
Fırtınada Ayakta Kalmak: Gerçekliğin 3 Ögesiyle Barışmak
28 Nisan 2025 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayat bazen o kadar zor ve yoğundur ki ne yapacağımızı, başımıza gelen bunca şeyle nasıl baş edeceğimizi bilemeyiz. Böyle zamanlarda kendimizi kaybedip, kontrolümüz dışında kalan şeyler için endişelenir ve etki gücümüzü kaybederiz. Bu bölüm sizi hayatın gerçekleriyle yüzleştiren şefkatli ama gerçekçi bir hatırlatıcı. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Kitap Kulübüne Katılmak İçin: https://www.shopier.com/32954138
Mindfulness Koçluğu Almak İçin: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=header
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Her şey çok zor.
Geceleri uyumakta, gündüzleri uyanmakta zorlanıyorum.
Ne zaman elime telefonu alsam haberlerin ağırlığı altında eziliyorum.
Hayatımla ilgili verdiğim kararlarda acaba birkaç ay sonra şöyle bir şey olur da bunu yapamayabilir miyim?
Acaba bütün çalışmalarım boşa mı?
Acaba gerçekten hayal ettiğim yere varacak mıyım diye düşünüyorum.
Kararlarımın çoğunu kendi etkim dışındaki olaylar yüzünden gerçekleştirememekten korkuyorum.
Ve biliyorum ki pek çoğumuz son zamanlarda böyle hissediyoruz.
Çünkü bu coğrafyada, bu topraklarda...
Hep birlikte yaşıyoruz ve günün sonunda aslında hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bu bölümde birazcık zorluklar karşısında veyahut da hayatımızda fırtınalar koptuğunda nasıl ayakta kalabileceğimizden ve esnek bir dayanıklılığa sahip olmaktan bahsedeceğim.
Öncelikli olarak... Bölümün ilk kısmında hayatın bazı gerçeklerini anlatırken ve bu gerçeklerle barışmamız gerektiğini savunurken, ikinci kısımda ise bir takım pratikler ve egzersizler
önereceğim. Hazırsanız bölüme başlayalım.
Öncelikli olarak sizleri çok özlediğimi ve bir süredir bölüm atamadığım için kendimi kötü hissettiğimi söylemeliyim.
Böyle podcast'ın arasına zaman girdiğinde büyük ihtimalle bir olay yaşanmış veyahut da gündem oldukça karmaşık oluyor.
Maalesef ki Türkiye'de gündemin sakinleştiği ve böyle stabilite içerisinde yaşadığımız pek bir zaman dilimi yok.
Ben de uzun zamandır sürekli olarak bu stabilitenin olmaması, belirsizlik nedeniyle söyleniyordum, depresyona giriyordum ve üzgündüm ki hala da öyleyim.
Ve bunun olmaması için de zaten çabalıyorum.
Eğer başımıza kötü bir şey geldiyse bunu tersine çevirmek veyahut da düzeltmek için zaten çabalamamız gerekiyor.
Bu neden bizim başımıza geldi diye ağlanmak yerine bir daha nasıl bunun başımıza gelmesini engelleyebiliriz diye fikirler üretmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Tam da bu bağlamda aslında çok sevdiğim bir psikiyatrist ve aynı zamandaki Netflix'te belgeseli olan Phil Stott'tan size bahsetmek istiyorum.
Bundan önceki bölümlerimde aslında bunlardan birazcık bahsetmiştim.
Çünkü benim hayatımda oldukça önemli olan kavramlar özellikle Netflix'teki belgeselini izledikten sonra hayatımda gerçekten de dönüştürücü etkisi olacak şekilde yer ettiğini de belirtmem gerekiyor.
Dr. Phil Stott'a göre esnek bir dayanıklılığa sahip olabilmenin ana maddesi gerçekliğin üç öğesiyle barışmaktan geçiyor.
Gerçekliğin üç öğesi nedir peki?
Birincisi acı.
