
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazen çevremiz insanlarla doludur. Arkadaşlarımız, ailemiz, sevgilimizi vardır ama yine de bir parçamız yalnız hisseder. Bir türlü bilemeyiz bunun nedenini. Kendimizi suçlarız. Neden yalnız hissediyorum diye sorgularız. İşte bu bölümde size yanıtlar ve çözümlerle geldim. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
İlham Postası bültenine kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Kitap kulübüne katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar
Bölüm ayrıntıları:
(02:49) Kendimi kalabalıkta yalnız hissettiğim o zamanlar
(04:00) Sosyal acı
(05:12) Sosyal acının panzehiri
(09:52) Gerçek bağlar kuramamak
(13:15) Benmerkezcilik vs. fazla vericilik
(15:17) Kendimizi koruma içgüdüsü yalnızlığı nasıl tetikler?
(18:05) Sözün özü
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
(Gelen mailleri okumaya bayılıyorum)
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bugün yalnızlık üzerine konuşacağız ama yalnızlığın...
Farklı bir form üzerine olacak bu.
Bilenler bilir bundan tam bir sene önce yalnızken mutlu olabilir misin başlıklı bir bölüm kaydetmiştim.
Ve orada yalnızken de mutluluğu bulabileceğimiz, kendimizle nasıl barışabileceğimiz, kendimizi nasıl daha iyi hissedebileceğimiz üzerine konuşmuştum.
Fakat bu bölümün konusu ondan birazcık daha farklı.
Bu bölümde kalabalıkların içinde yalnız hissetmeyi konuşuyor olacağız.
Belki de etrafımızda bir sürü insan var, arkadaşlarımız.
Ailemiz. Fakat yine de yalnız, belki de yapayalnız hissediyoruz.
Anlaşılmadığımızı düşünüyoruz.
Bana soracak olursanız yalnızlık etrafımızda insanların olmaması demek değildir.
Yalnızlık gerçekten sevildiğimizi, anlaşıldığımızı, orada da kendimiz olarak var olabileceğimizi hissedememektir.
Bu his bazen o kadar ağır gelir ki ne yapacağımızı bilemeyiz.
Etrafımıza yabancılaşırız.
Daha da kötüsü... Kendimize yabancılaşırız.
Yaşadığımız bu çağda aslında her zamankinden daha fazla birbirimize bağlıyız.
Sosyal medyada 600-700 kişiyle takipleşiyoruz belki de.
Ama nerede o 600-700 kişi?
Onları göremiyoruz.
Onlar orada bir sayı olarak varlar.
Ya da rehberimizde telefon numarası olarak kayıttılar.
Ama gerçekten hayatlarımızda varlar mı?
Sadece takipleştiğimiz insanlar değil, belki sevgilimiz, ailemiz de hayatımızda yok gibi hissediyoruz.
Belki onların yanında var olamadığımızı düşünüyoruz.
Yapılan araştırmalar 13 ve 34 yaş arasındaki gençlerin yaklaşık %60'ının yalnız hissettiğini gösteriyor.
Bu gerçekten çok büyük bir rakam.
Özellikle de yalnızlık hissinin gençlerde daha fazla olduğunu düşünebiliriz.
Genel olarak... gençleri ve 60 yaş üzerindeki insanları etkiliyor bu duygu.
Fakat ben de 13 ve 34 yaş aralığında olduğum için şu an daha çok bu yaş aralığıyla ilgili konuşacağım.
Ancak daha ileri yaşlardaysanız da burada anlatılan ve önerilen şeylerden oldukça fayda göreceğinizi düşünüyorum.
Kendi adıma yalnızlık hissime doğru dönüp şöyle bir baktığımda fark ettiğim birkaç şey var.
Bazı zamanlarda gerçekten yalnız kaldım.
Özellikle şu an yaşadığım şehre ilk taşındığımda çok yalnız kalmıştım.
Çünkü hiç arkadaşım yoktu ve kelimenin tam anlamıyla yalnızdım.
