
Bu bölümde kendi hayatımın nasıl başrolü gibi hissetmeye başladığımı ve yaşamımın sorumluluğunu alma hikayemi anlatıyorum. Sonra hep birlikte kurban tuzağına düşmekten nasıl kurtuluruz ve kişisel gücümüzü nasıl geri alırız sorularına yanıt arıyoruz. Terappin’e ulaşmak için: https://terappin.com/?gclid=CjwKCAjwsKqoBhBPEiwALrrqiFvvoQ5DM-r2IMzrogqtJ3nAQwpLCWNtDR0ij_U1y00NFTwcvANzoBoCRu4QAvD_BwE“İlk terapi seansında %20 indirim kodu: SESLER20”
Transkript
Terapinin katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
Ben Bilge ve bugün uzun zamandan beri yapmadığım bir şey yaptım.
Bir podcast bölümünü yazdım.
Çünkü bu bölümde anlatacaklarımın sadece sözlü değil, yazılı olarak da kayıt altında olmasını istedim.
Evimin yakınlarında bir kafede oturuyorum şu an.
Saat 12.26 ve içimde güzel bir his var.
Olmak istediğim yerde olmanın hissi.
Yer derken bir mekanı kastetmiyorum.
Bir şehride. Ait olduğum yer kendimim.
Hatırlarsınız buraya ilk taşındığımda ait olmak mı, özgür olmak mı diye bir bölüm kaydetmiştim.
Onu da bir ara dinleyin derim.
Nereye gidersem gideyim, kendimi kendim olarak var edebileceğim bilmenin huzuru içerisindeyim.
Kendi hayatımın kahramanı olarak görüyorum kendimi.
Bu bölümün başlığı da zaten oradan geliyor.
Ama yanlış anlamayın, süper güçleri olan bir kahraman değilim ben.
Mükemmel ötesi işler de başarmadım.
Böyle insanların dikkatini çekecek çok parıltılı bir hayatım da yok.
Tam aksine pek çok kez işleri batırdım.
Hatalar yaptım.
Acılar çektim.
Zihnimin bana oynadığı oyunlara kandım.
Hala da kanmaya devam ettiğim zamanlar oluyor.
Ama güzel şeyler de yaptım ve yaşadım.
Sevdim, sevildim, dostlarım oldu, sevdiğim bir işim, kendime ait küçük bir hayatım oldu.
Elimdekilerle mutlu olmayı öğrendim.
Okuduğum kitaplardan bilgiyi...
Bana yol gösteren insanlardan bilgeliği, başıma gelen kötü olaylardan ise tecrübeyi öğrendim.
Daha çok gencim. Başıma bir şey gelmediği müddetçe bir bu kadar daha yaşayacağım büyük ihtimalle.
Bu yaşıma kadar çok şey kazandım ve çok şey kaybettim.
Bazı şeyleri asla yapamayacağımı kabullendim.
Benim de böyle bir yerde doğduğumu, elimdeki hayattan maksimum verim almaya çalışmam gerektiğini, neden böyle olmadı, niye şöyle olmadı diye yakınmayı bırakıp ben neler yapabilirim diye sormam gerektiğini
öğrendim. Sonunda ise kendi hayatımın başrolü ve kahramanı gibi hissetmeye başladım.
Mutluluğuyla, mutsuzluğuyla, günahıyla ve sevabıyla bu hayat benim dedim.
Hiç unutmuyorum.
Bir gün bir arkadaşıma bir yerde oturmuş ağlanıyordum.
Çok mutsuzum, ne yapacağımı bilmiyorum.
Bu hayatı seçmekte hata mı yaptım diyordum.
O da bana dedi ki, evet belki şu an mutsuzsun ama bu senin mutsuzluğun.
Bunu sakın unutma. Ve hepsinden de önemlisi...
Hayatımı başkalarının vicdanına terk etmedim.
Bu başkaları ailem bile olsa, canım kadar sevdiğim insanlar bile olsa.
Bu noktaya gelmem bir anda olmadı.
Uzun ve zorlu bir yoldan geçtim.
En azından benim için öyleydi.
Yaşıtlarım deliler gibi eğlenirken, üniversite okurken, başka şeyler peşinde koşarlarken ben kendi varlığımı keşfetmeye çalışmanın ve yeni bir hayata adım atmanın, yeni bir hayat kurmanın sancısını yaşadım.
Bu belki iyiydi, belki kötüydü bilmiyorum sadece böyle oldu.
Bazı şeylerden çok geri kaldım ama bunu biliyorum ama buna değdi.
Aslında tüm bu anlattıklarım, öğrendiklerim, geçtiğim yollar bir hikayenin sonucu.
Soğuk bir Ocak günü başlayan bir hikayenin.
