
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İyi bir insan olmak için insanları sürekli memnun etmek ve hayır diyememenin ömrünüzü kısalttığını ve sizi daha öfkeli biri haline getirdiğini biliyor muydunuz? Sağlıklı ilişkiler kurabilmek için sınırlar çizmek ve yeri eldiğinde hayır diyebilmek oldukça önemli. Bu bölümde hep birlikte sağlıklı ilişkiler için kendi ihtiyaçlarımızı ifade etmeyi ve yeri geldiğinde hayır, yeri geldiğinde ise evet diyebilmeyi öğreniyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)Kitap Kulübüne Katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar ******* Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Yaklaşık bir ay sonra tekrardan sizlerle birlikteyim ve inanın hem mikrofonumu hem de sizinle konuşmayı çok özlemişim.
En son 2023'ün aralığında bir araya gelmiştik ve 2024 tasarlamaktan bahsetmiştik.
Şimdi ise 2024'teyiz.
Bugün tarih 9 Ocağı gösteriyor.
Yeni yıla gireri tam 9 gün olmuş.
Oldukça hızlı bir yıldı benim için aslında 2024.
9 günde bir sürü şey yaşadım.
Hala böyle tam olarak adapte olabilmiş değilim yaşadığım yeni şeylere.
Ama ne olursa olsun bu yılı dolu dolu geçireceğimi ve sizlerle her zamankinden daha da fazla bir araya geleceğimizi hissediyorum.
Bugün hava yaşadığım şehirde oldukça yağmurlu o yüzden evin her tarafına mumlar yaktım.
Kahve falan yaptım uyumamak için.
Artık her bölümde sizlere çevremle ilgili de ufak bilgiler veriyorum fark ettiyseniz.
Çünkü benim şu anki bulunduğum anı sanki sizde buradaymışçasına hissedin istiyorum.
Bugün hayır diyebilmek ve sınırlar üzerine konuşacağız.
Bu uzun zamandan beri aslında benim konuşmak istediğim bir konuydu.
Genel olarak çoğumuzun sağlıklı sınırlar koymada, hayır diyebilmede ve sadece gerekli yerlerde evet diyebilme yeteneğinde bir sıkıntı olduğunu görüyorum.
Çünkü hepimiz bir noktada insanları memnun...
ve kabul edilebilir olmak, onaylanmak istiyoruz.
Bir topluluğun parçası olmak istiyoruz, ait hissetmek istiyoruz ve bunun için de bazen kendimizden feragat ediyoruz.
Oysa kendimizden feragat etmek, iyi insan olma, mitine yakalanmak sandığımız kadar bizi kabul edilebilir ve sevilebilir biri yapmıyor.
Hatta genelde people pleaser denen yani bu insan memnun edici olarak tanımlayabileceğimiz kişilerin toplumda o kadar da çok saygı görmediklerini, arkadaşları ve çevreleri tarafından kullanıldıklarını
gözlemleyebilirsiniz.
Belki siz bu kadar çok insanlara memnun eden Ve kendinizden çok fazla felaket eden biri olmayabilirsiniz.
Ama yine de hayır demekte zorlanıyorsanız, ihtiyaçlarınızı ifade etmede ve sınırlarınızı çizmede güçlük çekiyorsanız...
Bu bölüm tam olarak sizin için.
Genel olarak kendini ifade edememenin bizim üzerimizde nasıl bir etki bıraktığından ve bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizden bahsedeceğim.
Sağlıklı bir şekilde hayır diyebilme kaslarımızı nasıl geliştirebileceğimize dair bazı psikolojik taktikler vereceğim.
Beni zaten biliyorsunuz her bölümde okuduklarımdan ve öğrendiklerimden ve genel olarak bilimsel temeli olan şeylerden bahsetmeye çalışıyorum.
Elbette ki burada bahsettiğim şeyler zaman içerisinde değişebilir.
farklılık gösterebilir ama hiçbirini kafamdan uydurmadığımı artık biliyorsunuz.
Ama her zamanki gibi bu bölümde de kendi yaşantımdan örnekler elbette ki vereceğim.
