
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Podcastte sizinle muhabbet etmekten ne kadar zevk aldığını fark eden Bilge(yani ben) bu hafta ikinci bir bölüm yayınlayarak son zamanlarda kaybettiği motivasyonunu yeniden bulmak ve yaratıcı uğraşlarına, çalışmalarına devam edebilmek için neler yaptığını anlatmaya karar verdi. Bazen dağılmak, kendimizi ve işlerimizi boşlamak normaldir. Önemli olan kendimizi nasıl toparlayacağımız ve yolumuza nasıl yeniden devam edebileceğimiz. Tıkandığımızda, zorlandığımızda ve devam edemediğimizde neler yapabileceğimizi konuştuğumuz bu bölüme hepiniz hoş geldiniz :)
Bahsettiğim Kitaplar:
-Ahlak Mektupları/ Seneca
-Mutluluk Tuağı/ Russ Harris
-Kendime Düşünceler/ Marcus Aurelius
-Akış Mutuluk Bilimi/ Mihaly Csikszentmihalyi
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba.
Ben Bilge ve bugün bu podcastin tarihinde daha öncesinde hiç yapmadığım bir şey yapıyorum.
Bir haftada ikinciye bölüm çekiyorum.
Wow! Normalde haftada bir tane dahi bölümü zor çıkartırken bir haftada iki bölüm hazırlamak gerçekten benim kapasitemin bayağı üzerinde bir davranış.
Bunun böyle olmasının sebebi artık bu podcast'ı yapmaya ve mikrofona konuşmaya gerçekten çok alıştım.
Bu belki sizinle kurduğum iletişimden de kaynaklanıyor olabilir.
Kendimi rahat hissediyorum.
Hatta o kadar rahat hissediyorum ki arkadaşlarımla bile bazen konuşurken zorluk çekebileceğim konuları burada rahatlıkla konuşuyorum.
Bu bölümün adını devam edebilmek koydum.
Çünkü iki bölüm önce kendine bakmak ne demek isimli bir kayıt yapmıştım.
Dinleyenleriniz biliyordur orada pek ruh halim yerinde değildi, dengede değildim.
Kendimi birazcık kaybolmuş, yolundan çıkmış hissediyordum.
Her zamanki rutinimden daha doğrusu yolundan çıkmak derken bunu kastediyorum.
Son böyle bir aydan beri falan bunun üzerine çalışıyorum.
Arkadaşlarımın yanına gittim, farklı aktiviteler denedim, toparlamaya çalıştım kendimi.
En sonunda geçenlerde çok sevdiğim bir yazar olan Austin Kleon'un Keep Going isimli kitabını okudum.
Bilenleriniz biliyordur belki, Austin Kleon'dan daha önce çok defa bahsettim.
Bir sanatçı gibi nasıl araklanır kitabından özellikle.
Yaratıcılık hakkında bahsederken bayağı alıntılar yapmıştım.
İyi veya kötü hissettiğimizde hiç fark etmez.
Yaratıcı yaşantımıza ya da yaptığımız işe devam edebilmek için ihtiyacımız olan bazı tüyolardan bahsediyor diyebilirim.
Ben kitaptaki tavsiyeleri kendi yoluma yeniden geri dönebilmek, kendi rutinime geri dönebilmek, yeniden hayatımı toparlayabilmek için kullanmaya karar verdim.
Gerçekten de çok iyi işe yaradığını düşünüyorum.
Kendimi çok daha fazla iyi hissediyorum.
Bir haftada iki bölüm kaydederek bence bunu kanıtladım.
Ve bu bölümü de böyle spontane olarak kaydetmeye karar verdim.
Hem biraz muhabbet etmek, konuşmak istiyorum.
Hem de kendi uyguladığım bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bugün anlatacaklarım hani depresyondan ya da duygusal bir yıkımdan nasıl sıyrılıp da yolunuza geri dönebilirsiniz gibi değil de daha çok kendimizi kaybettiğimiz, rutinlerimizi aksatmaya başladığımız,
iyi hissetmediğimiz...
