
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde dikkat üzerine konuşuyoruz. Neden dikkatimiz bu kadar çabuk dağılıyor? Bu bizim suçumuz mu yoksa biz insanlar doğal olarak dikkatsiz varlıklar mıyız? Ve bunun bir çözümü var mı? Tüm bu soruların yanıtları ve daha fazlası bu bölümde sizleri bekliyor. Keyifli dinlemeler.
Bahsettiğim kitaplar:
- Dağınık Zihin/ Adam Gazzaley - Larry Rosen
- Pürdikkat/ Cal Newport
- Rapt/ Winifred Gallagher
*********
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Hayat neye dikkat ettiğimiz midir gerçekten?
Bu soru üzerine isterseniz birkaç saniye durup düşünelim.
Düşündünüz mü? O halde...
Belki fark etmişsinizdir.
Ders çalışırken, bir proje üzerine hazırlanırken, yemek yaparken, sosyal medyada gezinirken ya da hayatta iyi olanı mı yoksa kötü olanı mı görmeyi seçeceğimize karar verirken
aslında hep dikkatimizi kullanıyoruz.
Günümüzün en büyük dijital platformları, reklam yazarları bizim dikkatimizi kendilerine çekmek için her geçen gün yeni bir özellik, yeni bir slogan icat ediyor.
Hatta öyle bir noktaya geldik ki...
Dikkatimizi en çok kendi üstlerine tutmayı başarabilen mecralar en başarılı olanlar kategorisine giriyor.
Peki oraya buraya dikkatsizce dağıttığımız dikkatimizi ne kadarını kendimiz için harcıyoruz?
Ne kadarını kendi geleceğimiz ve hayallerimiz için kullanıyoruz?
Yoksa onu Instagram'da fotoğraf kaydırmaktan, YouTube'da videodan videoya geçmekten, Google'da sekmeler arası zıplamaktan, Netflix'te gece yarısına kadar dizi izlemekten bir türlü toparlayamıyor
muyuz? Tüm dünyanın bizden böylesine talep ettiği dikkatimiz aslında bizim hayatımızı belirliyor.
Bu bölümde neden dikkatimizin bu kadar çabuk dağıldığını, nasıl daha odaklı bir hayat yaşayabileceğimizi araştırırken aynı zamanda yukarıda sorduğum sorunun da yanıtını vermeye çalışacağım.
Eğer beni dinlemeye karar verdiyseniz şimdiden size ufak bir tavsiye.
Lütfen dikkatinizi vererek dinleyin.
Merhaba, hepiniz hoş geldiniz.
Bu bölümde dikkat üzerine konuşacağız.
Öncelikli olarak insanlarda bulunan iki çeşit dikkat sistemini inceleyerek başlamak istiyorum.
Bunlar aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağı dikkat olarak adlandırılıyor.
Aşağıdan yukarıya dikkat bir ortamdaki en parlak, çekici ya da farklı şeyi otomatik olarak algılamamızdır.
Şimdi hayal edin tam bir ders çalışmaya, araba kullanmaya ya da Buna benzer bir şey yapmaya çalışıyorsunuz fakat birden ani bir ses duydunuz.
Mesela telefonunuza mesaj geldi ya da bir ışık parladı ve hop dikkatiniz hemen o yöne kaydı.
Böyle şeyleri fark etmek bizim için çok kolaydır.
Çünkü biz insanların algısı ortamdaki en farklı şeyi algılayacak şekilde evrilmiştir.
Bunun sebebi ise çok eskilere.
avcı toplayıcı olarak yaşayan ilk atalarımıza dayanıyor.
Çünkü onlar her ani sese, dal çatırdamasına ya da ortamdaki herhangi bir değişime karşı çok dikkatli olmalıydı.
Eğer dikkat etmezlerse her an bir yılanın ısırmasına kurban gidebilir ya da aslana yem olabilirlerdi.
Bu onların hayatta kalması için gerçekten de elzemdi.
Aşağıdan yukarıya dikkat bizim beyinlerimizi kadim zamanlardan kalan bir miras aslında.
Ve maalesef ki modern dünyada bizi çok zorlayıcı bir etkisi var.
