
Terappin'i indirmek için: https://terappin.com/mobil-uygulamayi-indir
İlk seansta %20 indirim kodu: SESLER20
Bitirilemeyen ve sürekli ertelenen işler, unutkanlık, odaklanamama ve insan ilişkilerinde yaşanan bitmez tükenmez sıkıntılar. Bunlar dikkat eksikliğine sahip bir bireyin sürekli yaşadığı şeyler. Bu bölüm çocuklukta aldım DEHB tanısıyla yıllardır süren mücadelemi, yaptığım okumalardan öğrendiklerimi ve bu duruma şifa olacak olası çözümleri konuştuk. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
******* Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Terapinin katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
İnanın bugün bu bölümü kaydetmek için çok büyük bir savaş verdim.
Aynı her gün herhangi bir işi yapmak için verdiğim savaş gibi.
Öncelikli olarak erteledim, neyi nasıl yapacağıma emin olamadım, zihnimdekileri toplamakta zorlandım.
Yaklaşık bir 10 defa bilgisayarın başına oturdum.
Notlarımı toplamaya çalıştım ama tam notlarımı toplamaya çalışırken aklıma diğer işlerim geldi ve o işleri atladım.
Bir anda kendimi... Podcast kaydetmek için oturmuşken, kitaplığımı düzenlerken buldum.
Oradan yemek yapmaya geçtim, evi topladım, toplantılarım oldu, derslerim oldu.
Sürekli bölündüm, sürekli ne yapacağımı bilemedim.
Zihnim hep bir karmaşa içerisindeydi.
Ve en sonunda pazartesi günü, yani şu an çarşamba günü bölümü kaydettiğimi düşünürsek, iki gün öncesine kadar bu bölümü yetiştirmem gerekiyordu.
Ama yetiştiremediğim için ekip arkadaşımı aradım.
Bölüm asla yetişmiyor, ne yapacağımı bilemiyorum dedim.
O da tamam dert etme salı gününe yetiştir bu da yeterli olacaktır dedi.
Ama salı günü oldu ben yine bunu yetiştiremedim.
Çünkü başka toplantılarım başka işlerim çıktı ve zihnimin kargaşası asla susmadı.
Sonra çarşamba oldu ve dedim ki ekip arkadaşım Bilge eğer bu çarşamba gününe yetişmezse gerçekten olmaz.
Yetiştirmen gerekiyor ve en sonunda kendimi bir şekilde buraya oturttum.
Bu benim hayatta genel olarak her şeyi yaparken yaşadığım bir döngü ve bu döngüyü kırmakta zorlanıyorum.
Uzun yıllar boyunca ben de bir şeyin bozuk olduğunu, bir şeylerin yanlış gittiğini düşündüm.
Ama aslında olan şey bir şeylerin yanlış gitmesi ya da bozuk olması değil de ben çocukluğumdan beri dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğundan muzdaribim.
Aslında hiperaktivite kısmı...
Bana pek fazla uymuyor. Bununla ilgili de zaten yerleyen kısımlarda anlatacağım.
Her dikkat eksikliği hastası hiperaktivite bozukluğuna sahip olmak zorunda değil.
Dikkat eksikliğinin bana yaşattığı bütün hisleri en derin şekilde hissederken böyle bir bölümü kaydetmem de tam yerinde oldu bence.
Bir yetişkin olarak deple yaşamanın Bundan sonra kısaca dikkat eksikliğine dep diyeceğim.
Oldukça zor olduğunu ve destek almadan bununla baş etmenin neredeyse imkansız olduğunu düşünüyorum.
Çocukken ilaç kullandım ve hala yetişkinlik hayatımda da ara ara ihtiyaç duydukça elbette ki uzman bir psikiyatristin gözetiminde ilaç kullanıyorum.
Fakat bu oldukça nadir oluyor ve ihtiyaç duyduğum zamanlarda sadece yaptığım bir şey.
Onun dışında kendimce bu durumda baş etme yöntemleri geliştirdim.
Şimdi bana bilgi az önce anlattın ve bu podcast'ı kaydetmeyi bile son dakikaya bırakmışsın.
Demek ki çok da başarılı değilsin baş etmede diyebilirsiniz.
Evet bazen hala...
Ara ara çok tetiklendiğim ve çok zorlandığım zamanlar oluyor.
Ama totalde yaşantıma baktığımda aynı anda 3-4 işi birlikte yürüten, geniş sosyal hayatı olan ve pek çok şeyi yetiştirebilen bir insan olarak deple oldukça iyi baş ettiğimi
düşünüyorum. Bu bölümde de aslında sizinle bütün deneyimlerimi, okumalarımı, özellikle de bu konuyla ilgili yapılan bilimsel çalışmaların bize neler söylediğini paylaşacağım.
Eğer bu hastalıktan muzdarip değilseniz bile bu bölümü dinlediğiniz...
dikkat eksikliğine ve dikkatinizi toplamaya dair çok şey öğrenebilir veyahut da etrafınızda depten muzdarip olan diğer insanları daha iyi anlama yönünde baya bir ilerleme kaydedebilirsiniz.
Özellikle son zamanlarda dep teşhisi gittikçe artıyor ve bunun da elbette belli başlı bazı nedenleri var.
Ama öncelikli olarak şunu söylemem lazım.
Ben bir uzman değilim.
