
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Uzun zamandır benden en çok istenen konulardan biriyle karşınızdayım.Aşk acısı çekmeyen var mı aramızda? Yok denecek kadar azdır diye düşünüyorum. Peki nedir bu kalbimizi delip geçen, geceleri uyutmayan ve bazen kendimizden şüpheye düşüren aşk acısı? Neden bu acıyı çekeriz ve bir çözümü var mıdır? Kitaplar ve bilim çözümü olduğunu savunuyor. Ben de oturdum okuduklarımı ve öğrendiklerimi harmanladım bu bölümü hazırladım. Umarım hepinize iyi gelir. Şimdiden keyifli dinlemeler.
Duygusal Zeka Ve İlişkiler Atölyesine Katıl:
https://superpeer.com/bilgesen/collection/duygusal-zeka-ve-iliskiler-atolyesi
Kitap Kulübüne Katıl : https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar*******Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Bizi sevmişti.
Ortak bir geleceğimiz vardı.
Onun kollarında uyuyakalırdık.
Korkularımızı onunla paylaşır, ona endişelerimizi açıklardık.
Espri anlayışlarını, hayatımıza bakış açısını severdik.
Birlikte yolculuk yaptık.
Anne babasına karşı hissettiği duyguları paylaştık.
Hatta belki evimizi bile birlikte döşedik.
O bizim en iyi arkadaşımızdı.
Şimdi ise yıkılmış durumdayız.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bugün uzun zamandan beri en çok talep aldığım, lütfen üzerine konuşur musun denilen bir konu üzerine konuşacağız.
Aşk acısı. Ama öncesinde kısa bir duyuru yapmak istiyorum.
Çok yakın bir zamanda psikiyatrist Berna Ermiş ile birlikte duygusal zeka ve ilişkiler atölyesi başlatacağız.
Bu atölyeyi süpürpür üzerinden vereceğiz.
Atölyemiz yaklaşık 2 ay sürecek.
Toplam 7 oturumdan oluşacak.
Duygusal zekaya, ilişkilere ve aslında genel olarak...
İlişkiler içerisinde yaşadığımız sorunlarla nasıl baş edebileceğimize, nasıl partner seçmemiz gerektiğine ve aklımızdaki pek çok diğer soruya yanıt bulmaya çalışacağız.
Eğer bu atölyeye katılmak isterseniz, konu başlıklarını incelemek, tarihlerine bakmak isterseniz açıklamalar kısmındaki linkten ulaşabilirsiniz.
Linkini bırakacağım. Aynı zamanda bu kitap kulübümüzle bizim oldukça bağlantılı olacak.
Ben kitap kulübünü yine Superpeer üzerinden veriyorum ve aylık abonelik modeliyle ilerliyoruz orada.
Aylık abone olduğunuzda hem kitap kulübüne hem de otomatik olarak duygusal zeka ve ilişkiler atölyesinin canlı yayınlarına katılabileceksiniz.
Canlı yayınlara katılamasanız bile sonrasında hepsini kayıta alacağız.
Kayıttan da izleyebileceksiniz istediğiniz zaman.
Eğer ben kitap kulübüne katılmak istemiyorum, aylık abonelik almak istemiyorum derseniz de tek seferlik duygusal zeka ve ilişkiler atölyesine katılım sağlayabiliyorsunuz.
Elbette ki buna kendiniz karar verirsiniz.
Podcast'ta kendi kendimin reklamını aldım gördüğünüz gibi arkadaşlar.
Tam da böyle bugünün konusuyla uyumlu oldu.
Çünkü bugün malum...
Aşk acısını konuşacağımız için aşk acısı dışındaki diğer konuları da o atölyeye saklıyorum.
Psikiyatrist Berna Ermiş'in bu konuda bizimle çok iyi içgörüler paylaşabileceğine, çok iyi tavsiyeler verebileceğine eminim zaten.
Aynı zamanda atölyedeki oturumların sonunda soru cevap da yapacağız.
Dediğim gibi detayları incelemek için açıklamalar kısmına bakabilirsiniz ve çok yakında yapacağımız ücretsiz canlı yayına da katılabilirsiniz.
Sanırım podcast'ı dinleyenlerin büyük bir kısmının çünkü genel olarak istatistiklere baktığımda 24 ve 34 yaş arasının yoğunluklu olarak dinlediğini görüyorum.
Bu yaş kesimindeki insanların büyük bir çoğunluğunun aşk acısından bir nebzede olsa paylarını düşeni aldıklarını düşünüyorum.
Hayatımızda illaki bir ayrılık acısı, bir aşk acısı ya da bir terk edilme bir şey yaşıyoruz hepimiz.
Hiçbirimiz bundan muaf değiliz.
Bölümün başında okuduğum o yaralayıcı cümleler.
The School of Life kanalının çıkardığı bir...
kitap serisinden bir kitabın başlangıcıydı.
Bu kitabın adı Gönül Yarası.
Yaklaşık sanırım 5-6 ay önce falan okudum.
O zamanlarda da böyle bir gönül yarasından muzdariptim.
Çok yoğun olmasa bile bir acı çekiyordum.
Aşk acısına benzer bir şey çekiyordum yani öyle söyleyeyim.
Ben de bu kitaptan yola çıkarak birazcık size aşk acısını nasıl atlatabileceğimizden, terk edilmeye olan bakışımızı nasıl değiştirebileceğimizden ve nasıl yeniden başlayabileceğimizden aşk acısı Aşk
acısı çektiğimizde bazen dünyanın en büyük acısını biz çekiyormuş gibi hissedebiliyoruz.
Gerçekten geçmişten geçirdiğimiz bütün travmalarımız, terk edilme...
karamsarlık, kendini beğenmeme, kusurluluk, değersizlik.
