
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde bizi başarıya götürecek ve mümkünse bir hayat felsefesi haline getirmemiz gereken 7 maddeden bahsettim. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Podcast Danışmalığı İçin: genelsesler@gmail.com'a mail atabilirsiniz.
Kitap Kulübüne Katılmak İçin: https://www.shopier.com/32954138
Mindfulness Koçluğu Almak İçin: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=header
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Gelen Sesler podcastinden herkese merhaba.
Ben Bilge. Yılın ilk bölümüyle karşınızdayım ve eğer buraya ilk defa geldiyseniz...
podcast'te psikolojiyi, felsefeyi, bilimi ve kitapları yanıma alıyorum ve kendime meseleye dinleyeyim yaşama işinin peşine düşüyorum.
Hayatta karşıma çıkan zorluklara veya cevabını aradığım sorulara yanıtlar bulmak için çabalıyorum.
Ve fark ettim ki bu sorular ve bu zorluklar sadece bana has değil.
Hepimiz bunları yaşıyoruz.
Burada beraber olmaktan dolayı çok mutluyum.
Aslında 2025'in ilk bölümünün birazcık özel olmasını istedim.
Bu bölümde En çok kendi sınırlarımı zorladım.
Kendi doğru bildiğim şeylerin ötesine geçmeyi ve farklı görüşlerin de neler anlattığını dinlemeye çalıştığım bir bölüm oldu diyebilirim.
Aslında her şey tahmin ettiğim kadarıyla bir yayın evinin bana hediye olarak gönderdiği bir kitabı kitaplığımda bulmamına başladı.
Kitabın adı da şu, Başarının 7 Spirtüel Yasası.
Yazarı da Deepak Chopra.
Daha önce bu yazarın hiçbir kitabını okumamıştım.
Ve zaten hani başlığında spritüel yasa tarzı bir şey geçen bir kitabı da ben almazdım.
O yüzden bir yayın evinden PR gönderisi olarak geldiğini tahmin ediyorum.
İlk başta hani okumayı düşünmedim.
Sonrasında dedim ki belki bir şeyleri anlatıyordur, belki gerçekten de farkıdır.
Ve kitabı okumaya başladıktan sonra fark ettiğim şey şu oldu.
Bu kitapta anlatılan her şeyi ben zaten kendi hayatımda uyguluyorum ve benim başarıya ulaştığım şeylerde uyguladığım bu maddeler gerçekten çok dönüştürücü oldu.
Ve bu maddeleri hayata geçiren birinin de başarılı olacağına, istediğine kavuşacağına neredeyse eminim.
Öyle söyleyebilirim. Kitap her ne kadar spritüel bir dille yazılmış olsa bile okurken pek çok yerde işte psikoloji biliminden veyahut da felsefeden bir şeyler gördüm.
Ve aynı zamanda kişinin sadece maddesel olana değil de yani sadece okuduklarıma, gördüklerime veyahut da kanıtlanmış gerçeklere değil de hissettiklerine dayanabileceğini bana fark ettirdi.
Çünkü son zamanlarda artık sadece böyle zihnimin bana gösterdiklerinden değil aynı zamanda bedenimin hissettirdiklerinden veyahut da kalbimin söylediklerinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.
Biraz da böyle kendi aşırı mantıksal ve rasyonel olan tarafımı kırmaya çalışıyorum.
Bunu yaparken hiçbir zaman çok uçağa gitmeyeceğimi ve hani çok spritüel birine dönüşmeyeceğimi biliyorum aslında.
Ama yaptığım mindfulness pratikleri ve işte terapilerim sonrasında fark ettim ki kişi doğruyu sadece zihniyle bulamaz.
Ve bu da büyülü bir şey.
Yani tarif edemiyorum. Farklı insana başkalarının ona öğretemeyeceği şeyleri öğreten bir şey.
Evet, sanırım en iyi tanımlama bu oldu.
Kitaptaki bu 7 maddeyle ilgili bir podcast yapmak ve bu maddeleri nerede bilimsel şeylerle bağdaştırdım veyahut da nerede sadece kendi kişisel deneyimlerimle bağdaştırdım onu anlatmak istedim.
Hiç uzatmadan... İlk maddeyle başlayacağım.
Gerçekten bu arada bu bölümle ilgili yorumlarınızı çok merak ediyorum.
Dinledikten sonra bana yazmayı unutmayın.
İlk madde saf gizil güç yasası.
