
Transkript
Terapinin katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
Ben Bilge. Nasılsınız?
Umarım hepiniz çok iyisinizdir.
Bugün birazcık beni düşündüren ve uzun zamandan beri aslında üzerine kafa yorduğum, nedenlerini araştırdığım bir konu üzerine konuşacağız.
Artık hepiniz biliyorsunuz ki bu podcast'in konuları genel olarak benim kişisel deneyimlerimde yaşadığım sıkıntılar ve üzerine kafa yorduğum şeyler üzerinden şekilleniyor.
Son zamanlarda yetersizlik hissiyle çok fazla mücadele ettiğim bir dönemden geçtim ve bu dönemin içerisindeki yaşadığım gelgitler, kendi yolumu nasıl yeniden bulduğum üzerine bir podcast kaydedip
sizlerle de buluşturmak istedim.
Biliyorum ki çoğunluğumuzun içerisinde hem yetersizlik hissi hem de bir yandan o yetersizlik aşırı telafiye giden mükemmelliyetçi bir ses, mükemmelliyetçi bir yan var.
Bu yanlarla nasıl mücadele edeceğiz?
Veyahut da mücadele etmeli miyiz?
Nasıl kendimizi daha yeterli, daha iyi hissedebiliriz?
Yetersizliğin getirdiği kaygı ve anksiyeteyi nasıl aşabiliriz?
Gibi konular üzerinden aslında hem düşüncelerimi hem de deneyimlerimi paylaşacağım.
Yetersiz hissetmek bence bu dünyadaki en ama en acı verici hislerden birisi.
Bir ilişkinin içerisinde kendinizi yetersiz hissediyor olabilirsiniz.
İşinizde kendinizi yetersiz hissediyor olabilirsiniz.
Okulda, ailenizin içerisinde, belki kardeşlerinizin arasındaki en yeteneksiz ve en yetersiz sizsiniz kendi gözünüzde.
Ve tüm bu hislerin içerisinde kendinizi daha yeterli göstermek, daha iyi hale gelmek için belki aşırı derecede çabalıyorsunuz.
Veyahut da tamamen salıp depresyona giriyorsunuz.
Kendi kişisel deneyimlerimde gördüm ki yetersizlik hissi insanı gerçekten de çok acı verici duyguların içerisine sürükleyebiliyor.
belki de hayatta bazı yerlerde hatalar yapmasına neden olabiliyor.
Kendi kişisel öyküme baktığımda biliyorsunuz ki her şey bizim aslında çocukluğumuzda, çocukluk hikayemizde başlıyor.
Ebeveynlerimizin nasıl olduğu, bizlere nasıl davrandığı yetişkinlik hayatımızı çok fazla etkiliyor.
Benim hikayemde de annem benim hayatımda gördüğüm en mükemmeliyetçi insanlardan birisiydi.
Gerçekten de bu hayatta gördüğüm zorlukların içerisinden geçmeyi en iyi şekilde başaran O kadar da kendi mükemmeliyetçiliği içerisinde yoğrulmuş ve onun içerisinden çıkamayan bir kadındı.
Ve hala da öyle bu arada.
Onun sürekli mükemmeli araması bizim de hayatlarımızda kötü etkiler bıraktı.
Çünkü kendisi nasıl en iyi yapmaya çalışıyorsa bizden de aslında bunu bekledi.
Toplumun içerisinde yaptığı ufacık bir yanlış bile annem için oldukça kötüydü.
Yanlışlara tahammülü gerçekten de yoktu.
Hem kendisinde yoktu hem de bizde.
Yetersizlik hissinin başladığı ilk yer burasıdır.
Sonrasında ise büyüdükçe büyüdükçe bu yetersizlik hissinin gittikçe arttığını ve beni ne kadar çok zorladığını fark etmeye başladım.
Bu artık öyle bir noktaya geldi ki yetişkinlik hayatımda.
