
Kendi İşini Kurmak, Özgüven ve Başarı (Konuk: İlayda Bilek)
18 Mart 2025 · 37 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm harika bir konuğum var. Youtube ve Instagram'da ürettiği içeriklerle öne çıkan girişimci İlayda Bilek'le başarı, özgüven, kıyas, girişimcilik ve kadın olmak üzerine konuştuk. Kaydederken çok keyif aldığımız bir sohbet oldu. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Podcast Danışmalığı İçin: info@genelsesler.com 'a mail atabilirsiniz.
İlayda'nın youtube kanalı: https://youtube.com/@ilaydabilek?si=CCSWcQORFd-Nka4E
İlayda'nın Instagram hesabı: instagram.com/ailaydabilek
Mindfulness Koçluğu Almak İçin: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=header
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge ve bugün çok tatlı bir konuğum var.
Belki tanıyorsunuzdur Instagram'dan veyahut da YouTube'dan.
İlayda Bilek. Hoş geldin İlayda.
Merhaba, hoş bulduk.
Nasılsın? İyiyim, teşekkür ederim.
Sen nasılsın? Ben de iyiyim.
Podcast'ta az sayıda konuk alıyorum ve onlardan birisi oldun.
Hatta podcast'ın ikinci konuğu İlayda.
Özellikle seni davet etmek istedim.
Çünkü hem dinleyicilerimin hem de kendimin senden alacak şeyleri olduğuna inanıyorum.
Biraz böyle şeyden bahsetmek istiyorum.
Ben İlayda ile nasıl tanıştım ve neden onu buraya davet ettim?
Biz İlayda ile...
Bir danışmanlık görüşmesinde tanışmıştık.
İlayda'nın Instagram'la ilgili danışmanlık verdiği bir hizmeti var.
Ben de içerik yöneticisi olduğum için biraz böyle zor bir dönemden geçiyordum.
Ve bir danışmanlık aldım. Sonrasında da aramızda böyle bir uyum gelişti.
Ve bir arkadaşlığa dönüştü bu.
Aynı zamanda YouTube videolarını da izliyorum bir yandan.
İşlerinde takip ediyorum seni.
O yüzden burada güzel şeyler katacağını düşünüyorum bize.
Ama sen biraz bize kendinden bahsetmek ister misin?
Yaptığın işlerden, kendinden.
İsterim tabii ki de.
Çok teşekkür ederim bu arada beni davet ettiğin için.
Ben de seni bir içerik üreticisi olarak çok beğeniyorum ve kafa yapımızın benzediğini düşünüyorum açıkçası.
O yüzden burada olduğum için çok mutluyum.
Ben şu anda beni tanımayanlar için kendi işini kurmak ve sosyal medyayı kullanarak kendi işini büyütmek isteyenler için hesap açmayı, hesap yönetmeyi, bir topluluk oluşturmayı, ürün geliştirmeyi, hizmet geliştirmeyi, satış yapmayı
öğreten eğitim ve danışmanlıklar veriyorum.
Aynı zamanda kendimde bir içerik üreticisiyim bilginin de söylediği gibi.
Instagram'da girişimciler... Bu arada podcast'ın açıklamalar
kısmında İlayda'nın Instagram'ını ve YouTube'unu bulabilirsiniz.
Onu da buradan şimdiden söylemiş olayım.
Burada benim sana sormak istediğim aslında birkaç şey var.
Öncelikli olarak dedin ya işte kendi işini yaptığından, kendi işini kurduğundan bahsettin.
İşte yaptığın şeylerden bahsettin.
Senin kendi yolunu çizen biri olduğunu düşünüyorum.
Güçlü bir karakter arasında aynı zamanda.
Kendi ayaklarının üzerinde duruyorsun.
Fakat kendi yolunu çizmeye, kendi işini kurmaya ne zaman karar verdin?
Ve bu yolda ne gibi zorluklar yaşadın?
Biraz böyle bahsedebilir misin bize?
Bahsedeyim. Ben Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinde pazarlama departmanında çalışıyordum.
Ve çok severek çalışıyordum aslında.
Bir süre sonra artık orada mutlu olmaya başladım.
Etrafımda çalışan insanların bana ilham vermediği, bana yeni bir şeyler öğretmediğini hissettiğim bir döneme girdim.
Ve şöyle hissediyordum. Sanki işe gidiyorum geliyorum ve oradaki herkes de sadece işe gelip gidiyor ve paralarını almak istiyorlar.
Gerçekten hiçbir şeye katmak istemiyorlar.
Böyle bir hissiyat vardı bende.
Ben uzun süre bunun içinden çıkamadım.
Orada çok mutsuz oldum. Bir işe yaramadığımı düşünüyordum açıkçası.
Hiç kimsenin hiçbir işe yaramadığını düşünüyordum.
Bir boşluğa düşmüştüm hayatımla ilgili.
O dönemde bir dönüm noktasına geldim.
Yani ben şu anda yeni bir iş mi arayacağım?
Başka bir şirkete mi geçeceğim?
Yoksa çok uzun zamandır hayal kurduğum gibi kendi işimi mi kuracağım?
Ve o noktada şeye karar verdim.
Ben artık kendi işimi yapmak istiyorum.
En azından denemek istiyorum. Çok korktum bu arada.
Çok korkulucu bir deneyimdi benim için.
Çünkü özellikle iyi bir maaş alıyorsanız altın bir kafestesiniz gibi.
Çıkmanız daha da zor. Ve ben o zaman tek başıma yaşıyordum.
İşte kiram var, bazı masraflarım var.
Onları düşünüyordum. Hani ben eğer bu kurduğum işten para kazanamazsam ne yaparım?
Nasıl geçinirim? Sonra kendime şu soruyu sordum ve bu soru gerçekten hayatımdaki en değerli soru.
En kötü ne olabilir? Ve bu soruyu kendime sık sık sormaya devam ediyorum.
En kötü ne olabilir? O dönemde bunu sordum.
En kötü ne olabilir? Kurduğum iş tutmayabilir.
Evimi kapatmak zorunda kalabilirim.
Ailemin evine taşınırım. En kötü daha düşük maaşla başka bir işte çalışmak zorunda kalırım.
Ama en kötü bu olur yani.
En kötü olabilecek, en kötü şey bu.
En kötü şey yine bir şirkette, başka bir şirkette belki daha düşük bir maaşla çalışmaya devam ediyor olurum.
Ama en iyi ihtimale baktığımda ben gerçekten kendi hayallerimi gerçekleştirebilirim, çok mutlu olabilirim, istediğim parayı kazanabilirim, istediğim insanlarla çalışabilirim ve en önemlisi de beni o zaman en çok motive eden şey...