Çünkü bu çağ sosyal medya ve mesaj bildirimlerinin çağı.
Gün boyu aralıksız olarak aldığımız her bildirimin açıp bakmasak da yalnızca sesiyle bile odamızı bozucu etkiye sahip olmasının nedeni işte bu.
Sahip olduğumuz ikinci dikkat sistemi olan yukarıdan aşağıya dikkat ise bir hedefi belirlemek ve ona ulaşmak için gereken adımları seçip Dikkatli de takip etmek.
Etraftaki dikkat dağıtıcılardan etkilenmeden tek bir hedefe doğru ilerlemek.
Bir bina inşa etmek, tez yazmak, ameliyat yapmak için işte böyle bir dikkate ihtiyaç duyuyoruz.
Dikkatin bu türü yüksek konsantrasyon istiyor ve yeni bir şeyler başarmak için tam da ihtiyaç duyduğumuz şey.
Fakat aşağıdan yukarıya etkileri oldukça açık olduğumuz için Bu tür bir dikkate uzun süreli sahip olamayız.
Ve bir noktaya böylesi odaklı kalabilmek için gerçekten de çaba sarf etmemiz gerekir.
Çevremizle etkileşime girdiğimiz zamanlarda yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya dikkat tıpkı bir halat çekme oyunu gibi sıkı bir mücadeleye giriyorlar.
Mücadeleyi kazanan taraf eylemlerimizi ve davranışlarımızı belirleyip şekillendiriyor.
O halde kazanmasını istediğimiz tarafa yardımcı olup daha odaklı bir hayat yaşamamız mümkün müdür?
Elbette mümkündür.
Fakat maalesef ki çok kolay değil.
Bunu başarabilmek için önce farkındalık sahibi olmalıyız.
Bugün pek çok sinir bilimcinin üzerinde anlaşmaya vardığı gibi insanın kendi düşünce süreçlerini fark etmesi ve kontrol edebilmesi ideal olmaktan çok uzak.
Ancak imkansız değil.
Çözüm önerilerine geçmeden önce teknoloji dünyasının bize sunduğu düşünsel süreçlerimizi sabote eden ve dikkatimizi dağıtan bir üçgenden bahsetmek istiyorum.
Sabırsızlık, beklenti ve FOMO.
Yani hayatı kaçırma korkusu üçgeni.
Eğer FOMO'yu bilmeyenleriniz varsa FOMO'nun açılımı Fear of Missing Out demek.
Yani hayatta geride kalmak, hayatı kaçırma gibi bir anlamı var.
Günümüzde çoğu insan bu üçgenin içinde kaybolmuş durumda.
Belki biz de onlardan biriyiz.
Ben bunu Bermuda Şeytan Üçgeni'de kaybolan gemilere benzetiyorum.
Bir kez oraya girdik mi artık çıkışımız çok zor oluyor.
Çünkü orası derin yetersizliklerin ve rahatsız edici duyguların beslendiği fakat bir şekilde de bizi bağımlı yaptığı bir yer.
İlk olarak sabırsızız çünkü yaşadığımız çağda bilgi denen şey bir meta olmuş durumda.
Doğru olsun. yanlış olsun sürekli üretiliyor ve teknoloji tarafından üzerimize tabiri caizse boca ediliyor.
Sürekli bir şeyleri yakalama, geride kalmama ve günceli takip etme zorunluluğu içerisinde hissediyoruz.
Aynı hayatlarımız gibi beynimiz de bir koşuşturmaca içinde.
Bununla ilgili yapılan bir araştırmada 23 milyon çevrimci video izleyicisinin verileri toplanmış ve çıkan verilere göre ortalama bir izleyicinin eğer videonun başlaması 2
saniyeden uzun sürerse kapatıp çıktığı görülmüş.
Düşünebiliyor musunuz?
Tahammülümüz yalnızca 2 saniye.
Aynı şekilde bundan önce insanların açılması 4 saniyeden uzun süren siteleri de terk ettiği görülmüş.
Fakat bunun da yapılan son araştırmalarda önce 2 saniyeye sonra ise 400 milisaniyeye düştüğü gözlemleniyor.
Yani sabrımız gittikçe azalıyor.
