
İstediğin Her Şeyi En Hızlı Ve Etkili Nasıl Öğrenebilirsin?
23 Eylül 2021 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm etkili ve hızlı öğrenme teknikleri üzerine konuşuyor. Scott Young'ın Ultralearning kitabından esinle hazırladığım bu bölüm de pek çok farklı kaynaktan ve kanıtlanmış yöntemlerden faydalandım. Sadece nasıl öğreneceğimizi değil aynı zamanda neden yeni şeyler öğrenmeye devam etmeniz gerektiğini de konuşuyor olacağız. En büyük değerleri açık fikirlilik ve yeniliklerden korkmamak olan bu podcastte öğrenmeyle ilgili bir bölüm olmalı diye düşündüm. Yaşı veya konumu ne olursa olsun herkes öğrenmeye ve kendini eğitmeye devam edebilir. Şimdiden keyifli dinlemeler.
Bahsettiğim Kaynaklar (bu sefer buraya eklemeyi unutmadım:) :
- MIT Kursları: https://ocw.mit.edu/
-Learning How To Learn: https://www.coursera.org/learn/learning-how-to-learn?utm_source=gg&utm_medium=sem&utm_campaign=93-BrandedSearch-BidTest-ROW&utm_content=93-BrandedSearch-BidTest-ROW&campaignid=1599063752&adgroupid=58953588605&device=c&keyword=coursera%20courses&matchtype=b&network=g&devicemodel=&adpostion=&creativeid=506856509966&hide_mobile_promo=&gclid=CjwKCAjwy7CKBhBMEiwA0Eb7allezkWhVet9Ia_CI8qTisa9Y-xdFpzIhmigFwtjtOJ8g9Z38A7IghoC3eYQAvD_BwE
-Barbara Oakley TED Konuşması: https://youtu.be/O96fE1E-rf8
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
İster öğrenci, ister yetişkin olsun, hayat boyu öğrenmek ve gelişmek isteyenler burada mı?
Bazı şeyleri hiç öğrenemeyeceğini, bazı yeteneklerini hiç geliştiremeyeceğini, bunu yapmak için vakti olmadığını düşünenler burada mı?
Eğer yanıtlar evetse Genel Sesler Podcast'ine hoş geldiniz.
Bu bölümde ana amacım herkese kendi kendine eğitecek bir malzeme çantası hazırlayıp sunmak.
Ve bu malzeme çantasındakilerin sizi olabilecek en hızlı ve en etkili şekilde eğitebileceğine emin olmak.
Size kendimle ilgili bir gerçeği söylemenin vakti geldi.
Hiçbir zaman iyi bir eğitim alacak şansım olmadı.
Notlarım ve sınav başarım öğrenme sevgimden ötürü her zaman iyi olmuştur.
Ama bunlar benim iyi okullara gitmem ve iyi bir eğitim almam için yeterli değildi.
Kısaca hayat bana karşı pek nazik davranmadı.
Mesela liseyi açık öğretimden okumak zorunda kaldım.
Sonra iyi bir üniversite kazandım ama okulu bitiremedim.
Bu hikayeyi derinlerine inerek anlatmaya kalkışsam bir bölümde bu sürer.
O yüzden şimdilik bu kadarını ve iyi okullarda iyi eğitmenlerden eğitim almadığımı bilmeniz yeterli.
Fakat buna rağmen ben ve çevremdeki herkes gönül rahatlığıyla size şunu söyleyebilir.
Yaşıtım olan ve iyi okullara gitmiş pek çok arkadaşımdan daha fazla şey biliyorum.
Yeteneklerim çok daha gelişmiş vaziyette.
Bunun sebebi dahi ya da süper zeki biri olmam asla değil.
Hatta itiraf edeyim kafamın basmadığı pek çok şey var.
Mesela sayılar ve yol tarifleri gibi.
Bana yol tarif etmeye çalışmayın çünkü asla bulamam.
Bin kere kaybolurum.
On kere gittiğim arkadaşımın evini on birincisinde yine arayarak yol tarifi isterim.
O derece yani. Ancak benim kendimi okulsuz bir şekilde eğitebilmiş olmamın sebebi Öğrenmeyi öğrenmiş olma.
Bütün bu zayıf noktalarıma rağmen kendimi eğitmeyi öğrendim.
Daha öncesinde bunun farkında değildim ama.
Ne zamanki öğrenmeyi öğrenmek diye bir şeyin olduğunu fark ettim.
Ve bu konu üzerine yazılan kitapları okuduğum, verilen eğitimleri aldım.
İşte o zaman anladım.
Ben çok küçük bir yaşımda öğrenmeyi öğrenmişim.
Ama insanlar bunu anlayamadıkları için beni hep zeki zannetmişler.
Gerçek şu ki hepimiz iyi okullara gidecek kadar şanslı değiliz.
Ama her zaman kendimize o okullardakine benzer bir eğitim verebiliriz.
Bu sözlerim size gerçekçi gelmiyor mu?
Bana inanmıyor musunuz?
O halde bu bölümün ana esin kaynaklarından biri olan Ultra Learning kitabının yazarı Scott Young'a kulak verin.
Çünkü kendisi Kanada'da sıradan bir üniversite bitirdikten sonra internetten MIT'nin ücretsiz olarak yayınladığı bilgisayar mühendisi kurslarını almaya başlamış.
Eğer bilmeyenleriniz varsa MIT, matematik, mühendislik, bilim gibi konularda dünyanın en iyi üniversitelerinden biridir.
Gerçekten dünyanın en zeki insanları orada okuyor.
Aynı zamanda MIT okulda verilen derslerin bazı kısımlarını ve bünyesinde verilen eğitimleri Online bir şekilde kurs formatında sunuyor.
Bayağı matematik eğitimleri, mühendislik eğitimleri, yazılım eğitimleri falan var.
Ve bunlar hepsi ücretsiz.
