tamamen güçlü biri olduğuma
ve bu hayatta kalabileceğime dahi inansam hala içten içe insanlar beni sevsin, onlara karşı kibar davranayım, ya yalnız kalırsam ya beni bırakırlarsa diye sürekli
olarak kendimden feragat ettiğimi fark ettim.
Ve fark ettim ki ailemde hoşlanmayıp kaçtığım ne varsa aslında yeni hayatımda onları yeniden buluyorum.
Sadece bu kişi annem babam olmuyor da başka biri oluyor.
Arkadaşım oluyor mesela.
Ve yine fark ettim ki İçimde bir yerlerde hep biri beni kurtarsın diye bekliyorum.
Oysa hani ben özgür olmak için ve kimseye ihtiyacım yok demek için evden çıkmıştım ve tek başıma bu hayata tutunmaya karar vermiştim.
İçten içe hala birilerinin aynı babam gibi gelip beni kurtarmasını ve bir şekilde bana iyi gelmesini bekliyordum.
Bunun ne kadar realistik olmayan bir düşünce biçimi olduğunu sonradan fark ettim.
Aslında tam olarak iyileşemediğim için bazı noktalarda gittiğim yerlerde...
Ve yine gördüm ki zorbalığa çok fazla boyun eğiyorum.
Bir insan beni sevmeyecek diye ödüm kopuyor.
Sevilmeme korkusuyla sürekli olarak başkalarını memnun edecek davranışlarda bulunabiliyorum.
Aslında hayatta her şey psikolojimizle ilgili.
Bizim o psikolojik yapımız, ruhsal enerjimiz, siz ne dersiniz deyin terapistim sinir sistemimin yaydığı bir enerji olduğunu söylüyor bunun.
Bu enerji bizi o zorba belki de işte kendimiz...
savunmamıza engel olacak.
Ebeveynlerimize benzeyen insanlarla karşılaştırıyor.
Bu partneriniz olabilir. Arkadaşlarınız olabilir.
Veyahut da işte iş hayatında tanıştığınız birileri olabilir.
Her kim olursa olsun. Ve bu insanlar size aynı şekilde davranıyorlar.
Ve zaten sizin zayıflığınızı çok iyi biliyorlar.
İçten içe yani. Bilinç noktasında bilmiyorlar ama onlar da kendi ruhsal enerjileriyle birlikte sizin sevilmemekten çok korktuğunuzu ve kendinizi savunamayacağınızı biliyorlar.
Ve sizi çok daha fazla suistimal etmeye başlıyorlar.
Maalesef ki. Kendisi için ayağa kalkamayan, kendisini savunmakta zorlanan insanların en büyük sıkıntısı bu.
Her zaman kendilerini suistimal edecek insanları buluyorlar.
Peki bunun nasıl önüne geçeceğiz?
Bunun önüne geçmenin bir yöntemi var mı?
Yani ben sadece kendi deneyimlerimden bahsedeceğim size ve okuduğum ettiğin birkaç şeyden bahsedeceğim.
Elbette ki bunlar hani kesin olan şeyler değiller ve herkesi de işe yaramayabilirler.
Ama belki size birazcık da olsun ilham olabilirler.
Birinci madde olarak şunun çok farklı...
Herkes beni sevmek zorunda kesinlikle değil.
Ve bunu böyle sağlıklı bir yerden söylüyorum.
Gerçekten de herkes bizi sevemez.
Eğer herkes bizi seviyor olsa zaten bunda bir sıkıntı var demektir.
Hayatta herkes kendi yaşam mücadelesini veriyor ve herkesin kendince bir sorunu, bir problemi var.
Kimseyi yargılamıyorum artık.
Yani yargılamamaya çalışıyorum.
Çünkü ben en başta kendi kendimi yargıcıyım.
Kendimi o kadar çok yargılıyorum ki bu yargılama evlilik dışa doğru da dönüyor.
Bu yüzden bunu içten gelen bir şekilde çözmeye çalışıyorum.
Beni sevmeyen ve anlaşamadığım bir insan olduğunda...
