
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm aşırı düşünme, düşünmekten uyuyama, fikirlerimizi hayata geçirememe ve bu yüzden ızdırap çekmek üzerine konuşuyoruz. Aşırı düşünmekten uyuyamayanlar kulübünün bir üyesi olarak bu bölüm de kendi derdime deva olan bazı yöntemleri paylaştım. Her şeyin olduğu gibi bunun da devası varmış arkadaşlar. Bu devalar sizi bölümde bekliyor. Keyifli dinlemeler.
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba, ben Bilge.
Bugünkü bölüme minik bir hikayeyle başlayacağız.
Eğer hazırsanız ve kulaklıklarınızı taktıysanız, hikayemize başlıyorum.
Artık gece olmuştu.
Dışarısı kapkaranlıktı.
İnsanların çoğu yatağına çekilmiş ve mışıl mışıl dinleniyor olmalıydılar.
Yarın erken kalkmak gerek diye düşündü.
Öğleden önce bütün işler halledilmeliydi.
Çünkü öğleden sonra arkadaşlarıyla vakit geçirecekti.
Sevgili dostlarını aylardır görmemişti.
Kahrolası şehir farklılıkları diye içinden geçirirken, Oturduğu çalışma masasından kalktı ve bitmiş bitki çayı bardağını mutfağa götürdü.
Bundan sonrasını ise hiç düşünmeden yaptığı bir dizi ezberlenmiş alışkanlık takip etti.
Tuvalet, diş fırçalama, diş ipi kullanmak, pijamalarını giymek, dudak kremi ve el kremi sürmek, masa lambasını söndürmek, yumuşak yatağı ile yorganların arasına dalmak.
Uyumaya ve huzur dolu bir geceye hazırdı.
Gözleri yavaşça kapandı.
Ve uyku onu kollarına almak için usulca yanına yaklaştı.
Kendi kendine iyi geceler dedi hafifçe.
Ama geceler iyi miydi gerçekten?
Gece nasıl iyi olabilirdi?
Hadi ama, saçmalama, ne düşünüyorsun böyle diye söylendi.
Ama hayır, bir kere başlayacak olan başlamıştı.
Ya yarın işlerim yetişmezse diye bir soru yükseldi içinden önce.
Sonrası ise büyük bir hızla onu takip etti.
Ne arkadaşlarımla güzel vakit geçiremezsem.
Zaten geçen hafta telefonda biraz gerildik.
Şu yapmaya karar verdiğim iş kesin beni rezil edecek.
Neden ben hiçbir şeyi düzgün yapamıyorum?
Dün attığım o mail çok saçmaydı.
Keşke göndermeseydim.
Hep yanlış anlaşılıyorum.
Allah kahretmesin. İçinde durmayan bir düşünce topu hızla büyümeye başlamıştı.
Kapanan gözleri açıldı.
Ne kadar naifim.
Rahatça uykuya dalabileceğimi düşünmüştüm dedi kendi kendine.
Oysa gece yeni başlıyordu.
Ve kafasında Milyonlarca soru çözüm bulunmadan onu oyalamak ve uykusuz bırakmak için hazırdı.
Bu hikayedeki ana kahramanın ben olduğumu düşünmüş olabilirsiniz.
Aslında ana kahraman aşırı düşünme belasına tutulmuş olan herkes.
İngilizce'de overthinking olarak geçen ve sadece gece uykusuzluğa değil, depresyon, karar almada zorluk, zihnindeki şeyleri hayata geçirememe ve negatiflik gibi pek çok şeye sebep
olan aşırı düşünme durumu bu bölümün esas kızı.
10 bin kişi üzerinde yapılan bir ankette insanların %95'i şeyleri çok fazla düşündüklerini ve kafaya taktıklarını söylemişler.
Bilimsel bir araştırma olmasa dahi bundan yola çıkarak kendi kendime şöyle bir hesaplama yaptım.
Bu podcastı dinleyenlerin tahmini olarak %90'a yakını bir aşırı düşünen.
Ben de bu büyük topluluğun bir parçası olduğuma göre bu konu üzerine konuşulmayı hak ediyor diye düşündüm.
Eğer kendinizin çok düşünmekten muzdarip olduğunu düşünüyorsanız zaten durumunuzun farkındasınız.
Ama emin olamayanlar için birkaç soru hazırladım.
Bu sorulara çoğunlukla evet yanıtı verirseniz aşırı düşünen bir kimse olma ihtimaliniz yüksek.
