
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Stoacı filozof Seneca 'Sona geldiğinizde hiçbir şey yapmamakla çok meşgul olduğunuzu anlayacaksınız' diyor. Bugün bu sözün etkisiyle hazırladığım bölümde kendi yaşamımızı dizayn etmekten ve geleceğimizi inşa etmekten bahsediyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)Kaynaklar:-İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? - İlber Ortaylı-Designing Your Life - Bill Burnet, Dave Evans-Serendipity Mindset - Dr. Chirisitian Busch*******EMAİL: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Ufacık betimlemek istiyorum.
İki tane mum yaktım.
Sütlü kahvem var. Ve dizimde her an çığlık atıp bu kaydığı sabote etme hevesli olan minik kuşum var.
Kendisi şu an keyfi yerinde.
tüyleriyle oynuyor. Ama umuyorum ki kaydın geri kalan süresi boyunca da böyle sakin olur.
Eğer aralarda onun sesini duyarsanız şimdiden bunun için özür dilerim.
Ama asla kafesinde durmak ya da başka bir odada olmak istemedi.
O yüzden ben de yanıma aldım.
Bu podcast'in hayvansever bir podcast olduğunu umut ederek bugünkü konumuza geçiş yapıyorum.
Başlıktan da anladığımız üzere Bugün geleceğimizi tasarlayabilmek, hayatımızı dizayn edebilmek üzerine konuşacağız.
Bu benim aslında oldukça tutkulu olduğum bir konu.
Herkesin kendi hayatını tasarlayabilme, onu dönüştürebilme ve arzu ettiği yaşamı yaşayabilme gücü olduğunu inanıyorum.
Elbette ki buna inanırken dış etkenleri de es geçmeyeceğim.
Çünkü bildiğimiz üzere şu an...
kapımızda olan savaş gibi ya da ekonomik kriz gibi farklı şeyler her zaman olabilir ve bunlar planlarımızı, gelecek hayallerimizi sabote edebilir.
Ama tüm bunlara rağmen eğer bir yol yoksa kendimiz yol yapabilir miyiz?
Tüm yollar tıkandıysa yeniden elimize kazmayı küreği açıp o tıkanıkları açabilir miyiz?
Ben bunları düşünürken sevgili İlber Ortaylı'nın insan geleceğini Nasıl Kurar isimli yeni çıkan kitabını okumaya başladım.
Tam da zamanında okumaya başlamışım gerçekten.
Çünkü İlber Hoca da eğer yol yoksa o yolu siz yapacaksınız diyor.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum.
Hayatın karmaşası ve bilinmezliğinin içinde oturup bir plan hazırlamak ve önümüzdeki 5-10 yıl hiç şaşmadan o hedefe uymak bence imkansız.
Fakat ben bunu söylerken şunu aklınızdan çıkarmamanızı umut ediyorum.
Planlar ve hedefler önemlidir.
Ancak onların asla bozulmamasını umut etmek...
Bir atasözü vardır hani evdeki hesap çarşıya uymaz diye.
Gerçekten de bazen sabah verilen karar akşam bozulmak zorunda kalınabilir.
Çünkü hayat böyle bir şey.
Buna da bence saygı duymak gerekiyor.
Bilinmezliklerle dolu ve en olmadık zamanlarda karşımıza hastalık, ölüm, başarısızlık, parasızlık gibi engeller çıkarmaya da bayılıyor maalesef.
Ama üzülmemize gerek yok.
Bunu sadece biz yaşamıyoruz.
Bu dünyada arzu ettiği yaşama kavuşmuş veya kavuşmamış herkes tüm bu sıkıntıları yaşıyor.
Ben bugün hayatımızı planlamaktan bahsederken ya da yapabileceğimiz bazı alıştırmalardan, bazı tüyolardan bahsederken hepimizin hayatının farklı olduğunu ve herkesin farklı hayat şartlarına
sahip olduğunu hep aklında tutuyor olacağım.
Bu yüzden siz de kendi hayatınızın başkalarından farklı olabileceğini ve birinde işe yarayanın sizde işe yaramayabileceğini, burada bahsettiğim şeylerden ikisi yaramazsa belki bir diğerinin yarayabileceğini lütfen aklınızda
tutun. Bence geleceği tasarlamanın ilk adımı şimdiki anı değerlendirmeyi öğrenmekten geçiyor.
Stavcı filozof Seneca diyor ki, sona geldiğinizde hiçbir şey yapmamakla çok meşgul olduğunuzu anlayacaksınız.
