
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her şeyin zıttıyla var olduğu 20'li yaşlara hoşgeldiniz. İdeal yaşam baskısı, ne yapacağını bilememe, sürekli bir kaygı ve yalnızlıkla mücadele... 20'ler hem eğlenceli hem de bir o kadar zorlayıcı. Tabii ki bir de çeyrek hayat krizi var aniden kapımızı çalan. Bu bölüm bir şekilde kendi yolunu bulmak isteyen ve iç rahatlığı arayan herkes için. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Mindfulness koçluğu için: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=sharing&ouid=112314129287768021996
Podcast danışmanlığı almak için: https://www.shopier.com/32981019
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Değerler listesi: https://scottjeffrey.com/core-values-list/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Ama neyi nereden değiştirmen, neyi nereden başlaman gerektiğini bile bilmiyorsun.
Hem çok gençsin hem de çok yaşlısın.
Hem önünde çok uzun bir yol var hem de yolun sonuna gelmiş gibi hissediyorsun.
Çok fazla seçenek var ama hangisini seçeceğine dair hiçbir fikrin yok.
Her şeyi yapabilirmiş gibisin ama aynı zamanda hiçbir şey yapamayacak gibi hissediyorsun.
Yaşadığın ülkeye, içinde bulunduğun döneme...
Bu dünyaya dair çok fazla endişen var.
Artık bir yetişkin olduğunu biliyorsun ama yetişkin gibi hissetmiyorsun.
Hayatta hangi yöne nasıl ilerlemen gerektiğini bilmiyorsun.
Bir ilişkin olmalı mı yoksa bir ilişkiye sahip olmak için çok mu gençsin?
Gerçekten bir şeyleri yapmak için çok mu gençsin?
Yoksa her şeyi kaçırdın ve her şeyi yapmak için çok mu yaşlısın?
Bilmediğin bir zamandasın.
İşte 20'ler tam olarak...
Böyle hissettiriyor. Eğer sen de 20'lerimdeysen, bu bahsettiğim şeylerden bir veya birkaç tanesini yaşıyorsan, bu bölüme hoş geldin.
Genel Sesler Podcast'inin bu bölümünde 20'li yaşları ve çeyrek hayat krizini konuşacağız.
Gerçi bu podcast'ı dinleyen 30'lu, 40'lu, 50'li yaşlarda pek çok insan var, bunu biliyorum.
Eğer 20'lerinizde değilseniz de bu bölümde bahsettiğim duyguları deneyimliyorsanız...
Eminim kendinize yararlı olacak çok fazla şey bu bölümden çıkartabilirsiniz.
Ama özellikle 20'lerinizdeyseniz başı, ortası, sonu hiç fark etmez.
Bu bölümde tam olarak kendinizi bulacağınızı düşünüyorum.
Bilmeyenleriniz için ben Bilge.
28 yaşındayım ve 20'lerinin sonuna gelmiş birisi olarak bu konuyu bugün masaya yatırmak istiyorum.
Hepimizin ortak dertlerine ve sıkıntılarına bir çözüm, bir çözüm olmasa bile bir nebzede olsa bir...
iç rahatlığı, bir yol, bir yordam bulmak ve göstermek istiyorum.
20'li yaşlara dair son zamanlarda çok fazla şey okudum, çok fazla şey izledim.
Bu konu üzerine bayağı da bir kafa yoruyorum.
Ama gördüğüm kadarıyla özellikle Türkçe olarak ve bizim topraklarımızda yaşayan, bizimle aynı duyguları, aynı hisleri yaşayan insanlar tarafından üretilen çok fazla içerik yok bu konu üzerine.
Ve ben de tamamen bir bölümü buna ayırmak ve bunun üzerine konuşmak istedim.
Çünkü biliyorum ki Türkiye'de özellikle 20'li yaşlarını yaşıyor olmak...
Çok çok zor. Yetişkinliğe geçtiğimiz ve yetişkin olmayı öğrendiğimiz bir dönem 20'li yaşlarımız.
Fakat ne yazık ki hiç kimse bize nasıl yetişkin olacağımızı göstermediği gibi aynı zamanda sağlıklı bir yetişkin profilinden çok uzaktayız.
Bu genel olarak Türkiye'nin sorunu olduğunu düşünüyorum.
Yani hayatlarımızda sağlıklı bize yol gösterebilecek yetişkin insanlar yok.
Onlara bakarak da bir şeyleri öğrenemiyoruz.