Şöyle ki benim aslında hayır diyemediğimi fark etmem kendi terapi sürecimde başladı.
Bundan yaklaşık 3,5-4 yıl öncesindeydi ve terapistim aileme özellikle babama hayır diyemediğimden bahsetti.
Bu nasıl bir hayır diyememek?
Görünürde onlara sınır çizebildiğim ve hayır diyebildiğimi zannediyordum.
Oysa ki bu sadece benim sandığım bir şeymiş.
Hayır diyebilme kabiliyeti ailemizden gördüğümüz tavırlarla şekilleniyor.
Eğer ailemizde iyi olmayı, sessiz olmayı, uyumlu olmayı, kendimize ifade edinmemeyi öğrendiysek büyüdüğümüz zaman da diğer insanlara karşı aynı bu şekilde davranışlar sergiliyoruz.
Onları memnun etmeye yönelik hareketler.
Aynı küçükken anne babamızı memnun etmek için nasıl kendimizi ifade edemiyorsak bu insanlara da aynı şekilde kendimizi ifade edemiyoruz.
Bu kişi patronumuz olabilir. Mesela patronumuzdan hakkımız olan zamı isteyemiyoruzdur.
Veyahut da sevgilimize ihtiyaçlarımızı ifade edemiyoruzdur.
Arkadaşlarımıza birazcık daha yalnız kalmak istediğimizi veyahut da onlarla her yere gelmek istemediğimizi söyleyemiyoruzdur.
Bunların hepsi çocukluk yaşantımızda aslında ailemizle kurduğumuz...
Sadece hayır diyebilmek veyahut da sınırlar çizebilmek değil, genel olarak hayata olan bakışımız...
Yani bu şemalarımız, psikolojide şema denen bu yanlış inanışlarımız hayata karşı hepsi çocukluk yaşantımızda bize bakım veren kişiler tarafından şekillendiriliyor.
Onlarla olan iletişimimiz de mevzuna geliyor.
O yüzden her zaman bir şeyleri çözünürlemek için aileye dönmek, temele dönmek oldukça gerekli.
Ben mesela böyle kendi küçüklüğüme gidip baktığımda aslında her zaman uyumlu biri olduğunu görüyorum.
Hiçbir şekilde kendimi ifade edemiyordum.
Hatta şöyle bir şey var, ben birinci sınıfa başladım.
Annem bana bir çanta almıştı okula giderken ders kitaplarımı koyabilmem için ve o çantadan nefret ediyordum.
O kadar nefret ediyordum ki onunla her gün dışarı çıktığımda böyle utanıyordum, istemiyordum, taşımak istemiyordum.
Fakat 3 yıl boyunca anneme bunu asla söyleyemedim.
Nedenini tam olarak bilmesem de aslında yetişme şeklimden kaynaklandığını düşünebiliriz.
Bunu söyleyemiyordum. Aynı şekilde boğma karşı da bu çok fazla vardı.
Hatta az önce bahsettiğim gibi terapistim benim hayır diyemediğimi kendime onları ifade edemediğimi belirttiğinde oldukça şaşırmıştım ve geriye dönüp baktığımda aslında ne kadar haklı olduğunu görmüştüm.
hayır diyememesi içinde büyük bir öfkeye de sebebiyet veriyor.
Ben bu öfkeyi kendi ebeveynlerime karşı çok yüksek derecede zamanında yaşadım.
Fakat sonrasında zamanla hayır demeyi ve sınır koymayı öğrendim.
Kişi sınırlarını koymaya başladığında şöyle bir tepkiyle karşılaşıyor genelde.
Karşısındakiler buna alışık olmadığından dolayı öfkeleniyor, sinirleniyor.
Onu kötü biri olmakla suçluyor.
Belki işte aileniz kötü bir evlat olmakla, arkadaşlarınız sizi kötü bir arkadaş olmakla suçlayabilir.
Fakat gerçek şu ki siz sadece ihtiyaçlarınızın peşinden koşuyorsunuz ve kendinizi suistimal ettirmemeye çalışıyorsunuz.
Böyle durumlarda ilk başlarda sizin de öfkeniz ortaya çıkabilir.