Etrafımda bana ilham veren insanlarla çevrili olabilirim.
Mesela şu anda kaydettiğimiz podcast, seninle yaptığımız konuşmalar.
Etrafımda ilham veren insanlar var.
En iyi seçenek oldu bence.
Getirebildiğim en iyi noktaya getirdim.
O dönem çok zordu ama şu an çok mutluyum.
Bu söylediklerim bende o kadar büyük bir karşılık alıyor ki.
Çünkü aynı şeyleri ben de yaşadım.
Ben de işte bundan 3 sene önce işimi kurdum.
İşte bu podcast yolculuğuma ve içerik üreticiliği yolculuğuna başladım.
Ve tam olarak aynı şeyi düşünmüştüm.
Hani en kötü ne olabilir? Çalışkan bir insanım zaten.
Bu olmazsa başka bir yerde çalışabilirim.
Başka bir şey de yapabilirim. Bu aslında bir kafa yapısı bence.
Ve sen videolarında, Instagram paylaşımlarında kafa yapısından çok bahsediyorsun.
Mesela birinin kendi işini kurması ve kendi ayakları üzerinde durması için nasıl bir kafa yapısına sahip olması gerekir sana göre?
Bence bu... sadece işimizi kurmak ve kendi ayaklarımızın üzerinde durmanın da ötesinde hayatı mutlu bir şekilde yaşayabilmek için kurban rolünden çıkmamız ve sorumluluk almayı öğrenmemiz gerekiyor.
Öyle bir sistemde büyüyoruz ki okula gitmen söyleniyor.
İşte derslerine çalışman gerektiği söyleniyor.
Üniversiteye hazırlanman gerektiği söyleniyor.
Dershaneye gitmen gerektiği söyleniyor.
Her şey sana söyleniyor ve sen bunun üzerinde devam ediyorsun.
Bunun üzerinden yoluna devam ediyorsun.
Ama aslında bu bize biraz da Şikayet etmeyi öğretiyor, öyle diyeyim.
Kendimden örnek vereyim mesela.
Çok her gün karşılaştığım bir şey üzerinden örnek vereceğim.
Birisi bana geliyor diyor ki ben işte sosyal medya hesabı açtım, onu yönetiyorum.
Ama bir şekilde işte birilerinin saçma sapan içerikleri öne çıkarken, izlenirken benim içeriklerim izlenmiyor.
Şimdi bu bakış açısı şikayet eden bir bakış açısı ve bu bakış açısı kurban bakış açısı.
Çünkü bunu dediğinizde şu ihtimali elemiş oluyorsunuz.
Ben bir şeyleri yanlış yapıyor olabilirim.
hayatımızla ilgili sorumluluğu alıp o kurban bilincinden çıkmamız gerekiyor ve kendimiz için aksiyon almamız gerekiyor.
Mesela diyeceğiz ki bu içerikler ben bunların saçma sapan olduğunu da düşünsem birileri tarafından beğeniliyor ve izleniyor.
Bunlar neden izleniyor? Bunlar neden beğeniliyor?
Ve ben kendi içeriklerimi nasıl değiştirebilirim?
Ben kendi hayatımda ben kendi işimle ilgili nasıl aksiyonlar alabilirim ki benim içeriklerim de izlensin?
Ben şu anda neyi bilmiyorum?
Neyi öğrenmem gerekiyor? Yani hayatımızla ilgili sorumluluk almayı öğrenmek ve kurban bilincinden çıkmak Bence kendi işinizi kurmak istemeseniz bile çünkü bu da herkese göre bir şey değil.
Herkesin yapmak isteyeceği bir şey değil biliyorum.
Ne yaparsanız yapın bu arkadaşlık ilişkilerinizde işte bir aşk ilişkinizde evlilikte bile geçerli.
O kurban bilincinden çıkmak gerekiyor.
Hani bir şeyler benim başıma geliyor demeyeceğiz ve bunun için üzülmeyeceğiz de bir şey benim başıma geliyorsa ve ben o konuda mutsuzsam ben bunun için ne yapabilirim?
Ben bunu düzeltmek için şu an ne yapabilirim?
Bence en kilit...
İki bakış açısı ve iki kafa yapısı bu.
Kurban bilincinden çıkmak, şikayet etmeyi bırakmak ve hayatımızın sorumluluğunu kendi ellerimize almak.
O okul bittiğinde yok işte dershaneler bittiğinde, üniversite sınavı bittiğinde.
Çünkü artık kafanızın üstünde başınızda durup size şunu yap bunu yap diyen kimse kalmamış oluyor.
Siz kendi kararlarınızı vermeye başlamış oluyorsunuz.
Ve o noktada... Ne karar vereceğinizin artık bütün sorumluluğu sizde.
Ne karar verirseniz onu yaşıyorsunuz.
Aldığınız kararların da almadığınız kararların da sonuçlarını siz kendiniz katlamıyorsunuz.
O yüzden bu sorumluluğu farkında olmak gerekiyor.
Kesinlikle öyle. Şimdi sen bunları söylerken direkt şunu düşündüm.
Ne zaman seni izlesem?
İşte YouTube'da da, Instagram'da da bana hep bir özgüven geçiriyorsun.
Ama böyle müthiş bir özgüven.
Hani şey gibi hissediyorum.
İleride bunu diyorsa doğrudur.
Çünkü hani o tavrın, kendine inancın bana geçiyor ve eminim seni dinleyen, izleyen herkese geçiyor.
Kendine inanmanı sağlayan şey de bu muydu aslında?
Kendi hayatının sorumluluğunu almak mı oldu?
Ya da başka ne yaptın?
Şunu yaptım. Bence her şey bir bakış açısı.
Mesela gerçekliğin içinde yaşadığımızı zannediyoruz ama aslında sadece kendi bakış açımızda yaşıyoruz.
Ve bir yere bakıp herkes farklı bir şey görebiliyor.
Ve ben böyle bir noktada şunu düşünüyorum.
Özgüvenli olduğuma inanabilirim ya da özgüvensiz olduğuma inanabilirim.
Hangisine inanacağım? Özgüvenli olduğuma inanmayı tercih ederim.
Bu hayatta iyi bir şeyler başarmış ve başına gelen her şeyle başa çıkabilecek, her şeyi yönetebilecek, her şeyi başarabilecek biri olduğuma inanmayı tercih ediyorum.
Bu gerçekten benim kasıtlı yaptığım bir tercih.
