
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
neden bir süredir ortalıkta yokum? insan kaç kere değişir? bir zamanlar olduğum kişiyle şimdi ki halim benzemiyor bu doğal mı? felsefe ve mitolojiden geçmiş insan deneyimlerine bakıp kendime bir teselli bulabilir miyim? aklımda uzun süredir dönen bu soruların yanıtları bu bölümde sizi bekliyor şimdiden keyifli dinlemeler :)
Bahsettiğim video: https://youtu.be/kgby1_XTTFM?si=3Ywdv9vKQaDk0eWb
Hedeflerine ulaşmak ve daha huzurlu bir hayat için benimle çalışmak ister misin? Mindfulness koçluğu formu: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=sharing&ouid=112314129287768021996
Kitap kulübüne katıl:
https://www.shopier.com/32954138
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Genel Sesler Podcast'ından herkese merhaba, ben Bilge.
2026'nın ilk solo bölümüyle sizlerleyim.
Biliyorum aralıklarla yeni podcast bölümleri geliyor.
Sanırım 2025 yılında 5 veya 6 bölüm paylaştım sizlerle.
Ki eskiden her hafta bölüm atan biri için bu oldukça garip ve tuhaf.
Sizden de çok mesaj alıyorum.
Nerede yeni bölümler, neden yoksun diye.
Aslında bu bölüm yeni sezonun ilk bölümü.
Podcast'ta yeni bir sezona başlıyoruz.
Yeni bir bilge, yeni konular ve tamamen yeni konseptlerle karşınıza çıkacağım.
Fakat öncesinde neden uzun süredir düzenli podcast paylaşamadığımı, neden burada olmadığımı ve kendi iç dünyamda neler yaşadığımı sizlerle paylaşmak istedim.
Çünkü biliyorsunuz ki ben hepinizi, bütün dinleyicilerimi bir arkadaş, bir dost gibi görüyorum.
Ve bu podcast benim hem kişisel yolculuğumun hem de içsel yolculuğumun bir dışa vurumu.
O yüzden böyle mikrofon...
açmak ve sizlerle uzun zamandır içinde olduğum bazı durumları ve kendi içimde verdiğim savaşları paylaşmak istedim.
Fitre sizce olduğu gibi.
Şimdi ben podcast yapmaya ilk başladığım zamanlarda 25 yaşındaydım.
Şu ansa o 25 yaşındaki kızla tamamen farklı bir evredeyim.
Ve ilk başladığım zamanlardaki kişiliğim Tabii ki de şimdikine göre çok çok farklıydı.
İnandığım belli başlı doğrular, olduğuma inandığım bir kişi vardı, bir öyküm vardı, bir hikayem vardı.
Henüz ailemin evinden bile ayrılmamıştım, hayatın içerisinde var olmamıştım.
Hayaller kurduğum ama henüz o hayalleri gerçekleştiremediğim bir evredeydim.
Geçen bütün bu süre içerisinde ise büyüdüm.
Bir sürü şey yaşadım, tek başıma yaşamaya başladım, bir iş kurdum, hayatımı onun üzerinden idame etmeye başladım, bir sürü insanla tanıştım, sevdiklerim oldu, sevmediklerim oldu, yara aldım, düştüm, kalktım
ve bütün bunlar düşünce dünyamda ve olduğum kişi üzerinde kalıcı etkiler bıraktı.
Bir zamanlar olduğuma inandığım kişinin artık değiştiğini gördüm ve bu garip bir şekilde bana çok acı verdi.
Sürekli olarak içten içe, eski bilgiye dönmek, eskiden olduğum o kişiye yeniden dönüşmek istiyordum ama artık o değildim.
Farklı biriydim, o kabuktan kurtulmuştum ve geri dönüşüm yoktu.
Bir süre bununla savaştım.
Bir süreden sonra ise bu podcastleri yapmak için mikrofonun başına oturduğumda size aynı eskisi gibi davranmak zorunda hissettiğimi, Dönüştüğüm yeni kişiyle ilgili tamamen filtresizce
sizinle konuşamadığımı fark ettim.
Ve bu da bana sanki bir sahtekarlıkmış gibi geldi.
Belki de bu anlattıklarım size birazcık uç gibi geliyor olabilir.