Karşı tarafa sinirlenebilirsiniz.
Çünkü yıllarca baskıladığınız ihtiyaçlarınız ve kendinizi ihmal etmeniz zaten başka türlü kendini ortaya koyamaz.
diye düşünüyorum. Benim o aileme karşı olan yüksek öfkem zamanla sınırlarımı çizdikçe ve hayır dedikçe kendi yolundan geçmeyi öğrendikçe aslını sorarsanız neredeyse tamamen geçti.
Şimdilerde onlar bana öfkeliler.
Bu kadar çok kendimi koruduğum için ve net olduğum için.
Ama benim onlara karşı çok da fazla bir öfkem kalmadı.
Çünkü insan zaten kendi hayatından memnun oldukça, kendi yolunda ilerledikçe başkalarına da çok fazla sinirlenmemeyi ve kendisine odaklı olmayı öğreniyor.
Şimdi hayır diyebilmenin elbette çok farklı boyutları var.
Bunların hepsinden tek tek gireceğim yani iş hayatında, arkadaşlık ilişkilerinde.
Burada anlattığım diğer teknikleri yaşantınızın her noktasında uygulayabileceksiniz.
Fakat öncesinde kısa bir hikaye anlatmak istiyorum.
Bundan yıllar önce bir podcast dinlemiştim.
Orada çalışmalarını severek takip ettiğim doktor Gabor Mate konuşuyordu.
Ve şöyle söylüyordu. Gençken doktorluk yaptığı hastanede gelen hastalara diğer doktor arkadaşlarıyla birlikte bakıp bir tahminde bulunurlarmış.
Muayeneye girmeden önce bu hastanın kanser mi yoksa kanser değil mi ya da ölümcül bir hastalığa sahip mi, sahip değil mi diye böyle tahminlerde bulunurlarmış.
Ve genelde bu tahminlerde... Tahminler hep tutarmış.
Çünkü içeriye girdiklerinde çok uyumlu olan, çok sessiz, sakin olan insanların genelde kanser ve ölümcül bir hastalığa sahip olduğu, daha böyle net olan, kendini savunan, böyle kendini farkında olan
insanların ise hastalıklarının daha hafif olduğunu biliyorlarmış.
Burada baktığımızda katıksız bir şekilde iyi olmak ve herkesi memnun etmeye çalışmanın bizi hasta ettiğini de görebiliriz.
Çünkü gerçek şu ki herkesi memnun etmek imkansızdır.
Nasreddin Hoca'nın çok ünlü...
bir fıkrası var. Aklıma o geldi.
Hemen size anlatmak istedim.
Bence burayla çok uyumlu.
Nasreddin Hoca eşeği ve çocuğu ile birlikte pazara gider.
Ve pazara giderken de çocuğunu eşeğin üzerine oturtturur.
Yolda bunu gören insanlar derler ki bak bak sen şu çocuğa.
Yaşlı adam yolda yürüyor.
Kendisi eşeğe oturmuş.
Bunun üzerine çocuk aşağı iner.
Baba sen otur der. Nasreddin Hoca'nın oturduğunu gören diğer insanlar da şöyle derler.
Bak bak sen. Koskoca adam eşeğe binmiş.
Küçücük çocuğu yanında yürütüyor.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca çocuğu da alır.
Ve ikisi birlikte eşeğe binerler.
Bu sefer insanlar der ki ah ah yazık bak sen şu eşeğe iki tane insan binmiş.
İkisi de kendilerini zavallı hayvancada taşıttırıyorlar.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca çocuğunu da kendisini de eşekten indirir ve eşeğin üstü boş kalır.
Bu sefer insanlar der ki bak görüyor musun eşeğinde üzeri bomboş üzerine binmemişler.
Öyle boş boş gidiyor.
Ne kadar akılsız bunlar. Bunun üzerine Nasreddin Hoca demiş ki insanlığı memnun etmek imkansızdır.
Aynı fırkada olduğu gibi ne yaparsanız yapın zaten insanlar tam anlamıyla sizden memnun olmayacaklar.