Zamanlarda küçük ufak değişikliklerle ve bazı ekstra egzersizlerle nasıl kendimizi yeniden iyi hissedebileceğimiz üzerine aslında.
Eğer kendinizi çok kötü hissediyorsanız, depresyondaysanız uzman birisinden destek alın lütfen.
Yazdıklarınızdan yola çıkarak söylüyorum.
Pek çoğunuz podcastten faydalandığını, kendisini iyi hissettiğini, hatta anksiyetesine iyi geldiğini söyleyenler bile var.
Çok teşekkür ediyorum. Ama yine de ben önden bir uyarı yapmak istedim.
Anlattıklarım herhangi bir şekilde, bugün anlatacaklarım daha doğrusu, herhangi bir şekilde tedavi tavsiyesi falan değildir.
Sadece dinledikçe anlayacaksınız.
Kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaktır.
Dediğim gibi durumunuzdan pek memnun değilseniz lütfen uzman birisine danışın.
Pekala, niye böyle bir kamu spotu geçtim yine hiçbir fikrim yok.
Sanırım kendimi sorumlu hissettim.
Başlangıç noktamız.
Kendimizi kötü hissediyoruz, yolumuzdan şaştık, kutu kutu çikolataları bitiriyoruz, yataktan dışarı çıkmak istemiyoruz, mutsuzuz, gün boyu sosyal medyada takılıyoruz ve yaratıcı işlerimize
ya da yapmamız gereken diğer işlere ilgilenmemiz gereken, bakım vermemiz gereken insanlara bakamıyoruz.
Bu durumdayken beni yola sokan ilk düşünce şu oldu.
Öncelikle kendimi acımaktan vazgeçtim.
Yani depresyondayken ya da üzgünken geçirdiğiniz...
O zamana üzülmek, çok vakit kaybettiğiniz düşünmek, acı nasıl bir halde olduğunuzu düşünmek, hayatınızın berbat olduğunu düşünmek bunların hiçbiri işe yaramıyor.
Öncelikle acımaktan ve geç kalmıştık duygusundan bir sıyrılın.
Şöyle düşünün, o şekilde 3 ay geçirdiyseniz önünüzde şu an tamamen farklı olarak geçirebileceğiniz bir ömür var ve acımayı bırakın.
Zaten kendinize acıma duygusundan sıyrılmaya başladığınızda harekete geçmek için ihtiyacınız olan güce de kavuşmaya başlayacaksınızdır.
Bu noktadayken bir hatırlatma amacıyla bence şu bir yerlere yazılabilir.
Her gün yeniden başlıyoruz.
Klişe. Ama öyle.
Her gün yeniden başlıyoruz ve her gün hayatımızı gerçekten yeniden şekillendirebilmek için fırsatlar yaratabiliriz.
Ben bu fikri daha iyi özümsemek adına şöyle bir yöntem izlemeye karar verdim.
Artık kendime günlük hedefler yapıyorum.
Özellikle bu zor zamanlarımda, duygusal olarak çöktüğüm zamanlardan sonra uzun vadeli hedeflerin beni ne kadar yorduğunu.
Başarı için çok önemliler bu arada.
Asla yapmayın demiyorum. Ama sıkıntılı, depresif zamanlarımızda uzun vadeli planlarımızı düşünmek bence bizi daha da depresifleştiriyor.
O planları gerçekleştirmek için sarf etmem gereken efor, çabalamam lazım.
Bütün bunlar zihnime doldukça kendimi daha kötü ve yorgun hissetmeye başlıyorum.
Bu yüzden günlük planlar yapmaya karar verdim.
Zaten siz her gün ne yapıyorsanız aslında osunuz.
Bugün yaptığınız, yarın yaptığınız ve ertesi gün yaptığınız şeyler zamanla üst üste binecekler ve hayatınızı oluşturacaklar.
Ben de bu basit fikirden yola çıkarak artık sadece günlük hedefler yapmaya günümü başarılı kılmaya karar verdim.