Ve genelde her şeyi yalan yanlış öğreniyormuşuz gibi hissediyorum.
Ben 20'li yaşlarımda ve kendi yetişkin olma yolculuğumda gerçekten çok fazla şey öğrendim.
Bilmiyorum doğruyu mu öğrendim ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.
İşte bu bölümde de size bunları elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım.
20'li yaşlar dendiğinde benim için 3 tane kelime var.
Bunlar dönüşüm, gelecek kaygısı ve kendini bulmak.
Ve bu 3 kelime üzerinden gideceğim aslında bölüm boyunca.
20'ler benim için büyük bir dönüşüm.
hayatımı ve geleceğimi gerçekten sıfırdan yazdığım ve kendimi bulmak için, özgürlüklerim için savaştığım bir dönem.
Bu sene Ağustos'ta 29 yaşına giriyorum ve sonrası zaten 30.
20'leri bitiriyorum sayılır ve bence 20'ler üzerine konuşma hakkına sahibim diye düşünüyorum.
20'lerimin başında...
Gerçekten ne yapacağını bilmeyen çok küçük bir kız çocuğuydum.
Ailemle birlikteydim ve bana sunulan şeyleri yeni yeni sorgulamaya başladığım bir dönemdeydim.
Sonra böyle 23, 24 ve 25'te hayat felsefemi değiştirdiğim, okuduğum okulu bıraktığım, ne yapacağımı bilemediğim, Ve tamamen her şeyi kendime göre yani bana
sunulan şekilde değil de ben olsaydım nasıl yapmak isterdim diye sorgulayıp yeniden yazdığım bir dönem yaşadım.
Özellikle o 23, 24 ve 25 yaşlarım terapi gördüğüm bana çizilen yolun dışına çıktığım bir dönemdi.
Çok korkutucuydu çünkü zihnimdeki kalıpları değiştirmekle meşguldüm.
Zaten bu podcast'ı da 25 yaşında yapmaya başladım.
3 sene öncesine tekabül ediyor.
25'ten sonrasında yani 25 ve 28 arasında ise görünür adımlar attım.
Sadece zihinsel noktadan yaşantımı çıkartıp aktif olarak hayatın içerisinde var olmaya, sahip olmak istediğim özgürlükler ve yaşamak istediğim hayat için mücadele etmeye ve aksiyon almaya
başladığım bir dönemdi. söyleyebilirim ki benim hayatımın büyük bir çoğunluğu mücadeleyle geçti.
Öncelikle zaten kendi ailemle verdim bu mücadeleyi.
Yani bir kız çocuğu olarak doğduğum için babama karşı özellikle büyük bir mücadele vermem.
Bir birey olduğumu kanıtlamam ve günün sonunda bunu kanıtlamamın hiçbir işe yaramayacağını çünkü onun gözünde bazı şeylerin asla değişmeyeceğini kabullenmem gerekti.
Ve bu süreçler gerçekten çok zordu.
Bazı hak ve özgürlüklerim için çok fazla savaşmam gerekti.
Kimi insanların doğuştan...
kayıp olduğu şeyleri almak için benim ekstra çaba göstermem gerekti.
Ve bu yolda tabii ki de çok fazla şey öğrendim.
Fakat ailemi aştıktan sonra bir de hayatla yüzleştim.
Yani hem Türkiye'de hem de dünyada genç olmak, kadın olmak ve geleneksel bir yol takip etmemenin bedelini ödemek zorunda kaldım.
Kendi otantik benliğimi korumak, kendi istediğim şekilde yaşamak için çok fazla mücadele etmem gerekti.
O yüzden bu bölümde size aktaracaklarımın bir kısmı...
Okuduklarımı ve öğrendiklerimi içerirken bir kısmı da gerçekten kendi hayat yolculuğumdan damıttıklarımı içerecek.
O yüzden son derece kalpten ve içten bir bölüm olacağını size söyleyebilirim.
Gerçi podcastin çoğu bölümü böyle.
Yetişkinliğe adım attığımız 20'li yaşların başında hayatta her şeyi yapabileceğimizi, çok fazla vaktimiz olduğunu ve seçeneklerin çok olduğunu düşünüyoruz.
Sonrasında 20'lerin sonlarına doğru geldiğimizde ise artık vaktimizin tamamen gittiğini, çok yaşlandığımızı ve hemen bir şeyler yapmamız, bir yolu seçmemiz gerektiğini düşünüyoruz.