Ne kadar o kötü his varsa hepsi bir anda ortaya çıkabiliyor.
Hatta böyle hortlayabiliyorlar.
Ve bazen bizi uykusuz gecelere maruz bırakıyorlar.
Bazen günlerce ağlıyoruz.
Bazen kendi hayatımızı sabote ediyoruz.
Kendimize olan inancımızı kaybediyoruz.
Böyle kendi hayatıma baktığımda çok büyük, majör ayrılıklar yaşadığımı söyleyemeyeceğim.
Çok da fazla böyle ilişki konusunda deneyimli bir insandı değilim.
Elbette ki bu gönül yarası denen şeyden ben de...
Muzdarip olduğum zamanlar oldu.
Bununla yüzleşmek zorunda kaldığım, bunu yaşamak zorunda kaldığım zamanlar oldu.
Hayatıma giren insanlarla ilgili şöyle bir bakışım var.
Before Sunset filminde baş karakterlerin arasında bir konuşma geçiyordu.
Ve orada kadın şuna benzer bir şey söylüyordu.
Tam kelimesi kelimesini hatırlamıyorum.
Ama genel anlamı şuydu.
Diyordu ki hayatıma giren herkes bende bir iz bıraktı.
Yani bir şekilde ruhumda, hayatımda...
Bir iz bırakıp öyle gittiler.
Hiçbirini tamamen unutamadım.
Böyle tam bu anlamda duygusal bir şey söyleyemeyeceğim ama kendi açımdan da hayatıma giren insanların bende bir iz bıraktığını, şu anki olduğum kişi olmamda ya da karakterimi şekillendirmekte
bir noktada etkileri olduğunu kabul etmek zorundayım.
Çünkü hepsinden bir şey öğrendim ve bir süre boyunca son derece yakın olup sonrasında bir insanı hiç görmeyecek olmak elbette ki herkese belli bir acı bırakır.
Genelde zaten bir insanı kaybettiğimde Bir sevgiliyi ya da bir aşkı kaybetmekten daha çok bir arkadaşı kaybettiğime üzüldüğümü fark ettim.
Aslında çoğumuz bir insanı kaybettiğimiz için değil de bir ideali kaybettiğimiz için üzülüyoruz.
Bir arkadaşı, bir dostu, belki bir geleceği, birlikte kurulan hayalleri kaybettiğimiz için üzülüyoruz.
O an o kadar çok acı çekiyoruz ki bunları başkalarında da bulabileceğimizi ya da...
başka şekillerde kendi içimizde bunlara çözüm getirebileceğimize, kendi kendimize de yeniden o idealleri, o güzel hayalleri verebileceğimize inanmıyoruz.
Zaten aşk acısının insanı son derece karamsar yapan ve kendisinden şüpheye düşüren, umutsuzluğa kaptıran bir yanı da var.
Eğer şu an aşk acısı çekiyorsanız, öncelikle size şunu söylemek isterim.
Aşk acısı evrenseldir.
Hayran olduğumuz insanlar da, sokaktan geçen tanımadığımız birisi de...
Ya da herhangi bir insan bu dünyadaki illaki bir aşk acısı çekmiştir.
Çok azdır diye düşünüyorum bundan muaf olan insanlar.
Böyle olduğunda aslında şunu fark ediyoruz.
Yaşadığımız şey sadece bize özel değil.
Herkes bunu yaşıyor.
Ve herkes bunu yaşayarak hayatta kalabiliyor.
O halde biz de kalabiliriz.
Peki nasıl kalacağız? İlişkimiz bittiğinde genelde kendimizi suçlama eğilimine girebiliyoruz.
Bu ilişkin nasıl bittiği de elbette doğru orantılı olarak değişebiliyor.
Bir ilişki kargasız gürültüsüz de bitse ya da çok kötü de bitse genelde insan bir noktada o kendini suçlama ya da kendini değersiz hissetme evresini yaşayabiliyor.
Çünkü hepimiz çocukluktan getirdiğimiz travmalarla aslında birbirimize aşık oluyoruz.
Sevgilimiz için de bu geçerli.
Bizim için de geçerli.
Eğer birisi bizi terk ettiyse genelde kendimizi suçlamaya eğilimli oluyoruz.
Şöyle diyoruz. Sevilmeye değer değilim.
Asla birisiyle birlikte olamayacağım.
Sonsa kadar yalnız kalacağım.
Bana bu kadar yakınlaştıktan sonra ne kadar da sevilmeye layık biri olmadığımı fark etti.
Ya da... Buna benzer cümleler.
Kendimize o kadar acımasız oluyoruz ki.
Bir arkadaşım bana şey demişti.
Kendi kendimin en büyük hater'ıyım.
Bunu yapıyoruz. Başkalarına asla söyleyemeyeceğimiz acımasızca sözleri kendimize söylüyoruz.
Sevilmeyi asla hak etmediğimizi düşünüyoruz.
Oysa biri bizi terk ettiğinde genelde bu olay onunla ilgili bir şey.
Sevgilimiz de bizi kendi çocukluğundan getirdiği travmalarla sevdi.
Belki de biz onda istemediği bazı şeyleri uyandırdık.
Belki de aradığı şeyi bizde bulamadı.
Belki de onun travmasını besledik ya da beslemedik.
Bilmiyorum. Belki anne babası tarafından çok soğuk büyütülen, katı bir ailede büyüyen bir adama aşık olduk ve sonrasında bizim sıcaklığımız ona çok fazla...
Ve yapay geldi buna katlanamadı.
Kitapta yani bu bölümü hazırlamama yardımcı olan kitapta şöyle söylüyordu.
Ne yazık ki insanların çoğu ilişkilerde öngörülü olmalarını engelleyen ve sağlıklı bağ kurmalarının önüne geçen saptanmamış pek çok psikolojik soruna sahiptir.