Bunu yapmak adına da her gün yeni fırsatlar yaratmaya gücüm olduğuna inanmak adına da küçük rutinler oluşturmaya başladım.
Daha öncesinde de rutinlerim vardı fakat bu dağılma anında hepsi yok oldu.
Rutinler oluşturmak yani sabah uyandığınızda bir kahve yapmak bir çay yapmak peşinden belki küçük bir sessizlik sakinlik alanı kendinize oluşturmak belki iki sayfa kitap okumak böyle
minik minik rutinler oluşturup sonrasında hayatınıza başlamak.
Mesela sabahları şöyle bir şey yapmaya başladım uyanıyorum kahve içiyorum zaten bir kahve bağımlısıyım.
Bunu burada ne alaka ekledim hiçbir fikrim yok ama gerçek bir kahve bağımlısıyım.
Kahvemi içtikten sonra hemen peşinden meditasyon yapıyorum.
Kısacık da olsa. Bu şekilde James Clear'ın Atomik Alışkanlıklar kitabında okuduğum alışkanlık istifleme olayını kullanıyorum aslında.
Her zaman yaptığım bir rutinden sonra yeni bir şey ekliyorum hemen peşine ve sonra onun peşine de kitap okumak ya da yoga yapmak eklenebilir.
Bu şekilde ekleye ekleye ekleye bir rutin ve birbirini takip eden, düşünmeden yapılan işler silsilesi oluşturmuş oluyorum.
Bu neden iyi hissettiriyor ve neden yolunuzu bulmaya başlamışsınız gibi geliyor?
Çünkü... Düşünmeden yaptığınız belli davranışlarınız oluşmaya başladığında ve bunlar sizin ruhsal, fiziksel sağlığınıza iyi geldiğinde hem kendinize yatırım yapmış oluyorsunuz hem de o boş zamanlarda sosyal
medyaya düşmek ya da gereksiz düşüncelerin tuzağında çırpınmaktan kurtuluyorsunuz.
Bunun yanında bir de Alistair Cleo'nun kitabında tavsiye ettiği listeler yapın.
diye bir şey vardı. Bunu ilk okuduğumda bana pek işe yaramayacak, gereksiz bir şeymiş gibi geldi.
Hatta aslında sorarsanız zaman kaybı diye bile düşündüm.
Sonrasında ama ne çıkar?
Sonuçta şu an iyileşmeye çalışıyorum.
Kendimi toparlamaya çalışıyorum.
Yeniden disiplin olmaya çalışıyorum.
O halde dedim bir de bunu deneyeyim.
Bir şeyleri yazmanın, görünür kılmanın güçlü olduğunu biliyordum.
Ama gerçekten de güçlüymüş.
Bu işi o kadar çok sevdim ki liste yapma işini birazcık abarttım.
Şu anda hatta defteri elime aldım.
Bir dakika. Mesela bakın neler yapmışım.
Hedefler listesi, ilham aldıklarım listesi, değerler listesi, mutlu hissettirenler listesi, hayaller listesi, podcast'in gelecek bölümlerine dair yapmak
istediklerim listesi. Bulduğum her şeyin listesini çıkarmışım.
Allah'tan ilk başta gereksiz bulmuşum yapmayı yani.
Bir de gerekli bulsaydım ne olacaktı hiçbir fikrim yok.
Mesela sizinle mutlu edenler listesini paylaşayım.
Bu listeyi hazırladıktan sonra kendimi kötü hissettiğimde hemen açıp içinden bir tane seçiyorum.
Çok iyi geliyor. Ne demişim?
Müzik eşliğinde kurabiye pişirmek.
Vallahi gelmiş geçmiş en ton ton podcast sunucusuyum arkadaşlar.
Bu konuda tartışma kabul etmiyorum.
Başka ne demişim? Kahve.
Friends izlemek.
Bu kesinlikle ama. Şimdi friends izlemek.
Herkesi mutlu yapar. Kışlık kıyafetler.
Kışlık kıyafetlerden kastım satın almak değil, kışlık kıyafetleri giymek.
Tabii bu maddenin yerine gelmesi için havanın soğuk olması gerekiyor.