Vav! Bu nasıl bir cümle?
Geleceğimizi tasarlamak için ilk adım belki de hiçbir şey yapmamanın ve erselemenin batağından kurtulmak olabilir.
Yani zaten hiçbir şey yapmamakla meşgulseniz, hayal ettiğiniz geleceğe ulaştığınızda da yine hiçbir şey yapmamaya devam ediyor olacaksınız.
Sonra ise şans, yetenek, eğitim ve sosyal zeka gibi kavramların ne anlam ifade ettiğine bir bakmamız gerekiyor.
Karşımıza olumsuz bir şey geldiğinde esneyebilmek, planlarımızı ona entegre edebilmek ve hayat boyu dostumuz olacak tecrübelerden dert çıkarmayı öğrenmek de bence bir diğer adım.
Bu bölüm boyunca İlber Ortaylı'nın insan geleceğini Nasıl Kurar isimli kitabından, Bill Burnett ve Dave Evans isimli iki tane Stanford profesörünün yazdığı Designing Your Life isimli
kitaptan ve aynı zamanda Dr.
Christian Birch'ün yazdığı Serendipity Mindset, The Art and Sciences of Creating Good Luck isimli kitaplardan faydalanacağım.
Aynı şekilde birkaç tane de TED konuşmasından da faydalanacağım.
Bütün bu kaynakları zaten açıklamalar kısmına yazıyor olacağım.
Oradan bakıp siz de bu kaynaklara ulaşabilirsiniz.
Bu bölümde... Elimde bulunan bu malzemelerle bir yola çıkacağız, pek çok farklı alana göz atacağız ve gerçekçi, esnek, çalışkan, başarılı ve en önemlisi yaşamaktan memnun
olacağımız bir geleceği nasıl kurgulayabileceğimizi konuşacağız.
Çok heyecanlıyım. Umarım siz de benim kadar heyecanlısınızdır.
Tekrardan merhaba.
Söze hemen sevgili İlber Ortaylı'nın kitabının başlangıcında yazdığı bir yazıdan girmek istiyorum.
Şöyle söylemiş.
Hayat ve toplum sizin önünüze zorlu engeller çıkarabilir.
Şunu hep hatırda tutunuz.
Karşınıza engeller çıktığı zaman en önemli şey sizin meşru isteklerinizdir.
Eğer bunlar kanun dışı değilse ve başka insanlara zarar verecek faaliyet ve özlemleri içermiyorsa isteklerinizi gerçekleştirmek için yeni yolları düşünmeli ve inşa etmeye başlamalısınız.
Bakın tekrar ediyorum.
Diyor ki karşınıza engeller çıktığı zaman en önemli şey sizin meşru isteklerinizdir.
O yüzden ben bugün her neyden bahsediyor olursam olayım eğer siz kendi meşru isteklerinizi öne almıyorsanız bunların hiçbiri sizde işe yaramayacaktır.
Kişinin kendi geleceğini tasarlayabilmesinin ilk adımı bir hedef koymak.
Stoğacı filozof Senaka diyor ki önce hedeflediğimiz şeyin ne olduğunu ortaya koyalım.
Sonra ona en hızlı nasıl ulaşabileceğimizi araştıralım.
Yola çıkınca da sadece doğru yoldaysak her gün ne kadar mesafe kat ettiğimizi ve doğal bir arzuyla kendisine doğru çekildiğimiz hedefe ne kadar yaklaştığımızı anlayacağız.
Buna mukabil olarak Hilber Ortaylığında şöyle bir sözü var.
Bir hedef bulacaksınız.
O uğruda çalışacaksınız.
Hedefinizi gerçekleştirmek için bir yol arayacaksınız.
Yol yoksa da o yolu yapacaksınız.
Hayattaki gayemiz budur.
Hedefimizden sonra İkinci adımımız ise plana ve konsantrasyona sahip olmak.
Konsantrasyona yani dikkate sahip olabilmek aslında bu hayattaki en kıymetli şey.
Çünkü geleceğe ve şimdiye değer katacak.
Bizi zamanımızdan ileriye taşıyacak bütün yenilikleri ve güzellikleri konsantrasyonlarını bir alanda toplamayı başarabilen insanlar yapabilecek.
İnsan nereye gideceğini ve ne yapacağını planlamalı.
Fakat bölümün başında da söylediğim gibi Bu planlar bozulursa veyahut da sarpa sararsa o planı yeniden planlayabilmeli.