Onu bırakmayı, onu memnun etmek için çabalamamayı aslında bu şekilde öğrendim.
Aynı zamanda artık o insanlara karşı bir parça şefkat bile duyuyorum.
Diyorum ki herkesin kendince bir durumu var ve yapabileceğim hiçbir şey yok.
Bazen mesela sosyal medyadan da zorbalığa maruz kaldığım zamanlar oluyor.
İnsanlar bana saçma sapan şeyler yazıyorlar.
Mesela bir kitabı paylaşmışım işte.
Neden bunu şimdi paylaştın?
Biz bunu ne yapalım tarzında mesajlar dahi alabiliyorum.
Düşünsenize ben zaten kitaplar üzerinden bir konsept ilerletiyorum bakıldığında.
podcastlerde ve instagram hesabımda ama bu tarz yorumlar gelebiliyor böyle zamanlarda eskiden özellikle bu işi ilk yapmaya başladığım zamanlarda çok üzülüyordum elimde olmadan üzülüyordum niye böyle şeyler yazıyorlar ben çok saçma
sapan işler mi yapıyorum diye ama bunun hiçbir alakası olmadığını aslında tamamen karşımdaki kişinin problemi olduğunu kendi kendime içselleştirdim bir diğeri de İtiraf etmek gerekirse ben de herkesi sevemiyorum.
Ve bunun farkında olmak da beni çok iyi hissettiriyor.
Diyorum ki ben herkesi sevmiyorsam herkes de beni sevemez zaten.
İnsanların hepsini bizler de sevemeyiz.
Ve bu da kötü bir şey değil.
Bazı insanların frekansları bizlerle uyuşmaz.
Bazı insanlar gerçekten de bahsettiğim gibi zorbadırlar.
Belki sıkıcıdırlar.
Belki de bizimle aynı düzeyde olmayabilirler.
Canımızı sıkabilirler. Hayatımıza karışabilirler.
Ve bu tip insanlardan uzaklaşırız.
Bizler de herkesi sevmeyiz.
Ve onları sevmiyoruz diye o insanlar ölmezler.
Gayet de hayatlarını sürdürmeye devam ederler.
İkinci maddem. Hayatta bir anlaşmazlık yaşadığımda ve kendimi savunmam gereken bir durumla karşılaştığımda şöyle bir yöntemi istiyorum.
Ve itiraf etmem gerekiyor. Eskiden bunu yapmakta çok zorlanırdım.
Yani bir anlaşmazlığın içerisinde olmaktan çok korkardım.
Artık korkmuyorum.
Yöntemim de şöyle. Öncelikli olarak vicdanıma bakıyorum.
Yani ben burada gerçekten nasıl bir tavır almak istiyorum?
Hangi tavrı sergilersem hem vicdanım hem kendim rahat edecek.
Karşı tarafı tamamen suçlamak veyahut da karşı tarafa kötü davranmak üzerinden bir politika değil de aslında onu da bir noktada düşündüğüm, vicdanlı davrandığım bir tartışmanın içerisine girmeye çalışıyorum elimden
geldiğince. Yani sadece ben merkezci olaylara bakmıyorum bu arada.
Ve zaten genelde böyle davrandığınızda bir yetişkin gibi konuşuyorsunuz.
Karşınızdaki insanlar.
Ve insanlar sizin o yetişkin enerjinizden etkileniyorlar.
Şimdiye kadar çok az kişiyle karşılaştım gerçekten.
Bu şekilde vicdanlı ve iyi konuştuğunuz, kendinizi bir yandan savunduğunuz ama onu da ezmeden, onu da hakkını yemeden bir şeyleri ifade etmeye çalıştığınızda...
İşler kötü gitmiyor.
Yine ev sahibinden bahsetmiştim size birazcık bölümün başında onunla sıkıntı yaşadığımdan.
Mesela sonrasında kendisiyle aynen bu frekansta bir konuşma yaptım.
Ve hani aslında onu da düşündüğümü, onu da gözettiğimi, hissettirdiğim bir konuşma oldu.