Yazar diyor ki saf gizil güç yasası aslında gerçekte kim olduğunuzu ve gerçek doğanızı fark etmekle ilgilidir.
Ve benliğinizin deneyimlenmesinde iç referansınızı kendinize...
merkez olarak almanız demektir.
Şöyle demiş hatta kitapta, içsel referans noktamızın, deneyimlerimizin fiziksel nesneleri değil, kendi ruhumuz olması anlamına gelir.
İç referansın tersi dış referanstır.
Dış referansta her zaman benliğin dışındaki nesnerlikten, yani durumlar, olaylar, insanlardan ve şeylerden etkileniriz.
Bu aslında kısaca şu demek, Bir şeyleri kendi doğana uygun olduğu için ve kendin istediğin için yapmak, bir başkasının takdirini almak ya da bir başka şeye kendini kanıtlamak için değil, dıştan
bir övgü almak için değil, kendinden bir övgü alabilmek, kendin için yapabilmek.
Peki kişi nasıl kendi referansını içine döndürebilir ve kendi kendisiyle bağ kurabilir?
Bunun için tek bir yol var, kısaca var olmak.
Yazarın önerdiği şey şu.
Diyor ki her sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa en az yarımşar saat meditasyon yapmaya çalışın.
Sadece oturun, hiçbir şey yapmadan var olun.
Tabii bir de şöyle bir şey söylemiş.
Bu şekilde oturduğunuzda ve kendinizle baş başa kaldığınızda evrenin gizli güçleriyle de, gizli enerjisiyle de bir bağ kurmaya başlarsınız.
Olaya isterseniz bu şekilde de bakabilirsiniz.
Ya da benim baktığım gibi gerçekten bütün...
o dış taraftan bize bir şeyleri vermeye çalışan işte okuduklarımız, izlediklerimiz, sosyal medyada gördüklerimiz, çevremizin yorumları hepsini bir kenara bırakıp sadece kendi kendimizde kalmak ve kendi
kalbimizin sesini dinlemek olarak da görebilirsiniz.
Ben uzun zamandır meditasyon pratikleri yapıyorum ve mindfulness'ın gücüne gerçekten çok inanıyorum.
Bu zaten bilimsel olarak da kanıtlanmış bir şey.
Sadece böyle içsel olarak deneyimlediğim bir şey değil.
Lampanoları, diziler, sosyal medya, insanlar hiçbir şey...
Herkes bir şey söylüyor bize.
Böyle bir çağda oturup kendi kendine kalabilmek gerçekten büyük bir başarı ve aynı zamanda kim olduğumuzu hatırlamamıza yardımcı olacak bir araç.
O yüzden kendinle bağlantı kurmak ve kendi iç sesini duyabilmek için oturup bir süre hareketsiz kalman ve hiçbir şey yapmamayı öğrenmen gerekiyor.
Daha doğrusu öğrenmemiz gerekiyor.
Sanki böyle şey gibi oldu.
Size bir şey dayatıyormuşum gibi hissettim.
Asla öyle bir his vermek istemem.
Bu yasanın bir diğer maddesi ise kimseyi yargılamamaktır diyor yazar.
Hatta diyor ki sabahları uyandığınızda kendi kendinize şunu söyleyebilirsiniz.
Bugün hiç kimseyi yargılamayacağım.
Çünkü yargılamamak zihninizde...
Dinginlik yaratır. Sürekli bir başkasının ne yaptığını eleştirdiğimizde veyahut da diğerlerinin seçimleri, yaptıkları, yaşama biçimleri yüzünden yargıladığımızda aslında bir yandan da kendimizi yargılıyoruz.
Kendini yargılayan insan dış tarafta da sürekli bir kusur aramaya çalışıyor.
Ve daha da kötüsü biz başkalarını yargıladığımızda başkalarının da bizi yargıladığını düşünüp kendi kendimizi ketliyoruz.
Oysa ki herkesin bu hayattaki yolu Macerası ve seçimleri birbirinden farklı ve biriciktir.
Evet bazı insanlar kötüdür ve kötü şeyler yaparlar.
Hani bunları da kabul edin anlamında bir şey asla demiyorum.
Fakat genel olarak kişileri, yaşam biçimleri ve seçimleri yüzünden...
Sırf bize uymadığı için, bize tuhaf geldiği için neden yargılıyoruz?
Neden? Belki de zihnimiz böyle olduğu için kendi kendimizi özgür bırakamıyoruz.
Belki istediğimiz gibi giyinemiyoruz, istediğimiz gibi gülemiyoruz, istediğimiz şekilde konuşamıyoruz.