Bunu podcast'in diğer bölümlerinde de birkaç defa zaten söyledim.
Benim söylediklerim sadece kendi yaşantım ve kendi deneyimlerim üzerinden şekilleniyor.
O yüzden eğer böyle bir rahatsızlığınız olduğunu düşünüyorsanız lütfen ama lütfen bir uzmana danışın.
Şimdi gelelim deple yaşamak.
Nasıl bir şey? Öncelikli olarak şunu çok iyi biliyorum ki çocukluğumdan beri bende bazı tuhaf şeyler vardı.
Hatta kız kardeşim bana ara ara şey derdi.
Abla sende bir bozukluk var.
Çünkü onda böyle bir durum olmadığı için genelde beni anlamakta zorlanıyordu.
Şimdi aileme dönüp baktığımda...
Benim gibi dikkat eksikliğinden muzdarip olan bir diğer kişinin erkek kardeşim olduğunu düşünüyorum.
Hatta onunkisi benden daha da vahim bir durumda.
Çünkü ben destek aldım, bu konuyla ilgili farkındalık geliştirdim ama o hiçbir şekilde geliştiremedi.
Şu an artık yetişkin birisi ve çalışıyor.
Çalışırken hayatta ne kadar çok zorlandığını biliyorum.
Genelde zaten depten muzdarip olan insanların ailelerinde kendileri gibi de birileri oluyormuş.
Statistikler bunu gösteriyor.
Fakat gelelim neden kız kardeşim bende bir bozukluk olduğunu düşünüyordu birazcık bunun üzerine.
Çünkü çocukluğumdan beri zaman algım yok gibiydi.
Yani işleri tam olarak nerede, ne şekilde yetiştirmem gerektiğini bilmiyordum ve son dakikaya kadar da o işi yapmıyordum.
Fakat garip bir şekilde son dakikada işlerin hepsini yetiştiriyordum.
Sonradan öğrendim ki DEP hastalarında hiperodaklanma denen bir şey varmış.
Yani çok sevdiğimiz bir şeye.
Mesela ben kitabı kururken bunu yaşıyorum ya da son dakikaya kalan bir işimize hiper odaklanıp onu çok kısa bir sürede yapabiliyormuşuz.
Ben bunu çok fazla yaşıyorum.
Hatta yine bununla ilgili kız kardeşimin bir yorumu vardır.
Bana şey diyordu. Abla sende bozukluk olduğunu düşünmekle birlikte senin yetenekle kutsandığını düşünüyorum.
Çünkü bir insanın bu kadar kısa bir sürede bu kadar önemli işleri bitirmesi imkansız.
Aslında değil. Hiber odaklandığınızda bunları yapabiliyorsunuz.
Bunun dışında yer-yön duygum, kendim bildiğim bileri sıfırdır.
Dr. Gabor Mate Dağınık Zihinler isimli kitabında debe sahip insanların ve özellikle yetişkinlerin yer-yön duygularının çok zayıf olacağını söylüyor.
Büyük ihtimalle hayatım boyunca araba kullanamayacağım, kullansam bile çok zorlanacağım bunda.
Bir defa gittiğim restoranı ikinci defa, üçüncü defa bulmakta dahi zorlanan birisiyim.
Yolları sürekli birbirine karıştırırım.
Alakasız yerleri alakasız yerlere benzetirim.
Normal insanların kolaylıkla yaptığı şeyleri bazen oldukça güç bir şekilde yaparım.
Aynı yer yön bulmak gibi.
Hatta benim direkt bu yönümü gören insanlar benim birazcık aptal olduğumu düşünebiliyorlar.
Şöyle bir sıkıntı daha var ki debli insanlar, duygusal zekaları, sosyal zekaları oldukça düşük olan insanlar oluyor genelde.
Şu anki yaşantıma baktığımda duygusal zekamın düşük olduğunu düşünmüyorum.
Hatta geçen gün bir arkadaşıma debe sahip insanların sosyal zekalarının düşük olduğunu söylediğimde bana bakıp sana baktığımda böyle bir şey düşünmüyorum dedi.
Fakat çocukluğuma doğru indiğimde ne kadar insan ilişkilerinde zorlandığımı görebiliyorum.
Çocukken evin hem en aptalı tabiri caizse hem de en zekisiydim.
Olayları algılamada, insanları anlamada güçlük çeken bir hafızam vardı.
Neyi nerede söylemem gerektiğini, nerede durmam gerektiğini asla kestiremiyordum.
Fakat çok keskin bir hafızam vardı.
Olayları çok iyi hatırlıyordum.
Okumayı zaten kendi kendime öğrenmiştim ve derslerimde çok başarılı bir çocuktum.
Bir insan aynı anda nasıl hem çok zeki görünebilir hem de oldukça aptal aptal şeyler yapabilir.
Aslında buradaki... sıkıntı çocukken duygusal zekamın çok zayıf olmasından kaynaklanıyordu.
İnsan ilişkilerini anlamlandıramıyordum.
Ve bu teşhisi alana kadar yani DEP teşhisini alana kadar da bu iki yönlü tavrım elbette ki ailemi ve çevremdeki insanları sürekli olarak şaşkınlığa uğrattı.
Yine Dr. Gabor Mate Dağınık Zihinler isimli kitabında DEP'li olan yetişkinin sürekli acı içerisinde olduğunu hayatta bir şeyleri kaçırıyor hissinden muzdarip olduğunu söylüyor.
