
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Normalde doğum günümde yayınlamayı planladığım bu bölümü 2 hafta gecikmeli olarak yayınlıyorum. Çünkü bazen her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
İlham Postası bültenine kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Kitap kulübüne katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
(Gelen mailleri okumaya bayılıyorum)
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Nasılsınız?
Şu an burada hepinizin bana yanıt verdiğini hayal ediyorum ve iyi olduğunuzu varsaymak istiyorum.
Eğer iyi değilseniz de umarım bu bölümü dinledikten sonra daha iyi olursunuz.
Bu bölümde hayattan öğrendiğim birkaç dersten bahsetmek istiyorum sizlere.
Bilenler bilir yaklaşık iki hafta önce benim doğum günümdü ve 28 yaşıma girdim.
Her geçen gün biraz daha büyüyorum.
Yaşı benden daha büyük olan takipçilerim böyle konuştuğumda hemen yazıyorlar.
Bilge çok gençsin daha işte çok yaşlandığını düşün ve daha çok vaktin var diyorlar.
Ve evet farkındayım daha vaktim var ama yine de yaşım ilerliyor.
Herkes gibi ve bunun önüne geçemiyorum.
28 yaşıma girdiğim 14 Ağustos gününde İlhan Postası'nda bir yazı yayınlamıştım.
27 yılda öğrendiğim en önemli 5 ders başlığında ve bu yazıda aslında 27 yıl içinde öğrendiğim birkaç önemli şeyden bahsediyordum.
Bana göre önemli bu arada.
Bu anlattığım şeyler sizin çok daha önce fark ettiğiniz şeyler olabilir veyahut da size saçma da gelebilirler.
Tamamen öznerler yani.
Bunun altını çizmek istiyorum.
Bu arada ilham postasından...
Birkaç defa daha bahsettim ama yine hemen kısaca bahsedeyim.
Elimden geldiğince her hafta yazıp mailinize göndermeye çalıştığım bir bülten aslında.
Ve bu bültende bana ilham olan şeyleri sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Eğer abone değilseniz ücretsiz abone olmak için açıklamalardaki linke tıklayabilirsiniz.
Böyle bir yazı yazmama sebep olan şey de şuydu.
Doğum günüme yaklaşık bir ay kala falan bir arkadaşımla bir akşam oturmuş sohbet ediyordum.
Bana dedi ki, Bilge doğum gününe çok az bir zaman kaldı ve söyle bakalım.
27. yaşında neler öğrendin?
Neler seni değiştirdi?
Veyahut da hayatında büyük bir değişim oldu mu?
O bana böyle sorunca birden düşünmeye başladım.
Daha öncesinde çünkü bu kadar net bir şekilde düşünmemiştim.
Ve şunu fark ettim.
27'de böyle çok gözle görülen büyük bir değişiklik yaşamadım.
Mesela 26'da bunları yaşamıştım.
Fakat 27 dışarıdan bakıldığında daha sakin, daha böyle...
Sanki pek de bir ilerleme kaydetmediğim bir yaşmış gibi gözüküyor.
Ama bütün ilerlemelerimi içimle kaydettim.
İçsel anlamda büyük dönüşümler yaşadığım çevreme, hayata, insanlara, aileme, arkadaşlıklarıma, ilişkilerime, her şeye dair aslında bakışımın değiştiği bir yaş oldu.
Ve aslında dayanıklılığımın daha fazla arttığı bir yaş oldu.
Bundan öncesinde böyle başıma kötü bir şey geldiğinde çok fazla üzülmeye, bu konuyla ilgili dert etmeye, bunu bir türlü aşamayacağımı inanmaya meyilliydim.
Fakat 27'de o kadar çok şey yaşadım ki.
Artık ne olursa olsun normalmiş gibi geliyor.
Hani derler ya hayatın her şeye hakkı vardır diye ben 27.
yaşımda gerçekten de hayatın her şeye hakkı olduğunu içselleştirdim.
Aslında bu bölümü doğum günüme yakın bir zamanda kaydedip yayınlamayı çok isterdim.
Ama hayat izin vermedi diyelim şimdiye kaldı.
Bu tarz bölümleri sevip sevmediğinizi bilmiyorum ama dinlenmelere baktığımda aslında sevildiğini düşünüyorum.