Ve belki de önce diğerlerini sonra da kendimizi yargılarımızdan özgür bırakabilsek...
Kim olduğumuzu daha kolaylıkla bulacağız.
Benim zihnim gerçekten çok yargılayan bir zihindir.
Bunu değiştirmek için ciddi anlamda çabalıyordum ve büyük bir yol da katettim.
Ve bu konudaki çalışmalarımın sonucunda böyle karakterimde, tarzımda değişen o kadar çok şey oldu ki.
Mesela eskiden çok renkli kıyafetler giyinmezdim.
Bunun beni çok cool göstermediğini, kötü durduğunu, çocuksu durduğunu falan düşünürdüm.
Şu an yaşım büyüyor, 28 yaşındayım artık ve...
Hayatımda hiç bu kadar renkli renkli giyindiğim bir zamanım olmamıştı.
Böyle pembe renkli, mavi renkli eteklerim işte rengarenk kazaklarım falan var artık.
Ve o kadar seviyorum ki çünkü ruhumun yansıması gibi.
Ve bu ne zaman oldu biliyor musunuz?
Bir başkasını böyle giyindiği için çocuk gibi giyinmiş veyahut da ne kadar saçma giyinmiş demeyi kestiğim zaman oldu.
Gerçekten de yargısız bir zihnin, kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için en önemli adımlardan biri olduğunu düşünüyorum.
İkinci yasa verme yasası.
Kitapta şöyle bir yer var.
İşin aslına bakacak olursanız dilediğiniz şeye ulaşmanın en kolay yolu başkalarının diledikleri şeylere ulaşmasına yardımcı olmaktır demiş yazar.
Ben burayı altını iki defa çizmişim çünkü bunun gerçekliğine o kadar inanıyorum ki anlatamam.
Hayallerinizi gerçekleştirmenin en kolay yolu bir başkasının hayallerini gerçekleştirmeye yardım etmektir.
Ve bu benim hayat mottom.
Bolluk zihniyetine sahip olmak, herkese yetecek kadar şey olduğunu bilmek ve buna kalpten inanmak ve bir başkasının da En az sizin kadar hayallerini gerçekleştirmeye hakkı olduğunu
ve ona bunu yapması noktasında yardımcı olabileceğinizi bilmek.
Bu şekilde hep beraber mutlu olabiliriz.
Hep beraber başarıya, paraya, sağlığa hepsine kavuşabiliriz.
Ben buna çok inanıyorum. Hatta bilmeyenleriniz belki vardır.
Podcast danışmanlıkları veriyorum bir süreden beri.
İşte hem markalara hem şahıslara.
Ve onların işte kendi podcastlerini yapmaya başladıklarını, bazı şeyleri ilerlettiklerini gördükçe fark ettiğim şey şu oluyor.
Onların mutlu olması, onların kendi istekleri için bir adım atması ve başarıya ulaşması beni de başarıya götürüyor.
Bu nedenle hep bana, hep bana zihniyetinden çıkmak, sadece kendimizi düşünmek, sadece işte bizim başarıyı hak ettiğimiz ve diğerlerini geçmemiz gerektiğini düşünmek o kadar kötü bir zihniyet ki hem
sizi hem kalbinizi kötüleştiriyor hem de başarıya ulaşmanıza engel oluyor.
O yüzden zihninizi, kalbinizi açın.
Verin. Yeri geldiğinde para harcamaktan korkmayın, ikram etmekten korkmayın, hediye almaktan korkmayın, birisinin hayallerine kavuşmasına yardımcı olmaktan korkmayın.
Birisi başarılı oldu diye siz başarısız olacak değilsiniz.
Başkalarının başarılarıyla hep birlikte büyüyebiliriz.
Bu bolluk ve verme zihniyetini elinizden geldiğince hem kalbinize hem de zihninize bu sene yerleştirmeye çalışın derim.
Etkilerini göreceksiniz.
Bir de çok ilginçtir böyle düşünmeye ve hayata bu şekilde bakmaya başladığınızda yaşamın size sunduğu hediyeler de çeşitleniyor.
Birden yollarınız açılıyor, kapılarınız açılıyor.
Sanki böyle bir akış gerçekleşiyor.
Bilmiyorum hani bu tamamen deneyimsel bir yerden konuşuyorum şu an.
Belki herkes aynı şeyi yaşamıyor olabilir.
Ama benim gördüğüm şey bu oldu.