Fakat bazen...
Kalabalıkların içerisinde de yalnız hissettiğim oldu.
20-25 kişilik bir grubun içerisindeyken ben burada ne yapıyorum şu an ve neden buradayım diye sorguladığım çok zamanlar oldu.
Yani yalnızlığın bu iki türünde deneyimlediğimi düşünüyorum.
Böyle zamanlarda yani bir grubun içerisinde yalnız hissettiğimde genelde şunları fark ediyorum.
Ya kendim gibi davranamıyorum, anlaşılmadığımı hissediyorum ya da sosyal izolasyon ve duygusal yoksunluk şemalarım devreye giriyor.
Evet, sadece anlaşılmamak değil, bazen içimizdeki duygusal yoksunluk ve sosyal izolasyon şemaları da bize yalnız hissettirir.
Bu yalnızlığın nedeninin iki farklı yönü vardır.
Tek başımıza iken de, birileriyle birlikteyken de, yalnız hissetmemenin tek yolu bence kendimizle anlaşmak.
Bir grubun içerisinde iyi hissetmiyorsam, oradan ayrılacak cesareti gösterebilmek, kendinle anlaşmaktır.
Ya da tek başıma hafta sonu oturup sıkılırken bana iyi gelmeyeceğini bildiğim o insanı aramama cesaretini göstermek de kendinle anlaşmaktır.
Bir keresinde bir yerde şöyle bir cümle okumuştum.
Diyordu ki doğru insanlarla tanışma şansı olanlar hiçbir zaman doğru insanlarla tanışmama ihtimalini göze alanlardır.
Çok güzel bir cümle değil mi gerçekten de?
Eğer yalnız hissetmek istemiyorsak önce kendimizle bir bağ kurmamız gerekiyor.
Sonrasında ise diğer insanlarla kuracağız bu bağı elbette.
Size birazcık sosyal acı denen bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Sosyal acı...
Bizim evrimimizden kaynaklanan bir acı aslında.
Belki bunu daha önceden de duymuş olma ihtimaliniz var.
Bundan yüzyıllar önce avcı toplayıcı olarak yaşarken en büyük korkumuz yalnız kalmaktı.
Çünkü yalnız kalmak demek grubun dışına atılmak ve tabii ki de bunun sonucunda vahşi hayvanlara yem olmak demekti.
Hayatta kalmak için...
O bağ, o sosyal bağlara ihtiyacımız vardı.
Aslında bunu şöyle düşünebiliriz.
Hepimiz ama hepimiz, bütün insanlar görünmez bağlarla birbirine bağlı.
Ve bu bağ biyolojimizden kaynaklanan bir bağ.
Fakat biz şimdi kendimizi toplumun içerisinde var olamamış bir şekilde hissettiğimizde ya da arkadaşsız kaldığımızı, sevilmediğimizi hissettiğimizde sosyal bir acı çekiyoruz.
Ve bu acı biyolojimizden gelen gerçek bir acı.
Aynı elim kesildiğinde nasıl canım yanıyorsa ya da bacağım kırıldığında nasıl canım acıyorsa, yalnız kaldığımda da ya da yalnız hissettiğimde acı çekiyorum.
O halde bu acıyla nasıl baş edebiliriz?
Hadi hep birlikte bakalım. Eğer tek başınıza iseniz, gerçekten çevrenizde hiç kimse yoksa, lütfen...
Bir sene önce kaydettiğim Yalnızken Mutlu Olabilir Misin isimli bölümü bir defa da olsa dinleyin.
Ve bu bölümde dinlemeye devam edin derim.
Çünkü burada da çok güzel örnekler ve pratik uygulamalar önereceğim.
İlk olarak etrafımda insanlar varken bile kendimi yapayalnız ve izole olmuş hissediyorsam duygusal yoksunluk şemam olabilir.
Eğer şemaları merak ediyorsanız bundan önce birkaç defa daha önerdiğim Hayatı Yeniden Keşfedin isimli kitabı okuyabilirsiniz.