Biliyorsunuz ki podcast'te bazen kendi özel deneyimlerimle ilgili, kendi çıkarımlarımla ilgili bölümler hazırlıyorum.
Bazense genel olarak araştırma yaptığım konularla ilgili bölümler hazırlıyorum.
Bazense ikisini.
Karıştırıyorum bir bölümün içerisinde.
Ve en çok hangisi ilginizi çekiyor?
Gerçekten merak ediyorum.
Bununla ilgili bana yazın.
Mutlaka yazın hatta.
En sevdiğiniz tarz nedir?
En çok hangi bölümleri seviyorsunuz?
Bilmek istiyorum. Sonuçta burada ben konuşuyorum ama siz de dinleyen taraf olduğunuz için bunu birlikte yapıyoruz.
Burada birlikte var oluyoruz.
Bu nedenle sizin görüşleriniz çok önemli.
Evet 27 yılda öğrendiğim ve hatta...
27 yıl demeyeyim de 27 yaşımda öğrendiğim en önemli dersler madde 1.
Kimseye benzemek zorunda değilsin.
Bunu bütün içtenliğimle söylüyorum bu arada.
Kimseye benzemek zorunda değilsiniz.
Gerçekten değilsiniz. Bu hayatın sahibi sizsiniz.
Başkalarının hayatı, yaşama şekli size uymak zorunda değil.
Daha marjinal, daha muhafazakar, daha seküler olmak zorunda değilsiniz.
Benim en çok zorlandığım şeylerden bir tanesi uyumlanmak aslında.
Bunlar öncesinde doğduğum çevreye ve aileme uyumlanmakta zorlanıyordum.
Sonra fark ettim ki şu an bulunduğum çevreye de uyumlanmakta zorlanıyorum.
Çünkü zihnimde sürekli olarak sürüye uymam gerektiği, insanların yaptığı şeyleri yapmam gerektiğine dair bir inanç var.
Çünkü yalnız kalmaktan... korkuyorum.
Ne zaman kendim için bir şey yapsam ve başkalarının hoşuna gitmese bu, terk ediliyorum.
Yani bu normal bir şey herhalde diye düşünmek istiyorum.
Böyle böyle aslında bize uymayan insanları hayatımızdan eliyoruz ve daha çok bize benzeyen insanları kendimize çekmeye başlıyoruz.
Fakat arada bir yalnız kalma korkusu oluyor.
Ve bu yalnız kalma korkusuyla yapmak istemediğim çok fazla şey yaptığım zamanlar oldu ve hala da oluyor.
Elbette ki hayat sadece bizim etrafımızda dönmüyor.
Etrafımızdaki insanları da düşünmek, onlarla empati kurmak ve iyi geldi.
de onlar için bazı fedakarlıklarla bulunmamız gerekiyor.
Bu sosyal bir varlık olmamızın getirisi.
Fakat tamamen kendiliğimizden vazgeçmek, mutlu olmadığımız yerlerde sırf yalnız kanlama korkusuyla bulunmaya çalışmak ve aslında kendi doğamıza aykırı davranmak bizi kendimizden uzaklaştırıyor.
Ve insan kendisinden uzaklaştıkça da acı çekmeye başlıyor.
Kimseye benzemek zorunda olmadığımı ve beni seven insanların onlara benzemesen bile beni seveceklerini Kendime öğretmeye çalıştım bu sene ve bunu her geçen gün birazcık daha içselleştirmeye çalışıyorum.
Kendi istek ve arzularıma, sınırlarıma saygı duymak beni çok daha fazla mutlu ediyor.
Mesela ben Yüzeysel bağlar değil de derin bağlar kurmayı seven, etrafımdaki insanları böyle daha fazla vakit geçirmeyi, onları gerçekten anlamayı seven bir insanım.
Ve bunun için de o insanlara zaman ayırmam, vakit ayırmam gerekiyor.
Bu nedenle de herkesle arkadaşlık kuramıyorum.
Yüzeysel ilişkiler, yüzeysel arkadaşlıklar beni yoruyor.
Bu da benimle alakalı bir şey.
Kimi insan da sadece yüzeysellikten hoşlanıyor mesela.
Ve tüm bunları göz önüne aldığımda fark ediyorum ki...
Aslında kendim olmak demek benim için daha az bir arkadaş çevresine sahip olmak, belki de daha seçici davranmak ve başkalarına hayır diyebilme yeteneğini geliştirebilmek demek.