Her gün kalkıyorum ve halledebilirim diyorum.
Ve bunun için de kendi hayatımdan kanıtlar bulmaya çalışıyorum.
Mesela... İşte geçmişe dönüp bakıp neler başardığımı anlamaya, görmeye çalışıyorum.
Bazen küçükken, çocukken, bazen büyürken, üniversite döneminde ve bazen geçen hafta ne yaptığımı fark etmeye çalışıyorum.
Ve bu bana güç veriyor.
Ben onu yaptıysam bunu da yapabilirim.
Onu da bir zamanlar yapamayacağımı düşünüyordum ama yaptım, başardım gibi böyle.
Kendi hayatımdan, kendi ihtiyacım olan kanıtları kendi kendime buluyorum.
Çünkü özgüven bize dışarıdan verilen bir şey değil.
Bizim kendimize inanmamız gerekiyor ve bizim kendimize inanmamızı sağlayacak en büyük şey de hayatımızda o kanıtları bulmak.
Hatta beni Instagram'dan takip edenler varsa burada biliyorlardır.
Ben her pazartesi, geçen hafta kendimle en çok neden gurur duydum diye bir hikaye paylaşırım.
Ve orada şunu yapmak isterim.
Herkes bir geçen haftasına baksın ve...
Kendisiyle gurur duyacağı neler yapmış bunu bir düşünsün, bunu bir görsün.
Ve kendimizle gurur duyma eşiğini de kendimiz belirliyoruz aslında.
Mesela öyle yanıtlar geliyor ki ben bu yanıtları paylaşmıyorum bu arada.
Kimse kimseyle kendi karşılaştırsın, kıyaslasın istemiyorum.
Ama araba aldım diyen de var.
Eski sevgilimin engelini kaldırmadım diyen de var.
Ben sadece yataktan çıkabildiğim için kendime gurur duydum diyen de var.
Bunlar müthiş şeyler. Çünkü kendimizle gurur duyma eşiğimiz gerçekten hem kişiden kişiye değişiyor hem de her hafta her gün değişiyor.
Bazı haftalar daha büyük işler başarmış olacaksınız kendinizin gözünde.
Bazı haftalar daha küçük işler başarmış olacaksınız.
Ama bunların hepsi aynı öneme sahip benim için.
Hayatımızda bunları görüyor olmak bizi özgüvenli kılan şey.
Yani daha önce yaptıysam yine yaparım.
Ya da daha önce bu konuda başarılı olduysam başka bir konuda da tekrar başarılı olabilirim.
Kendi kendimize aslında güvenmek için yollar, sebepler bulabiliriz.
Ben de bu bahsettiğin şey var ya hani işte geçmişteki yaptığımız şeylerden.
hatırlamak ve onlardan destek almak meselesiyle ilgili zamanında bir post çıkmıştım.
Bir yerde okumuştum. Kurabiye kavanozu metodu diye bir şey.
Şey diyordu işte adam.
Bir kavanoz hayal edin ve eskiden yaptığınız her başarıyı ya da işte kendinizle gurur duyduğunuz bir şeyi o kavanozun içerisine koyun ve kendinizi özgüvensiz kötü hissettiğinizde oradan çıkartın.
İşte o kurabiyelerden bir tane ve ben bunu yaptım deyin.
Bunu paylaştığımda şöyle yorumlar bana gelmişti.
İşte benim kendimle gurur duyacak hiçbir şeyim yok.
Ama bu da senin bahsettiğin o eşlik meselesi var ya ona benziyor aslında.
O eşiği kendin koyuyorsun.
Bir gün yataktan çıkmak da seni motive edebilir.
Araba almak da, eski sevgilinin engelini kaldırmamak da.
Bu açıdan bakıldığında aslında hayatımızda yaptığımız ve bize özgüven getirebilecek çok fazla küçük küçük şey bulabiliriz diye düşünüyorum ben de.
Kesinlikle katılıyorum. Bana da öyle cevaplar geliyor bu arada.
Ben hiçbir şey yapmadım diyenler oluyor.
Her hafta mutlaka bunu diyen birileri oluyor.
Ya da bu soru beni çok geriyor diyenler oluyor.
Ama aslında bu soru sizi geriyorsa bu kendinizi suçlu hissetmenizle alakalı.
O zaman da bunu düşünün. Kendimi neden suçlu hissediyorum?
Geçen hafta neyi yaptım ya da neyi yapmadım ki kendimi suçlu hissediyorum?
Çünkü hayatta her şey bizim seçimlerimizle oluyor.
Yani bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya biz kendimiz karar veriyoruz.
Neden suçlu hissettiğinizi düşünün o zamanda.
Ama gerçekten herkes, her yerde, her hafta, her gün kendisiyle gurur duyacak bir şeyler bulabilir.
Seninle konuşurken geçen hafta okuduğumuz bir kitap aklıma geldi.
Benim kitap kulübüm var. Orada Kendinle Savaşma Sanıtı diye bir kitap okuduk.
Daha önce okudun mu o kitabı hiç sen?
Okumadım ama ismi çok güzel geliyor.
Senin bakış açını birebir yansıtan bir kitap bence.
Hazır burada aklıma gelmişken hem sana hem de dinleyicilerime önermek istedim.
Gerçekten senin anlattığın şey orada da gördüm.
Özellikle bireysel sorumluluk ve kurban psikolojisiyle ilgili bakış açın.
Dikkatini çekebilir o kitap.
Bir yandan da seni yine dinlerken gördüğüm bir şey var.
Bence bir kişisel gelişim yolculuğundan geçmişsin.
Yani buna kişisel gelişim de diyebilirsin, kişisel dönüşüm.
Ama bir yolculuktan geçtiğini görüyorum ben senin.
Çünkü böyle bir kafa yapısına ulaşmak...
Böyle bir şey yapmak için buna her zaman ihtiyaç oluyor.
Ve bu yolculukta seni sarsan ve dönüştüren şeyler neydi?
Ya da bir şey var mıydı? Bunu paylaşmak ister misin?
Merak ediyorum. Çünkü ben insanların kişisel hikayelerine çok değer veriyorum.
O yüzden eğer paylaşmak istersen mutlu olurum burada da.
Aslında benim bir dönüm noktam oldu.
Ve buna artık kişisel gelişim mi deriz, bir dönüşüm noktası mı deriz senin dediğin gibi.
Ama beni ve bütün düşünce yapımı değiştiren bir noktaydı.
Kendi işimi kurduktan sonra bir dönem gerçekten çok kötü bir dönem geçirdim.