Orta yerde anlaştık ve birbirimizle de iyi anlaşmaya başladık.
Bu her zaman böyle olmayabilir.
Hayat her zaman böyle gitmeyebilir.
Çok saçma insanlar da olabilir hayatınızda.
Fakat öncelikli olarak ben bu yöntemi deniyorum.
Eğer bu yöntem işe yaramıyorsa o zaman daha farklı şeyleri deneyebilirsiniz.
Bazen çok daha büyük yerlere gidebilir.
Belki davalık olabilirsiniz bazı insanlarla.
Veyahut da yakın akrabalarınızla, sevdiklerinizle bağlarınız tamamen kopabilir.
Bunu yapmaktan da korkmamak gerekiyor.
Yani bazen bazı ilişkilerin bitmesi gerekir.
Ben buna inanıyorum. İnanın anne babanız dahi olsa bu böyledir.
Bir şeyin bitmemesi için çok çaba sarf ederim.
Kötü bir ilişkinin içerisindeysem eğer özellikle bunlar yakınlarımsa yani kan bağıyla bağlı olduğum insanlarsa fakat fark ediyorsam ki artık burada bana yer yok.
Ben burada kendimi kendim gibi hissedemiyorum.
Beni çok fazla suistimal ediyorlar.
Oradan gitmeyi de öğrendim.
Zaten elinizden gelen çabayı gösterdikten sonra yüreğiniz de hafiflemeye başlıyor.
Ve bitmesi gereken o işi bitirecek gücü de bulmaya başlıyorsunuz.
Bir diğer maddem kendime yazdığım gerçekten de deli gibi kendime yatırım yapmak.
Bu hayatta... Kısa
Geri kalan her şey boş.
Gerçekten yatırımınızı her zaman ama her zaman kendinize yapın.
Şeyi çok fazla görüyorum özellikle kadınlar partnerlerine çok fazla yatırım yapma eğilimi içerisinde olabiliyorlar.
Yani hayatlarını bir şekilde onun eksenine döndürmeye, onun iyiliği için çabalamaya başlayabiliyorlar.
Belki de bu içimizdeki o anaçlık duygusundan da geliyor olabilir.
İnanın bilmiyorum. Fakat bunu yapan farklı farklı karakterlerde pek çok kadınla tanıştım şimdiye kadar.
Ve gerek aşk ilişkilerinizde, gerekse arkadaşlık ilişkilerinizde her zaman önceliği kendinize vermenizi öneririm.
Belki bu bencillik gibi gelecek size.
Eskiden bana da öyle geliyordu.
Ama bu noktada bunun bencillik olduğunu düşünmüyorum.
Bu kendini korumak demek.
Çünkü siz kendinizi korumazsanız diğerleri sizi hiçbir zaman korumayacak.
Hayatınızın aşkı dediğiniz o adam da bir gün sizi bir kenara atabilir ve hiç acımayabilir.
Ve bu da hayatın bir gerçeğidir.
Bunu yaşayan bir sürü insan var ve belki siz de bunu dinleyen biri olarak bunu yaşadınız.
Bu nedenle ne olursa olsun başkalarına da sevginizi, ilginizi verin elbette ama önce kendinize verin.
Önce kendi hayatınızı birinci sıraya yerleştirin.
Ve biliyorum ki herkes gelip geçiyor hepimizin hayatında.
Ama bizler kalıyoruz.
İnanın biz kendi kendimizde kalıyoruz.
Ve kendi kendisiyle yaşamayı bilmeyen, kendi kendisiyle anlaşmayı bilmeyen insan bu hayatta hiçbir zaman mutlu olamıyor ve tutunamıyor.
Fakat kendisine yasırım yapan, kendi değerinin farkında olan bir insansa kadın veya erkek hiç fark etmez.
Kendisi için her zaman ayağa kalkabiliyor.
O yetişkin hali, kendisine verdiği değer sözle değil de beden diliyle dahi ifade bulabiliyor.
