
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bedeninizi seviyor musunuz? Eğer sevmiyorsanız üzülmeyin, ben yanınızdayım :) Bu bölümü hepimiz için hazırladım. Var olduğumuz için kimseden özür dileyecek değiliz. Tam aksine hepimi bu hayatı doya doya yaşamayı hak ediyoruz. Bedenimiz bu dünyayla bağlantı kurma aracımız olduğuna göre onu sevmek iyi bir hayat yaşamanın ilk adımı olabilir. Bu bölümde umuyorum ki sizi kendinizi sevmeye bir adım daha yakınlaştırmayı başarabilirim. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
TED Konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=KM4Xe6Dlp0Y
Yararlandığım Makale: https://psyche.co/guides/how-to-love-your-body-for-what-it-does-not-what-it-isnt?utm_source=pocket_mylist
2018 yılında yapılan araştırma: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29428332/
Belgesel: The Social Dilemma
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Söylesene, aynaya baktığında ne görüyorsun?
Badem gibi olmadıkları için üzüldüğün bir çift göz, onları çereleyen kirpiklerin, Üstünde kaşların, belki biraz çıkmış göbeğin, beğenmediğin bacakların, hep fondötenle
kapatmaya çalıştığın o sivilce izin, seni zayıf biri olarak gösterdiğine inandığın kısa boyun, yaşlanmaya başlamış cildin, beyazlayan saçların, bir türlü veremediğin kiloların, orandan burandan fışkıran
kılların, keşke ameliyat ettirebilsem dediğin burnun, herkeslerden saklamaya çalıştığın çatlakların.
Bu saydıklarım aynada görüp seni mutsuz ediyor mu?
Bunlar sana tanıdık geliyor mu?
Bence geliyor. Çünkü tüm bunları sizi mutsuz ettiğini, bedeninizi sevmekten uzaklaştırdığını söyleyerek sizler yazdınız bana.
Birkaç gün önce yoga yaparken aklıma bedenimizi sevmek üzerine konuşmak geldi.
Yoga bana bedenimi ve kendimi sevmeyi öğreten en büyük iyileşme kaynaklarından biri ve elbette ki böyle bir zamanda aklıma böyle bir konunun düşmesi asla tesadüf değil.
Sonra bu fikrimi Instagram'da sizlerle paylaştım.
Sizden de oldukça pozitif bir geri dönüş alınca ve büyük bir destek gelince dedim ki bu bölüm kesinlikle yapılmalı.
Benimle kendi bedeninize dair sevmediğiniz, görmek istemediğiniz şeyleri paylaşmaya başladınız Instagram üzerinden.
Yazanlar arasında sadece kadınlar yoktu.
En az kadınlar kadar erkekler de görünüşleri yüzünden acı çekiyorlardı.
Gelen mesajları okurken bedenimizi yani bu dünyadaki biricik evimizi sevmekte neden bu kadar zorlandığımızı düşündüm hep.
Kendi yolculuğumu ve dış görünüşümle ilgili verdiğim sınavı hatırladım.
Ben dualist biri olmadığım için bedenin varlığımızın tek ifadesi olduğuna inanıyorum.
Rüzgarı tenimizde hissediyoruz.
Kokuları burnumuzla alıyoruz.
Canımız yandığında kalbimize bıçak saplanır gibi oluyor.
Heyecanlandığımızda midemizde kelebekler uçuşuyor.
Travmalarımız bedenimize kaydediliyor.
Ona azıcık iyi davrandığımızda hemen sinir sistemimiz rahatlıyor.
Arkadaşlar, bizler bedenlerimiziz ve ona kötü davranırken aslında varoluşumuza kötü davranıyoruz.
Bedenimiz, bizlerin bu dünyayı deneyimleme aracı.
Hormonlarımız, salgılarımız, beynimizin kimyası, hepsi karakterimizi, arzularımızı ve isteklerimizi şekillendirmeye yardımcı oluyor.
Bizler bu bedeniz. Bu farkındalık seviyesine ulaşmam hiç kolay olmadı.
Eskiden ayna karşısına geçtiğimde hep kusurlu vücut hatlarımı görürken artık çok farklı şeyler görüyorum.