Yani esnek olmalı.
Tam bu noktada bazılarınızdan şöyle bir soru gelebilir.
Bilgiciğim ben hedefimi nasıl koyacağım?
Hangi hedefi koyacağımı dahi henüz bilmiyorum.
İşte burada... Stanford profesörleri Bill Burnett ve Dave Evans'ın yazdığı Designing Your Life isimli kitap devreye giriyor.
Öncelikle şunu söyleyeyim. Designing Your Life hayatınızı dizayn etmek, tasarlamak demek.
Bu iki profesör Stanford'da öğrencilerine bunu ders olarak veriyorlarmış.
Biliyor musunuz bilmiyorum ama Stanford dünyadaki en iyi üniversitelerden biri.
Aynı Harvard ve Oxford gibi.
Fakat bu iki hoca fark ediyor ki bu çok zeki insanların geldiği.
Yüksek ve iyi bir eğitime sahip olan okulda okuyan çocukların çoğu geleceklerinde ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Ya da okudukları bölümle ilgili şeyi yapmak istemiyorlar.
Okuldan ve eğitim almaktan memnun değiller.
Bu noktada fark ettiyseniz eğer Stanford'da dahi okusalar insanlar ortak dertlere sahipler.
Stanford Üniversitesi'nde bilimle ilgili bir alanda okuyup da belki ressam olmak isteyen, barmen olmak isteyen insanlar olabiliyor.
Aynı bizde de herhangi bir üniversitede mühendislik veyahut da doktorluk, öğretmenlik okurken farklı şeyleri yapmayı arzu eden insanların olabileceği gibi.
Bu iki hocada design thinking denen şey üzerinden yani tasarımsal düşünme diye bunu çevirebiliriz.
Hayatımızı nasıl tasarlayabileceğimizi düşünüyorlar.
Ve diyorlar ki aynı bir ürünü tasarlar gibi hayatımızı tasarlayabiliriz ve biz bunun için bir yol.
Haritası hazırlayacağız. Designing Your Life kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.
Şöyle diyor. Tasarımcılar henüz dünyada var olmayan şeyleri hayal ederler.
Onları inşa ederler ve dünya değişir.
Bunu siz de kendi hayatınıza yapabilirsiniz.
Henüz var olmayan bir kariyer ve hayat hayal edebilirsiniz.
Bu geleceği inşa edebilir ve tüm bunların sonucu olarak hayatınızı değiştirebilirsiniz.
Ve lütfen unutmayın. Hayat bir süreçtir.
Sonuç değil. Yazarlar diyorlar ki hayatlarınızı tasarlamaya başlamadan önce bazı işlevsiz inançlardan kurtulmanız gerekiyor.
Mesela bir tutkuya ihtiyacınız olduğunu düşünüyor olabilirsiniz.
Hayır, iyi bir hayat tasarlamak için illa bir tutkunuzun olması gerekmiyor.
Bunu yolda da bulabiliriz ya da sadece keyif alsak da yetebilir.
Bir diğeri ise şimdiye kadar nereye gittiğinizi, neler yaptığınızı ve neden burada olduğunuzu bilmeniz gerekiyor.
Hayır, böyle bir şey yok.
Belki de hayat sizi sürüklemiş olabilir bu noktaya, başınızı istemediğiniz şeyler gelmiş olabilir.
Şu ana kadar neden bütün bunları yaşadığınızı ve neden burada olduğunuzu, bu mesleği seçtiğinizi, bu okulu okuyu olduğunuzu bilmeniz gerekmiyor.
Önemli olan sizin şu an burada olmanız ve bu noktanın içerisinde bilince sahip olmanız.
Üçüncü bir işlevsiz inanç ise kendinizin en iyi versiyonu olmak zorundasınız baskısı.
Hayır, kendinizin en iyi versiyonu olmak zorundalık diye bir şey söz konusu değil.
Sadece iyi bir insan olmanız ve yaşadığınız hayattan keyif almanız yeterli.
Ulaşılamaz olan en iyi elimizde bulunan mevcut iyilerin düşmanıdır.
Şimdi bu iki profesörün yaşama tasarlama üzerine sundukları birkaç maddeyi sizinle paylaşacağım.
İlk maddede noktaları birleştirmeyi tavsiye ediyorlar.
İnsanlar hayatlarının anlamlı olmasını, onunla İyi bir şeyler yapmayı arzu ederler.