Şimdi sizinle bir zaman yolculuğu yapacağız.
Hayatımın bir bölümüne hep birlikte tanık olacağız.
Benim için bu çok özel bir paylaşım.
Ne zamandan beri sizinle konuşmak, anlatmak istediğim bir şeydi.
Ama zamanı şimdiymiş.
Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın ve sıkı giyinin.
Gittiğimiz yerde hava baya bir soğuk olacak.
2020 yılının Ocak ayındayız.
Yeni yıl gireli.
Daha birkaç gün olmuş, hava çok soğuk.
Sabah okula gitmek için erkenden kalkmışım.
Ailemle kahvaltı yapıp apar topar yola çıkmışım.
İlk dersi kaçırmamam gerek.
Boynumda siyah bir atkı, ayağımda siyah botlar, üzerimde ise siyah bir mont var.
Kıyafetlerimi çok net hatırlıyorum.
O sabah hava henüz karanlıktı, kıyafetlerim de karanlıktı ve hepsinden öte ruhum karanlık içindeydi.
İçimde uzun zamandır dinmeyen bir acı ve iç sıkıntısı vardı.
Hep benimle birlikteydi.
Artık onunla birbirinden ayrılmayan iki sevgili gibiydik.
İnanın ayaklarım o sabah okula doğru yürüyordu ama ben geri geri gitmek istiyordum.
Yolunu kaybetmiş bir ruh, ipleri başkalarının elinde olan bir kukla gibiydim.
Tüm bu düşünceler kafamın içinde cirit atarken okula varmama sadece beş dakika kalmıştı.
Ve ben birden istemsizce durdum.
Yolun ortasında öylece kala kaldım.
Deli gibi. Sanki karnıma bir bıçak saplanmıştı.
Ve içimden tam olarak şunu söyledim.
Ben bu hayata ait değilim ve şu an çok büyük sıçmış durumdayım.
Ve hepsinden de kötüsü ait olmadığım bu yerden nasıl çıkacağımı bilmiyorum.
Yolun ortasında sanırım o şekilde kalmama sebebiyet veren şey...
Durumun korkunçluğunu fark etmiş olmamdı.
Artık kaçacak bir yerim yoktu.
Kendimi kandırmaya devam edemezdim.
Bahanelerime sığınamazdım.
Başkalarını suçlayamazdım.
Hayatımda güvenebileceğim, elimden tutacak hiç kimse yoktu.
Yapayalnızdım. Ve bu hayatın sorumluluğunu tek başına yüklenmek zorundaydım.
Öteki türlü hep böyle hissetmeye devam edecektim.
Ve ağlamaya başladım. O sırada 23 yaşındaydım.
Çok da küçük sayılmam bence.
Evet, yolun ortasında öyle saatlerce kalmadım.
Tüm başarısızlık, yalnızlık ve güvensizlik inançlarımla okuluma doğru yürümeye devam ettim.
Okula vardığımda hayatımı değiştirecek, bana kendime güvenmeyi öğretecek ve bu hayatta doğru yol almama yardım edecek o ilk adımı attım.
Terapistimden ilk randevumu aldım.
Hatta hiç unutmuyorum, ilk dersin teneffüsüydü.
Dışarı çıktım bahçeye.
Ve yine hava böyle çok soğuktu, unutmam.
Ve aradım terapistimi, asistanıyla konuştum ve ilk randevuyu aldım.
Sanırım o gün benim hayatımın hem en kötü günü hem de en iyi günüydü.
Kötülükten kastım, major kötülük başıma gelmemişti.
Sadece kendi hislerimin ağırlığı o kadar yoğun ve acı vericiydi ki bir daha sanırım o kadar acı çektiğim başka bir gün daha olmadı.
En azından bugüne kadar.
Terapi bana... Kurban tuzağından kurtulmayı, hayatımın iplerini elime almayı, gereksiz vicdanın yükünden arınmayı öğretti.
Terapi randevusu almamın sebebi bence o gün yapabilecek başka hiçbir şeyimin olmaması, aklıma gelen başka bir çözümün olmamasıydı.
Bulunduğum yerden kurtulabileceğime inanmıyordum ve birinin bunun aksini bana inandırmasına ihtiyacım vardı.
Bir şeyler başarabileceğime, bir hayat kurabileceğime de inanmıyordum.
Bu kadar gücüm olabileceğini düşünmüyordum.
Velev ki ben bunu istesem bile ailemin bana engel olmak isteyeceğini bildiğimden dolayı hepten kendimi çaresiz hissediyordum.
O zamanlar her şey için ailemi suçluyordum.
Sizin yüzünüzden bu haldeyim.
Sıkıştım. Mahvoldum diye ağlıyordum.
Annemle babamla sürekli kavga ediyordum.
