
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
“Sevgi yalnızca bir duygu değildir; aynı zamanda çaba, bilgi ve disiplin gerektiren bir sanattır,” diyor Erich Fromm, ölümsüz eseri Sevme Sanatı’nda. Her şeyin hızlıca tüketmek üzerine kurulu olduğu bu çağda kurulan yüzeysel ve geçici ilişkilere bir isyan niteliğinde aslında bu bölüm. Sevmeyi bilmeden, yalnızlığımızın hapishanesinden kurtulamayız. Ve sevmeyi bilmeden kendimizi hiçbir zaman tatmin olmuş hissetmeyeceğiz. Peki, sevmeyi öğrenebilir miyiz? Yanıt: Evet. Detaylar ise bölümün içinde. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Podcast Danışmalığı İçin: genelsesler@gmail.com'a mail atabilirsiniz.
Mindfulness Koçluğu Almak İçin: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=header
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Kitap kulübüne katıl: https://www.shopier.com/32954138
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
(Gelen mailleri okumaya bayılıyorum)
Transkript
Herkese merhaba.
Genel Sesler Podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben podcastçiniz Bilge.
Geçen gün sizlerden birisi bana mesaj atmış.
Şey yazmış. Bir de seni rüyamda gördüm.
Birlikte alışveriş yapıyorduk.
Çok güzel çizgili t-shirtler vardı.
Kendi kendime dedim ki podcast içinde rüyanda görmezsin.
Çok güldüm dedim ki bundan sonra kendimi podcastçiniz olarak konumlandıracağım.
Bugün podcastçiniz Bilge size birazcık sevgiden bahsetmek istiyor.
Sevgi nedir? Gerçekten sevmeyi biliyor muyuz?
Ve eğer bilmiyorsak bunu nasıl öğrenebiliriz?
Aslında bunların üzerine yoğunlaşacağız.
Ben bu sevmek meselesinin çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.
Çünkü hepimiz sevilmeyi istiyoruz değil mi?
Sevilmek için hep bir şeyler yapıyoruz aslında.
Daha güzel görünmeye çalışıyoruz.
Daha çok para kazanmaya çalışıyoruz.
Daha fazla statüye sahip olmak istiyoruz.
Aslında bu yaptıklarımızın hepsi totale bakıldığında birilerinin gözüne girmek, birileri tarafından sevilmek için yaptığımız şeyler.
Büyük ihtimalle gerçekten çok azımız sadece içinden geldiği için bir şeyleri yapıyor.
Pek çoğumuz ailesinin ya da başkasının gözüne girmek için bu hayatı yaşıyor ki bu oldukça acı verici bir şey.
Fakat sevilmeye bu kadar odaklıyken bir başkasını sevmek üzerine Hiç düşünüyor muyuz?
Gerçekten sevgi nedir?
Neden buna ihtiyaç duyarız?
Ve bizler bir başkasını sevmek için neler yapıyoruz?
Hayatımızdaki en önemli konulardan bir tanesinin sevgi olduğunu düşünüyorum ben.
Sevmeyi bilmek çok önemli.
Çünkü sevmeyi bilen sevilmeyi de biliyor.
Sevmeyi bilen kendisini de sevmeyi biliyor.
Bu dünyayı da sevmeyi biliyor.
Hem kendisi hem de çevresi için.
daha iyi bir insan oluyor. Malumunuz 2024 yılının bitmesine çok çok az kaldı.
Ben de şöyle geçenlerde 2024 yılının nasıl geçtiğine dair kendi içimde bir içsel muhasebeye giriştim.
Ve fark ettim ki bu yıl en çok ilişkilerim noktasında sınanmışım ve zorlanmışım.
Çünkü bu sene çok fazla insanla tanıştım.
Hiç olmadığım kadar sosyalleştim.
Hayatıma çok fazla insan girdi.
Üzücü olan şu ki bu insanların çoğundan bazı dersler alıp hayatımdan çıkartmak zorunda kaldım.
İlişkilerimle ilgili yaşadığım bu sıkıntılar üzerine uzunca bir sürede düşündüm.
Yani sorun bende mi yoksa genel olarak toplumsal bir problemimiz var diye düşündüm.