Neyi, neden yaptıklarını bilmek isterler.
Bu yüzden tasarım sürecimizin ilk adımında, bu arada tasarım süreci derken yaşamımızı ve geleceğimizi tasarlamaktan bahsediyorum.
Kendinize şu üç soruyu sorun.
Sen kimsin? Düşüncelerin, sözlerin, eylemlerin neler?
İkincisi, neye inanıyorsun?
Hayatın anlamı nedir?
Neden buradasın?
Tüm bunlar hakkında ne düşünüyorsun?
Üçüncü soru ise dünyada ne yapıyorsun?
Neden çalışıyorsun?
Çalışmanın senin için amacı nedir?
Bu üç soru üzerine 250 kelimelik bir kompozisyon yazın ve bunun üzerine kritik yapın diyorlar.
Bu bence 250 kelime olmak zorunda değil.
Daha uzun veyahut da daha kısa da olabilir.
Önemli olan bu soruların üzerine düşünmek.
Belki de yaşamımızda daha öncesinde üzerine hiç düşünmediğimiz şeyleri düşünerek tüncül bir hayat felsefesi kurmaya çalışmak.
Bunu yaptıktan sonra ise bir düşünce deneyi yapmayı öneriyorlar.
Gelecekte kaç tane hayatınızın olmasını isterdiniz?
Yani kaç tane güzel hayat yaşayabileceğinizi düşünüyorsunuz?
Kendinizi bundan 5 yıl sonra 3 harika versiyonda tasavvur edebilseydiniz bunlar ne olurdu?
Eğer bu 3 hayatı düşündüyseniz bundan sonrasında bu hayatları değerlendirmeye çalışın.
Şöyle düşünün diyorlar. Bu değilim gelecekte mesleğinizi değiştirmeye karar verdiniz.
Bu meslek yapay zeka tarafından yapılabilir mi?
Eğer öyleyse silin.
Ya da kimse size seçeceğiniz meslek konusunda gülmese, itibarınız edelenmeyecek olsa veyahut da İnsanlar ne der diye düşünmeseniz yine de bu üç hayattan birini seçer
miydiniz? Mesela öğrencilerinden biri Stanford'da okurken aslında barmen olmak istediğini düşünüyor bir yandan ve hocasına diyor ki ya herkes bana güler.
O kadar işte ailen senin için çabaladı, akademik bir başarı elde ettin Stanford'a girdin ve bundan sonra barmen mi olacaksın?
Herkes bana güler diye korkarım diyor.
Gerçekten dünyada hiç kimse olmasa, kimse sizi gülmeyecek, kimse sizi tanımıyor olsa yine de o yaşamları yaşamayı arzu eder miydiniz?
Bence bu çok derin bir soru.
Bununla ilgili aklıma şöyle bir şey geldi ve sizinle paylaşmak istiyorum.
Arthur C. Clarke'ın Çocukluğun Sonu isimli bir kitabını okumuştum bundan 3-4 sene önce ve hayatımda okuduğum en güzel bilim kurgu kitaplarından biriydi.
Çok tavsiye ederim bu arada.
Kitapta bir karakter vardı ve bu karakter yanlış hatırlamıyorsam...
gökbilimiyle ilgileniyordu.
Oldukça iyi bir bilim insanı ve alanında çok iyiydi.
Yaptığı işi de sevdiğini düşünüyordu.
Fakat bu karakter dünyanın sonunu görme şansını elde ediyor.
Bütün insanların öldüğü ve tek başına kaldığı bir dünya deneyimliyor.
Böyle bir zamanda artık onun bilim insanı kimliğine ya da gökbilimci kimliğine ihtiyaç kalmıyor.
Ve fark ediyor ki aslında dünya üzerinde hiç kimse olmadığında ve kimse ondan bir şey beklemediğinde onun yapmayı En çok sevdiği şey piyano çalmak.
Bundan önceki zamanlarında piyanoyu hobi için çalarken Sadece
gerçekten istediği için piyano çalıyor.
Ve diyor ki aslında her zaman piyano çalmak istemiştim.
Ben kitabın en çok bu kısmına etkilenmiştim.
Belki de burasından etkilenen çok az insan vardır.
Çünkü çok alakasız kitabın gerçek hikaye örgüsüyle vermeye çalıştığı mesajlar bence.
Orayı okuduğumda kendime demiştim ki gerçekten de her şey ve herkes yok olsa bir tek ben kalsam ne yapmayı isterdim?