Bence insanların çoğu zaten kendilerinden de memnun değiller.
O yüzden onların memnuniyetsizliklerini takmamak gerekiyor.
Biz kendimize döneceğiz ve kendi sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı belirlemeyi, kendimizi daha iyi bir şekilde ifade edebilmeyi yeri geldiğinde evet, yeri geldiğinde ise hayır demeyi öğreneceğiz.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Birincisi şunu fark etmek gerekiyor.
İnsanları memnun etme ihtiyacımız aslında içimizde gizli olan bir onay arayışından kaynaklanıyor olabilir ki büyük ihtimalle de öyle zaten.
Biz iyi niyetlerle bunu yapıyoruz.
Yani sevgi görmek, kabul edilmek, etrafımız insanlarla çevrili olsun istiyoruz.
Fakat bizi seven insanlar onlara sürekli evet dediğimiz için ve her şeylerini kabul ettiğimiz için değil, Bizi gerçekten sadece biz olduğumuz için sevecekler.
Biliyorum kendini savunmak, hayır demek, arkadaş topluluğunun içerisinde veyahut da iş yerinde tuhaf olarak karşılanabilir.
Bazen bu oldukça zor gelebilir.
Uzun zamandan beri bunun üzerine pratik yaptığım halde hala beceremediğim yerler oluyor.
Ama hep kendimi şunu hatırlatıyorum.
Eğer bir insan benimle dostluk kurmak, beraberlik kurmak istiyorsa bu romantik bir ilişki olabilir, arkadaşlık ilişkisi olabilir veyahut da herhangi bir şey olabilir.
Eğer bunu istiyorsa zaten yapacaktır.
Zaten benimle birlikte olacaktır.
Beni sadece ben olduğum için sevecektir.
Ben mesela dostlarımı ve arkadaşlarımı beni sürekli memnun ettiği için seçmem.
Onu daha çok kendisi olduğu için seçerim.
Bir bütün olarak onu sevdiğim için, her yönüyle kabul ettiğim için seçerim.
İçinizden böyle bir ona ihtiyacı yükseldiğinde veyahut da kabul görme ihtiyacınızın arttığını fark edip istemediğiniz halde bir şeye evet dediğinizi görüyorsanız lütfen bunu hatırlayın.
Sizi seven. Her şekilde sevecektir.
İkinci olarak neden hayır diyemediğinizin temeline inmeyi deneyin.
Şimdi bunu nasıl yapacağız?
Şöyle bir arkaya dönüp bakın.
Mesela geçen hafta.
En yakın bu olsun veyahut da dün olabilir.
İstemediğiniz halde nelere evet dediniz?
Veyahut da nerede kendinizi tam olarak ifade edemediğinizi, sınırlarınızı koruyamadığınızı düşündünüz?
Ve bunu yapmanıza sebep olan şey neydi?
Reddedilmekten mi korktunuz?
Arkadaşlarınızın veyahut da sevgilinizin sizi daha az sevmesinden mi korktunuz?
Tam olarak orada hangi duygu vardı?
Buna bir bakmayı deneyin.
Bu istemediğiniz evetler sizden neleri çaldı?
Mesela kendinize olan saygınızı birazcık da olsa götürmüş olabilir mi?
İnsan istemediği şeylere evet dedikçe karakterinin sağlamlığını ve gücünü de kaybediyor.
Ve inanın karakter gücü denen şey...
Sözle veyahut da ifadeyle değil de duruşla bile kendisini gösterir.
Bir insanın karakteri yaptıklarıyla ve seçimleriyle şekillenir.
O seçimler, o yapılanlar, evetler, hayırlar, o kişinin yaşamının gidişatı ve kendi hayatının yönetme biçimi, yüzüne, davranışlarına, elini koluna koyma şekline bile yansır.
Siz bir şeylere hayır diyemedikçe o karakterinizin gücünü ve duruşunuzu da aslında çalıyorsunuz.
Benim özellikle yakın arkadaşlıklarımda sınır koymayı öğrenmem birazcık zamanımı aldı.
