
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
istediğimiz bir hayat varsa onlara ulaşmak için değişmek zorundayız. Bu bölümü değişimden korkan, bir türlü adapte olamayan, direnç gösteren herkes ve en başta kendim için hazırladım. Şimdiden keyifli dinlemeler dilerim.*******Bana yazın: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba, ben Bilge.
Umarım hepiniz çok iyisinizdir.
Bugün... Değişim ve cesaret üzerine konuşacağız.
Bu konu üzerine aslında soracak olursanız diğer bölümlerde yaptığım gibi geniş çaplı bir araştırma yapmadım.
Zaten değişim ve cesaret benim hayatımın çok ortasında konular oldukları için ve üzerlerine sürekli içsel çalışmalar yaptığım için haklarında fikir sahibi olduğum ve rahatlıkla konuşabileceğim iki konu.
Hem dedim ki biraz sohbet muhabbet ederiz.
Ben size bazı deneyimlerimden bahsederim.
Neden değişemiyoruz?
Neden konfor alanımızdan çıkamıyoruz?
Ve buna nasıl çözümler bulabiliriz?
Biraz konuşalım istedim.
Aranızda bu bölümü açıp da hayatında değiştirmek istediği bir şey olmayan hiç kimse yoktur diye düşünüyorum.
Çünkü öteki türlü neden bu bölümü açasınız öyle değil mi?
Bana soracak olursanız hayatında hiçbir şeyi değiştirmek istemeyen bir insan doğru bir yolda değil.
İçerisinde her şeyin yer yerinde olduğu bir hayat ve hiçbir şeyi değiştirmek istemediğiniz bir dünya bence gerçekçi ve olması gereken bir dünya değil.
Bakın altını çizerek bir daha söylüyorum bence değil.
Benim hayata bakış açım yani daha doğrusu hayattaki amacım sürekli gelişmek.
Ve yeni şeyler keşfetmek.
Bilmediğim şeyleri öğrenmek.
Tanıyabildiğim kadar ömrümün yettiğince bu dünyayı ve evreni tanımaya çalışmak.
Ve aynı zamanda kendim tabii ki de.
Bunların hiçbiri yerinde oturarak ya da konfor alanında kalarak gerçekleşmiyor.
Bir söz var biliyor musunuz?
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diye.
Zaten hayat sürekli değişiyor.
Ve siz değişmezseniz, yerinizde kalırsanız kaybeden oluyorsunuz.
Çevreniz değişiyor, fırsatlar değişiyor, durumlar değişiyor.
Her şey değişiyor. Düşünsenize değişmeyen ne var?
Hatta artık şu son yüzyılda her şey çok daha hızlı değişiyor.
Eğer siz olduğunuz yerde kalırsanız büyük ihtimalle oldukça mutsuz olacaksınız.
Ama iş özellikle hayatımızda memnun olmadığımız, bizi mutsuz eden, rahatsız eden ve gerçekten değişmesi gereken şeyleri değiştirmeye geldiğinde nedense bir duraksıyoruz.
Bu değişime uyumlanmakta zorlanıyoruz, kendimizi geri çekiyoruz.
Daha da fenası kendi kendimizi sabote ediyoruz.
Kendi potansiyelimizin önüne geçiyoruz.
Kendi kendini sabote etmek bence bu bölümle çok uyumlu bir konu olacak ve buna da bölümün içerisinde oldukça değineceğim.
Ama öncelikle neden değişimin?
çok fazla bizi rahatsız ettiğinden bahsetmek istiyorum.
Bununla ilgili anlatmak istediğim bir şey var ve hatta bu olayı yaşadıktan sonra bu bölümü yapmaya karar verdim.
Ben bir hafta önce telefonumu değiştirdim arkadaşlar.
Bunlar öncesinde oldukça eski model bir telefon kullanıyordum.
Normalde telefona ilgisi olan ya da telefonda çok fazla vakit geçiren bir insan değildim.
Eski telefonumu da zaten yaklaşık 6-6,5 yıldan beri falan kullanıyordum.
Tabi bu podcast'ı yapmaya başladıktan sonra ve bir podcast için bir Instagram hesabı açtıktan sonra telefonu aktif olarak kullanmaya başladım ki bu da son bir yıla tekabül ediyor.
Bu son bir yıl içerisinde telefonun modelinin eski olması, kamerasının kötü olması, hafızasının yetersiz olması beni sürekli çıldırttı.