Fakat kısaca şemayı açıklamak gerekirse şema çocukken öğrendiğimiz bazı yanlış kalıplar ve inançlardır.
Hiçbir zaman maalesef ki %100 iyileşmezler ama farkındalıkla, bilinçli bir şekilde onlarla nasıl baş edebileceğimizi...
Duygusal yoksulluk şemasının içinde ise yalnızlık ve acı hissi vardır.
Bu şema neredeyse...
Herkeste olan bir şemadır.
Böyle derinden ve gerçek anlamda sevgi görmediyse kişi çocukluğunda, koşulsuz bir şekilde sevilmediyse yani ebeveynleri ona başarılı olması, onların sözlerini dinlemesi karşılığında
değil de gerçekten sadece var olduğu için onu sevdiklerini hissettirmedilerse kişi de bu şama gelişmeye başlayabilir.
Böyle insanın içinde derin, anlam veremediği bir yalnızlık hissi vardır.
Her şey yolunda bile gitse.
Bu his geçmez. Belki iyi bir partnerimiz vardır, iyi bir ailemiz, belki çocuklarımız vardır ama yine de akşam üzerimize çöktüğünde ve kendi başımıza oturduğumuzda yapayalnız hissederiz.
Aslında bu his bizim o andaki gerçek hissimiz değildir.
Bu içimizde hala yaşayan ve bir zamanlar ihmal edilen, yalnız hissettirilen o çocuğun hisleridir.
Bu şamanın bize getirdiği bir diğer kötülükse asla anlaşılamayacağımızı hissetmektir.
Kimse beni anlamayacak ve asla anlaşılamayacağım deriz kendi kendimize.
Kendimize, arkadaşlarımıza anlattığımızda, sevgilimize veyahut da ailemize anlattığımızda da böyle hissetmeye devam ederiz.
Duygusal yoksulluk şaması yaşayan insanlar genelde ilişkilerde kendilerini geride tutarlar veyahut da...
çok fazla beklenti içerisine girebilirler.
Yani karşı taraftan aldıkları sevgi ve ilgi onlara yetmez.
Çünkü kapları dolmaz.
Aynı bir elek gibi bütün sevgiyi ve ilgiyi aşağıya geçirirler ve kendi kaplarının içerisinde Tutamazlar.
Sevgi ve ilgi kapları bir türlü dolmadığı için de sürekli talep etmeye devam ederler.
Tabii ki de zamanla bu karşılarındaki insanları tükenmiş hissettirmeye başlayabilir ve o ilişkinin içerisinden ayrılmak isteyebilirler.
Ya da tam tersi olarak hiçbir şeyi beklememek, asla sevilmeyeceğimizi ve hep yalnız hissedeceğimizi düşünmek de bu şamanın ayrı bir handikapıdır.
Eğer kendimizde bu şemayı hissediyorsak yapmamız gerekenler öncelikli olarak duygusal ihtiyaçlarımızı fark etmektir ve etrafımızdaki insanlardan beklentilerimizi gerçekçi bir seviyeye getirmektir.
Bir diğeri ise o bir zamanlar yalnız kalan ve sevilmediği hissettirilen içimizdeki çocukla bağ kurmaya çalışmaktır.
Sonuçta hepimiz erken dönem yaşantılarımızın bize bıraktığı izleri taşıyarak yetişkinlik hayatında var olmaya çalışıyoruz.
Belki görünüşte yetişkiniz ama derin bir yerimizde çocuk yanımız hala yaşamaya ve bizim yetişkinlikteki kararlarımızı etkilemeye devam ediyor.
Bir diğer yapabileceğimiz şey kendimizi şefkatli sarmaya çalışmak ve toksik ilişkilerden kaçınmaya çalışmaktır.
Çünkü duygusal doksunluk yaşayan insanlar onların bu yanlış inançlarını besleyecek kişilere doğru çekilebilirler ve toksik ilişki kurmaya meyilli olabilirler.