İşte podcast'im için içerikler üretirken, işlerimi yaparken, insanlarla iletişim kurarken kendi kendime hep şunu söylediğimi fark ettim.
Yetersizsin. Hatta sahtekarsın.
İnsanlar senin gösterdiğin gibi biri olmadığını yakında anlayacaklar.
Sen aslında bu konuda bu kadar çok bilgi sahibi değilsin.
Yalan söylüyorsun. Tabii ki de bu iç sesimin hiçbirisi doğru değil.
Çünkü şunu çok iyi biliyorum ki hayatım boyunca hep çalıştım ve mükemmelliyetçi yanımı da yanıma alarak sürekli en iyisini yapmayı hedefledim.
Ama tüm bunlara rağmen hala kendimi yetersiz hissetmeye ve bu hisle birlikte gelen kaygı ve anksiyeteyle yaşamaya devam ediyorum.
Bu durumla ilgili son zamanlarda okuduğum ve birkaç bölüm önce yine bahsettiğim Michael Foley'in yazdığı Saçmalıklar Çağı isimli kitapta çok güzel bir öykü vardı.
Ben de sizlerle aslında paylaşmak istiyorum.
Belki kendinizle bir yerde bağlantı kurabilirsiniz diye.
Bu öyküde Michael Foley yani yazarımız bir arkadaşının evine partiye gidiyor.
Ve bu arkadaşı çok ünlü bir diş hekimi.
Ünlüden kastım şöyle yani Hollywood'daki ünlülere hizmet eden gerçekten çok aşık.
Kaşırderdi, kalburüstü, kişilerin geldiği, işinde çok iyi ve başarılı ve yıllardır bu işi yapan bir hekim.
Kendisi oldukça zengin.
Zaten gittikleri partide havuza olan çok büyük bir evde, şampanyaların kola gibi dağıtıldığı bir ortamda gerçekleşiyor.
Yazar diyor ki daha önce hiç bu kadar çok şampanya içildiğini görmemiştim.
Bu kadar kasa kasa şampanyayı bir arada görmemiştim.
Ve tabii ki de işte kadınlar çok güzeller, çok güzel giyiniyorlar, çok pahalı kıyafetler var, güzel.
Ev sahibi diş hekimi ise şezlongunda uzanmış bu anın ve bu ortamın tadını çıkarıyor.
Partinin bir kısmında gelen katılımcıların büyük bir kısmı havuza girmek istiyorlar ve gidiyorlar.
Onlar havuza girince diş hekimiyle yazarımız baş başa kalıyor.
Ve bu ünlü başarılı diş hekimi yazarımıza diyor ki Söylesene sen okumuş bir insana benziyorsun.
Sabahları yatağımdan kalkmak için bir sebebin var mı?
Önce yazar şok oluyor.
Böylesi zengin ve fırsatları çok fazla olan bir adamın neden yataktan kalkmakta zorlandığını anlayamıyor.
Sonrasında öğreniyor ki aslında diş hekimi uzun zamandan beri kronik bir depresyondan muzdarip.
Sürekli ilaç alıyor, sabahları kalkmakta zorlanıyor.
Sorunu ise kendisini yeterli hissetmiyor oluşu.
Diyor ki artık gençler yetişiyor.
Bu yeni yetişen genç diş hekimleri benden çok daha iyi olacaklar.
Belki de ben bir sahtekarım.
Belki de diş hekimliğinde hiç de iyi değilim.
Ve bir gün benim ne kadar da berbat biri olduğumu anlayacaklar.
Ve tüm bunları da telafi etmek için çok fazla kredi çektim.
İşte böyle büyük partiler düzenliyorum.
Harika bir evde yaşıyorum.
Farkındaysanız burada da diş hekiminin yüksek standartları ve mükemmeliyetçi yanı yetersizliğini telafi etmeye çalışıyor.
Ve bir gün başarısız olduğumda artık para kazanamamaya başladığımda tüm bunları nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum.