Yani şu an siz de bulabilirsiniz.
Open Learning diye geçiyor olması gerekiyor.
Bir daha bakarım ve umarım unutmazsam açıklamalar kısmına linkini bırakırım.
Bu MIT'nin kurslarının.
Eğer matematiğe ilginiz varsa ya da yeni şeyler bir konuda öğrenmek istiyorsanız bakabilirsiniz.
Ama tabii ki de çok iyi İngilizceniz olması gerekiyor.
Scott Young da... Kendisini MIT'nin yayınladığı bu kurslardan sık bir program oluşturuyor ve MIT'nin normal örgün eğitimindeki takvimine bakıyor.
Öğrencilerine hangi dersleri verdiklerini iyice analiz ediyor ve programını da buna göre düzenliyor.
Kullandığı bazı özel yöntemlerle MIT'deki öğrencilerin 4 yılın sonunda girdiği sınava 1 yılda giriyor ve geçmeyi başarıyor.
Peki bunu nasıl yaptın?
Öğretmeni ve soru sorabileceği kimsesi yok genelde.
Heyecan yok. İlerleyen dakikalarda öğreneceğiz.
Umarım böyle şeylere heyecanlanan tek kişi ben değilimdir.
Sadece Scott Young değil, Rus edebiyatı okuyup 26 yaşında mühendis olmaya karar veren.
ve 26 yaşında matematik çalışmaya başlayan Dr.
Barbara Oakley'nin de öğrettiklerine kulak vereceğiz.
Çünkü 26 yaşında temelden matematik öğrenip mühendis olmuş ve bununla kalmayıp bir de alanında akademisyen olmuş biri kendisi.
Bu kadar zor bir şeyi başardıysa eminim bildiği bazı şeyler vardır.
Barbara Oakley'in hikayesi bana da matematik öğrenmek için ilham verdi.
Bunu da bölümün ilerleyen kısımlarını anlatacağım.
Ama şu introyu bir vereyim de rahatlayayım önce yani içimde kaldı.
Podcast'ın diğer bölümlerini dinleyenlerin bileceği gibi bundan önce gelişim zihniyeti, sabit zihniyet ve nöroplastiste gibi kavramlardan bahsettik.
Hepimizin arzu ettiği yetenekleri geliştirebileceği, hatta beynini dahi değiştirebileceği bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
Mesela benim matematikte berbat olmamın sebebi sayısal zekamın kötü olmasından kaynaklı değil.
Sadece kendimi o yönde hiç geliştirmemiş olduğum için zorlanıyorum.
Ve bu çok doğal bir durum.
Peki, eğer bir gün durup dururken matematik öğrenmeye karar versem ne yapmam gerekir?
Ya da kod yazmayı öğrenmek, piyano çalmak, İspanyolca öğrenmek istesem.
İşte bu bölümde öğrenmek istediğimiz yeni şeyler için bir harita sunacağım.
Bölümün içinde çok fazla bilgi olacağı için aklınızda tutmakta zorlanabilirsiniz.
Not almak işe yarayabilir.
Çünkü bir tanesini dahi uykulasanız büyük ilerleme kaydı dersiniz.
Bir de ufak bir uyarıda bulunayım.
Herkesin öğrenmesi kendine özeldir.
Bu yöntemleri uygulamaya karar verirseniz önce kendinizde işe yarayıp yaramadığına bir bakın ve hangileri size uyuyorsa onları alın.
Bırakın yöntemler size uysun, siz kendinizi onlara zorla uydurmaya çalışmayın.
Evet şu sıralar her bölüm yapmaya başladığım kamu spotu kısmı da bittiğine göre size bu seri için hangi kaynaklardan faydalandığımı söylemek istiyorum.
Birincisi bahsettiğim Scott Young isimli yazarın Ultra Learning kitabı.
Bu kitap maalesef Türkçe'ye çevrilmemiş.
Ben İngilizcesinden okudum.
Türkçe'ye süper öğrenme diye çevirebiliriz sanırım.
Yani ben öyle çevirdim adını.
Bu kitapta yazar istediğimiz herhangi bir şeyi öğrenmenin en hızlı ve en etkili yöntemlerini anlatıyor.
Yani bir şeyi en süper şekilde nasıl öğreniriz aslında bunu öğretiyor.
Bunları 9 prensip altında toplamış kendisi.
Fakat ben birazdan bahsedeceğim diğer kaynaklarda öğrendiklerimi de harmanlayıp bunları 7 prensibe indirgedim.
Bu bölümde size 7 prensip altında anlatacağım.
Aynı zamanda bu prensiplerden bir Instagram postu da hazırlayacağım.
Eğer bu bölümde anlattıklarımı not almakta zorlanırsanız Instagram'da etgenelseslerpodcast hesabından o posta ulaşabilirsiniz.
Kaydedebilirsiniz ya da işte istediğiniz zaman girip bakabilirsiniz.
Bir nevi sizin yerinize not tutmuş gibi olacağım yani.
İkinci kaynağımız Peter Brown tarafından yazılan Make It Stick isimli kitap.
Bu kitap da harika. Hatta bu kitapta yazılanlarla ilgili bir başka bölüm dahi yapabiliriz.
Belki sonrasında.
Üçüncü kaynağım Coursera üzerinden Barbara Oakley tarafından verilen Learning How To Learn isimli kurs.
Bu online kurs... Benim için çok faydalı oldu.
4 haftalık bir kurs. Ücretsiz.
Kurslar üzerinden girip siz de alabilirsiniz.
Yine orada öğrendiğim şeylerden bahsedeceğim.
Bir de son olarak Barbara Oakley'nin TED konuşması.
Eğer 4 haftalık bir kurs size uzun geliyorsa Barbara Oakley'nin TED konuşmasını dinleyerek Baya bir şeyler öğrenebilirsiniz.