Gerçekten de burasıyla bizimle bu kadar güçlü bir bağ kurdun mu diye düşünüyor olabilirsiniz.
Evet kurdum. Podcast zaten hiçbir zaman benim için bir iş değildi.
Burası her zaman aradığım bağları kurmaya çalıştığım, kendi kabilemi, kendi insanlarımı bulmaya çalıştığım bir yerde.
Ve tamamen üretmenin, var olmanın...
Ve kendim olmanın tadını çıkardığım bir alandı.
Ve bu alana eskisi gibi davranmaya çalışarak saygısızlık ettiğimi düşünüyordum.
Ve tabii ki de tüm bunlar beni bir yaz sürecine aynı zamanda podcast kaydetmekten de alıkormaya başladı.
Olduğum kişiyle ilgili düşünmek, neler yapmak istediğimi yeniden bulmak, ne hakkında konuşmak istediğimi, ne okumak istediğimi, neleri üretmek istediğimi yeniden bulmak zorundaydım.
İnanın bu süreç içerisinde uzun bir dönem kitap okumadığım bir zaman oldu.
Ki biliyorsunuz ki benim okumayı ne kadar sevdiğim podcast'in büyük bir kısmı aslında kitaplar üzerine kurulu ve benim kitaplara olan sevgim.
üzerine kurulu. Ama böyle kitap okumak istemediğim, eskiden ilgi duyduğum şeylere artık ilgi duymadığım, eskiden merak ettiğim şeylere artık merak etmediğim bir evredeydim.
Ve işin daha da kötüsü insanın değişebileceğini biliyordum.
Ama değişimin bu kadarı, özellikle kendi iş dünyamda gerçekleşen böylesine büyük bir değişim beni çok korkuttu.
Çünkü bir zamanlar tutunduğum bir kimliğim vardı.
Çünkü bilge olmanın bazı karşılıkları vardı.
Ben şöyle biriydim, böyle biriydim, şunu yapmayı severdim, bunu yapmayı severdim.
Ve bunlar değiştiğinde bir zamanlar sevdim.
dediğim şeyleri artık sevmemeye başladığımda bir zamanlar beraber olmaktan hoşlandığım insanlarla artık beraber olmaktan hoşlanmamaya başladığımda kendimle çatışmaya başladım.
Çünkü sanki tutarlı olmalıydım.
Olduğum gibi olmalıydım.
Kendimi ve etrafımı hayal kırıklığına uğratmamalıydım.
Ama insan o kadar değişken bir varlık ki ve kendimize yaptığımız en büyük kötülüğü her zaman kendimizi bir kalıba sıkıştırmaya çalışarak yapıyoruz.
Bizler sadece bir veya iki şey olmak için bu dünyaya gelmedik.
İstediğimiz pek çok şeye dönüşebiliriz ve insan olmanın güzelliği ve potansiyeli de aslında burada gizli.
Bu süreçte aslında podcast üzerine düşünme fırsatı elde ettim.
Çünkü ilk bölümden başlayıp da son bölüme kadar düzenli dinleyenler benim hayat yolculuğumu görebiliyorlar.
Değişen fikirlerimi, değişen hayat şartlarımı, yaşamımdaki dönüşümleri.
Bu da podcast'ı oldukça kişisel bir yere koyuyor.
Ve bir şeyi ne kadar kişiselleştirirseniz, ne kadar içten yaparsanız o şeyin sizin üzerinizdeki etkisi ve sizi kırma, parçalama kapasitesi daha da yüksek oluyor.
Bu kadar açık olmalı mıydım?
Bu kadar kendimi ifade etmeli miydim?
Hep bunların üzerine düşündüm.
Bütün bu fikirler tabii ki de beni buradan geride tutmaya, hep bir adım daha uzaklaştırmaya devam etti.
Peki ne zaman dönmeye karar verdim?
Aslında hiçbir zaman tam anlamıyla terk etmemiştim.
Sadece podcast'i daha böyle akademik bilgileri anlattığım bir yere dönüştürmeyi düşünüyordum.
Çok da fazla kendimden bir şeyleri anlatmadığım, daha az paylaşımcı olduğum bir yere çevirmek istiyordum.
Hatta böyle 2025'in...
Kasım aralığı gibi bunun üzerine bazı çalışmalar da yaptım.
Sonrasında ise fark ettiğim şöyle bir şey oldu.