Bu arada ilişki derken bütün ilişki türlerinden bahsediyorum.
Yani arkadaş ilişkileri, romantik ilişkiler, ailevi ilişkiler hepsini bir arada düşünebilirsiniz.
Kendi içimdeki düşünme sürecinin sonunda vardığım temel bir kanı oldu.
Bizler sevmeyi bilmiyoruz.
Sadece sevilmek üzerine odaklıyız ya da arzulanabilir olmak üzerine odaklıyız.
Yaşadığımız bu modern çağda temel motivasyonlarımızdan bir tanesi tüketmek.
Ve bizler sadece satın aldığımız ürünleri değil etrafımızdaki insanları da tüketiyoruz.
Her şey bir alışverişe dönmüş halde.
İnsanlar arzulanabilir olmak için çekici, zengin, güçlü, akıllı olmaya çalışıyor.
Kurduğumuz ilişkilerdeki ana hedef ben nasıl karşımdakini sevebilirim sorusu üzerinden değil de ben nasıl karşımdakinden daha fazla fayda sağlayabilirim sorusu üzerinden şekilleniyor.
Ve gerçekten birilerini sevmek isteyen, birilerine karşı daha verici olmaya çalışan insanlar onları tüketmek isteyen insanlar tarafından çok fazla yara alıyor.
Alda Huxley'in çok sevdiğim Cesur Yeni Dünya isimli kitabında tahsir ettiği toplum gibi bizler de Karnı tok, sırtı pek, fakat kişiliği gelişmemiş, çevresindeki insanlarla bağ değil de sınırlı
ilişkiler kuran, düşünmeyen, sadece eğlenen bir topluma dönüşüyoruz.
Bir yüzeysel ilişkiler toplumuna dönüşüyoruz.
Ve bu kurulan yüzeysel ilişkiler hiçbir şekilde bizi tatmin etmiyor.
Çünkü edemez.
Zihinde böyle binbir karmaşayla yaşarken ve bu yüzeysel ilişkilerin bizi nasıl tükettiği üzerine düşünürken, Kitap kulübünde okuduğumuz bir kitap olan Eric Fromm'un yazdığı Sevme Sanatı karşıma çıktı.
Ben Sevme Sanatı'nı bundan yıllar önce okumuştum.
Fakat o zamanlar okuduğumda bugünkü kadar farkındalığım olmadığından dolayı çok anlamlandıramamıştım.
Fakat zamanla ve insanlarla daha fazla ilişkilendikçe bu kitapta anlatılanların ne kadar doğru olduğunu bir kez daha fark ettim.
Şimdi dürüst olun. Çevrenize baktığınızda kaç kişiyle gerçekten bağ kurduğunuzu düşünüyorsunuz?
Birilerini sevmek için ne kadar çabanız var ve çevrenizdiklerin bu noktadaki çabasına kadar?
Bunları böyle birazcık düşündüğünüzde belki de acı verici bir şey fark edeceksiniz.
Bu sorunun yanıtı çok çok az insanla bağ kurduğunuz gerçeğiyle sizi yüzleştirebilir.
Az önce de bahsettiğim gibi sürekli tükettiğimiz bir yaşamda birileriyle uzun süreli, çabalı ve gerçekten emek üzerine kurulu ilişkiler kurmak hiç kolay değil.
Ve Eric Fromm...
Kitabında diyor ki sevmek bir sanattır.
Bir anda ortaya çıkan bir şey değildir.
Bir sanat nedir? Bir sanatta nasıl ustalaşılır?
Diyelim ki resim yapmak istiyorsunuz.
Veyahut da müzik çalmak istiyorsunuz.
İyi bir sanatçı olmak istiyorsunuz.
Bir sanatta iyi olabilmek için sürekli çalışmalısınız.
Öyle değil mi? Eğer müzik çalmak istiyorsanız sürekli o müzik aletinin pratiğini yapmalısınız.
Sürekli onunla ilgili çalışmalısınız.
Çabalamalısınız. Benim bir tane konservatuar öğrencisi olan bir öğrencim vardı.
3 yaşından beri piyano çalıyordu.