Çok özele girmeden burada birazcık ailemden bahsetmek istiyorum.
Çünkü biliyorum bana ailelerle ilgili çok fazla mesaj mail geliyor.
çoğunluk bu yönde kendini sıkışmış, ailesi yüzünden bir şeyler yapamıyormuş gibi hissediyor.
Biraz da bence bu coğrafyanın da kaderi, bizim yetişme tarzımız, ailelerimizle kurduğumuz bağ ve onların bize öğrettiği şeyler bizi birazcık çaresizliğe sürüklüyor.
Bu tabii bizi kurban tuzağında düşürüyor.
Kurban tuzaklarından ve işlevsel olmayan ailelerden birazdan bahsedeceğim.
Ama azıcık kendi ailemden bahsedeyim.
Belki dediğim gibi siz de benimle bir bağ kurarsınız, benzetirsiniz kendinize ve içinizde olduğunuz...
o çaresizlik hissinin sonsuza kadar devam etmediğine de şahitlik edersiniz.
Benim ebeveynlerim biraz muhafazakar ve baskıcı insanlar.
Biraz derken olayı hafifletiyorum.
Biraz daha fazlalar aslında.
Benim ebeveynlerim annelik ve babalık görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiler.
Bu konuda hiçbir şey diyemem.
Ama bizden onların arzu ettiği gibi yaşamamızı beklediler.
Başka bir şey istemeniz durumunda ise bırakın destek olmayı buna tabii ki de sonuna kadar engel oldular.
Kendi doğru bildikleri şekilde çünkü ilerlememizi istiyorlardı.
Hem benden hem de kardeşlerimden.
İş böyle olunca kendi başınıza bir hayat kurmaya çalışmanın ne kadar korkutucu ve zor olabileceğini tahmin edebilirsiniz.
Ayrıca annem ve babam oldukça inatçıdır.
Doğru bildikleri şeyden asla şaşmazlar.
Aynı benim gibi. Özellikle anneme çok benzediğimi düşünüyorum.
İnandığım şeylerde verdiğim savaş konusunda ve inatçılığım konusunda.
Hiç unutmam bir keresinde anneme ağlayarak her şey senin yüzünden.
Neden bana engel oluyorsun?
Neden beni böyle yetiştirir demiştim.
O da bana kendine engel olan sensin.
Gerçekten istesen istediğini yaparsın demişti.
Ve haklıydı da. Gerçi istediğimi yapmam annemi hiç mutlu etmedi.
Ama bu kısma çok fazla girmek istemiyorum.
Belki başka bir podcastta konuşuruz bu ayrıntıları.
Ve yeniden ilk terapi randevuma geri dönmek istiyorum.
Hayatımı değiştiren o adıma.
İlk seansımda terapistime size anlattıklarımı daha genişletilmiş bir şekilde anlattım.
Her şeyden ne kadar korktuğumu, ailenin bana nasıl engel olduğunu, ölümün ve yalnızlığın beni bulmasından kaçmak istediğimi anlattım ona.
Hep böyle suçlamalar vardı, bahane bulmalar vardı.
Çok iyi hatırlıyorum. O da bana şunu demişti.
Aynı küçük bir çocuk gibisin.
Sinmişsin, korkmuşsun.
Güvensizlik içindesin ve tek başına hayatta kalamayacağına inanıyorsun.
Kendi gücüne inanmak yerine başkalarının seni kurtarmasını bekliyorsun.
Oysa sen kendini kurtarabilirsin.
Ancak bunu yapmak için yetişkin yanını güçlendirmemiz gerekecek.
İşte benim düştüğüm o kurban tuzağından ve kendime olan güvensizliğimden kurtulup kendi hayatımın kahramanı olma hikayem böyle başladı.
Terapiye gitmeseydim ve canım terapistimle tanışmasaydım şu an olduğum kişi olamayacağımı, bu podcastı başlatacak cesareti bulamayacağımı ve tek başıma yaşayamayacağımı biliyorum.
Evet doğru duydunuz. O soğuk kış günü ilk randevumu almasaydım belki de asla sizinle tanışmayacaktık.
Bu podcastı kaydetmeye başlamaya da seanslarımdan birinde ikna oldum.
Yapabileceğime orada inandım.
Siz de benim gibi yaşamanızı dönüştürmek ve kendi hayatınızın kahramanı olmak istiyorsanız...
Sanırım verebileceğim en büyük tavsiye terapiye başlayın olurdu.
Zihninizdeki engelleri aştığınızda diğer her şeyi aşabildiğinizi göreceksiniz.
Eğer burada aklınıza bilge ben ilk randevumu nereden alacağım sorusu geliyorsa size bölüm sponsorumuz terapinden birazcık bahsetmek istiyorum.