Gerçekten de bölümün başında da söylediğim gibi 20'ler zıtlıklarla dolu bir dönem ve bence yaşaması en zor dönemlerden bir tanesi.
30'larında, 40'larında, 50'lerinde çok fazla arkadaşım var ve her biriyle konuştuğumda hepsi 20'lerin ne kadar zor olduğunu söylüyor.
Çünkü bu dönemde yaşadığımız bazı şeyler...
bizi çeyrek hayat krizine de sürüklüyor.
Çeyrek hayat krizinin en temel iki tane sebebi var.
Bir tanesi seçeneklerin çokluğu, ikincisi ise ideal yaşam baskısı.
Seçeneklerin çokluğu...
Bizi bir seçim paradoksuna götürüyor ve doğru kararı verip vermediğimizle ilgili sürekli kendimizi sorguladığımız, ne yapacağımızı bilmediğimiz ve kaybolduğumuz bir yere doğru bizi itiyor.
Yani işte Türkiye'de mi yaşamalıyım yoksa yurt dışına mı taşınmalıyım?
Mesleğimi doğru mu seçtim?
Acaba kendi işimi mi kurmalıyım yoksa başka bir yönden mi gitmeliyim?
Kariyerimde ilerlemek için çok geç kaldım.
İşte otuzlarıma geldiğimde artık çok iyi para kazandığım ve belli bir mesleğimin olması gerekiyor.
gibi şeyleri düşünüyoruz ve yaptığımız her seçimi sorguluyoruz.
Aynı şekilde bu ilişkilerimiz için de geçerli.
Yani işte doğru kişiyle mi arkadaşım, doğru kişiyle mi sevgiliyim, evlenmeli miyim yoksa evlenmemeli miyim gibi sorular hep zihnimizi kurcalıyor.
Bir diğeri ise ideal yaşam baskısı.
Özellikle sosyal medyaya girdiğimizde bakıyoruz ki 20'lerinde bizim yaşımızdaki olan bir takım yaşıtlarımız çok güzel hayatlar yaşıyor.
Evleniyorlar, çok iyi ilişkileri olabiliyor, çok para kazanıyorlar, çok güzel seyahat ediyorlar, her şeyi yapıyorlar gibi.
Yani bu nasıl mümkün oluyor?
Bunu da sorguluyoruz. Ve biz bu ideal yaşama sahip olmadığımız için, böyle ideal evlerde oturmadığımız, böyle estetik bir hayat yaşamadığımız için kendimizi kötü hissediyoruz.
Oysa ki bu bir yanılsama.
Gerçekten de sosyal medyada gördüğümüz çoğu şeyin doğruluğu ve gerçekliği yansıtmadığı bir yana, Aynı zamanda biraz da ayrıcalıklı bir zümrenin hayatlarına şahitlik ediyoruz ki bu Türkiye'nin gerçekliği
değil arkadaşlar. Yine burada sizinle tamamen açıklıkla paylaşmak istediğim bir şey var.
26 yaşımda ailemin yanından tek başıma başka bir şehre taşındığımda inanın bir tane kaşığım bile yoktu evde.
Sıfırdan başladım her şeye.
Tabii ki de herkes benim gibi sıfırdan başlamak zorunda değil ama bir şekilde hayatını kurmaya çalışan genç yetişkinler böyle sorunlar yaşıyor.
Oturduğum evde ikinci el eşyalar almıştım.
Kaşığım çatalım bile yoktu.
Bunların hepsini bir şekilde temin etmeye çalışmıştım.
Ve tabii ki de çok fazla param da yoktu.
Çünkü henüz kurmaya çalıştığım işimin çok başında, kariyerimin çok başındaydım.
Tabii ki de zamanla bunlar düzeldi.
Ama hala çok zengin ve ideal bir hayat elbette ki yaşamıyorum.
Çünkü bir yandan işte okulumu bitirmeye çalışıyorum.
Bir yandan kurduğum işi büyütmeye çalışıyorum.
Bir yandan hayatla mücadele etmeye ve yaşamı insanlara öğrenmeye devam ediyorum.
Hayat tahmin ettiğimizden daha acımasız olabiliyor.
Aynı zamanda tahmin ettiğimizden daha güzel de olabiliyor.
Çünkü zıtlıklar sadece 20'lere özel değil hayatın her yerini kaplıyor.
Bütün bu zıtlıklarla barışmayı ve yaşamın pek çok yönünü görmeyi de öğreniyoruz.