Biz onunla ders yapmaya başladığımızda sanırım 13 yaşında falandı.
Ve bu piyano sanatında ustalaşabilmek için günde 7-8 saate yakın piyano çalıyordu.
Çocukluğumdan beri bütün hayatı bunun üzerine kuruluydu.
Yani iyi bir sanatçı olabilmek için gerçekten çok çabalamanız gerekir.
Eğer sevmek de bir sanatsa o halde sevme sanatı üzerine de aynen bu şekilde çalışmamız gerekir.
Eric Fromm kitabında şöyle söylüyor.
Başarı, itibar, para, güç hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl elde edeceğimizi öğrenmeye harcarız.
Sevmeyi öğrenmeyi ise verecek hiçbir şeyimiz kalmaz.
Çünkü başkaları tarafından takdir edilme olasılığımızı arttıracak şeylere yatırım yapmaya daha fazla meyilliyiz.
Fakat bizi gerçekten tatmin edecek olan şey sevmektir.
Kitapta... çok hoşuma giden bir kavram vardı.
O da ayrışma kavramı.
Eric Romm diyor ki aslında insanlar olarak hepimiz ayrışmadan kaçarız.
Bizler bir bütün olmak isteriz.
Birileriyle bir arada olduğumuzu hissetmek isteriz.
Fakat modern toplumda hem doğaya hem de kendimize yabancılaşmış bir haldeyiz.
Hatta Eric Fromm şöyle söylüyor.
Dışta kalmanın üstesinden gelerek yalnızlığının hapishanesinden kurtulmak insanın en büyük ihtiyacıdır.
Ve her çağda, her uygarlıkta insanın bu tek ve büyük sorunu çözmek için bir şeyler yaptığını savunuyor.
Roma'da yaşayan bir tüccardan tutun da Mısırlı bir köylüye kadar, orta çağdaki bir din adamından Japon bir soyluya kadar aslında...
Herkes bu ayrışma hissinden kaçmak ve yalnızlığının hapishanesinden kurtulmak istiyordu.
Ve bunu aşmak için herkes farklı farklı yöntemler denetliyor.
Belki bu bir dinin çatası altında bütünleşmekti.
Belki de bir yeri fethi çıkmaktı, bir amacın uğruna savaşmaktı.
Belki de bir şaman ayini düzenleyip o ayinin içerisine kendinden geçmekti.
Ve modern toplumumuzda bunun yerini alkolün ve sınırsız cinselliğin aldığını savunuyor.
Şu anki toplumumuz...
Dini yargıları çok fazla önem vermeyen ve...
diğer eski toplumların peşinden koştuğu şeyleri daha hakir gören bir yerde öyle değil mi?
Artık çok daha olaylara mantıksal ve materyalist bir yerden yaklaşıyoruz.
Fakat yine içimizdeki bu hissi aşmak için işten çıktığımızda, hafta sonları olduğunda belki de deli gibi alkol tüketiyoruz ve tanımadığımız insanlarla birliktelikler yaşıyoruz.
Fakat Eric Fromm diyor ki insan ne kadar yalnızlığını unutmak için tanımadığı kişilerle birlikte olursa aslında yalnızlığı o kadar çok katlanır.
Sabah ayıldığında fark eder ki eskisinden daha da uzaklaşmış hissediyor.
Eskiye göre artık kendini daha da yalnız hissediyor.
Ve yabancılaşma katlandıkça katlanır.
Bunun tek bir çözümü vardır.
O da gerçekten özden bir sevgiyle birilerini sevebilmektir.
Pekala. Sevmeyi nasıl öğreneceğiz?
Sevmek en başında bireysel bir eylemdir diyor Eric Fromm.
Yani bunun tek bir yolu yoktur.
Fakat belki de buna dair, sevmeyi nasıl icra edebileceğimize dair bazı şeyleri öğrenebiliriz diyor.
Ben kitapta en sevdiğim kısımları burada size anlatacağım.
Aralara zaten kendi yorumlarımı da ekleyeceğim.
İlk olarak işe kendimizi severek başlamamız lazım.
Kendini sevmek bencillik değildir.
Aslında kendini sevmek bencilliğin...