Terapin içerisinde 300'den fazla uzman klinik psikolog bulunduran ve 6 farklı kategoride hizmet veren bir online terapi platformu.
Hem web sitesi üzerinden hem de uygulaması üzerinden kullanabiliyorsunuz.
Ben terapini indirdikten sonra uygulamayı incelerken en hoşuma giden kısımları sizinle birazcık paylaşmak istiyorum.
Öncelikli olarak uygulamayı açtığınızda karşınıza bir test çıkıyor ve sizin ihtiyaçlarınızı, yaşınızı, sıkıntılarınızı, ne kadar bütçeniz olduğunu öğrenip size uygun terapistleri...
Önünüze çıkarıp sunuyor.
Uygulamanın içerisinde pek çok terapist var.
Hepsi uzman klinik psikologlar ve birbirinden farklı seans ücretleri var ve kendi bütçenize uygun olanı rahatlıkla seçebiliyorsunuz.
Seans sonrası psikoloğunuzla ücretsiz olarak sınırsız bir şekilde mesajlaşabiliyorsunuz.
Ki bence bu kriz anlarını yönetmek ya da anksiyete, panik atak gibi durumları daha iyi yönetebilmek için çok önemli diye düşünüyorum.
Bir terapistin ulaşılabilir olması benim için büyük ve önemli bir kriter.
Terim iç psikologlarla 7-24 istek gönderip anında seans yapabiliyorsunuz.
Psikologların özgeçmişlerine ve danışan yorumlarına bakıp size...
En uygun gelen, aklınıza en yatanı rahatlıkla seçebiliyorsunuz.
Aynı zamanda uygulamanın içerisinde dinlendirici sesler ve blog yazıları gibi farklı yardımcı materyaller de var.
Terapi almayacak olsanız bile uygulamayı indirip bunlardan da faydalanabilirsiniz.
Güzel haber ise şu, sizler için bir indirim kodumuz var.
Terapin uygulamasına girip sesler 20 koduyla %20 indirimle terapi alabiliyorsunuz.
Bir terapi yolculuğuna çıkmak istiyorsanız bence terapin bunun için güzel başlangıç olabilir.
Eğer seans alırsanız, terapiye başlarsanız lütfen yorumlarınızı verin ve de paylaşın.
Neler yaşayacağınızı, neler hissedeceğinizi gerçekten çok merak ediyorum.
Bu arada eklemiş olayım açıklamalar kısmına da terapin uygulamasının linkini bıraktık.
Oradan tıklayıp kolaylıkla erişebilirsiniz.
Şimdi yeniden kendi terapi sürecime geri dönmek istiyorum.
Benim terapi sürecim yaklaşık 2 yıl sürdü.
Öyle çok kolay bir süreç değildi.
İnişler ve çıkışlar oldu.
Terapi sandığınız gibi sizin içinizi çok ferahlatan, sizin önünüzde gül bahçeleri seren bir yer değil.
Zaten bunu pek çok kez duymuşsunuzdur.
Bazen tam değiştiğimi zannediyordum.
Sonra yeniden eski hatalarımı yapmaya devam ediyordum.
Bazen gerçeklerle yüzleşmek canımı sıkıyordu ve terapiyi ara verdiğim zamanlarda oldu.
Böyle inişli çıkışlı...
Gülmeli ağlamalı bir yolculuktu benim için.
Ama insanın kişisel gücünü kazanması kolay bir yolculuk değil zaten.
Yıllardan beri size öğretilen yanlışları görmeyi kabul etmek, onları değiştirmek, travmalarınızın üzerinden gelmek kolay bir yol olmayacağı çok ortada olan bir şey.
Gerçek şu ki bence hayatta iyi olan şeylerin hiçbiri kolaylıkla elde edilmiyor.
Eğer zorlukları, acı karşılaşmaları göğüsleyemiyorsanız güzel sonuçlara da ulaşamıyorsunuz.
Terapi yolculuğumun nasıl bittiğini ve o son seansa dair bir şeyleri de sizinle paylaşacağım.
Ama öncesinde çoğumuzun içine düştüğü kurban tuzaklarından birazcık bahsetmek istiyorum.
Kendi hayatının kahramanı olmak isteyen herkes önce bence içine düştüğü o kurban tuzağından kurtulmalı ya da o kurban tuzağının içerisinde olduğunu, kurban rolünü oynadığını fark etmeli.
Zayıf ve suçlayıcı bir tutuma sahip olmak...
hayatta ilerlememizi engelleyen en kötü şeylerden biri.
Eğer sürekli bir şeyleri suçluyorsanız ve sürekli bir şeyler için bahaneler buluyorsanız büyük ihtimalle hayatınızda kurban rolünü oynuyor olabilirsiniz.