O yüzden dikkatle dinleyin.
Söylediğiniz bir şey hakkında çok fazla düşünüp keşke öyle yapmasaydım, keşke şöyle söylemeseydim diye dertleniyor musunuz?
Gelecekte gerçekleşmesi beklenen bir olay hakkında sıklıkla düşünüp olabilecek en kötü senaryoları sıralıyor musunuz?
Mesela ben bu soruya kocaman bir evet yanıtı verdim.
Kendi kendinize sürekli ya şöyle olsaydı şimdi ne olurdu diye soruyor musunuz?
Çalışırken aklınıza gelen bölücü düşüncelere takılıp onların peşinden sürükleniyor musunuz?
Bir konu üzerine saatlerce plan yapıp aklınıza gelen binlerce senaryodan dolayı sadece plan aşamasında kalıyor musunuz?
Fikirlerinizi hayata geçirmekte zorlanıyor musunuz?
Şimdi biraz düşünün diyormuşum.
Yok yok ama bir de bunun üzerine düşünmeyin.
Zaten ben sorarken aklınızda genel bir çerçeve oturmuştur.
Eğer bir aşırı düşünen olduğunuzu fark ettiyseniz hiç üzülmeyin.
Ne demişler? Ölüm hariç her şeyin çaresi vardır.
Bunun da çaresi var.
Birazdan güzel bir reçete sunacağım.
Bu reçetenin içinde psikoloji, edebiyattan alıntılar ve sanat var.
Yani her derdin devası muhteşem üçlü.
Bu muhteşem üçlü yakıştırmasını da şimdi yaptım.
Çok hoşuma gitti. Ben bunu kullanırım.
Lıfı daha fazla oraya buraya çekmeden esas kıza geri dönüyorum.
Önce minik bir farkındalıkla başlayalım.
Aşırı düşünme üzerine çalışmalar yapan psikolog Bia Callison aslında bu durumun bilinçli veya bilinçli olarak yapılmış bir seçim olduğunu söylüyor.
Gerçek sorunlarımızdan ve çözmemiz gereken şeylerden kaçmak adına geliştirdiğimiz bir mekanizma aslında.
Bunu bilmek neden önemli?
Çünkü bir şeyi biz seçiyorsak onu seçmemeyi de tercih edebiliriz.
Bu bilinç aslında iyileşmenin ilk ve bence en önemli adımı.
Eğer aşırı düşünmekten kurtulmayı seçiyorsanız reçetemizin ilk maddesine geçiyorum.
Sizi tetikleyen düşünce kalıbını fark edin.
Diyelim sizin kalıbınız keşke olsun.
Sürekli bir keşke şöyle yapsaydım, keşke onun ağzının payını verseydim, keşke bu kadar saçmalamasaydım gibi şeyler geliyor aklınıza.
Bu durumda bu düşünceyi bir tren olarak hayal edin.
Evet bir tren ve kendinize şöyle diyebilirsiniz.
Bak gördün mü? Yine keşke treni geldi.
Peki ona binecek misiniz?
Yoksa geçip gitmesine izin mi vereceksiniz?
Sakın durdurmayı düşünmeyin bile.
Çünkü bu imkansız.
Bu durumdan birazdan bahsedeceğim zaten.
Ama bilin ki trene binmek o düşüncenin girdabına girmek ve saatlerce içinden çıkamamak demek.
Binmeyip onun rayların üzerinden geçişine tanık olursanız size hiçbir zarar veremez.
Eğer meditasyon yapan bir kişiyseniz düşüncelere tanık olma durumunu zaten deneyimlemişsinizdir.
Bu da aslında mindful bir çalışma.
Evet rahatsız edici o düşünce var.
Orada mevcut ama siz sadece onun mevcudiyetine tanık oluyorsunuz.
Düşünce treni kendi kendine takılıyor, geliyor, gidiyor, arada bir duraklarda bekliyor ama siz sadece izliyorsunuz.
Müdahale etmeden.
Bu gerçekten güçlü bir çalışma ve işe yaradığına bizzat kendim şahidim.
Tam olarak burada belirtmek istediğim bir şey var.
Kontrol edip edemeyeceğimiz şeylerin farkına varmalıyız.
Maalesef daha demin bahsettiğim o düşünce trenini kontrol etmek gerçekten imkansız.
Yani istenmeyen düşünceyi kontrol edemiyoruz.