Daha hızlı tüketmek, daha fazla şeye ulaşmak istiyoruz ve bu bizi otomatik olarak sonuç odaklı insanlara çeviriyor.
Hayatta da her şey hemen olacakmış gibi bir yanılsamaya kapılıyoruz.
Oysa hepimizin bildiği gibi gerçek hayatta işler bu kadar da hızlı ilerlemez.
Bir sonuca ulaşmak için uzun süre dikkatli bir çaba içerisinde çalışmamız gerekli.
Fakat bu gerçeği fark edince canımız hemen sıkılıyor.
Ve yeniden kendimizi sosyal medyayla internetin kıcağına atıyoruz.
Çünkü orada her şey hızlı, hazır ve bizi bekler halde.
İkincisi, teknoloji dünyasının bizden bekledikleri.
Bu beklentiler gereğince sürekli ulaşıları ve üretken olmamız gerekli.
İş yerinden gelen e-postaları hemen cevaplamalı, arkadaşlarımız ve ailemiz için her an ulaşılabilir olmalıyız.
Eskiden biri bizi arardı ve eğer evde yoksak ertesi gün yeniden arardı.
Ona dönmediğimiz ya da telefonu açmadığımız için suçlu sayılmazdık.
Şimdi WhatsApp mesajlarını geç yanıt vermek, günün her saati ulaşılabilir olmamak insanlar için kavga sebebi dahi olabiliyor.
Yani ben burada eskiden ne kadar da güzeldi, akıllı telefonlar yoktu, ev telefonundan konuşurduk, dikkatimiz de hep yüksek seviyedeydi gibi bir şey demiyorum.
Fakat gerçek olan bir şey varsa o da bu hızlılaşan iletişimin bizim dikkatimizin üzerinde gittiği bir negatif etkisinin olması.
Şahsen ben sürekli ulaşılabilir olmaktan yorgunluk duyan bir insanım.
İşlerimin, derslerimin ya da okuduğum kitabın arasında birisine yanıt yazmak, çalan telefonu açmak istemiyorum.
Gün boyu sürekli bir mesajlaşma halinde olmak ise benim için iletişim kurmanın hem samimiyetsiz hem de baştan salma bir yöntemi.
Tabii bu tamamen benim kendi kişisel görüşüm.
Hayatımdaki insanları...
onlara özel bir zaman tahsis etmek ve tüm ilgimi vermenin daha değerli olduğunu düşünüyorum.
Bu şekilde dikkatimi yalnızca yaptığım işe odaklama kabiliyetim de artıyor.
Unutmayın, eğer işiniz değilse sizin sürekli ulaşılabilir olma gibi bir misyonunuz yok.
Dünyanın sizden talep ettiği bu beklentilere yanıt vermek zorunda değilsiniz.
Ama büyük ihtimalle elinizdeki işi bitirmeyi, hayallerinizi gerçek hayata taşımayı istiyorsunuz.
O halde... Hangi beklentileri karşılayacağınızı dikkatli seçin derim.
Son olarak da üçgenin son kısmı olan FOMO var.
Yani hayatı kaçırma korkusu.
Bu azımsanmayacak kadar fazla insanın muzdarip olduğu ve bizi istemediğimiz alışkanlıkların içine sürükleyen bir durum.
Bazen bu durum hastalık derecesine kadar çıkabiliyor.
Bu korku bizim sosyal mecraları terk etmemizi engelliyor.
Herkes Twitter'da meydana gelen bir olaydan bahsettiğinde Netflix'te yeni çıkan dizi hakkında konuştuğumda biz de onlarla aynı konuları konuşup dışlanmamak istiyor olabiliriz.
Ya da Instagram'da neler olup bittiğini, yeni trendleri kaçırmak istemiyorum.
Böyle şeyleri yakalayamamak bizi rahatsız ediyor.
Fakat ne gariptir ki hayatı kaçırma korkusuyla sıkı sıkı takip ettiğimiz bu mecralar bizlerde FOMO'yu daha çok tetikliyor.