İnsanların kurban rolüne düşmesine sebep olan en önemli etken işlevsel olmayan ailelerde büyümek.
Sanırım sağlıklı ailede büyüyen çok az insan tanıdım ben.
Böyle bir elimin parmaklarını geçmez bile.
Çoğunluk genelde tam olarak yetişkin olamamış ebeveynlerin elinde ve büyük hatalara maruz kalarak büyüyor.
Büyük ihtimal şu an dinleyenlerin birçoğu da böyle.
Ben de o şekilde büyüdüm çünkü.
Yapacak bir şey yok. Artık büyüdük, biz yetişkin olduk ve kendi kendimize bakım vermeyi öğrenmemiz gerekiyor.
İşlevsel olmayan ailelerde aile bireyleri kaos ve dramaya genellikle bağımlı oluyor ve evin içerisinde sürekli bir dram, sürekli bir kavga.
Bu ailelerde büyüyen insanlar genelde oldukça kaygılı hissediyorlar ve iyi bir şey olurken bile hep kötü bir şey olabileceği sanrısına kapılıyorlar.
Sürekli bir kötülük bekliyorlar hayattan.
Her an başıma bir şey gelebilir diye böyle diken üstünde oturuyorlar tabiri caizse.
Ki ben tam olarak aslında böyle bir insanım.
Çok fazla diken üstündeyim ve çok böyle hep bir şey bekleyen bir moddayım.
Hep bir kötü bir şeye alın.
kendimi hazırlıyor gibiyim durmadan ve bu insanı çok rahatsız eden, anksiyeteye, panikatağa sürükleyen bir his.
Bir diğer madde ise işlevsel olmayan ailelerde görülen yakınlık.
kurma korkusu. Çünkü yakınlık demek genelde bu tip ailelerde kavga demek oluyor.
Birisine yakınlık kurduğunuzda onunla kavga edeceğinizi, onlarınızın iyi olmayacağını düşünüyorsunuz, size ihanet edeceğinizi, kötü davranacağını düşünüyorsunuz.
Elbette ki hayatta her şey güvenli değil.
Herkes bize iyi davranmayacak, bize ihanet edenler, bizi üzenler de olacak.
Ama bu şekilde ailelerde büyüyenler herkesten aynı şeyi bekliyor ve sürekli olumsuzlukla bakıyor hayata.
Güven duyguları zedeleniyor ve hepsinden önemlisi kendilerine güven...
öğrenmemeyi öğreniyorlar.
Bu ailelerde büyüyen insanlar kendileri olmamayı öğrenerek büyüyorlar.
Duygularını bastırıyorlar, kimseye güvenmiyorlar, kimseyle konuşmamaları gerektiğini düşünüyorlar, kimseye bir şey anlatmamaları gerektiğini düşünüyorlar.
Hissetmiyorlar, duygularından kaçıyorlar.
Ve bu şekilde hayatla baş etme mekanizmaları geliştiriyorlar.
Şu an burada çok yüzeysel bahsettim bu ailelerden.
Belki toksik aileler ve işlevsel olmayan ailelerle ilgili çok daha farklı bir bölüm yapabilirim.
Orada daha derinlikli konuşabiliriz.
Sadece hani genel bir bakış sunmak istedim bu aile yapısına dair.
Ve bu şartlarda büyüyen kişi zamanla kendisine olan güvenini kaybediyor.
Sürekli bir kaybeden olacağına, sürekli başarısız olacağına, asla kendisi gibi olamayacağına inanmaya başlıyor.
Ve kendi kendisini sabote etmeye başlıyor.
Zaten en büyük tehlike de bu.
Kişi kendisini kurtarabileceğine inanmıyor.
Ve kurban tuzağına düşüyor.
Kurban kişiliklerin daha önce de söylediğim gibi genelde bahane ve suçlama üzerine bir yaşam felsefeleri var.
Birazcık bu kurban kişilik özelliklerinden de bahsedeceğim.
Belki de kendinizde bu özellikleri siz de göreceksiniz ve içinizde bulunduğunuz duruma dair daha iyi bir bakış elde edeceksiniz.
Bu insanlar sürekli kendilerini sabote etmeye meyilli oluyorlar.
Sürekli bir şeylerin onlara iyi gelmeyeceğini, zaten hiçbir şekilde başarı olamayacaklarını söylüyorlar.
Diyelim derslerini tamamlamadan okulu bırakıyorlar.
Zaten o hoca bana takmıştı, zaten o şöyleydi, böyleydi diyorlar.
Veya bir iş görüşmesine gitmeden önce gece sarhoş oluyorlar.
Zaten gidemeyecektim, işte çok kötü bir akşamdı deyip bir bahane bulma eğiliminde oluyorlar.