Hayatta yaşadığımız müddetçe acı hep var olacak.
Aynı Buda'nın da söylediği gibi hatırlarsanız belki Buda'nın hayatından bahsettiğim podcast'te bunu anlatmıştım.
Ne diyordu Buda? Hayattaki tek gerçek acıdır diyordu.
Acı çekeriz çünkü arzularımız vardır, hedeflerimiz vardır ve hayatta doğası gereği genelde kötü şeyler olur.
Sevdiklerimizi kaybederiz, işimizi kaybedebiliriz, hayallerimizi kaybedebiliriz.
Başımıza en olmadık kazalar ve işler gelebilir.
Ve hayatın bütün bunlara bir şekilde hakkı vardır.
Çünkü bizim bunların üzerinde bir etkimiz yoktur.
Yani genelde başımıza gelen olaylar üzerinde büyük bir etkiye sahip olmayız.
Etki alanımız bu olaylara verdiğimiz.
Tepkiler de gizlidir. Gerçekliğin ikinci üyesi ise belirsizliktir.
Diyor ki Dr. Fişitat, belirsizlik hayatın her yerini kaplar.
Siz şu an çok zengin, çok mutlu, çok iyi bir aileye sahip birisi olabilirsiniz.
Fakat bundan birkaç sene sonra sahip olduğunuz her şeyi kaybedebilirsiniz.
Şu an en iyi şeylere sahip oluyor olmanız aslında sizin geleceğinizi garantiye almaz.
Öyle sansanız bile bazen böyle bir ilizyonun içerisine hapsolabiliyoruz.
Fakat hayattaki hiçbir şey kesin değildir.
Yarın hayatta olup olmayacağımız bile kesin değildir.
Her an ölebiliriz, her an başımıza bir şey gelebilir.
Veyahut da bugün yaşamımızın en dip noktasında olabiliriz.
Kendimizi çok kötü hissediyor olabiliriz, depresyonda olabiliriz ve hiçbir şeyimiz olmayabilir.
Fakat bu demek değildir ki bundan birkaç ay veya birkaç sene sonra yine böyle olacağız.
Çünkü hayat akar.
Aynı kötü şeylerin olduğu gibi güzel şeylere de yer açar.
Belirsizliğin içerisinde fırsatlar, heyecan ve yaratıcılıktakisidir.
Hayattaki belirsizliği yok etmeye çalışmak ve tamamen belirli bir hayata sahip olmak için çabalamak, her şeyi öngörülebilir kılmak imkansızdır.
Çünkü dediğim gibi, çünkü dediğim gibi hayat öngörülemez bir yer.
Bu akışın içerisinde bizim etkimizin olduğu yerler tahmin ettiğimizden daha da az.
O yüzden gerçekliğin ikinci öğesi olan belirsizlikle barışmak için hiçbir zaman yarınımızın veyahut da ondan sonraki günlerimizin tamamen belirli olamayacağını ve bu belirsizliğin
de aslında güzel bir şey olabileceğini kendimize hatırlatmamız gerekiyor.
Her zaman elbette güzel olmayabilir ve güzel olmayan aniden başımıza gelen kötü şeyler içinde bununla baş edebileceğimize dair bir inanç geliştirmemiz lazım.
Çünkü insan yaşadıkça öğrenen, öğrendikçe de büyüyen, gelişen ve esneyen bir varlık.
Evet de katılaşmanı tercih edebilir ama gerçeklikte barıştıkça ve başımıza gelen şeylerle baş edebileceğimize inandıkça bence esnekliğimiz de gücümüz de artıyor.
Ve tüm bu baş edebilme kapasitesini geliştirmek için de aslında hem kendimize hem de zihnimize Yatırım yapmak gerekiyor.
Geçenlerde kitap kulübümüzün telegram grubunda yapılan bir konuşmaya şahit oldum.
Gündemden bahsediliyordu işte ne kadar kötü hissettiklerinden bahsediyordu kitap kulübünün katılımcıları.