Bu soruya lütfen dürüst yanıt vermeye çalışın.
Bu düşünce deneylerinizi ve üç farklı hayatınızı hayal ettikten sonra bir diğer adıma geçiyoruz.
Bu adımda ise diyor ki hayatın sunduğu büyük fırsatların farkına varın.
Yani şanslı olun.
Wow! Şanslı olmak bizim elimizde mi?
Size bir sır vereyim mi?
Evet, çünkü bu konu üzerine araştırma yaparken Serendipity Mindset diye bir şeyle tanıştım.
Serendipity kelimesi İngilizceden Türkçe'ye tam anlamıyla çevrilmeyen bir kelime aslında.
Güzel tesadüfler, şanslı rastlantılar demek.
Ama hani tam anlamıyla bunu ifade eden bir kelime yok.
Serendipity Mindset'e sahip olan insanların şansa açık, şansları görmeye açık insanlar olduğunu düşünüyor.
Bu konu üzerine çalışan Dr.
Christian Birch. Var ya kesin soyadını yanlış okudum arkadaşlar.
Neyse artık böyle şeyleri sallamıyorsunuz biliyorum.
Bu rastlantılara açık olmak, şanslı olmaya açık olmak üzerine yapılan harika bir araştırma var.
İngiliz psikolog Richard Wiseman böyle bir şey yapıyor.
İki tane insanı alıyor.
Bu insanlardan bir tanesi şanslı olduğunu düşünürken diğeri ise çok şanssız biri olduğunu düşünüyor.
Bu iki insanı bir kafeye gönderiyor Dr.
Richard Wiseman ve kafede kapının önünde Beth Sterling.
Şanslı olduğunu düşünen kişi best sterlini gördüğünde alıyor, kafeye giriyor, bir kahve alıyor ve araştırma görevlilerinin oraya iş adamı kılığında yerleştirdiği bir adamı görüyor ve onun yanına oturup muhabbet
etmeye başlıyor. Şanssız olduğunu düşünen insan ise yerdeki paraya görüyor, bakmadan geçip gidiyor.
Sonuçta bu iki insan akşamleyin günlerinin nasıl geçtiğini söylüyorlar.
Şanssız olduğunu düşünen insan harika bir gün geçirdiğini, güzel bir insanla tanıştığını, kahve içtiğini falan söylüyor.
Diğer şanssız olduğunu düşünen insan ise sıradan bir gündü, bilmem falan diyor.
Herhangi bir şey düşünmüyor yani günü hakkında.
Aslında fark burada başlıyor.
Dışarıya adım attığımız, herhangi bir işe başladığımız andan itibaren önümüzde bir sürü, onlarca, yüzlerce yol ayrımı, farklı seçenekler görüyoruz.
Ve bu seçenekler hayatın doğası gereği bizim önümüze seriliyorlar.
Ama biz bunları görmeye tercih ediyor muyuz?
Yani o kenarda köşede olan minik minik fırsatları görüp değerlendirmeyi mi tercih ediyoruz?
Yoksa aman ne olacak ki diye düşünüp Kendimizi geri mi tutuyoruz?
Hiç görmezden mi geliyoruz?
Designing Your Life isimli kitabı yazan yazarların TED konuşmasında anlattıkları ve çok komime giden bir olay var.
Bir tane CEO varmış tanıdıkları.
Bu CEO işe alımlarda insanlara sorarmış.
Şanslı birimsiniz, şanssız birimsiniz?
Ve insanlar derlermiş ki işte çok şanslı biriyim, bilmem ben çok şanssızım.
Hani herhangi bir yanıt.
Ve CEO şanssız olduğunu düşünen insanları asla işe almazmış.
Yani şanslı olduğunuzu düşünmeniz ve şansa açık olmanız sizi şanslı bir yapıyor arkadaşlar.
Bu Serendipit'in Mindset isimli kitabı.
Hepinize çok çok tavsiye ederim.
Bununla ilgili internette makaleler ve yazılar da var.
Gerçekten şansa bakış açımı değiştirdi.
Hatta sırf bu konuyla ilgili yani hayatta şansı yaratmakla ilgili bir bölüm yapmak istiyorum.
Bir diğer adımımız ise bu fikirlerimizi prototipleme.
Yazarlar diyorlar ki aslında sizin gelecekte hayal ettiğiniz o hayatı yaşayan dışarıda bir sürü insan var.