Çok çalışıyordum, kazanmak istediğim kadar kazanamıyordum.
Çok yoruluyordum, çok mutsuzdum ve şey gibi hissettim.
O kurumsal işimden ayrılmadan önceki dönemdeki gibi hissetmeye başlamıştım kendimi.
Sürekli hasta oluyordum. Yok işte mide hastalıkları bitiyor, bağırsak hastalıkları başlıyor.
Bağırsak hastalıkları bitiyor, cilt hastalıkları başlıyor.
Korkunç bir dönemdi benim için ve şey gibi hissediyordum.
Kendimi bir kafesten çıkarıp başka bir kafese mi koydum ben?
Yani şu anda istediğimi yapmıştım.
Neden mutlu değilim? Ve bir kendimi sorgulamaya başlamıştım.
Ve yavaş yaşamakla tanıştım o dönem.
Kendi stresimi azaltmak, yönetmek için sürekli bir sürü saatlerce meditasyon yapıyorum.
Günlük yazıyorum. Az çalışmaya çalışıyorum.
Sonra karşıma bir video çekti bugün.
Burada terapiye de gidiyordum o dönem.
Karşıma çıkan videoda şöyle bir araştırma yapmışlar.
Şu anda... Tam detaylarını hatırlamamakla beraber hatırladığım kısmını söyleyeceğim.
Stresi kendilerine zarar veren bir şeymiş gibi gören insanların stres kaynaklı kalp krizi geçirip ölme ihtimali çok yüksekmiş.
Ve eğer stresi bizi böyle hasta edecek ya da kaçınmamız gereken bir şeymiş gibi görmezsek, strese bakış açımızı değiştirirsek, vücudumuzun kimyası da bununla uyumlanıyormuş ve başkalarının stresli
gibi görebileceği durumlarda biz cesaret hormonları...
Yani her şey kafamıza bitiyor.
Eğer bir başınıza gelen bir olayı stres gibi görürseniz o gerçekten sizi hasta ediyor.
Ama eğer başınıza gelen bir olayı ya bu bir challenge, bu bir zorluk, bu benim için yeni bir oyun, ben bunu da geçeceğim, bunu da halledeceğim diye bakmaya başlarsanız o aslında sizin için zarar veren bir stres olmaktan çıkıp
cesaret veren bir şeye dönüşüyor.
Ben bunu fark ettim.
Psikologuma anlattım o hafta terapimizde.
Dedim ki böyle böyle bir şey varmış.
Terapistim dedi ki evet var.
Dedim ki bana bunu neden daha önce söylemedin.
Ve o bakış açısı gerçekten benim hayatımı değiştirdi.
Ben artık karşıma çıkan olaylara mağdurmuşum ve onların beni sürüklemesine izin veriyormuş gibi davranmaktan ziyade aksiyon alıp karşılık vererek ilerlemeye başladım diyeyim.
Bir şeyden hoşlanmıyor muyum mesela?
İşimin ilerleyişinden hoşlanmıyor muyum?
Bir müşteriden hoşlanmıyor muyum?
Her şeyi gözden geçirdim ve hoşlanacağım yeni bir yapı kurdum.
Her şeyi değiştirdim.
Çünkü kontrol benim elimdeymiş o güne kadar.
Yani benim ihtiyacım olan şey yavaş yaşamak, saatlerce günlük tutmak, meditasyon tutmak.
Bunlar değilmiş. Benim ihtiyacım olan şey istemediğim bir hayatı yaşadığımı fark etmek.
Ve bunu değiştirecek gücümün olduğunu fark etmekmiş.
Ve karşıma çıkan stres üyelerine artık stres bile demiyorum mesela.
Çok daha fazla çalıştığım halde artık stres bile demiyorum ona.
Çünkü stresli gibi hissettirmiyor.
Yani başıma gelenler sadece bu da yeni bir seviye.
Yeni bir şey yapıyorum şu anda.
Yeni bir şey deniyorum. Yeni bir şey test ediyorum.
Beni gerçekten heyecanlandırıyor.
Her şey bakış açımızda bitiyor.
Bu gerçekten beni dönüştüren bakış açısı olmuştu.
Denge biziz. Yani mesela...
Her şeyi romantize eden bir hesap bulursunuz Instagram'da ya da bir YouTube kanalı.
Her şeyi romantize eden birilerini bulursunuz.
Günde işte sadece 4 saat çalışmanın hayalini kurmak falan o zamanlar çok özendiğim bir şeydi.
Çok trend bir şeydi. Şimdi düşünüyorum da ben çalışmayı çok seviyorum.
Ve ben günde 10 saat çalışıyorum ve çok keyif alarak yapıyorum bunu.
Çünkü oyun gibi geliyor bana. Sanki oyun oynuyorum.
Yeni bir şeyler yapıyorum. Birilerine yardım ediyorum.
Birileri bana yardım ediyor. Seninle bunu yapıyoruz.
Bunların hepsi çok güzel şeyler. Ve her zaman...
Birilerine dokunduğumuzu düşünüyorum bunu yaparak.
O yüzden çok çalışmak istiyorsanız çok çalışın.
Çalışmak istemiyorsanız çalışmanızı gerektirmeyecek bir yer bulun kendinize.
Belki finansal özgürlüğünüzü kazanıp bir daha asla çalışmayacaksınız.
Kendimizi bir kalıba sığdırmaya çalışmaktansa neysek oyuz ve neysek o olmaya iznimiz var.
O şekilde yaşayabiliriz, o şekilde mutlu olabiliriz bence.
Kesinlikle öyle. Ben şeye çok inanıyorum.
Herkesin yolu farklı, herkesin olduğu kişi farklı.
Mesela sen 10 saat çalışıp bundan çok büyük mutluluk duyabilirsin.
Ama ben işte günde belki 4 saat çalışmak isteyebilirim veya hiç çalışmak istemeyebilirim ve finansal özgürlüğümü kazanmak isteyebilirim.
Gerçekten herkesin kendini tanıması, kendini üretmesi ve ona göre bir yol çizmesi.
Bu önemli bir madde ve bir değil de şu, senin anlattıklarından da çıkardığım ve kendi hayatımda uygulamaya çalıştığım şey aksiyon almak.
Mesela burada bizi dinleyen...
Bir sürü insan olacak bunları.
İşte biz bir sürü kitaplar okuyoruz, bir sürü bir şeyler öğreniyoruz.
Ama onları yapmazsak, o aksiyonu hayatımıza geçirmezsek bunun bir anlamı yok.