Bununla ilgili Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir beyaz ayı deneyi var.
Harvard profesörü Daniel Wagner, Bir gün Dostoyevski'nin yaz izlenimleri üzerine Kış Notları kitabından bir cümle okuyor.
''Bir kutup ayısını düşünmemeye çalışın.
Göreceksiniz ki o lanetli şey her an aklınıza gelecek.'' yazmış Dostoyevski.
Bunun üzerine Daniel Wagner'ın merakı cel buluyor ve bu deneyi yapmaya karar veriyor.
Deneyde öğrencilerine 5 dakika boyunca beyaz ayıyı düşlememelerini söylüyor.
Bu eminim sizin de aklınıza pembe fili düşünmeyi getirmiştir.
Biri bize pembe fili düşünme dese otomatik olarak onu düşünürüz.
Öyle değil mi? İşte bu denemde de profesör öğrencilerine 5 dakika boyunca beyaz ayıyı düşünmemelerini ve bu süre boyunca da kendi düşünce akışlarını sözlü olarak ifade
etmelerini istiyor. Sonuçlar ise şöyle.
Öğrenciler her bir dakikada ortalamada bir defadan daha fazla beyaz ayıyı düşünüyor.
Bu deney bize istenmeyen ve düşünmemek için kendimizi zorladığımız şeyleri aslında daha fazla düşünmeye başlayacağımızı kanıtlar nitelikte.
Şimdi lütfen siz de bir dakika boyunca beyaz ayıyı düşünmeyin.
Ve bakın gözünüzün önüne kaç defa beyaz bir ayı resmi gelecek.
Buradaki beyaz ayı aslında bizim ilk maddede bahsettiğimiz tetikleyici düşüncelerimizdir.
O düşünceler beynimize istila etmeye başladığında kendimize kızmanın ya da unutmaya çalışmanın bir anlamı yok.
En iyisi serbest bırakmak.
Kontrol etmeden gelip geçmelerine izin vermek.
Belki de dediğim gibi aynı onu bir tren gibi düşünmek.
İkinci yöntemimiz bu ilk maddemizden fayda bulamayanlar için.
Siz düşüncelere tanık olma işinde başarılı olamadınız.
Peki ne yapacaksınız?
Kendinize gün içinde kafanıza takılan bu düşünceleri düşünebilmek için bir vakit belirleyip sadece o zaman dilimi içerisindeyken aşırı düşünmeye izin verebilirsiniz.
Diyelim çalışırken birden aklınıza bir şey geldi.
Hemen erteliyorsunuz.
Şimdi sırası değil.
Akşam yemeğinden sonra yarım saat düşünme zamanıma saklıyorum seni diyebilirsiniz.
Ben bu uygulamayı gece yatağa yattığımda yapıyorum.
O ilk bahsettiğim düşüncelerin gelip geçmesine izin vermek ve onlara takılmama durumu akşam yatağa yattığımda bende işlemiyor.
Bir de ekstradan geceleri yatağa girdiğimde varoluşsal bir krize girme durumu mevcut bende.
Gün boyu aklıma gelmeyen her şey o zaman aklıma geliyor.
O da yetmezmiş gibi bir de tüm yaratıcı fikirlerim de gece zihnime doluyor.
Yeni podcast bölümleri için konu fikirleri...
Yeni yazımın takıldığım kısmını yazabileceğim güzel cümleler gibi olmadık şeyler hep geceleri beni buluyor.
Baktım bu düşünceler yüzünden saatlerce yatakta dönüp duruyorum.
Kendime iki yöntem belirledim.
Birincisi bu anlattığım yöntem.
Eğer gelen düşünceler gereksizse o düşünceye bak canım şimdi hiç sırası değil.
Beni sabah bulaşık yıkarken bul o zaman seninle uzun uzun takılırız diyorum.
Ve yemin ediyorum işe yarıyor.
Ama Aklıma gelen yaratıcı bir fikirse yataktan kalkıp onu not etmek gibi şeyler yapıp asla uykumu bölmüyorum.
Bunun için de bir hafıza tekniği kullanıyorum.
Yaratıcı fikirler rahatsız edici olanların aksine sabaha unutulurlar.
Onları unutmamak hem de uykumu bölmemek için bir ağaç hayal ediyorum.
Bu ağacın dallarından her biri farklı renklerde zarflar sarkıyor.