Ve yani bu işi de yaptığım için artık daha iyi bir cihaza geçmem gerekiyordu.
Normal şartlarda asla almayacağım.
Ona o parayı vermek yerine başka şeyler yapmayı tercih edeceğim bir telefon aldım.
Her neyse telefon eve geldi.
Ben mutlu oldum. İşte eski telefonumdan yeni telefonuma dosyalarımı, bilgilerimi falan geçirmeye başladım.
Ve eski telefonum ne kadar yavaş, sinir bozucu olsa bile içimde bir rahatsızlık uyanmaya başladı.
Belki deli misin falan diyecek olabilirsiniz burada bana ama gerçekten de bir anda bir duygulandım.
Eski telefonumu bırakmak istemedim.
Podcast'in Instagram hesabını bu telefonla büyüttüğüm aklıma geldi.
Bununla kadar uzun süre kullandığım aklıma geldi.
Birlikte gittiğimiz yerler aklıma geldi.
Asla kullanmadığım kamerası, çekmediğim fotoğraflar aklıma geldi.
Ve size yemin ediyorum arkadaşlar.
İçimden bir parça o alıştığım eski telefonu kullanmaya devam etmek istiyordu.
Yenisi ne kadar yüksek bir teknoloji ürünü olsa da ne kadar çok ihtiyaçlarıma cevap verse de kullanmakta zorlandığım bir modeldi.
Daha önce alışık değildim.
Uygulamaların yerlerini bilmiyordum.
Sinirim bozuluyordu. Neyi nereden açacağımı bilmiyordum.
Ve yaklaşık bir 3 gün geçti aradan.
4 gün geçti. Sanki bu hiç yaşanmamış gibi oldum.
Elimdeki yeni cihaza alıştım.
Artık onunla bir şeyler üretmeye alıştım.
Hatta şunu düşündüm. Eski telefonumda ben ne yapıyormuşum?
Ne kadar kötüymüş?
Ne kadar çok beni zorluyormuş?
İçerik üretirken ne kadar böyle vaktim yiyormuş falan diye düşünmeye başladım.
Ve bu bana şunu hatırlattı.
İçinde bulunduğumuz durum oldukça kötü olabilir.
Ve bu durumdan çok daha iyi bir hale geçme fırsatımız olabilir.
Ama biz yine de olduğumuz yerde kalmayı tercih edebiliriz.
Çünkü değişim ve yenilik.
Hayat kalitemizi arttıracak, standartlarımızı yükseltecek olsa bile.
Rahatsız edici. Derler ya insan bildiği şeyden ayrılmak istemezmiş.
Ve burada alışkanlıkların da gücünü gördüm.
Biz insanlar rahatsız edici de olsa, kötü de olsa alıştığımız şeyle kalmak istiyoruz.
Ve bence bu neden bizi belki küçük gören...
bizi aşağılayan bir partnerle birlikte kalmayı tercih ettiğimizi ya da o iş yerinden hiç çıkamadığımızı, mesleğimizi değiştiremediğimizi, ülkemizi değiştiremediğimizi, yaşadığımız şeyi değiştiremediğimizi çok iyi
açıklıyor. Daha iyi şartların olduğu bir yere gideceğimizi bilsek bile değişim rahatsız ediyor.
Ve burada aslında bir şeyi değiştirmenin önündeki ilk engelle tanışıyoruz.
O da direnç.
Direnci çok fazla ertelemeyle karıştırıyoruz.
Ama direnç erteleme değildir.
Değişmek için bir şey yapmamız gerekiyordur ve onu inatla yapmıyoruzdur.
Bunu yapmama sebebimiz ise kaçmak, düşünmemek, rahatsızlık duymak, bilinçaltımızdan gelen anlam veremediğimiz bir engelle karşılaşmak olabilir.
Erteleme çok daha farklı bir şey.
Erteleme bir şeyi sürekli sallama ve yapmama durumu.
Direnç de aslında aynısı ama direnci...
Değişimin olduğu yerde gösteriyoruz.
Eğer o işi yaparsak, o adımı atarsak, o kişiyle görüşürsek bir şeyler değişecek.
Hayatımız alt üst olacaksa onu yapmaktan inatla kaçıyoruz.
Kendimizi sürekli bir şeyleri ertelemekle ve tembellikle suçluyoruz.
Ama aslında ufacık bir iç çalışma yapsak, kendimize dönsek ve bir şeyleri fark etmeye çalışsak gerçeği göreceğiz.