Ben atkı, eldiven, şapka, böyle patikler falan bunların hastası bir insanım.
Diğer maddem yazı yazmak.
Yazmak evet iyileştiriyor.
Sonra mum yakmak ve mum satın almak demişim.
Mumlarla aramızdaki ilişki oldukça ciddi.
Mutluluğu tarif eden bazı güzel kelimeler bölümünü dinleyenler bilir.
Orada Hüge'den bahsetmiştim.
Hüge'nin olmazsa olmazlarından biri mumlar.
Özellikle böyle sabahları artık güneş doğmadan malum uyanıyoruz.
En azından ben öyle uyanıyorum. Sabah 6.30-7.00'de kalktığımda güneş olmuyor ortalıkta.
Kapkaranlık oluyor. Odadaki mumları yakmak sabaha başlamak için bana gerekli motivasyonu sağlıyor.
Gün içerisinde de sürekli mum yakmaya devam ediyorum.
Tavsiye ederim bir deneyin.
Bir de demişim ki yürüyüşe çıkmak.
Zaten bu yürüyüşe çıkmak ve yürümek üzerine birazdan daha kapsamlı konuşacağım.
Şimdilik bu kadarmış beni mutlu hissettirenler.
Bir de buna ben şeyi ekleyeyim.
Podcast kaydetmek. Ama spontane podcast kaydetmek.
Böyle. Bir de dinleyicilerimden gelen mesajları okumak.
Evet liste tamamlandı.
Bu fikri de Austin Cleon'dan almıştım.
Bu şekilde içerik üretenlere diyor ki...
Dinleyicilerinizden ya da sizi takip eden insanlardan gelen güzel mesajları, mailleri bir yerde depolayın.
Ve kendinizi yaratıcı olarak iyi hissetmediğinizde, kötü hissettiğiniz zamanlarda açın okuyun.
Ben bunu yaptım. Mailleri bir yerde topluyorum.
Gelen yorumları bir yerde topluyorum.
Sonra döndüm onları okudukça özgüven geliyor yeniden.
Yeniden bir devam etme gücü geliyor.
Bunu da listeye ekleyeyim.
Evet sizinle listemde paylaştığıma göre ikinci maddeye geçiyorum.
Ne dedik? Önce her gün hayatınızın yeniden başladığını hatırlayın.
Ve bunu düşünerek günlük planlar yapın.
Gününüzün içerisinde sizi iyi hissettiren şeylere zaman ayırın.
İkincisi ise kendine alan inşa etmek.
Alandan kasıt size özel bir yer yapmak.
Bundan daha önce hiç bahsetmiş miydim bir fikrim yok ama ben kişisel alanlara ve kendi kendine geçirilen vakite çok önem veren birisiyim.
Bunun da iyileşmekte büyük bir rol oynadığını düşünüyorum.
Nasıl mı? Gerçekten size ait bir zaman, bir yer ve bir nokta belirlemek ve orada bir 15 belki de 20 dakika zaman geçirmek.
Dünyadan kopmak, mesela Instagram'dan, sosyal medyadan ve internetten kopmak, kendimize bağlanmak.
Aynısını yazar da tavsiye ediyor.
Bunu yaptığımızda aslında başkalarının hayatları, başka dertler, başka sıkıntılardan daha çok kendi iç sesimizi duymaya başlıyoruz.
İnsan ne kadar çok dışarıdaki sesleri duyarsa, ne kadar çok başkalarının görüşlerini alırsa, kendi görüşlerinden ve kendi sesinden bence o kadar uzaklaşıyor.
Bu demek değil ki kimseden tavsiye almayın, kimseyi dinlemeyin.
Kesinlikle başkalarından harika tavsiyeler ve fikirler alınabilir.
Ama önceliklendireceğimiz şey bence kendi iç sesimiz ve kendi duygularımız olmalı.
Yine burada kendimden bir örnek vermek istiyorum.
Podcast'ı yapmaya başladığımda, podcast üzerinden örnekler veriyorum bu arada ama sizinle en büyük ortak noktamız bu.