Tam tersidir. Hatta şöyle söylüyor.
Sadece başkalarını seven aslında kimseyi sevmez.
Çünkü zaten kendini sevmeyen bir başkasını sevmeyi deneyimleyemez.
Önce ben kim olduğumu fark edeceğim.
Nasıl bir insan olduğumu, sınırlarımın, alanımın nasıl olduğunu, benim hayata karşı duruşumu.
Fark edeceğim ve kendimle bir arada olmayı seveceğim.
Dikkat dağıtıcılar olmadan, başka şeylere zihnim kaymadan, kendi kendimle olduğum anlarda kendimi tanımaya ve kendimi sevmeye gönüllü olacağım.
Ki sonrasında diğer insanları da aynı şekilde sevebileyim.
Kendisini sevmeyen bir başkasını sevemez.
Kendini sevmeye başlamanın bence ilk adımlarından bir tanesi de gerçekten biraz öz şefkat pratiği yapmak ve kendi kendine vakit geçirmekten geçiyor.
Yani kendisiyle kalmayı seven, kendisiyle vakit geçirmeyi seven, hobilerini, sevdiği şeyleri fark eden insanlar kendilerine ait bir alan oluşturuyorlar ve kendi bireyselliklerine dair daha...
Büyük bir farkındalığa sahip oluyorlar.
Bundan sonra yani bir birey olarak var olabildikten sonra zaten diğer bireylerin de varlıklarına, sınırlarına saygı duyup onları da sevmeyi daha iyi bir şekilde başarabiliyoruz.
Beyni kitapta bu konuyla ilgili yani yalnız kanlı becerisiyle ilgili çok güzel bir yer vardı.
Şöyle söylüyor.
Bir insana salt kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir.
Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur.
Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilme becerisi sevme becerisinin koşuludur.
Yani yalnız kalmayı beceremeyen kişi aslında sevmeyi de beceremez.
Etrafıma baktığımda ilişkilerde gördüğüm bir diğer sorun aslında insanların yalnız kalamadığı için sürekli olarak birilerine tutunma ihtiyacı hissetmesi.
Hafta sonu dışarı çıkacak arkadaşı aramak ya da hayatı paylaşacak, yüklerini paylaşacak bir...
Altyazı M.K.
Bir partner aramak, ailesiyle sırf onlardan maddi olarak destek görebilmek için ilişkini iyi tutmaya çalışmak.
Bütün bunlar aslında yalnızlık korkusuyla kurulan ilişkilere çok güzel örnekler olabilir diye düşünüyorum.
Fakat şuna da gönülden inanıyorum ki birileriyle ihtiyaç üzerinden ilişki kurduğumuzda aslında hem kendimiz hem de karşımızdaki insan bunu çok iyi hissediyor.
Ve bunun sevgi olmadığını, bunun sadece bir bağımlılık olduğunu biliyoruz.
Gerçekten kendi alanına sahip.
Ve başka insanları ihtiyaçtan dolayı değil de sadece onu sevmek istedikleri için seven insanlar, bu şekilde ilişkiler kuran insanların halleri ve tavırları çok farklı oluyor.
Ve siz bir insanı sadece o olduğu için sevdiğinizde karşınızdaki kişi bunu anlıyor ve size saygı duyuyor.
Hayal etseniz de birisi sadece sizi siz olduğunuz için seviyor.
O kadar. Sadece varlığınız için.
Var olduğunuz için sizinle iletişim kurmak istiyor.
Ve o özünüzden dolayı sadece varoluşunuzun değerinden dolayı size değer veriyor.
Bence bu gerçekten çok büyülü ve büyük bir bağ.
Elbette ki ilişkilerde her zaman alma ve verme dengemiz olacaktır.
Yani sadece bizim sevdiğimiz, bizim verdiğimiz ilişkiler asla yürümez.
Ya da sadece birilerinin bize verdiği, birilerinin bizi sevdiği ilişkiler de yürümez.
Fakat sevmenin ve ilişki kurmanın amacı...
ihtiyaç ya da bir şeyleri alıp vermek olmamalıdır diyor Eric Fromm.