Ve bir tane katılımcımız şöyle bir şey yazdı dedi ki bu zamanlarda öğrendim ki kendimizi geliştirmek ve psikolojik dayanıklılığımızı arttırmak için yaptığımız bütün yatırımlar yani işte kitap okumak, bu alanda eğitimler
almak, belki terapi görmek, belki bir destek almak hepsi çok çok önemli ve bunların...
Hiçbiri boşa gitmiyor. Çünkü özellikle böyle zamanlardan geçerken o dayanıklılığa her şeyden daha fazla ihtiyacımız oluyor.
Kırılıp dökülmemek ve ayakta kalabilmek için.
Gerçekliğin üçüncü doğası da diyor Dr.
Phil Stott sürekli olarak çalışmaktır.
Hayatta olduğunuz müddetçe sürekli çalışmanız gerekecek.
Hayat size oturduğunuz yerden çabalamadan bir şeyleri sunmayacak.
Çok iyi bir ailede doğmuş ve çok iyi fırsatlarla dünyaya gelmiş olsanız bile hayatta baş etmeniz, uğraşmanız gereken, üzerine çalışmanız gereken hep bir şeyler olacak.
Eğer bunlardan kaçarsanız işte bu kendi içsel yolculuğunuzla çalışmak olabilir.
Yaşadığınız ülkedeki kötü yöneticilerle savaşmak ve bunu yenmek için çalışmak olabilir.
Kendi hayatınızı daha iyi bir hale getirmek, kariyerinizi daha iyi bir hale getirmek, daha çok para kazanmak için çalışmak.
Bu alanlardan herhangi bir tanesi bir şekilde hayatımıza dahil olacak.
Ve eğer bunlardan kaçarsak yani bu çalışmalardan kaçarsak istemediğimiz sonuçlara katlanmak zorunda kalacağız.
Eğer ben... mevcuttaki memnun olmadığım bir sistemi değiştirmek için çalışmıyorsam bu sistemin içerisinde yaşamayı kabul etmişim demektir.
Ve bu kabullenmişlikle birlikte bu sisteme artık söylenmeyi kesmem ve tamamen onun kurallarına göre yaşamımı devam ettirmem gerekir.
Pasif bir şekilde herhangi bir fikrim olmadan böyle yaşamayı pek kabul edebilir miyim?
Ben edemem açıkçası. Bu nedenle hayat sürekli çalışmayı içerisinde barındırır ve bir gün çalışmaktan vazgeçmek diye bir şey yok.
Yani emekli olsanız bile belki de hani para kazanmak için artık çalışmayacaksınız.
Ama mutlaka üzerine çabalamanız gereken bir şeyler olacak.
O yüzden gerçekliğin bu üçüncü doğası ile de barışmak ve çalışmaktan kaçmak, tembellik yapma isteğinden vazgeçmek gerekiyor.
Biliyorum ki bu gerçekleri kabullenmek zor.
Hepimiz sessiz, sakin, huzurlu olduğumuz, yeterli paramızın olduğu, çok da fazla çalışmadığımız, belki hiç çalışmadığımız, böyle huzurlu, harika bir hayat hayal ediyoruz.
Belki bu şekilde yaşayan dünyada bir avuç insan vardır.
Ama çoğunluk, hatta neredeyse bütün insanlık bahsettiğim bu öğelere, gerçekliğin bu öğelerine maruz kalıyor.
Çünkü hayat tam olarak da böyle bir yer.
belirsizliğin ve çalışmanın var olduğu bir yer.
Bu nedenle ben artık başıma gelen şeyleri şaşırmak veyahut da sürekli olarak neden bunlar benim başıma geliyor?
Neden ben bu kadar çok çalışmak zorundayım?
Neden işte hayat böyle diye söylenmekten vazgeçtim?
Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyordum WhatsApp üzerinden.