Değişimden korkuyor olduğumuzu göreceğiz.
Size değişimle ilgili bir şey söylemek istiyorum arkadaşlar.
Eğer yeni bir hayat kurmaya karar verirseniz bu yeni hayat eski hayatınıza mal olacaktır.
Bu yeni hayat konfor alanınıza mal olacaktır.
Bu yeni hayat ilişkilerinizi ve arkadaşlıklarınızı sizden kopartabilir.
Çevrenizdeki tanıdığınız insanlar yeni sizle pek uyuşamayabilir.
Yeni kuracağınız hayat veyahut da yeni siz, alışık olduğunuz insanlar tarafından sevilmeyebilirsiniz artık ya da hoşlanılmayabilirsiniz.
Aslında bunların hiçbiri dönüşeceğiniz, olacağınız yeni insan için önemli değil.
Zaten o insan olduğunuz zaman bunları kaybettiğiniz için mutlu olacaksınız.
Onların hiçbirine ihtiyacınız olmadığını, ihtiyacınız olan şeyin tam olarak olduğunuz, değiştiğiniz kişi olduğunu göreceksiniz.
Bilmiyorum burada birazcık böyle soyut mu konuştum ama umarım kendime anlatabilmişimdir.
İnanın bu sözleri kendime sürekli söylüyorum.
Çünkü ben değişimin tam ortasındayım şu an.
Aslında sorarsanız podcast'ı yapmaya başladığımdan beri hayatım sürekli değişiyor değişiyor ama Asıl büyük değişimler şu an tam olarak kapımın önünde beni bekliyor.
Ve ben sürekli kendimi sabote ediyorum.
Nasıl sabote ediyorum kendimi biliyor musunuz?
Mesela yapmam gereken şeyleri yapmaktan kaçıyorum.
Verdiğim sözleri tutmuyorum.
Korktuğumu söylüyorum. Bahaneler uyduruyorum.
Aslında hayatımın bu şekilde de o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum.
İdare edebiliyorum diyorum.
Ama ne olursa olsun gerçeklerden kaçmanın bir yolu yok.
Değişime gösterdiğimiz direnci yenmenin en önemli adımlarından biri bence içsel çalışmalar yapmak.
Bundan kastım böyle spritüel şeyler değil.
Ya artık 40 bölümdür podcast dinliyorsanız benim spritüel biri olmadığımı ve son derece materyalist bir insan olduğumu biliyorsunuzdur.
Ve gerçekten tüm bu içsel çalışma, meditasyon tarzı şeylerim de son derece materyalist bir insan olmamdan kaynaklanıyor.
Çünkü bu şekilde çalışmalar yaptığımızda, kendimize döndüğümüzde, meditasyon yaptığımızda vücudumuzun kimyasını değiştiriyoruz.
Ve bu kimya bizim bütün karar alma mekanizmalarımızı değiştiriyor.
Kendimizi daha iyi tanımamızı...
Farkındalığımızın artmasını sağlıyor.
Değişimin önündeki en büyük engel olan direnci fark ettiysek diğer engellere de şöyle bir göz atalım istiyorum.
Bir diğer değişimin önündeki engel aslında istemediğimiz bir şeye karşı duyduğumuz bağlılık olabilir.
İstemediğimiz bir şeye duyduğumuz bağlılık.
Mesela şöhret. Mesela iyi olan mesleğimiz.
Mesela herkes size doktor olmanızı söyledi.
Ve siz de yıllarca doktor olmak için çalıştığınız, tıp fakültesi okuduğunuz çok zorlu sınavlardan geçtiniz.
Siz belki doktor olmayı istemiyor olabilirsiniz ama yaptığınız bütün o çalışma, çaba ve emeğin sonucunda istemediğiniz halde bu mesleğe karşı bir bağlılık geliştirmiş olabilirsiniz.
Bu tamamen bir örnek.
Bunu hayattaki her şeye uygulanabilir.
Sıfırdan yarattığınız bir iş olabilir ya da yapmak istemediğiniz halde sadece parası ve şöhreti için yapmaya devam ettiğiniz bazı davranışlar olabilir.
Bilmiyorum. İstediğiniz şeye bunu uygulayın.
Gerçekten istediğiniz şeyleri keşfettiğinizde...
arzularınızın, toplumun ihtiyaçlarını fazla karşılamadığını görebilirsiniz.