Aslında insan olarak bizi en çok etkileyen şey bir bilgiden ziyade bir yolculuk.
Hepimiz yolculuk hikayelerini seviyoruz.
Bir şeyin değişmesini, dönüşmesini, hep aynı yerde kalmamasını seviyoruz.
Ayrıca yaşadığımız bu yapay zeka çağında bilgi her yerde var.
Bilgiye girip iki dakikada chatçi Petty'den, Cemilay'dan...
bakıp bulabilirsiniz. Size çok güzel bir şekilde anlatabilir.
Veyahut da işte bütün makaleleri yapay zekayı yükleyip sizin için anlaşılabilir bir noktaya getirmesini isteyebilirsiniz.
Mesela artık bilgiyi aktarmak değil, bilgiyi nasıl aktardığımız ve bizim bunu nasıl anladığımız, bu bilginin bizim üzerimizdeki yaptığı etkileri anlatmak olduğunu fark ettim.
Ve sizinle kuru bilgiden ziyade kendi olma yolculuğumu ve kendi yolumu paylaşmamın daha güçlü bir etkisi olacağını düşündüm.
Sanki duymak istediğiniz şey buymuş gibi hissettim.
Çünkü ben her zaman bunları duymak istiyorum.
Merak ettiğim bilgiyi zaten araştırarak bulabiliyorum.
Merak ettiğim şey o bilginin karşıdakinde bıraktığı etki, onu nasıl değiştirdiği.
Evet değiştim. Belki bu bölümde ve sonraki bölümlerde eskiden söylemeyeceğim şeyleri söylerken beni duyabilirsiniz.
Daha farklı konulara ilgi duyduğumu görebilirsiniz.
Belki eski dinleyicimseniz bunları dinlemek de istemeyebilirsiniz.
Ama yaşamak belirsizlikle...
değişimle ve bütün o kaosla beraber olmak demek.
Ve bu bir kişi olarak, bir birey olarak benim de içimde var.
Artık size kendiniz olun, kendinizi tanımlayın, şöyle biri olun, böyle biri olun.
Demediğimi göreceksiniz ilerleyen bölümlerde.
Çünkü olduğumuz bir kişi olduğunu artık inanmıyorum.
Şu an olduğumuz birisi var ve olma potansiyeli olduğumuz binlerce belki de yüzbinlerce ihtimal var.
Kendimizi sıkıştırmanın, bir şey olduğumuzu söylemenin, olabileceğimiz bütün şeylerin önüne bir engel koyduğunu düşünüyorum.
Tam da burada size...
Geçenlerde YouTube'da karşıma çıkan bir videodan öğrendiğim Çin mitolojisine ait bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Hatta o videonun da linkini açıklamalar kısmına bırakacağım.
Gerçekten çok güzel bir videoydu.
Kendin olmakla ilgili çok iyi bir videoydu.
İzlemenizi öneririm. Şimdi antik Çin mitolojisinde 3 tane tanrı varmış.
Bunlardan bir tanesi Güney Denizi'ne hükmeden Yu.
Diğeri Kuzey Denizi'ne hükmeden Hu.
Ve diğeri de ortaya yani gökyüzüne hükmettiği söylenen Hu.
Hundunmuş. Hundunun Çince'deki anlamının kaos veya belirsizlik olduğu söyleniyor.
Hu ve Yu aynı insana benziyorlarmış.
Yani gözleri, kulakları, elleri, kolları, bacakları varmış.
Ama Hundun...
Daha böyle amorf bir yapıdaymış.
Yani gözü, kulağı falan yokmuş.
6 tane bacağı olduğu söylenen var.
Kanatları olduğunu söyleyenler var.
Ama yüzü gözü yok. Kimisi bir mantıya benzediğini bile söylüyor.
Yani herhangi bir şekle ait olmadığını biliyoruz.
Ve daha böyle öngörülemez bir tanrıymış.
Yuhu ve Hundun birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlarmış.
Ve birbirlerini çok seviyorlarmış.
Bir gün Yu ve Hu kendi aralarında konuşmuşlar.
Demişler ki ya yazık bu hunduna.
Bunun kaşı, gözü, kulağı, ağzı hiçbir şey yok demişler.