Mesela sen stresle ilgili okuduğun o şeyden sonra hayatını değiştirmeseydin, yaptığın şeyi, bakış açını değiştirmeseydin sadece onu okuduğunla kalmış olacaktın.
Veya sadece öğrendiklerimizle kalmış oluyoruz.
Bence kişiyi dönüştüren en temel şeylerden biri öğrendiklerini uygulamaya almak.
Evet, mesela bu dediğine çok katılıyorum.
Kitap okuma konusu da bence böyle bir şey.
Mesela bir sürü kitaplar okuyoruz.
Başkalarına öneriler istiyoruz.
İşte ben işimi büyütmek istiyorum ne yapayım?
Ya da kendimi yönetmek istiyorum ne yapayım?
Ya da kilo vermek istiyorum ne yapayım?
İşte bir sürü kitaplar var, bir sürü yöntemler var.
Çünkü hiçbir şey yapmana tek bir yolu yok aslında.
Zamanınızı yönetmenin de, stresinizi yönetmenin de, işte ne bileyim kilonuzu yönetmenin de hiçbir şeyin tek bir yolu yok.
Ve farklı yerlerden...
Farklı kaynaklardan farklı yöntemler öğreniyoruz aslında.
Bunları uygulamadığınız zaman istediğiniz kadar kitap okuyun hiçbir işe yaramayacak.
Yeni daha geçen hafta çektiğim bir videomda sanırım şöyle bir örnek vermiştim.
Farklı farklı mesela zaman yönetimi kitaplarını okuyoruz.
Pomodoro mesela zaman yönetimi tekniklerinden bir tanesi.
Eğer Pomodoro'yu denememiş olsaydım öğrendikten sonra benim için işe yaramadığını fark etmezdim.
Ama Pomodoro'yu denedim ve hiç sevmedim.
Çünkü tam böyle odaklanıyorum.
Tam böyle bir şeyler akmaya başlıyor benim için.
Hop mola saati geliyor. Sonra Derin Çalışma, Deep Work diye bir kitap okudum.
Ve o tam böyle gerçekten benim ihtiyacım olan çalışma yöntemini anlatan bir kitaptı.
Oturup saatlerce kalkma.
Sadece tuvalete git ya da suyunu iç.
Otur çalışabildiğin kadar çalışmaya devam et diyor.
Özetle yani benim... Kitaptan yaptığım çıkarım ve kendime uyguladığım yöntem bu.
Herkes için çok değişiyor neyin işe yaradığı.
Hiçbir şey yapmanın tek yolu yok senin de dediğin gibi.
Deneyip görmemiz gerekiyor.
O aksiyona geçmemiz gerekiyor.
Bazen işe yaramayacaksa bile yine de deneyip en azından denedim ve işe yaramadı dememiz gerekiyor.
Kesinlikle. Dediğin gibi Pomodoro bende işe yaramıyor diye.
Bende de o kadar işe yarıyor ki.
Çünkü ben ADHD'li bir bireyim.
Yani çocukluğumdan teşhisim var.
6-7 yaşındayken koyulmuştu ilk teşhisim.
Ve dikkatli anlıklığım çok yüksek olduğu için benim için 4 saat çalışmak böyle bir şey mümkün değil.
Zihnim mesela bana şunu diyor.
Bilgi sadece 25 dakika odaklanacaksın.
Sonra 5-10 dakika serbestsin ve bu benim odaklanma motivasyonumu arttırıyor.
Bende aşırı işe yarayan bir yöntem.
Evet gerçekten herkesin kafası çok...
Farklı çalışıyor gerçekten.
Burada işte kendini tanımak, aksiyona almak, uyuyor mu uymuyor mu bakmak çok çok önemli şeyler.
Bir diğer sana sormak istediğim şey de şu, motivasyonla ilgili.
Motivasyonu yüksek birisin benim gördüğüm kadarıyla.
Senin bir sözün var ya, moduna değil planına uyuş.
Şeyde de YouTube kanalında yukarısında yazıyor.
Yani ne seni o sabah kalktığında ne seni kaldırıyor, nedir seni planına uymanı sağlayan şey?
Gerçekten çok seviyorum bu sözü.
Moduna değil planına uy.
Benim sözüm değil bu arada.
Bir anonim bir söz aslında ama benim gerçekten çok böyle sahiplendiğim bir söz ve beni gerçekten en çok motive eden söz ve beni tasvirdettiğini düşündüğüm bir söz.
O yüzden kullanmayı çok seviyorum.
Leyla Hormoz'u da çok sık kullanır ve o da çok sevdiğim bir iş kadını.
Beni motive eden şey aslında bir sebep, bir amaç bulmuş olmak yaptığım işe.
Ben bu yaptığım işe karar verirken birilerine yardım ediyor olmak istedim ve Kadınlara çoğunlukla yardım ediyor olmak istedim.
Kendi işini kuran ve finansal özgürlük kazanmak isteyen, belki üniversite okuyamamış ya da istediği bölümde okuyamamış, belki üniversite okuduğu halde çalışamamış ve şu anda hayatının artık belli
bir dönemine geldikten sonra çalışmak isteyen ve para kazanmak isteyen kadınlara destek olmak istedim.
Kendimize böyle bir amaç verdiğimizde yaptığımız iş bizden büyük bir şeye dönüşüyor.
Yani ben sadece kalkıp orada bir sosyal medya hesabı yönetmiyorum da...
Birilerine yardım ediyorum. Birilerinin para kazanmasına, birilerinin işlerini büyütmesine yardım ediyorum.
Ve kendimle ilgili daha büyük hayallerim de var.
Umarım ki benim işim daha da büyüyecek.
Ben daha da fazla kazanıyor olacağım ve daha fazla kişiye ulaşıyor olacağım.
Ben o zaman elde ettiğim hem etkiyle diyeyim, etki gücüyle hem de elde ettiğim finansal güçle daha fazla kişiye yardım etmek istiyorum.
Bence yardım edilebilecek çok fazla kişi var ve yapabileceğimiz bireysel olarak.
Dokunabileceğimiz çok fazla hayat var.
Sadece kadınlar değil çocuklar bu ülkede bir istismar gerçeği var, ensest gerçeği var, pedofil gerçeği var.
Ben herkese dokunmak, herkese yardım etmek istiyorum ve şu anda neresinden başlayabilirsem orasından başlamış olmak istiyorum.
Şu anda benim yapabildiğim gücümün yetebildiği.
Kadınları ekonomik olarak özgürleştirmek, kendi paralarını kazanmalarını sağlamak ama bundan sonra daha fazla kişiye de yardım edebileceğimi düşünüyorum ve bu beni gerçekten çok motive ediyor.