Kesin olarak bir kararım vardı.
İşte her bölümü düzgünce yazacaktım.
Kapsamlı araştırmalar yapacaktım ve her bölümde müthiş bir kalite sunmaya çalışacaktım.
Zaman ilerledikçe bu harika bir görüş.
Ama bunu bana genellikle eğitim aldığım hocalarım ya da eğitmenlerim aşıladı.
Kesinlikle bu arada doğru ve haladır bölümlerimi bu şekilde yapıyorum.
Ama iç sesim bir yerden bana şunu söyledi.
Bence aralarda sohbet muhabbet etmeli, konuşmalı ve kendinden de bir şeyler paylaşmalısın.
Ve onu takip ederek mesela bu bölümü çekiyorum.
Bundan önce birkaç bölüm daha böyle çektim.
Kendi sesime güvenmenin bu noktada bana çok iyi geldiğini fark ettim.
Bu bölümler oturup da bütün bir metnini hazırladığım, düzenlediğim bölümler değil ya da uzun uzun araştırmalar yaptığım bölümler değil.
Daha çok burada kendi hayat deneyimlerimden ve bana iyi gelen, kötü gelen, mutlu hissettiren, mutsuz hissettiren şeylerden bahsediyorum.
Bu şekilde içerikler üretmek de samimiyetimi arttırıyor, sizde olan ilişkimi güçlendiriyor.
Ve bu kararı verdiğim için gerçekten mutlu hissediyorum.
O yüzden siz de yaptığınız şeylerde kendi iç sesinizi duymak için gereksiz insanların ve haberlerin gürültüsünden kurtulup yapmak istediğiniz şeye tam anlamıyla odaklanabilmek için kendinizle
buluşma istasyonlarına sahip olun derim.
Buluşma istasyonu derken şunu kastediyorum.
Çok kalabalık bir eviniz olabilir.
Dağınık bir hayatınız olabilir.
Ama ne bileyim sabahleyin belki bir 20 dakika erken kalkarak.
Bir köşede durmak, kendinize belirlediğiniz bir köşede oturmak, sakince orada bir fincan çay içmek ve belki bir bakmak, bir düşünmek, nasıl hissediyorsunuz bir görmek çok işe yarar.
Bence bunu yapabilmek için bir de hayır demeyi öğrenmek gerekiyor.
Gereksiz insanlara, sizi rahatsız edecek, alanınıza girmeye çalışan insanlara hayır diyebilmek.
Sosyal medyaya, dikkatinizi çalan o bütün platformlara hayır diyebilmek.
Gerekirse evdeki insanlara hayır şu an kendime zaman ayırıyorum.
Seninle ilgilenemem diyebilmek gerekiyor bence.
Üçüncü maddemiz ise yeniden yolumuzu bulmak.
Yeniden hayatımıza devam edebilmek için.
Şunu hatırlamak.
İhtiyacımız olan her şeye zaten sahibiz.
Instagram'da bir post yayınlamıştım.
Stovacı filozoflara göre mutlu olmanın yolları diye.
Ve orada Marcus Aurelius'un şu sözünü paylaşmıştım.
Mutlu olmak için ihtiyaç olan her şeye zaten sahipsin.
Bunu sağlamak için aradığın şeyler içinde ve düşünce tarzında gizli.
Düşünce tarzımız neye dikkat ettiğimizle şekilleniyor.
Bu podcast'in yanılmıyorsam 3.
bölümüydü. Hayat neye dikkat ettiğimizdir isimli bir kayıt yapmıştım.
Ve orada dikkatimizi yönlendirdiğimiz şeylerin öneminden bahsetmiştim.
Eğer hayatımızı değiştirmek istiyorsak, dikkat ettiğimiz şeyleri değiştirmeliyiz.
Akış kitabının yazarı Mihail Çıksan Mihail, umarım soyadı böyle okunuyordur, dikkatin pisişik bir güç olduğunu söylüyor.
Şöyle diyor dikkatle ilgili.