Bana yine işte böyle yaşadığımız Türkiye'deki bu dönemle ilgili bir şeylerden bahsetti ve ne kadar kötü olduğunu, artık katlanamadığını, bu belirsizlikle baş edemediğini ve kendisini çok kötü hissettiğini söyledi.
Tabii ki de böyle hissetmeye hakkı var.
Tabii ki de bazen bu çukurlara hepimiz düşüyoruz.
Ama bu alanda kalmak...
Sürekli kendini kötü hissetmek, sürekli ne yapacağını bilememek ve sürekli isyan etmek sizce bir çözüm mü?
Biraz şöyle düşünebilirsiniz bunu.
Elbette ki değil. Böyle hissettiğimiz müddetçe sadece içimizdeki o kötü duygular daha da derinleşiyor ve kendimizden de gerçekliğimizden de daha fazla kopuyoruz.
Öfkemiz, nefretimiz ve kötü duygularımız da aynı zamanda artıyor.
Bu yüzden ona bak dedim.
Hayat aslında böyle bir yer.
Belki de biz...
Pek çok ülkede yaşayan insana göre şanssız olarak da olduk.
Ama başka pek çok ülkede yaşayan insana göre de şanslı olarak da olduk.
Hayatta belirsizlik, acı, çalışma hep var ve hep var olacak.
O yüzden şimdi söylenmek yerine kalk, ne yapman gerektiğine bak dedim.
Gerçekten senin şu an neye ihtiyacın var?
Ben böyle söyleyince bir böyle silkelendi, bir düşündü ve dedi ki şu an gerçekten Twitter'ı silmeye...
Ve sadece kitap okumaya ihtiyacım var.
Yaklaşık iki aydır hiç kitap okumuyorum ve bir kitabın içerisine kaybolmayı çok özledim.
Bunun üzerine birlikte daha önce hiç okumadığımız Nobel ödüllü bir yazarın bir romanını satın aldık ve beraber okumaya başladık.
Şu an çok da güzel gidiyor.
Mario Vargas'ın Julia Teyze isimli romanı öneririm eğer okumak isterseniz.
İşte bazen böyle zamanlarda da kendi ihtiyaçlarımızı görmek ve ona göre hareket etmeyi öğrenmek gerçekliğin öğeleriyle barışmamıza da yardımcı olabiliyor veyahut da dayanıklılığımızı.
arttırma noktasında bize destek olabiliyor.
Pekala, şimdi birazcık hayattaki gerçeklerden bahsetmiş olduk.
Peki, bütün bunlarla barıştıktan sonra hayatımı daha mutlu, daha iyi hissetmek adına veyahut da bu süreçlerden geçerken psikolojimi korumak adına neler yapabilirim?
Öncelik olarak şunu söylemek istiyorum.
Böyle zamanlarda tüketmek yerine üretmeye çalışmak çok daha fazla işe yarıyor.
Tüketmekten kastım aslında pek çok şeyi kapsıyor.
Bu maddesel eşyaları tüketmek olabilir, gereksiz bilgileri tüketmek olabilir veyahut da sürekli olarak etrafımızdaki insanların negatif düşüncelerini tüketmek olabilir.
Genelde Benim gözlemlediğim kadarıyla bizler çok fazla tüketen bir toplumuz.
Yani bir şeyleri üretmek, yaratıcılığımızı ortaya koymak, kendi çabamızı ortaya koymak yerine sürekli olarak başımıza gelenlere ağlanmak ve bir şeyleri tüketmekle avınıyoruz.
Bunlar çözüm mü? Tabii ki de hayır.
Aslında tükettiğimiz kadar bir yandan kendimiz de tüketiyoruz.
Yani sadece o tükettiğimiz şey, okuduğumuz haberler, aldığımız eşyalar değil.
Kendi ruhumuzda da bir yerleri tüketmeye başlıyoruz bunu yaptığımızda.
Üretmek ve hayata yeni bir bakış açısı getirmek bu noktada çok önemli.