Karakterimin yansımalarını bedenimde görebiliyorum.
Şimdi sizlerle bu konuşmayı yaparken aynaya bakıyorum.
Neler gördüğümü anlatmamı ister misiniz?
İçleri şakacı, meraklı ve biraz da yaramaz kişiliğimin ışığıyla parlayan hafif çekik gözlerim var.
onlarla kitap okumamı kolaylaştıran gözlüklerim, sürekli gülmekten ve kahkaha atmaktan kenarlarında çizgiler oluşmaya başlamış dudaklarım, 7 yıl önce verdiğim kilolardan kalma hafif çatlaklarım, 23 yaşında
geçirdiğim aşırı sıkıntılı bir dönemin bana mirası olarak aralardan beyazlamaya başlamış saçlarım, 4 yıldır yaptığım sıkı spor sayesinde fit ve esnek ama suyunu çıkarsam Victoria's Secret modeline benzemesi
imkansız bir bedenim var.
Bu beden benim koşmama, gülmeme, hissetmeme, sevdiklerime sarılmama ve üzerinde kendi karakterimin yansımalarını görmeme olanak sağlıyor.
Yaşadığım her şey onun üzerinde bir iz bırakıyor.
Terapistimin koltuğuna oturup estetik ameliyata olmaya karar verdiğimi söylediğim günden bugüne çok yol katettim.
Kendimden utanmamayı, başkalarının görüşlerini umursamamayı ve özgüvenli bir mutluluğa sahip oldukça gelen güzelliği keşfettim.
Bu bölümde kendi içimizden yükselen o acımasız sesten kurtulmayı ve bedenimizi yeniden nasıl sevebileceğimizi konuşacağız.
Yeniden diyorum. Çünkü doğduğumuzda hepimiz kendimizi seviyorduk.
Bu dünya bize sevmemeyi öğretti.
Genel Sesler Podcast'ine hepiniz hoş geldiniz.
Umarım aynadaki görüntünüzle barış ilan etmeye hazırsınızdır.
Bu bölüm için hazırlık yapmaya başladığımda kendime biraz kızdım.
Çünkü konuşması en zor ve eski yaraları yoklayacak konulardan birini seçmiştim.
Bunu yapmaya hazır olduğunu sana düşündürten neydi diye biraz da söylendim aslında kendime.
Ama hazır olmayı beklemenin aptalca bir şey olduğunu öğreneli çok zaman alıyor.
Eğer bir şey aklıma düştüyse ve onu yapmak istiyorsam zaten hazırım demektir.
Bazen zor şeyleri konuşmak gerekir ki hem kendin hem de diğerleri iyileşebilsin.
Bazen biraz cesur olmak gerekir.
Ben de tam olarak böyle cesur bir günümdeyim.
Kendimden daha önce hiç bu şekilde bahsetmemiştim.
Bu bölümü hazırlamak ve aynada gördüğüm genç kadını kelimelerle ifade etmek beni kendimle yakınlaştırdı.
Bedenimi sevmek için dünyanın en güzel kadını olmama gerek yok.
Onu anlamaya, bana sunduğu hizmetler için şükretmeye, iyi bir bakım vermeye ihtiyacım var.
Ve şuna emin olabilirsiniz, övünmek gibi olmak istemem ama kendime çok iyi bakıyorum.
Spor, yoga, sağlıklı beslenme, meditasyon hepsi hayatımın bir parçası.
Bu elbette hep böyle değildi.
17 yaşındayken sağlıklı olmayacak şekilde kilolu, bırakın spor yapmayı iki adım atacak dahi enerjisi olmayan ve toplumun saçma sapan sözlerine maruz kalan biriydim.
Ben o kilolardan kurtuldum, hayatımı düzene koydum ama bilin bakalım ne değişmedi?
İnsanların sözleri. Bir zamanlar hangi topluma girsem, aman Allah'ım ne kadar kilo almışsın, sanki 17 değil 35 yaşındasın.
gibi sözler duyarken şimdilerde bu ne zayıflık canım hemen sporu bırakmalısın.