27. yaşımda insanlara benzemek zorunda olmadığımı, beni sevenin her şekilde seveceğini kendime öğrettim.
İkinci öğrendiğim ders işle ilgiliydi.
Ben kendi işimi yapıyorum.
Hatta bundan birkaç bölüm önce de bahsetmiştim.
Kendi işini yapmak...
Kolay bir şey değil. Bazen böyle vazgeçme noktasına geliyorum ve sonra yeniden diyorum ki hayır kendim için çalışmaya devam edeceğim.
Ve fark ettim ki daha fazla para kazanmak için veyahut da işinizi büyütmek için daha çok çalışmak zorunda değilsiniz.
Elbette ki çalışmanız gerekiyor.
Fakat çok fazla çalışıp kendinizi paralamanıza gerek yok.
Bizi iş anlamında daha ileriye götürecek şey körü körüne sürekli çalışmak değil.
O işi yapmamızı sağlayan, o işi ilerletmemizi sağlayacak olan yetenekleri geliştirmeye odaklanmak.
Mesela nedir bu yetenekler?
Derin odaklanma becerisi.
Ben dikkat eksikliği ve hiperaktifte bozukluğu olan bir insanım.
Çocukluğumdan beri.
Bununla ilgili de bir bölümüm var zaten biliyorsunuz.
Fakat ona rağmen biliyorum ki eğer dikkatimi toplayıp odaklanamazsam gerçek yeteneklerimi ortaya koyamayacağım.
Odaklı çalışmayı öğrenmek.
Güzel alışkanlıklar geliştirmek ve insan ilişkilerinde iyi olmaya çalışmak yani network geliştirmeye çalışmak aslında beni iş hayatında daha öne taşıyacak şeyler.
Sadece körü körüne çalışmak değil de gerekli ve önemli yetenekleri geliştirmeye çalışmak gerekiyor.
Zaten o yetenekleri geliştirdiğinizde otomatik olarak işinizi de daha iyi yapmaya ve kendinizi de işinizi de daha ileriye taşımaya başlıyorsunuz.
Üçüncü madde. Hepimiz çocukluk.
sonra ergenlik, sonra da yetişkinliğe adım atıyoruz.
Fakat gerçekten de atıyor muyuz?
Her insan yetişkin olmayı becerebiliyor mu?
Bu böyle zihnimde duran bir soru.
Ben hayatımda yaşlanmış ama yetişkin olamamış insanlar gördüm.
Yaşınızın kaç olduğu yetişkinliğinizle paralel olarak ilerleyemeyebiliyor.
Hatta çoğu insanın yetişkinlik noktasına gelemediğini düşünüyorum.
Çünkü yetişkin olmak demek, kendi hayatının sorumluluğunu almak, Ve aynı zamanda etrafındaki insanları da gözetebilmek demek.
Önce kendine saygı duymak, sonra çevrene saygı duymak, sonra da çevrendeki insanların sana saygı duyduğunu görmek demek.
Çocukça davranmayı bıraktığımızda ve yetişkinliğe adım attığımızda kendi kendimize de bakmaya başlıyoruz.
İçimizdeki çocuk yanlara, o çocuk parçaya sevgi vermeye başlıyoruz.
Ve yetişkin bir birey olduğumuzda, gerçekten bunu içsel bir şekilde etrafımıza yansıttığımızda herkes bunu anlıyor.
Anne babamız, etrafımızdaki insanlar da buna dahil.
Artık böyle bir çocuk gibi mızmızlanmayı bırakıp, hayatın ne olduğunu fark edip, hem bir yandan şefkatli, bir yandan ise güçlü bir duruş sergilemeye başlıyoruz.
Kendi adıma şunu çok fark ettim.
27 benim yetişkinliğe gerçek anlamda adım attığım ilk yaşım oldu.
Diğer yaşlarımda işte 20'den itibaren aslında yetişkin olmak için hep çabalamışım ama bir türlü olamamışım.
Bir şekilde içsel olarak anneme babama karşı olan bağım ve onlardan beklentilerim, hayattan beklentilerim beni hep durdurmuş.
Etrafımı suçlamama sebebiyet vermiş.
Yeri geldiğinde kendimi suçlamama sebebiyet vermiş.