Toksik ilişkilerden kaçınmakla ilgili zaten çok yeni bir bölüm kaydettim onu dinleyebilirsiniz.
Bana soracak olursanız bu ilişkilerden kaçınmanın en iyi yolu farkındalık yani fark etmek ve bilinçli bir şekilde o ilişkiden kaçınmak.
Çekilsek bile içimizde bir parça o ilişkilerin içerisinde var olmak istese bile oradan kaçınmak için Kendimizi tutmak.
Ve son madde olarak da kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılamayı ve çocukluğunda ona verilmeyen şeyi yetişkinliğinde kendine vermeyi öğrenmesi gerekiyor.
Bu da aslında yalnız hissetmenin tek tedavisi olarak gördüğüm kendinle anlaşmanın en güzel yollarından biri değil mi?
Yani bana verilmeyeni ben kendime verebilirim.
Şu an artık yetişkinim, büyüdüm ve kendi ihtiyaçlarımı giderecek kapasiteye sahibim.
diyebilmek gerçekten çok güzel bir şey ve aynı zamanda da insanın yaralı ruhunu tedavi eden bir şey.
Kalabalıklar içinde yalnız hissetmenin bir diğer nedeni de gerçek bağlar kuramamak olabilir.
Sanırım hayatta en değer verdiğim şeylerden biri kurduğum bağlar.
Bu tip gerçek bağları çok az insanla kurabiliriz.
Çünkü herkes bu şekilde birbirini sevmeye ve bağ kurmaya gönüllü olmayabilir.
Gerçek bağlar cesaret ister.
Başka birini. kendinden başka birini gerçekten önemsemeyi ve onu anlamaya çalışmayı gerektirir.
Genelde pek çoğumuz kendimiz odaklı yaşadığımız için, özellikle bu çağ da bence bunu getiriyor beraberinde, diğer insanlara bu kadar açık olmayı, onları bu kadar çok anlamayı, onlarla
aramızda güçlü bir iletişim kurmayı istemeyebiliyoruz.
Bu bize fazla ağır gelebiliyor ve bence insanlar...
Gerçek bağlar kuramamanın bir diğer nedeni de eğer biriyle bağ kurmak istiyorsam önce kendimle bağ kurmamın gerekmesi.
Benim gözlemlediğim kadarıyla insanların pek çoğu kopuk modda yaşıyor.
Yani kendi duygularıyla bağ kurmak istemiyorlar.
Çünkü acı çekmekten korkuyorlar.
Gerçeklerle yüzleşmekten korkuyorlar.
Belki kendisiyle bağ kursa fark edecek ki artık o kişiyle birlikte olmak istemiyor.
Ya da artık o şehirde yaşamak istemiyor.
Ya da artık bu şekilde davranmak istemiyor.
Hayatını değiştirmek istiyor.
Fakat bunları fark etmek çoğu insanın işine gelmiyor.
Çünkü değişim cesaret ister, yürek ister.
Bu yürek herkeste olmayabilir ve bence bağ kurmak da yürek istiyor.
Ve dediğim gibi bu yüreği herkeste bulamayız.
Bunu romantik anlamda düşünmeyin sadece.
Aile bağları ve arkadaş bağları anlamında da konuşuyorum şu an.
Kabul ediyorum insanlar bazen sinir bozucu olabiliyor veyahut da bize hayal kırıklığına uğratabiliyorlar, yalan söyleyebiliyorlar, kötülükler yapabiliyorlar.
Ve diyebilirsiniz ki ben artık kimseyi anlamak, kimseyle bağ kurmak istemiyorum.
Fakat bir yerlerde...
Bizimle iyi anlaşabilecek, kendimizi evimizde gibi hissedebileceğimiz insanlar da var.
Ve o insanları bulabiliyoruz.
Kendi deneyimlerime baktığımda aslında bunu görebiliyorum.
Bazen de o insanlar tam burnumuzun dibinde olabiliyor ve biz onları göremeyebiliyoruz.