Kendimi çok kötü hissediyorum diyor.
Dışarıdan bakıldığında böylesine ünlü ve başarılı zengin bir diş hekiminin bu tarz hislere sahip olamayacağını düşünürüz.
Ama bu öykünün de gösterdiği gibi demek ki bu hisler aslında evrensel.
Evrenselden kastım şu içerisinde yaralı bir çocuk barındıran insanların dünyasında evrensel.
Bizler gibi yetişmiş, küçükken çok da doğru olmayan bazı muamelelere maruz kalmış insanlar bunların acısını ve ıstırabını Büyüdüklerinde ne olursa olsun çekmeye devam ediyorlar.
İsterseniz ünlü bir diş hekimi olun, isterseniz aktör olun, isterseniz kasiyer olun.
Bu değişmiyor. Bu hikayeyi okuduktan sonra kendi içimdeki yetersizlik hissine doğru...
Yeniden bir bakış atmak istedim.
Ve fark ettim ki aslında son derece kalifiye özelliklerim var.
Yıllardan beri okuduğum onlarca kitap, birlikte çalıştığım insanlar, ortaya koyduğum yaratıcı işlerim var.
Beni severek takip eden, içeriklerimden gerçekten faydalandığını söyleyen insanlar var.
Bazen iç sesim öyle bir noktaya geliyor ki inanır mısınız?
Bana yazılan mesajların bile yalan olduğunu düşünmeye başlıyorum.
Diyebilirsiniz ki bilgi bu nasıl bir paranız?
Demek ki yaralı bir ruha sahip olmak böyle bir şey.
Sürekli sürekli kendimi inandırmak zorunda kalıyorum.
Elbette ki bu tarz zorlandığım zamanlarda benim yardımıma hemencecik terapistim koşuyor.
Terapi almak hep söylediğim gibi bu hayatta verdiğim en güzel kararlardan biri ve ben yıllardır terapi görüyorum.
Evet benim terapi görmüş halim arkadaşlar.
Eğer terapi görmeseydim büyük ihtimalle zaten ben hiçbir iş yapamazdım.
cezalandırıcı ve mükemmeliyetçi iç sesim nedeniyle.
Terapi sayesinde kendi işimi kurdum, binlerce insanın dinlediği bir podcast yarattım ve çok çok daha farklı insanlarla tanıştım.
O yüzden eğer siz de benim gibi bu tarz yıkıcı hislerden muzdaripseniz, birisinden destek almaya ihtiyacınız varsa terapi görmeyi ihmal etmeyin.
Peki Bilge, biz bu terapiyi nereden alacağız?
Tam da burada bölüm sponsorumuz Terep'ine teşekkür etmek istiyorum.
Terep'in bünyesinde 300'den fazla uzman klinik psikolog barındıran ve 6 farklı kategoride hizmet veren bir Terep uygulaması.
Bundan önceki bölümleri de sponsor oldukları için aslında biliyorsunuz ben kendileriyle çalışmaktan gerçekten çok memnunum.
Terapin uygulamasını indirip içerisine girdiğinizde aslında çok güzel bir kullanıcı deneyimi sunuyorlar.
Öncelikli olarak bir başlangıç testi yapıyorsunuz.
Yaşınızı, bütçenizi ve sıkıntınızı oraya yazıyorsunuz.
Ve sizin ihtiyaçlarınıza yönelik terapistleri karşınıza çıkartıyor.
Her bütçeye yönelik terapist var.
Ve birlikte çalışmak istediğiniz terapistlerin özgeçmişlerine ve danışan yorumlarına bakabiliyorsunuz.
Bu sayede sizin için en uygun olan terapisti seçmeniz tabii ki de çok daha kolay oluyor.
Bunun da dışında seans sonrası psikologlarla ücretsiz olarak mesaj yaşabiliyorsunuz.