Belki anne babanızın beklentilerini fazla karşılamadığını görebilirsiniz.
Çevremizden destek almamak ve onların takdirini almamak bizi değişimden geriye çekiyor olabilir.
Ama günün sonunda kendinizi saygı duymayı öğrenmezseniz ve kendi arzu ettiğiniz şekilde yaşamazsanız olacak olan şey tamamen öz saygınızın yok olması.
kendi kendinize karşı duyduğunuz öfke ve belki de nefret olacaktır.
Bu yüzden istediğiniz ve gerçekten istemediğiniz şeylerin farkına varmak çok önemli.
Ben bu konuyla ilgili bir bölüm yapmıştım.
Hayatta istediğimiz şeyi nasıl bulabiliriz ismiyle ve orada Rene Girard'ın mimetik teorisinden bahsediyordum ve aslında ağırcılarımızın nasıl şekillendiğinden, gerçek kendi isteklerimizi nasıl
bulabileceğimizi anlatıyordum.
O bölüm dinlemenizi çok tavsiye ederim.
Değişimin önünde bulunan bir diğer büyük engel ise yanlış insanlarla vakit geçirmek.
Bence kötü ilişkiler, bu romantik ilişki olabilir, aile ilişkisi olabilir, arkadaş ilişkisi olabilir, hayatınızı mahveden şeylerin en başına geliyor.
En büyük anahtarı. Bununla ilgili hatta çok ünlü bir araştırma var.
Hemen kısaca bahsetmek istiyorum.
Harvard Üniversitesi'nin yaptığı çok çok ünlü bir araştırma bu.
Bu araştırmada toplumun farklı kesimlerinden gelen bir grup insan gözetim altına alınıyor.
Doğdukları andan öldükleri ana kadar.
Yani bu neredeyse 90-100 yıllık...
uzun bir araştırma ve bu insanların neye göre mutlu oldukları, yaptıkları davranışların, sağlıklarını, hayatlarını, mutluluk seviyelerini nasıl etkilediği gözlemleniyor.
Araştırmanın katılımcıları arasında çok ilginç insanlar var.
Mesela bunlardan birisi John F.
Kennedy. Gerçekten de Amerikan Başkanı Kennedy de daha çocukluğunda ya da öğrencilik yaşamında olabilir.
Bu araştırmaya dahil olan ve ölene kadar da araştırmanın içerisinde kalan isimlerden biri.
Kennedy olduğu gibi çöpçüler de var.
araştırmaya dahil olan işte aşçılar da var ya da çok büyük bir bankanın yöneticisi de var.
Bu araştırmayı yapan ve yıllar boyu başında olup bütün katılımcılarla tek tek görüşen araştırmanın başındaki kişinin bir konuşmasını dinlemiştim ve şöyle söylüyordu.
İnsanların eğitimleri, gelirleri, güzellikleri, dış görünüşleri, sahip oldukları her şeyin dışında mutluluklarını etkileyen tek ve büyük
etken Yani ilişkiler mutluluğun ve mutsuzluğun aslında sırrı arkadaşlar.
Eğer iyi ilişkileriniz varsa toplumun neresinde bulunursanız bulunun, hangi kesiminde bulunursanız bulunun mutlu ve sağlıklı oluyorsunuz.
Ama eğer ilişkileriniz kötüyse mutsuzluk kapınızdan ayrılmıyor.
Yanlış insanlarla birlikte olmak, kötü ilişkilerin içerisinde bulunmak da değişimin ve belki de yeni hayatınızın önündeki en büyük engel.
Sizi desteklemeyen.
sizi yetersiz hissettiren, sizi üzen insanlar elbette ki değişmenizi istemeyeceklerdir.
Çünkü onların size olduğunuz şekilde ihtiyacı var.
Daha güçlü olan, daha kendinin farkında olan, değişmek isteyen, yapabileceklerinin farkında olan birisini istemezler.
Neden? Çünkü size verdikleri zararı ona veremezler.
Bu nedenle eğer çevrenizde size iyi gelmeyen toksik ilişkileriniz varsa bence onlardan kurtulun.
Bir diğer değişimin önündeki engel bence meşgul olmak.
Arkadaşlar hani hepimizin dilinde bir şey var.
Çok meşgulüm, hiç vaktim yok.
Ama hiç benim vaktim yok.
Yani gerçekten çok meşgulüm.
