
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Beyninimizin en harika özelliklerinden biri değişebiliyor olması. Bu iyi yönde de olabilir kötü yönde de. Tercihlerimiz, seçimlerimiz hangi yönde kendimizi değiştireceğimizi belirliyor. Bu bölümde hep birlikte bilimsel kanıtlarla meditasyonun beynimize etkilerine bakıyoruz. 8 hafta gibi bir süreçte beynimizde neler değişebilir, neleri dönüştürebiliriz diyerek bir keşif yolculuğuna çıkıyoruz.
Kitap Kulübüne Katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar
İndirim kodu: SESLER20
******
Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Nasılsınız?
Umarım hepiniz çok iyisinizdir.
Artık böyle sizlerin haline hatırını sorarak yeni bölüme giriş yapmak benim için bir alışkanlık haline geldi.
Bu bölümleri açtığınızda beni dinlerken sanki sizler de karşımdaymışçasına bölümü kaydettiğimi bilmenizi isterim.
Hepinizin varlığını hissediyor gibiyim.
Sanırım bu da aramızdaki bağdan kaynaklanıyor.
Bölümlerden sonra sık sık bana yazıyorsunuz, bir şeyleri paylaşıyorsunuz.
O zaman sanki böyle aramızda bir akışın, bir bağın oluştuğunu hissetmeye başlıyorum ve artık kendi kendime konuşuyormuş gibi değil de gerçekten karşımda birileri var ve onlara konuşuyormuş gibi hissediyorum şu anda dahi.
Sanırım bu nedenle bölümleri kaydederken oldukça açık yürekli olabiliyorum, dürüstçe kendi duygularımdan ve içimden geçenlerden bahsedebiliyorum.
Bence insan olmanın getirilerinden biri de sürekli değişen ve dönüşen duygu durumlarına sahip olmak.
Sanırım hiç kimse bir duyguyu uzun süre stabil bir şekilde yaşayamıyor.
Gerçekten tamamen huzurlu bir beyne sahip olmuş ve hayatını bir şekilde içselleştirmiş insanlar oldukça azlar.
Belki şu Budist rahipleri veyahut da meditasyonu farkındalığı tam anlamıyla uygulayan kişiler olabilirler ki zaten bugün meditasyondan bahsedeceğiz.
Ama öncesinde şunu da söylemek istiyorum.
Benim bu bölümü kaydetmesi...
derimden biri kendi hayatımdaki dengesizlikler oldu.
Sürekli olarak hayatımda bir iyileşme, bir kötüleşme, bir iyileşme, bir kötüleşme oluyor.
Sanki böyle bir tarafı düzeltiyorum ama diğer taraf elimde kalıyormuş gibi hissediyorum.
Zaten böyle podcast bölümlerini düzenli olarak dinliyorsanız benim böyle dalgalı bir ruh halinde olduğumu fark etmişsinizdir.
Instagram'da da böyle bunları sık sık paylaşıyorum.
Sanırım bunun sebebi hayatı entropinin hakim olması.
Yani ben bir noktada hayatımı düzenlerken diğer bir hayat bozulmaya başlıyor.
Bir şeyler çığırından çıkıyor.
İşler ters gidiyor. Yanlış bir şey oluyor.
Ailemizden biri hastalanıyor.
İşimizle ilgili bir sıkıntı yaşıyoruz.
Yani tam diyorsunuz ki işlerimi düzelttim.
Bir arkadaş sorunu yaşıyorsunuz.
Tam arkadaşlık ilişkileri mi ediyorsunuz?
Sevgilinizden ayrılıyorsunuz.
Ve böyle gidiyor işte.
Sanırım şu an beni dinlerken söylediklerime yabancılık çekmiyorsunuz.
Hiçbir şey. Hayatta hiçbir zaman hiçbir şey aynı anda harika ve güzel olmuyor ve olmayacak da.
Bununla baş etmeyi daha doğrusu baş etmek doğru bir kelime değil.
Bununla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.
Hayatta mükemmellik diye bir şey yok.