Dediğim gibi ailem de genelde hayır diyemeyen, iyi bir çocuk olmak zorunda hisseden biri olarak büyütüldüğümden dolayı yakın ilişkilerimde de bunu sürekli bir sorun olarak yaşıyordum.
Fakat artık 27 yaşındayım ve hayatımın geldiğim bu noktasında bu sınırları gerçekten yeterince iyi koyabildiğimi görüyorum.
Şöyle ki, yakın ilişkiler.
Dostluklar, fedakarlık ister.
Bunu asla yapmayın demiyorum.
Sevdiklerimiz için emek vermek.
Yeri geldiğinde fedakarlıklarda bulunmak çok güzeldir.
O ilişkiyi güçlendiren şeylerdir.
Fakat büyük resme bakıldığında yani bütün ilişkiye bakıldığında yeri geldiğinde sınır koyamıyorsanız bunun adı fedakarlık veyahut da sevgi değildir.
Mesela şöyle bir örnek verebilirim yine kendi hayatımdan.
Çok sevdiğim iki arkadaşım var.
En yakın arkadaşlarımın arasında var kesinlikle.
Ben de gelip bazen sonları 2-3...
Ve o kaldıkları süre boyunca ben kendimi onlara çok iyi şekilde ifade edebildiğim için ve ihtiyaçlarımı çok iyi belli edebildiğim için asla bunalıp sıkılmam.
Normalde insanlarla birkaç gün bir arada kaldığımda hemen böyle sıkılma eğilimim ya da sosyal kotamın dolması gibi bir sorunum vardır.
Hatta böyle iki gün üst üste gördüğümde arkadaşlarımı hep şey derim.
Tamam bir süre görüşmeyelim olur mu?
Mesela bu yakın dostlarım da gelip bende kaldıklarında onlara hep söylüyorum.
İşte ben gece geç vakitlere kadar sizinle dışarıda kalamam.
Çünkü uyumam gerekiyor, uykumu almam gerekiyor.
Eğer sabah bir işim varsa erkenden kalkacağımı ve çalışacağımı ve onların sabahları bensiz plan yapmaları gerektiğini söylerim.
Yani işlerimi...
uyku ihtiyacımı veyahut da diğer her şeyi düzenlerim ve onlara bunu en güzel şekilde ifade ederim.
Ve onlar da benim bildikleri için, benim sınırlarıma ve yaşam tarzıma saygı duydukları için hiçbir sorun yaşamayız.
Aslında bakarsanız bu yakın arkadaşlarımla yaşam tarzım ve karakterim çok benzeşmiyor.
Ama benzeşmediği halde çok iyi anlaşabiliyoruz.
Bunun sebebi sınırlarımıza saygı duyuyor olmamız karşılıklı olarak.
Ve insan...
Her zaman kendisine benzeyen, kendisi gibi olan kişilerle arkadaşlık kurmayabilir.
Dediğim gibi olduğumuz gibi kabul edildiğimiz zaman bize benzemeyen kişilerle de çok yakın dostluklar kurabiliyoruz.
Tabii ki biz de onları o şekilde kabul edebiliyorsak.
Bir diğer olarak ise terk edilme şemasından bahsetmek istiyorum.
Şemaları daha önce duydunuz mu hiç bilmiyorum.
Eğer duymadıysanız Hayatı Yeniden Keşfedin isimli kitabı okuyup şemaları ne demek olduğunu öğrenebilirsiniz.
Aslında bu kitap bizde herhalde önümüzdeki...
Hafta kitap kulübünde okuyacağız.
Bilmeyenleriniz için benim bir kitap kulübüm var ve neredeyse birinci yılımızı dolduracağız.
Hatta birinci yılımız...
dolduğunda özel bir etkinlik yapacağım ve büyük ihtimal bu ücretsiz bir etkinlik olacak.
Herkes davet ettiğim bir şey olacak.
O zamanın duyurusunu yaparım.
Ama eğer böyle bir kitap kulübüne katılma ya da yeni yılda böyle bir kitap okuma alışkanlığı kazanma gibi bir hedefiniz varsa açıklamadaki linkten bakabilirsiniz.
Yeri geldiğinde şöyle ufak bir hatırlatma yapmış olayım dedim.