Anlıyorum hepimizin hayatında yapması gereken bir sürü şey var.
Ama bazen de meşguliyeti biz yaratıyoruz.
Geçenlerde yapmam gereken bir şey vardı ve gerçekten çok meşgul olduğum, hiç vaktim olmadığını kendime söylerken kendimi bir alışveriş aplikasyonunda saçma sapan bir şeyler alırken buldum.
Oraya nasıl geldiğimi, oradan neden bu kadar çok vakit geçirdiğimi kendime açıklayamadım önce.
Benim vaktim yoktu ama ben neredeyse yarım saatten beri burada geziniyorum.
Neden ihtiyacım olmayan şeyleri alıp ihtiyacım olmayan bir yerde vakit harcıyorum?
Çünkü kaçıyorum.
Meşgulüm. Lafına sığınabilmek için hayatımdan çalan şeylere vakit ayırıyorum.
Gerçek yapman gereken şeyden kaçıyorum.
Bence hiç kimse o kadar da meşgul değil.
Eğer değiştirmeniz gereken, yapmanız gereken bir şey varsa ve bu gerçekten gerekliyse meşguliyetlerinizi rahatlıkla aşabilir.
Ve kendinizde zaman yaratabilirsiniz.
Bu konuyla ilgili de zaman yönetimi ve ekstra zaman yaratmak isimli bir bölüm yapmıştım.
Son olarak bizi korkutan, değişime giden yolumuz tıkayan bir madde de bence şu.
Gerçekçi olmayan korkular hakkında endişelenmek.
Gerçekçi olmayan korkularımız o kadar bazen güçlü olabiliyorlar ki onlara inanıyoruz.
Şöyle düşünün. Çok olmayacak, olması imkansız bir şey var.
Tamam mı? Yani... %1 hatta %1 olasılığı sahip bu şeyin gerçekleşmesi.
Ama biz onun gerçekleşme olasılığı %90'mışçasına ona inanıyoruz.
Burada şunu söylemek isterim.
Hayatta kötü şeyler olabilir.
Çünkü hayat böyle bir yer.
Bir kaza geçirebiliriz.
Başımıza bir şey gelebilir. Hatta inanır mısınız?
Ölebiliriz. Çünkü yaşıyoruz ve yaşamın içerisinde...
Başımıza her türlü talihsizlik gelebilir.
Ama biz değişmesek de, olduğumuz yerde kalsak da bunlar başımıza gelebilir.
Bu bakış açısıyla baktığınız zaman aslında hiçbir şeyden kaçışınız olmadığını, rasyonel olmayan korkularınızın değişimle bir alakası olmadığını görebiliyorsunuz.
Şu an olduğunuz yerde olmaya devam ettiğiniz müddetçe de Aynı şeyleri yaşama ihtimaliniz var.
Ama bulunduğunuz yerde bunlardan korkmuyorsunuz.
Eğer değişirseniz, dönüşürseniz, farklı bir yaşama geçerseniz, farklı bir kişi olmayı denerseniz bunların başınıza gelmesinden korkuyorsunuz.
Size burada bir sır vermek istiyorum arkadaşlar.
Aynı zamanda bu sırrı kendime de veriyorum.
Başınıza ne gelirse gelsin, onunla baş edebilirsiniz.
İnsanın... dayanıklılığını ve yapabileceklerini bazen test etmesi gerekiyor.
Buna da yaklaşık 3 gün önce dişçiye gittiğimde uyandım.
Dişime dolgu yaptırıyordum ve çok küçük bir yer olduğu için dişçi uyuşturmak istemedi.
Çok da seviyorum bu arada dişçimi.
Beni dinlemiyor. Podcast yaptığını da bilmiyor ama olsun.
Ben kendisini seviyorum. Ve şey dedi bunu uyuşturmayalım.
Çok küçük bir yer dedi. Dolguyu yapmaya başladı.
Fakat çok acıdı.
Bence çok acı. Benim acı eşiğim çok düşüktür arkadaşlar.
Hiç dayanamam. Ben artık bir yerden sonra asla ellettirmeyeceğimi, bundan sonra uyuşturması gerektiğini falan söyledim.
O da biliyor musun dedi şu an elinin altında böyle bir fırsat olduğu için her an uyuşturabileceğim, morfin vurabileceğim için sana dayanamayacağını, bunu yapamayacağını düşünüyorsun.
Biz dedi diş hekimliği öğrencisiyken dolgularda anestezi yapmamız yasak.