Ve inanın bunların hepsi zaman isteyen, vakit isteyen ve biraz da şefkat ve anlayış isteyen süreçler.
20'leri... En iyi şekilde yaşayabilmek.
Bu arada bunu bir baskı olarak lütfen görmeyin.
Hani kendi yolumuza bulabilmek, kendi kendimizi ve yaşamımızı yönetebilmek ve gerçekçi hedefler eşliğinde sürdürebilmek için size bir rehber hazırladım.
Ve bu rehberi şimdi madde madde sunacağım.
Ama buna geçmeden önce bir kez daha altını çizmek istiyorum.
Lütfen ideal yaşam sanrısına kapılmayın.
İdeal yaşam diye bir şey yok.
Gerçekten de hayatta her şey değişebilir.
Benim bir arkadaşımın bir annesi var.
Oldukça kötü bir evlilik geçirirken 30'larının sonunda üniversiteye başlıyor.
Hatta önce liseyi dışarıdan bitiriyor.
Sonra üniversiteye başlıyor.
Bir bölüm bitiriyor. Kötü yaşlarında kendi mesleğini yapmaya ve eşinden ayrı yaşamaya başlıyor.
Şu an 50'lerinde bir yandan dünyayı geziyor.
Bir yandan hayatını yaşıyor.
Hayatımda gördüğüm en mutlu, en tatlı, en pozitif insanlardan biri.
Ve kendi hayatını 30'larının sonunda yaşamaya başlamış birisi.
Ne zaman böyle kendimi kötü hissetsem ve bir şeyler için geç kalmış hissetsem onunla konuşuyorum.
Bana sürekli diyor ki... Bilge kendine gel.
Hayat daha çok uzun ve güzel.
O yüzden kendinize şefkatli olmayı ve esnek olmayı da unutmayın.
Benim bu anlatacaklarımın ve vereceğim önerilerin de kendi hayatınıza göre değişebileceğini, esneyebileceğini ve hiçbir şeyin kesin olmadığını her zaman aklınızda tutun.
Evet, 20'li yaşlar rehberimizin ilk maddesi.
Öncelikli olarak...
Bizi değişime ve dönüşüme doğru götüren duyguları tanımak olmalı.
Çok severek takip ettiğim bir podcast var.
The Psychology of Your Twenties ismi.
Dinlemenizi bu arada öneririm.
Onların podcastinde duymuştum öncelikli olarak bunları.
Ve sonrasında da aslında ne kadar haklı olduklarını ve bir şekilde kendi hayatımda da bunu takip ettiğimi fark ettim.
Şimdi 20'li yaşlarda yeniden kendimizi keşfettiğimiz ve aslında benliğimizi inşa ettiğimiz bir dönem ya.
Bu dönemde bizi bu keşfe götüren 3 tane şey var.
Memnuniyetsizlik, durağanlık ve yalnızlık.
Bir şeylerden rahatsız olalım ki onları değiştirelim.
Öyle değil mi? 20'lerde de bunları hissetmemiz aslında çok normal.
Çünkü bizi değişime ve dönüşüme götürecek olan duygular, hisler bunlar.
Önce şunu bilin. Eğer kendinizi kaybolmuş hissediyorsanız...
Bunun anlamı şu demek, daha keşfedecek çok şeyiniz var.
Kayboldunuz çünkü bulmanız gereken şeyler var.
20'lerde bütün bu kaybolmuşlukla gelen memnuniyetsizlik, duranlık ve yalnızlık aslında bizi dengeyi bulmaya ve daha iyisini keşfetmeye doğru götüren şeyler.
Bahsettiğim podcastteki sunucu diyordu ki, bu duygularla baş edebilmek için Bunların zıttına doğru bir yolculuğa çıkmanız gerekiyor.
Nedir? Kendimizi memnuniyetsiz hissediyoruz.
Çünkü daha farklı bir şeyler yapmamız gerektiğini, potansiyelimizi, kendimizi daha iyi ortaya koymamız gerektiğini biliyoruz.
Ama nasıl yapacağımızı bilmiyoruz.
Çünkü durağan bir haldeyiz.
Yani yeni bir şeyleri yapmak için adım atamıyoruz.
Belki de yolumuzu bilmiyoruz.
Açıkçası İngilizce dersi verdiğim öğrencilerimde hem de koçluk yaptığım insanlar da özellikle 20'lerindeyken bunu çok yaşadıklarını görüyorum.