Buradaki en önemli şey denemek.
çabalamak, birisiyle gerçekten bir bağ kurmaya çalışabilmek.
Zaten bu çabanın içerisine girdiğinizde bir şekilde o insanlar da yani bu çabanın içerisinde olan o insanlar da sizi buluyor ve birbirinizle karşılaşıyorsunuz.
Yakınımızdaki insanlarla gerçek bağlar kuramıyor olmamızın sebebi belki de o insanların bize uygun olmaması da olabilir.
Belki de en yakın arkadaşlarımız bizi kıskanıyorlar ve bizim iyiliğimizi istemiyorlar.
Belki de kendi başarısızlıklarını ve olmamışlıklarını Sizin de onlar gibi olduğunuzu görerek dindirmeye çalışıyorlar, unutmaya çalışıyorlar.
Gerçekten bizi sevmeyen ve bizim iyiliğimizi istemeyen insanların bu yönlerini fark etmesek bile, yani bilinç düzeyinde fark etmesek bile bilinçaltımızda fark ediyoruz.
Ve aslında o ilişkilerle rahatsız hissediyoruz.
O ilişkilerin içerisinde yalnız hissediyoruz.
Çünkü böyle insanlarla bağ kuramıyoruz.
Eğer yakınınızdaki insanların yanında yalnız hissediyorsanız bir de gerçekleri görmeyi deneyin.
Gerçekten bu insanlar sizin yakınınızda olmayı hak ediyor mu?
Bence bunu bir sorgulayın.
Belki de yalnız hissetmenizin temelinde yatan şey tam olarak da budur.
Gözlemlediğim bir diğer sorun ise bu konuyla ilgili tahmin ettiğimizden daha fazla ben merkezci olmak veyahut da tahmin ettiğimizden daha fazla verici olmak.
Ben merkezci olduğumuzda etrafımızdaki insanların ihtiyaçlarına ve onların isteklerine birazcık kapalı oluyoruz.
Göremiyoruz çünkü sadece kendimize odaklıyız ve kendi iyiliğimiz için çabalıyoruz.
Elbette ki kendimizi korumak, kollamak, kendimiz için bir şeyler yapmak çok güzel fakat etrafımızdaki insanları da dinlemiyoruz.
Eğer birilerinin bizi dinlemesini, bize yardımcı olmasını istiyorsak biz de aynı şekilde onlara böyle davranmalıyız.
Terapistim hep şöyle derdi, ilişkiler sağlıklı alma ve verme dengeleri üzerine kuruludur.
Yani eğer siz karşılıklı bir şekilde birbirinize denge de alıp vermiyorsanız o ilişki kötüye gidecektir.
Eğer ben karşımdaki kişiye daha fazla veriyorsam da bu bir sorun.
Çünkü verdiğimi alamazsam tükenmiş ve yorgun hissetmeye başlarım.
Ve o kişiden uzaklaşırım.
Fakat karşımdaki kişiye hiç vermezsem de bu sefer o kişi benden uzaklaşmaya başlar.
Çünkü o kendi verdiğinin karşılığını alamamış olur.
Bu nedenle... Sosyal ilişkilerimizde gerek arkadaşlarımızda gerek partnerlerimizde olan ilişkilerimizde o sağlıklı dengeyi tutabilmek gerekiyor.
Bakmak gerekiyor ben karşımdakine ne kadar veriyorum ve bunun karşılığında ne kadar alıyorum.
Böyle bakıldığında ilişkiler size birazcık çıkarcı gelebilir.
Hani koşulsuz sevgi yok muydu gibi düşünebilirsiniz.
Koşulsuz sevginin var olup olmaması tamamen ayrı bir konu.
Bence bu sadece ebeveynlerin çocuklarına belki verebileceği bir şey ki onlar da genellikle veremiyor.
Fakat bizim normal yetişkin hayatımızdaki ilişkilerimizin hiçbiri koşulsuz ve çıkarsız değildir.
Ve bence bu kötü bir şey de değil.