Zaten o bağın içerisine girdiğinizde otomatik olarak alma verme dengesinde kuracaksınız.
Ne demiştik? Sevmek bir sanattır.
Ve sevme sanatını icra etmek istiyorsak bazı enstrümanlara ihtiyacımız var.
Bunları da şöyle tanımlıyor Eric Fromm.
Disiplin, ilgi, yoğunlaşma ve sabır.
Bu dört maddeye eğer sahipsek, sevgi ilişkimizde, Belki de gerçekten o sanatı icra ediyor olabiliriz.
Birazcık bu maddelerin üzerine de böyle değinmek istiyorum.
Çünkü sevmenin emekle çok büyük bir ilişkisi var.
Çok sevdiğim Selvi Boylum Al Yazmalı'nın filminde ne diyordu Türkan Şoray?
Sevgi neydi? Sevgi emekti.
Gerçekten ama öyle basit bir emek de değil.
Çok büyük bir emek. Eric Fromm'a göre sevgide gösterilen disiplin böyle bizim aklımızdaki gibi böyle sıkıcı bir disiplin değil.
Gerçekten hayatın içerisinde var olan ve onsuz yaşayamayacağımız bir disiplin.
Hepimizin belli başlığı yapmaya zorunlu olduğu şeyler var öyle değil mi?
Yani işte her sabah kalkıyoruz, işe gidiyoruz, işten sonra kafamız çok dağınık oluyor ve sadece dağıtmak istiyoruz.
Belki işte dizi izlemek istiyoruz ve uzanmak istiyoruz.
Eric Fromm diyor ki bu disiplin değildir.
Disiplin başkaları tarafından zorla yaptırıldığımız ya da mecbur olduğumuz için uyduğumuz kurallar dizisi değil.
Gerçekten hayatta var olma biçimimizi yansıtan bir şeydir.
Yani kendim istediğim için sabah şu saatte kalkıyorum.
Kendim istediğim için bu insana böyle davranıyorum.
Sevgimi gösterme noktasında disiplinli ve devamlı oluyorum.
Bu benim bir yaşama biçimim.
Disipline bu açıdan bakıldığında bunun da çok özel olduğunu düşünüyorum.
Çünkü hepimizin zihinleri çok dağınık.
Öz düzenleme noktasında çok zayıfız ve bunun yaşadığımız bu çağla çok büyük bir ilgisi var.
Hatta öz düzenleme üzerine böyle yeniden bölüm kaydetmek istiyorum.
Çok çok eskiden kaydetmiştim.
Bu tamamen böyle kendi başına bir konu.
Fakat bir diğer nokta olaraksa ilişkilerde yoğunlaşmak çok büyük bir önem taşıyor diyor Eric Fromm.
Peki ilişkide yoğunlaşmak ne demek?
İlişkide yoğunlaşmak, kısaca dinlemeyi bilmek demektir.
Çoğu insan diğerlerini gerçekten dinlemeden dinler gibi görünür, hatta öğüt bile verir.
Bu öğüt verme ve insanları gerçekten dinleme noktasında aklıma Brene Brown'un empati üzerine yaptığı bir konuşması geldi.
O konuşmasında Brene Brown da şöyle söylüyordu.
Bir insan sizinle bir şey konuştuğunda, size bir acısını anlattığında Aslında beklediği şey sizin onu sadece dinlemenizdir.
Sadece söylemeniz gereken şey şudur.
Bunu benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim.
Ne kadar üzüldüğünü ve bunun ne kadar acı verici olduğunu tahmin edebiliyorum.
Kimseye olaylara iyi yönünden baktırtmak veyahut da onlara öneriler ve tavsiyeler vermemize gerek yok.
Onları sadece dinlemektir sevgi.
Hatta şöyle söylüyor Brianna Brown.
Nadiren söylenen sözler durumu iyileştirir.
Durumu iyileştiren bağdır.
Yani bir insana sadece yoğunlaşmak ve onu dinlemek, ona bir alan açmak, onunla empati kurmak, ona şefkat göstermek ve orada var olduğunuzu hissettirmektir gerçek sevgi.