Şemalar daha önce de hep bahsettiğim gibi bizim hayata olan yanlış bakışlarımız, küçüklük yaşantımızda, çocukluk yaşantımızda öğrendiğimiz yanlış inanışlar diyebilirim.
Ve terk edilme şeması da aslında çocukken ebeveynlerimizin bize az ilgi göstermesi veyahut da ebeveynlerimizden birinin bizi terk etmesi veyahut da dengesiz davranışlar sergilemesinden kaynaklanıyor.
Tabi bunun dışında farklı sebepleri de var ama temelde bunu söyleyebilirim.
Terk edilme şeması olan insanlar sürekli olarak çevrelerindeki insanların onları terk edeceklerini ve yalnız kalacaklarını zannediyorlar ve sürekli olarak onları memnun etme çabası içerisinde oluyorlar.
Telafiye gidip tamamen kaçıngan bağlanmayı ve kimseyi sevmemeyi de tercih edebiliyorlar.
Bu da başka bir yönü. Ama genel olarak görülen örüntüde terk edilme şeması olan kişilerin birilerini sürekli memnun ettiklerini ve birilerine sürekli yapıştıklarını görüyoruz.
Eğer böyle bir durumunuz varsa, terk edilmekten korkuyorsanız bununla ilgili lütfen destek almayı deneyin.
Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri...
olduğu gibi kabul gördü ilişkilerin içerisinde var olabilmektir.
Terk edilme şeması olan insanlar genelde onların bu şemalarını besleyecek kişilerle birliktelik kuruyorlar.
Yani dengesiz hareketleri olan, onları bir terk edip bir geri gelen, aynı ebeveynleri gibi davranan kişileri buluyorlar.
Böyle bir durumunuz olduğunu düşünüyorsanız da daha güvenli bağlanan arkadaşları ve sevgilileri bulmayı, tercih etmeyi deneyebilirsiniz.
Bunun üzerine etkili bir çalışma.
Aslında insanın bu hayattaki bence en önemli işi kendisi ve yaşamı üzerine çalışması.
Montaigne'in bir sözü var çok seviyorum.
Yaşamak başlı başına bir amaç ve hedef olmalıdır diyor.
Gerçekten de öyle. Hepimiz zaten bu hayatta niçin varız?
Yaşamak için varız.
Bir diğer önerim bu konuyla ilgili duraklamak olacak.
Eğer sürekli bir şeyleri evet diyorsanız ve bu sizde artık bir alışkanlık haline geldiyse evet demeden önce duraklamayı deneyin.
Eğer hayır demek size çok zor geliyorsa Bir duraklayıp bakarız demeyi deneyebilirsiniz.
Veyahut da sana sonra döneceğim.
Bu konuyla ilgili daha sonra konuşalım mı diyebilirsiniz.
Ben bazen bu yöntemi kullanırım.
Mesela bir arkadaşım bir şeyi benden çok fazla istiyordur.
Ama onu reddetmem gerekiyordur.
Ve o sırada bunu yapacak gücüm yoktur.
Ve şey derim. Bakarız.
Sana sonra döneceğim.
Bu aslında ona sonrasında hayır diyeceğim anlamını taşır.
Eğer o esnada çok zorlanıyorsanız bunu yapmayı deneyin.
Hemen evet demeyin.
Bir durun. Bence sınır çizerken en zorlandığımız insanlar baskıcı insanlar.
Ve maalesef ki toplumumuzda kişilik bozukluğu çok fazla yaygın olduğu için bu baskıcılık ve bir şeyleri inatla isteyen insanları görebiliyoruz ve onlarla karşılaşabiliyoruz.
Özellikle borderline kişilik bozukluğuna veyahut da narsistik eğilimlere sahip olan kişiler hayırlı yanıt olarak kabullenmekte oldukça zorlanıyorlar.
Ben böyle insanlarla karşılaştığımda...
Çok zorlanıyorum çünkü bu kişilere sınırları koyarken her zamankinden çok daha net olmak gerekiyor.