Yani mükemmel bir hayatımız, mükemmel bir yaşamımız hiçbir zaman olmayacak.
Her zaman bir sıkıntı, bir durum yaşayacağız.
Fakat bizim bu sıkıntılara karşı verdiğimiz tepkiler...
Bu sene 27 yaşıma girdim.
Artık böyle yavaş yavaş 30'larıma yaklaşıyorum.
Ve son böyle bir iki yıldan beri de kendi kendimin sorumluluğunu tam anlamıyla alma yolundayım aslında sorarsanız.
Ve geçenlerde şunu düşünürken buldum kendimi.
Eskiden böyle değildim.
20'li yaşlarımın başındayken hatta 18-19 yaşlarındayken çok daha neşeli, çok daha mutlu bir insandım.
Sürekli espriler yapardım.
Sürekli böyle neşeliydim.
Daha kıpır kıpırdım.
Daha heyecanlıydım. Daha enerjiktim.
Artık yaşamın yorgunluğu ve bir noktada stresle birlikte belki de benden daha yaşta olan her şey diyecek.
Bilginin ne yorgunluğundan bahsediyorsun.
Ama inanın şu an böyleyim.
Belki gelecekte daha da bir kötü duruma düşeceğim ve bu duruma düşünmek için elimden geleni yapacağım.
Ama bu stresle, bu yorgunluklarla eski neşemi, eski bu esprili halimi kaybettiğimi, artık çoğu şeyden eskisi kadar tat almadığımı fark etmeye başladım.
Ve sürekli bir savaş içerisinde olduğumu görüyorum kendi kendime.
Eskiden yani 20'li yaşlarım başındayken hiç mi derdim yoktu?
Ya tabii ki de vardı. O zamanlarda da bir sürü şeyi dert ediyordum, üzülüyordum, sıkıntılar yaşıyordum, sıkışmış hissediyordum.
Hatta ne yapmak istediğimi bilmiyordum.
Ekonomik özgürlüğüm yoktu.
Bakıldığında şimdikinden daha da kötü durumdaydım.
Ama o zamanlar enerjim daha da...
yüksekti. Şimdilerde ise sürekli kendime saldırıyorum.
Hep bir beklenti içerisindeyim.
Sürekli kendimi düzeltmek için bir çabanın içerisine giriyorum.
Sonra bu çabadan vazgeçmeye çalışıyorum ve o aralarla sıkışmaya başlıyorum.
Ve dedim ki kendi kendime bu iş böyle olmayacak.
Çünkü tüm bunların sonucunda ansiyete yakalandım.
Şiddetli bir aksiyete yaşıyorum.
Daha öncesinde de bahsetmiştim.
Hele bu son zamanlarda iyice arttı.
Böyle geceleri uyanıyorum ve korku içerisinde uyanıyorum.
Yani kabus görmüyorum.
Herhangi bir şey görmüyorum.
Ama böyle sanki bir karşımda korkunç bir canavar varmışçasına içim bir korku kaplıyor.
Nefes nefese kalıyorum.
Uyku kalitem bozuldu.
Gün içerisindeki yaşam kalitem düştü.
Neyden kaygılandığımı ve neyden korktuğumu dahi bilmediğim bir noktadayım.
Ve bu o kadar yorucu bir şey ki tarif...
Ne demem. Aranızda buna benzer bir şey yaşayan varsa eminim ki beni çok iyi anlıyordur.
Sanırım anksiyete neredeyse herkesin yaşadığı bir şey haline dönüştü.
Ve bununla baş ederken çoğu zaman doğru yöntemleri kullanmayı bilmiyoruz.
Bu bölümün başlığını 8 haftada beynini değiştir olarak koydum.
Çünkü inanın bu clickbait bir başlık değil.
İnsan beynini 8 hafta içerisinde meditasyonun yardımıyla değiştirebilir.
Bu bölümde anksiyeteyle, panik atakla, acı verici düşüncelerle iç eleştiren sesimizle, mutsuzlukla, tatminsizlikle ve kabullenememişle baş etmenin en etkili yöntemlerinden biri
olan meditasyonu konuşacağız.