Bu kitap 1956 yılında yazılmış olmasına rağmen Eric Fromm diyor ki, çığımızda bir şeye yoğunlaşmak çok zor.
Çünkü her şey dikkatinizi çalıyor.
Size tanıdık geldi mi bu? Hatırlarsınız daha bir bölüm önce çalınan dikkatten bahsediyordum.
Geçen zamanla birlikte dikkatlerimiz hepten yok olmuş durumda.
Hiçbirimizin oturup da bir insanı saatlerce dinleyecek ve onun derdini gerçekten anlamaya çalışacak kapasitesi kalmadı.
Çünkü zaten yerimize duramıyoruz maalesef ki.
Oysa birilerine gerçekten yoğunlaşmadan...
onun varlığını ve onun acısını hissetmeden birilerini sevebildiğimiz de mümkün değil.
Neden terapi çok işe yarıyor biliyor musunuz?
Çünkü orada birisi bizi gerçekten dinliyor.
Evet ki bunu orada bir ücret karşılığında ve belli bir amaç doğrultusunda yapıyor karşımızdaki insan.
Ama hayal etsenize bunu bizim birileri için yaptığımızı ve birilerinin de bizim için bunu yaptığını.
Son zamanlarda çok güzel bir eğitim alıyorum.
Oradaki hocamız bize şöyle bir ödev verdi.
Dedi ki bu hafta sadece birilerini bu şekilde dinlemeye çalışın.
Belki sadece 15 dakika 20 dakika ama onları alan açarak şefkatle ve sadece orada var olarak.
Onu dinleyerek orada olmaya çalışın.
Bunu pratikle yerleştirebileceğimizi söyledi.
Ben de buna çok inanıyorum.
Hatta birbirimize bunları yapabilsek hayatlarımızın ve yaşadığımız dünyanın çok daha iyi bir yer olacağına da inanıyorum.
Sıra geldi ilgi ve sabırdan bahsetmeye.
Özellikle ilgi kısmına biraz parmak basmak istiyorum.
Kitapta diyordu ki Eric Fromm, bir anne çocuğuna nasıl ilgi duyar?
Çabasızca bir ilgi duyar.
Mesela böyle görmüşsünüzdür.
Çocuklar bir şey ister der.
Agucuk gugucuk falan der.
Hiçbir şey anlamazsınız. Ama annesi der ki onun karnı acıkmış.
Şuradaki oyuncağını istiyor.
Gazı var. Şok olursunuz.
Yani sadece agucuk gugucuk dedi.
Bunu nasıl anladın dersiniz.
Ama anne onu bilir. Çünkü annenin zaten onu anlamak için tarif ettiği özel bir çaba da yoktur.
Annenin odağında bebek öylesine vardır ki.
Ona olan ilgisi o kadar çabasız ve aslında yoğundur ki onun ihtiyaçlarını ve ne söylediğini kimse anlamasa bile o anlar.
Aslında gerçek özden sevgideki ilgi de tam olarak böyle bir şeydir.
Karşımızdaki insanın ihtiyaçlarına ve bize anlatmaya çalıştığı şeylere dair, varlığına dair çabasızca böylesi bir ilgi duymak.
Ben bunun da zamanla ve çabayla gerçekleşebileceğine inanıyorum.
Şunu da itiraf edeyim.
Hayatımda bu şekilde bağ kurduğum çok az sayıda insan var.
Ve elbette ki o insanlarla bu bağları kurmak kolay değildi.
Çok çabalamamız çok çok...
zaman sarf etmemiz gerekti.
Geri geldi çatıştık, geri geldi birbirimizi anlayamadık.
Birbirimizi anlamak için çok uğraştık.
Birbirimize karşı çok dil döktük.
Gerçekten başlı başına bir emekti bunların hepsi.
Tek temenniyim bu ilişkilerimin aynen böyle devam edebilmesi ve buna benzer yeni ilişkileri de hayatıma katabilmek.
Çünkü derinden bağlandığımız, sevgi, şefkat, ilgi duyduğumuz, sabırla ve disiplinle o sevebildiğimiz insanlar hayatlarımızdaki ışıklar oluyorlar.
Bir gün ışığı gibi oluyorlar hatta.