Ve bunların hiçbirinin suçlusu biz değiliz.
Aynı şekilde bu durum bizim için de geçerli.
Bizlerin de o kişiyi seçmesinin altında yatan belli başlı bazı sebepler var.
Sevgiyi ailemizden öğrenme biçimimiz nasıl partnerimizin bize olan davranışlarını, sevgiye karşı bakışını şekillendiriyorsa aynı şekilde bizimkini de şekillendiriyor.
Biz de kendi ailemizden öğrendiğimiz şeyleri...
ilişkiye getiriyoruz. Daha önce bağlanma teorisini hiç duydunuz mu bilmiyorum.
Bu bağlanma teorisi aslında aşka ve ilişkileri olan bakışımızı oldukça değiştirebilecek bir teori.
Psikolojik araştırmalar insanların genelde 3 şekilde bağlandığını gösteriyor.
Güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma.
Toplumun %50'sinin güvenli bağlandığı bilinen bir şeymiş.
Fakat geri kalan %50'si kaygılı ve kaçıngan bağlanıyor.
Şöyle bir durum var. 2 kaçıngan ya da 2 kaygılı bağlanan kişi asla bir birbirleriyle meç olmuyorlar.
Fakat bir kaygılı ve kaçınganın birbirlerini partner olarak seçmeleri çok fazla görülen bir durum.
Kaygılı bağlanan bir kişiyle kaçıngan bağlanan bir kişi bir araya geldiğinde aralarında sorunların olması aslında önüne geçilemez bir durum oluyor.
Kaygılı bağlanan insanlar genelde partnerlerinden çok fazla şefkat, ilgi, alaka, fiziksel temas ve sürekli onlara bir şeyleri haber vermelerini isterken, sürekli bir arada olmayı isterken kaçıngan
insanlar ise daha mesafeli, partnerlerini bazen delirtebilecek kadar kendi içlerine dönük, bazen yanlış mesafeler yalnız sinyaller verebilen kişiler oluyor.
Kaçıkan insanlar bağlanmaktan kaçınırken kaygılılar ise daha çok yapışmaya eğilimliler.
Bu tip iki insanın bir araya gelmesi Çok rastlanan bir durum ve aslında sorunların kaynağından birisi de bu.
Toplumda kaygılı ve kaçıngan bağlanan insanların %50'yi oluşturduğunu düşünecek olursak aslında bu yaşadığımız toplumun yarısı yanlış bağlanıyor ve biz de bunlardan birisi olabiliriz.
Bizim ilişkimiz de buna benzer bir ilişki olabilir ve zamanla toksikleşmiş olabilir.
Böyle bir durumda aslında bakmamız gereken ilk şeylerden biri kendi bağlanma stilimizin ne olduğunu bilmek.
Bununla ilgili Emir Levin'in yazdığı Bağlanma isimli kitabı tavsiye edebiliriz.
İçerisinde hem kendi bağlanma stilinizi anlayabileceğiniz testler, hem partnerinizinkini anlayabileceğiniz testler ve bu konuyla nasıl başa çıkabileceğinize, bu durumla ilgili nasıl aksiyonlar alabileceğinize dair
pratik tavsiyeler var.
Oldukça güzel bir kitap.
Okurken çok faydalanmıştım.
Eğer kaygılı veya kaçıngan bağlanan bir bireyseniz ve bunun farkındaysanız belki de ilişkilerinizde kendi bağlanma stilinizin farkına varıp ona göre partnerler seçmeniz gerekiyor.
edip onun üstüne gittiğinde ve sürekli ona haber vermesini istediğinde karşısındaki kişi eğer güvenli bağlanan birisi ise bu durumu ekarte edebiliyorlar.
Bu durumu toparlayabiliyorlar.
Ama eğer karşısındaki kaçıngan bağlanan birisi ise o kişi bu kadar sıkıştırılmaktan dolayı sinirleniyor ve aralarında büyük bir kavga patlıyor genellikle.
Bence şu anlattığım şey hiçbirinize yabancı gelmemiş olmalı.
Çok görülen bir pattern çünkü.
Her zamanki gibi biliyorsunuz ben kendimi saklamayı hiç sevmem.
Ben bu testi çözdüğümde Şöyle görmüştüm.
Genelde kaçıngan bağlanmaya meyilli, güvenli bağlanan birisiyim.
Şöyle oluyormuş. Bu da bazı insanlar güvenli bağlanıyorlar ama kaçıngana meyilli ya da kaygılaya meyilli güvenli bağ kuran insanlar olabiliyorlarmış.
Kendi içimde belli bir kaçınganlığımın olduğunu biliyorum.
Bu da aslında mesafeyi sevmemden kaynaklanıyor.
Genel olarak mesafeyi sevmem sadece aşk ilişkilerinde değil, genel hayattaki ilişkilerimde de var.
Sosyal olmayı, birlikte vakit geçirmeyi, yakınlık kurmayı gerçekten çok seviyorum.
Çok yakın olduğum insanlar da var.
Ama sürekli birileriyle vakit geçirmek ya da sürekli birisine bir şeyleri haber etmek, birisi tarafından darlanmak bana göre bir şey değil.
Kişisel alan denen... şeye çünkü çok fazla önem veriyorum ve bence bu beni bir tık kaçıngan birisine dönüştürüyor.
Çünkü alanıma birisi dahil olacak diye ödüm kopuyor.
Ve böyle olduğunda aşk ilişkisinin içerisinde tam olarak var olamıyorum.
Bu durumla ilgili kendim kişisel olarak aslında bazı aksiyonlar almam ve belki de beni bu duruma iten şeyin ne olduğunu fark etmem gerekiyor.