Diğer insanlar bunu görüp Ona saygı duyuyor.
Ve yine bu kişilerin gerçekten frekansları değil, sinir sistemlerinin yaydığı o enerji değil, her ne derseniz değil o kadar güçlü oluyor ki kendilerine onlara değer verecek insanları çekiyorlar.
Bu tip insanlarla artık anlaşmaya başlıyorlar.
Hep diyoruz ya iyileşme bizden başlıyor.
Yani içimizden başlıyor.
Şuna da çok kalpten inanıyorum.
Annemiz ve babamız dahi ki ebeveynlerimiz ne olursa olsun bu hayatta bizi en çok düşünen insanlardır.
Onlar dahi bir yere kadar yaşamımızda olacaklar.
Yani bize verdikleri zararlar da olabilir ama her zaman bizi diğer insanlara göre...
Fazla düşünecek kişiler anne ve babalarımızdır.
Genelde bu böyledir ama onlar bile bir yerde duracaklar.
Bir yere kadar size yardımcı olabilecekler.
Hep siz kendi kendinizi büyütmek ve ilerletmek zorundasınız.
Hatta son zamanlarda çıkan ve çok popüler olan Bahar dizisinde de bunun üzerinden bir şey görüyoruz.
Diziyi eminim ki pek çoğunuz izlemişsinizdir.
Bahar kendisini, ailesini, çocuklarını adamış ve doktorluğu bırakmış bir kadın ve sürekli olarak en yakınları tarafından, kendi çocukları tarafından dahi dalga...
Kavga konusu oluyor ve aslında eziliyor.
Ne zamanki Bahar kendisi için ayağa kalkıyor.
Artık diyor ki yeter ben kendim için bir şeyler yapacağım.
Siz benim evlatlarımsınız.
Sen benim eşimsin, annemsin vs.
Sizleri de çok seviyorum ama ben artık...
Kendim olmak istiyorum. Ve Bahar kendisi için ayağa kalktıktan sonra zaten hayatı birden değişmeye başlıyor.
Çocuklarının, eşinin, ona olan saygısı değişiyor.
Etrafındaki insanların ona bakışı değişiyor.
İlişkileri değişiyor ve gerçekleri daha iyi görmeye başlıyor hayatında.
Bahar dizisinin yansıttığı bu yönü gerçekten çok seviyorum.
Kişi güçlendikçe frekansı da güçleniyor.
Ve hayatı da buna bağlı bir şekilde dönüşmeye başlıyor.
Tam da bu noktada hayatını dönüştürmek isteyen ve kendisine yeni bir şeyler katmak...
yeni alışkanlıklar geliştirmek.
de kendisinin daha iyi versiyonu olmak isteyenler için bir şey duyurmak istiyorum.
Bu benim hazırladığım bir program.
Birazcık detaylandıracağım izninizle.
Bundan bir buçuk sene kadar öncesinde Instagram'da paylaştığım bir postum vardı.
50 günde kendine yeni bir hayat armağan et diye bir postu bu.
Bu postta işte 50 gün için bazı görevler yazmıştım kendime.
Aynı zamanda bu yurt dışında çok yapılan bir şey.
50 Project adı altında.
İşte her sabah erken kalkmak, egzersizler yapmak, kitap okumak ve işte geliştirmek istediğin bir yetenek üzerine çalışmak gibi şeyler var içerisinde.
Ben de şöyle düşündüm.
Neden yaz gelmeden önce hep birlikte böyle bir şeye girişmeyelim?
Öncesinde ben bunu tek başıma yapmıştım ve sosyal medyadan storyler paylaşıyordum bununla ilgili.
Sonrasında çok fazla istek gelince hani bunu birlikte yapalım diye ben de bunu bir Programa dönüştürmeye karar verdim.
Bu programda 50 gün boyunca hep birlikte sabah 6.30'da kalkacağız.
Evet sabah 6.30 yanlış duymadınız.
Her akşam katılımcılara bir link göndereceğim.
O linkten hep birlikte canlı olarak toplandıktan sonra sabah sayfaları yazacağız ve bir meditasyon yapacağız.