Ve düzenli yapılan meditasyonun faydalarının hayatımızı nasıl değiştirdiğini, beynimizin üzerinde gerçek bir biyolojik değişim yaptığını ve hayatımızı nasıl daha da güzelleştirebildiğini, Belki de bizi
nasıl da mutlu kılabileceğini konuşacağız.
İnanın bölüm için çok heyecanlıyım.
Çünkü burada anlattıklarım böyle havada duran birilerinin inanıp inanmamasına bağlı bir şey olmayacak.
Tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış, etkinliği kanıtlanmış şeylerden bahsedeceğim.
Bildiğiniz gibi ben bilime aşık bir insanım ve her zaman kanıtlanmış şeylerin üzerinden konuşmayı daha çok seviyorum.
Kişilerin kendi inisiyatiflerine bağlı olarak değişkenlik gösterebilen ya da kişiden kişiye göre farklılık gösterebilen...
açık şeyleri tavsiye etmekten çok da fazla haz etmiyorum.
Pekala, şöyle size bir soru sorayım.
En son ne zaman kendinizi yargılarken buldunuz?
Ne zaman böyle durup dururken kendinize öz eleştiride bulunduğunuzu fark ettiniz?
Ya da en son ne zaman her şey yolundayken bile içinizde bir garip bir olmamışlık hissi yaşadınız?
En son ne zaman stres yüzünden uykuya dalamadınız?
Ya da bütün o...
gün içerisinde yaşadıklarınızı düşünürken saçma sapan şeylerin beyninizi doldurmasına izin verip uykuya dalmakta zorlandınız.
Stres hepimizin yaşamında var olan bir şey.
Aslında belli bir noktada stres bizim için iyi olabilir.
Bir şeyleri başarmamıza, bir şeyleri yetiştirmemize yardımcı olabilir.
Ama yüksek dozda yaşandığında bizi yıpratan, aslında kendi kendimize zarar veren bir şeye dönüşüyor.
Öncelikli olarak eğer daha huzurlu ve mutlu bir insan olmak istiyorsak üzüntüye, strese, mutsuzluğa olan bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Meditasyon da bize zaten en temelinde bunu öğretecek.
Üzündüğümüzde ya da kötü bir hissi yaşadığımızda otomatik olarak bunu düzeltmeye çalışıyoruz.
Yani onu düzeltmek için neler yapabileceğimizi, bunu nasıl aşabileceğimizi düşünüyoruz.
Mesela ben böyle bir durumun içerisine düştüğümde bir şeyleri okurum, bir şeyleri araştırırım.
Yani bu kötü histen kurtulmak için elimden geleni yaparım.
Oysa yapmamız gereken şey bunun için çabalamamak.
Sadece o duyguları olduğu gibi kabul etmek.
Ve geçmelerine izin vermek.
Sürekli bir şeyleri çözmeye, bir şeyleri anlamaya çabalamaktan vazgeçmeliyiz.
Bu da aslında bizim beynimizin modlarıyla alakalı bir şey.
Beynin iki tane modu var diyor meditasyonla uğraşan bilim insanları.
Bir tanesi var olma modu, diğeri ise yapma modu.
Yapma modunda sürekli olarak bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyoruz.
Sürekli bir şeylerin peşinden koşuyoruz.
Hedeflerimize ulaşmaya çalışıyoruz.
Aklımızda olan şeyleri başarmak için çabalıyoruz.
Ve bu aslında güzel bir şey.
Yani o geleceğe yönelik aksiyonları alabilmek, hedeflerimize ulaşmak için bu modu kullanmamız gerekiyor.
Ama eğer sürekli olarak yapma modunda olursak aslında durmadan alarm halinde oluyoruz.
Yapılan araştırmalar sürekli gün içerisinde gelecek hakkında endişeler, hedeflerinin peşinde koşan, oradan oraya koşturan kişilerin alarm halinde bir amigdalaya sahip olduğunu ve bu yüzden de anksiyete
ve streslerinin sürekli tetiklendiğini gösteriyor.