Biz demişler buna aynı bizim gibi birer göz, burun, ağız yapalım, kulak yapalım demişler.
Ve ellerine bir işte delici bir şey almışlar.
Buna ister şimdinin şeyle matkap deyin veya neyse artık antik Çin'de kullanılan.
Sonuçta bu mitolojik bir hikaye.
Ve bu aldıkları delice aletle hunduna işte bir delik açıp göz yapmışlar.
Sonra bir delik daha açıp bir tane daha göz yapmışlar.
Sonra bir tane burun yapmışlar, ağız yapmışlar.
Bu böyle 7 gün boyunca devam etmiş.
İkinci günün sonunda ise Hundun ölmüş.
Çünkü aslında Hundun zaten olması gerektiği gibiymiş.
Yani onun bir göze, kaşa, burna ihtiyacı yokmuş.
Aslında bu hikaye bize şunu gösteriyor.
Ne kadar çok kendimizi bir şeylerin içine sokmaya çalışırsak, ne kadar çok kendimize yapmacık gözler kulaklar yapmaya kalkışırsak, kendi içimizi, yaratıcılığımızı ve belki de en derin varlığımızı yok
ediyoruz. Belki bu kısım size birazcık spritüel gelebilir.
Çünkü bunu herhangi bir şekilde bilimle veya başka bir şeyle açıklayamam.
Ama kendi kişisel deneyimimde fark ettiğim bir şey var.
Kendi içimde yatan...
Bir şey olduğunu hissediyorum.
Ve bu şeyin bir şeklinin olmadığını, her şey olabileceğini hissediyorum.
Çok farklı düşünebiliyor.
Bazen bir şeyden nefret edebiliyor.
Sonra o nefret ettiği şeyi sevebiliyor.
Fikirleri değişebiliyor.
İnançları değişebiliyor. Akabiliyor.
Yani sanki böyle şey gibi.
Sınırlanamaz. Bağımsız bir şey gibi.
Ve onu ne kadar sınırlamaya çalışırsam, onu ne kadar bir şeylere inanmaya, bir şeylere yapmaya, bir şeylere oldurmaya çalışırsam, acı çekmeye başlıyor ve o kadar çok kuruyor, ölüyor gibi hissediyorum.
Çok sayıt konuştuğumun farkındayım ama gerçekten...
İçimden geçenler bunlar.
Özellikle yaratıcı şeylere ilgisi olan biri olarak ne kadar çok kendi içimi öldürürsem yaratıcılığımın ve üretkenliğimin de o kadar öldüğünü görüyorum.
Bazen içimizden gelen olmak istediğimiz şey, olmak istediğimiz kişi veya da değişmek, gitmek istediğimiz yol etraftan kabul görmüyor.
Ama etraftan daha önce kendimiz tarafından kabul görmüyor.
En kötü haksızlıkları her zaman ilk başta kendimize yapıyoruz.
O yüzden ben de bir karar verdim.
Yu ve Hu'nun Hun'la yaptığı gibi kendime yapma gözler, kaşlar, ağız yapmayacağım.
O anda olmak istediğim kişiye, olmak istediğim şeye saygı duyacağım.
Geriye dönüp baktığımda, etkiden olduğum kişiye yani, daha kırılgan, daha içe dönük, daha kaygılı, korkuları daha fazla, başka insanların sesine ihtiyaç duyan, aşırı hassas ama sezgileri güçlü birini
görüyorum. Gerçekten de eskiden bütün bu özelliklerimle beraber sezgilerim de çok yoğun ve güçlüydü.
Fakat zaman içerisinde daha güçlü, biraz daha dışa dönük, İyi olmak zorunda hissetmeyen, daha özgüvenli birine dönüştüm.
Bazı konulara daha radikale kayan fikirlerim oluşmaya başladı.
Çok hümanist yaklaşmamaya başladım olaylara belki de.
Ve bütün bunlar beni daha güçlü bir karaktere sahip yaparken, daha sağlam ayakları yere basan birine dönüştürürken eski sezgilerimi de benden biraz alıp götürdü.
Aslında eskiden de kendi zayıflıklarım ve güçlerim vardı.
Şimdi de aynı şekilde bazı zayıflıklara ve bununla birlikte...
Fakat insanın kendini gözlemleyebilmesi genelde çok kolay olmuyor.