Siz ne kadar kalbinizi açarsanız o açıklıktan da o kadar çok fırsat, o kadar çok seçenek de içeriye giriyor.
Üçüncü yasa. Karma ve sebep sonuç yasası.
Bu yasa kısaca seçimlerinize dikkat etmeniz gerektiğiyle ilgili.
Yani şunu söylüyor yazar.
Hayatta hep bir seçim yaparız ve bu seçimler bizim seçimlerimizdir.
Yani bunu biz tercih ederiz.
Çok sevdiğim insanın anlam arayışı kitabında Viktor Frankl da şunu söylüyor.
İnsanı özgür kılan şey aslında hep bir seçeneğinin olmasıdır.
En zor durumda bile insanın aslında...
Her zaman bir seçeneği vardır diyor.
Bu nedenle seçimlerinizi yaparken neden onu seçtiğinizi fark etmek ve bu seçimin bir sonucu olacağını ve bu sonuçta sizin yaşayacağınızı bilmeniz gerekiyor.
Diyelim ki sabah gözlerimi açtım ve yataktan kalkmak istemiyorum.
Bu bir seçim. Yataktan kalka da bilirim o esnada, canım istemediği halde yatabilirim.
Eğer kalkarsam işime gücüne başlayacağım, belki sporumu yapacağım.
Ve bunlar benim hayata bir artı olarak gelecek.
Bunların sonuçları benim hayatımı iyi yönde etkileyecek.
Ama yatmaya devam edersem sadece konfor alanımda kalacağım ve yatmaya devam edeceğim.
Veyahut da bugün spora gitmeyi tercih de edebilirim, etme edebilirim.
Yani yaptığımız seçimlerin sonucunda fit bir vücuda da sahip olabiliriz.
Veyahut da sağlıksız ve hantal bir şekilde yaşamaya devam edebiliriz.
Bunların hepsi bu arada bir seçimdir.
Fakat o spor salonuna gitmemeyi seçtiğinizde fark etmeniz gerekiyor diyor yazar.
Aslında bu kısaca farkındalıklı yaşamaya başlamak demek.
Bu kuralı hayatıma getirmeye başlayınca bazı şeyler...
Büyük ölçüde benim için değişti.
Mesela bazen işte kendime öğle arası veriyorum.
Biliyorsunuz ben freelance çalıştığım için evde kendi kendimi disipline etmeye çalışarak geçiyor günlerim.
Öğle arasında koltuğa kıvrılıyorum.
Bir kitap açıyorum, bir roman açıyorum.
Genelde onu okumaya başlıyorum.
Ve roman bazen beni o kadar çok içten çekiyor ki aram bitince yeniden bilgisayarın başına, masanın başına geçmek istemiyorum.
Birazcık daha okuyayım ne olacak diyorum kendi kendime.
Sonra diyorum ki...
Şu an bir seçim yapıyorsun. Bu kitabı akşamda kaldığın yerden devam ettirip okuyabilirsin.
Yarın da devam edebilirsin.
Ya da işlerini aksatırsın.
Hangisini yapmak istiyorsun? Seçimini yap.
Eğer şimdi burada oturmayı seçersem para kaybedeceğim, zaman kaybedeceğim.
Hayallerime kavuşma noktasında daha da yavaşlayacağım.
O halde kalkmalıyım. Ve her seçim yapışımızda kendimize şu iki soruyu sormamız lazım.
Yapmak üzere olduğum bu seçimin sonuçları nelerdir?
Bu seçim bana ve seçimimden etkilenecek kişilere mutluluk ve tatmin getirecek mi?
Bunların yanıtlarını verdikten sonra seçimlerinizi kolaylıkla yapabilirsiniz.
Dördüncü yasa en az çaba yasası.
Yine kitaptan bir alıntıyla başlayacağım bu maddeye.
Şöyle diyor yazar, yaşadığınız bu an olması gerektiği gibidir.
Çünkü evrenin kendisi olması gerektiği gibidir.
Yaşadığınız anla bir mücadele içindeyseniz aslında tüm evrene karşı bir mücadele veriyorsunuz demektir.
Bunun yerine yaşadığınız anla mücadele etmemeyi, böylelikle de tüm evrenle mücadele etmemeyi seçebilirsiniz.
Yaşadığım şu anla, olduğum kişiyle veyahut da şartlarımla sürekli mücadele içindeysem ve bir türlü bunu kabullenemiyorsam zaten daha ilk maddeyi yapamıyorum.
Bir şey değiştirmenin ilk adımı...