Çok yemek yemelisin. Böyle zayıf ve kaslı olmak kadına yakışmaz gibi sözlere maruz kalıyorum.
Bu nedenle eğer içinizde çevrenizdeki insanları güzel görünmek adına yapmaya karar verdiğiniz bir şey varsa ondan hemen vazgeçin.
Çünkü insanlar genel olarak dengesiz ve kusur arayan varlıklar.
Biz de bu insanlardan biri olabiliriz.
Dikkat edelim kendimize. İçten gelen bir motivasyona sahip olmak ise tüm bunların aksine sizi kendinizle barıştıracak ve toksik insanlardan kurtulmanıza yardımcı olacak bir şey.
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre kadınların %55'i, erkeklerin ise %42'si görüntülerinden memnun olmadıklarını söylüyorlar.
Yani toplumun yarısının dış görünüşü yüzünden mutsuz olduğunu varsayabiliriz.
Bu kadar çok insanın sadece mevcut güzellik kalıplarına uymadıkları için acı çekmesi bence korkunç bir durum.
Güzellik diye tanımladığımız şey her geçen zamanda farklı formlara bürünüyor.
Şimdi bize güzel gelen çok değil, belki 30-40 yıl sonra o zaman insanların ne güzel görünmeyecek.
Bugün burada güzelliğin tarihine girmeyeceğim.
Zaten hali hazırda Güzel Çirkindir, Çirkin Güzel isimli bir bölümde tamamen bu konuyu ele almıştım.
Onun yerine konu üzerine çalışan uzmanların bedenimizi sevmek üzerine neler tavsiye ettiğinden ve benim kendi yolculuğumda edindiğim bazı tecrübelerden ve tavsiyelerden bahsedeceğim.
Öncelikle uzmanlar ne diyormuş bence bir ona bakalım.
Çünkü kafamıza göre iş yapmak da pek hoş değil.
Bu konu üzerine yaklaşık 25 yıl boyunca çalışmış bir psikoloğun makalesiyle karşılaştım internette ve onun anlattıklarını aslında 4 maddeye indirgeyerek size sunmak istiyorum.
İlki değerlerimizin farkına varmak.
Değer verdiğimiz şeyler arkadaşlıklarımız, ailemiz, ilişkilerimiz ve daha farklı başkalarına yardım etmek gibi şeyler mi yoksa?
Bedenimizin nasıl göründüğü mü?
Bedenimizin nasıl göründüğü hayattaki diğer şeylerin önüne geçiyor mu?
Daha kıymetli şeyleri engelliyor mu?
Belki de bunu değiştirmemiz gerekiyordur.
Belki de değerlerimizle daha yakından temas kurmak, onların neler olduğunu belirlemek ve aslında hayattaki asıl önceliğin sadece nasıl göründüğümüz değil, neler yaptığımız olduğundan fark etmek gerekiyordur.
Bence bu oldukça mantıklı bir adım.
Bunu ben kendi hayatıma da geçireceğim.
Daha öncesinde bu kadar çok değer odaklı olarak bakmamıştım bedenimle olan ilişkimi düzeltmeye.
2018 yılının Ocak ayında yapılan bir araştırmaya göre, bu araştırma bu arada kadınlar üzerinde yapılmış ama bence erkekler için de aynısı geçerli olurdu.
Bedeninde güzel bulduğu yerleri fark edip onlara şükreden, onların güzelliğini görmek için daha çok çaba sarf eden insanların zaman içerisinde bedenleriyle olan ilişkilerinin...
düzeldiği gözlemlenmiş. Bence hepimizin dış görünüşünde beğendiği bir şey vardır.
Ya da illa dış görünüş olmasına gerek yok dediğim gibi ben karakterin görünüşe yansıdığını düşünüyorum.
Gözlerinizdeki ışıltı ya da gülme biçiminiz, bir şey tutma biçiminiz hepsi olabilir.
Sizi ne yansıtıyor? Ne ifade ediyor?
Bunu tam olarak şu an ben bilemem.
Ama siz bilebilirsiniz. En çok neyinizden hoşlanıyorsunuz?
En sevdiğiniz parçanız ne?