Ve çok çok büyük dolguları yani senin ağzındaki çürüğün 20 katı kadar büyüklükte çürüğü olan dişlere uyuşturmadan dolgu yapıyorduk.
Ve o insanlar dayanabiliyordu.
Hepsi dayanıyordu bir şekilde.
Çünkü başka seçenekleri yoktu.
Zorlansalar bile. O yüzden dedi ben şimdi senin ağzını uyuşturacağım ama lütfen dayanamayacağını düşünme.
Aslında dayanabilirsin.
Sadece öyle zannediyorsun.
Tahmin ettiğinden daha güçlüsün.
Yalnız dişçim de baya bir kişisel gelişim gurusu olurmuş arkadaşlar.
Ben çünkü o diş masasında bir böyle şey oldum.
Evet dedim ya yapabilirim ama sonra yanlış anlaşılmasın o morfini vurdurdum.
Asla devam etmedim o şekilde.
Benim sonunda dişimi uyuşturtmamla hikayenin büyüsü birazcık kaçmış gibi oldu farkındayım.
Ama gerçekten de öyle bir şansım olmasaydı %100 dayanırdım arkadaşlar.
Yani %100 dayanırdım ve yaptırtırırdım da bir şekilde.
Bu hikayenin ana fikri de dayanamayacağınız düşündüğünüz şeylere aslında dayanabileceğiniz gerçeği.
Yapamayacağınıza inandığınız şeylerin hepsini yapabileceğiniz gerçeği.
Sadece şu an zorundalık büyük ihtimal kapınızda değil.
Büyük ihtimal başka seçenekleriniz var.
Eğer böyle bir durumdaysanız da stovacılardan bir fikir alalım istiyorum.
Hem kendime hem sizler için.
Senaka diyordu ki eğer bir şey yapamayacağınızı düşünüyorsanız, bir şeye dayanamayacağınızı düşünüyorsanız kendinizi onsuzlukla sınayın.
Yani parasız yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız...
Gidin ve bir ay sokakta yaşayın diyordu.
Sakın sokakta yaşamayın arkadaşlar.
Seneka bunu yüzlerce yıl önce söylemiş.
Belki o zaman sokakta yaşamak biraz daha normal olabilir bilemiyorum.
Ama eğer parasızlıktan korkuyorsanız kendinizi iki ay çok ama çok düşük bir bütçeyle yaşatın.
Paranız olduğu halde.
Kaybetmeyi korktuğunuz her neyse.
Dayanamayacağınızı düşündüğünüz her neyse kendinize ona maruz bırakmayı deneyin.
Bu arada ben bu pratiği yapmaya başladım kendi hayatımda bir noktada.
Şimdi o noktayı size açıklamayacağım.
Yaklaşık 6 günden beri falan yapıyorum.
İnanır mısınız asla onsuz yaşayamayacağımı düşündüğüm şeyi hayatımdan çıkardığımdan beri 6 gün geçti ve yaşayabiliyorum.
Yani dişçim haklıymış arkadaşlar.
Dayanamayacağımızı düşündüğümüz şeylere gerçekten de dayanabiliriz.
Değişimin önündeki engellerden baya bir bahsettik öyle değil mi?
O halde izin verin birazcık da o cesareti nasıl bulabileceğimizden ve değişimin içerisine girdiğimizde yani bu yola girdiğimizde bize nelerin yardımcı olabileceğinden bahsedeyim.
Çok sevdiğim ve Instagram'da takip ettiğim The Holistic Psychologist.
Instagram hesabının sahibi Dr.
Nicole Lepera'nın çok güzel bir kitabı var.
Bunun örneği de sizlere tavsiye etmiştim zaten.
Kitabın adı Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?
İngilizcesi de How to Do Work yanılmıyorsam.
Bu kitapta Dr. Nicole Lepera gelecekteki ben günlüğü diye bir şeyden bahsediyor.
Gelecekteki ben günlüğü aslında olmak istediğiniz kişiye size götüren bir pratik bir çalışma.
Ben bu çalışmayı uzun zamandan beri...
Her sabah yapıyorum. Yine gelecekteki ben günlüğünün nasıl tutulabileceğiyle ilgili Instagram üzerinden bir post paylaşırım büyük ihtimal.
Oraya bakmanızı tavsiye ediyorum.
Bölüm yayınlarından bir gün sonra koyarım diye düşünüyorum.