Aklıma gelen fikirleri birer birer bu zarflara yerleştiriyorum.
Sabah uyandığımda gece aklıma gelenleri hatırlamak için tek yapmam gereken zihnimdeki o avca gitmek.
Tek tek zarfları açıyorum.
Diyelim mavide podcast ile ilgili bir şey var.
Sarı renkte ise kuzenimin düğününde giyeceğim kombin fikrim.
Evet böyle şeyler de gece aklıma geliyor.
Yapacak hiçbir şey yok. Bu anlattığım kulağınıza birazcık zor veya imkansız gibi gelmiş olabilir.
Eğer ilk defa duyuyorsanız.
Ama bu bir hafıza tekniği aslında.
Farkındayım, konu burada aşırı düşünmeden birazcık saptım ama anlatmadan geçmek istemedim.
Metis yayınlarından çıkan Hafıza Sanatı isimli bir kitap okumuştum.
Bu tekniği oradan öğrendim.
Teknoloji olmadığı için çoğu şeyi hafızalarına depolamaları gereken eski insanlardan tutun.
Günümüzün ezber şampiyonlarına kadar herkes bu tekniği uyguluyor.
Aklınızda bir mekan canlandırıyorsunuz ve o mekanın içindeki objelere unutmamanız gereken şeyleri yerleştiriyorsunuz.
Onları hatırlamak istediğinizde tek yapmanız gereken O mekana gitmek.
Benim durumumda bu mekan dallardan rengarenk zarflar serkan bir ağaç.
Bunu niye anlattım?
Çünkü çoğu insanın aklına geceleri parlak fikirler geldiğini biliyorum.
O fikirleri unutmak büyük bir kayıp olurdu.
Ama onları unutmamak için uykumuzdan olmak da büyük bir kayıp.
Çünkü uyku çok çok çok önemli.
Hatta yakında bir bölüm sırf uykudan konuşacağız.
Bu kadar çok dedikten sonra zaten...
Konuşmak şart oldu üzerine.
Ve geliyorum üçüncü yöntemimize.
Odaklanma çalışması yapmak.
Bu eğer tetikleyici düşünceler yüzünden odaklanmakta ve fikirlerinizi hayata geçirmekte zorlanıyorsanız bayağı işe yarıyor.
Odaklanma çalışması yapmak benim kendi zihnime bir şey üzerine uzun süre çalışmayı ve düşüncelerle savaşmamayı öğretme yöntemim.
Odaklanma çalışması altında pek çok şey yapılabilir.
Ama beş aşamalı meditasyonla tanıştıktan sonra ben bu konuda çok büyük aşama kaydettim.
Bir şeye uzun zaman odaklanma kabiliyetim çok arttı.
Aynı zamanda o ilk maddede bahsettiğim düşüncelere takılmama, onları eforsuz bir şekilde serbest bırakabilme yeteneğim de baya bir gelişti.
Bu 5 aşamalı meditasyon uygulamasını şu an kendisinden yoga eğitmenliği dersleri aldığım Zeynep Aksoy hocamdan öğrendim.
Bu meditasyonu kendi başınıza yapabilirsiniz.
Oldukça kolay toplam 20 dakika sürüyor ve 5 aşamadan oluşuyor.
Her aşama 4 dakikaya tekabül ediyor.
Meditasyon esnasında bu dakikaları sayamayacağınız için Inside Timer isimli uygulamayı indirip sizi her 4 dakikada bir uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz.
Ya da telefonunuzundan 4 dakikada bir hatırlatacak şekilde alarm da kurabilirsiniz.
Kısaca burada size bu meditasyonun nasıl yapıldığını anlatacağım ama internetten de bulabiliyorsunuz.
Youtube'a yazın 5 aşamalı meditasyon diye karşınıza çıkacaktır.
Belki ben bir podcast bölümü de çekerim sadece bu meditasyonun yönlendirmesini yaptığım ama söz vermişim saymayın lütfen.
Şu şekilde yapıyoruz.
İlk aşamada nefes alıyoruz, veriyoruz ve...
Nefesin sonuna 1 sayı bırakıyoruz.
Mesela şöyle. Nefesi aldım.
Verdim ve 1.
Sonra yine nefesi aldım.
Verdim 2. Bu şekilde 10'a kadar gidiyoruz.
Ondan sonra yeniden 1'e döneceğiz.
Yani sayılar 1 ve 10 arasında sadece.