Size en güzel gelen yanınız ne?
Bunu fark edip buna şükretmek, düzenli olarak Buna sahip olduğunuz için ne kadar mutlu olduğunuzu hatırlamak aslında sizin kendiniz olan ilişkinizi düzeltmeye yarayan bir araç.
Ben bunu şeye benzettim.
Hayatta bize sunulan güzellikler için şükran günlüğü tutuyoruz ya.
Bu da kendimizde sevdiğimiz şeyler için şükran günlüğü tutmaya benziyor.
Mesela ben bunu öğrendikten sonra kendimde en sevdiğim yeri fark ettim.
Ve ara ara ona bakıyorum.
Ne kadar güzel göründüğünü falan düşünüyorum.
Size tavsiye ederim.
İşe yarıyor. Emin olun işe yarıyor.
Bir diğer yardımcı olacak şey ise bedenimizin işlevselliğine odaklanmak.
İlla bacaklarınızdan çok hoşlanmak zorunda değilsiniz.
Ama o bacakların size sunduğu bir şeyler var öyle değil mi?
Yürümenize, bir yerden bir yere seyahat etmenize, belki koşmanıza yardım ediyor.
Kollarınız birisine sarılmanıza yardım ediyor.
Ya da burnunuz, kulaklarınız, gözleriniz hepsinin bir işlevi var.
Bu işlevleri yerine getirebilen uzuvlara sahip olmak bile Oldukça kıymetli.
Beden olumlama dışında bir de beden doğallama diye bir akım var.
Hiç duydunuz mu bilmiyorum. Body naturality okuyamadım diye geçiyor sanırım.
O akım şuna inanıyor.
Bedeninizin her parçasından hoşlanmak zorunda değilsiniz.
Ama hoşlanmadığınız parçaların size sunduğu şeylere bakıp şükredebilir ve bununla mutlu olabilirsiniz.
Bence bu da oldukça güzel bir bakış açısı.
Bazen bir şeyleri kaybetmeden onun ne kadar kıymetli olduğunu anlamıyoruz.
Ben bundan birkaç bölüm önce de bahsetmiştim.
Bir diş ameliyatı geçirdiğimden ve uzun süre çiğneyemediğimden.
Gerçekten ağzınız, dişleriniz ve çeneniz bir şeyleri çiğneyip yutmanıza yardımcı oluyorsa bayağı büyük bir işlevi yerine getiriyorlar.
Hiç üzülmeyin. Nasıl göründüğünden daha çok onların bize neler kattıklarına da odaklanabiliriz diye düşünüyorum.
Son olaraksa benim gördüğüm en mantıklı tavsiyelerden biri kendinizi korumaya almak.
İnstagram'da veyahut da diğer mecralarda gördüğünüz, sürekli maruz kaldığınız ve sizi kötü etkilediğine inandığınız kişileri takipten çıkarak bu işe başlayabilirsiniz.
İnanın hiçbir şey sizden daha kıymetli değil.
Bu nedenle eğer birisi sizi negatif yönde etkiliyorsa hemen takipten çıkın.
Onu takip etmeye devam etmek aslında kendinizi düzenli olarak bir zarara maruz bırakmakla aynı şey.
Medyanın bedenimizle ilgili görüşlerimizdeki negatif etkisi maalesef ki kanıtlandı.
Hatta bununla ilgili de The Social Dilemma isimli bir belgesel var.
Onu izlemenizi tavsiye ederim.
Bizler medyada gördüğümüz influencerların ve ünlülerin hayatlarını ve bedenlerini özeniyoruz.
Onların görüntülerine benzemek istiyoruz.
Ama şunu fark etmemiz gerekiyor.
Bu insanların işleri iyi görünmek.
Bu bir iş. Sizin işiniz ne?
Eğer sizin de işiniz iyi görünmekse o zaman hak verebilirim.
Bu endişelerinize veyahut da yapmak istediğiniz şeylere.
Ama eğer işiniz bu değilse onlarla kendinizi kıyaslamanız kadar mantıksız bir şey yok.
Hazır medyadan bahsetmişken şunu da unutmamak gerekiyor.