Unutmazsam bunu da linkleyeceğim.
İnşallah unutmam. Çünkü her seferinde böyle söylüyorum.
Sonrasında unutuyorum. Bana mesaj atıyorsunuz.
Diyorsunuz ki hani nerede?
Sonra tek tek size onları gönderiyorum.
Fakat inadına açıklamalar kısmına koymuyorum yine.
Çünkü kendimle ilgili bir zorum var.
Bu sefer unutmayacağım. Hatta durun şu an not alıyorum unutmamak için.
Bir dakika. Evet notumu aldım.
Kaynaklarımız bunlar. Daha fazla uzatmadan hemen birinci prensiple başlıyorum.
İlk prensibimiz öğrenmeyi öğrenmek.
Eğer neyi nasıl öğreneceğimizi bilmiyorsak daha en başta kaybederiz.
Dediğim gibi herkesin öğrenme şekli kendine has olabilir ya da öğreneceği şeye göre uyarlanabilir.
Mesela bir örnek verelim.
Ultra Learning kitabının yazarı bir arkadaşıyla birlikte bir senede dört dil öğrenmeye karar veriyor.
Bu oldukça zor ve büyük bir hedef.
Bu nedenle kendilerine bunu uygun bir harita çıkartıyorlar.
Dört dil öğrenmek istedikleri bu yıla a year without English ismini veriyorlar.
Yani bir yıl boyunca asla İngilizce konuşmayacaklar demek bu.
Öğrenmek istedikleri dillerin konuşulduğu ülkelere gidiyorlar ve her birinde üç ay kalıyorlar.
Tabii ki de asla İngilizce konuşmuyorlar.
Hatta o ülkelere ilk gittiklerinde Dillerine dair tek bir kelime dahi bilmedikleri halde hiçbir şekilde İngilizce iletişimde bulunmuyorlar.
El kol hareketleriyle kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar.
Sonrasını tabii ki de yavaş yavaş öğreniyorlar.
Bir yılın sonunda içinde Çince, Korece, Portekizce ve İspanyolca'nın olduğu dört dili akıcı olarak konuşacak kadar ilerleme kaydediyorlar.
Gerçekten düşünebiliyor musunuz?
Çince ve Korece dünyadaki en zor diller arasındadır.
Çünkü alfabeleri bile bizden çok farklı.
Fakat bir yıl içerisinde bu dört dili öğrenebiliyorlar.
Bunu yapabilmelerinin altında yatan en temel sebeplerden biri aslında doğru öğrenme yöntemini kullanmış olmaları.
Onların amacı bu dört dili konuşabilmekti.
Yani bu dört dilin içerisindeki gramer kurallarını öğrenmek, bu dillerle düzgün yazılar yazabilmek değildi.
Konuşabilmek adına yapabilecekleri en iyi şeyse gidip bu dili konuşmaktı.
O yüzden böyle bir yöntem izleyerek başarıya ulaştılar.
Belki bu örnek birazcık ekstrem gelmiş olabilir ama motive edici olduğunu düşünüyorum.
Yani en azından benim için öyle.
Peki nasıl çıkaracağız bu öğrenme haritasını?
Öğrenmeyi öğrenerek tabii ki.
Beynimiz nasıl öğrenir ve öğrenmemizin önünde ne gibi engeller vardır?
Bunları tanımak zorundayız.
Yeni bir şeyi öğrenmek istediğimizde ister istemez direnç gösteriyoruz.
Mesela kendi kendimize şöyle diyebiliriz.
Vaktim yok. Neden bu yeni şeyleri öğrenmek için vakit harcayayım ki?
Benim zaten bir işim var.
Yeterince şey biliyorum.
Bunların içinde en yaygın olanı vaktim yok bahanesi bence.
Bu zaman yönetimi ve vakitsizlik konuları üzerine başka bir bölüm yapacağım.
Ama şunu aklınızda tutmanızı istiyorum.
Hayatta her zaman yeni yetenekler geliştirmek ve yeni bir şeyler öğrenmek zorundasınız.
Günümüzün doğası bunu gerektiriyor.
Her şey çok hızlı bir şekilde değişip dönüşüyor ve eğer ayakta kalmak istiyorsak sürekli gelişime açık olmalıyız.
Bununla ilgili Ultra Learning kitabında şöyle bir hikaye var.
Kütüphanecilik yapan bir kadın kütüphanecilik sisteminde dijitalleşmeye geçirdikçe işini kaybedebileceğini fark ediyor.
Çünkü onun sahip olduğu yeteneklere artık ihtiyaç yok.
Bu durumda işverenlerin ona maaş ödemeye de ihtiyaç duymayacaklarını hemen tahmin ediyor.
Bunun üzerine yazılım ve istatistik öğrenmeye karar veriyor.
İlk başlarda zorlansa da başarılı bir şekilde eğitimini tamamlıyor ve dijitale geçen kütüphanecilik sektöründe aranan bir elemana dönüşüyor.
Yani buradan çıkaracağımız bence en temel ders her zamanım yok dediğiniz zaman aslında geleceğinizden bir şeyler çalıyorsunuz.
Bunun da ötesinde bir şey öğrenirken çok fazla vakit harcamanıza gerek yok aslında.
Yani bu zamanım yok bahanesine cevap olarak söylüyorum bunu.
10 saatte öğrendiğiniz şeyi 4 saatte de öğrenebilirsiniz.
Önemli olan nasıl öğreneceğinizi bilmek.
Bunu bilmek için de beynimizi tanımamız gerekiyor.
Bir nevi kendi beynime hükmetmemizi sağlayan 3 tane yöntemim var benim.
Bunlardan birincisi Pomodoro tekniği.
Bu oldukça bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir teknik.
Bu tekniğe göre 25 dakika ders çalışıyorsunuz, 5 dakikada ara veriyorsunuz.