Ama burada da bahsedeceğim. Gelecekteki ben günlüğüne her gün olmak istediğiniz kişiyle ilgili bir şeyler yazıyorsunuz.
Mesela siz belki de duygusal olarak daha güçlü olmayı arzu eden.
Ayakları daha fazla yere basan, daha farkındalığı yüksek birine dönüşmek istiyorsunuz.
Ve sabah uyandığınızda defterinizde şöyle bir şey yazıyorsunuz.
Örnek veriyorum. Ben bugün kendimin çok farkındayım.
Bugün kendimi burada ve anda hissediyorum.
Bedenimde olan şeylerin, etrafımda olan şeylerin farkındayım.
Ve verdiğim tepkileri de bu farkındalıkla veriyorum.
Yanlış anlaşılmasın. Siz böyle şeyler yazdığınızda evren size yanıt verecek ve aa evet.
istediğin çekim yasası veriyorum demeyecek.
Ya bu arada çekim yasasına gram inanmıyorum arkadaşlar.
Umarım bana kızmazsınız bu yüzden ama çekim yasasına inanmak hayatımda duyduğum en saçma şey.
Ciddi söylüyorum.
Bakın arzu ettiğiniz şeyler, olmasını istediğiniz şeyler o yönde harekete geçerseniz olur.
Çünkü bunun sebebi nedenselliktir.
Bir şey yaparsınız ve onun sonucunda Yaptığınız şeyin karşılığı olarak bir şey alırsınız.
Mesela siz podcast yapmak istiyorsunuzdur.
Ben podcast yapmayı istiyorum dediniz diye bir podcastiniz olmaz.
Siz bir adım atarsınız mikrofonunuzu alırsınız ve bunun sonucunda bir bölüm kaydedersiniz.
Ve kaydettiğiniz bölümü yükledikten sonra bunun sonucu olarak da belli bir dinleyici kitlesine sahip olursunuz.
Aman Allah'ım işte evrene gönderdim.
Çektim geldi falan. Ay delireceğim.
Nereden geldi aklıma benim değiştirme cesaret konusunda çekim yasası?
Aslında gelmesi normal.
Çünkü insanlar bir şeyleri değiştirmek için değiştirmek istedikleri, sahip olmak istedikleri o hayatı kendilerine çekeceklerine falan inanıyorlar.
Eğer böyle bir şeye inanıyorsanız ve size iyi geliyorsa elbette ki inanmaya devam edin.
Yani ben saçma dedim diye.
Siz onu inanmaya bırakmak zorunda değilsiniz.
Kimse size böyle bir şey dedi diye zaten.
hoşunuza giden, size iyi gelen bir şeyi bırakmanızı tavsiye etmem.
Bu sadece benim kendi kişisel görüşümdü.
Ama unutmayın hayatınızda yani gerçekten mantıklı olarak bakıldığında bir noktada harekete geçerseniz o hareketin enerjisi Nedenler silsilesine sebebiyet verecektir.
Ve o silsilenin sonunda da zaten olmak istediğiniz yere büyük ihtimalle varacaksınızdır.
Er ya da geç. Peki gelecekteki ben günlüğü bu konuda nasıl işliyor?
Şöyle bir şey arkadaşlar. Bir şeyi sürekli kendi kendinize telkin ettiğinizde aslında onu zihninize yerleştirmeye başlıyorsunuz.
Aynı bu kendinize kötü sözler söylediğinizde kötü biri olduğunuza inanmak ya da iyi sözler söylediğinizde iyi biri olduğunuza inanmaya başlamak gibi.
Gelecekteki ben günlüğüne yazdığımız bu olumlu şeyler...
olmak istediğimiz kişiye dair notlar zamanla inandığımız şeylere dönüşüyor.
Çünkü bir şeyi yeteri kadar tekrar ettiğinizde ona inanıyorsunuz.
Bu da insan beyninin garip bir özelliği gerçekten.
Ve bu inancın sonucunda da özgüveniniz artıyor.
Kendinize olan farkındalığınız artıyor.
Ve bunların sonucunda da yani nedeni olarak tüm bunların o korktuğunuz, değiştirmekten çekindiğiniz şeye doğru adımlar atmaya başlıyorsunuz.
Ve değişim. gerçekleşmeye başlıyor.
Benim gelecekteki ben günlüğüne başlamadan önce yapmanızı tavsiye ettiğim iki şey var.