Ne kadar zorluk olursa olsun yaşantımızda bir şekilde onların sevgisiyle hayata tutunabileceğimizi hissediyoruz.
Ve biz de aynı şekilde kendi sevgimizle onlara böyle hissettiriyoruz.
İnanıyorum ki yaşamdaki her şey çözülebilir.
Fakat bunun anahtarı sevgide gizli.
Belki böyle çok toz pembe bir yerden konuşuyor gibi geliyor olabilirim size.
Hayattaki bütün sorunlar ve bütün sorunların çözümleri sosyal ilişkilerimizde gizli.
Bir işte başarılı olmak istiyorsanız mesela network ne kadar önemli öyle değil mi?
Ya da hayatta iyi bir yere gelebilmek için ailevi bağlarınız, arkadaşlık ilişkilerinizdeki yaptığınız seçimler ne kadar önemli?
Hayatınızı aldığınız kötü insanlar sizi bitirebilirken iyi insanlar sizi çok üst kademelere taşıyabilirler.
Bu nedenle kurduğumuz ilişkiler, kurduğumuz sevgi bağları da hem ruhsal sağlığımız hem de hayatımızı yaşayabilmek için çok çok büyük bir önem sarf ediyor.
Ben böyle bugün birazcık tabii ki de genel hatlarıyla sevgiden bahsetmiş oldum.
Daha derinlikli olarak bu noktaya eğilebilmek için Eric Froh'un Sevme Sanatı isimli kitabını kesinlikle okumanızı öneriyorum.
Yine biz bu kitap üzerine kulüp toplantımızda konuşurken arkadaşlarımızdan biri şey dedi.
Bugüne kadar sevginin öylesine içten gelen ve var olan bir şey olduğunu düşünüyordum.
üzerine böyle çabalanması ve düşünülmesi gereken bir şey olduğunu düşünmüyordum.
Hani böyle hep ilk görüşte aşk veyahut da bir anda oluşan arkadaşlıklar üzerine kurulu kitapları okuyoruz veyahut da bu konulu bir sürü film izliyoruz ya ama gerçekler bundan çok uzak.
Aslında hiç kimseye karşı bir anda öyle bir sevgi oluşmuyor.
Hatta genelde Eric Fromm diyor ki bu şekilde oluşan sevgiler yalancıdır.
İnsanlar kendi yalnızlıklarından kaçmak için anlık olarak tanımadıkları kişilere karşı birden derin bir bağ ve ilgi duyuyorlar.
Ve bu çok heyecan vericidir ilk başta fakat sonrasında genelde bunlar hüsranla biter ve hüsranla bitmesinin sebebi ise tanımaktır.
Yani o iki yabancı birbirlerini tanıdıkça aslında birbirlerinden ayrışmaya başlarlar.
Çünkü aradaki şey gerçek sevgi değildir.
Gerçekten seven insanlar birbirlerini tanıdıkça birbirlerine daha da çok bağlanırlar.
Hepimize. Ama hepimize gerçek sevgiyi bulduğumuz bir hayat diliyorum.
Daha doğrusu yine yanlış bir şey söyledim.
Bulmak değil, gerçek sevgi için çabaladığımız ve derin bağlar kurabildiğimiz.
bir hayat diliyorum. Bunu öğrenebilmenin, bunu yapabilmenin, yaşamımızdaki çok fazla şey değiştirebileceğine inanıyorum.
Bu bölümde belki sizin için bir uyanış olmuştur.
Veyahut da umarım zihninizde bir şeyler açıklığa kavuşmuştur.
Eğer bölümü beğendiyseniz, sevdiklerinizle paylaşmanız beni çok mutlu eder.
Sosyal medyada etgenelseslerpodcast ismiyle benim etiketleyip paylaştığınızda bütün paylaşımlarınızı görüyorum.
Çok çok mutlu oluyorum gerçekten.
Bunları görmek benim yeni podcastler yapma motivasyonumu da arttırıyor.
Bölümle ilgili veyahut da podcastlerinle ilgili yorumlarınızı benimle paylaşmak isterseniz yine Instagram üzerinden veyahut da mail üzerinden bana ulaşabilirsiniz.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