Benim meditasyon ve yoga eğitmenliği eğitimim de var.
Hani sabahları yoga falan elbette ki yaptırmayacağım öyle bir vakit olmaz büyük ihtimalle ama kısa bir meditasyon, günlük niyet...
belirleme ve birlikte sabah sayfaları yazma egzersizi yapacağız.
Sabah sayfaları da eminim duymuşsunuzdur.
Eğer duymadıysanız kısa bir araştırma ile görebilirsiniz.
Zihnimizdeki şeyleri bir sayfaya her sabah akıttığımız bir egzersiz aslında.
Bu sayede yaratıcılığımız daha fazla geliştirmeye, yapmak istediğimiz şeye bulmaya yönelik bazı adımlar atabiliyoruz.
Ben yıllardır sabah sayfaları yazıyorum ve bu podcast da zaten sabah sayfaları yazdığım bir sabahta böyle şekillenmeye başlamıştı zihnimde.
Onun dışında da iki haftada bir toplanacağız.
Bir de programın en başında bir toplantımız olacak.
Herkes kendisine geliştirmek istediği bir veya iki tane alışkanlık belirleyecek ve 50 gün süresince bunu her gün yapmaya çalışacak.
Bunları da bir telegram grubumuz üzerinden paylaşacağız.
Bir telegram grubu da kuracağım.
Aslında böyle bunun mantığı 50 gün boyunca iyi şeyleri hep beraber bir grup psikolojisiyle yapmak diyebiliriz.
Ekstra alışkanlıklarınızı takip etmek için pdf'ler...
İşte kaynak tavsiyeleri, kitaplar, filmler, diziler olacak.
Zaten iki hafta bir toplanacağımız için de neler yaptığımızı sık sık konuşacağız.
Böyle güzel bir komünitede olmuş olacak diye inanıyorum orada.
İnanın ben çok hevesliyim.
50 gün boyunca her sabah sizinle birlikte 6.30'da kalkıp bunları hep birlikte yapmanın bence harika bir enerjisi olacak diye düşünüyorum.
Umarım siz de seversiniz bu fikri.
Eğer kayıt olmak isterseniz linki açıklamalar kısmına bırakacağım.
Oradan bakabilirsiniz. Sorularınızı veyahut da aklınıza takılan bir şey varsa bana Genelsesler Podcast Instagram hesabından veyahut da genelsesler.gmail.com üzerinden mail olarak iletebilirsiniz.
Hepsine geri dönüş yapmaya çalışacağız.
Geri kalan detaylarını da yine açıklamadaki linkten bakabilirsiniz.
Evet, bu duyuru buraya kadardı.
Şimdi devam ediyorum. Son olarak da aslında birazcık zorbalardan bahsetmek istiyorum.
Zorbalar bu hayatta zorba karaktere sahip insanlar yani bizi en çok zorlayan insan tiplemelerinden biri.
Hatta belki de en zoru diye düşünüyorum.
Bir zorbaya karşı kendimizi savunmak, kendimiz için ayağa kalkmak oldukça zorlayıcı olabilir.
Çünkü zaten eğer bir zorba bizi bulduysa büyük ihtimalle bizler birazcık daha çekingen ve izole insanlarızdır.
Zorbaların bazı çeşitleri var bu.
Bu arada bunlardan bir tanesi en sık karşılaştığım narsist zorba.
Genelde bu insanların benlik saygıları o kadar düşük oluyor ki bu nedenle başka insanları da aşağılamak ve aşağıya çekmek istiyorlar.
Kendisini gerçekten seven insanlar kendilerini üstün hissetmek için başkalarını zorbalamak veya aşağılamak istemezler.
Bunu sakın unutmayın.
Bu insanların genelde ne kadar zavallı olduğunu aslında görmemiz gerekiyor.
Narsist zorbaların özellikle ilişkilerde kişileri çok fazla zorladığını gözlemliyorum.
Bir insan size böyle davrandığında narsistçe kendisini övüp sizi yerdiğinde şunu görün.