Gerçekten kendimden daha büyük bir amaca hizmet ediyormuş gibi hissediyorum kendimi.
Bu beni en çok motive eden şey.
Çok iyi bir yerden kalamışsın.
Bu sana bahsettiğim kitap vardı ya kendinle savaşma sanatı diye.
Orada da yazar şöyle bir şey söylüyordu.
İşte hayatın anlamı diyordu aslında...
Topluma ne fayda sağlayacağınız yerde saklıdır.
Yani işte motivasyonunuz, mutluluk da burada saklıdır, hayatın anlamı da burada saklıdır ve çoğu zaman ben buradan ne alacağım sorusundan daha fazla ben ne verebilirim?
Ben ne katabilirim sorusu bizi aslında daha mutlu ve daha iyi hissettirir.
İnsanın kendinden daha yüksek bir şeye hizmet etmesi ona müthiş bir güç ve motivasyon veriyor.
Ve yine seninle ortak payda buluştuğum yer bence burası.
Ben de mesela insanların hayallerine kavuşması ve bir şeyleri yapmalarına inanmaları noktasında yardımcı olmayı...
Çok seviyorum ve kendime böyle bir misyon, böyle bir amaç edindim.
Aynı şekilde özellikle genç kadınlar, benim radarımda olanlar.
Daha böyle belki hayatın başlarında, üniversiteyi yeni bitirmiş, ne yapacağını bilmiyor, kendi özgürlüğünü alabilir mi?
Toplumsal normların baskısı altında ezilen, kendisini ifade edemeyen o kadınlara yardımcı olmak istiyorum.
Çünkü senin dediğin gibi Türkiye'de bazı gerçekler var.
Ve bu gerçekler hepimizin üzerine çökmüş bir halde.
Ve tüm bunlarla aslında baş edebileceğimizi ve daha iyi bir yere dönüştürebileceğimizi insanlara anlatmak istiyorum.
Ve kendine buna inanıyorum. Bunun olabileceğine yani.
Bence çok güzel bir şey yapıyorsun sen de.
Ve ben dersler verirken girişimcilere neler satabileceklerini öğretirken de hep bu bakış açısıyla öğretiyorum.
Hatta en büyük dersimin bir bölümünün adı dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek.
Diyorum ki orada bizim amacımız dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek.
Şu anda çözülmemiş bir problemi bulup bunu çözmek birilerine bu konuda yardım ediyor olmak.
Çünkü siz çözülmemiş bir problemi çözüyorsanız hem mutlu olursunuz, motive çalışırsınız hem de...
Para kazanırsınız yani. Zaten birinin yaptığı bir şeye gidip tekrardan yapmaya çalışmanıza gerek yok.
Çözünmeyen bir şeyi çözün. Dünyayı iyileştirecek bir şey bulun.
Benim öğrencilerime aşıladığım bakış açısı da bu.
Eğer ki herhangi bir şey yapmak istiyorsak, motive olmak istiyorsak, para kazanmak istiyorsak...
Bu çok güzel bir başlangıç noktası.
Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışmak.
Sana şey soracaktım. İçerik üreticileri ve girişimcilere tek bir tavsiye verecek olsaydın o ne olurdu diye.
Mesela bunun dışında da bir öneri vermek ister misin yoksa bu mu olurdu vereceğin tavsiye?
Galiba bununla beraber bir de korkmayın derdim.
Çoğu zaman... Korkudan hareket edemiyor oluyoruz ama en kötü ne olabilir sorusunu sorduğunuzda aslında o korkunun o kadar da büyük olmadığını görüyorsunuz.
Ya da o korkunun ucunda ölüm olmadığını görüyorsunuz.
Kendinize bunu sorabilirsiniz. Herkes içerik üreticisi olmak zorunda değil, herkes girişimci olmak zorunda değil, herkes kendi işini yapmak istemek zorunda değil.
Ama eğer bir yerlerden bir şeyleri başlatmak istiyorsanız, kendi içinizde de bir değişimi başlatmak istiyorsanız korkmayın.
Daha doğrusu korkacaksınız.
Yani bu zaten, zaten korkacaksınız.
Ama kendinize şu soruyu sorun. En kötü ne olabilir?
Ve korktuğuma değecek kadar kötü bir gelecek mi bekliyor gerçekten beni?
Bunu sorduğumuzda bence işler gözümüzde kolaylaşmaya başlıyor.
İnan seni dinlerken sanki kendimi dinliyor gibiyim bir yandan.
Öyle bir şey geliyor bana. Şeyi de merak ediyorum, bir diğer sorum.
Bu yolculukta kendini yetersiz hissettiğin zamanlar oldu mu?
Yani mesela hani bu kıyas tuzağına düştüğün anlar.
Çünkü sosyal medya biraz öyle bir yer ya hani.
Mesela bizim gibi içerik üreten, bizimle aynı iş yapan insanları sürekli görüyoruz.
Belki bizden daha hızlı büyüyorlar.
Belki bizden daha iyi şeyler yapıyorlar.
Bilemiyorum. Hani orada o kıyas tuzağına düştüğün, kendini eksik, yetersiz hissettiğin zamanlar oldu mu?
Ne yaptın mesela o zamanlarda?
Olduysa. Çok oldu gerçekten.
Özellikle işimi ilk yapmaya başladığımda her şeyden ve herkesten çok fazla tetikleniyordum ve zaten bunu birileri yapıyor ben niye yapayım ki diye kendimi bastırmaya çalışıyordum.
Orayı nasıl kırdım? Birincisi beni tetikleyen bazı şeyleri izlemeyi ve tüketmeyi bıraktım.
Bu başa çıkmanın en sağlıklı yolu olmayabilir ama o sırada benim ona ihtiyacım vardı.
Sonuçta ben gerçekten paralize oluyordum o insanları gördükçe.
Bana iyi gelmeyen insanları gördükçe.
Onları takip etmeyi bıraktım.
Onları görmeyi bıraktım. Gözümün önünden çektim onları.
Ve sadece kendim ilerleyebileceğim bir alan yarattım kendime.
Başka kimseyi görmediğim, sadece kendi önüme bakabildiğim bir yer yarattım.
Çünkü şöyle düşünün.
Sporcuysanız ve olimpiyada hazırlanıyorsanız herkes ayrı ayrı, herkes kendi spor salonunda, herkes kendi ülkesinde hazırlanıyor.
Ve siz sadece o insanları yarışırken görüyorsunuz rakiplerinizi.