Tam da burada yine geçenlerde kitap kulübümüzde okuduğumuz Alain de Botton'un Felsefenin Tesellisi isimli kitabına birazcık atıfta bulunmak istiyorum.
Kitabın her bölümünde farklı bir filozoftan bahsediyor ve o filozofların hayatına ve felsefelerine göre kendi yaşamımızda ne gibi teselliler bulabiliriz birazcık bunu anlatıyordu.
Kitabın ikinci bölümündeki filozof Epicurus ve Epicurus aslında dünyasal zevklere ve hazda olan düşkünlüğüyle bilinen bir filozof ama Epicurus'a göre Hayatta mutlu olmak için ihtiyacımız
olan şeyler çok fazla paraya sahip olmak, çok büyük evlere sahip olmak, istediğimiz her şeyi satın alabilmek, zevk ve refah içerisinde yaşamak değil.
Epikuros diyor ki eğer mutlu olmak istiyorsanız ihtiyacınız olan dört tane şey var.
Bunlardan birincisi dostlar.
Kendinizi yanlarında iyi hissettiğiniz, gerçekten kabul edildiğinize ait olduğunuzu hissettiğiniz bir dost meclisine sahip olmak.
İkincisi özgürlük.
Yani istediğiniz şeyi yapabildiğinize inandığınız veyahut da kendi kurallarınıza göre yaşadığınızı bildiğiniz.
Bir hayata sahip olmak demek bu.
Üçüncüsü düşünmek.
Beyninizi kullanmak aslında bence buradaki şey.
Neden bu hayatta olduğunuzu, belki de yaşamın anlamını veyahut da neden bunu böyle yaptığınız üzerine düşünmek, hayat üzerine düşünebilmek, okumak, anlamak, bir şeyleri ortaya koyabilmek.
Dördüncüsü ise... temel ihtiyaçlarınızı giderebilmek.
Yani nedir işte? Barınmak için bir eve sahip olabilmek, karnınızı doyurmak, kıyafet alabilmek gibi şeyler.
Şimdi burada biraz mutluluk üzerinden gittim ama bakıldığında bu maddeler hayatımızda bizler için birer dayanak olabilir.
Bizler zannediyoruz ki gerçekten mutlu olmak için çok fazla şeye ihtiyacımız var.
Her şeyin çok yolunda gitmesine ve her şeyin mükemmel olmasına ihtiyacımız var.
Oysa ki Hayat belirsizlikle, acıyla dolu.
Ve tüm bunların içerisinde akıl sağlığımızı koruyabilmek ve kendimize iyi gelebilmek için ihtiyacımız olan şeyler yeni şeyleri satın almak veyahut da sürekli söylenmek değil.
Tam aksine dostlara sahip olabilmek, özgürlüğe sahip olabilmek, düşünebilmek ve temel ihtiyaçlarımızı giderebilmek.
Ve eğer bunlara sahip değilsek bunları elde edebilmek için de o sürekli çalışmayla barışıp Çabalamak ve devam etmek.
Ben sürekli söylenmekten veyahut da kendimizi başımıza gelen şeyler yüzünden, aşağıda görmekten, ağlanmaktan gerçekten çok sıkıldım.
Artık bunu yapmak istemiyorum.
Çünkü biliyorum ki az önce de söylediğim gibi benden çok daha şanslı insanlar olduğu gibi bu dünyada çok daha şanssız insanlar da var.
Ve benim payıma düşen de bu.
Yani burada kaderci bir yerden veyahut da kabullenen bir yerden bakmıyorum olaylara.
Sadece ben burada doğdum, başıma bunlar geldi ve bunlarla baş edebilmek için yapabileceğim bazı şeyler ve kabul etmem gereken bazı gerçekler var diyorum.
Tüm bunlarla birlikte bir diğer kullandığım alet de...
Mindfulness tabii ki de. Bundan önce de podcastta çok fazla bundan bahsettim.