Bazı insanlar paha biçilmez kaynaklarını, yani burada dikkatten bahsediyor, ziyan ederken diğerleri bunu etkili bir biçimde kullanmayı öğrenir.
Bilincini kontrol eden insanın göze çarpan özellikleri, dikkatini istediği gibi odaklaması, dikkat dağıtıcıları göz ardı etmesi ve bir amacı yerine getirecek kadar odaklanmayı başarmasıdır.
Bunu yapabilen insan genelde günlük hayatın normal akışından keyif alır.
Dikkatimizi önemli olana ve yapmak istediklerimize yönlendirebildiğimiz zaman hayatın akışından keyif alıyoruz.
Mihal Çiksen Mihal'in dediği gibi dikkatimiz hayattan zevk almamıza etkiliyor.
Mesela kitabında bir örnek var.
Kadına E demiş. Kısaca herhalde isminin baş harfinden bahsediyor.
Bu kadın Avrupa'nın en önde gelen bilim insanlarından ve aynı zamanda bir iş kurucularından biri.
Hayatı çok dolu geçiyor.
Her gün bir yerden bir yere gidiyor ve boş vakitlerinde işte genellikle ya kitap okuyor ya da müzelere gidiyor.
Şoförü ise onu...
gitmesi gereken yerlere taşıyan insan o bir toplantı yaparken ya da iş başındayken onu beklemek için dışarıda durmamasını ve müzeleri ziyaret etmesini istiyor.
Çünkü akşam eve dönerken ondan bu müzelerdeki heykeller, resimler ve diğer sanat eserleri hakkındaki görüşlerini dinleyecek.
Çünkü E'nin hayatı çok önemli ve her saniyesini nasıl değerlendireceğini çok iyi biliyor.
Aynı zamanda E bütün bunları yaparken yani hayatının her adımını planlarken sabahları Köpeklerini alıp tek başına gezmeye de çıkartıyor ya da kendisine sakin alanlar da oluşturmaya dikkat ediyor.
Kendi kendisiyle vakit geçiriyor ve kendi iç sesine kulak veriyor.
Yazar E ile konuştuğunda onun zorlu bir hayatı olduğunu, aslında zorlu hastalıklar geçirdiğini, ikinci dünya savaşını gördüğünü ve her şeyini ailesinin çoğu üyesinin o zaman kaybettiğini öğreniyor.
Fakat E dikkatini hayattaki önemli şeylere ve kendisine getirerek tüm bu zorlukları aşmış.
Hatta ötesinde müthiş işler başarmış.
Hayatından çok memnun, mutlu.
Çünkü E hayatın neye dikkat ettiğimizle alakalı olduğunu çok iyi anlamış.
O yüzden sürekli üzücü duyguların girdabındaysak ya da kendimize acıyorsak belki de dikkatimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Mesela bunu çok basit bir değişiklikle başlanabilir.
Dikkati evdeki çiçeklere vermek, dikkati okuduğumuz kitaplara vermek, dikkati ne bileyim çocuklarımıza vermek.
Yani bir şekilde o duygulardan ayırmak ve başka bir şeye yönelmek.
Yazar diyor ki kitabında eğer günlük yazıyorsanız ya da fotoğraflar çekiyorsanız düzenli olarak, geri dönün ve bir onları okuyun, bir fotoğraflarınıza bakın.
Aslında onların içerisinde sizin sürekli tekrarladığınız bazı paternler, sürekli dikkatinizi verdiğiniz şeyler gizli.
Ben bu tavsiyeyi uyarınca oturdum, günlüğümü okudum, son defterimi yazmaya Temmuz ayında başlamışım ve bir şey fark ettim.
Sürekli bir olumsuz duygular içerisindeyim.
Sürekli bir geleceğe dair kaygı içerisindeyim ve bu durumadan tekrarlanıyor.
Her ne kadar öyle hissetmesem bile zihnimi kandırabilirim ve biraz daha olumlu düşünmeye çalışabilirim öyle değil mi?