Veya çevrelerindeki bir insan onlara bir şey tavsiye ettiğinde onlara iyi gelecek.
Aman ya benim ne işime yarayacak şimdi?
Çok değil herhalde bir ay önce falan bir arkadaşımla buna benzer bir diyalog yaşadım.
Çok kötü bir haldeydi yani.
Baya kötü bir depresyonun çevresinde olduğu çok belliydi.
Kendisine ve çevresine zarar veriyordu.
Ve ona şey dedim hani bu şekilde yaşaman mümkün değil.
Hem kendini üzüyorsun hem çevreni üzüyorsun.
Çevrende kimse kalmayacak.
Çok kötü bir hale geleceksin.
Lütfen destek al. O da bana şunu söyledi.
Psikolojik destek hiçbir işe yaramıyor.
Asla bir işe yaramayacak.
Ben böyle şeylere inanmıyorum.
Ben böyleyim işte. Bir gün iyileşirim belki.
Belki bir gün böyle olabilir. Sunduğu bahanelere bakar mısınız?
Dedim ki bir kere gitmenden ne olabilir ki?
İşte işe yaramayacak. Ben biliyorum işe yaramayacağını.
Tüm bunlar aslında kendimizi engelleyen, kendi kendimizi sabote eden cümleler ve söylemler.
Bir şeylerin iyi olmasını istiyorsak, iyiliği arıyorsak...
Onun için çabalamamız gerekiyor.
Bahane bulmayı bırakmamız gerekiyor.
İnsanın başına hayatta elbette kötü şeyler gelebilir, onu engelleyici şeyler olabilir ama bahaneler genelde altı boş şeylerdir.
Ben de bahane bulmaya meyil bir insan olduğum için kendimden bunu biliyorum.
Hayatta her şeyi yapabilirsiniz.
Gerçekten. Tüm o bahanelerin üstesinden gelebilirsiniz ve...
Gerçekleri görmeye meyilli olduğunuzda zaten bahane diye sunduğunuz şeylerin genelde aşılabilir, çözülebilir şeyler olduğuna şahitlik edeceksiniz.
Ama burada önemli olan sizin kişiliğinizin ve karakterinizin yetişkin birine dönüşmeye başlaması ve sorumluluk almaya hevesli olması.
Hem kendi hayatıyla ilgili hem de başkalarının çevresindeki sevdiği insanların hayatlarıyla ilgili.
Kurban tuzağındaki insanların ikinci özelliği ise suçlama.
Sürekli birilerini suçluyorlar.
Sen olmasaydın şunu yapabilirdim, senin yüzünden mutsuzum, sen bana engel oluyorsun.
Bölümün başında annemle ilgili anlattığım hikayeyi hatırlıyorsunuz değil mi?
Ben de onu suçlarken bana şey demişti.
İstediğini yapabilirsin ama sen yapmıyorsun.
Sadece bizi önüne bahane olarak sunuyorsun.
Şöyle bir ayrım yapmak gerekiyor burada.
İstediğimizi yaptığımızda...
yapmak istediğimiz şeye doğru ilerlediğimizde bazı insanlar mutsuz olacak.
Bu ailemiz olabilir, arkadaşlarımız olabilir, eşimiz olabilir, patronumuz olabilir, her kimse.
Birileri mutsuz olacaklar.
Ve zaten onların mutsuzluğunu üzerimize çekmemek için genelde atmamız gereken adımı atmaktan kendimize alıkoyuyoruz.
O insanları mutsuz etmek, onlarla aramızın bozulmasını göze alabilmemiz gerekiyor.
Öteki türlü sürekli onları suçlayacağız.
Sürekli onlar yüzünden bu halde olduğumuzu söyleyeceğiz.
Hayır. Onlar yüzünden bu halde değiliz.
Onları kızdıracak ve aşacak gücü kendi içimizde bulamadığımız için bu haldeyiz.
Bunu sakın unutmayın. Zaten eğer ki işlevsel olmayan bir ailede büyüdüyseniz büyük ihtimalle çaresizliği küçük yaşınızda öğrendiniz.
Demiştim ya işlevsel olmayan aileler size kendiniz olmamayı öğretir.
Kendi hayatınızın kahramanı olmanızın önüne geçer.
Çocukken algılarımız çok açık oluyor ve bir şeyleri kitaplardan öğrenmek yerine O yaşlarda taklit ederek öğreniyoruz.
Biz yetiştiren, bakım veren ebeveynlerimizin ve öğretmenlerimizin davranışlarını taklit ediyoruz.
Ve bu insanların bizlere karşı olan tutumları zamanla bizim de kendimize olan tutumumuza dönüşüyor.
Çünkü bize böyle davranıldı ve ben de kendime...
Böyle davranmalıyım diyoruz.