Beynin yapma modunun aksi olan var olma modu ise sadece var olmakla ilgili.
Yani gelen duyguları yargılamamak, sadece olma eylemi içerisinde bulunmak.
ve bir şeylerin gelip geçmesine izin vermekle alakalı.
Kendimizle ilgili yaptığımız o öz eleştirel konuşmalar, cezalandırıcı iç ses, yargılayıcı bakışlar bunlar zaman içerisinde bir alışkanlığa dönüşüyor.
Sürekli kendimize örseliyoruz, diyoruz ki mutsuzsun, başaramadın, iyi bir geleceğin yok, şunu yapamadın, bunu yapamadın, orada şöyle konuştun, burada niye böyle davrandın, o iş fırsatını kaçırmamalıydın,
ah aptal kafam, bak şimdi geldiğin yeri görüyor musun?
Zamanla bu cümleler o kadar sık kendimize söylediğimiz bir şey haline geliyor ki içselleştiriyoruz ve bunu normal olarak görüyoruz.
Tüm bunların o hasar verici etkilerinden kurtulabilmek için beynimizin var olma moduna geçmek, sadece anda, şu dakikada bedenimizle birlikte var olmayı deneyimlemek, o
seslerin, o cümlelerin, o hislerin gelip geçmesine izin vermek, ekstra bir çabada bulunmamak gerekiyor.
Böyle dediğimde aslında konuşurken basit gibi geliyor öyle değil mi?
Ama hiç de basit değil. Artık alışkanlık haline gelen bazı şeylerden vazgeçmek ve onları düzeltmeye çalışmak tahmin ettiğimizden daha da zor olabiliyor.
Çoğu zaman hayatla ve kendimizle verdiğimiz kavganın sebeplerinden biri de bakış açımızın bozukluğu.
Yani bir yere baktığımızda görebileceğimiz o kadar çok farklı şey var ki.
Bu bölümü yapmama ilham veren kitap Mark Williams'ın yazdığı Mindfulness, Zavana'dan çıkmış bir dünyada huzur bulmak isimli kitaptı.
Bu kitabı geçen hafta ve bu hafta kitap kulübümüzde okuyoruz.
Ah bu arada güzel bir haber de vereyim.
Malum Kasım ayındayız.
Sürekli her yerde indirimler var.
Biz de kitap kulübümüz için Kasım ayına özel ufak bir indirim yapmak istedik.
Eğer oradaki bir topluluğun parçası olmak, düzenli olarak kitap okuma alışkanlığı geliştirmek ve bizimle her hafta canlı buluşmalar yapmak isterseniz, kendinize gerçekten bir katkıda bulunmak isterseniz, yeni
şeyler öğrenmek isterseniz kitap kulübümüze katılabilirsiniz.
Açıklamalarda linkini bırakacağım ve sesler 20 koduyla da...
%20 indirimle üye olabiliyorsunuz.
Sadece bu aya özel olacak bu arada bu indirim.
Yani Kasım ayı içerisinde yaptığınız üyeliklerde %20 indirim koduyla sesler 20'yi kullanarak kayıt olabileceksiniz.
Kasım'dan sonra bu kalkacak.
Böyle biz de Kasım ayına özel güzellik yapalım istedik.
Ve dediğim gibi benim için kitap kulübü çok özel.
Oranın bir parçası olmanızı, orada yürüttüğümüz çalışmaların bir parçası olmanızı çok isterim.
Kitaba dönecek olursam bu kitapta aynı zamanda 8 haftalık bir rehber var.
Yani 8 hafta düzenli olarak yapabileceğiniz bir mindfulness çalışması topluluğu var.
Eğer kitabı edinirseniz çok daha faydalı bir çalışma gerçekleştirebilirsiniz.
Fakat kitabı edinmeseniz bile benim burada size anlatacağım şeylerden kendinize bir program oluşturabilirsiniz.
Bu programda da şöyle yapacağız.
Şu an aslında yeni yıla.
2024'e girmemize tam 8 hafta kaldı.