Yani ne yöne gideceklerini, ne yapacaklarını bilmedikleri için durağan bir hayat tercih ediyorlar.
Ve öyle sıkışıp kalıyorlar.
Ve bir de tabii yalnızlık var.
Özellikle bu dönemin getirdiği bir şey bu.
Sosyal medyada her ne kadar çok fazla arkadaşımız varmış, 500-600 tane takipçimiz varmış gibi durursa da aslında kendimizi içten içe çok yalnız hissediyoruz.
Bu duyguları aşmak için de bunların zıttına doğru bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor dediğim gibi.
Buna da zıtlık teorisi adını vermişler.
Nasıl mesela? Eğer canımız sıkılıyorsa heyecan duyacağımız şeyleri aramaya çalışmak.
Eğer kendimizi durağan hissediyorsak büyümek için ne yapabileceğimize bakmak.
Yalnız hissediyorsak gerçek bağlantılar kurmak için neler yapabileceğimize bakmak gerekiyor.
Bunları duyduğumuzda tabii ki de ben de bunu yapmayı çok istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.
Bunu ben de biliyorum bilgi gibi şeyler içinizden geçebilir.
Bu noktada ise...
aslında aksiyon almayı yani adımlar atmayı öğrenmemizin gerekliliği ortaya çıkıyor.
Size bahsetmiştim ya 20'lerimin ilk yarısı zihin dünyamı, yaşam felsefemi, olmak istediğim kişiye dair fikirleri olgunlaştırdığım ve zihnime yatırım yaptığım dönemde.
20'lerimin ikinci yarısı ise aksiyon aldığım, hayatımı gözle görülür bir şekilde değiştirdiğim bir dönemde.
Bu nedenle ben hayatta bazı şeylerin önce zihnimizde pişmesi gerektiğini ve olgunlaşması gerektiğini Sonrasında ise adımlara dökülmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu noktada ise hedef belirleyebilmek.
Kendimize gerçekçi adımlar, gerçekçi yollar keşfetmeyi öğrenebilmek gerekiyor.
Bu ise kişinin kendi kendine geliştirebileceği, kendini daha iyi bir versiyonuna götürmek için öğrenebileceği bir şey bence.
Burada ikinci maddemiz devreye giriyor.
Yani hedef belirlemek ve sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmak.
Bence hayatta hangi üniversiteyi bitirdiğimizden, ne kadar çok kitap okuduğumuzdan veyahut da neyi ne kadar iyi yaptığımızdan daha önemli olan bir şey varsa o da kendi hayatımızı düzenleyebilme, kendimizle
uyumlu hedefler belirleyebilme ve kendimize verdiğimiz sözleri tutabilme yeteneği.
Bu bahsettiğim şeylere sahip olan kişi hayatının hangi döneminde olursa olsun zaten istediği şeye bir şekilde ulaşabiliyor.
veyahut da o yolda ilerleyebiliyor.
Gerekirse yeni bir üniversite okuyor, farklı bir iş kuruyor veya bir şeyler yapıyor.
Peki hedefler belirlerken neye dikkat edeceğiz?
Aslında benim hedef belirlemeyle ilgili çok fazla böyle bölümüm de var.
Yani çok fazladan kastım 2-3 saniyedir büyük ihtimalle.
Benim bu noktada en sevdiğim kaynaklardan birisi olan Big Think isimli bir kitap var ve o kitapta yazar şunlardan bahsediyordu.
Öncelikli olarak değişiminiz için kendinize bir zaman çizelgesi çıkartın.
Yani yapmak istiyorsanız İstediğiniz kişi olmak istediğiniz ideal kimliğiniz veyahut da başarmak istediğiniz şeylere dair bir zaman çizelgesi oluşturun ve bunu gerçekçi bir noktaya oturtun.
Yani işte 6 ay mı 1 yıl mı 2 yıl mı her neyse gerçekçi bir zaman dilimi belirlemeniz gerekiyor.
Sonrasında ise yapacağınız şey çok basit.
Bu büyük hedefe.
Bu zaman çizelgesi içerisinde erişebilmek için hangi küçük adımları atmanız gerekiyor?
Bu da nedir? Günlük hedefler belirleyebilmek ve mikro alışkanlıklar geliştirebilmektir.
Bakın hep söylediğim bir şeydir bu benim.