Bu şekilde ilk aşama bittikten sonra ikinci aşamada sayının yerini değiştireceğiz.
Bu sefer önce sayıyı söyleyeceğiz.
Sonra nefes alacağız. Yani şu şekilde.
1- Nefes al, nefes ver.
2- Nefes al, nefes ver.
Buradaki farklılık bize o nefes alıp vermenin sonundaki boşluğu yakalamamıza yardım edecek.
İkinci aşamada bu da bittikten sonra 3- Nefes alıp vermeye devam ederken bedenimizdeki duyumlara odaklanıyoruz.
Yani bacağımızda, kolumuzda, vücudumuzda ne gibi duyumlar var?
Neler hissediyoruz? Buna bakıyoruz.
Bir bedenimizi tarıyoruz. Dördüncü aşamaya geldiğimizde odamız yalnızca burnumuz olacak.
Burnumuzda nefes nasıl giriyor?
Girerken sıcak mı, soğuk mu?
Çıkarken nasıl çıkıyor?
Sıcak mı, soğuk mu?
Burnumun ucu üşüyor mu?
Ya da burnumun içindeki tüyler, onları hissedebiliyor muyum?
Böyle derin bir şekilde burnuma odaklanıyorum sadece.
Dördüncü aşamada bittiğinde son aşamaya geçeceğiz ve bu aşamada dikkati tamamen serbest bırakıyoruz.
Yani isteyen her şey zihnimize gelebilir.
Ne geliyorsa, bedenimizdeki duyumlar, zihnimize gelen şeyler bunları sadece izleyeceğiz.
Hiçbir şey yapmayacağız.
Ve bu şekilde meditasyonu bitireceğiz.
Çok etkili bir çalışma olduğunu düşünüyorum bu 5 aşamalı meditasyonun.
Burada ne kadar iyi anlatabildiğim hiçbir fikrim yok.
Ama dediğim gibi rahatlıkla YouTube'dan ya da Google'dan bulabilirsiniz.
Bunu da paylaştıktan sonra aşırı düşünme denen bu...
Belayla diyorum. Baş etmek için toplamda 3 yöntemden bahsetmiş bulundum.
Özetlemek gerekirse düşünceleri durdurmamak, onları kontrol etmeye çalışmamak ama aynı zamanda da takılmadan gelip geçmelerine izin vermek dedik.
Eğer bu işe yaramıyorsa gün içerisinde sadece belli bir saati düşünmeye ayırmak ve her aklımıza can sıkıcı bir şey geldiğinde o vakti süpürmek dedik.
Son olarak da odaklanma çalışması yapmak.
En can sıkıcı düşünceleri hep başkaları üzerine odaklı.
Şu yaptığım şey beğenilir mi?
Benimle dalga geçerler mi?
Saçmaladığımı düşündürler mi?
gibi şeylerle fazla kafa yoruyoruz.
Özellikle bir şeyler üretip insanların beğenisine sunuyorsak bu durum daha da yoğunlaşıyor.
Rezil olma ve hata yapma korkusu hepimizde var.
Bu aşırı düşünmeyi tetikleyen en feci şeylerden birim.
Tabii bir de utanç var.
Yaptığımız kötü bir şeyden utanmak ve günlerce bunun üzerine düşünmek, düşünmek.
İnanın bu utanç duygusunu çok iyi tanıyorum.
Çünkü gerçekte sarhoş olmadığım ama sarhoşmuşçasına kafamın gittiği bir gün yazmamam gereken bir şey yazdım ve göndermemem gereken bir yere gönderdim.
Ertesi gün kafam yerine geldiğinde ve yaptığım şeyi fark edince dünyam başıma yıkıldı.
Günlerce zihnimde asla susmayan bir utanç dolu düşünce yumağıyla gezmeye başladım.
Resmen kafamın içinde yaşıyordum sadece.
Ben tam böyle acı çekerken sık sık referans verdiğim The School of Life kanalının bir videosu çıktı karşıma.
Videoda Landscape with the Fall of Icarus isimli bir tabodan bahsediliyordu.
Türkçesi Icarus'un düşüşü esnasında bir manzara olarak çevrilebilir.
Şimdi hemen bu tabloyu google'lamanızı ve beni o resme bakarak takip etmenizi rica ediyorum.
Siz resmi aratırken ben anlatmaya devam edeyim.
İkarus mitolojik bir karakter.
Babası Dedalus tarafından ona bir çift balmumu kanat yapılır ve bu kanatlar sayesinde uçabilir.