Belki de sizin hayır demekte zorlanmanızın sebebi çevrenizdeki insanların birazcık bu bahsettiğim kişilik bozukluklarına veyahut da baskıcılığa yatkın olması olabilir.
Böyle kişilere sadece hayır demekle işin içinden çıkamıyorsunuz.
Birazcık sert olmanız lazım.
Yani kötü biri olun veyahut da kabı olun demiyorum.
Ama böyle insanlara karşı çok net olun.
Kesinlikle açık kafa bırakmayın ve olayı tam anlamıyla reddedin.
Ve bir daha eğer size bu istekle gelirlerse bu sefer birazcık kırıcı olmayı dahi deneyebilirsiniz.
Çünkü gerçekten kimi insanların karakterleri çok zordur ve onlarla uğraşmak diğer insanlarla uğraşmaya göre...
daha efor takip ettirici olabilir.
Böyle durumlarda lütfen karşınızdakini kırmaktan korkmayın derim.
Bu benim yaptığım en büyük hataydı çünkü.
Şöyle düşünebilirsiniz. Bu insanlar sizi kırmaktan veyahut da sizi suistimal etmekten hiçbir şekilde çekinmiyorlar.
O halde siz neden kendinizi korumaktan çekinirseniz?
Ve şunu eklemek istiyorum.
İlk başlarda böyle net olduğunuzda cidden etrafınızdaki insanlar sizi birazcık yabancılayacak.
Belki de kimi ilişkileriniz bitecek.
Bırakın o ilişkiler bitsin veyahut da o bağlar zayıflasın.
Onların yerine yenileri gelir.
Hayatta hep bir sürkülasyon ve değişim var.
Siz değiştikçe çevreniz de değişir.
Arkadaşlarınız, sevgilileriniz, dostlarınız hepsi değişir ve yenileri gelir.
Ve bu değişim güzeldir, iyidir.
Bırakın, yaşamın akışında olun ve gerçekten...
Olmak istediğiniz kişi olarak yaşamayı deneyin.
Asla yalnız kalmayacaksınız.
Kesinlikle. Ben hiç kimseyi tanımadığım bir şehre taşınıp da yalnız kalmadıysam ve görece gayet güzel ve geniş bir çevre edinebildiysem herkes bunu yapabilir diye düşünüyorum.
Bir diğer maddemiz küçük hayırlarla başlamak.
Bunu da bilissel davranışçı terapi tekniklerinde gördüm.
Patolojik seviyede hayır diyemeyen insanlar için küçük hayırlarla başlamayı öneriyorlardı.
Mesela nasıl olabilir? Önce sevmediğiniz bir yemeği reddederek başlayabilirsiniz.
Veyahut da bir arkadaşınız sizi kahveye çağırdığında o gün aslında şöyle şöyle bir şey yapmak istiyordum.
Veyahut da şu gün buluşabilir miyiz demeyi deneyebilirsiniz.
Zamanla diyelim hoşlanmadığınız bir arkadaşınız sizden kıyafetinizi istediğinde hayır demek.
veyahut da hafta sonu çalışmanız sizden talep edildiğinde hayır diyebilmeyi de geliştirebilirsiniz.
Önce görece daha kolay olan ve daha minik hayırlarla başlamak diğer büyük hayırlara doğru bizi götürebiliyormuş.
Ben kendi hayatıma dönüp baktığımda bu hayır diyebilme yeteneğimi geliştirirken böyle bir yöntem izledim mi?
Sanırım hayır. Ben direkt başladım galiba.
Yani şöyle başladım ben.
Daha böyle duraksayıp bakarız.
Sonrasında bunu bir düşünürüz.
diyerek başladım. Sonra yavaş yavaş bunu daha net olarak ifade etmeyi öğrendim.
Bir de son olarak size ufak bir dil oyunundan bahsetmek istiyorum.
Psikolog Heidi Grant yapamam yerine yapmam demeyi tavsiye ediyor.
Mesela bunu nasıl uyarlayabiliriz?
Diyelim ki et yemek istemiyoruz.
Et yemem yerine et yemem demek.
Hafta sonu çalışamam yerine hafta sonu çalışmam demek.
Sizinle kahve içmeye...