Çünkü insanların en iyi hallerine ve durmadan seyahat eden o ışıltılı hayatların tanık olmak gittikçe hayatta geri kalmışlık hissinizi daha da güçlendirici bir etkiye
sahip. Bu histen kurtulmak için daha çok sosyal medyaya abanıyoruz ve sonsuz bir döngüye giriyoruz.
Sanırsam burada insanın düşünsel süreçlerinin farkında olmamasının onu nasıl bir hale getirebildiğini görebiliriz.
Ve sonuç olarak bu döngüler ve beklentiler bizden dikkatimizi ve hayatımızı çalıyorlar.
Oysa yazar Cal Newport'un Tür Dikkat kitabında dediği gibi, derinlemesine dikkatli yaşanan bir hayat, güzel bir hayattır.
Şimdi günümüz dünyasının bizden talep ettiklerinin odaklanma becerimizi ne hale getirebildiğini ve aynı zamanda aşağıdan yukarıya etkileri açık olmamız sebebiyle dikkatimizin
bu kadar da çabuk dağılmasının aslında bir tesadüf olmadığını anlamışızdır diye umuyorum.
Sıra daha odaklı bir hayat ve tam performansımızı bularak çalışmak için uygulayabileceğimiz bazı çözüm önerilerinde.
Birinci olarak dikkat dağıtıcıları kapatın.
Dikkat dağıtıcılar ne?
Tabii ki internet, sosyal medya, haber siteleri ve sizi yapacağınız işten engelleyen her şey.
Çalışmaya başladığınız zaman sosyal medya ve haber mecralarını engelleyen bazı uygulamalar var.
Self-control ve freedom gibi.
Şahsen ben Freedom'u kullanıyorum.
Eğer işiniz yoksa interneti tamamen kapatabilirsiniz ve yine eğer işiniz için gerekli değilse telefonunuzu uçuş moduna alın.
Bu şekilde hem bildirim ve arama yağmurundan kurtulmuş hem de canınız sıkılsa bile dikkati bölen bu medralara ulaşamamış olursunuz.
Unutmayın sıkılmadan bir şeyler yaratmak neredeyse olanaksızdır.
Eğer yeni bir şeyler ortaya koymak istiyorsak en başında birazcık can sıkıntısını göze almalıyız.
Ve kötü haber...
Bu sıkıntının tedavisi henüz bulunamadı.
İkinci olarak kaygıyı yani FOMO'yu azaltmak için sosyal medya ve mesajlarla ilgilenebileceğiniz belirli bir zaman oluşturabilirsiniz.
Mesela öğle arası ve akşam 8 gibi zamanlar koyun kendinize.
Bu vakitler dışında bu mecralara asla girmeyin.
Fakat bu vakitlerde de özgürce kullanın.
Bu şekilde gönlün geri kalan zamanlarında diğer işlerinize kaygılanmadan odaklanabilirsiniz.
Üçüncü madde ise dinlenme zamanları ayarlamak.
Evet yanlış duymadınız.
Dikkat toplamak için sürekli çalışmak gerekmiyor.
Aynı zamanda kendimizde vakit geçirmemiz oldukça faydalı.
Tabi bu dinlenmeden kastım dijital dünyaya düşmek değil.
Yoga yapmak, doğada vakit geçirmek ya da pomodoro gibi teknikler oluşturup çalışma aralarında dinlenmek olabilir.
Bu tarz aktif dinlenmeler bazı problemlerin bilinçaltında çözülmesine izin verir.
aslında odağı artırmanın bir yolda sürekli aktif olmamaktır.
Aynı zamanda meditasyon yapmanın dikkati toplamada oldukça faydası olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
Adam Gasly ve Dr.
Larry Rosen'in yazdığı Dağınık Zihin isimli kitapta meditasyon hocalarının beyinlerinin dikkatle ilgili kısımlarının daha çok geliştiğini gösteren bilimsel çalışmalardan bahsediliyor.
Meditasyonun daha pek çok faydası var.
Ama bu bölümün konusu değil.
Belki başka bir bölümde daha detaylıca konuşabiliriz.
Dördüncü ve son maddemiz ise uyku.
Uyku yalnızca dikkatimizi iyi kullanabilmek için değil, tüm sağlığımızı korumak için çok önemli.