İnanın bir şeyleri shoplamak, kapatmak ya da olduğundan daha iyi göstermek hiç zor değil.
Instagram'da gördüğümüz fotoğrafların pek çoğu profesyonel kişiler tarafından çekilmiş.
Üzerlerinde... Hafif de olsa oynanmış.
Büyük ihtimalle fotoğrafları çekilen o şahıs büyük bir bakımdan geçmiş.
Uzman bir makyajın elinde makyajı yapılmış.
Son derece gerçekçi olmayan hatta gerçek olmaktan çok çok uzak olan görüntüler.
Kendimizi kıyaslamamız gereken en son şeyler.
Ama dediğim gibi eğer bu durum sizi rahatsız ediyorsa çok basit.
Takipten çıkın. Sadece sosyal medyadaki kişileri takip etmekten çıkmak yetmiyor.
Bir de yaşantımızda bizzat birebir bize etki eden insanlardandık.
Kendimizi korumamız gerekiyor.
Bununla ilgili şöyle bir anım var.
Aralık ayı gibi sanırım kuaföre gittim saçlarımı kestirmek için ve kuaförlük kadın saçlarıma saçma sapan yorumlar yapmaya başladı.
İşte şunu şöyle kessek daha iyi olur.
Aman canım senin saçları da böyle aslında hiç de güzel durmuyor.
Senin yaptığın model şöyle olmaz.
Ya sana bunu sormadım. Sana saçım hakkında yorum yapman ya da nasıl kestirmem gerektiği konusunda bana değişik fikirler sunman için gelmedim.
Sana. tarif ettiğim gibi saçımı kestirmen için geldim.
Bu kuaför aslında oldukça iyi bir kuaför olarak anlatılsa ve işinde çok başarılı olsa dahi bana mental olarak iyi gelmediği için ve saçma bir yargılayıcı modda konuştuğu için bir daha asla ona gitmedim.
Sadece kuaförünüz olmasına gerek yok.
Bu kişi sizin en yakınınızdaki insanlar da olabilir.
Mesela anneniz, kardeşleriniz ya da akrabalarınız da olabilir.
Bu insanlardan kendinizi korumayı öğrenmeniz gerekiyor.
Çünkü Ne kadar inkar etsek bile duyduğumuz şeyler bizi etkiliyor.
Aman canım benim derim kalın deseniz bile aslında çoğu zaman o kadar da kalın olmuyor.
Bu bahsettiğim maddeler dediğim gibi bu konu üzerinde çalışan insanların söyledikleri.
Bir de ben kendi yolculuğumda hani o terapistimin koltuğuna oturup bedenimin bazı bölgelerine estetik yaptırmaya karar verdiğimi söylediğimden beri kat ettiğim yolda öğrendiklerimden bahsetmek istiyorum.
Bence bedenimizi sevmenin ve kendimizi sevmenin ilk adımı Kendimize yatırım yapmak.
İzlediniz mi bilmiyorum ama Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın oynadığı Selvi Boylum Al Yazmalım filminde hiç unutulmayan bir replik vardır.
Sevgi neydi? Sevgi emekti der Türkan Şoray.
Aslında kendinizi sevmek de bir emek.
Emek vermediğiniz hiçbir şey kıymetli olmayacak sizin için.
Benim kendime yaptığım en büyük yatırımım sağlıklı yaşamayı öğrenmek, spor yapmak ve sağlıklı beslenmeyi sevmekti.
Sağlıklı besleniyorum.
Çünkü sağlıksız gıdalar beni hantal, uyuşuk ve uykulu birine dönüştürüyor.
Odağım dahi dağılıyor. Sabahları uyanmakta zorlanıyorum.
Ama sağlıklı gıdalar yediğimde kendimi çok iyi hissediyorum.
Spor yapıyorum. Çünkü spor yapmak akıl sağlığıma o kadar iyi geliyor ki.
Yani daha iyi görüneyim, fiziğim daha düzgün olsun diye asla spor yapmıyorum.
Hatta kardeşimle şey konuştuk geçen gün.
İkimiz de bu arada spor yapıyoruz.
Deseler ki bize bedeninizde artık hiçbir değişim olmayacak.