Özellikle öğrenme yolculuğunda yeniysek beynimiz 25.
dakikadan sonra odağını kaybediyor.
Tam bu sırada verilen 5 dakika mola bize aslında üretkenlik olarak geri dönüyor.
Eğer daha idmanlıysanız bu süreyi 50 dakika ya da 1 saate çıkarabilirsiniz.
Ama kesinlikle 25 dakikayla başlayın.
Sonra 5 dakika ara verin.
Mesela bir eğri düşünün.
Birinci dakikada başladığınızda tam en yüksek noktasında.
Fakat gittikçe düşüyor, düşüyor, düşüyor ve 25.
dakikaya geldiğinizde en dibe vuruyor.
O saatten sonra öğrenmeye çalıştığınız şeyler etkili olmayacaktır.
Fakat 5 dakika ara verdiğinizde o çizgi yeniden yukarıya çıkıyor ve en tepeye ulaşıyor.
Bu şekilde 25 dakika 5 dakika formülüyle ilerlemeniz oldukça faydalı olacaktır.
İkinci maddem ise beynimizin iki modlu öğrenme sistemini tanımak ve bunu kullanmak.
Bunlardan ilki odak modudur.
Yani bir şeyi tam anlamıyla odaklanarak ve başka bir şeyle ilgilenmeden öğrenmek.
İkincisi ise dağınık moddur.
Beynimiz bu moddayken öğrendiklerini özümser ve yaratıcı fikirler bulur.
İyi bir öğrenme deneyimi için iki modu da kullanmak önemlidir.
Bu ikili sistemi Edison gibi mucitler ve bilim insanları da Salvador Dali gibi sanatçılar da kullanıyordu.
Nasıl mı? Hem Edison'un hem de Dali'nin kullandığı yöntem birbirlerine çok benziyor.
İkisi de ellerine bir top ya da bir nesne alırlarmış.
İkisi de ellerindeki bu nesneyle oturdukları yerde hafifçe içleri geçene kadar beklerlermiş.
Uykuya dalmaya başladıkları an ellerindeki o nesne yere düşermiş ve hemen uyanırlarmış.
Bu esnada beyinleri o dağınık moda geçiyor ve öğrendiklerini hem üzümsüyor hem de yeni fikirler, yeni icatlar, yaratıcı işler koymalarına yardımcı oluyor.
Ben bunu nasıl daha iyi deneyimledim biliyor musunuz?
Akşamları yatağa girdiğimde birden zihnime bir sürü parlak fikir dolmaya başlıyor.
Yani işte podcast'ta şunu konuşurum, işte şöyle bir post hazırlarım, şurada şöyle bir yazı yazarım, burada bunu derim.
Delirecek gibi oluyorum aklıma gelen fikirlerden.
Sonra kalkıp onları yazıyorum.
Kendi kendime soruyordum. Neden hep uykuya geçmeden önce aklıma parlak fikirler geliyor?
Yanıtı işte burada.
Çünkü beynimin dağılmasına sadece orada izin veriyorum.
Bu dağınıp onu kullanmak, dağılmaktan kastımız bilgisayara falan bakmak asla değil.
Kendi kendimize zihnimizi salmak ve böyle dağınık bir şekilde salınımlı salınımlı aklımıza gelen düşüncelerin gelmesine izin vermek.
Bu yöntemi kullanın bence.
Ben mesela artık öğle arasında hafiften bir yatağa uzanıyorum.
Böyle sanki uyuyacakmış gibi moda geçiyorum ve aklıma parlak fikirlerin gelmesine izin veriyorum.
Bazen uyuyorum ve bütün bu fikirleri uyandığımda unutmuş oluyorum ama olsun deniyorum en azından.
Üçüncüsü ise...
Pür dikkat çalışmak yani derin öğrenmek.
Ben bu terimle Karl Newport'un Pür Dikkat isimli kitabı sayesinde tanıştım.
Başarılı olmak için asıl ihtiyacımız olan şeyin bir şeyi derin olarak öğrenmek olduğunu öğretiyor.
Özetle şöyle söyleyeyim.
Bütün dikkat dağıtıcılardan uzaklaştığımız, tam anlamıyla çalıştığımız şeye odaklandığımız zaman aslında pür dikkat çalışmış oluyoruz.
Bu bahsettiğim beynimizi odak modunda, kullanmak da aslında pür dikkat çalışarak geliyor.
O zaman en yüksek performans elde etmiş oluyoruz yaptığımız işte.
Pür dikkat çalışmayı günde en fazla 4 saat yapabileceğimizi söylüyor Cal Newport.
Bence başlangıçta 4 saat çok fazla.
Ben mesela şu an gün içerisinde maksimum 2 saat böyle çalışabiliyorum.
Yani her şeyi unuttum, akışa girdiğim ve işte tamamen odaklandığım o pür dikkat çalışma anlarımı çok fazla uzun tutamıyorum.
Çünkü beyni yoran yorucu bir aktivite.
Fakat elde ettiğiniz şey çok fazla oluyor.
Bu şekilde kendinize odaklanabileceğiniz zamanlar ayırmak da gün içerisinde öğrenmeyi öğrenmek için önemli bir adım.
Eğer şimdi nasıl öğreneceğimize dair aklımızda şöyle böyle bir fikir oluştuysa Öğreneceğimiz şeyin haritasını nasıl çıkaracağımıza bakalım.
Haritamızı oluştururken bize rehberlik edecek 3 soru var.
Neden, ne ve nasıl?
Diyelim ki aynı Ultra Learning kitabının yazarı gibi yazılım öğrenmeye karar verdiniz.
Ama neden öğrenmek istediğinizi tanımlayabiliyor musunuz?
Bu öğrenimden duygusal veya maddesel olarak ne kazanacaksınız?
Hayatınızı ne yönde etkileyecek?
Eğer bu soruları verecek tatmin edici yanıtlarınız varsa, Harika ama hemen acele etmeyin.