Mindfulness pratikleri gerçekten de insana esnek bir dayanıklılık veren ve içerisinde bulunduğu duygularla, düşüncelerle var olabilmesini ve tüm onlarla savaşmadan onların içinde, onlarla
birlikte akmayı sağlayan bir pratik.
Bu olaylarla birlikte aslında birazcık böyle dengem şaştığı için hem mindfulness hem de yoga pratiklerim biraz böyle sallantıya girmişti.
Fakat yeniden kendime geldiğimde birazcık daha içsel gücümü topladıktan sonra hemen pratiklerime geri döndüm.
Çünkü insanın hayatında hem düzenli olarak yaptığı bir şeyin olması ona çok iyi geliyor.
Hem de kendi ruh sağlığını önemsediğinizi bilmek ve bunun için bir şeyler yaptığınızı hissetmek sizi her zaman kendinizle daha da barışık halde tutacak bir şey.
Bu sizin için belki mindfulness pratiği değildir ama belki yazı yazmaktır.
Belki uzun bir yürüyüş yapmaktır.
Belki de işte kendiniz için bir yemek yapmaktır.
Artık bilmiyorum size iyi geleceğini ve içinizde bir yerleri iyileştireceğini bildiğiniz şeyleri bu dönemlerde yapmaya devam edin.
Kendinizi önemsemeye devam edin.
Bakın sürekli kendi ekserinizde yaşayın demiyorum ama kendinizi de unutmayın, kendi ihtiyaçlarınızı da unutmayın ve gerçekten de bu hayatta neyin önemli olup olmadığı üzerine birazcık daha düşünün.
Bütün o tüketim alışkanlıklarınız, verdiğiniz kararlar, düşünce yapınız üzerine düşünmek belki de size tahmin ettiğinizden daha da farklı kapılar açacak bu hayattan.
Tam da burada size bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Zaten benim yoga eğitmeni olduğumu ve mindfulness üzerine eğitimler aldığımı biliyorsunuz.
Geçen senenin sonlarına doğru bir de mindfulness koçluğu eğitimi almaya başladım.
Ve bu alanda bir süreden beri de hizmet veriyorum, birebir görüşmeler yapıyorum.
Sizin de böyle bir şeye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, mindfulness pratiğine başlamak veyahut da bu pratiklerde derinleşmek, stresinizi yönetmek için mindfulness kullanmak, hedeflerinize ulaşmak veyahut da potansiyelinizi
keşfetmek, dayanıklılığınızı arttırmak için destek almaya ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız podcast'ın açıklamalar kısmındaki formu doldurabilir ve ücretsiz bir ön görüşme yapabilirsiniz benimle.
Bir süreden beri bu alanda çalıştığım birkaç insan var ve gerçekten de çok güzel ilerlemeler kaydettik.
Mindfulness koçluğu nedir, ne değildir?
Onun da açıklamasını detaylı bir şekilde formda veriyor olacağım.
Oradan okuyabilirsiniz. Böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsanız...
Belki de değerlendirebilirsiniz ve birlikte güzel bir yolculuğa başlayabiliriz.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Biliyorum ki zor zamanlardan geçiyoruz.
Ülkenin gündemi ve gerçekten yaşadıklarımızın her seferinde bir üst versiyonu üzerimize üzerimize gelmeye devam ediyor.
Kendi kişisel dertlerimizi unuttuk artık sadece bunları düşünüyoruz.
Ama her zaman söylediğim gibi yalnız değilsiniz.
Bunlar hepimizin yaşadığı.
Ortak deneyimler. Ben buradayım.
Siz oradasınız biliyorum.
Birbirimize destek olmaya ve bu hayatta hep birlikte ayakta kalmaya bir şekilde kendi yolumuzu bulmaya devam edeceğiz.
Çünkü başka bir çaremiz yok.
Başka bir şansımız yok.
Çalışmaya devam edeceğiz.
Çabalamaya devam edeceğiz.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok çok iyi bakın.
İhtiyaçlarınızı gözden kaçırmayın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