Podcast'ta bundan önce birkaç defa daha bahsettiğim, Mihail Çıksan Mihail'in akış teorisi ismini verdiği bir teori var.
Ve bu teoriye göre aslında kendimizi en iyi hissettiğimiz zamanlar ve en başarılı işlerimizi ortaya koyduğumuz zamanlar, akışa girdiğimiz, kendimizi zorlamadığımız, zamanın nasıl geçtiğini
bile anlamadığımız ve tamamen akıp...
Gittiğimiz o odan içerisinde kendi varlığımızı ve yaptığımız şeyi tam anlamıyla deneyimlediğimiz zamanlar.
Ben sadece bunu çalışma zamanlarına değil de hayatında uygulamak için.
Bu anımla ve şu anki olduğum konumla mücadele etmeyi kestiğimde...
Aslında bir akışa girmeye başlıyorum.
Bu benim eskiden gerçekten de çok fazla yaptığım bir hataydı.
Sürekli olarak yaşamımı, başıma gelenleri ve bulunduğum noktayı eleştiriyordum.
Ve bundan çıkmak için bir mücadele veriyordum.
İşte bu evden taşınacağım.
Bu şehirden taşınacağım. Bu insanlarla bir daha görüşmeyeceğim.
Şunu yapmayacağım. Bunu yapmayacağım.
Bunu değiştireceğim. Hayır.
Şu an ben buradayım.
Burada yaşıyorum. Bu evde yaşıyorum.
Bu şehirde yaşıyorum. Bu insanlarla yaşıyorum.
Artık her neyse ve bunu önce kabul ediyorum.
Şu an buradayım ve bu kabullenişle birlikte neler yapabileceğime bakabilir miyim?
Hayatımı bir akışın içerisinde artık yaşayabilir miyim?
Gerçekten tam anlamıyla bu anı deneyimleyebilir miyim?
Bu yasaya göre yapmamız gereken iki şey var.
Birincisi kabulleniş pratik yapmak.
Bugün içinde bulunduğum durumları, insanları, koşulları ve olayları olduğu şekliyle kabul edeceğim ve yaşadığım her anın tam olarak olması gerektiği gibi olduğunu bileceğim.
Fakat yaşadıklarımı olduğu gibi kabullenirken durumum ve problemim olarak adlettiğim şeylerle ilgili de sorumluluk alacağım.
Sorumluluk almam demek bu anla mücadele etmem demek değil.
İçerisinde bulunduğum bu durumu kendimde dahil olarak hiç kimseyi suçlamadan en iyi şekilde akışın içerisinde halletmeye çalışmak, karşıma çıkan
fırsatları değerlendirmek ve birazcık da yaşama güvenmek demek.
Gerçekten de böyle düşündüğünüzde, böyle bakmaya başladığınızda her şey öylesine kolaylaşıyor ki.
O inanılmaz mücadeleyi bir kenara koyuyorsunuz ve aktif bir şekilde yetişkin bir zihinle, yetişkin bir bakış açısıyla sorumluluk almaya başlıyorsunuz.
Ve her şey çok daha güzel oluyor.
Beşinci yasamız niyet ve arzu yasası.
Hepimizin arzuları var, hepimizin niyetleri var.
Fakat bunları ne kadar sıklıkla görüyoruz, ne kadar sıklıkla kendimizi hatırlatıyoruz ve bunları ne kadar farkındayız?
Bu yasaya göre yapmamız gereken şey arzularımızla bağlantıya geçmek.
Yazar diyor ki tüm arzularınızın bir listesini yapın önce ve bu listeyi nereye giderseniz gidin yanınızda taşıyın.
Sessizlik ve meditasyon pratiklerinizden önce bu listeye bakın.
Gece yatmadan önce bu listeye bakın.
Sabah uyandığınızda...
Bu listeye bakın. Bu aslında benim yılbaşı ile ilgili hazırladığım bölümde de bahsettiğim bir teknikti.
Şöyle işliyor bu durum.
Beyninize sürekli olarak ne için çabaladığınızı hayatta ne için var olduğunuzu hatırlatmaya çalışıyorsunuz.
Eğer arzularınıza her gün bakarsanız seçimlerinizi de onları gerçekleştirmek doğrultusunda yapmaya başlıyorsunuz.
Mesela ben bu arzuları bir liste gibi değil de bir vizyon panosu şeklinde gözümün önünde tutuyorum.
İşte bilgisayarımın ekranında var, telefonumun ekranında var ve sürekli olarak sürekli olarak bunları görüyorum.