Fakat bu sene ilk defa beklentilerimin daha da azaldığı, etrafıma dair beklentilerimin daha doğrusu azaldığı, kendime daha fazla döndüğü ve kendi yaptığım şeylerin sorumluluğunu aldığım bir yaş oldu.
Kendi seçimlerim nedeniyle başıma gelen şeyleri daha rahat göğüsleyebildiğimi fark ettim.
Ve kendi kendime de bakmaya başladığımı gördüm aslında.
Bu sadece böyle ilişkiler anlamında değil.
değil her anlamda 27'de parayı daha iyi yönettiğim, kendi duygularımı daha iyi yönettiğim ve zorluklarla daha iyi başa çıktığım bir yaş oldu.
Ve bu yaşın tam da bu nedenle benim için yetişkinliğe başlamanın bir ifadesi olduğunu düşünüyorum.
Herkes ama herkes yetişkin olmayı öğrenmeli.
Öteki türlü hayatta hep başkalarına bel bağlıyoruz ve sürekli etrafımızdan beklentilerimiz oluyor.
Dördüncü madde vazgeçmeyi öğrenmek.
Bana 27. yaşımda neler öğrendiğimi soran o arkadaşım bir de şöyle bir soru sormuştu.
Dedi ki bu yıl nelerden vazgeçtin?
Ve bunun üzerine düşündüğümde fark ettim ki aslında bu yıl bazı sevgilerden vazgeçtim.
İlişkilerin kalıcı olmak zorunda olmadığını fark ettim.
Bunu her anlamda ifade ediyorum bu arada.
Ailevi, arkadaşsal, romantik her ne derseniz.
Her ilişkinin aslında hayatımızda bir amacı oluyor.
Ondan çok şey öğreniyoruz.
Belki de o ilişki içerisinde çok mutlu oluyoruz.
Kendimizi anlamaya başlıyoruz.
Başka bir insanı anlamanın tadını çıkartıyoruz.
Ve sonrasında bir sona geliyor.
İlişkilerle ilgili vazgeçebilmeyi öğrenmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Hiçbir ilişki gerçekten de sonsuza kadar kalmak zorunda değil ve büyük ihtimalle sonsuza kadar da kalmayacak.
Çünkü biz değişeceğiz, biz değiştikçe karşımızdaki insan değişecek, ilişkilerimizin yapısı değişecek ve bazı sevgilerden vazgeçmemiz gerekecek.
Ve bu vazgeçişler de aslında bizi büyüten esas şeylerden bir tanesi.
İnsan... Hayatta her şeyin gelip geçici olduğunun fakat sadece kendisinin kalıcı olduğunun farkında olması gerekiyor.
Etrafımızdan insanlar gelip geçebilir.
Çok güvendiğimiz dostlarımız, arkadaşlarımız, sevgililerimiz gelip geçerler ve geriye sadece biz kalırız.
Bu nedenle her şeyden önce kendimize güvenmeyi.
Kendimize sırtımızı dayamayı, kendi kararlarımıza inanmayı öğrenmemiz gerekiyor.
En azından bu benim 27. yaşımda yaptığım şey oldu.
Çünkü benim için her zaman hayatımda bana yakın birisinin olması çok önemliydi.
Ve şimdi düşündüğümde fark ediyorum ki aslında hep böyle çok yakın bir arkadaşım, işte kardeşim, biri bana hep yakın biri oldu.
Hala da var bu arada.
Çok sevdiğim yakın bir dostum.
Kardeşimle olan ilişkim aynı şekilde çok yakın devam ediyor.
Fakat... Artık şunu içselleştirdim.
En yakın olduğum insanlar da gidebilirler.
Ve ben bununla baş edebilirim.
İnsanları seveceğim. Ve biliyorum ki hayatım boyunca hep arkadaşlarım olacak.
Ama onların gelip geçici olduğunu ve kimsenin vazgeçilmez olmadığında her zaman aklımda tutmaya devam edeceğim.
Gerçekten hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Ve vazgeçmemiz gereken tek insan kendimiziz.
Beşinci maddemiz.
Ekonomik özgürlük oldukça önemlidir.
Paranın hayatımızda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.
Elbette ki arzularımızı, davranışlarımızı yönlendiren ana motivasyon para olmamalı.
Fakat paranın özgürlükle, hayatımızı yaşama biçimimizle ve aslında pek çok şeyle oldukça fazla ilgisi var.
Ekonomik özgürlüğün önemini ilk önce ailemle yaşarken fark etmiştim.