Ama hiç öyle yapmamışım. Sürekli defterime kaygılarımdan, mutluluklarımdan bahsetmişim ve bir gün bunlar...
Gerçekten de beni mahvedecek bir noktaya gelmişler.
Sürekli neyi tekrar ettiğimiz, neyi söylediğimiz, neyin fotoğrafını çektiğimiz, nereye gittiğimiz bizim hakkımızda çok fazla şey söylüyor.
Kötümü olumlu duygulara ve işime vermeye karar verdim.
Çünkü çok uzun bir zamandan beri üzüntülerime ve kaygılarıma veriyormuşum.
Bunu da bana yazdıklarım ve günlüğüm söyledi.
Eğer bu tip alışkanlıklarınız yoksa edinmenizi tavsiye ederim.
Çünkü günlük tuttukça ve her gün yazdıkça, yazdıkça, yazdıkça Geri dönüp baktığınızda kendinizde hiç fark etmediğiniz şeyleri fark ediyorsunuz o sayfaların arasında.
Dördüncü ve son olarak ise hayatımızı ve fikirlerimizi değiştirme hakkına her zaman sahip olduğumuzu bilmek.
Her zaman aynı insan olmak zorunda değiliz.
Her zaman aynı yolda yürümek zorunda değiliz.
Ve farklı sıkıntılar, farklı üzüntüler yaşayabiliriz.
Görüşlerimiz, hayata bakışımız, inançlarımız, her şey değişebilir.
Ve bu çok normal.
Austin Kleon kitapta diyordu ki eğer fikirlerin zamanla değişmiyorsa kendini cimcir.
Çünkü ölmüş olabilirsin.
Bazen yolumuzu bulmak için belki de farklı bir yola girmemiz gerekebilir.
Ve bu bizi korkutuyor olabilir.
Yeni bir hayata atılmak, bir şeyleri yeniden inşa etmek, yıkmak, yeniden yapmak.
Ama hayat değişim ve dönüşümden ibaret.
Ve belki eğer değişip dönüşmüyorsak, yeni yollara girmiyorsak bizi yolun dışına rutinlerimizin ve hayatımızın dışına atan şey de bu olabilir.
Ben şöyle düşünüyorum. Bir sıkıntıyla karşılaştığımızda, bir sorunla yüz yüze geldiğimizde ya da yolumuzun değiştiğini, hayatımızın değişmeye başladığını fark ettiğimizde oturup kitap okumak ve bizden
önce bu sorunları yaşayan insanlar ne demiş, neler deneyimlemiş görmek müthiş faydalı bir şey.
İnsanlık binlerce yıldan beri bir şeyler yazıyor ve üretiyor.
Ve gerçekten de hiçbir şey yeni değil.
Dertlerimiz ve sıkıntılarımız da buna dahil.
Kitaplardan bizden önce yaşamış insanların yazdıklarını okuyarak müthiş içgörüler ve hayat dersleri elde edebiliriz.
Ben bununla ilgili Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler isimli kitabını çok okuyorum ve çok da tavsiye ediyorum.
Kendisi bir Roma imparatoru.
Aynı zamanda stoğacı bir filozof.
İnsan olmak hep aynı sıkıntıları yaşamayı da beraberinde getiriyor.
O yüzden eğer siz de kendinize bir teselli arıyorsanız, sizden önceki insanların neler söylediğini ve nasıl onlardan yardım alabiliriz diye merak ediyorsanız kitaplara sığının.
Bununla ilgili tavsiye edebileceğim bir Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler kitabı var.
Seneca'nın Ahlak Mektupları isimli kitabı var.
Bir de yine bahsettiğim daha demin Mihail Çıksen Mihail'in Akış Mutluluk Bilimi isimli kitabı.
var. Çok çok harika.
Rutinler ve günü planlamak, rutinler oluşturmak, hayatı düzene sokmamakla ilgili de James Clear'ın Atomik Alışkanlıklar isimli kitabı çok faydalı.
Bunu da ekleyeyim. Bir de Ross Harris'in Mutluluk Tuzağı isimli kitabını da tavsiye ederim.