Ayrıca da çevrimiçi psikologlarla 7-24 anlık istek göndererek seans yapma fırsatınız oluyor.
Eğer tabii ki de terapi almak istediğiniz psikolog müsaitse.
Ayrıca terapinin uygulamasında çok fazla ücretsiz içerik de var.
Sırf bu içerikler için dahi uygulama...
ve bu içeriklerden faydalanabilir diye düşünüyorum.
Güzel de bir haberim var ki ilk seansınıza özel sesler 20 koduyla %20 indirimli terapiye alabilirsiniz.
Açıklamalar kısmına uygulamanın linkini bırakıyorum ve kodu da açıklamalar kısmına yazacağım.
Oradan linke tıklayıp uygulamaya indirebilir ve hemen kendi terapi yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Evet reklamlar burada bitti.
Bölüme geri dönüyorum.
Yetersizlik hissi üzerinden konuşmaya devam ediyoruz.
Demiştim ya yetersiz hissetmek bunu aşırı telafiye götüren mükemmeliyetçilikle birlikte içimizde var olabilir.
Yani en iyisini ortaya koymalıyız, en iyi şekilde yapmalıyız derken o yetersizlik hissinden kaçınıyoruz.
Başkalarının bizim eksik ve yetersiz olduğumuzu görmesini istemiyoruz.
Ve mükemmeliyetçiliğin en kötü yanı ise şu.
Mükemmelin sınırı yok.
Her zaman her şeyin daha iyisi var.
Ve biz hep daha iyisi, daha iyisi için çabalarken aslında hiçbir şey yapmadığımızı, zamanımızın öylece akıp geçtiğini, yılların birbirini kovaladığını ve Hayalimizdeki
şeylerin hiçbirini yapamadan büyüdüğümüzü fark ediyoruz.
Yeterince iyi de iyidir diyemiyoruz.
Ama size şunu söyleyeyim.
Yeterince iyi de iyidir.
Mükemmel denen şey sadece bir yanılsamadır.
Hadi birazcık da şu mükemmeliyetçiliğe bakalım hep birlikte.
Mükemmeliyetçilik... Çok severek yazılarını ve kitaplarını okuduğum psikolog Margaret Redford'un söylediğine göre ikiye ayrılıyor.
Yapıcı mükemmeliyetçilik ve yıkıcı mükemmeliyetçilik.
Bu konuyu daha detaylı anlatan mekalesini de açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Oradan da okuyup bunun detaylarını öğrenebilirsiniz.
Fakat ben birazcık daha tabii ki de yüzeysel olarak bahsedeceğim.
Yapıcı mükemmeliyetçilik aslında hani bir şeyi...
İyi bir şekilde ortaya koymak, elimizden gelenin en iyisini yapmakla alakalı.
Tabii ki de tembellik yapmak, işleri üstün kör yapmak çok kötü bir şey.
Bir şeyi yapabileceğimiz en iyi şekilde yapmak ve bu konuda içimizin rahat etmesi yapıcı mükemmeliyetçiliğe girer.
Fakat yıkıcı mükemmeliyetçilik dediğimiz şey...
En iyisinin de iyisini istemek, sürekli kendimizi zorlamak, hiçbir şeyi beğenmemek, sürekli yaptığımız şeyleri yetersiz görmektir.
Şema terapide bunu yüksek standartlar şemasıyla da bağdaştırabiliriz.
Biliyorsunuz ben şema terapi gördüğüm için şemalarla çok ilgileniyorum.
Ve terapistimle ilk çalışmaya başladığımda bana yüksek standartlar şamamın çok yüksek olduğunu söylemişti.
Ve psikolog Margaret Redford'a göre yıkıcı mükemmeliyetçiliğin sebebi aslında gizli depresyon.
Yani bir yandan da gizli depresyonla mücadele ediyor.
kendi iç dünyamızda farklı şeyleri de anlamlandırmaya çalışıyor olabiliriz.