Kendime ait bir hayat kurabilmek için kendi paramı kazanmam gerektiğinin çok farkındaydım o dönemde ve bunu başardım.
Kendime ait bir hayat kurdum kendi paramı kazanmaya.
Kendi hayatımı yönetip idame ettirmeye başladım.
Bunu başardıktan sonra fark ettim ki ekonomik özgürlük bundan ibaret değil.
Artık sadece ailemden değil yapmayı sevmediğim işlerden de özgürleşmek istiyorum.
Zamanımı sadece çalışarak harcamak istemiyorum.
Ve bu nedenle parayı yönetmeyi öğrenmek, parayı harcama alışkanlıklarımızı fark etmek ve onları doğru şekilde şekillendirebilmek oldukça önemli.
Bir önceki bölümümde...
Belki dinleyenler dinlemiştir.
Paranın psikolojisi üzerineydi.
Morgan Housel'in aynı isimli kitabından esinlenerek hazırladım o bölümü.
Ve gerçekten de ekonomik özgürlükle ilgili bana çok fazla şey öğretti.
Para benim için lüks bir hayat yaşamak veyahut da istediğim her şeyi almayı ifade etmiyor.
Para benim için özgürlüğü ifade ediyor.
Biliyorum ki paramı iyi kullandıkça...
Bu parayı kendime yatırdıkça ve geleceğime yatırdıkça daha özgür olabileceğim.
İstemediğim işlerden azat olabileceğim.
Ve istediğim şekilde esnek bir hayat sürebileceğim.
Bunu çok daha erken anlamayı isterdim.
Para biriktirmeye, paramı yönetmeye ve ekonomik özgürlüğümle ilgili endişelenmeye daha erken bir yaşta başlamayı isterdim.
Fakat maalesef ki bu zamana kaldı benim için.
Ama yine de... Zararın neresinden dönülürse kardır.
Ve eğer bu bölümü dinleyen genç yaşta insanlardan biriyseniz lütfen ekonomik özgürlüğünüzle ilgili düşünmeye, bunun üzerine adımlar atmaya şimdiden başlayın.
Geç kalmayın. Altıncı ders.
Kendi kendinin en önemli yol göstericisi sensin.
Aradığın her yanıt gerçekten de içinde gizli.
Biliyorum ki zorlandığımızda veyahut da bir şeyin yanıtını bulamadığımızda sürekli etrafımıza soruyoruz.
Ben bunu çok uzun zaman yaptım.
Özellikle hayatında sağlıklı bir ebeveyn figürü bulunmayan insanlar bunun acısını çok çekiyor.
Çünkü büyürken kendilerine güvenmeyi, kendi kararlarına güvenmeyi öğrenemiyorlar.
Ve yanıtları sürekli dışarıda arıyorlar.
Ben yıllarca terapiye gittim biliyorsunuz ki.
Hala da gidiyorum. Fakat terapiye ilk başlama amacım bir yanıt bulmaktı.
Yani terapistimin bana bir şey söylemesini istiyordum.
Ve bir türlü söylemiyordu.
Ki aslında...
Doğrusu bu. Yani terapinin amacı yanıtları sizin dumanınızı sağlamak, sizin kendinize karşı olan özgüveninizi sağlamlaştırabilmek.
Sonra baktım ki terapide bunu öğrenemiyorum ve terapinin amacı da bu değil.
Sonra dışarıda aramaya başladım.
Güvendiğim arkadaşlarımda veyahut da bazı büyüklerimde.
İnsanların verdiği yanıtların peşinden koştukça aslında o yanıtların hiçbir zaman benim için doğru yanıtı olmadığını ve herkesin kendisi için doğru olanı.
Bana önerdiğini fark ettim.
Çünkü sonuçta hepimiz kendi hayatlarımızı yaşıyoruz ve kendi baktığımız perspektiften hayata dair yorumlar ve yanıtlar getiriyoruz.
Gerçekten önemli bir konuyla ilgili karar almanız gerekiyorsa veyahut da bir konuyla ilgili endişeleniyorsanız, ne yapacağınızı bilemiyorsanız kendinize sorun.
Etrafınızdan hiç yardım almayın veyahut da danışmayın demiyorum.
Elbette ki sorun etrafınızdakilere.