Öyle değil mi? Yani belki polis olmak istiyorsunuz dışarıda bir sürü polis var.
Belki bir tasarımcı olmak istiyorsunuz dışarıda bir sürü tasarımcı var.
Akademisyen mi olmak istiyorsunuz?
Akademisyen var. Bu insanlara ulaşın ve onlardan hayat hikayelerini dinlemeyi isteyin.
Bununla ilgili bana bir arkadaşım da şey tavsiye etmişti.
LinkedIn üzerinden yapmayı hayal ettiğin o işi yapan birine mesaj at ve de ki sizinle konuşabilir miyim?
Bu konu hakkında... Fikir almak istiyorum.
Eğer kabul etmezse etmez. Sen bir şey kaybetmezsin zaten bundan.
Ama eğer kabul ederse o hayal ettiğin hayata yaşayan birini dinleme fırsatın, o yaşamı yaşayan birinin tecrübelerini öğrenme fırsatın olur.
Ki bu bence kendine bir ilk örnek oluşturmak için çok önemli bir adım.
Bir diğeri ise diyor ki hayalinizdeki hayatları yaşamanıza engel olan varsayımlardan kurtulun.
İşte ne gibi? Çok geç kaldım.
Yaşım kaç oldu? Bunu ben de yapıyorum arkadaşlar ama inanın kurtulmaya çalışıyorum ve bayağı da başarılı oldum.
Ben kaç yaşındayım işte? 45 yaşından sonra üniversite mi okunur?
Bunları bir diyor silin.
Bunları bir görmezden gelin.
Yok bunlar. Hani yokmuş gibi davranın varlarsa bile.
Ve diğer bir prototipleme adımı içinse geleceğinizi bir yaşayın.
Bu nasıl oluyor? Mesela üniversitede okumak istiyorsunuz ve diyorsunuz ki çok yaşlandım, yaşım 40.
Nasıl artık yeniden üniversiteye döneceğim?
Diyorlar ki gidin üniversitede bir derse girin.
Bunu gizlice de yapabilirsiniz.
Eğer okula girmek sorunsa belki rica edebilirsiniz.
Girin, derse katılın, öğrencilerle muhabbet edin, hayat nasıl geçiyor bir görün.
O gelecekte arzu ettiğiniz hayatın deneyimini şimdi bizzat yaşayın.
Mesela şarkıcı mı olmak istiyorsunuz?
Gidin bir yerde çıkın şarkı söyleyin.
Komedyen mi olmak istiyorsunuz?
Gidin bir kafede bu tip komedyenlerin çıktığı bir yerde bir gösteri yapın.
Ressam mı olmak istiyorsunuz?
Gidin bir atolede ressamlık yapmaya çalışın kendi kendinize.
Hani her meslek için geçerli olmasa da bunu yapabilmek.
Yani doktor olmak istiyorum mesela ben gideyim kanalayayım insanları muayene edeyim diyemezsiniz.
Ama bazı meslekler için bu son adım uygulanabilir.
Diğerleri için ise ilk başta bahsettiğim o mesleği yapan ya da o hayatı yaşayan insanlarla görüşülebilir bence.
Bu da bence önemli ve güzel bir adım hayatımızı dizayn etme sürecinde.
Son adımımız ise seçim yapmak.
Yani bir şeyi seçmemiz gerekiyor.
Öyle değil mi? Her şeyi yaptınız.
Hayalinizdeki üç hayatı düşündünüz.
Deneyimlediniz. Varsayımlarınızdan kurtuldunuz.
Kimliğiniz ne? Siz ne düşünüyorsunuz?
Neye inanıyorsunuz? Bununla ilgili bir alıştırma yaptınız.
Farkına vardınız tüm bunların.
Ve şimdi seçme adımındasınız.
Öncelikli olarak FOMO'dan diyorlar bir kurtulun.
FOMO, Fear of Missing Out.
Yani bir şeyleri kaçırma korkusudur.
Biz insanlar şu hayatta bir sürü şey yapmayı arzu ediyoruz.
Nereden biliyorum? Elbette ki kendimden biliyorum.
Üniversitede okumak, iyi bir mesleğe de sahip olmak, Everest'e de tırmanmak, kayakta yapmak, seyahatte etmek, sanatla da ilgilenmek, müzikle de ilgilenmek.
Her şeyi yapmayı arzu ediyoruz.
Ama gerçekten şu ki her şeyi yapamayız.
Bu imkansız. Keşke imkanlı olsaydı.