Böyle bir durumda olduğumuzu anladığımızda zaten hep söylediğim gibi bir uzmandan danışmanlık almamız gerekiyor.
Ben ara ara podcastlerimde bir kamu spotu gibi bunu geçiyorum ve yine geçeceğim.
Bildiğiniz üzere ben bir uzman değilim.
Sadece okuduklarımı, bildiklerimi burada anlatıyorum.
Kendi deneyimlerimden bahsediyorum.
Beni bir hikaye anlatıcısı gibi görün lütfen.
Benim podcastimin amacı iyileştirmekten daha çok farkındalık yaratmak.
Bu farkındalığa sahip olduktan sonra da hayatınızla ilgili adımları atmak elbette ki size kalıyor.
Fakat ben terapi dışında kendim bu noktada nasıl adımlar attım işte bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Öncelikli olarak ben zaten gizli depresyonda değildim.
Gerçekten uzun süre ağır bir depresyondan muzdariptim.
Fakat şu an çok iyiyim.
Gerçekten bu konuyla ilgili bir sıkıntım yok yani.
Hala elbette ara ara beni yokluyor.
Ama onun dışında kendimi iyi hissediyorum.
Ve çok şükür ki yaşamayı her zaman çok seven bir insan oldum.
Belki de bu yaşama sevinci de beni hayata tutuyor.
Eğer nedir sana bu yaşama sevinci getiren şeyler diyorsanız da podcast'in...
Bundan bir 10 bölüm öncesinde falan yaşamı sevmek için nedenler diye bir bölüm kaydetmiştim.
Onu dinleyebilirsiniz. Yetersizlik hissiyle mücadelede ve mükemmeliyetçilikle başa çıkmada ilk adımım tabii ki de farkına varmaktı.
Çünkü yıkıcı mükemmeliyetçiliğe sahip olan insanlar bunun genelde normal olduğunu düşünüyor.
Yani ben mükemmeliyetçi değilim ki zaten olması gereken budur diyor.
Tabii ki de hatalar yapmaya, yanlışlar yapmaya ve mükemmel olmayanı yapmaya hakkımız var.
Yıkıcı mükemmeliyetçiliğe sahip olduğumuzu fark ettikten sonra bunun nereden geldiğini anlamak ve yüksek ihtimalle içimizdeki o yetersizlik hissiyle yüzleşmek gerekiyor.
Bu his çok acı verici bir his.
Çünkü bir kişinin kendini yetersiz olarak görmesi sürekli olarak kendinden utanmasına ve kendisini ara ara saklamak istemesine sebebiyet veriyor.
Özellikle de romantik ilişkilerde yetersizlik hissi çok fazla ortaya çıkabilir ve böyle durumlarda bizi hiç olmayacak şekilde acıtabilir.
Bu hislerle başa çıkmada en sevdiğim yöntem yazmak.
Gerçekten de oturup yazmayı seviyorum.
Size bölümün başında anlattığım diş hekimi ve yazar Michael Foley'in hikayesini hatırlıyorsunuzdur.
Orada Michael Foley de aslında kendisinin de aynı histen muzdarip olduğunu itiraf ediyor.
Kendisi üniversitede veyahut da lisede öğretmendi sanırım.
Yanlış hatırlıyor olabilirim.
Fakat sahtekar bir yaşta olduğunu, öğrencilerinin öğrenmesinden korktuğunu, aslında hiçbir zaman iyi bir öğretmen olmadığını düşündüğünü itiraf ediyor.
Tabii ki de gerçekler böyle değil.
Kendisi çok iyi okullardan mezun olmuş, entelektüel seviyesi son derece yüksek bir insan ve büyük ihtimalle harika bir öğretmen.
kendi kendimize dair içimizde bu tip sesler duyuyorsak elimize şöyle bir kalemi kağıt alıp yazmamız gerekiyor.
Michael Foley de çünkü tam olarak bunu yapmış.