Yani birbirimizin hayatına katkı sağlamak, birbirimize iyi gelmek ve birbirimizi dengeli tutmak oldukça önemli.
Ve bunlar da iyi çıkarlar diye düşünüyorum.
Bir insan olarak, yetişkin olarak toplumun içerisinde var olabilmek için bütün bunlara ihtiyacımız var.
Son olarak da şu. Şunu ekleyeceğim.
Eğer bir dönem ilişkilerimizden zarar gördüysek ve çok acı çektiysek kendimizi koruma altına almış ve insanlarla fazla yakınlaşmıyor olabiliriz.
Burada hemen bir öz eleştiri getireceğim.
Ben kendim hakkında çok korumacı birisiyim.
Yani bir insana bana zarar vereceğini hissediyorsam o insanın yanında kalmam.
Fakat bu konuda bazen aşırıya kaçıp insanlarla olan iletişimlerimi çok hızlı kesebiliyorum.
Bunun üzerine hatta biraz çalışıyorum.
Çünkü ilişkilerde esnek olmak gerekiyor.
Evet bazen çok acı çekebiliriz ve çok yanlış insanlarla karşılaşıp hayatımızın bir kısmını mahvedebiliriz.
Bunların hepsi gerçekten de birer deneyim.
Hayatta kalmayı ve insanlarla ilişki kurmayı böyle böyle öğreniyoruz.
Elbette ki kendimizi Zarar verici insanlardan korumamız gerekiyor.
Fakat fazlaca koruma altına almak, böyle zırhlarımızı kuşanmak ve tamamıyla alarmda olmak her şeyi tehdit olarak algılamamıza sebebiyet verebiliyor.
Belki de karşımızda kişi sadece bir şaka yapıyor ya da farkında olmadan bir davranış sergiliyor.
Fakat biz bunu tehdit olarak algılıyoruz.
Oysa ki... Ne olursa olsun, ne yaşarsak yaşayalım, esnek olabilmeyi öğrenmek, insanları oldukları gibi kabul edebilmeyi öğrenmek de bu yalnızlık hissini aşmamıza yardımcı olacak şeylerden
biri. Bağ kurmaktan bahsetmiştim ya, bu bağlar yani güçlü bağlar herkeste kurulmazlar.
Bazı insanlarla da sadece eğleniriz ve vakit geçiririz.
Ve biliriz ki o insanlardan beklentimiz bizim yalnızlığımızı gidermeleri değil.
Sadece sosyal bir etkinlikte bir arada olabilmek.
Ya da iş konusunda sohbet edip birbirimizin deneyimlerinden faydalanmak olabilir.
Ve bu tip ilişkiler de çok normaldir, çok doğaldır.
Herkesle aynı şekilde ve aynı boyutta bağ kurmak ve iletişim kurmak zorunda değiliz.
Benim geçmişte yaptığım ithalardan bir tanesi gerçekten sevip anlaşılmak.
yaşamadığım insanları hayatımda tutmamaktı.
Bu nedenle her zaman çok az sayıda arkadaşım oldu.
Fakat zamanla öğrendim ki ilişkiler böyle ilerlemiyor.
Yakınımda birkaç kişi olacak.
Birazcık daha uzağında bazı insanlar olacak.
Onun da uzağında bazı insanlar olacak.
Sadece şuna dikkat etmeye çalışıyorum.
Gerçekten kötü olduğuna inandığım, içten içe kıskançlık beslediğine inandığım insanları etrafımda...
Bu konuda çok netim.
Çünkü böyle insanlar bize zarar verirler.
Bizimle uzaktan bile ilişki kurmayı hak eden insanlar değillerdir.
Ve ben insanların hepsinin iyi olduğuna asla inanmıyorum.
Belki herkesin içerisinde bir parça iyilik olabilir ama bu onları totalde iyi bir insan yapmaz.
Hayata gerçekçi gözlerle bakmayı seviyorum.