Bununla ilgili çok güzel bir kısım var kitapta orayı direkt size okumak istiyorum.
Dikkat eksikliği bozukluğu olan yetişkinlerde hızlı ve beklenmedik ruh hali değişiklikleri yaşanır.
Günler belli bir sebep olmadan iyi günler ve kötü günler olarak değişiklik gösterir.
İster iyi ister kötü olsun bütün bu günlerin ortak özelliği insanın içini kemiren, hayatta önemli bir şeyi kaçırıyor olma hissidir.
Çünkü genelde devli bir yetişkin kendi potansiyelini gerçekleştiremediğini hisseder.
Bir türlü yapma kapasitesi olan şeyi yapamadığına dair içinde bir his vardır.
Çünkü dağınık zihni ve bir türlü toparlayamadığı düşünceleri onu gitmesi gereken yönden alıkoyar.
Dr. Gabor Mate kitabında devli yetişkinlerin öz düzenleme, içsel motivasyon ve öz saygının gelişimiyle ilgili sıkıntı yaşadıklarını söylüyor.
Çünkü bu insanlar genel olarak dürtülerini kontrol etmekte ve kendilerine dair bir öz saygı geliştirmekte zorlanıyorlar.
Bunun sebebi ise beyinlerindeki dürtü kontrolü, öz düzenlemeyle ilgili kısımın diğer insanlara göre Daha fazla hasar almış olması.
Daha yeni terapi seansımda doktorum bana şöyle bir şey söyledi.
Dedi ki beyninde dopaminle ilgili olan kısım diğer insanlara göre daha fazla.
Bu nedenle dürtüselliğini engellemekte çok zorlanıyorsun.
Ara ara işte alışveriş krizleri yaşamak, yapman gereken şeyi yapmakta zorlanmak, mecburi görevlerini yerine getirirken diğer insanların aksine daha fazla acı çekmek.
Bunların hepsi bu durumdan kaynaklanıyor dedi.
Gözlemlediğim kadarıyla diğer debili yetişkinlere göre daha iyi bir durumdayım.
Görece. Ve elbette ki bunun bir diğer sebebi de benim yıllardan beri terapi görüyor olmam.
Her ne kadar aralarda ara versem dahi terapiye sürekli olarak devam ediyorum.
Çünkü hem toplumsal hem de sosyal ilişkilerimi düzenlerken hem de kendimle olan ilişkimi, içsel motivasyonumu, öz saygımı toplamaya çalışırken her zaman bir uzmana ihtiyaç duyuyorum.
Tam da bu noktada bölüm sponsorumuz terapinden bahsetmek istiyorum.
Eğer siz de benim gibi kendinizde dep olabileceğini düşünüyorsanız.
veyahut da hali hazırca bu durumdan muzdaripseniz veyahut da bunun dışında hayatta anlam bulmakta zorlanıyorsanız, kendinizi ifade etmekte zorlanıyorsanız, depresif düşünceleriniz varsa, hayatta ne yaptığınızla ilgili
birinin elinizden tutmasını istiyorsanız terapin aslında tam da size göre bir yer.
İçerisinde 300'den fazla uzman klinik psikolog barındıran terapin pek çok farklı kategoride hizmet veriyor.
İçinde terapi desteği dışında ruh sağlığıyla ilgili okuyabileceğiniz çok güzel yazılar ve aynı zamanda psikolojik testler var.
Sadece bu ücretsiz hizmetlerinden faydalanmak için bile terapini indirebilirsiniz.
Bu arada indirme linki açıklamalar kısmında olacak.
Terapi almak istiyorsanız da terapinin içerisinde bulunan Uzman klinik psikologlardan size uygun olanı seçip kendi bütçenize, ihtiyaçlarınıza veyahut da hangi alanda terapi
görmek istediğinize dair, hangi ekolde terapi görmek istediğinize dair seçimler yapabilir ve kendinize en uygun terapistle eşleşerek terapi yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Benim bir diğer sevdiğim özel değilse uygulamanın terapistlerle ilgili yorum kısmının olması.
Oradan yorum kısımlarından yorumlara bakıp...
Terapiye başlamadan önce kendiniz ufak bir fikre sahip de olabilirsiniz.
Terapinde ilk seansınıza özel sesler 20 koduyla %20 indiriminiz var.
Bunu da aklınızda tutun.
Bu kodu da aynı şekilde açıklamalar kısmına yazacağım.
Evet şimdiye kadar anlattıklarımda kendinize dair bir şeyler bulduysanız büyük ihtimal dinlemeye devam ediyorsunuz.
O halde biraz daha neden DEP oluruz buna bakalım.
Yani bu genetik bir hastalık mıdır yoksa sonradan mı oluşur?
Benim bu konuyla ilgili iki defa daha önceden adını zikrettiğim isim olan Gabor Mate'nin fikirleri gerçekten çok hoşuma gidiyor.
Kendisinin konuk olduğu bir podcast'taki konuşmasında şöyle söylüyordu.
DEP genetik bir şey değildir.
Fakat genetiği buna yatkın olan insanların yakalanma ihtimali daha yüksektir.
Genel olarak çevresel faktörler bu rahatsızlığa yakalanmamızı çok fazla tetikliyor.