Yetişkinlerin eğer günde 7-8 saat uyumadılarsa hafıza ve öğrenme problemleri yaşayacağına dair ciddi bulgular var.
Aynı şekilde araba kullanırken, sınava girerken ya da yüksek dikkat isteyen diğer aktiviteleri gerçekleştirirken 8 saat uyuyanların daha az uyuyanlara göre yüksek performans gösterdiği görünmüş.
Konuyla ilgili geniş bilgi için Matthew Walker'ın Niçin Uyuruz isimli kitabına bakılabilir.
Şimdi bu son söylediklerimi kısaca toparlayacak olursam dikkat dağıtıcıları kapama, FOMO'yu azaltma, Dinlenme ve uyku dağınık bir zihni toparlamak için önemli dedik.
Peki, dikkatimizi topladık ve tam olarak çalışacağımız konuya getirdik diyelim.
Şimdi ne yapacağız? Tabii ki de pür dikkat çalışacağız.
Kahnü Port'un aynı isimli kitabında bahsettiği bir yöntem bu.
Pür dikkat çalışmak demek, tam anlamıyla derinlemesini çalışmak demek.
Bütün dış etkenlerden kopmuş bir şekilde, yalnızca önümüzdekine odaklanarak Başka hiçbir şey düşünmemek demek.
Böylesine bir çalışmayla yapacağımız işleri daha kısa zamanda yapabilir ve kendi performansımızın en üst seviyesini görebiliriz.
Aslında pek çok ünlü yazar, sanatçı ve bilim insanı bu yöntemi kullanmış.
Ve hala da kullanıyorlar.
Mesela Mark Twain, Tom Sawyer'in maceralarını New York'ta bir çiftlikteki barakada yazmış.
O kadar çok odaklanırmış ki ev sakinleri onu yemeğe çağırmak için korna çalmak zorunda kalırmış.
Bill Gates her yıl düşüncelerini toparlayabilmek için yanına yalnızca kitaplarını alarak bir göl evinde inzivaya çekiliyor.
Aynı şekilde Carl Jung da o ünlü psikolojik kuramlarını oluştururken elektriğin bile olmadığı bir dağ evinde çalışırmış.
Belki bizim bu şekilde bir dağ evine çekilme lüksümüz olmayabilir.
Fakat yine de çevremizdeki dikkat dağıtıcıları susturabilir ve kısa süreliğine de olsa pür dikkat çalışabiliriz.
Zihnimizi dağıtmak için böylesine çok etkenin olduğu bir dönemde bence pür dikkat çalışmak ve hayatın tüm karmaşasının içinde böylesi bir alanda var olmak sahip
olunabilecek en önemli yeteneklerden biri.
Şimdi yavaş yavaş bu bölümün sonuna gelirken en başta sorduğum sorunun yanıtı niteliğinde kısa bir şey anlatmak istiyorum.
Yazar Winifred Gallagher, Raft isimli kitabında kendisine kanser teşhisi konulduğundan bahsediyor.
Ve şöyle diyor.
Bu hastalık bütün dikkatimi kendi üzerinde toplamak istiyordu.
Fakat ben tam aksine.
Dikkatimi elimden geldiğince hayatıma yöneltmeliydim.
Yazar kendisine teşhisini konduğu gün bir karar verir.
Artık hayatımda kanserle ilgili şeylere değil, arkadaşlarımla geçirdiğim vakitlere, belki içtiğim çaya, sahip olduğun güzelliklere dikkat edeceğim der.
Ve o süreç boyunca aslında hayatının en mutlu zamanlarını geçirdiğini fark eder.
Yalnızca odağını değiştirerek kanser gibi zorlu bir süreçte mutlu olmayı başarabilir.
Hayat gerçekten de dikkat etmeyi seçtiğimiz şeylerin toplamı.
Başarılarımız ve mutluluklarımız onun içinde gizli.
Yapmamız gereken tek şey seçim yapmak.
Genel Sesler Podcast'inin 3.
bölümünün sonuna geldik.
Eğer bana ulaşmak isterseniz ya da bir şey sormak, bölümler hakkında yorumlarınızı bildirmek isterseniz mail atabilirsiniz.
Bugünlük bu kadar. Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