Ve doğru partnerler seçmem gerekiyor.
Belki kaygılı bir insandansa güvenli bağlanan birisini bulmaya çalışmam ve bana bu konuda anlayış göstereceğim.
birisini bulmam gerekiyor.
Aynı şey aslında sizin için de geçerli.
Bundan sonra kendinizin bağlanma stilini fark edip kendi karakterinizi çözümleyip size göre birini bulmaya özen göstermelisiniz.
Bazen şöyle bir hataya düşebiliyoruz.
O kadar yalnız ve o kadar duygusal olarak boşlukta oluyoruz ki bizim için yanlış olan insanlara bile bile bağlanıyoruz.
Ve zaten bu yanlış insanlar o toksik bağı besledikleri için Çok güçlü bir bağ oluşuyor.
Aslında buna bağ da diyemeyiz.
Toksik bir bağ diyelim.
Sağlıklı bir bağ değil yani.
Ve toksik bağların getirdiği acı çok daha fazla oluyor.
Ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki toksik bağlarla kurulan ilişkiler çok daha tutkulu oluyor.
Bu yüzdendir ki ayrıldığınızda hissettiğiniz acı da çok büyük oluyor.
Bağlanma stillerinden neden bahsettim?
Aslında bu sizin gelecekte...
bir nebze de olsa aşk acısı yaşamanızı engelleyecek ve daha doğru seçimler yapmanıza, belki uzun süreli ilişkiler kurmanıza yardımcı olabilecek bir bilgi.
Fakat bunun ötesinde yeniden ayrılığa ve aşk acısına geri dönmek istiyorum.
Kitapta çok güzel bir şey vardı.
Diyordu ki, diyelim başka birisi için terk edildiniz.
Bu bence gerçekten baş edilmesi çok zor bir durum.
Yani sevgiliniz sizi bir başka erkek ya da bir başka kadın için terk etti.
Veya aldattı. Bu durumda ne yapacaksınız?
Zaten herhangi bir ayrılığın tetiklediği o bütün acı verici şeyler iki katıyla bu durumda tetiklenecektir.
Neden? Bu sefer şunu düşünmeye başlıyoruz.
Bizde olmayan ama onda olan ne vardı?
Bizden daha mı güzel? Bizden daha mı yakışıklı?
Bizden daha mı çok para kazanıyor?
Daha mı anlayışlı? Daha mı sevgi dolu?
Neden terk edildik?
Kitapta şöyle diyordu. Aslında sevgilimiz bizi terk edip o kişiye giderken çok daha ideal bir ilişkiyi hayal ederek gitti.
O kişiyle çok daha mutlu olabileceğini düşündü.
Gerçek şu ki ideal bir dünyada hiçbirimiz yaşamıyoruz.
Ve yakından bakıldığında herkes biraz kusurlu, herkes biraz can sıkıcıdır.
Büyük ihtimalle sevgilimizin bizi terk edip gittiği kişi de zaman içerisinde kusurları ortaya çıkacak ve sevgilimize hayal kırıklığını uğratacak bir insan.
Bu kaçınılmaz bir şey çünkü.
Bunu bildiğimizde yani o kişi her ne kadar dışarıdan bakıldığında bizden daha iyi gibi duruyor olsa bile kendi içerisinde insani sıkıntıları olduğunu, başka sinir bozucu özellikleri olduğunu ve büyük ihtimal
ilişkide bulunduğu insanı delirtecek pek çok gönlünün olduğunu bilmek bizi bir nebzede olsa rahatlatabilir.
Sevgilimiz de zamanla zaten bununla yüzleşecektir.
Aklıma bir film geldi. İzlediniz mi bilmiyorum.
Dünyanın en kötü insanı.
Çok çok beğendiğim bir filmdir.
Orada da kadın... sevgilisini başka bir adam için daha tutkulu bir aşk yaşayacağını düşündüğü bir adam için terk ediyordu.
Ve ilk başlarda her şey ne kadar mükemmel olsa bile en sonunda kadın o adamın da kötü yönlerini ve ideal olmayan taraflarını da Görüyordu ve bununla da baş etmeyi öğrenmek zorunda kalıyordu.
O film sadece hani ilişkilere bakış açısı olarak değil de genel olarak hayata, kendimize, bireye ve topluma bakış açısını şekillendirmek adına izlenebilir diye düşünüyorum.
Çok çok tavsiye ederim. Diyelim ki terk edilmediniz veyahut da aldatılmadınız.
Siz ayrıldınız ve yine de acı çekiyorsunuz.
Neden acı çektiğinizi bile anlamıyorsunuz.
Bazen bazı insanlar bizim için doğru değildir.
Ve onlardan ayrılmak verebileceğimiz en iyi kararlardan birisidir.
Bazen bir insanla ayrılmayı özellikle uzatırız.
Çünkü onunla muhabbet etmeyi, onunla arkadaş olmayı seviyoruzdur.
Ve bir arkadaşımızı, bir dostumuzu ya da bize yakın olan birisini kaybetmek istemeyiz.
Ağladığımızda yaslanacağımız bir omuz olsun.
Dertlerimizi anlatabileceğimiz, başımıza bir şey geldiğinde koşup hemen yanımıza gelecek biri olsun.
olsun isteriz. Ama o insanla bir geleceğimizin olmadığını da görürüz.
Böyle bir ayrılık da İnsana acı verir arkadaşlar.
Çünkü her ne kadar biz ayrılmış olsak bile bir insanın yakınlığını kaybetmek her zaman yaralar.
Bununla ilgili bir arkadaşımla konuşuyordum.
Bu arkadaşım kendisi için doğru olmadığını fark ettiği birisinden kendi isteğiyle ayrıldı ve bana şey yazdı.