Bir de konunun uzmanlarına danışmayı deneyin.
Bu işi uzun zamandır yapan kimseler sizin görmediğiniz pek çok şeyi aslında önceden deneyimlemiş oluyorlar.
Günümüzde LinkedIn veya Twitter üzerinden işlerinde profesyonel pek çok kişiye kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
Yazar bu uzmanlara önce kısa ve açıklayıcı bir mail atmayı ve onlardan 15 dakikalarını rica etmenizi öneriyor.
Böyle bir şey yaptığınızda en kötü reddedilirsiniz.
Bir uzmandan 15 dakikalık bir zaman dilimi katmış olursunuz ve aklınızdaki soruları yanıtlandırma fırsatına kavuşmuş olursunuz.
Eğer neden sorusunu yanıtladıysak sıra ne öğreneceğimizi belirlemekte.
Yazılım öğrenmek istiyorum genel bir kavram.
Tam olarak ne öğrenmem gerektiğini bana anlatmıyor.
Mesela hangi yazılım dillerini öğrenmem gerek?
Ezberlemem gereken semboller var mı?
Uygulamalı olarak hangi kısımlara çalışmalıyım gibi sorular sormalıyız.
Ve bu soruların yanıtlarını baz alarak Haritamızı oluşturmaya devam edeceğiz.
Üçüncü adımda ise öğreneceğimiz şeyi nasıl alınmamız gerekiyor?
Eğer okullarda öğretilen bir şeyse okulların öğrenme takvimlerine veya ders kitaplarına bakabiliriz.
Ya da önceden konuştuğumuz insanların bize verdikleri tavsiyeler üzerinden kendimize bir takvim veya proje çıkartabiliriz.
Eğer takvimimizi oluşturduysak, bu soruların yanıtlarını verdiysek öğrenme haritamız hazır demektir.
Tebrikler. Şimdi diğer maddelere geçebiliriz.
İkinci prensibimiz baltayı bilemek.
Yani öğrenme yolculuğumuzda bizi engelleyecek şeyleri önceden tahmin etmek ve ona göre kendimizi dizayn etmek.
James Clear Atomik Alışkanlıklar isimli kitabında çalışmak abartılıyor önemli olan ortamdır diyordu.
Ne demek şimdi bu? Şöyle ki eğer siz yoğun olak isteyen bir işi kafede ya da gürültülü bir ortamda yapmaya çalışırsanız yüksek ihtimal Onu yapamazsınız.
Burada önemli nokta kendinizi tanımak.
Mesela ben şu sıralar matematik çalışıyorum ve bunu en iyi kütüphane ortamında çalışabilirken yazı yazmak gibi yaratıcı işleri, arkadan böyle hafif hafif insan ve müzik sesinin geldiği sakin
kafelerde daha iyi yapıyorum.
Bu herkes için tabii değişkenlik gösterir.
Ama değişmeyecek bir şey var.
Bence bu çok önemli. Bir şeyi bir yerde yapın.
Yani masanızda hem yemek yiyip hem ders çalışıp hem de dizi izlemeyin.
Beyninizi bir yerde bir şey yapmaya programlarsanız o yere oturduğunuz an otomatik olarak işinize başlarsınız.
Öteki türlü dikkat dağınıklığıyla baş etmek zorunda kalabilirsiniz.
Özetle beyninizin bağlamlar kurma gücünü kendi lehinize kullanın.
Benim gibi eğer dikkat dağınıklığı sorunlarınız varsa bu bağlam oluşturmak özellikle çok etkili oluyor.
Eğer bu çevrenizle ilgili bağlamlar oluşturma kısmına yeterince vakit ayırdıysanız sonrasında da zihin dağıtıcılarınıza bir bakın.
Telefon, oyunlar, sosyal medya aklınıza ne gelirse zihin dağıtıcılar kategorisine girer.
Çalışmaya başlamadan önce bunlardan da kesinlikle ayrılın.
Bunu diğer bölümlerde de çok fazla söylemişimdir.
Özellikle hayat neye dikkat ettiğimizdir isimli bölümde baya bir dikkat üzerine konuşmuştuk.
Küçük küçük düzenlemelerle aslında baltanızı bilemiş ve kendinize büyük çalışma fırsatları oluşturmuş oluyorsunuz.
Yani bir Instagram'ı kapatmak küçük bir eylem fakat onu kapatmakla elde edeceğiniz vakit, dikkatinizdeki keskinlik, ilerleme hızınız bunlar çok büyük şeyler olacak.
Kesinlikle es geçmeyin. Üçüncü prensibimiz ise doğrudanlık.
İngilizcesi bunun directness.
Türkçeye en yakın böyle çevirdim.
Bu öğrenmek istediğiniz şeyle direkt bağlantıda olmak demek.
Bunu hemen bir örnekle açıklamak istiyorum.
Diyelim ki yüzme öğrenmek istiyorsunuz ve bir yüzme kursuna katıldınız.
Hoca size nasıl kulaç atmanız, bacaklarınızı nasıl kullanmanız gerektiğini anlatıyor.
Hatta bununla ilgili kitaplar bile okutuyor.
Yüzmeyi öğrenebilir misiniz? Hayır.
Ne zaman suya girer ve uygulamalı çalışmaya başlarsanız yüzmeyi...
O zaman öğrenebilirsiniz.
Eğer hızlı ve etkili bir öğrenme arzu ediyorsanız aynı suya dalar gibi öğrenmek istediğiniz şeyin içine dalmalısınız.
Ben hayatımda bizzat bu prensibin faydasını şöyle gözlemledim.
İngilizce öğrenmeye karar verdiğimde 20 yaşındaydım ve İngilizce sayıları dahi hatırlamıyordum.
İngilizce öğrendiğim yer de Türkiye'de bu eğitimi en iyi veren okullardan biriydim.