Bu 8 hafta boyunca düzenli olarak hep birlikte meditasyon yani mindfulness pratiği yapacağız.
Ben Instagram'da hikayelerimde paylaşacağım her gün kendi yaptığım meditasyonlarımı.
Sizlerin de eğer isterseniz bana her gün yaptığınızda haber verebilirsiniz.
paylaşabilirsiniz, kendi kendinize yapabilirsiniz meditasyonlarınızı.
Hedefim şu, 8 haftanın sonunda yani yeni yıla girdiğimizde gerçekten de kendimiz üzerinde olumlu bir değişiklik yapmış olmak.
Şimdi bölümün ilerleyen kısımlarından 8 hafta düzenli olarak yapılan meditasyonun insan beynini nasıl değiştirdiğini anlatacağım.
Yani aslında yeni yıla girdiğinizde eğer bu 8 haftalık meditasyon yolculuğunu tamamlarsanız kendinize harika bir hediye vermiş olacaksınız.
tamamen değişmiş bir beyin ve belki de kendilik hediyesi.
Şimdi dönelim biraz daha meditasyonun faydalarına ve bizim bakış açımızı değiştirmekteki etkisine.
Bu bahsettiğim kitapta yazar şöyle söylüyor.
Bir şehre baktığınızı hayal edin.
Hava karanlık, binalar gri, korkunç bir trafik var, yerler çamurlu, insanlar mutsuz ve kendinizi mutsuz hissediyorsunuz.
Çok kötüsünüz. Fakat birden güneş doğuyor.
Ve o binaların gri rengi değişiyor, kendi renklerini alıyor.
Arabalar canlı gözüküyor.
İnsanların yüzleri gülmeye başlıyor.
Gökyüzünde harika bir gökkuşağı belirmiş.
Yerlerdeki o çamur görüntüsü gitmiş.
İşte diyor bu bakış açısının değişikliğidir.
Ben şu an bu anda dururken sadece bakış açımı değiştirerek dahi kendi deneyimi değiştirebilirim.
Bu şey demek değil. Değiştirmeniz gereken ya da sizi rahatsız eden şeylere sadece bakış açınızı değiştirerek kabullenin.
Hayır, yapmanız gerekeni yapmalısınız, değiştirmeniz gerekeni değiştirmelisiniz.
Fakat bazen hayatta şu andayızdır ve şu an kabul etmemiz gerekir öyle değil mi?
Ben sürekli olduğum noktayla savaşırsam zaten nasıl bir ilerleme kaydedebilirim?
Mindfulness bize bakış açımızı değiştirmede de büyük fayda sağlıyor.
Yani ben evime baktığımda ah ne kadar çirkin bir ev de diyebilirim ya da aman Allah'ım ne kadar şanslıyım.
Kendime ait çok güzel bir evim var ve bu evi daha da güzelleştirmek için elimden geleni...
Yapabilirim de diyebilirim. Ben hayatıma bakıp olumsuzları da görmeyi tercih edebilirim.
Ya da yine aynı şekilde hayatıma bakıp olumlu ve güzel olan şeyleri de görmeyi tercih edebilirim.
Bunun da ötesinde aslında olumluya bakışımızı değiştiren ve zorluklarla baş etmemize yardımcı olan en önemli özelliklerden biri de rezilyans yani ruhsal dayanıklılık.
Yapılan araştırmalar düzenli olarak meditasyon yapan kişilerin ruhsal dayanıklılıklarının arttığını gösteriyor.
Peki nedir bu rezilyans dediğimiz kavram?
Kitapta şu şekilde açıklıyor.
Yani demek oluyor ki meditasyon aynı zamanda içinde olduğumuz kötü durumlara
karşı bir anlayış da geliştiriyor.
Artık şaşırmamaya, neden başımıza bu geldiği düşünmemeye başlıyoruz.
Tüm bunlardan bir anlam çıkarabileceğimizi, bunların içerisinden daha güçlü bir şekilde çıkabileceğimizi ve başımıza gelenlerin hayatımızın bir amacı olduğunu inanıyoruz.