Ama sosyal medyada herkesin gözünün önünde bir şey yapmaya çalıştığınızda herkesin işi sizin gözünüzün önünde.
Ve bazen bu sizin ilerleyişinizi engelleyebiliyor.
O yüzden kendinizi böyle bir ayrı bir spor salonuna almak tabiri caizse yardımcı olabilir bu konuda.
En azından siz yeterince güçlendiğinizi hissedene kadar ilk başta yaptığım buydu.
İkincisi... İlerlemeye devam ettikçe mesela şu anda bugün eğer bana birisi bir şey herhangi bir şey kendimi yetersiz hissettiriyorsa şunu sorguluyorum.
Ben neden kendimi yetersiz hissediyorum?
Çünkü şunu biliyorum her zaman her konuda sizden daha iyi olan birileri olabilir ve bu bir kıstas değil artık.
Birinin daha fazla takipçisi olması onun daha fazla paraya kazanacağı anlamına gelmiyor.
Ya da birinin daha fazla takipçisi olması onun daha iyi bir insan olduğuna, daha mutlu bir insan olduğuna hiçbir anlama gelmiyor aslında.
Ve herkes bazı konularda birilerinden iyi.
Birinin daha çok takipçisi vardır ama birisi daha komiktir falan.
Yani herkes çok farklı.
Dolayısıyla... Her zaman birileri her konuda sizden iyi olabilir ve en iyi diye bir şey yok.
Bunun farkındayım. O yüzden şunu söylüyorum kendime.
Bu neden bana kendimi yetersiz hissettiriyor?
Onu anlamaya çalışıyorum. Kendimi anlamaya çalışıyorum.
Ve sonra bununla ilgili aksiyon alıyorum.
Ben kişilik olarak da çok rekabetçi biriyim.
Özellikle birinin mesela bir konuda benden iyi olduğunu düşünüyorsam bu benim moralimi bozmaktan ziyade beni hırslandırıyor artık.
En azından şu anda psikolojik olarak daha güçlü olduğum için öyle olabiliyor diyeyim.
O halde sana son bir soru sormak istiyorum.
Bu podcast kanalını takip eden çok fazla genç kadın var.
Yani benim dinleyicilerimin %75'i falan kadın.
Ve pek çoğunun hayata dair tutkuları var, yapmak istedikleri şeyler var.
Bunu biliyorum. O yüzden buraya dinliyorlar.
Onlara söylemek istediğin bir şey var mı?
Ben şunu tavsiye ederim.
Hayatıyla ilgili herhangi bir konuda, herhangi bir değişiklik yapmak isteyen herkese.
Kendimizi değiştirmek değil, tanımak önemli olan.
Kendinizi değiştirmeye çalışmayın.
Çoğu zaman bugün sosyal medyada o kadar fazla farklı hayatlar görüyoruz ki ve bazıları bize daha doğru görünebiliyor.
Önemli olan kendi doğrularımızı bulmak.
Ben nasıl biriyim ve ben kim olmak istiyorum, nasıl yaşamak istiyorum?
Benim bu podcast sırasında verdiğim yavaş yaşama örneği gibi.
Ben yavaş yaşayabilecek bir insan değilim, bunu fark ettim.
Bunu fark edene kadar yavaş yaşamaya çalıştım ve çok gerçekten acınasız bir şekilde, çok üzgün ve mutsuz bir şekilde yaşıyordum o dönemde.
Gerçekten nasıl yaşamak istiyorsanız, kim olmak istiyorsanız, Onu bulmaya çalışın ve başkasının kalıbına girmemeye çalışın.
Çünkü başkası zaten var.
Mesela kendi podcastınızı başlatmak istiyor olabilirsiniz.
Ama bilgi olmaya çalışmayın.
Çünkü bilgi zaten var. Bilgi olarak bilgiye geçemezsiniz.
Bir YouTube kanalı açmak istiyor olabilirsiniz.
Ama ilayda olmayın.
Çünkü bir tane ilayda zaten var.
İlayda olarak ilaydaya geçemezsiniz.
Siz kimseniz o olun.
Ve siz zaten olabileceğiniz en eşsiz kişisiniz.
O yüzden kim olmak istiyorsanız o sizin içinizde.
Kendinizi değiştirmeye çalışmadan, kendinizi keşfetmeye çalışarak yapın bunu.
Şu son söylediğini ben de podcast danışmanlıklarımda söylüyorum.
İşte podcast yapmak isteyen çok fazla insanla çalışıyorum.
Onlara danışmanlıklar veriyorum.
Ve her seferinde diyorum ki lütfen bir başkası olmaya çalışmayın.
Zaten Bilge podcast yaptı.
İşte ileride o YouTube kanalını yaptı.
Belki Ayşe o podcastı kaydetti.
Bu zaten var artık dünyada.
Dünyada olmayan senin yapacağın bir şey.
Ve sen bunu ortaya koymalısın.
Seni farklı kılacak olan da bu diyorum.
Gerçekten çok güzel bir öneriydi.
İlayda çok teşekkür ediyorum.
Gerçekten burada seninle olmak çok keyifliydi.
Davetimi kabul ettiğin için de tekrardan teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Çok keyifli bir sohbetti.
Çok da güzel bir kitap öğrenmiş oldum senden.
Onu da mutlaka okuyacağım. Bu arada kitap demişken kapatmadan sana hemen bir soru daha sorayım.
Bu da bonus olsun. Bu bölümü dinleyenlere önermek istediğin bir veya iki kitap var mı?
Mutlaka okuyun dediğin. Beni okuduğum son bir buçuk sene dediğim en çok etkileyen iki kitap.
Birincisi Vücudunuz Hayır Diyorsa kitabı oldu.
İkincisi de İki Gaye kitabı.
Ama İki Gaye kitabının biraz yanlış yorumlandığını düşünüyorum.
Herkes böyle neyi seviyorsan onu yap gibi romantik bir yerden bakıyor ama aslında...
İlk gaye kitabı bence bize şunu anlatmaya çalışıyor.
Hayatımız boyunca bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.
Ve bunu şey olarak görmeyin.
Yani ben emekli olacağım ve ondan sonra sadece keyfime bakacağım, sadece yatacağım gibi görmeyin.
Bahçeyle mi uğraşmak istiyorsun?
Bahçeyle uğraş. Sen sabahları yürüyüş mü yapmak istiyorsun?
Yürüyüş yap. Ama bir şeyleri yapıyor ol.
Hala aktif kalıyor ol. Bence şu anda da 20'li yaşlarımızda bu 20'li yaşlarımıza başında sonunda 30'lu yaşlarımızda 40'lu yaşlarımızda her yerde bunu uygulayabiliriz.