Eskiden böyle düşünmüyordum ama sanırım yaşım ilerledikçe insanlar hakkındaki görüşlerim de değişmeye başladı.
Sözün özü insanlar olarak hepimiz toplumsal varlıklarız ve bir şekilde birileriyle görüşmeye ve içimizdeki o yalnızlık hissini unutmaya ya da bastırmaya çalışıyoruz.
Demiştim ya biyolojimiz gereği birbirimize bağlıyız ve bir arada olmak, birileriyle ilişkilenmek bize çok iyi gelen bir şey.
Fakat işin diğer bir yönünde aynı zamanda da yalnızız.
Sonuçta ben olmayı benden başka deneyimleyebilecek hiç kimse yok.
Ve çok sevdiğim bir partnerim de olsa, çok sevdiğim ailem ve arkadaşlarım da olsa zaman zaman kendi yalnızlığımı deneyimlemem gerekecek.
Çünkü hiçbiri hayatımın her noktasında benim yanımda olamazlar.
Bazen tek başıma bir şeyleri yapmam ve çözmem gerekebilir.
Ve o zaman da bunu yapabilecek gücü kendimde bulmam lazım.
Bu da sağlıklı bir yetişkin olabilmenin diğer bir parçası.
O bölümün başında bahsettiğim kendinle anlaşmak denen şeyi başarabilmemiz gerekiyor.
Hem kendimizle kalabilmek için hem de başkalarıyla bir arada kalabilmek için bunu yapmamız lazım.
Kendinize ve çevrenize iyi bakın.
Hem kendinize hem de arkadaşlıklarınıza değer verin.
Bir anın içerisindeyken sadece o anda var olmaya çalışın.
İnsanlarla beraberken sadece o insanlarla birlikte olmaya çalışın.
Ve seçimlerinizi iyi yapın.
Arkadaşlıklarınızı iyi seçin.
Bazen belki de yalnız olmayı seçmeniz gerekebilir.
Bu da kendini anlaşmanın bir parçasıdır.
Eğer gerekiyorsa da bir süre yalnız kalmayı tercih edin.
İnanın size daha önce öğrenmediğiniz pek çok şeyi öğretecektir.
Ve tüm bunları yapabilmek için de elbette ki kendinize inanmanız gerekiyor.
O inanç da içinizde bir yerlerde mevcut.
Yine motivasyon konuşmacısı gibi konuşmaya başladım.
Ama inanın tüm bunlar her zaman kendime de söylediğim şeyler.
Uzun bir süre çünkü bu yalnızlık meselesi üzerine kafa yordum ve hala da yormaya devam ediyorum.
Çünkü insan oluşumuzun altındaki en büyük sorunlardan bir tanesi bence bu his.
Zaman, çağ ve onun getirileri gösteriyor ki bu hisle daha çok boğuşacağız.
Ama belki de dediğim gibi farkındalıkla ve bilinçle birazcık da olsun onunla baş etmeyi ve doğru adımları atmayı öğreneceğiz.
Bölümü kapatmadan önce size geçen bölümde de bahsettiğim mail bültenimden kısaca bahsetmek istiyorum.
Bildiğiniz üzere geçen hafta ilham postası diye bir bültene başladım.
Tamamen ücretsiz, her hafta yeni yazılar gelen, benim o hafta tükettiğim ve beğendiğim kitapları, içerikleri...
Önerdiğim bir bülten bu.
Açıklamalar kısmında linki olacak.
Abone olursanız gelişmeleri kaçırmamış olursunuz.
İlk sayıyı yayınladıktan sonra gelen yorumlar gerçekten çok harikaydı.
Ve sanırım konuşmak kadar yazarak kendimi ifade etmek de bana çok iyi geliyor.
Eğer abone olursanız çok sevinirim.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Eğer bölümü sevdiyseniz sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz.
Bana... Instagram üzerinden etgenelseslerpodcast ismiyle ulaşabilirsiniz.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın ve ihtiyaçlarınızı gözetmeyi lütfen unutmayın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