Bunun ötesinde meditasyonun gerçekten sevdiğim pek çok faydası var.
Bunları da biraz daha sıralayacağım.
Mesela meditasyon kişideki özellik bilincini arttırıyor.
Bu ne demek? Yani artık başkaları ne der?
Birilerine bir şey kanıtlayayım diye bir şeyleri yapmaktan vazgeçiyoruz.
Hatta... Şöyle diyor araştırmacılar, kişi kendi kendine bile bir şeyleri kanıtlamaktan vazgeçiyor.
Tamamen özgün ve özel bir şekilde eğlendiği, keyif aldığı, içinden gelen şeyleri yapmaya daha da fazla meyilli oluyor.
Bu nasıl bir özgürlük hissidir öyle değil mi?
Belki de meditasyonun bize vaat ettiği en harika şeylerden biri de bu.
Kendimiz olabilmek. O bütün acı verici duygulara takılmadan, onların da normal olduğunu, gelip geçeceğini, aynı yağmurlu bir hava gibi...
Sonrasında güneşin doğabileceğine inanmak.
Hiçbirimiz yağmur yağdığında şöyle demiyoruz değil mi?
Aman Allah'ım sonsuza kadar yağmur yağacak, bittik mahvolduk, hava hep karanlık olacak.
Hayır, hepimiz biliyoruz sonrasında güneşin doğacağını.
Çünkü hayatın akışı budur.
İşte meditasyon da ruhumuza ve içimize bunu öğretiyor.
Belki bir gün yağmurlar yağıyor, çok üzgün hissediyoruz.
Ama sonrasında güneşin doğacağını bilmek ve bunun da normal olduğunu kabullenmek bize gerçek huzuru getirecek şey.
İnanın 8 haftalık meditasyon yolculuğum için çok çok heyecanlıyım.
Bu 8 hafta boyunca meditasyonun etkilerini ölçen en önemli isimlerden biri Harvard Tıp Fakültesi'ndeki bir nörobilimci olan Sara Lazar.
Sara Lazar sinir bilim alanında çalışan bir bilim insanı ve nörobilimci.
Kendisi maraton koşusu yapıyormuş gençlik yıllarında.
Bir gün yine maraton koşarken bir sakatlık yaşıyor ve doktora gidiyor.
Doktor diyor ki bir süre boyunca koşu yapmamalısın.
Onun yerine esneme ve daha böyle rahatlama hareketleri yapmalısın.
Bunun üzerine Sara Lazar'da bir yoga sınıfına kaydoluyor.
Yoga sınıfına gittiğinde hocası şöyle söylüyor.
Zaman içerisinde merhametiniz artacak, kalbiniz genişleyecek ve kendi kendinize daha merhametli, daha mutlu olduğunuzu hissedeceksiniz diyor.
Sara sadece buna gülüyor ve diyor ki ben buraya esnemeye geldim.
Fakat zaman içerisinde düzenli olarak yoga derslerine gittikçe ve meditasyon yaptıkça bakış açısının değiştiğini, daha şefkatli, daha anlayışlı biri olduğunu fark ediyor.
Ve bunun placebo olup olmadığı konusunda bir düşünceye kapılıyor.
Diyor ki ben şu an bir placebo mu yaşıyorum yoksa bu gerçek mi?
Kendisi bir bilim insanı olduğu için Harvard Tıp Fakültesindeki araştırmalarını meditasyonun insan beyni üzerindeki etkilerine çeviriyor.
Bu konuyla ilgili bir araştırma fonu alıyor ve bir çalışma yürütmeye başlıyor.
Meditasyonun stres, depresyon, endişe, aksiyete gibi şeyler üzerindeki etkilerine de bakıyor.
Gerçekten çok farklı sonuçlara varıyor.
Bu araştırmada bir grup insan 8 haftalık mindfulness temelli bir farkındalık programını alıyor.
ve programın kapsamında 27 ve 40 dakika arasında her gün meditasyon yapmaları isteniyor.