Böyle aramda okuduğum romanı...
bana bıraktıran ve yeniden işimin başıma dönmemi sağlayan şey arzularımın ne olduğunu hatırlamam oluyor.
Seçimlerimin farkındalığını da elime aldığımda tam olarak o arzulara giden yönde adımlar atmaya başlayabiliyorum.
Ve bunu yaptığınızda bir de içinize bir cesaret geliyor.
O eski korkularınız, kendinizi engellediğiniz, sabote ettiğiniz şeyler de yavaş yavaş yok olmaya başlıyor.
Çünkü artık farkındasınız ve neyi istediğinizi biliyorsunuz.
Bir de yazarın tabii şöyle bir şey daha var.
Belki bunu daha spritüel bakanlarınız uygulayabilir.
Bu arzularınızı evrenin yaratıcı gücüne teslim edin.
İşler istediğiniz gibi gitmediğinde bunun bir sebebi olduğunu bilin ve kozmosun sizin için, sizin öngördüğünüzden daha büyük planları olduğuna güvenin.
Bu maddeyi ben de kendi hayatımda şu şekilde kullanıyorum.
Başıma bir şey geldiğinde yani kötü bir şey geldiğinde veyahut da istediğim şeyler olmadığında daha iyisinin Bir gün olacağına inanıyorum.
Fakat hani bunu kozmos veya evren bana vereceği için değil de ben bunun daha iyisinin gerçekleşmesi için çabalayacağım.
Ben dolayı bana geleceğini düşünüyorum.
Altıncı yasamız bağımlı olmama soyutlama yasası.
Aslında bu yasanın getirdiği şey şu.
Hiçbir şeye bağımlı olmuyoruz.
Sürekli olarak konfor alanımızda ve belirli olanın içerisinde kalmamamız gerekiyor.
Yine kitaptan çok güzel bir alıntı paylaşmak istiyorum.
Şöyle demiş yazar. Bilinen ne demektir?
Bilinen geçmiştir.
Bilinen geçmişin koşullandırmalarının hapishanesinden başka bir şey değildir.
Burada herhangi bir gelişim yoktur.
Gelişimin olmadığı yerde de durağanlık, dağınıklık, düzensizlik ve çürüme vardır.
Öte yandan belirsizlik ise saf yaratıcılığın ve özgürlüğün boy verdiği bereketli topraklardır.
Belirsizlik varoluşumuzun her anında bilinmeye doğru ilerlemektir.
Bilinmeyen tüm olasılıklar alanıdır.
Her dem taze ve yenidir.
Yeni oluşumlara her zaman açıktır.
Belirsizlik ve bilinmeyen olmaksızın yaşam yıpranmış anıların bitkin bir tekrarıdır sadece.
Böyle bir yaşamda geçmişin kurbanı haline gelirsiniz ve dünkü halinizden arda kalanlar bugününüzü işkenceye çevirir.
Çok güzel değil mi?
Gerçekten kitaptaki en sevdiğim kısımlardan birisiydi bu.
Bir şeye, bir insana, bir işe, bir yere bağımlı olmak sizin gerçek potansiyelinizi aslında gerçekleştirmenizin önündeki engellerden bir tanesi.
Eğer hayat yolunda ilerlemek ve belirsizlikle kucaklaşmak istiyorsak her şeyin geçici olduğunu, İnsanların, ilişkilerin gelip gittiğini, hayatın değiştiğini, bedenimizin,
kişiliğimizin değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor.
Değişimin yaşamın özü olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Ve sürekli olarak belirli bir şeye bağlı kalmak yerine belirsizliğin olasılığına da kendimizi açmamız gerekiyor.
Ama bunu yapmak ne kadar zor değil mi?
Çünkü zihinlerimiz bize hep şunu söylüyor.
Eğer o işi yapmazsan aç kalırsın.
Bunu yapmazsan sokaklara düşersin.
O insanı bırakırsan sonsuza dek yalnız kalırsın.
Bak ne güzel en azından her şey yolunda gitmese bile belirli bir hayatın var.
Peki ya senin potansiyelin, senin yapmak istediklerin?
Burada şöyle bir şey demiyorum. Hani gidip de sorunsuzca seçimler yapın ve işte hemen işinizi terk edin, sevgilinizi terk edin gibi bir şey değil.
Ama yapmak istediğiniz bir şeyler varsa ve bunu sırf belirsizlikten ve ne olacağından korktuğunuz için yapamıyorsanız...
Onu yapmanız gerekiyordur.