Hep böyle kalacaksınız. İster spor yapın ister yapmayın.
Biz spor yapmaya devam ederdik.
Çünkü spor yapmak yalnızca vücudunuzu sıkılaştırmıyor.
Zihninizi temizliyor.
Endorfin salgılatıyor.
Daha mutlu biri oluyorsunuz.
Daha güçlü biri oluyorsunuz.
Bilmiyorum bence karar verme makinizmalarınız bile olumlu yönde etkileniyor.
Spor yapmanın... bizi daha iyi gösterdiği ve daha fit birine dönüştürdüğü bir gerçek.
Ama diyelim selülit sorununu ele alalım.
Selülitler genellikle kadınlık hormonlarının etkisiyle oluşan ve ne kadar spor yapsak dahi geçmesi çok zor olan dokular.
Umarım doğru tanımışımdır.
Selülitler herhangi bir sporla kolay kolay geçen bir şey değil.
O selülitleri geçirmek için harcayacağım vakitte kitap okumak, Gezmek ya da arkadaşlarımla vakit geçirmek bana daha mantıklı geliyor.
Bacağınızdaki serülüt, dümdüz olmayan karın, basenler oldukça gerçek şeyler.
Bunlar insani şeyler.
İlla bunları yok etmeniz, illa pürüzsüz birisine dönüşmeniz gerekmiyor.
Güzel olmak bu demek değil. Bunların sizin sağlıksız olmanızla hiçbir alakası yok.
Bunun dışında ise sporu ve sağlıklı beslenmeyi kilo vermek için hayatınıza sokmanıza hiç gerek yok.
Gerçekten de karnınızın çıkık olması, basenlerinizin birazcık geniş olması önemli detaylar değiller.
Bölümün başında da söylediğim gibi o kadar çok spor yapmam ve iyi beslenmeme rağmen manken gibi değilim.
Ve böyle olmadığım için de üzülmüyorum.
Çünkü umurumda değil.
Bence bu gayet mantıklı bir sebep.
Üzülmemek için. Kendime çok yatırım yaptım arkadaşlar.
Yani bu noktalara gelebilmek için, kusurlu biri olduğum hissinden kurtulabilmek için çok uğraştım.
Sağlıklı bir yaşamı öğrenmek dışında kitap okumak, özellikle bilim, felsefe ve psikoloji üzerine kendimi geliştirmek, kendimi tanımak için terapiye gitmek, hayatımın sorumluluğunu alıp yetişkin
biri olmaya başlamak, kusurlarımı yok etmeye çalışmadan onları...
sevmek, onlarla barış ilan etmek, imkansızın imkanlı olduğunu inanıp inadına çalışmak, dil öğrenmek, podcast yapmak, ne bileyim daha bir sürü şey, kendime yaptığım diğer yatırımlar.
Peki siz kendiniz için neler yapıyorsunuz?
Hepimizin içinde muhteşem bir ışık olduğunu inanıyorum ben.
Ama o ışığı ortaya çıkarmak, onu kapatan tozları silmek, parlamaktan korkmamayı öğrenmemiz gerekiyor.
Lütfen başkalarına kendinizi beğendirmekten vazgeçin.
Ve hemen bugün...
Varlığınıza yatırım yapmaya başlayın.
Özgüvenli ve kendine inanan bir insan olmak harika bir şey.
Bedeninizdeki hiçbir parça sizi kusurlu birisine dönüştürmüyor.
Aksine sizi özgün biri kılıyor.
Ve kendi yolculuğumda öğrendiğim bir diğer önemli ders de şu.
Kusurlar doğaldır ve güzeldir.
Kusurların varlığı bizi kusurlu biri yapmaz.
Yine güzel, çirkin bir çirkin güzel bölümünde bahsettiğim Wabisabi felsefesi aslında burada bence hepimizin yardımına koşabilir.
Wabisabi bir Japon felsefesi ve kusurların hayatın bir parçası olduğuna hatta onların güzel şeyler olduğuna inanıyor.
Mesela çocuk doğurduğu için göbeği sarkan bir anne, verdiği mücadeleler yüzünden yüzü kırışmış bir kadın veya erkek güzeldir ve gerçektir.