Fakat babası ona kanatları verirken uyarır fazla güneşe yaklaşmamasını.
Eğer yaklaşırsa kanatlarının eriyeceğini ve öleceğini söyler.
Ama İkarus uçmanın büyüsüne kapılır ve babasının sözlerini unutup yükseldikçe yükselir.
Tabii ki de kaçınılmaz olan olur.
Kanatları erir, İkarus denize düşüp ölür.
Şimdi tablonun sağ tarafına bakın.
Orada denize gömülen bir bedenin dışarıda kalan bacağını göreceksiniz.
Bu tabloda küçük bir yer işgal eder.
Çünkü ana konu İkarus'un düşüşü değil, o esnada yaşanılanlardır.
İkarus trajik bir şekilde ölürken, Tabloda çiftçi tarlasını sürmeye devam etmekte, çoban hayvanlarını gütmekte, balıkçı balık tutmakta, gemiler denizde yüzmekte ve ilerideki
şehirde gayet huzurla yerli yerinde durmaktadır.
İkarus'un ölümü kimsenin umurunda değildir.
Bu tablonun aslında anlatmak istediği, insanların günlük meşgareleri arasında bizleri ve takıntılarımızı...
Hiç umursamamaları. Gerçekte kimse kimsenin umurunda değil.
Bir dönem ortaya çıkan sansasyonel hikayeler bile unutulup giderken bizim küçük utançlarımız inanın kimsenin aklına gelmiyor.
O yüzden rahat olun. Çünkü siz ne yaşarsanız yaşayın çiftçi toprağını sürmeye, balıkçı da balığını tutmaya devam edecek.
Ve aklınızdaki o fikirleri başarısızlık, rezil olma korkusuyla heba etmeyin.
Başarısız dahi olsanız kimsenin umurunda olmayacak.
Bu düşünceler her aklınıza doluştuğunda siz de benim gibi bu tabloyu aklınıza getirebilirsiniz.
Belki bilgisayar ekranınıza koyup göz önünde tutmayı dahi düşünebilirsiniz.
Bu bölümü bir alıntıyla bitirmek istiyorum.
Bu alıntıyı Shakespeare'ın Hamlet isimli eserinden yapacağım.
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini ve nice büyük yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bu yüzden Bir iş, bir eylem olma
gücünü yitiriyorlar.
Lütfen siz de düşüncenizin soluk ışığının kalbinizden gelen parlaklığı söndürmesine izin vermeyin.
Bırakın kalbiniz yolunuzu aydınlatsın ve o zihninizdeki fikirlerin hepsi hayata geçsin.
Umarım bu bölüm beyninizin içinde yaşamaktan ve acı verici düşüncelerin kurbanı olmaktan sizi bir nebze olsun kurtarır.
Evet Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Bu bölümün sonunu birazcık teşekkürle kapatmak istiyorum.
Son zamanlarda çok fazla mail gelmeye başladı.
Instagram üzerinden de yazıyorsunuz.
Bunun için teşekkür ederim. Sizlerle iletişimde olmak beni gerçekten mutlu ediyor.
Elimden geldiğince yazılan mesajlara geri dönmeye çalışıyorum.
Fakat aralarda bazıları kaçıyorsa kusura bakmayın.
Hepsini okuduğumu bilin ama.
Bir iki bölüm önce üniversite sınavına hazırlandığımdan bahsetmiştim ve matematikteki acınası durumumu sizinle paylaşmıştım.
Buradan hemen özel bir teşekkür gelsin.
İkram ve Ezgi'ye bana yardımcı olmak istediler.
Henüz onlara herhangi bir şekilde bir soru atmadım.
Çünkü çözemediğim hiçbir soru olmadı.
Çok zekiyim falan diyormuşum.
Öyle bir şey yok.
Henüz çok basit alıştırma düzeyinde matematik soruları çözdüğüm için zorlandığım hiçbir şey yok.
Fakat gelecek zamanda özellikle bu yeni nesil denen YKS sorularına geçtikçe sizi bol bol rahatsız etmeyi planlıyorum.
Bana yardımcı olma teklifinde bulunduğunuz için pişman dahi olabilirsiniz.
Nereden sardık bu kızı başımıza diye.
Başka insanlardan da çok destek verici mesajlar geldi.
Onlara da çok teşekkür ediyorum.
İletişimde olmaya devam edelim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