Benim durumumda kendi değişimimi aslında daha çok yazdıklarımı okuyarak tanıtlık ettim.
Çünkü ben her zaman...
Yazıyorum. Yıllardır sabah sayfaları yazıyorum sürekli.
Ve o sabah sayfalarında olduğum kişiye dair, işime dair, hayatıma dair, anılarıma dair o kadar büyük bir arşiv gizli ki.
2025'in sonlarına doğru özellikle o eski defterlerimi okumaya başladım.
Böyle 2020'den, 2021'den itibaren son 4-5 yılımı okudum hatta.
Ve oradaki değişime ve ayrıma en çok orada şahitlik ettim.
Çok merak ediyorum. Acaba sizin de böyle kendinize dair fark ettiğiniz şeyler oluyor mu?
Mesela değiştiğinizi görüyorsunuz.
ile ilgili artık aynı düşünmediğinizi ya da bir olaya aynı tepkiyi vermediğinizi fark ediyorsunuz ve acaba bununla ilgili suçluluk duyuyor musunuz?
Yoksa dönüşmeye başladığınız kişiye saygı mı duyuyorsunuz?
Ya da nasıl insanlara dönüşüyorsunuz mesela?
Ben kendimle ilgili de şunu düşündüm bu sürecin içerisindeyken.
Acaba 10 yıl sonra, 15 yıl sonra nasıl birine dönüşeceğim?
Ne olacağım yani? Daha kötü biri mi olacağım?
Daha iyi biri mi olacağım? Çünkü bir şey söyleyemiyorum.
Yaşadığım olayların, etrafımın, çevremin her şeyin beni etkileyebileceğini ve hayatının ne kadar akışkan olabileceğini biliyorum.
O yüzden gerçekten sizin de aklınızda böyle sorular oluyor mu?
Bunları fark ediyor musunuz?
Sorguluyor musunuz? Çok çok merak ediyorum.
Böyle bir şey varsa lütfen bana yazın.
Biliyorsunuz Instagram'dan yazabilirsiniz.
Genelsesler.gmail.com adresine yazabilirsiniz.
Bütün mesajları görüyorum.
Mailimden geldiğince geri dönmeye çalışıyorum.
Ve kapatmadan önce son olarak da en sevdiğim filozof olan biraz Spinoza'dan ve Spinoza'nın bir cehalet biçimi olarak kimliği görmesinden bahsedeceğim.
Podcast'ın eski dinleyicileri bilir ki Spinoza ve kitabı Etika benim kendi kişisel dünyam, hayata bakışımı çok etkileyen ve değiştiren bir yere sahip.
Spinoza kimlik inşasını insanın evrendeki gerçek yerini kavrayamamasından doğan bir ilizyon olarak görüyor.
Yani diyor ki insan kendi yerini bilemez, nasıl bir yerde olduğunu fark edemez, kendi belirsizliğin akışkanlığını göremez ve bir ilizyon olarak kendisine bir kimlik yaratır.
Ama kimlik aslında onu tıkar.
İnsan diyor hayatta kalma içgüdüsüyle kendini tanımlama hatasına düşer.
Yani çünkü ben böyle biriyim ve bunlardan hoşlanırım ve bunu yaparım dedikten sonra her şey daha kolay görünür.
Ona uygun davranırsınız ve iş biter.
Ama aynı zamanda diyor Spinoza her belirleme bir olumsuzlamadır.
Yani ben şuyum dediğiniz anda o tanımın dışında kalan bütün potansiyelleri yok sayarsınız.
Ve bu durumda sizi bir birey olarak güçsüzleştirir.
Sizi bir cehalete, kırmızı çizgileri olan, keskin inançları olan birine dönüştürebilir.
Kişi ne kadar kendini tanımlarsa, ne kadar ben şöyleyim böyleyim derse o kadar...
evrensel nedensellik ağına dair cahiliğini belli eder.
Nedensellik nedir? Yani aslında her şeyin bir nedeni vardır.
Bir şey olur, başımıza bir şey gelir, sonra o şeyin sonucunda başka bir şey olur ve o olanlar zihnimizi değiştirir.
Zihnimizin değişmesi sonucunda biz farklı kararlar veririz ve bu iş böyle gider.
Ve tüm bunların sonucunda diyor Spinoza, kişisel kimlik kendimize evrensel bir perspektiften bakmamızın da.