İnsanlar programı başlamadan önce MR cihazına sokuluyorlar ve beyinlerine bir bakılıyor.
Bir de programın sonunda...
Ve görülüyor ki 8 haftalık mindfulness temelli farkındalık programının sonunda özellikle hipokampüs gibi öğrenme ve hafıza ile ilişkili beyin bölgelerinde gri madde yoğunluğunun ayrıca
duyguların düzenlenmesinde rol oynayan beyin bölgelerinde ve kendilik duygusunu etkileyen bölgelerde de artışlar görülmüş.
Bence bu kişinin meditasyonla birlikte özellik kazanmasının da ana nedeni.
Yani beynimizde kendilikle ilgili kısımlar geliştikçe ve o bölgedeki madde arttıkça daha özerk, daha kendinde mutlu, daha sadece yapmak istediği şeyleri yapan insanlara dönüşüyoruz.
Bunun ötesinde amigdala boyutlarında gözlemlenen bir azalma olduğu gözükmüş.
Yani bu ne demek oluyor?
Stres yönetimi üzerinde etki ediyor meditasyon.
Daha rahat hissediyoruz.
Duygusal regulasyonumuz artıyor ve daha az aktif hale geliyor amigdalamız.
Bu şekilde anksiyet eden ve panik ataktan da aslında önemli ölçüde kurtulmuş oluyoruz.
Bir diğer faydası ise temporal pariyetrel kavşak denmiş burada ama gerçekten beynin hangi kısmı olduğunu bilmiyorum.
Fakat beynin merhamet, empati ve bakış açısı geliştirmeyle ilgili bölgesiymiş.
Bu bölgenin de hacminde büyük bir artış gözlemlenmiş.
Yani bakıldığında biz meditasyon yaptığımız için biyolojik, beyinsel bir değişim yaşıyoruz.
Yani meditasyon tam anlamıyla bizi daha merhametli, daha odaklı, beynin dikkatle ilgili kısımlarını da geliştiriyor ve bir göreve odaklanmayı, dikkatimizi daha uzun süre tutmamıza yardımcı oluyor.
Biz daha merhametli birisi yapıyor.
Daha empatik birisi yapıyor.
Beynimizdeki gri maddeyi arttırıyor.
Öğrenmeyle ilgili kısımları tetikliyor.
Stresimizi azaltıyor.
Ve tüm bunlar bir MR cihazına girdiğimizde görebildiğimiz gözle görülür farklılıklar.
Yani bence bu çok mucizevi bir şey.
O yüzden kişinin 8 hafta sonunda kendisine böyle bir hediye vermesi harika bir şey olmaz mı?
Ben çok etkilendim.
olarak bugün yani pazartesi itibariyle bu yolculuğa başlıyorum.
Size de tavsiyem Eğer bugün bölümü dinliyorsanız benle birlikte bugün başlayın.
Eğer daha ilerleyen günlerde dinliyorsanız da Instagram'da da sen direkt hikayelerimden göreceksiniz her gün paylaşım yaptığımı.
O gün başlayın. Yani hiçbir şey için geç değil.
Sadece bugünün büyüsü bende şundan dolayı var.
Tam olarak yeni yıla girdiğimde 8 haftalık bir süreç dolmuş olacak.
Ve ben kendime harika bir yeni yıl hediyesi vermiş olacağım.
Bir kere daha şimdi diyebilirsiniz. Bilge bu kadar konuştun.
Biz ne meditasyonu yapacağız?
Bunu nasıl yapacağız? Öncelikli olarak meditasyon yapmak aslında hiç zor bir şey değil.
Herhangi bir böyle sizi yönlendirecek bir sese yahut da bir şeye de ihtiyacınız yok.
Eğer isterseniz diyelim ki siz birilerini yönlendirmesiyle yapmayı istiyorsunuz.
Youtube'a girin ve yazın.
Yani işte farkındalık meditasyonu, beden tarıma meditasyonu, odak meditasyonu diye yazabilirsiniz.
Ve karşınıza çıkan videolardan istediğinizi yapabilirsiniz.