Gelemem demek yerine sizinle kahve içmeye gelmem demek.
Akşam dışarı çıkamam yerine akşam dışarı çıkmam demek gibi.
Pekala böyle bir kelime farkı aslında neyi ortaya koyuyor?
Bir şeyi yapamam, edemem dediğimizde aslında bir kısıtlamadan bahsediyor gibiyiz.
Yani biz kısıtlanmışız, onu yapmak isteriz de yapamıyor gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Ve bu bizim karakterimizde bir zayıflık göstergesi olarak gözüküyor.
Fakat yapmam dediğimde...
Bu ben bilinçli bir şekilde bunu yapmıyorum ve yapmamayı tercih ediyorum demek ve bu da aslında güçlü bir karakteri işaret ediyor.
Yani yapamam dediğimde dışarıdan gelen, baskılandığım, zorlandığım bir şeymiş gibi dururken yapmam dediğimde İçten gelen, benim seçimim olan bir şeyden bahsediyorum aslında.
İnsan hayır demeyi öğrendikçe, sağlıklı sınırlar çizdikçe sağlıklı ve dengeli ilişkiler de kurmayı öğreniyor.
Daha da güzel insanlarla, daha sağlıklı bireylerle yakınlıklar kurabiliyoruz.
Çünkü sınırları olmayan ilişkiler hiçbir zaman iyi olarak sonlanmıyor veyahut da bize iyi gelmiyor.
Genelde sınırsız olan ilişkiler toksik ilişkiler oluyor zaten ya da toksikleşmeye oldukça yatkın oluyor.
Yeniden belirtmek istiyorum.
Sınır dediğim zaman uzak olmaktan, kaçıngan olmaktan bahsetmiyorum.
Yeri geldiğinde sevdiklerimiz için fedakarlıklar yaparız.
Yani annemiz, arkadaşımız hastayken ama ben bunu istemiyorum, sınırlarıma aykırı deyip hastanede onun yanına gitmemezlik yaparsak bu birazcık...
saçmalık olmuş olur. Elbette ki sevdiklerimize önem vereceğiz.
Onlar için fedakarlıklar yapacağız.
Ama kendimizi önceliklendirmeyi de unutmayacağız.
Bugün aslında genel olarak bahsetmek istediklerim bu şekilde.
Sınırlarımı korumayı zamanla öğrendiğim için ve bunun hayatıma ne kadar büyük katkılar getirdiğini gözlemlediğim için özellikle böyle bir bölüm yapmak istedim.
Hep bölüm boyunca da altını çizdiğim gibi sınırlarımızın olması ve hayır diyebilmemiz bizi kötü biri yapmaz veyahut da arkadaşsız bırakmaz.
Tam aksine bizi gerçekten seven insanlarla...
Hepinize dengeli, mutlu ve sağlıklı ilişkiler diliyorum.
Kendinizi ve ihtiyaçlarınızı ifade edebildiğiniz bir hayat diliyorum aynı zamanda.
Lütfen iyi insan olma mitine inanıp da sürekli birilerini memnun etmeye çalışmayın.
O kadar da iyi biri olmadığınızda da sevileceksiniz.
Kendinizi sevmeyi, kendinizi önceliklendirmeyi öğrenin.
Ve bu şekilde bence daha mutlu, daha iyi olduğunuzu göreceksiniz.
Sizin hayat ritminiz, yaşama stiliniz...
Herkese uymak zorunda değil.
Sizin ihtiyaçlarınız herkesin ihtiyaçlarına benzemek zorunda değil.
Siz sadece sizsiniz ve bu yeterli.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Umarım sizler için dinlemesi keyifli bir bölüm olmuştur.
Haftaya salı günü yeniden bir araya geleceğiz ve bu sefer oldukça ilginç ve güzel bir konuyla sizlerle olacağım.
Ama ne olduğunu söylemeyeceğim.
Spoiler vermek yok. Haftaya kadar kendinize çok çok iyi bakın.
Eğer bölümü sevdiyseniz tebriklerinizle paylaşmayı da lütfen unutmayın.
Hepinizi çok seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