Bilge hani biliyorum doğru olmadığını ayrıldım ama yine de üzülüyorum.
Bu normal mi? Elbette ki normal.
Çünkü bölümün başında da söylediğim gibi hayatımıza giren her insan...
bizde bir iz bırakır, bir etki bırakır.
Ve bir insana bu kadar yakın olmayı deneyemedikten sonra ayrılmak oldukça üzücü olabilir.
O yakınlığı kaybetmenin acısını yaşarız.
Dediğim gibi aslında kaybettiğimiz şey bir sevgiliden daha çok bir ideal...
Onda olan o özellikleri ararız.
O güzel yönlerini, onunla izlediğimiz filmleri, onunla yaptığımız muhabbetleri, onunla yaptığımız konuşmaları.
Fakat şöyle bir şey var.
Bu özelliklerin hiçbiri sadece bir insana özgü değildir.
Eğer zihninizde bir daha onun gibi birisini bulamayacağım, bu özelliklere sahip birini bulma ihtimalim düşük gibi bir düşünce varsa lütfen onu silmeye çalışın.
Çünkü insanların özellikleri genelde evrenseldir ve birisinde olan şeyi başka birisinde de bulma ihtimalimiz vardır.
Ve bu her zaman bir sevgili olmak zorunda değildir.
Bazen bunu arkadaşlarımızda da bulabiliriz.
Aşk acısını iyileştirirken arkadaşlığın öneminden birazdan daha geniş bir şekilde bahsedelim.
Ama öncesinde şunu söylemek istiyorum Birisini kaybetmenin acısını yaşamak En doğal hakkımız.
Eğer aşk acısını iyileştirmenin en önemli maddesi nedir diye bana soracak olsaydınız, hislerinizi yaşamak derdim.
Çünkü bir şey yaşamamak, onu baskılamak, üzüldüğünü reddetmek içinizde daha da büyük acıya sebebiyet veriyor.
Orada duygu akışınızı engelleyen bir yumağa dönüşüyor ve belki de bir travmaya dönüşüyor.
Duygularınızın, hayatınızın akmaya devam etmesi için hislerinizi yaşamanız gerekiyor.
O yüzden öncesinde acı çekmekten sakın kaçınmayın.
Ağlayın, üzülün, yorganın altına girin.
Bir süre belki depresif de hissedebilirsiniz.
Bu çok normal. Bugüne kadar o kadar çok arkadaşımın aşk acısı çektiğini gördüm ki.
Kendim de dahil, çevremde de bir sürü insana ağlarken sarıldım.
Telefonda konuştum, teselli ettim.
Yeri geldi kendi kendimi teselli ettim.
Ve hepsinin sonunda şunu gördüm.
Bir acı bir süre yaşandıktan sonra geçiyor.
Hiçbir şey kalıcı değil.
Onu yaşayıp... Sonrasında salmayı ama öğrenmek gerekiyor.
Eğer bir acıyı tam olarak yaşamazsak o kişiye karşı bir takıntı geliştirme olasılığımız oldukça yüksek.
Bunu lütfen unutmayın.
Bence aşk acısını aşmanın ya da işte bu durumu çözmenin ikinci maddesi şu olurdu.
Benim dünyamda kendi kendimize güzel ve dolu dolu bir hayatı armağan etme sözü vermek.
Bir insandan ayrıldığımızda bazen diyorum ya hayatımız bitmiş gibi hissediyoruz.
Daha bu sabah kız kardeşimle konuşuyordum ve ona şunu dedim.
Bu hayattaki en büyük pişmanlığım bir insan yüzünden.
Bu arkadaş olabilir, patronunuz, iş arkadaşınız, sevgiliniz, eşiniz her neyse o olabilir.
Bir insan yüzünden kendi hayatımı sabote etmek.
Oldu dedim. Yani o insan yüzünden belki sınavıma çalışamadım.
O işe çok fazla odaklanamadım.
Kendi potansiyelimi öldürdüm.
İşte bu benim pişmanlığımdır.
Bir keresinde hatta böyle yine bir insan yüzünden üzülüyordum ve bir arkadaşıma yazdım.
Arkadaşım o zaman bana şunu dedi.
Şu an yaptığın şey potansiyelini boşa harcamak.
Artık olmuş bitmiş geçmiş bir şey.
Bunun doğru olmadığını sen de biliyorsun.
Her şeyinde farkındasın.
Ama potansiyelini bu kişiye üzülerek...
Boşa harcıyorsun. Lütfen dedi bunu kendine yapma.
O zaman kafamda bir şeyler dank etti.
Hiç kimse ama hiç kimse bizden daha değerli değil.
Dediğim gibi bu insanlar bizim içimizdeki o terk edilme ve değersizlik hislerini ortaya çıkarmış olabilir.
Bizi kendimizle ilgili şüpheye düşürmüş olabilir.
Ama biz bunların tam inadına yeniden kendimize inanmayı seçebiliriz.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Belki işinize daha fazla odaklanabilirsiniz.
Belki kendinize... bir hobi seçebilirsiniz.
O hep yapmayı ertelediğiniz şeyi yapmayı deneyebilirsiniz.
Zaman içerisinde sevdiğiniz şeyleri yaptıkça, sevdiğiniz insanlarla görüştükçe ve hayatınızı doldurmaya başladıkça, beyniniz doldurdukça, bedeninize, kendinize iyi baktıkça şunu fark edeceksiniz.
Mutlu olmaya başladığınızı ve mutlu oldukça da Artık o insanı o kadar da fazla düşünmediğinizi.
Enerjiniz dışarıya yayılacak.
Hayatınız doldukça, güzelleştikçe o keyfiniz büyüyecek.
Ve kendi kendinize şunu diyeceksiniz.
Asla değmezmiş.
Onun için neden kendimi bu kadar çok üzdüm ki?