Diyor ki bilissel davranışçı terapiden yardım aldım.
Oturdum ve bundan önce yaptığım iyi şeyleri yazdım.
Gerçekten şimdiye kadar yaptıklarınızı ve geldiğiniz yolu yazmak ve görmek çok büyük bir insanda kendine güven uyandırıyor.
Geçenlerde yine böyle kendi kendime sıkıntı içerisine girmiştim.
Kariyerimle ilgili düşünüyorum işte her şeyimin yetersiz olduğunu falan kendi kendime söyleyip duruyorum.
Ve sonrasında elime kalemi kağıdı alıp yaptığım şeyleri yazdığımda şunu fark ettim.
Ben kariyer yolculuğuma yaklaşık bir buçuk yıl önce başladım.
Ve bir buçuk yıl önce başladığım noktadan geldiğim noktaya bakıyorum.
Bu noktaya gelmeyi hayal dahi edemezdim büyük ihtimalle.
Gerçekten bir buçuk yıl gibi kısa bir zamanda o kadar çok ilerleme kaydetmişim ki tahminimce başladığım yerin 12 kat falan daha iyisiyim.
Yani maddi manevi olarak her noktada.
Ve dedim ki bunu böyle görmek sana gerçekten çok iyi geldi.
Belki de bundan bir buçuk yıl sonra neler yapacaksın, nerelere geleceksin.
Diyelim ki gelemedin.
Bu dünyanın sonu mu? Sen bununla baş edemez misin?
Evet de ki baş edebiliriz.
Bu noktada hayatımızda eskiden başımıza gelen kötü şeylere bakmak ve onlarla ne kadar iyi de aslında mücadele edebildiğimizi görmek çok iyi geliyor.
Seneca'nın da söylediği gibi hiçbir şey hayalimizdeki kadar korkunç değildir.
Bazı şeylere dayanamayacağımızı ve onlarla baş edemeyeceğimizi düşünürüz ama başımıza geldiğinde aslında o olaylarla ne kadar iyi mücadele edebildiğimizi fark ederiz.
Tüm bunları düşündüğümde ve kendi listemi çıkarıp geçmişten bugüne kadar kat ettiğim yolu gördüğümde o kadar iyi hissettim ki.
Ve bu hisle birlikte bir anda zihnime yeni fikirler doğmaya başladı.
Yeni yeni projeler, yapmak istediğim şeyler ve bir adım daha kendimi ileriye götürebilecek şeylerin böyle tasarımını oluşturmaya başladım.
Bu nedenle böyle bir egzersiz yapmanızı, kendi kendinize böyle bir zaman geçirmenizi çok tavsiye ederim.
Hatta çok sevdiğim o ritüellerden bir tanesi haline getirdim.
Kendimde bunu. Siz de mumlarınızı yakıp işte kendinize ritüelistik bir ortam oluşturup bu tarz bir yazma deneyimini kendinize yaşatabilirsiniz diye düşünüyorum.
Sakın geçmişte hiçbir başarım yok diye düşünmeyin.
Sadece bu noktaya kadar yaşamış olmanız bile başarıdır.
Bunu sakın unutmayın.
Bir diğer yaptığım şey ise yıkıcı iç sesimin aslında benim değil de anne ve babamın sesi olduğunu fark ettirmek oldu kendime.
Tabii ki de bunu fark etmede terapinin de büyük bir etkisi oldu.
İçimizdeki o yıkıcı iç sesleri cezalandırıcı veyahut da talepkar ebeveyn sesi diyor terapistler.
Gerçekten onlara doğru dönüp baktığımızda aslında cezalandırıcı iç ebeveyn sesinin veyahut da talepkar iç ebeveyn sesinin bize ait olmadığını zamanında içselleştirdiğimiz veyahut da öğrendiğimiz,
duyduğumuz şeylerin birer tekrarı olduğunu görüyoruz.
Bu şekilde ayrışmaya başlamak da bana çok iyi geldi.