Ve buna göre oldukça sıkı bir programları vardı.
Sınıftaki kişilerin çoğu iyi okullarda okumuş ve önceden İngilizceye az buçuk hakim kimselerdim.
İngilizce öğretmenim ilk gün öğle arasından sonra ''How was your lunch?'' diye bana sorduğunda soruyu anlayamadığımı dün gibi hatırlıyorum.
Bu kadar kolay bir şeyi dahi anlayamıyordum.
Bu nedenle sınıfımdaki çoğu kimsenin dalga konusu olmuştum.
Bir de yetmezmiş gibi bütün dersleri hocalar İngilizce anlatıyordu.
Yani bildiğiniz iki hafta ağlayarak gidip geldim.
Sürekli İngilizce bilen kuzenime bana işte şu cümleyi çevirir misin, bu ne demek diye soruyordum.
O da bana ya ciddi misin, bunu da mı bilmiyorsun falan diyordu.
Bilmiyordum. Fakat ne kadar zorlanırsam zorlanayım.
Ne kadar dersleri hiç anlamazsam anlamayayım.
Derslerden kaytarmadım.
Sıfır İngilizcemle hocayı tam bir dikkatle dinledim.
Anlamadığım her şeyi anlamaya anlamaya not aldım.
Ders içinde dersten başka hiçbir şeyle ilgilenmedim.
Resmen İngilizce havuzunun içine kendimi attım ve boğulmamak için durmadan çırpındım.
İki hafta bitip üçüncü haftaya geçtiğimizde mucizevi bir şey oldu.
Pazartesi günü ilk dersteydik.
Hocamız hafta sonu yaşadığı komik bir olaydan bahsedip espri yapıyordu.
Ve ben de onun anlattıklarına kahkahayla gülüyordum.
Bir an sonra hocanın İngilizce konuştuğunu ve benim onun esprilerine güldüğümü fark ettim.
Hocamın konuştuklarını anlıyordum.
Sonunda yüzmeyi öğrenmiştim.
O sınıfı başarıyla geçtim.
Ondan sonrasında İngilizceyi çok iyi öğrendim.
Ve şu an İngilizce kitap okuyabiliyorum.
Akıcı bir şekilde konuşabiliyorum.
O günden beri öğrenmek istediğim her şeyi en başta elime yüzüme bulaştırsam dahi direkt içine dalarak öğrenmeye çalışıyorum.
Çünkü ilk başta acı verici dahi olsa çok çok etkili bir yöntem.
Podcast'imi yapmaya başlamadan önce katıldığım hikaye anlatıcılığı eğitiminde eğitmenimiz bir şeyi doğrudan öğrenmenin en güzel yollarından birinin o işi projeleştirmek olduğunu söylemiştim.
Diyelim ki yaratıcı yazarlık eğitimi alıyorsunuz.
Aldığınız bu eğitimi özümsemenin en iyi yolu nedir?
Mesela bir roman ya da öykü kitabı yazmak.
Kitap yazmak sizin projeniz olmuş olur.
İlla yayınlanması gerekli değil.
Önemli olan sizin aldığınız eğitimi uygulamaya dökmeniz.
Yani eğitiminizle doğrudan içli dışlı olmanız.
Unutmayın teori hep teoride kalır.
Size matematik çalıştığımı söylemiştim.
Matematikle ilgili şimdilik hedefim üniversite sınavına girmek.
Bu şekilde gireceğim sınavı düşünüp motive oluyorum ve devam ediyorum.
Fakat sonrasındaki projem ise yapay zeka algoritmaları öğrenmek olabilir.
Neden olmasın? Henüz tam kesin karar vermedim buna.
Böyle projelere sahip olmak benim için öğretici ve zorlayıcı oluyor.
Ayrıca hayattan keyfi en çok böyle alakamın dahi olmadığı ve kesinlikle beni zorlayacak şeyleri öğrenirken alıyorum.
Çevremdeki insanlar aklına böyle fikirler nereden geliyor?
Şimdi sen bunu nereden düşündün?
gibi yorumlarda bana sık sık bulunuyorlar.
Ama zihnimin sağlam ve uyanık kalması için böyle meydan okumalara ihtiyacım var.
Ve bence sadece benim değil, hepimizin ihtiyacı var.
Böyle geliştirdiğim projelerim sayesinde kendime o kadar çok şey kattım ki o esnada her ne kadar işe yaramazmış, gereksizmiş gibi görünse de şu an çok fazla işime yarıyor.
Vaktimi boşa harcadığımı söylediklerinde vazgeçmeden yaptığım her şey bugün altın değerinde.
Hiç aklıma gelmeyen yerlerde işime yarıyor.
Hiç aklıma gelmeyen yerlerde beni bir adım öne çıkarıyor.
Yeni şeyler öğrenmek için sizi daha nasıl motive edebilirim bilmiyorum.
Gerçekten dolu dolu bir hayat yaşamak için ve hayallerinizle kavuşmak için ihtiyacınız olan tek Gerçek yetenek bu.
Öğrenmeyi bilmek. Neyse daha fazla uzatmayayım burayı.
Dördüncü ve beşinci prensibe geçiyorum.
Bu iki prensibi birleştirerek anlatacağım.
Zayıf noktaları alıştırma yaparak güçlendirmek ve tekrar etmek.
Genellikle hangi konuda zorluk çekiyorsak ondan kaçmak gibi bir eğilimimiz var.
Konfor alanımızın dışına çıkmak her zaman korkutucu.
YouTube'da takip ettiğim Ali Abdal isimli bir YouTuber var.
Kendisi bir yandan YouTube yaparken diğer yandan da Cambridge Üniversitesi Tıp Fakültesini birinci yılda bitirmiş.
Kanalında etkili ders çalışma yöntemlerinden çok fazla bahsediyor.
Kendisinin en sık tekrarladığı şeylerden biri de zayıf noktalara alıştırma yaparak odaklanmak.