İnanın bana size iyi gelmeyen şeyleri bıraktığınızda, o bağımlılıklarınızı bıraktığınızda ve belirsizlik alanına girdiğinizde hayat size tahmin edebileceğinizden çok çok daha iyisini çıkartıyor.
Bu nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama oluyor.
Ben bunu yaşamımda şöyle bir alanda deneyimledim.
Gerçekten bana iyi gelmeyen bir iş yapıyordum.
Ve bu iş beni çok zorluyordu.
Fakat o işi yapmayı bırakırsam teri kadar param olmayacağını ve hayatımı geçindiremeyeceğimi düşünüyordum.
Sonra bir gün o işi bıraktım.
Hem de ne yapacağımı hiç bilmeden bıraktım.
İnanın sanki hayatımda bir...
Kanal açıldı ve birden daha önce hiç karşıma çıkmayan fırsatları görmeye ve hep hayalini kurduğum şeylerle uğraşmaya başladım.
Bir anda böyle daha önce hiç fark etmediğim fırsatları görmeye başladım.
Yeni yeni işler almaya başladım.
İstediğim insanlarla çalışmaya başladım.
Gerçekten de o eskiyi bana kötü geleni bırakmak yenilerinin gelmesi için harika bir alan yaratmış oldu.
Son olarak da yedinci yasamız.
Darma ve yaşamın amacı yasası.
Hepimizin bu hayatta bir amacı ihtiyacı var.
Bunu isterseniz dini pratiklerde bulabilirsiniz.
İsterseniz yaptığınız işte bulabilirsiniz.
İsterseniz kendinize adadığınız insanlar ve çocuklarınızla bulabilirsiniz.
Doğada bulabilirsiniz.
Fakat amacınız yoksa bu hayatı yaşamak için de aslında bir sebebiniz yok demektir.
Bunu da bu kadar net bir şekilde söylüyorum.
Çünkü hayatın amacını bilmeyen bir insan yönünü de belirleyemez.
Nereye gideceğini de bilemez ve gerçekten öyle rüzgarda savrulur gider.
Bütün bir ömrü bir kayıp olur ki yaşamlarımızın biricik olduğunu düşünürsek ve bu hayatı bir kere deneyimleyeceğimizi ve bu anların hepsini sadece bir kere yaşayabileceğimizi
fark edersek aslında elimizdeki şeyin ne kadar kıymetli olduğunu ve bunun en iyi şekilde yaşanmayı hak ettiğini de Bu yasaya göre her gün ruhumuzun
derinliklerinde yatan ve bizi amacımıza götüren o içsel sesi, o içsel noktayı şefkatle beslememiz gerekiyor.
Bunu çok farklı şekillerde yapabiliriz.
Japonların ikigai diye bir kavramı var.
Mesela bu yaşam amacı noktasında her ne kadar çok popüler olsa bile O kavram üzerine okumalar yapıp bir şeyler öğrenebilirsiniz.
Size yardımcı olacağını düşünüyorum.
Veyahut da hayatın içerisinde size uygun olan bir amacı keşfetmeye çalışabilirsiniz.
Nedir sizin için gerçekten kıymetli olan?
Mesela benim çok sevdiğim bir soru vardır.
Eğer ne olursa olsun parayla ilgili bir derdin olmasaydı, bütün ihtiyaçların her şekilde karşılansaydı ne iş yapmak isterdin?
Genelde parasal şeyleri denklemden çıkardığımızda geriye kalan ve yapmak istediğimiz şeyler bizim bu hayatta gerçek arzu ve isteklerimizi ve amacımızı yansıtıyor.
Bir diğer madde olarak da yazar şunları öneriyor.
Eşsiz yeteneklerinizin bir listesini yapın ve ardından bu yetenekleri ortaya koyarken yapmayı sevdiğiniz şeylerin de bir listesini çıkartın.
Yeteneklerinizle sevdiğiniz şeyleri bir araya getirmeye çalışın.
Bana... eşsiz bir yeteneğim yok demeyin lütfen.
Herkesin ama herkesin diğerlerinden farklı olan bir deneyimi, bir yeteneği, bir şeyi mutlaka vardır.
Sadece bunu görmeniz gerekiyor.
Bu hani çok parlak bir şey olmayabilir, diğerleri tarafından çok kıymet görmeyebilir.
Ama bunu parlatmak ve ortaya çıkarmak da aslında sizin elinizde.
Ben kendi kendime baktığımda şunu düşünüyorum.