Bir fikir alın. Ama onların verdikleri yanıtların sizin için kesinlik ifade etmediğini, esas yanıtın kendi içinizde gizli olduğunu bilin.
Gazeteci Serdar Kuzluoğlu'nu çok severek takip ediyorum.
Onun da böyle podcastleri var.
Bir defasında bundan işte yıllar önce kaydettiği bir podcast bölümünde birisi ona bir soru sormuştu.
Diyordu ki bana bir hayat tavsiyesi verir misin?
Serdar Kuzluoğlu da şöyle yanıt vermişti.
Arkadaşlar hayat tavsiyesi almayın.
Hiç kimseden hayat tavsiyesi almayın.
Hayatınızı yaşayın ve kendi kendinize bunu öğrenin.
Bu arada bu bölümü dinlerken de bunları hayatınıza direkt olarak geçirmeyin.
Yani her şeyi sorgulayın.
Ki her şeyi sorgulamak da bu arada yedinci maddemiz.
Birazdan o maddeye de geçiş yapacağım.
Yanıtların kendi içimde olduğumu bilmek ve verdiğim kararlara dair bir güven inşa etmeye başlamak aslında özgüvenimi de geliştirdi.
Artık çok iyi biliyorum ki benim için en doğru olanı en iyi şekilde ben biliyorum.
Ve yedinci madde. Her şeyi sorgulamak.
Hepimiz belli bir çevrede büyüyoruz ve elbette ki belli doğrularla, belli insan profillerine bakarak büyütüyoruz.
Ve zihnimizde hayata dair bir şekil oluşuyor.
Neyin doğru veya neyin yanlış olduğuna dair.
Sonra büyüdükçe elbette ki bu şekiller kırılmaya başlıyor.
Tabii herkes de kırılmıyor ama bu podcastı dinleyen çoğu insanın hayatı sorguladığına ve ona ilk başta öğretilen şeylerin hepsini doğru kabul etmediğine, yeniden zihninde kendince...
bir şeyler geliştirdiğine eminim.
Zamanla dediğim gibi bize o öğretilen şeylerin doğruluğunu, yanlışlığını sorgulayıp farklı farklı şeyleri hayatımıza uygulamaya başlıyoruz.
Sonra bir şeyler oturmaya başlıyor.
Benim genel olarak gözlemlediğim şey bu.
İşte hayatta bu doğrudur, ben bu şekilde yaşamak istiyorum, işte bu partiye oy veriyorum, şu kitapları okuyorum, şu tarz insanlarla arkadaş oluyorum gibi bir şey oturuyor ve yaşamımızı bu şekilde idam
ettirip gidiyoruz. Bu kötü bir şey mi?
Elbette ki değil. Çünkü sürekli olarak zaten fikirlerimizi değiştirirsek yaşayamayız, hayatta kalamayız.
Ama bana korkutucu gelen bir yerden sonra kendi fikirlerimizin bağınız olmaya başlamak.
Belki de o sorguladığımız ve zaman içerisinde oturttuğumuz hayat felsefemiz bağnazlığa dönüşmeye başlayabiliyor.
Bunun olmaması için gerçekten de her şeyi sorgulamak gerekiyor.
Sürekli yıkmak ve yeniden yapmak ve bundan korkmamak gerekiyor.
Bazen kendi inandığım ve böyle oturttuğum şeyleri sorgulamak bana çok ağır geliyor.
Sonrasında diyorum ki bir zamanlar kaçtığın ve olmak istemediğin insana dönüşmek eğer istemiyorsan lütfen sorgula.
Her şeyi sorgula. Okuduklarını, duyduklarını sorgula.
Belki de sana imkansız gelen şeyler imkanlı ve doğru olabilir.
Belki de bunca zaman kaçtığın ve saçma bulduğun şey senin için senin aradığın rahatlığı barındırıyor da olabilir.
Ve en çok korktuğum şey de bu arada özgürlüğün bağnazı olmak.
O kadar çok görüyorum ki bunu.
Hayatlarını en özgür, en seküler şekilde yaşadığını düşünüp de aslında o kadar bağnaz olan insan var ki.
O inandıkları seküler yaşamın, o özgürlük dedikleri şeyin bağnazı olmuş onlarda.
Ve bundan başka doğru bilmiyorlar ve kendileri gibi yaşamayan herkesi aşağı görme eğiliminde oluyorlar.
Böyle birisi olmamak için de aslında sorgulamaya devam etmemiz gerekiyor.