Bu noktada hangi halde doğduğumuz, kaçıncı doğan kardeş olduğumuz, emzirilip emzirilmediğimiz, Aile ortamındaki güven veyahut da stres, evlatlık verilmek
ya da anneyle olan bağın güçlü olup olmaması hepsi debe sebebiyet verebiliyor.
Fakat doktor Gabor Mate diyor ki...
Özellikle stres seviyesi yüksek olan ebeveynlerin çocuklarının dev olma ihtimali çok yüksek.
Kendi çocukluk geçmişime baktığımda mesela annem beni çok fazla emzirmediğini biliyorum.
Ve emzirilmeyen kısa sürede anneden kopan çocuklar bağlanma duygularında bir yıkım yaşıyorlar.
Ve bu onları daha bebeklik yaşantılarından başlayarak büyüdükleri zamana kadar oldukça kötü bir şekilde etkiliyor.
Hatta bu bağlanma stillerini dahi etkileyebiliyormuş.
Aynı zamanda deve sebebiyet verebiliyor.
Daha kesin verir diye bir şey tabii ki de yok.
Ama ihtimallerden bir tanesi.
Kaçıncı çocuk olduğunuz da çok önemli ailede.
Çünkü işte ben en büyük çocuğum ve belki de benim anne babam bana bakım verdikleri zaman da çok daha streslilerdi.
Yeni evlenmişlerdi. Belki de maddi sıkıntıları vardı.
Ama belki de ikinci kardeşinde bunlar yaşanmadı.
Ama üçüncü kardeşim doğduğunda aynı benzer durumlar yaşanmış olabilir.
Ve ebeveynlerin bize bakım verirken ki o stres seviyeleri bizim deve yakalanmamızı etkiliyor.
Çünkü genelde debe yakalanan çocuklar hassas çocuklar oluyormuş.
Yani etrafındakileri hissetme noktasında daha hassas olan, daha duygusal olan çocuklar o stresi algılayıp, bu stresi çok fazla hissedip, çok fazla algılayıp, bununla ne yapacaklarını
bilemeyip böyle bir bozukluğa yakalanabiliyorlar.
Doktor Aga Bormace kendisine 50 yaşındayken dep teşhisi konduğunu, 3 çocuğunun da aynı şekilde bu durumdan muzdarip olduğunu söylüyor.
Kendi yaşam öyküsünden bahsederken de holokost döneminde bir bebek olduğunu ve annesinin ona bakarken büyük acılar, büyük stresler yaşadığını söylüyor.
Ve gerçekten de üzücü bir aile hikayesi var bakıldığında.
Büyüdüğünde yaşamı boyunca 50 yaşına kadar bu hastalıktan muzdarip olduğunu bir türlü anlamadığı için eşine, çocuklarına ve kendi işine nasıl davranması gerektiğini...
veyahut da neyi neden yaptığını bir türlü kestiremiyor ve oldukça zor bir hayat geçiriyor gerçekten de.
Bunlar bizler için de aynı olabilir.
Yetişkin olduğumuz halde...
Yaptığımız tavırlara bir türlü anlam veremiyorsak ve yaptığımız şeylerin nedenini bir türlü bulamıyorsak belki de bilmediğimiz bir rahatsızlıktan, bir bozukluktan muzdarip olabiliriz.
Ve böyle bir şeye sahip olmak elbette ki utanç verici değil.
Çünkü büyük ihtimalle genetik yatkınlığımız, doğduğumuzda etrafımızda olan çevresel faktörler ve yetiştirme biçimimiz buna sebebiyet verdi.
Bunun suçlusu biz değiliz.
Eğer yetişkinsek ki büyük ihtimalle bu podcastı dinleyen herkes yetişkin, artık kendi hayatımız...
sorumluluğunu elimize almamız ve sahip olduğumuz şeylerle baş etmeyi öğrenmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Unutmamanız için tekrardan söylemek istiyorum.
Eğer deve sahipseniz nörolojik açıdan beyninizin profilantel korteksinde yani ön kısmında öğrenmeyle bilinçle ilgili olan kısımda kronik olarak bir önleme yoksulluğu bir şeyleri
önleme Yetersizliği yaşıyorsunuz.
Bu durumda da beynimize gelen duygusal verileri, düşünceleri, duyguları ve dürtünün o sel gibi gelen akışını engellemekte zorluk yaşıyoruz.
Beynimiz bunlara odaklanamıyor.
Ve bunun sonucunda da büyük ihtimalle zihnimiz ve bedenimiz hareketsiz bir hale geliyor.
Ve bu yüzden de o erteleme davranışı ortaya çıkıyor.
Sürekli olarak donuyoruz, ne yapacağımızı bilemez bir hale beklemeye başlıyoruz.
Ve bununla eğer baş etmeyi öğrenemiyorsak ya da hayatımızı doğru bir şekilde düzenleyemiyorsak da bölümün başında bahsettiğim öz saygı yetersizliği, içsel motivasyon yetersizliği, öz düzenlemede yetersizlik,
zayıflık yaşamaya başlıyoruz.
Kişi kendisine dair öz saygısını kaybettiğinde ise Aslında bu hayatta bence her şeyini kaybediyor.
Kendisine saygı duymayan bir insan nasıl kendisini iyi bir şekilde ifade edebilir, değerli biri olduğuna inanabilir?
Dr. Gabor Matek kitabında...