Benim çocukluğumdan beri en eşsiz yeteneğim okuduklarımı anlatmaktı.
Bunu sanırım podcast'ta bir kere daha söylemiştim.
Çocukluğumdan beri hep okuduğum kitapları kardeşime anlatırdım ve anlatma yeteneğim gelişmiştir.
Bunu kabul ediyorum. Ve sonrasında bunu bir işe çevirdim mesela.
Bu sizin için bir şeyleri tamir etmek de olabilir.
Veyahut da işte çok iyi koşmak da olabilir.
Çok iyi iletişim yeteneklerine sahip olmak da olabilir.
Her neyse bunları ortaya koymak ve parlatmak da sizin elinizde.
Ve son olarak da şunu öneriyor yazar.
Kendinize her gün şu soruları sorun.
Nasıl hizmet edebilirim?
Nasıl yardımcı olabilirim?
Bu sorulara vereceğin cevaplar diğer insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmene imkan tanıyacaktır.
Bu hayatta tek değiliz, tek başımıza yaşamıyoruz.
Daha önce de söylediğim gibi benim en inandığım şeylerden birisi başkalarına da yardımcı olmak.
Sevgiyle ve gerçekten gönülden gelen bir istekle diğerlerine de destek olmak.
Bencilce bir yerden olaylara bakmamamız gerekiyor.
ağın içinde olmaya, yardım etmeye ve yardım edilmeye ihtiyaç duyuyoruz.
Her ne kadar içten içe o böyle daha kötü ve habis yanlarımız bizi işte hırslarımızın, bencilliklerimizin kurbağanı yapmaya çalışsa bile kalbimizi açmak ve iyi biri olmayı
seçmek de bizim elimizde.
Burada böyle çok pembe pembe konuşuyormuş gibi hissettim şu an kendimi.
Hani böyle iyilik abidesi olun falan demeye çalışmıyorum.
Ama bence neyi kastettiğimi sizler anladınız.
Hayata daha ilk niyetli bir yerden bakmaya çalışın diyorum.
Bolluğa inanın, yardım etmeye inanın, fayda sağlamaya inanın ve birilerinden yardım istemekten çekinmeyin.
Kendinizle doğayla yaşadığınız dünyayla bağ kurmaktan çekinmeyin.
Kendinizden ve çevrenizden kaçmayın.
Çok fazla uğraşmayın.
Akışa bırakın. sorumluluk alın, seçimlerinizi farkındalıkla yapın ve size eşsiz yapan şeyleri görmek için çabalayın.
İnanın başarılı olacaksınız.
Ve başarılı olmak demek her zaman toplumun sizden beklediklerini yerine getirmek ve başkalarının alkışlarını almak demek değildir.
Bunlar aslında bölümün başında da bahsettiğim dışsal referans noktalarıdır.
Başarılı olmak demek Kendi içsel takdirimizi kazanmak demektir.
Temiz, ferah bir kalple ve rahatça yastığa başımızı koyabilmek demektir.
İşte bu başarı noktasına ulaşmak için aslında elimizden geleni yapmamız gerekiyor.
Umarım 2025 hepimiz için harika geçer.
Sizlerle bu podcast ile birlikte olmaya devam edeceğimi biliyorsunuz.
Ve kapatmadan önce bir şey ekliyorum.
Kitap kulübümüz geri dönüyor.
Bir süre ara vermiştik.
Şu an platformumuzu değiştirdik.
Artık kitap kulübü üyeliklerini Patreon üzerinden alıyorum.
Ayda iki defa buluşuyoruz ve buluşmalarımızı Google Meet üzerinden gerçekleştiriyoruz.
Kitap kulübü sadece kitapları okuduğumuz ve tartıştığımız bir yer değil bu arada.
Sürekli olarak birbirimizle iletişimde kaldığımız ve topluluk bilincini geliştirdiğimiz bir yer.
Hep birlikte öğrendiğimiz ve geliştiğimiz bir alan.
Gerçekten... Elimden gelen en büyük emeği sarf ediyorum.
Bu kitap kulübü topluluğunu güzel bir noktaya getirebilmek için.
İlk toplantımız 15 Ocak çarşamba akşam 21.00'da olacak.
Ve ilk kitabımızda çocuklukta ihmalin izi, boşluk hissi.
Detayları incelemek isterseniz podcast'in açıklamalar kısmına linki bırakacağım.
Hepiniz iyi ki varsınız diyorum.
Genel Sesler podcast'inin bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Altyazı
M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