Aslında bu kişi bir zavallı.
Gerçekten zavallı. Kendisi de o kadar nefret ediyor ki size de aynı şekilde davranıyor.
Böyle baktığınızda bir anda gözünüzde o kadar çok küçülüyorlar ki ve bu insanlara karşı sesinizi yükseltmeniz veyahut da kendinizi korumanız daha da kolaylaşıyor.
Bir diğer gördüğüm, benim en sık karşılaştığım insan tiplemelerinden biri sözel zorbalar.
Yani sözlü bir şekilde size sürekli zorbalık yapan, düzenli olarak yapan kişiler.
Bu arada eğer fiziksel bir zorbalığa maruz kalıyorsanız ve kendinizi savunmakta güçlük çekiyorsanız lütfen bir...
Yetkiliye veyahut da bir uzmana danışın.
Bunun altını çiziyorum. Veyahut da yakınlarınızdan destek de alabilirsiniz.
Fakat sözler de çok güçlüdür arkadaşlar.
Bu kişiler genelde sözlerini küçümsemek ve pasif agresif eğilimlerini beslemek için kullanırlar.
Eleştiri. Alttan laf sokmak, minnoş minnoş böyle bir iyi bir şey deyip sonrasında iki tane kötü şey demek, dedikodunuzu yapmak bunlara dahildir.
Sözel zorbalık da en az fiziksel zorbalık kadar zorlayıcıdır ve yaralayıcıdır.
Bakınca sözel zorbaların ne kadar çok olduğunu aslında fark edebilirsiniz.
Bunları sık sık iş yerlerinizde, işte arkadaşlık ilişkilerinizde, ailenizin içerisinde görebilirsiniz.
En nefret ettiğinde bu arada minnoz torbalardır.
Yani size iyi davranıyor gibi olurlar, çok tatlılardır, şekerlerdir ama sonra biraz sokarlar, bir şoka girersiniz.
Bu insanlar sizin iyiliğinizi mi istiyor, kötülüğünüzü mü istiyor bir türlü fark edemezsiniz.
O zaman...
Böyle bir ikileme düştüğünüzde hep şunu hatırlayın.
Eğer bu insanın iyiliğimi istediğinden emin değilsem demek ki kötülüğümü istiyor.
bitti. Ve bunlardan uzak kalmak gerekiyor arkadaşlar.
Dediğim gibi zorbalar genelde izole insanları seçerler kendilerini kurban olarak.
Böyle insanlara karşı diğer insanlardan destek almaya çalışın.
Eğer desteğiniz yoksa bile onlara varmış gibi göstermeyi deneyebilirsiniz.
Bu hayatta benim çok yalnız hatta yapayalnız olduğum dönemlerim oldu.
Ve bu dönemlerde böyle kimseden destek alamadığım, kimseye bir şey söyleyemediğim zamanlardan geçtim.
Zorbalarla mücadele ettiğim dönemlerdi aynı zamanda bunlar.
Ve o insanlara karşı sanki ki varmış, sizi destekleyen, sizi koruyan birileri varmış gibi göstermek de ara ara etkili olabiliyor.
Bunu da böyle küçük bir yöntem olarak buraya ekleyeyim.
Ve son olarak da size genel birkaç öneride bulunacağım.
Sakin olun. Evet, sakin olun ve davranışlarınızda net olun derim.
Gerekirse kötü bir şeyle karşılaştığınızda hiçbir şey diyemiyorsanız o ortamı terk edin.
Zorbalarla mücadelenin çok zor olduğunu biliyorum.
Bu hayatta diğer insanlara karşı kendimizi savunmanın, birisini kaybetme korkusuyla ne kadar çok böyle kendimizi geri çektiğimizi biliyorum.
Büyük ihtimalle zaten pek çoğumuzun terk edilme şeması var.
Yalnızlıktan çok korkuyoruz.
Duygusal yoksunluğumuz var.
Belki de çocukken yeterince sevilmedik.