E bir de tabii şu oluyor. Bu noktaya geldikten sonra başka insanlara da hayatınızda yer açmaya ve başka insanların da güzel yönlerini görmeye başlıyorsunuz.
Ve belki daha güzel yeni bir ilişkiye yelken açabiliyorsunuz.
Bir üçüncü madde içinde şunu derdim.
Birisinden ayrıldığımızda bize anılar kalıyor ve o anıları sürekli zihnimize tekrarlamak bize çok fazla acı veriyor.
Anıları unutmamız gerekiyor arkadaşlar.
Peki bunu nasıl yapacağız? Anıları unutmak o kadar kolay mı?
Okuduğum kitapta yani gönül yarasında şöyle diyordu.
Eğer geçmişten gelen anılar hayatımızı sabote ediyorsa, bizi üzüyorsa, sürekli birilerini hatırlatıp içimiz böyle kıyılıyorsa artık onlardan kurtulmamızın zamanı gelmiştir.
Bununla ilgili yapacağımız ilk adım şu olabilir.
O kişiye ait her şeyi zaten gözümüzün önünden kaldırmak.
Anıları varsa da bence kesinlikle çöpe atmalısınız diye düşünüyorum.
Bu tarz şeyleri saklamanın hoş olduğu için.
düşünmüyorum. Çünkü o kişiyi zihnimizden atmamız lazım.
Onları hatırlatacak şeyleri yok etmemiz lazım.
Hiç beyin nöroplastistesini duyduğunuzu bilmiyorum.
Ben bu konuyla ilgili bir bölüm yapmıştım.
İlk bölümlerimden biridir.
Onu dinleyebilirsiniz. İnsan beyni bir şeyleri öğreniyor.
Yani Diyelim ki piyano çalmayı bilmiyorsunuz.
Ne kadar sık piyano çalarsanız piyano çalmakla ilgili beyninizdeki bağlar o kadar çok güçlenmeye başlıyor ve siz çaldıkça yeteneğiniz de artıyor.
İnsan beyni plastik ve değişken bir şey.
Biz bir şeyleri sürekli tekrar ederek güçlendirebiliyorsak onları hatırlamayarak, gözümüzün önünden kaldırarak ve tekrarlamayarak da...
Şimdi eski sevgilimize dair ya da aşık olduğumuz o kişiye dair beynimizde oluşan bazı nöral yollar ve bağlar var.
İşte onunla yaşadığımız anılar, onunla geçirdiğimiz vakitler, onunla ne kadar çok zaman geçirdiyse onu hatırlama olasılığımız da aslında o kadar çok artıyor.
Çünkü onunla ilgili beynimizdeki bağlantılar o kadar güçlü oluyor.
O halde bizim bu bağlantıları olabildiğince silik bir hale getirmemiz gerekiyor.
Yani onu hatırlatacak şeyleri ortadan kaldırmak bunun ilk adımı olabilir.
Ben işte onun bana hediye ettiği bir bardağı gördüğümde beynimde bana onu hatırlatan nöral yollar ateşleniyorsa bu acıdan kurtulman o kadar da kolay olmayacaktır.
O yüzden o kişiye ait her şeyi ama her şeyi atmanızı tavsiye ederim.
Sosyal medyanızdan falan da çıkartmanızı tavsiye ederim.
O kişiyi görmekse iyi gelmeyecektir.
Hiçbir şekilde ne yaptığına bakmamalısınız.
Bence stalk falan yapmamalısınız.
Belki bir dönem ilk ayrıldığınız sıralarda stalk yapılabilir, işte bakılabilir ama sonrasında bundan vazgeçmenizi tavsiye ederim.
Çünkü ne kadar çok o kişinin profilinde vakit geçirirseniz onu o kadar çok hatırlayacaksınız.
Peki gelelim diğer anılara.
Diyelim ki sokağın başındaki o kahvecide birlikte kahve içiyordunuz.
O parkta birlikte yürüyoruz.
Ya da o bankta oturup geleceğe dair hayallerinizi konuşuyordunuz.
Ne yapacaksınız şimdi? Bu yerleri yok edemezsiniz.
Yaşadığınız şehirden taşınamazsınız.
Diyor ki kitap, onunla yaşadığınız anıları hatırlatan yerlerde yeni anılar oluşturun.
O kahveciye çok sevdiğiniz bir aşka bir arkadaşınızla gidin ve onunla orada yeni bir anı yaratın.
O bankta başka bir arkadaşınızla oturup sohbet edin.
Ya da kendinize bir kitap alın, o banka oturun ve kendi kendinizle orada vakit geçirmenin ne kadar keyifli olduğunu fark edin.
O mekanların üzerinde yeni anılar oluşturmak ve oraları gördüğünüzde eski sevgiliniz...
Geçirdiğiniz zamanları değil de yeni oluşturduğunuz anıları hatırlamak beyninizi resetleyecektir.
İlk başta bunu yapmak zor gelebilir.
Ama zaman içerisinde işe yaradığını kendim bizzat gözlemledim.
Bu şekilde bu eski anıların üzerine yeni anılarla örtebiliriz.
İnsan beyni zaman içerisinde öğreniyor.
Eğer bunların işe yaramayacağını düşünüyorsanız bile beyninize güvenin.
Bana değil beyninize güvenin.
Beyniniz gerçekten bir şeyleri unutmakta, yeni anılar yaratmakta çok başarılı.
Onun o plastik yapısını kullanın.
Bir şeylere katı bir şekilde bağlanıp üzüntünüze, depresyonunuza, acınıza bağlanmayın.
Sürekli bir acı çekme modunda gezmekten çıkın ve kendinize şunu söyleyin.
Ben beynimi ve kalbimi değiştirebilirim.