Mesela yetersiz olduğumu veyahut da bir konuda başarısız olacağımı söyleyen bir iç sesim ortaya çıktığında kendim artık şöyle söylüyorum.
Bak. Yine cezalandırıcı iç ebeveyn sesinle konuşuyorsun.
Bu sen değilsin.
Bu ses sana ait değil ve gerçekleri söylemiyor.
Lütfen gerçeklere bak.
Dayanıksız değilsin ve her şeyle baş edebilecek gücede sahipsin.
Ve lütfen yanlış sözlere kurban gitme.
Biliyorum ki cezalandırıcı iç ses...
çok yıkıcı ve yaralayıcı olabiliyor.
Fakat bütün bunların farkına varmak ve kendi kendimizle aslında pozitif konuşmalar yapmayı öğrenmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Belki de bunun diğer bir adı kendi kendinin ebeveyni olmak olabilir.
Yine terapide öğrendiğim kendi yetişkin tarafımı geliştirmek ve kendi kendimi ebeveyn olmak kavramları hayatımı kurtaran bir başka şey oldu.
Geçenlerde gerçekten çok zor bir telefon konuşması yapmam gerekti birisiyle ve bu telefon konuşmasını yapmadan önce çok zorlandığımı, ürktüğümü, korktuğumu fark ettim.
Çünkü ne olacağını bilmiyordum ve kendimi çok yetersiz hissediyordum.
İçimden bir ses sürekli bu telefon konuşmasını bir başkasının yapmasını hayal ediyordu.
Benim yerime bu işi biri yapsın.
Konuşmayı başka biri yapsın diye dilekte bulunuyordum.
Sonra dedim ki kendime otur biraz düşün.
Neden bu konuşmayı yapamayacağını ve neden kendini burada yeterli görmediğini bana bir söyle.
Ve kendimle birazcık konuştuktan sonra yapmak istediğim şeyi fark ettim.
Nasıl konuşmak istediğimi.
Burada nasıl bir tavır almak istediğimi ve yeri geldiğinde kendimi savunabileceğimi gördüm.
Sonrasında o zorlu telefon konuşmasını yaptım ve gerçekten de çok güzel geçti.
Tahmin ettiğimden daha da güzel geçti.
İçimizdeki yetişkin sese de odaklanabildiğimizde ve kendi kendimize ebeveynlik yapıp bak burada yanlış düşünüyorsun, bu şekilde de düşünebilirsin.
Burada düşüncelerini çarpıtıyorsun, doğru şekilde düşündüğünde olayların daha da farklı olduğunu fark edebilirsin dediğimizde aslında her şey değişmeye başlıyor.
Belki de diyebilirsiniz bilgi çok polyanlacı konuşuyorsun ya da işte bunları yapmak kolay mı, mümkün mü?
İnanın mümkün.
Tüm bu zorlayıcı duyguların ve yetersizlik hissinin üzerinden gelip de kendi kişisel gücünüzü elinize aldığınızda bir şey fark edeceksiniz.
Aslında yaşamak çok güzel ve hayatta yapabileceklerinizin sınırı yok.
Yine motivasyon konuşmacısı gibi konuşmaya başladım gördüğünüz gibi.
Bu bölüm benim için kaydetmesi çok keyifli bir bölümdü.
Aslında kendi içimdeki çıkmazları size anlattım ve yine kendimden yola çıkarak yaşadıklarımı sizlere sundum.
Ve yine kendimden yola çıkarak bu duruma getirdiğim çözümleri sizlerle paylaştım.
Eğer bölümü sevdiyseniz ve podcast'ı takip etmeyi seviyorsanız lütfen sevdiklerinizle paylaşın.
Bu beni çok mutlu eder.
Bölümle ilgili yorumlarınızı...
etgenelseslerpodcast instagram hesabı üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Terapinin sunduğu Genel Sesler Podcast sana erdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