Ben günlük... 15-20 dakika arasında bir meditasyon yapmayı planlıyorum.
Eğer böyle yapmak istemezseniz de ben size meditasyonun temelini anlatmak isterim.
Şu şekilde rahat ettiğimiz bir yere oturuyoruz öncelikle.
Yani bu bir minder olabilir, yere oturabiliriz, sandalyeye oturabiliriz.
Sırtımızı bir yere dayayabiliriz.
Veyahut da omurgamızı dik tutup herhangi bir yere dayanmamayı tercih edebiliriz.
Bu tamamen bize kalmış bir şey.
Uzanadabiliriz. Yani herhangi bir katılık yok burada.
Gözlerinizi kapatın.
Nefes almaya başlayın.
Sakin bir şekilde derin derin.
Nefesinizi olabildiğince diyaframınızdan alıp vermeye çalışın.
Ve bırakın düşünceleriniz akmaya başlasın.
İnsan zaten düşünmeden durabilen bir varlık değil.
Aklınıza sürekli bir şeyler gelecek.
İşle ilgili bir şey, çocuklarınızla ilgili bir şey, belki eski sevgilinizle alakalı bir durum, canınızı yakan bir hikaye.
Bırakın gelip gitsinler.
Aslında düşünceleriniz olmadığınızı, onların sadece gelip geçen aynı hava durumu gibi bir şey olduğunu fark edin.
Onlarla savaşmayın.
Gelsinler ve geçsinler.
Bir yandan da nefesinizi takip edin.
İşte medyasyon aslında bu kadar.
Bunu 15-20 dakika boyunca yaptıktan sonra yavaşça gözlerinizi açın ve odanın içerisine ya da dışarıdaysanız, neredeyse olduğunuz yere göz gezdirin.
Bedeninizi yavaşça hareket ettirin.
Medyasyon temeli bir süre boyunca aslında hiçbir şey yapmamak.
Ve kendine dönmekle alakalı.
Herhangi bir müzik dinlemiyorsunuz, podcast dinlemiyorsunuz, bir iş yapmıyorsunuz.
Tamamen hareketsizsiniz.
Ve bedeninizi, nefesinizi ve düşüncelerinizi fark ediyorsunuz.
Bakıldığında çok basit gibi duruyor.
Ama yaparken insanların çoğu zorlanıyor.
Uykunuz gelebilir bu süreçte, sıkılabilirsiniz.
Tüm bunlar çok normal şeyler.
Zaten iyi olan şeylerin kolaylıkla gelmediğini hepimiz biliyoruz.
Fakat zamanla düzenli yapıldığında meditasyon insanın çok iyi geldiğini biliyorum.
8 hafta boyunca düzenli olarak yapmadım.
Ama bundan öncesinde düzenli yaptığım ara ara zamanlar oldu.
O dönemlerdeki etkilerini çok iyi hatırlıyorum.
Eğer bu yolculuğa başlamaya karar verirseniz sosyal medya hesaplarınızda beni etiketleyerek başladığınızı bildirebilirsiniz.
O şekilde görmem çok daha rahat oluyor ve gerçekten çok mutlu oluyorum.
Umuyorum ki bu bölüm size ilham olmuştur.
Kendinizi değiştirmek, bazı alışkanlık paternlerinizi değiştirmek için güzel bir başlangıç yaparsınız.
Hem kendi hayatımı hem de sizlerinkini olumlu yönde değiştirmeyi çok istiyorum.
Zaten podcastler de bu şekilde hayata geliyor.
Tekrardan söylemek isterim.
Hepiniz iyi ki varsınız.
Bana yazdıklarınız, burada oluşturduğumuz topluluk benim için çok kıymetli.
Bunun değerini kelimelerle tarif dahi edemem.
Eğer bölümü sevdiyseniz sevdiklerinizle paylaşıp onların da faydalanmasını sağlayabilirsiniz.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna...
Ne durumda olursanız olun her zaman hayatınızı ve kendinizi güzel yönlerde değiştirebileceğinizi sakın unutmayın.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