Depli yetişkinlerin öz değerlerinin çok düşük olduğunu söylüyor.
Ve genelde öz değerlerini başarıyla iliştirdiklerini.
Yani eğer başarılı olursam değerli olurum.
Eğer iyi bir iş başarırsam, işte iyi para kazanırsam, birileri tarafından sevilmeye layık olurum diye düşündüklerini söylüyor.
Oysa ki gerçek öz değer kişinin içinden gelen öz değerdir.
Öyle değil mi? Yani çok para kazanmasa da, çok başarılı olmasa da, bu hayatta herkesin parmakla gösterdiği birine dönüşmese bile Ben sadece ben olduğum için değerliyim diyen kişi aslında öz değerinin farkındadır.
Fakat sürekli kişisel değerini dışsal etkenlerle birleştiren ve içsel motivasyonunu yakalamakta zorluk çeken ve durmadan durmadan ertelemeden muzarip olan ve neyi neden ertelediğini dahi bilemeyen,
zihni oradan oraya durmadan zıplayan ve bunun önüne geçemeyen depli yetişkin tabii ki de otomatik olarak kendisini kötü hissediyor ve bu hayatta kendini bir kaybeden olarak konumlandırıyor.
Fakat... Güzel bir haberim var.
Tanıdığım, debe sahip, bir sürü harika işler yapan, kendisini iyi hisseden, öz değeri yerinde olan insan var.
O insanlarla tanışmak, onlarla iletişim kurmak da bana çok iyi gelmişti bu teşhisi aldıktan sonra.
Artık bir şeyleri ertelediğimde, çok fazla zorlandığımda...
Kendimi suçlamıyorum fakat bununla ilgili geriye dönüp şöyle bir sorgulama yapıyorum.
Neyi eksik yaptım?
Son günlerde neyi yanlış yapıyorum?
Ortamımla ilgili neyi tam olarak düzenleyemiyorum?
Yine genelde bu konuyla ilgili konuştuğum zaman insanlardan şöyle bir yorum alıyorum.
Ya düne kadar dep diye bir şey yoktu.
Bu sonradan çıkma bir icat.
Evet son zamanlarda bu hastalığın teşhisi çok fazla arttı.
Çünkü Dr.
Gabor Mate'nin şöyle bir tezi var.
Diyor ki son zamanlarda artık insanlar çok daha stresliler.
Özellikle ebeveynler. Çünkü giderek ekonominin kötüleştiği, yaşam şartlarının nereye gittiğini bilmediğimiz, daha stresli ebeveynlerin olduğu bir dünyada yaşamaya başlıyoruz.
Bununla ilgili Gabor Mate finansal...
durumları öne sürüyor şey de diyordu hatta konuk olduğu podcast'te bugün İngiltere'de enflasyon çok korkunç bir durumda ve bebeğinler ne yapacaklarını bilmiyorlar ona şey demek istedim Türkiye'ye gel bir
de burayı gör Tabii ki de sadece stresli bebeğinler değil, onun dışında da dikkat dağıtıcı unsurlar çok fazla artık.
İnternetin, sosyal medyanın gelişimiyle birlikte debi olmayan insanlar dahi dikkatlerini toplamakta çok zorlanıyorlar.
Ve bu oldukça normal bir durum.
Bununla ilgili de Johan Harri'nin Çalınan Dikkat isimli harika bir kitabı var.
Eğer dikkatinizi toplamakta güçlük çekiyorsanız o kitabı da okuyun derim.
Johan Harri de kitabında dikkatimizi toplamanın sadece dikkat toplamakla alakalı olmadığını yediklerimiz için çevremiz, çevremizdeki insanlarla dahi ilgili olduğunu söylüyor.
Aslında dikkat denilen şey çok yönlü bir şeye dönüşmüş oluyor.
Birazdan sizinle depli bireylerin dikkatlerini daha iyi toplayabilmek, kendilerini daha iyi ifade edebilmek ve öz değerlerini geliştirmek için uygulayabileceği bazı şeylerden bahsedeceğim.
Ama bence debi olmayan bireyler de bunları uygulamalı ve yapmalı diye düşünüyorum.
Aslında bunlar genel olarak daha sağlıklı ve iyi bir hayat sürmenin yollarını bize gösteriyor.
İlk olarak ilk maddemiz fiziksel ortam.
Debli bir bireyin fiziksel çevresinin iyi olması ve kendisine göre düzenlenmiş olması gerekiyor.
Neden mi? Kendimizi rahat hissetmediğimiz, dikkat dağıtanların çok fazla olduğu, stres düzeyimizin yüksek olduğu bir fiziksel ortamda çalışmamız, kendimizi ortaya koymamız çok fazla mümkün olmayacaktır.
Benim kendimle ilgili gözlemlediğim en önemli şeylerden bir tanesi, ailemden ayrı yaşamaya başladıktan sonra sosyal ve duygusal zekamdaki büyük ilerleme.
Ailemle yaşarken çok daha fazla zorlanıyordum.
Bence oradaki maruz kaldığım stresten dolayı dış dünyayı anlamakta, dış dünyaya ve diğer insanlarla olan ilişkilerimi anlamlandırmakta, oraya enerji akıtmakta güçlük çekiyordum.
Sonrasında bu konuyla ilgili, Terefi'nin de yardımıyla birlikte büyük bir ilerleme kaydettim.