önüne geçer. Yani çünkü ona göre biz evrenin doğa tanrının bir parçasıyız.
Ondan geldik ve yine ona döneceğiz.
Aslında biraz İslam'daki tasavvufa da benziyor bu ama daha farklı Spinoza'nınki.
Evrenin tanrının bir parçası olduğumuz için onun gözünde olabileceğimiz bir şey değil olabileceğimiz sonsuz şey olabilir ve aslında kendimizi kısıtlayarak kendi evrenselliğimize de ihanet etmiş oluruz.
Ve tüm bu yapboz parçaları birleştirildiğinde görüyoruz ki biz aslında bir şey Kendi içerisinde zıttıkları olabilen, değişebilen, dönüşebilen, kendi kendini
yalanlayabilen, her zaman doğru bir çizgide dümdüz devam edemeyen, yalpalayan, geri giden, ileri giden varlıklarız.
Ben artık şöyle düşünüyorum.
Bugüne kadar bu böyledir, şu şöyledir dediğim, inandığım, peşinden gittiğim çoğu şeyin beni hayal kırıklığına uğrattığını veyahut da sandığım kadar iyi olmadığını gördüm.
Ne kadar çok değişebileceğimi gördüm.
İhtimal hayat ilerleyen zamanlarında da şu an doğru gibi gördüğüm şeyleri bana yanlışlayacaktır.
Ve belki de hayata dair görüşlerim bir defa değil iki defa değil yüzlerce kere değişecektir.
Ve belki de hayatta olmak budur.
Bütün bu dengesizlikle ve bütün bu gitgellerle bir uyum ve barış içerisinde olmaya karar verdim artık.
Değişebilirim. Şu an doğru dediğim şeyler sonra yanlış olabilir.
Özellikle konuşurken bilet işletme arkadaşlarıma şöyle söylüyorum.
Şu an böyle düşünüyorum.
Ama başka zaman farklı düşünebilirim.
Kendime bu hakkı tanıyorum yani artık.
Bu bölüm böyle sizinle konuşmak, sohbet etmek, kendi içimi dökmek istediğim bir bölümdü.
Yer yer çok soyut konuştuğumun farkındayım fakat sizlere bunu anlatmak zorundaydım.
Çünkü yeniden mikrofonun başına geçmek ve yeniden bir sürü konu hakkında konuşmak, sizinle fikirlerimi paylaşmak ve sonrasında sizin bu fikirlere verdiğiniz geri dönüşleri okumak istiyorum.
Burası benim için bir safe place, güvenli bir alan.
Hep böyle aradığım ama bulamadığım arkadaşlarımla, dostlarımla...
Sanki birleştiğim bir yer. O yüzden buradan vazgeçemem.
Sizlerin de benden vazgeçmeyeceğinizi biliyorum.
Artık 2026'da yeni bölümlerle bol bol burada olacağız.
Bir sürü konu hakkında konuşacağız.
Özellikle böyle spontan konuştuğum ve hayatın içerisinde fark ettiğim, notlar aldığım, kendimce düşündüğüm, çözümler aradığım, hatta çözümünü bulamadığım bir sürü konuyla ilgili konuşacağız.
Hepsini masaya yatıracağız.
Eğer sizin de böyle...
Bilge şunu konuş dediğiniz, şu konu hakkında sohbet edelim, bu konu hakkında bazı bilgilere ihtiyacım var dediğiniz şeyler varsa bana yazın.
Yeni sezonla ilgili yeni konulara ve yeni fikirlere tamamen açığım.
Podcast'a olmadığım bu sürede Instagram'da içerik öğretmeye devam ettim.
Oradaki topluluğumuz... Gittikçe büyüdü.
Beni etgenelseslerpodcast adıyla Instagram ve TikTok'da takip edebilirsiniz.
Ve Substack'te de varım.
İlhan Postası adıyla Substack'te ücretsiz mail bültenlerle yayınlıyorum.
Bütün üretimlerimi ve bulunduğum platformların linklerini açıklamalar kısmına koyacağım.
Yeniden burada olduğum için ve böylesine filtresiz sizlerle konuşabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.
İyi ki varsınız. Bir dahaki bölümlerde görüşmek üzere.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünü daha sonuna geldik.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