Diyelim ki öğrenmeye çalıştığınız şeyde hangi noktanın zayıf olduğunu biliyorsunuz.
Bunu güçlendirmek için nasıl alıştırmalar yapacağınızı ama bilmiyorsunuz.
Ben sizinle kendi kullandığım yöntemleri paylaşacağım yine.
Birincisi öğrendiğiniz şeyi kitaptan, bilgisayardan veya öğretmenden her nereden öğreniyorsanız öğrenin, özet çıkarmak.
Tabii ki de bakmadan. Aklınızda kalanları yazmak size aslında ne kadar öğrendiğinizi gösterirken bir yandan da zayıf olduğunuz noktaları hatırlamanızı kolaylaştıracak.
Ben bu yöntemi artık kitap okurken duyguluyorum.
Yılda neredeyse 150 kitap okuyan biriyim ama iş okuduklarımı hatırlamaya gelince çok zorlanıyorum.
Özet çıkarmak her ne kadar vaktimi alsa da uzun vadede okuduklarımı akıllı kalıcı yapan bir yöntem.
Aynı şekilde bu öğrenmeye çalıştığım şeyler için de geçerli.
İkincisi kartlar hazırlamak.
Bu çok klasik bir şey ama işe yarıyor.
Zayıf olduğunuz konularla ilgili soruları kartlara yazın ve bir kavanoza atın.
Ara ara çekip bu soruları yanıtlayın.
Ne kadar işe yaradığına şaşırabilirsiniz.
Son yöntem ise soru şeklinde not tutmak.
Eğer daha öncesinde duymadıysanız bu biraz garip gelebilir.
Diyelim ki tarih dersindesiniz.
İstanbul'un fethi 1453 yılında gerçekleşmiştir diye değil de İstanbul ne zaman fethedildi diye not tutarsanız bu yöntemi uygulamış olursunuz.
Bu çok saçma gelebilir ama çalışmak için her tekrar yaptığınızda defterinizde bu sıraları yanıtladığınızı bir düşünün.
Sonrasında unutmanız pek mümkün olmayabilir.
Bu son madde benim en zorlandığım ama en iyi yöntemim.
Bu uygulamaları bir kere yapmanız çok fazla işe yaramayacaktır.
Aralıklı tekrarla yapmanız gerekiyor.
Tekrar etmediğiniz her şey unutulmaya mahkum.
Merak etmeyin sonsuza kadar tekrar etmenize gerek yok.
Mesela ben ertesi gün, 3 gün sonra, 1 hafta ve en sonunda 1 ay sonra tekrar faydalı buluyorum.
Ama bunu 6 ay sonra tekrar eden, hatta 1 yıl sonra tekrar edenler de var ama onu yapamıyorum gerçekten.
Siz kendinize uyan tekrar rutinleri oluşturabilirsiniz.
Bu şekilde zayıf olduğunuz noktaları alıştırma yaparak ve tekrarla güçlendirmek zayıf bir noktanızın kalmamasını sağlayacak ve bu yeni bir şey öğrenirken özellikle benim burada bahsettiğim gibi kendi kendinize
öğrenirken önem vermeniz gereken bir kısım.
Evet gelelim 6.
prensibe. Geri bildirim almak.
Burada dikkatli olmamız gereken bir şey var.
O da geri bildirimin nasıl olacağı.
Kendi kendimize vermiş dahi olsak Kava ve kırıcı bir geri bildirim hasar verici olabilir.
Zaten böyle geri bildirimleri önce kendimize vermemiz gerekiyor.
Nerede yanlış yapıyorum?
Yanlış yaptığım şeyi nasıl düzeltebilirim diye kendimizi sorabiliriz.
Aman şefkatli yanıtlar verin.
Kendinizi yıpratmayın.
Biliyorum insan en çok kendine kava davranıyor.
İç sesi ona yaptığı yanlışlarda hep bir eziyet ediyor.
Ama şefkatli geri bildirimler vermeyi öğrendiğimiz zaman dışarıdan gelen kaba sözler çok zarar vermemeye başlayacak.
Çünkü neyi yanlış neyi doğru yaptığımız üzerine mantıklı bir yargımız oluşacak ve ileriye doğru düzgün adımlar atabileceğiz.
Dışarıdan gelen geri bildirimler de çok önemli bu arada.
kendimize bakarken hep bir kör nokta kalıyor.
İşte o noktayı aydınlatmak için dışarıdan bir göz çok faydalı olabilir.
Bu nedenle fikirlerine güvendiğiniz insanların sizi eleştirmesine izin verin.
Hatta sizi eleştirmelerini isteyin.
Bu korkutucu değil, aksine harika bir şey.
Mesela ben podcast'ımla ilgili kardeşimden geri bildirim alıyorum ve ne zaman çok güzel olmuş dese sinirleniyorum.
Çünkü benim ondan ne kadar güzel iş çıkardığımdan daha çok düzeltmem gereken noktaları duymaya ihtiyacım var.
Ancak böyle gittikçe iyiye doğru yol alabilirim.
Bu bahaneyle size de seslenmiş olayım.
Bana yapıcı geri bildirimlerde bulunun lütfen.
Mesela bunlar önceki bölümlerde sanırsam.
kelimesini kullanıyormuşum.
Bir dinleyicim ve bir arkadaşım Türkçe'de sanırsam diye bir kelime olmadığını doğrusunun sanırım olduğunu bana kibarca hatırlattı.
O kadar mutlu oldum ki.
Bilmediğim bir şeydi.
Ve artık doğru şekilde söylüyorum.
Doğrusunu biliyorum. Öğrenme ve büyüme yolculuğunda size böyle geri bildirimler verecek olan insanları kendinize yakın tutun.
Bu arada bana böyle geri bildirim olarak çok güzel yorumlar da geliyor.