Fakat hala bazı arkadaşlarım bana şey diyor, senin uzaydan geldiğini düşünüyoruz.
Bazen insanların anlamlandıramadığı tavırlarım hala oluyor.
Bunu da otantiklikle yani bilgi olmakla, kendim olmakla eşleştiriyorum ve garip bir durum olduğunu asla düşünmüyorum.
Sadece fiziksel ortamı düzenlemenin, maruz kaldığımız insanları daha dikkatli seçmenin, debri bireyin hayatında büyük bir değişim yarattığını düşünüyorum.
Aynı şekilde çalışma ortamım, gün içerisinde vakit geçirdiğim yerleri çok özenli seçmeye çalışıyorum.
Gideceğim kafede mesela yüksek müzik sesinin olmaması benim...
çok önemli. Konuştuğum insanların duygusal regulasyonlarını iyi yapabilen insanlar olması çok önemli.
Çalıştığım yerde yani masamdaki kitaplarımın, mumlarımın, eşyalarımın düzeni oldukça önemli benim için.
Bu birinci madde. İkincisi uyku düzeni.
Zaten depli bireylerin beyinsel foksiyonlarında diğer insanlara nazaran bazı sıkıntılar var.
Bir de yeterli uykuyu alamadığımız zaman gerçekten de gün içerisinde dürtülerimizi ve kendimizi kontrol etmekte Ekstra bir zorluk yaşıyoruz.
İyi uyku almak, beyin fonksiyonlarının iyi işleyebilmesi için oldukça önemli.
Benim hatta neden sabah 5'de kalkmıyorum diye bir podcast'ım vardı uykunun önemini anlat.
Fakat sabah kaçta kalktığınızdan bağımsız olarak gece kaç saat uyuduğunuz önemli.
Uzmanlar 8-9 saat yatakta kalmak gerektiğini söylüyorlar.
Yetişkin birinin ihtiyacı minimum 7 saat maksimumsa 9 saat olarak değişiyor.
Kendi ihtiyacınızı, kendi optimal seviyedeki o uyku alma saatinizi belirlemeniz gerekiyor.
Bu benim için 8 saat. Ben 8 saat uyumazsam gün içerisinde gerçekten çok dalgın, uyuşuk, yorgun ve zorlanmış hissediyorum kendimi.
Bu sadece deple olan insanların değil, diğer insanların da dikkat etmesi gereken bir şey.
Normal yatta dikkatlerini toplayan...
performanslarını daha iyi ortaya koyabilmek adına.
Üçüncü maddemiz çok klasik beslenme.
Beslenme biliyorsunuz hayattaki her şeyle ilgili.
Düzgün beslenmemiz gerekiyor.
Bedenimizde aldığımız gıdalara dikkat etmemiz gerekiyor.
Özellikle markete gittiğinizde fark edersiniz ki pek çok gıdanın içerisinde koruyucu maddeler, ekstra bir sürü farklı farklı şeyler var.
Ve durmadan durmadan paketlenmiş hazır gıdaları tükettiğimizde ya da işlenmiş gıdaları tükettiğimizde aslında sağlığımıza büyük derecede zarar veriyoruz.
Ve bununla birlikte yediğimiz gıdalar beynimizde etkilediği için depli bir...
Beyler kötü beslendiklerinde dikkat eksiklikleri daha da fazla artıyor.
O dürtüsellikleri daha da fazla artıyor.
Geçenlerde bağırsak sağlığıyla ilgili bir belgesel izledim Netflix'te.
Ve orada haftada 50 çeşit sebze ve meyve yemenin bağırsak için çok önemli olduğunu söylüyordu.
Ve aynı şekilde bağırsağın da ikinci beynimiz olduğunu söylüyordu.
Yani sadece beynimiz değil bağırsağımızın da sağlığı aslında düşünsel süreçlerimizi ve duygusal süreçlerimizi yönetebilmek için oldukça önemli.
Bu nedenle olabildiğince...
fazla sebze meyve tüketmek, genelde evde yapmak yemekleri veyahut da daha dışarıda yiyorsak da daha sağlıklı tercihlerde bulunmak gerekiyor.
Mesela benim bununla ilgili...
Düzenli bir sistemim var.
Her pazar otururum.
Haftalık menümü yazarım.
Market alışveriş listemi ve pazar alışveriş listemi çıkartırım.
Ve pazar günü market alışverişimi yaparım.
Pazartesi günü de evimin çok yakınında kurulan, 5 dakika ötemde kurulan bir pazar var.
Oraya giderim ve haftalık sebze, meyve alışverişimi yaparım.
Elimden geldiğince her ne kadar belgeseldeki gibi 50 çeşidi bulamasam bile 30-40 çeşit sebze ve meyve tüketmeye çalışıyorum bir hafta içerisinde.
Bu düzenimi aslında...
Tahmini olarak 2,5-3 ay öncesine kadar anca oturtabildim.
Ondan öncesinde hayatta daha stresliydim ve kendime çok fazla vakit ayıramadığım bir yaşam yaşıyordum.
Fakat dedim ki kendi kendime gerçekten bu hayattaki en önemli şey kendimiziz.
Belki dışarıda harcadığım vakti birazcık daha kısıp evde beslenme dikkat etmek, bunu yemek yapmaya ayırmam gerekiyor dedim.