Çünkü bu mümkün.
Bilimsel olarak mümkün yani.
Bir de şunu da eklemek istiyorum.
Aslında bunu en başta demem gerekirdi.
Aşk acısından kurtulmanın en önemli adımlarından biri de bu acıdan kurtulmayı istemektir.
Bazen bilinçli olarak bu acıya kendimizi mahkum edebiliyoruz ki bence en kötüsü de bu.
Önce istemekle başlayın.
Bundan kurtulmayı istemekle.
Bir diğeri eğer eski sevgilinizin zihninizde çok idealize bir yerdeyse ya da idealize olmasa bile onda bulduğunuz...
bazı özellikleri başta kimse de bulamayacağınızı düşünüyorsanız manipülasyona kurban gidip gitmemiş olabileceğinizi bir gözden geçirin.
Bazen insanlar kendilerini bizim gözümüzde idealize ederler.
Böyle insanlarla hayatımda karşılaştım.
Bazı insanlar oldu ve yani o kadar çok beni ikna ettiler ki benle çok iyi uyum sağlayabileceklerine, çok iyi bir hayatımız olabileceğine, çok iyi bir meç olabileceğimize ve ben aslında öyle olmadıkları halde bu insanlara
inandım. Ve bu insanlar hayatımdan gittiğinde de hala bu inancı sürüyorlar.
Çünkü manipülasyona kurban gitmek böyle bir şeydir.
O kişinin zihnimizde oluşturduğu idealize kişiliğe hala istemeden de olsa bir hayranlık besleriz.
Oysa bu bir yalandır. Tavırlarına ve davranışlarına baktığımızda hiç de bize uygun olmayan, bize o kadar da değer vermeyen, genelde kendisini düşünen narsiste bencil bir kişi olduğunu görürüz.
Ama o kadar manipülatiftir ki bizi kendimizden şüpheye düşürmekte ve kendisini gözümüzde iyi bir yere...
Getirmekte oldukça başarılıdır Belki bu kadar manipülatif olduğunun Kendisi bile farkında değildir Belki de başarısı buradan geliyordur O yüzden bu tip insanlara karşı Dikkatli olmak ve Çok iyi gözlem
yapmak, çok iyi bir farkındalıkla ilişkilerimize, insanlara yaklaşmak önemli diye düşünüyorum.
Özellikle narsist partnerler bizi böyle bir durumun içerisine çekebilirler.
Narsizmle ilgili bir bölüm yapmayı isterim.
Türkiye'de ben narsizmin çok yüksek olduğunu düşünüyorum.
Hatta bunu bir keresinde terapistimle de konuşmuştum.
Özellikle de erkeklerde.
Erkek dinleyicilerim varsa lütfen bana kırılmasınlar.
Türkiye'de erkeklerin yetiştirilme tarzlarının onlarda bir narsizm...
Sizi mi beslediğini ve kendilerine sürekli bir şeyleri hak görmeye ittiklerini görebiliyorum.
Maalesef ki bu çok acı verici şeylere sebebiyet verebiliyor.
Narsist bir partnerle bir arada yaşamak hayatınızı söndürür arkadaşlar.
Gerçekten hayatınızı mahveder.
Kendiniz olan ilişkinizi yok eder.
O yüzden iyi bakın partnerleriniz narsist mi değil mi diye.
Şimdi burada narsizmi çok fazla açıklayamayacağım ama genel olarak şöyle düşünebilirsiniz.
Narsist partnerler önce sizi bulutların üzerinde gibi hissettirirler.
Gerçekten o kişinin doğru olduğunu inanırsınız.
O insanlığa harika bir hayatınız olacağına inanırsınız.
Fakat sonrasında birden sizi yerin dibine çakarlar.
Hayatın gerçeklerini görürsünüz ama artık ona o kadar bağlanmışsınızdır ve onun büyüsüne o kadar kapılmışsınızdır.
ki onun kapsama alanından bir türlü dışarıya çıkamazsınız.
Manipülatiflikleriyle sizi sürekli ekarte ederler.
Sizi sürekli kendinizden şüpheye düşürürler.
Dediğim gibi belki başka bir bölümde bunun üzerine konuşuruz.
Ama narsizm ve narsizm partnerler üzerine araştırma yapmanızı birazcık da okumalar yapmanızı tavsiye ederim.
Eğer hayatınızda böyle birinin olduğunu düşünüyorsanız.
Aşk hocasına getirdiğim bir diğer çözümse, evet peki okuduklarımdan ve kendi hayatımdan toparlayarak, birisini çok fazla idealize etmemek.
Yani şöyle yapmanızı tavsiye ediyorum, eğer bir ilişkiniz bittiyse ve onda olan özellikleri çok fazla arıyorsanız, bazı özellikleri yani çok fazla arıyorsanız, bu yakınlık işte olabilir ya da çok anlaştığınız
bir şey olabilir, birlikte yaptığınız bir aktivite olabilir, saatlerce yaptığınız o muhabbetler olabilir, bunu başka insanlarda da aramaya başlayın.
Bakın şu yanılgıya düşmeyin.
Genel toplumumuzda çivi çiviyi söker diye bir tabir var.
İşte birisiyle ilişkisi bittiğinde direkt başka birisinin kollarına koşmak gibi.
Ve genelde burada da hataya düşüyoruz.
Çünkü daha diğer ilişkimizin neden bittiğini tam olarak çözümleyemeden, kendimizi tam olarak anlayamadan başka birine gidiyoruz.
Ve orada da elbette ki sorunlardan ve sıkıntılardan kaçamıyoruz.
Ben böyle durumlarda aslında arkadaşlıklara yönelmenin en mantıklı şey olduğunu düşünüyorum.
Zamanda terapistim bana şöyle demişti.