Çaresiz bir şekilde hiçbir şey yapmadan bizleri bir şeylerin kurtarmasını bekliyoruz ve sürekli söyleniyoruz.
Bununla ilgili aklıma şimdi çok güzel bir deney geldi.
Bize bakım veren insanların davranışlarının ne kadar önemli olduğu üzerine.
Şimdi deneyin tarihini ve tam olarak içerine dair kesin bilgileri hatırlamıyorum.
Şu dakika aklıma geldiği için araştırmadan yani anlatacağım.
Bir okulda öğretmenlere iki tane liste veriliyor.
Bu listelerden birinde okulun akıllı çocukları, diğerinde ise çok affedersiniz ama aptal çocukları var.
Diyorlar ki şu akıllı olan çocuklarla daha fazla ilgilenin.
Onlar bir yerlere gelsin, diğerleri notları düşük zaten aptal.
Onlarla fazla ilgilenmeyin, arka sıralara koyun falan.
Zaten onlardan bir şey olmayacak diyorlar.
Fakat dönem sonuna doğru bir şey fark ediliyor.
Listeler karışmış. Aptal olan çocukları zeki çocukların listesine, zeki olanları ise aptal olanların listesine yazmışlar.
Ama bunun bu kadar geç fark edilmesinin sebebi ise şu.
Aslında akıllı olmayan, notları iyi olmayan ama öğretmenlerinin zeki zannettiği ve onlara zekiymiş gibi davrandığı çocuklar gerçekten de okulda başarılı olmaya başlıyorlar.
Notları çok yükseliyor, ön sıralarda oturuyorlar, öğretmenle daha fazla iletişime geçiyorlar.
Hani o enerjiyi üzerlerine alıyorlar.
Akıllı çocuklar listesinde olanlar ise Daha da derslerde geriliyor çünkü öğretmenleri onlara zeki değilmiş gibi, beceriksizmiş gibi davrandıkları için daha da çok siniyorlar, arka sıralara geçiyorlar, artık bir şeyleri
yapamayacaklarına inanmaya başlıyorlar.
İşte bizim etrafımızdaki yetişkin figürlerinin davranışı çocukken kendimize olan davranışımızda belirliyor.
O yüzden artık büyüdüğünüzün farkına varmanız gerekiyor.
Eğer bir böyle kendinizi çaresiz, kötü, kurban olmuş, tıkışmış gibi hissediyorsanız belki de farkına vermeniz gereken en önemli şey artık bir yetişkin olduğunuz.
Ve size bir zamanlar verilmeyen o bakımı kendi kendinize vermeniz gerektiğiniz.
Ben bunu işte terapiyle öğrendim.
Kendime aynı anneminle babamın bana davrandığı gibi davranıyormuşum.
Ve bunun farkında bile değilmişim.
O kadar terapi almama rağmen...
Hala bazen kendime onların bana davrandığı gibi davranıyorum.
Çünkü o kadar derin öğretilmiş şeyler oluyor ve o kadar çok kişiliğimizin içerisinde işliyor ki küçükken maruz kaldığımız muameleler her ne kadar büyüdüğümüzde onları aşmak için
çabalasak bile... Zaman zaman geriye dönebiliyoruz.
Aynı hataların içerisine düşünebiliyoruz.
Böyle zamanlarda da kendime daha şefkatli olmayı öğrendim.
Hata yapabileceğimi kabullenmeyi öğrendim.
Şimdi kendinize birkaç tane soru sormanızı istiyorum.
Hayatınızda suçladığınız birileri var mı?
Bir şeyleri yapmak istiyorsunuz ama bunlara sürekli bahaneler buluyor musunuz?
Varsa bu bahaneler neler?
Onları belki yazıp...
görebilirsiniz. Objektif bir gözle bakıp bunlar gerçek mi?
diye bir sorgulayabilirsiniz.
Ve sonrasında bunları nasıl değiştirebileceğiniz üzerine birazcık düşünebilirsiniz.
Herkesin hayatta kendine ait bir yolu var.
Bu bölümün adını kendi hayatımın kahramanı koyduğum için sizin de aynı şekilde kendi hayatlarınızın kahramanı olmayı hedeflediğinizi düşünüyorum.
Ve bence bu çaresizlik, bahane, mutsuzluk, güvensizlik gibi de bundan çıkmadan hayata baktığımız yanlış gözlükleri çıkarıp doğrularını takmadan, enerjimizi yükseltmeden, yanlış
öğretilerimizin üzerinden gelmeden kendi hayatımızın kahramanı olmak.
Neredeyse imkansız. Evet bu terapi yolculuğumu anlatırken kurban tuzaklarından da birazcık bahsetmek istedim.
Çoğu insanın çünkü bu girdabın içerisine girdiğini düşünüyorum.