Çünkü gerçekten de hayat...
Bizim penceremizden baktığımız kadar küçük bir yer değil.
Milyonlarca insan var ve her birinin yaşadığı farklı farklı hayat, farklı farklı şeyler var.
Bu yüzden açık olmak ve her şeyi sorgulamaya devam etmek gerekiyor.
Sekizinci madde, hayattaki nihai hedefim.
İyi bir insan olmayı öğrenmek.
Çok uzun zamandır kişisel gelişimim üzerine çabalıyorum.
Sürekli olarak yeteneklerimi geliştirmeye, kendimi geliştirmeye, daha fazla öğrenmeye, daha ileriye gitmeye çabalıyorum.
Bundan bir ay önce falan kitap kulübümüzde okuduğumuz bir kitap vardı.
Kitabın adı Olan Biteni Kaçırma Keyfi.
Hatta bu kitapla ilgili bir podcast da yapmayı düşünüyorum çünkü çok etkilendim.
Orada yazar diyordu ki, nihai hedefimiz...
Olabileceğimiz en yüksek potansiyele ulaşmak ya da olabileceğimiz en iyi versiyonumuz olmak değil.
Olabileceğimiz en iyi insan olmaktır.
Esas kişisel gelişim budur.
İyi bir insan olabilmek.
Çünkü en iyi versiyonuma ulaşmak için belki de birilerini kırmam, bazı yanlışlar yapmam gerekecek.
Çünkü... Hayatta karşımıza bazen seçimler çıkıyor ve bu seçimlerden bir tanesinde belki kötü bir insan olup fakat daha iyi bir versiyonuma ulaşacağım.
Diğerinde ise iyi bir insan olmaya devam edip bir tık daha...
Mütevazi bir hayat süreceğim.
Ben eğer iyi bir insan olmayı değil de daha iyi bir versiyonuma ulaşmayı seçersem belki de zamanla kalbime kötülük tohumları düşmeye başlayacak.
Bu nedenle nihai hedefim eğer iyi bir insan olmak, ahlaklı bir insan olmak ve bu hayatı bu şekilde bitirmek olursa hem kendimle hem de çevremle daha uyumlu olurum.
Ve içsel rahatım olur.
İyi bir insan olmayı aslında biraz da bencilce bir yerden istediğimin çok farkındayım.
Çünkü kötü oldukça ve kötü kararlar verdikçe aslında kendi kendimizden rahatsız olmaya başlıyoruz.
Kendi vicdanımızı zedelemeye başlıyoruz.
İyi bir insan olmak öncelikle kendi içimizi rahatlatıyor.
Geceleri başımızı yastığa rahatça koyabiliyoruz.
Gerçekten geceleri rahatça uyuyabildiğim bir hayata sahip olmak istiyorum.
Benim için iyi bir insan olmak demek bu demek.
Ve son maddem.
Hayat acımasız, zor.
Ama güzel bir yer. Gerçekten de şu kısa hayatımda çok fazla üzücü şey yaşadım ve pek çok insanın da birçok üzücü şey yaşadığını biliyorum.
Bu sadece bana özel bir şey değil.
Bu podcast'ı dinleyen herkesin hayatında çok can yakıcı, üzücü anlar olduğunu ve bu anların onların ne kadar zedelediğini tahmin edebiliyorum.
Bazen tüm bu üzücü şeyler bizi çok böyle ruhumuzu baskılayabiliyor, geleceğe dair ümidimizi kırabiliyor ve buna bağlı olarak da depresif dönemler geçirebiliyoruz.
İnancımızı kaybedebiliyoruz hem kendimize hem de hayata karşı.
Fakat biliyorum ki hayattaki her şey...
Bütün bu üzücü ve zor şeyler hepsi büyümenin ve ilerlemenin bir parçası.
Zamanında çok severek okuduğum Michael Foley'in yazdığı Saçmalıklar Çağı isimli kitapta yazar şöyle diyordu.
Hayatın anlamı zorlukları aşmakla ilgilidir.
Yani hayatta hep bir zorluk olacak ve biz bu zorlukları aştıkça yani çabaladıkça kendimizi daha iyi keşfedeceğiz.
Tecrübelerimiz artacak, bakış açımız gelişecek.
Ve her seferinde birazcık daha büyüyeceğiz.