Bu güzelliği görmeyenin ise bence hiçbirimizin hayatında yeri olmamalı.
Onlara ihtiyacımız yok.
Birine baktığımızda sadece bir beden değil, o bedenin sahibinin kişiliğini, yaşamını, zorluklarını, içinde barındırdığı güzellikleri görmeyi öğrenirsek kusurlar artık rahatsız edici gelmemeye
başlar. O yüzümüzde oluşan çizgiler belki de hayatta verdiğimiz mücadelelerin bir işareti.
Gülmekten yanaklarınızda oluşan çizgilerse bence ne kadar eğlendiğinizi gösteren bir işaret.
Anne olduğunuz için çatlayan karnınız.
sarkan göbeğiniz ya da çocukları için sürekli çalışmaktan omzu eğrilmiş, kamburu çıkmış bir babanın bedeni.
Bunların hepsi o kadar güzel şeyler ki sadece görmek gerekiyor.
Ben bedeni insanın kişiliğinden ayırmıyorum ve bedendeki eksikleri, kötü göründüğü, düşünülen şeyleri kusur olarak görmüyorum.
Onları tam aksine bir bütün olarak görmeyi öğrendim.
Eğer kendinize yatırım yaparsanız ve daha çok şükrederseniz daha çok sahip olduklarınızın farkına varırsanız ve sağlıklı yaşamayı öğredirseniz çok
mutlu olacağınıza inanıyorum.
Şöyle bir şey hayal edelim.
Paranız var ve istediğiniz her türlü estetik ameliyatını yaptırabileceksiniz.
Ve bu şekilde çok güzel görünen bir insana dönüşeceksiniz.
Ama karakteriniz leş.
Hiçbir şey bilmiyorsunuz.
İki kelime dahi konuşamıyorsunuz.
Bir şey ifade etmeyecek güzelliğiniz.
Belki burada şöyle bir şey çıkacaktır.
Ama Bilge'cim hem çok güzel hem de karakteri çok iyi olan insanlar var.
Biz onları özeniyoruz. Arkadaşlar hayatta hiç ama hiçbir şey sorunsuz değil.
Yani çok kiliş ama herkesin bir derdi bir üzüntüsü var.
Bir mankenin yaptığı TED konuşmasını dinlemiştim zamanında.
Ve o konuşmayı linkleyeceğim açıklamalar kısmına.
Oradan bir bakın. Manken dahi olsanız dünyadaki herkes sizin ne kadar güzel göründüğünüzü dahi konuşsa.
Siz eğer kendinizi sevmiyorsanız, beğenmiyorsanız beğenmiyorsunuz.
Geçenlerde Margot Robbie'nin bir videosunu gördüm.
Ne kadar doğru söylüyordu bilmiyorum ama bana oldukça içten geldi.
Margot Robbie çok beğendiğim bir kadın, bir oyuncu.
Güzellik olarak çok beğeniyorum yani Barbie gibi bir şey.
Ve şey diyordu ona sunucu.
Kendinizi seksi buluyor musunuz?
O da diyordu ki kendimken kendimi seksi bulmuyorum.
Ama oynarken seksi hissettiğim karakterler oldu.
Margot Robbie bile bunları söylüyorsa bence olayın...
Dış görünüşle pek alakası yok.
Kendinizi iyi hissetmeyi, kendinizi tanımayı öğrenin derim.
Lütfen bunu kimse için değil, kendiniz için yapın.
Hayatta hepimiz mutlu olmayı, bedenimizi saklamamayı, bedenimizin içinde huzurlu ve iyi hissetmeyi hak ediyoruz.
Lütfen bu hakkınıza sahip çıkın.
Bir de size ne kadar güzel göründüğünüzü söylemiş miydim?
Eğer söylemediysem öyle olduğunuzu bilin.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Benim için özel ve çok kıymetli bir bölüm oldu.
Umarım sizler de seversiniz.
Bölümle ilgili yorumlarınızı ve görüşlerinizi her zaman Instagram üzerinden veyahut da mail üzerinden bana yazabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın. Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