Fark ediyorum ki... Beslenme düzenini düzeldiğinden beri ruh sağlığımda çok büyük gelişimler var.
Yani bunu size anlatamam.
Lütfen ama lütfen yediğinizde, içtiğinizde dikkat edin.
Doktor Agabor Mate yine kitabında diyor ki, kişinin beslenme şekli, bedenine bakma şekli, hayat yaşama şekli, kendine verdiği değere dair bize çok fazla şey söyler.
Kesinlikle öyle olduğunu düşünüyorum.
Zaten insan kendine iyi baktıkça öz değeri de artıyor.
Öz değeri arttıkça dikkatle toplanıyor, başka işleri de bir şekilde yapmaya başlıyor.
Dördüncü maddemiz fiziksel aktivite.
Aslında şu ana kadar saydığım maddelere bakıldığında oldukça klasik ve hep duyduğumuz şeyleri söylüyorum değil mi?
İyi hissetmenin ve sağlıklı olmanın yolu gerçekten de çok basit.
Sadece bunları uygulamak gerekiyor.
Fiziksel aktivite neden depli bir zihin için oldukça önemlidir peki?
Egzersiz yaptığımızda depli insanların doğal olarak yoksunluğunu çektiği soratenin yani mutluluk hormonunu salgılıyoruz ve baya fazla salgılıyoruz.
Aynı zamanda... Ruh halimizi stabil tutmak için, motivasyon için ve dikkat için gerekli olan kimyasalları egzersiz daha fazla salgılamamıza yardımcı oluyor.
Bakıldığında egzersiz yaparak dışarıdan belki de ilaçla alacağımız şeyleri bedenimize salgılatmayı başarabiliyoruz.
Ve bu harika bir şey.
Ben aslında yıllardır yoga yapan birisiyim.
Fakat son bir yıldan beri eskisi kadar düzenli yapamıyordum.
Ve daha böyle kardiyovasküler bir egzersiz stiline ihtiyaç duyduğumu hissediyordum.
buçuk ay önce falan düzenli olarak egzersiz yapmaya da başladım.
Ve işte tüm bunlar bir saçın ayakları gibi düşünebilirsiniz.
Beslenme, egzersiz, uyku düzeni, kendine bakım vermek.
Hepsi böyle bir arada olmaya başladığında gerçekten iyi hissetme haliniz de artıyor.
Ve Yaptıkça da yapasınız geliyor.
Biliyorum bu düzenleri oturtmak gerçekten hiç kolay değil.
Ama yavaş yavaş küçük küçük şefkatli bir şekilde ilerleyebilirsiniz.
Ve bu şekilde bütün bunları oturtabilirsiniz.
Hazır şefkatli demişken de nazik iç konuşma da debli bireyler için oldukça önemli bir madde.
Çünkü gerçekten de çoğu şeyi erteleyen, bir türlü bir şeyleri toparlayamayan zihnimize çok fazla kaba davranabiliyoruz.
Kendimize sürekli sende bir sıkıntı var, sende bir bozukluk var, niye, neden böyle?
Neden sürekli yapman gereken işleri erteliyorsun diye baskı yapabiliyoruz.
Oysa nazik bir iç sesle konuşmak kendimize böyle zamanlarda oldukça önemli.
Ya tamam biliyorum seni anlıyorum zorlanıyorsun ama bunu yapabilirsin.
Hadi minicik şuna başla en ufak adımını at ve sonrasında zaten diğerleri gelecek.
demek gerekiyor. Ve son olarak da Dr.
Gabor Mate doğada vakit geçirmenin, yaratıcı ifadenin ve meditasyonun da depreler için çok önemli olduğunu söylüyor.
Doğada vakit geçirmek insanın zihnini çok rahatlatan, insana çok iyi gelen bir şey.
Yine Johan Hari de Kaybolan Bağlar isimli kitabında depresyon tedavilerinden biri olarak doğada vakit geçirmeyi öneriyordu.
Çünkü bizler doğayla bağ kurmaya hala çok ihtiyaç duyuyoruz.
Çünkü oradan geldik. Sanayileşme ve şehirleşme çok yeni evrimimize bakıldığında ve hala kendimizi şehirlere ait hissetmiyoruz.
O ağaçların arasında olmanın, rüzgarın, kuşların...
Oradaki o dinginliği arıyor beynimiz.
Ben bununla ilgili genelde haftada bir veya iki defa böyle özellikle hafta içleri parka gidip sakince böyle oturmayı tercih ediyorum.
Ve o anın içerisinde doğanın içerisinde sakince dinginleşmeyi kendime armağan ediyorum.
Meditasyon ve farkındalık da depti bir zihin için aslında yapması çok zor şeyler.
Çünkü kendi kendimizde kaldığımızda beynimiz o kadar çok konuşmaya başlıyor ki bütün o dağınıklıkla yüzleşmek zorunda kalıyoruz.
Ve bu çok korkutucu olabiliyor gerçekten de.
Doktor Gabor Mota diyor ki meditasyondan yıllardır yapıyorum ve sadece son zamanlarda zevk almaya başladım.
Çünkü artık yeni yeni zihnimi düzenleyebiliyorum.
Toparlayabiliyorum. Netflix'te yayınlanan çok güzel bir belgesel vardı.
Explained diye. Orada Budist bir rahibin, yıllardır meditasyon yapan Budist bir rahibin beynine bakıyorlardı MR cihazıyla.