Onları da söyleyip bu bölümü kapatacağım.
Bence elinize bir kağıt kalem alın.
Yani benim ne kadar bir şeyler yazma meraklısı olduğumu biliyorsunuz.
Hatta yazarak iyileşmek üzerine bir bölüm hazırlayacağım ve nasıl travmalarınızı, geçmişinizi yazarak iyileştirebileceğinizden Uzun uzun bahsedeceğim çünkü bu artık üzerinde uzmanlık yaptığım
bir alan oldu kendi kendime.
Fakat burada yapmanızı istediğim ilk şey şöyle kağıt kalem elinizdeyken bir korkunuzla yüzleşin.
O noktadan sizi geri çeken şey ne?
Hani hep bahsettim zaten bundan öncesinde de.
Ve o korktuğunuz şeyi lütfen korkmadan bir yazın.
Bir görün maddi olarak yani yazıya dönmüş bir şekilde korkunuzla bir karşılaşın.
Sonrasında ise gelecekte olmayı hayal ettiğiniz o yerdeyken bu korkuya baktığınızı hayal edin.
Olmak istediğiniz yere vardınız ve şu an önünüzde yazılı olan korkuya bakıyorsunuz.
O kişi bu korku hakkında ne düşünürdü?
Ve bunu da yazın. Bence bu pratiği yaptığınızda fark edeceğiniz en büyük şey şu olacak.
O gelecekteki siz diyecek ki bu hayatımda gördüğüm en saçma şey.
Yani benimki öyle dedi. Ben bu çalışmayı yaptım ve benimki bana tam olarak bunu söyledi.
Belki sizinki daha farklı şeyler söyleyebilir.
Onu bilemeyeceğim. Eğer bu çalışmayı yaparsanız bana lütfen yazın.
Yani paylaşmak isterseniz tabii ki de.
Bir de bu çalışmaları yapmaya başladığınızda yani gelecekteki ben günlüğü olabilir.
Meditasyon olabilir, kendi kendinize korkularınızla yüzleşmek gibi pratikler olabilir.
Zorlandığınızı fark ediyorsanız, tek başınıza bunlarla baş edemeyeceğinizi düşünüyorsanız bir yardıma başvurun derim.
Bir terapi olabilir, danışmanlık olabilir ya da herhangi bir şey olabilir.
Kitap okumak olabilir. Benim çok güzel bir listem var arkadaşlar, kitap listem.
Bu şekilde kendinizi tanımak, içsel yolculuk üzerine, tamamen bilimsel destekli, işinin uzmanı insanlar tarafından yazılmış, bu yaz bence okuyabileceğiniz en iyi kitapların bulunduğu.
bir liste. Onu da Instagram'dan paylaşmıştım birkaç defa.
Oradan takip ediyorsanız zaten görmüşsünüzdür illaki.
Eğer üşenmezsem liste hazırlayıp belki bir drive dosyası şeklinde açıklamalar kısmına bırakabilirim ama asla söz vermiyorum.
Çünkü çok meşgulüm arkadaşlar.
Çok meşgulüm yani sormayın.
Dediğim gibi üşenmezsem meşgul falan.
Meşguliyet bir hikaye de. Üşenmezsem yapacağım bunu sizler için.
Ama üşenmiş de olabilirim.
Onu şimdiden söylemek istedim.
Bu bir kitap olabilir dediğim gibi.
Bir insan, bir terapist, bir danışman olabilir.
Ama illaki bir yerden yardım alın tek başınıza zorlanıyorsanız.
Umarım kime dönüşmek istiyorsanız, nasıl bir hayata sahip olmak istiyorsanız ve neleri yapmak istiyorsanız hepsini yaparsınız, hepsini başarırsınız.
Daha doğrusu... Hepimiz yaparız.
Kendimi de katayım işin içine.
Şu anda da yeterlisiniz.
Şu anda da çok iyi idare ediyorsunuz.
Merak etmeyin. Bir şeyi değiştirmek sizin değerinizden bir şeyi eksiltmeyecek ya da arttırmayacak.
Ama ruhsal sağlığınız için, kendiniz için bir şeylerin değişmesi gerekiyorsa bunu yapabilecek güce sahip olduğunuzu size söylemek istiyorum.
Ve aynı şekilde kendime de söylüyorum.
Umuyorum gelecek günler bize güzel şeyler getirir.
Hayat zor ama biz de o kadar zayıf değiliz.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