O kitaptaki pratikler de hayat kurtarıcı olabilir.
Ve tüm bunların yanında kendinize zaman ayırmak, belki birazcık meditasyon yapmak, biraz sakinlemek, 6 ay ya da 1 yıl sonrasını değil de sadece bugün düşünme ve bugüne odaklanmak.
Bizi yeniden yolumuza sokabilir ve devam edebilecek gücü verebilir.
Bana şahsen verdi. O yüzden burada böyle uzun uzun anlatıyorum.
Son olarak bir de kendinizi kötü, mutsuz ve sıkışmış hissettiğinizde lütfen evin içinde ya da kapalı bir alanda kalmayın.
Ben böyle havasızlığın ve güneşsizliğin de insanı mahvettiğini düşünüyorum.
Bu aslında benim düşüncem değil.
Yani biyolojik olarak da, bilimsel olarak da dışarı çıkmamız, güneş almamız, ruh sağlığımız için çok önemli.
Bir yürüyüş yapmak.
Özellikle yürüyüş yapmak.
Şöyle yarım saat, bir saatlik yürüyüşlere çıkmak.
Zihnimizde çok fazla şey açıyor.
Daha önce iş denediniz mi bilmiyorum ama bir deneyin.
Çıkın ve yürüyün.
Bir kitap okumuştum Yürümenin Felsefesi isimli.
Orada filozofların yürürken neler keşfettiklerinden bahsediyor.
Mesela Nietzsche yeni fikirleri için O kadar çok yürürmüş ki İsviçre abdilinde yaşıyor hatta hastalığı yüzünden ve her gün dağlara tırmanıyor.
Kilometrelerce, saatlerce yürüyor.
Soğuk, karkış demiyor.
Zihnindeki fikirlerin toparlanması, kitapların yazabilmesi için hep buna ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Nietzsche ama günün sonunda delirdi falan demeyin.
Sadece o değil, pek çok yazar, pek çok insan bunu tavsiye ediyor.
Ben de onların tavsiyelerine uyarak aslında yürüyüş yapmaya başlamıştım.
Baktınız hiçbir şey olmuyor.
Çok kötüsünüz. Hiçbir şekilde bir şey yapamıyorsunuz.
Dışarı çıkın ve yürüyün.
Güneş şeytanlarınızı öldürür.
Temiz hava size yeniden bir yaşam enerjisi getirir.
Ve yürürken insanın aklına hiç olmayacak şeyler geliyor.
Bir yürürken bir de duştayken.
Bu ikisi gerçekten müthiş yani.
Ben Rusları zihin bir dağılıyor.
Ve fikirler birbirlerinden kopup daha önce hiç görüşmedikleri diğer fikirlerle çarpışıyor.
Ve yaratıcı şeyler ortaya çıkıyor.
Bilmiyorum bunu düzgün anlatabildim mi?
İşte bu şekilde bunları uygulayarak yeniden kendi yolumu bulmaya başladım.
Devam etmeye başladım.
Uzun bir dönemdir duraklama sürecindeydim.
Ama şimdi yeniden kendi hayatımı toparlayacak gücü bulduğuma inanıyorum.
En azından o gücü bulmaya başladığıma inanıyorum.
Umarım burada anlattıklarım sizin de hayatınızda bir etkiye sebep olur.
Bir de lütfen üşenmeyin.
Yani bunları yapmaktan üşenmeyin.
En azından bir tane de olsa bir tane maddesini, minicik bir tanesini dahi olsa yapın.
En başında dediğim gibi lütfen kendinize acımaktan vazgeçin.
Bugünlük benden bu kadar. Sizle sohbet etmeyi seviyorum.
Siz de bu şekilde bölüm çekmemden hoşlanıyor musunuz, hoşlanmıyor musunuz bana yazabilirsiniz.
Bu arada bana her zaman yazabilirsiniz.
Mail atabilirsiniz. Instagram'dan etgenelseslerpodcast ismiyle bana ulaşabilirsiniz.
Şimdilik kapatıyorum. Kendinize iyi bakın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