Seveceğimiz bir şeyleri yapıyor olmak gerçekten çok önemli ve sürekli aktif olarak bir şeyler yapıyor olmak kendimizi aktif tutuyor olmak çok önemli.
Bazen bana şey soruyorlar ben her şeyi çok fazla düşünüyorum ne yapabilirim diye.
Çok fazla düşünüyorsanız çok fazla vaktiniz vardır bir şeyleri yapın düşünmeyin.
Gerçekten aksiyona geçin ve bir şeyleri yapın.
Vücudunuz hayır diyorsa kitabı da beni şey açısından gerçekten stres dediğimiz şeyin o günlük olarak iş stresi dediğimiz şeyin gerçek stres olmadığını fark ettirmişti bana.
Asıl stres bizim mesela sevmediğimiz biriyle aynı evde yaşamaya devam etmemiz ya da sevmediğimiz bize iyi gelmeyen arkadaşlarımızla görüşmeye devam etmemiz.
Eş seçimimiz yani hayatımızı Stres gibi hissettirmeyen bazı stresler çok derinden etkileyebiliyor.
Bu beni gerçekten çok etkilemişti fark ettiğimde.
Onun dışında son zamanlarda bir kadın olarak kendi vücudumu tanımımı sağlayan bazı kitaplar okuyorum.
Bize bu yeterince öğretilmiyormuş.
Ben bunu fark ettim ve çok üzüldüm.
Çünkü kadın vücudunun döngüsü, bu rel döngüsü olsun, mensürel döngü, yeterince konuşulmuyor, yeterince bilinmiyor, ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz.
Mesela renkli ağrısı çekmek öyle inanılmaz şiddetli hastanelik olacak kadar renkli ağrısı çekmek normal değilmiş biliyor musunuz?
Ben bunu yeni öğrendim. Aslında bu sadece hormonal bir dengesizlikmiş.
Ya da inanılmaz ağır PMS semptomları göstermek.
Hormonal olarak vücudunuzun size bir şeyler anlattığı anlamına geliyormuş.
Ve aslında renk döngümüzü takip etmek bizim...
Kalp atışımızı dinlemek gibi, tansiyonumuzu takip etmek gibi takip etmemiz gereken vücudumuza ilgili bize mesajlar, sinyaller veren bir şeymiş.
Bununla alakalı herkesi biraz daha okumaya ve doktorlara, özellikle diyetisyenlere, belki sağlık alanında bu konuda çalışanları daha fazla üretmeye davet etmek istiyorum.
Buradan kapatırken bunu söylemiş olayım.
Kendimizi biraz daha fazla tanımaya ihtiyacımız var bence.
Peki şu an hangi kitabı okuyorsun bu konuyla ilgili?
Hani kendim direkt alacağım çünkü.
Beyond the Pill kitabını...
bitirdim daha yeni. Ben doğum kontrol hapını yeni bıraktım ve bıraktıktan sonrasıyla alakalı çok korktum.
Bence birçoğunuz bunu yaşamışsınızdır.
Ben yaklaşık 17 yaşındaydım sanırım.
Polikistik over sendromuyla doğum kontrol hapı kullanmaya başladım.
Bütün doktorlarım bana dedi ki sen artık hayatın boyunca gerçekten hamile kalmak isteyene kadar bunu kullanacaksın.
Ama ben özellikle son yıllarda şunu fark etmeye başladım.
Doğum kontrol hapı bir şekilde bizim hormonlarımızı baskılıyor ve vücudumuzun normal çalışma düzenine Çomak sokuyor ve sadece bir semptomdan dolayı, korunma amacıyla bile değil, sadece polikistik
over sendromu gibi bir sendromdan dolayı bunu kullanıyor olmak ve bunun özellikle şu an son zamanlarda diyetisyenlerin ürettiği içerikleri görüyorum.
Çözülebilir bir şey olduğunu görüyorum.
Polikistik over sendromu olan kadınların da artık beslenmeyle, hayat tarzı değişiklikleriyle kendileri düzenli rengi olabildiklerini görüyorum.
Dedim ki ben niye... Hala bunu kullanıyorum o zaman.
Yani neden böyle çağ dışı, orta çağdan kalma, neden ben hormonlarımı bastırıyorum ve o hani feminine enerji diyoruz ya mesela.
Bence feminine enerji bu yani vücudumuzun o döngüsünün gücünü keşfetmek.
Daha heyecanlı, daha üretken olabildiğimiz dönemde daha heyecanlı, daha üretken olmak.
Böyle bir döngümüz var ayın bazı dönemlerinde.
Kışı yaşıyoruz, bazı dönemlerinde yazı yaşıyoruz.
Bazı dönemlerde üretmek istiyoruz, bazı dönemlerde sadece içimize kapanmak, belki battaniyenin altına kitap okumak istiyoruz ve bence her dönem...
Çok güzel. Ve biz bir dışarıdan ilaç kullanarak bunu bastırdığımızda yaşayamıyoruz aslında vücudumuzun bize bu sağladığı güzellikleri.
Beynimizle vücudumuzun istibasını kesiyoruz.
Bunu önerebilirim. Ben şu anda bu kitabı okudum ama okuma listemde 2-3 tane daha kitap var bununla ilgili.
Sana da öneririm onları istersen okuduktan sonra.
Kendimizi keşfetmek gerçekten çok önemli.
Vücudumuz bize çok fazla şey anlatmaya çalışıyor çünkü onu dinlersek.
Bu arada polikistlik olaylarıyla ilgili konusu açılmışken söyleyeyim.
Bende de var. Ve bende kullanmıyorum kesinlikle doğum kontrol hapı.
Onun yerine gerçekten sağlıklı beslenme sporla çok düzenli bir şekilde regle olabiliyorum.
Ve hani o döngüyü takip ediyorum düzenli olarak.
Darı savaşıma. Bu arada oluyor.
Birazcık hani şey zamana ihtiyaç var sadece.
Yeni çıkmışsın sen de bu yola.
İlaçları yeni bırakmışsın.
Ama çok teşekkürler.
Özellikle bu kadın sağlığıyla ilgili konuştuğumuz şeyler de çok güzeldi.
Beyond the Pill kitabını da okuyacağım.
Listeme aldım. Tekrardan teşekkür ediyorum İlayda.
İyi ki geldin. Seni burada görmek harikaydı.
Kendine çok çok iyi bak.
Teşekkür ederim. Görüşürüz.
Sen de görüşürüz.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