O halde diyorlar sıra bir seçim yapmakta.
Seçimlerle ilgili şöyle çok güzel bir deneyden bahsediyorlar.
Yine bunu Stanford'da yapmışlar.
Adı da reçel deneyi.
Markette kasiyerin önüne 6 tane farklı reçel koyuyor deneyi yapan kişiler.
Ve gelip geçen insanlardan yaklaşık bir 30 kişi reçellerin önünde duruyor, reçellere bakıyor.
Ve bu 30 kişiden 3'te 1'i reçel satın alıyor.
Yani toplamda 10 kişi falan satın almış oluyor.
Aradan 2-3 hafta geçtikten sonra reçelin sayısını 24'e çıkarıyorlar.
Bu sefer bir öncekinin 2 katı kadar insan reçel reyonunun önünde duruyor.
Yani yaklaşık 60 insan diyebiliriz.
Fakat yalnızca duran insanların %3'ü reçel satın alıyor.
Yani bu da yaklaşık 2 kişi demek.
Buradan şöyle bir sonuca varabiliriz.
Eğer birçok seçeneğimiz varsa aslında seçeneğimiz yoktur.
Psikologlar da 5 yahut da 7'den daha fazla şey arasında seçim yapamadığımızı söylüyorlar zaten.
Bu nedenle aklımızda bulunan bu hayatların, hobilerin ya da istekleri maksimum 5'e indirin diyorlar.
İşte bu şekilde seçeneklerimizi azalta azalta en sonunda yapmak istediğimiz şeyin farkına varacağız.
Ve onun farkına vardığımız an.
seçimimizi yaptığımız dakika artık geriye dönüp bakmamamız ve seçtiğimiz bu yolda ilerlememiz gerekiyor.
Çünkü zaten yeterince düşündük, elimizden gelen en iyi iyileştirmeleri yaptık.
Bundan sonrası artık bir şeyleri kaçırma korkusuna gidecek ve o yoldan vazgeçmek, bir şeyi yarıda bırakmak bizi daha da geriye itecektir.
Bu nedenle düşündükten sonra, hedefinizi koyduktan sonra aynı İlber Ortaylı'nın dediği gibi artık o yolda ilerleyeceksiniz.
Yol yoksa da yolu yapacaksınız.
Bu kadar. Çok talepkar konuştum.
Aşkım bağırma lütfen. Kusura bakmayın.
Bu hedefini bulmak, planını yapmak noktasından sonra İlber Ortaylı'nın kitabına geri dönmek istiyorum.
Ve onun orada söylediği bazı şeyleri özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlber Ortaylı diyor ki, dil, tarih ve coğrafyayı çok iyi bilin.
Çünkü sizin dilinizi...
Tarihinizi, yaşadığınız yerin coğrafyasını bilmeniz kim olduğunuzu bilmenize de yardımcı olacaktır.
Bu üç alanda kendinizi geliştirmek çok önemli diyor.
Ben de böyle düşünüyorum şahsen.
Özellikle tarih konusunda zaten kendimi geliştirmeye çalışıyordum.
Dilden kasıt bu arada burada Türk dili.
Öncelikle tabii ki de konuştuğumuz ve yazdığımız kendi dilimiz, sorumlu olduğumuz ilk dil.
Coğrafya konusunda ise biraz ben eksiğim.
Fakat bu konuda kendimi geliştirmeye çalışacağım.
Hatta belki sizinle de paylaşırım çalışmalarımı.
Bir diğer söylediği şey ise hani günümüzde artık teknoloji çok gelişiyor, dil öğrenmenize gerek yok diyenlere kulak asmayın.
Dil öğrenmek sadece iletişim kurmaktan ibaret değildir, düşünme becerisidir.
Sadece başka kültürlere girme imkanına sahip olmakla kalmaz.
Bir yandan da entelektüellik kapasitesini geliştirir.
Yalnızca dili farklı insanlarla konuşmak için değil, kendi düşünce biçimimizi geliştirmek, farklı dünyaların kapılarının bize açılması için de öğreniyoruz.
Dil öğrenmek aynı zamanda beynimizde geliştiriyor biliyorsunuz.
Nöroplastik sistemimizde geliştiriyor.
Çok güçlü bir şey. Hatta Alzheimer hastalarına dil öğrenmeleri tavsiye edilir.
Farklı dilleri öğrenmeye bence önem vermek.