Gelelim benim terapi yolculuğumun sonuna.
Aralarda neler olduğuna dair farkındaysanız çok detaylı bilgiler vermiyorum.
Çünkü çok uzun bir süreçti.
Ve hepsini anlatmaya kalksam sanırım bölümlerce podcast kaydetmem gerekir.
Ve çok da fazla özele girmem gerekir.
Şimdilik bu kadar yeter.
Sadece son seansımdan ve terapimin bitiş sürecinden bahsedeyim.
Şöyle söyleyeyim, son terapi seansıma giderken onun son seansım olduğunu bilmiyordum.
Başladığım o soğuk Ocak ayının aksine oldukça sıcak bir Haziran ayıydı.
Havanın çok sıcak olduğunu hatırlıyorum.
Akşam 5 seansındaydı herhalde bunda.
Ve o seansa girdiğimde uzun zamandan beri çözemediğim ve anlatamadığım bir şeyi anlatabileceğimi bilmiyordum.
Ve ben o olayı anlattıktan sonra...
Hayatımı çıkayan, en çok beni zorlayan.
Onun üzerine bir pratik yaptık.
Burada nasıl anlatırım bilmiyorum ama bir imgeleme pratiği yaptık öyle söyleyeyim.
Ve ben o seansta çok ağladığımı hatırlıyorum.
Normalde ağlayan bir insan değilimdir bu arada.
Seanslarımda da ağlamam. Kötü bir şeyi anlatırken, başıma gelen bir sıkıntıyı anlatırken ağlamam.
Ama o seansta çok ağlamıştım.
Ve bir şeylerin artık çözüldüğünü, artık yeni bir hayata doğru adım atmamın zamanının geldiğini hissetmiştim.
Zaten bence insan terapisinin bittiğini de böyle anlıyor.
Oraya gelme amacınıza kavuştuğunuzu, ve yeni bir adım atmaya hazır olduğunuzu hissediyorsunuz.
Hem benim için hem terapistim için bence çok özel bir andı.
Aynı zamanda terapide terapiste kurulan bağın çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.
Eğer karşınızdaki kişiyle bağ kuramıyorsanız, o kişiyle elektriğiniz uymuyorsa ondan terapi almanızın hiçbir anlamı yok.
İstediği kadar uzman bir insan olsun, alanında iyi olsun.
Sizinle bağ kuramıyor olması...
Onun kötü bir terapisti olduğunu asla göstermez.
Sadece sizinle elektriğinin uymadığını gösterir.
O yüzden lütfen eğer terapi alma gibi planınız varsa söylediğim şeye de dikkat edin.
Sonrasında ne oldu? Sonrasında ben oradan çıktım.
Ve bir şekilde hayatım değişti.
Zaman geçti.
Yapamayacağımı düşündüğüm şeylerin çoğunu yaptım.
Ve şunu da biliyorum ki büyük ihtimalle bundan sonrasında da hayatım birkaç kez değişecek.
Çünkü sonuçta hayat bu.
Değişim... Onun ana maddesi.
Ama ben bu değişimlere hazırım.
Ne olursa olsun o değişimlerin içerisinden geçmeye ve bunlarla baş etmeye hazırım.
Çünkü artık ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Kim olduğuma dair az buçuk bir fikrim var.
Büyük ihtimal bu fikir de zaman içerisinde değişecek.
Sanırım esnek olmayı öğrendim aynı zamanda.
Hayatın içerisinde akmayı, kendim gibi olmaktan suçlu hissetmemeyi.
Ve bir şeyler değiştikçe her ne kadar acı verse bile değişimin güzel olduğunu kabullendim.
Bundan sonrasındaki bütün hayat değişikliklerime hazırım.
Büyük ihtimal o anlar geldiğinde yine zorlanacağım.
Ama eskisi kadar korkmayacağım.
Eskisi kadar umutsuzluğa kapılmayacağım.
Terapinin sunduğu Genel Sesler Podcast'in bir bölümünün daha sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için, burada olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Eğer bölüm beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı lütfen unutmayın.
Bölümle ilgili yorumlarınızı eğer Çerep'in uygulamasını indirirseniz oradan aldığınız hizmetle ilgili yorumlarınızı benimle paylaşabilirsiniz.
atgenelseslerpodcast instagram hesabımdan veya genelsesleratgmail.com'dan bana ulaşıp bana yazabilirsiniz.
Bu arada şunu eklemek istiyorum.
Gelen mesajların hepsini okuyorum.
Ama her birine dönemiyorum maalesef ki.
Buna zamanım olmuyor genellikle.
Keşke dönebilsem. Sadece okuduğumu ve yazdığınız her şeyin bana ulaştığını bilin.
Hepinizi çok seviyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