Hayattaki en önemli şey bir sevgiliden, bir eşten, bir partnerin ötesinde gerçek bir dosttur.
Gerçek bir arkadaştır.
Sevgilimizde o özlediğimiz şeyleri bazen arkadaşlarımızda bulabiliriz.
Onların bizi anlaması, bize sarılması, bizimle muhabbet etmesi biz tahmin ettiğimizden çok daha iyi hissettirebilir.
Gerçek dostlukların en az gerçek aşk kadar zor bulunduğunu düşünüyorum.
Hatta gerçek aşk diye bir şeyin varlığı konusunda emin dahi değilim ama gerçek dostluğun var.
O yüzden belki de gerçek aşkı aramak yerine gerçek dostluğu aramaya doğru zihnimizi değiştirebilir ve yönlendirebiliriz diye düşünüyorum.
Gerçek bir dostluk tüm benliğimizi kabul gördüğümüz, her şekilde destek bulduğumuz, sevdiğimiz sevildiğimiz ve ne zaman kapısına gitsek bizi şefkatle dinleyebileceğini bildiğimiz bir
insana sahip olmaktır.
Şefkat dolu arkadaşlıkların ve dostlukların yerinin hayatın her anında, her noktasında çok büyük önem taşıdığını düşünüyorum.
Mesela benim kendi yaşantımda yapacağım bir şey varsa hiçbir zaman bir dostumu, sevdiğim bir arkadaşımı bir aşk için, bir sevgili için kurban etmem.
Umarım böyle bir şey yaşamak zorunda da kalmam ama.
Siz benim neyi kastettiğimi anladınız bence.
Diyelim ki şu an bir aşk acısı çekiyorsunuz.
Belki bir arkadaşınıza yazmak, onunla buluşmak, birlikte vakit geçirmek çok iyi bir çözüm olabilir.
Belki sevgilinize vakit geçirirken önemsemediğiniz ya da çok da fazla buluşmadığınız o insanları arayıp gönüllerini almak iyi bir adım olabilir.
Artık buna siz karar vereceksiniz.
Kimleri aramak istiyorsunuz, kimlerle görüşmek istiyorsunuz.
Birisinden ayrıldığımızda genelde hayatımız tepetaklak oluyor.
O süreçte o acının içerisinden geçerken de öğrenebileceğimiz pek çok şey oluyor.
Bence bunlardan ilki şu hayatta kalabildiğinizi görmek.
Belki evet acıdan öldünüz.
Kalbiniz yerinden çıkacak sandınız.
Bununla baş edemeyeceğinizi sandınız.
Ama baş edebiliyorsunuz.
Hala hayat devam ediyor.
Hala bir şeyler yapıyorsunuz.
İşe gidip geliyorsunuz. Demek ki sandığınızdan çok daha güçlüsünüz.
Bunu sakın unutmayın. Sandığınızdan çok.
Çok daha güçlüsünüz. Ve hayat olasılıklarla dolu, hayat sevgiyle dolu, güzel insanlarla dolu.
Lütfen o kıtlık zihniyetini yaşamayın.
Bu kıtlık zihniyetini yaşamamaya çok önem veriyorum.
Yani hem iş hayatında, hem arkadaşlıkta, hem de aşk hayatında.
Her zaman bize uygun birilerini bulabileceğimize inanıyorum.
Her zaman demeyeyim de yani itiraf edeceğim.
Bazen ben de böyle çok üzüldüğüm zamanlarda.
Sonsa kadar yalnız kalacağıma ve asla doğru bir insanla birliktelik kuramayacağıma dair büyük bir umutsuzluğa kapılıyorum.
Ama sonrasında kendime gerçekleri hatırlatıyorum.
Dediğim gibi hayatta başımıza her şey gelebilir.
Büyük acılar çekebiliriz.
Eğer yeterince akıllıysak tüm bu acılardan bize kalan şey büyük bir hayat bilgeliği ve yeniden sevgiyi bulabileceğimize dair bir umut oluyor.
Bu nedenle size şimdi bir ödev veriyorum.
Kendinize çok iyi bakma ödevi.
Çok iyi bakma ödevi ve ne olursa olsun kimse için kendi hayatınızdan.
Ve sevdiğiniz şeylerden vazgeçmeme ödevi.
Benim biliyorsunuz yazmayana kadar çok sevdiğimi belki bununla ilgili elinize bir kağıt kalem alıp şu an yazmaya başlayabilirsiniz.
Bununla ilgili bu anlattığım maddelerden hangisini kullanarak bu durumun üstesinden gelebileceğinizi değerlendirmeye başlayabilirsiniz.
Kendi hayatınıza neler katabileceğinizi sorgulayabilirsiniz.
Şunu unutmayın yalnızken de.
Harikasınız. Hatta bazen yalnızlık bir ilişkide olmaktan çok daha iyi olabiliyor, çok daha öğretici olabiliyor.
Bu bölümü artık yavaş yavaş kapatmak istiyorum.
Umarım size bir nebze de olsun yardımcı olabilmişimdir.
Gönül Yarası isimli kitabı da tavsiye ederim.
Bölümde anlattıklarımdan çok daha fazlası, çok daha geniş biçimde bu kitapta anlatılıyor.
İnce bir kitap ama içi bence gerçekten bilgelik dolu bir kitap.
Dediğim gibi kendinize çok iyi bakın.
Sevgiyle, dostlukla ve aşkla kalın.
Ve sakın ama sakın umudunuzu kaybetmeyin.
Hayat güzel, siz de güzelsiniz.
Sevmeyi ve sevilmeyi...
sonuna kadar hak ediyorsunuz ve maruz kaldığınız kötü davranışlar sizden daha çok karşınızdaki kişiyle alakalı.
Hepinizi çok seviyorum.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