Ve içimizdeki o çocuk parçamız hep ürküyor ve hep korkuyor.
Ama kendinizi şunu hatırlatın.
Artık yetişkinsiniz.
İçinizdeki o çocuğa sevgiyi, desteği, korumayı siz sağlayabilirsiniz.
Bunu gerçekten yapabilirsiniz.
Yine uzun yıllar boyunca kendisini savunmakta güçlük çekmiş biri olarak söylüyorum ki...
Gerçekten ama gerçekten her şey bizimle ilgili.
Biz şefkate, anlayışa ve sevgiye kendimizi layık görürsek bunu verecek olan insanları hayatımıza alıyoruz.
Kendin için ayağa kalkmak aynı zamanda kendini anlayışa ve sevgiye de layık görmek demek.
Yine böyle küçücük bir hikayemle bölümü artık kapatacağım.
Son zamanlarda aldığım bir hizmet var.
Çok böyle detaylandırmak istemiyorum bunu şu an.
Çünkü dinliyor olabilirler podcastimi de.
Yapacaklarımı anlamasınlar diye çok böyle üstü kapalı anlatacağım.
Bu hizmete aldığım kişiler benim onlara para verdiğim ve çalıştığım insanlar.
Fakat böyle çalıştığımız halde ve hizmetlerinin karşılıklarını aldıkları halde benim kişiliğime ve bana karşı hoşlanmadığım tavırlarda bulunuyorlar.
Belki de bunun farkında dahi olmayabilirler.
Çünkü normalde iyi ve kibar insanlar gibi duruyorlar ama bir yandan da çok eleştirerler, çok yargılayıcılar.
Büyük ihtimalle bu onların genel tavrı.
Şimdi yüzüme aynı zamanda bir yandan da çok iyi davrandıkları için bu kişileri değiştirmek, artık sizinle çalışmak istemiyorum, yollarımız ayrılıyor demek benim için hala zor.
Fakat eski ben olsam hiç bitiremezdim.
Böyle devam ederdim. Onların o minnoş ve bir yandan da yargılayıcı ve eleştirel tavırlarıyla.
Fakat bugün içerisinde bu işi hallediyorum.
Çünkü kendi kendime dün akşam bir söz verdim.
Ben etrafıma ve kendime elimden geldiğince şefkatli ve sevgi dolu olmaya çalışırken başka birinin bana bunu yapmasını asla kabul edemem.
Ki özellikle parasını verdiğim bir ise.
Ve bugün dediğim gibi gerekli aramaları yapıp bu işi tamamen halledeceğim.
Böyle durumlarda kendimle oturup konuşmak çok iyi geliyor.
Hatta bazen şöyle bir egzersiz bile yapıyorum.
Koltuğa oturuyorum ve karşıma içimdeki o küçük bilgeyi alıp yerleştiriyorum ve onunla sohbet ediyorum.
Aslında korkanın, çekinenin o küçük...
Kız olduğunu biliyorum. Yetişkin tarafım bunları kaldırabilir.
Her şeyle baş edebilecek güce sahip benim yetişkin tarafım.
Ama bazen içimdeki çocuk hala çok kırılgan, çok incinmiş olabiliyor.
Ara ara böyle ona destek verip onunla sohbet etmek ve konuşmak da bana çok iyi geliyor.
Size de öneririm kendi içsel çocuğunuzla sohbet etmenizi ve onu sakinleştirmenizi.
Evet Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Umarım bu bölümde anlattıklarım sizin hayatınızda bir yerlere dokunmuştur ve umarım yine anlattıklarımdan bir şeyleri hayatınıza ekleyip...
olumlu olarak fayda sağlarsınız.
Beni dinlediğiniz için, burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim.
Eğer podcast'ı seviyorsanız, sevdiklerinizi paylaşmanız benim için gerçekten çok kıymetli.
Böyle böyle bu komünite büyüyor ve güzel insanlara ulaşıyor.
O halde önümüzdeki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Kendiniz için ayağa kalkmaktan korkmayın.
Hepinizi çok seviyorum.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