Çok teşekkür ediyorum hepinize.
Yazdığınız her şey çok kıymetli.
Ama dediğim gibi eğer gözünüze takılan şöyle olsa daha iyi olur dediğiniz bir şeyi de fark ederseniz bana yazmaktan çekinmeyin.
Gelişmek böyle gerçekleşiyor.
Yedinci ve son prensibimiz ise zorluklardan kaçmamak ve öğrendiklerimizi deneyimlemek.
Öğrenme yolculuğumuzda bazen kendimizden şüpheye düşebiliriz.
Hiç anlamadığımız problemlerle karşılaşabiliriz.
Bu normal. Eğer tam böyle vazgeçeceğinizi düşündüğünüz bir zorlanma anındaysanız, bu demek ki bu noktayı geçtiğinizde ve ilerlediğinizde başarı size göz kırpacak.
Bir söz vardı, gecenin en karanlık vakti güneş doğmadan önceki zamandır diye.
Bence de öyle. Hayatımızın en karanlık zamanları en iyi şeyler olmadan önceki zamanlar oluyor ve öğrenme yolculuğumuzda da en zorlandığımız ve en vazgeçmeye yakın
hissettiğimiz vakitler o şeyi öğrenmemize bir adım kala gerçekleşiyor.
O yüzden vazgeçmeyin ve zorluklardan kaçmayın.
Öğrendiklerinizi deneyimlemek ise Şu şekilde mesela projeleştirmekten bahsettik ama bu projeleştirme olayı daha çok kendi çapımızda kendi kendimize yaptığımız bir şeydi.
Fakat burada yani son maddemizde artık bunu hayatımıza ya da işimize entegre ediyoruz.
Mesela benim gibi bir podcast yapıyorsunuz ve bu podcast sizin yan iş olarak yaptığınız bir şey.
Fakat yazılımda öğrendiniz.
Bunu nasıl hayatınıza entegre edebilirsiniz, işinize entegre edebilirsiniz?
Mesela podcastınız için bir web sitesi hazırlayabilirsiniz.
Yani öğrendiğiniz şeyleri hayatınıza, işinize kaçmak ve onları aktif olarak kullanmak bir öğrenme deneyimidir.
Her ne öğreniyorsanız hayatınızda ondan aktif bir şekilde faydalanıyorsunuz demektir.
Bir diğeri ise bu deneyimleme yönteminin Feynman tekniğini kullanmak.
Richard Feynman ünlü bir fizikçi ve şöyle söylüyor.
Eğer bildiğiniz şeyi 6 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği şekilde anlatamıyorsanız aslında onu bilmiyorsunuz.
Diyelim ki işinize ya da hayatınıza katamadığınız bir şey.
O halde bunu öğretmeyi deneyin.
Hem de oldukça basit bir dille.
Benim bu konuyla ilgili takip ettiğim insanlardan birisi Barış Özcan.
Onun kanalında çok zor konulardan bahsettiğini görebilirsiniz.
Her videosunda değil bazı videolarında.
Mesela karanlık maddeden bahsettiği bir videosu vardı.
O kadar kolay anlatıyor ki yani bugün 10 yaşındaki bir çocuk dahi bunu anlayabilir.
Ama bakıldığında fiziğin en zor konularından biri.
İşte bu şekilde öğrendiğiniz şeyi en basite indirgeyerek anlatma pratiği yaparsanız da aslında onu deneyimlemiş ve aynı zamanda başkalarına da öğretme fırsatı yakalamış olacaksınız.
Bu da öğrenmeyi deneyimlemenin en son hallerinden biri.
7 prensibimizin sonuna geldik.
Elimden geldiğince kendi kullandığım yöntemleri, faydasını gördüğüm şeyleri sizlerle paylaştım.
Bir de eklemek istiyorum, alakasız olacak biraz ama bölümü çekerken kendime maça çayı yaptım.
Böyle konuşurken boğazım çünkü çok kuruyor.
Ben de her zaman bir fincan çayı bulunduruyorum yanımda.
Fakat evdeki çaylarım bitmiş.
Böyle tarihlik bir maça tozu vardı aldığımız kardeşimle içmek için ve asla içmediğiniz onu yaptım.
Gerçekten korkunçtu.
Bölüm esnasında sesim takılmasın ve çatallaşmasın diye içmeye devam ettim.
Buradan çıkaracağınız sonuç, sizi seviyorum.
Sizi maça çayı içerek podcast çekecek kadar seviyorum.
Bu kadar. Acı dolu bir çekim oldu.
Ama bu bölümü hem eğlenerek hem de biraz zorlanarak hazırladım.
Maddeleri toparlamak, harmanlamak zorlayıcı oldu.
Umarım anlatabilmişimdir basitçe.
Ve umarım siz de buradaki maddelerden, prensiplerden fayda görürsünüz.
Hayat boyu öğrenmeye hevesiniz artar.
Hiçbir şey için geç kalmadınız.
Böyle klişe bir ekleme daha yapayım.
Ne öğrenmek istiyorsanız öğrenebilirsiniz gerçekten.
Burada anlattığım prensipleri tek tek uygulamak.
Harika bir başlangıç olabilir.
Daha fazla ekstradan bir sorunuz olursa bana yazabilirsiniz.
Elimden geldiğince dönüş yapmaya çalışıyorum.
Sizinle iletişim kurmak da hoşuma gidiyor.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Ben de sanırım hayatım boyunca bu bölümü geri dönüp dönüp dinleyeceğim.
Çünkü hayat boyu yapacağıma emin olduğum tek bir şey var.
O da öğrenmeye devam etmek.
Her zaman yeniliklere açık olmak.
Bu podcast'in değerlerinden biri de yeniliklere açık olmak.
Bunun da en iyi yolu öğrenmeyi sevmek.
O halde size veda ediyorum.
Kendinize iyi bakın, öğrenme sevgisiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