Zorluklar hiç bitmeyecek.
Bu nedenle hayatın bu acımasız yönüne ve zorluklarına karşı daha farklı bir bakış geliştirmeye başladım kendi içimde.
Bütün bunların bir öğrenme yolculuğu olduğunu kendime göstermeye çalışıyorum.
Bazen bu çok zor oluyor.
Çünkü her şey üst üste geliyor.
İsyan ediyorum. Sinirleniyorum.
İnsanların ihanetine uğruyorum bazen.
Ve diyorum ki neden bunu yaptılar?
Ben bunu hak etmemiştim.
Kendi kendine böyle bir tirbe girebiliyorum.
Oysa neyi hak edip hak etmediğimi ben belirlemiyorum.
Çok fazla insan hak etmediği şeylere maruz kalıyor.
En sonunda, tüm bunları sonunda fark ediyorum ki her sabah gözlerimi açmak, yeni bir hayata uyanmak, yeni olasılıkları hissetmek aslında içimi kıpır kıpır ediyor.
Bazen duraksadığımı, umutsuzluğa kapıldığımı görüyorum ama sonra yine oradan kalkıp ilerlemeye devam ediyorum.
Çünkü hayatın böyle bir yer olduğunun çok farkındayım.
İlerledikçe kendimizi keşfediyoruz.
Büyüdükçe... aslında hayatın daha güzel yönlerini de görmeye başlıyoruz.
Özellikle 20'li yaşların hayata öğrenmekle, çabalamakla ilgisi olduğunu fark ettim.
Bu yaşlarda hem ilişkilerimizi düzenlemeyi öğreniyoruz, işle ilgili kaygılarımız oluyor, gelecekle ilgili kaygılarımız oluyor, o ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Ve yetişkinliğe yeni yeni geçiş yaptığımız için çocukluk ve yetişkinliğin arasında bir yerde Araf'ta kalıyoruz.
Ve bu Araf da bizi çok yoruyor.
Fakat inanıyorum ki yaşım ilerledikçe, olgunlaştıkça çok daha güzel zamanlar beni bekliyor olacak.
Çünkü hayata dair tecrübem artıyor ve başıma gelen şeylerle baş etme kapasitem aslında artıyor.
Ve tüm bunların içerisinde yaşamın güzelliğinin orada bir yerlerde beni beklediğini biliyorum.
Bazen sabah erkenden parkta yürüyüşe çıktığımda, evde kedimle oynadığımda veyahut da çok güzel bir kitap okuduğumda diyorum ki evet işte hayat bu.
Yaşamak her şeye rağmen çok güzel ve belki de daha her şeyin başındayızdır.
Daha nelerin olacağını bilmiyoruz.
Kötü şeyler olacağı gibi çok güzel iyi şeyler de olacak.
Ve büyüdükçe kötü şeylerle baş etme kapasitemiz artacak.
Ve iyi şeyleri kucaklayıp onların tadını çıkarma kapasitemiz de artacak.
Çünkü bunları düşündükçe kendimi daha da iyi hissediyorum.
O yüzden de hayat zor ama güzel bir yer.
Ve çabaladıkça da kendimizi daha iyi keşfediyoruz.
Bu nedenle zorlanmak, çabalamak ve çalışmak da kötü bir şey değil.
Aslında bunlar hayatın anlamını kendi içerisinde barındıran şeyler.
Evet, Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Umarım bölümü sevmişsinizdir.
Benim için gerçekten çok içten de keyifli bir bölüm oldu.
Sizlerle böyle samimi sohbetler etmeyi çok seviyorum.
Eğer bu tarz bölümlerin daha fazla gelmesini istiyorsanız bana yazmayı unutmayın.
Bölümle ilgili yorumlarınızı Instagram'dan atgenelseslerpodcast hesabına DM atarak, mesaj atarak bildirebilirsiniz.
Veyahut da mail adresime Her zaman mail yazabilirsiniz.
Yoğunluk içerisinde mesajlara dönmeyi unutabiliyorum.
Lütfen kusura bakmayın. Diyorum ki bazen kendi kendime hatta şu mesaja geri döneceğim diyorum ve o mesaj altta bir yerlerde kalıyor ve sonra bulamıyorum.
Fakat hepsini okuduğumu, sizden gelen geri dönüşleri çok önemsediğimi lütfen bilin.
Hepiniz iyi ki varsınız.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