Meditasyon yapan insanların beyinlerinde dikkatle ilgili kısmın çok gelişmiş olduğunu gözlemliyordu uzmanlar.
Dikkatimizi toparlayabilmek adına doğal yöntemlerden bir diğeri de aslında meditasyon yapmak.
Ve biraz daha yaratıcı ifadeye değinip artık bu bölümü...
kapamak istiyorum. Depli insanların yaratıcılıklarını ifade etmeye ve spontanlığa da ihtiyaçları var.
Ben bununla ilgili genelde sabah sayfaları yazmayı tercih ediyorum.
Biliyorsunuz 50 günlük bir program yaptık hatta orada katılımcılarla birlikte artık her sabah 6.30'da yazı yazıyoruz ve birlikte meditasyon yapıyoruz.
Sabahları bilinç akışı şeklinde yazmanın ve aklından geçeni ortaya koymanın benim için büyük bir yaratıcı ifade biçimi olduğunu düşünüyorum.
Yargılanmaktan korkmadığım sadece kendine baş başa olduğum bir alan.
Aynı şekilde ev Elbette ki işte içerik üretiyorum, podcastler yapıyorum ama bence bunlar yine de insanların yani sizlerin beğenilme kaygısını güttüğüm alanlar.
Fakat kimsenin beni beğenmesini umursamadığım, bana ait alanlarda kendimi ifade edebilmek de oldukça önemli.
Ve her debri birey de buna aslında oldukça ihtiyaç duyuyor.
O yüzden sizin de kendinize bu tip bir alan açmanızı içtenlikle öneririm.
Aslında bu bölümde bahsetmek istediklerimin hepsinden bahsettiğimi düşünüyorum.
Elbette ki eksik kaldığım, yetersiz olduğum yerlerde olmuştur.
Bu bölümü bu kadar çok ertelememin en önemli sebebi bu arada.
Çok kaygılanmış olmam.
Çünkü yanlış bir şey söylemekten korktum.
Haddim olmayan bir konu hakkında yorum yapmaktan korktum.
Sonuçta dediğim gibi doktor değilim, psikolog değilim ve beni aşan bir konu hakkında bir yorum yapmayı asla istemem.
Sizleri yanlış yönlendirmeyi asla istemem.
Sadece kendi deneyimlerim, dep ile yaşamanın ne demek olduğunu.
anlatmaktı amacım ve okuduklarımı sizinle paylaşmaktı.
Eğer dediğim gibi kendinizden parçalar gördüyseniz lütfen kendinizi yalnız hissetmeyin.
Deble yaşamak oldukça zor.
İnsan kendisini bazen çok yalnız, çok eksik hissedebiliyor.
Ama dünyanın sonu değil.
Bu hastalıkta yaşayan harika insanlar var.
Kitabından sık sık bahsettiğim Dr.
Gabor Mate sadece bunlardan birisi.
Debenizin olması sizin bu hayatta hiçbir şey yapamayacağınız anlamına asla gelmiyor.
Hala harika şeyler yapabilirsiniz.
Hatta bu kendi avantajınız haline dahi getirebilirsiniz.
Unutmayın yalnız değilsiniz.
Destek almayı, bu konuyla ilgili kendinizi bilgilendirmeyi ve kendi kendinize bakım vermeyi lütfen ihmal etmeyin.
Artık sizler birer yetişkinsiniz ve aynı iyi bir ebeveyn, deple bir çocuğa nasıl davranırsa sizin de kendinize aslında öyle davranmanız gerekiyor.
Dikkat dağıtıcıların gittikçe arttığı ve dikkat süremizin gittikçe kısaldığı, stresin, üzüntünün de arttığı bu dönemde pek çok şeyle mücadele ediyoruz ve depçe işte bunlardan
bir tanesi ve yaşam biçimlerimizin aslında bir sonucu.
Kimseyi suçlamamak, kimseye kızmamak da gerekiyor.
Kendi yolumuza bakalım. Bununla mücadele edebileceğimizi, baş edebileceğimizi bilelim.
Seçeneklerin, fırsatların sonsuz olduğunu bilelim ve hepsinden de öte, çok kez söylediğim gibi yalnız olmadığımızı bilelim.
Bu hastalıkla mücadele eden, etmeyen herkese kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği, kendisi olarak yaşayabildiği harika bir hayat diliyorum.
Tüm zorluklara rağmen, tüm çabamıza rağmen hayat gerçekten de güzel bir yer.
Ne olursa olsun. Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Podcast'ı sevdiyseniz teyitlerinizle paylaşmayı lütfen unutmayın.
Bana ulaşmak için etgenelsesler podcast instagram hesabına bakabilirsiniz.
Oradan da düzenli olarak paylaştığım içerikleri takip edebilirsiniz.
Bana mesaj yazabilirsiniz, mail atabilirsiniz.
Sizinle iletişimde olmak benim için en keyifli şeylerden bir tanesi.
Hep dediğim gibi yazılan her şeyi okuyorum ama hepsine geri dönemeyebiliyorum.
İşlerimin yoğunluğundan dolayı ya da okuyup sonradan döneceğim deyip unutuyorum.
Ama yazdıklarınızın hepsi bana ulaşıyor.
Bunu bilin. Kendinize çok çok iyi bakın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. TRP'nin katkılarıyla Genel Sesler Podcast sona erdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