Geleceğimizi tasarlamak için çok önemli.
bir adım. Özellikle eğer genç bir insansanız, öğrenciyseniz, lise yıllarında, üniversite yıllarındaysanız yeni bir dil öğrenmek için harika zamanlardasınız.
Diğer büyük insanlar da aynı şekilde öğrenebilir.
Hiçbir sıkıntı yok. Elbette 40 yaşında, 50 yaşında da öğrenilebilir ama genç insanlar sadece öğrenimleriyle uğraştıkları için dil öğrenmek gibi şeyler daha fazla vakitleri, bence zihinlerinde daha fazla yerleri oluyor.
O yüzden böyle söyledim. Bir diğer söylediği şey ise bir yetenek sahibi olun diyor.
Yani yapabildiğiniz bir şey olsun diyor.
Bu duvar boyamak olay...
musluk tavir edebilmek olabilir, bir enstrümanı çalabilmek olabilir.
Aklınıza her ne geliyorsa. Eğer bir yeteneğiniz varsa siz aç kalmazsınız diyor.
İlla ki o yeteneğinizi konuşturabileceğiniz bir yer bulursunuz.
Belki mükemmel zengin olamazsınız ama aç da olmazsınız.
O yüzden bir noktada bir yeteneğe sahip olmayı, gelişebilmeyi önlemsemek gerekiyor.
Ve diyor ki tüm bunların ötesinde meraklı olun ve karamsar olmayın.
Çünkü karamsar insanlar.
Enseyi karartanlar zaten geleceklerinde karartıyorlar.
Sürekli kötü düşünceler içerisinde boğulmak, sürekli her şeyin kötü olacağını düşünmek aslında sizin şu anınızda elinizi kolunuzu kilitliyor.
Bu nedenle bu anın içerisinde iyi olmaya, meraklı olmaya, ilimsel olmaya ileri ortaylı çok önem veriyor.
Son olarak da kendimize düşünmek için, plan yapabilmek için, hayatımızda neler olduğunu gözden geçirebilmek için kimsenin olmadığı, uzun uzun tek başımıza kalabildiğimiz alanlar
yaratmamızı tavsiye ediyor.
Bu alanlara sahip olmak aslında hayatımızda olan şeyleri daha iyi gözlemleyebilmemizi ve geleceğimizle ilgili kararları daha isabetli almamızı sağlıyor.
Belki tek başına kalmak ve düşünmek ilk başta sıkıcı olabilir ama zamanla bir içgörü geliştirmeye başlıyoruz ve geleceğimizi tasarlamak için kendimizle ilgili daha fazla bilgiye vakıf oluyoruz.
Eğer şansınız varsa evinizden ve ailenizden uzak bir yere gitmek, birkaç gün orada uzun uzun dinlenmek, sakin sakin düşünmek bence de çok etkili bir yöntem.
Bölümün başında da söylediğim gibi ben kişinin kendi yaşamını tasarlayabileceğine tüm kalbimle inanıyorum.
Ve okuduğum, faydalandığım, kıymet verdiğim, saygı duyduğum yazarlar ve eserlerin sahipleri de Aynen benim gibi düşünüyor.
Burada bahsettiğim bazı maddeleri uygulamak, bazı şeyleri hayatınıza geçirmek çok etkili olacaktır.
Buna tüm kalbimle inanıyorum.
Aynı şekilde hayata bakış açınızı değiştirmeniz de geleceğinizi tasarlamakta büyük rol oynayacaktır.
Söylediğim gibi karamsar olmamak, öğrenmeye meyilli olmak, düşünmeye meyilli olmak gibi şeyler bunlar.
Bu bölümü artık yavaş yavaş bitiriyorum.
Anlatmak istediğim her şeyi anlattığıma inanıyorum.
Eğer aklınıza takılan bir şeyler olursa ya da bölüm hakkında bana yorumlarınızı iletmek isterseniz Instagram'da etkenenseslerpodcasts isimli hesaptan bana ulaşabilirsiniz.
Bölümü kapatmadan önce dinlediğim bir TED konuşmasında duyduğum bir cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Meraklı ol, insanlarla konuş, yeni şeyler dene.
Eğer bunları yaparsan yaşamaya değer ve mutluluk verici bir hayat tasarlamış olacaksın.
Kendinize çok iyi bakın, hayatınızı yaşamayı...
Ve onu en iyi biçimde dizayn etmeyi sakın ihmal etmeyin.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünü daha sonuna geldik.
Gelecek bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