Hayatınız, geleceğiniz, bütün hedefleriniz ve hayalleriniz yaşadığınız bu günün içerisinde gizli.
bugün ne yaptığınız geleceğinizi tam olarak etkiliyor.
Hani diyoruz ya kendimize ya tamam yarın yaparım, sonraki gün başlarım, pazartesi günü başlarım.
Bunların hiçbiri sonrasında olmuyor.
Çünkü siz hep şu anı ve bugünü kaçırıyorsunuz.
O yüzden bugününüzün içerisinde kendinize gerçekçi mikro alışkanlıklar yerleştirmeyi öğrenin lütfen.
Diyelim ki spora başlamak istiyorsunuz ve bir türlü bu alışkanlığı oturtamıyorsunuz.
Ben bunu şöyle çözmüştüm.
Her gün... 10 dakika spor yaparak, çok hafif egzersizlerle başlayarak fakat bunu her gün tekrar...
ederek ilerlemiştim.
Yani ben günde 10 dakika çok basit beginner seviyesi bir egzersiz yapacağım ve bunu her gün tekrarlayacağım.
Benim için her gün yapabileceğim ulaşılabilir hedefler çok önemli.
İnanın her gün yaptığınız 10 dakikalık bir egzersiz ayda bir yaptığınız 3 saatlik bir egzersizden çok çok daha faydalı.
Siz kendi gününüzü, kendi yaşam tarzınızı en iyi şekilde bilen insansınız.
O yüzden Alın elinize, defterinize, kaleminizle oturun, gününüze bakın ve bu günün içerisine yerleştirebileceğiniz gerçekçi mikro hedefleri neler olabileceğini keşfedin.
O büyük zaman diliminde, o uzun zaman diliminde, o değişim diliminde başarılı olabilmek için her gün neler yapabilirsiniz?
İşte bu soruyu gerçekten en iyi şekilde yanıtlamamız gerekiyor.
Sonrasında ise günlük hedeflerin dışında ben...
Aylık hedefler, 6 aylık hedefler belirlemeyi de çok mantıklı buluyorum.
Yapılan araştırmalar hedeflerini yazan ve hedef belirleyen insanların belirlemeyenlere göre %40 daha başarılı olduğunu göstermiş.
Yani hedeflerine ulaşma noktasında daha başarılı olduklarını göstermiş.
O yüzden de bunun üzerine birazcık kafa yormak, sürdürülebilir, gününüzün içerisine entegre edebildiğiniz şekilde alışkanlıklar ve hedefler geliştirebilmek çok önemli.
Ve bu aynı zamanda bir yetenek.
Lütfen buna bir yetenek olarak bakın.
de böyle bir yeteneğe sahip olmanız bunu geliştirmeniz gelecek hayatınızı çok değiştirecek.
Üşenmeyin ve bugün podcast'tan sonra lütfen bunları yapmaya çalışın.
Üçüncü maddemiz ise görselleştirmeyi kullanmak.
Yine benim en sevdiğim tekniklerden bir tanesidir.
Gelecekteki benliğimi görselleştirmek ve kendi kendine bir taahhüt yazmak.
Biliyorum ki ben 20'lerimde daha gencim.
Beni büyük bir yaşam bekliyor belki de.
Yapmak istediğim şeyler var, hayallerim var.
Bugün kendimi kaybolmuş ve ne yapacağımı bilemiyor hissetmem.
Gelecekteki o kişiye ulaşamayacağımı göstermiyor.
Bu nedenle her gün olmasa bile ara ara görselleştirme meditasyonu yapmayı çok seviyorum.
Benim için bu çok basit bir şey.
Oturuyorum, gözlerimi kapatıyorum ve gerçekten olmak istediğim, huzur duyduğum kişiyi hayal ediyorum.
Bu benim için bir yere ulaştı.
Başmış bir şeyi başarmış bir insan değil.
Benim için gelecekteki ideal benliğim her gününü huzurlu, tatmin yaşayan, yaşadığı anın içerisinden keyif alan, kendisinden memnun, hedefleriyle ve hayalleriyle
uyumlu yaşayan birisi demek.
Ve bu görselleştirme meditasyonunu yaparken kendime şu soruları soruyorum.
Her zaman ertelediğim ama içten içe arzu ettiğim şeyler neler?
Rüyalarıma giren. İstediğim şeyler neler?
Beni neler heyecanlandırır?
İdeal bir günüm nasıl geçerdi?
Bundan 5 sene sonra, 10 sene sonra, bir gün boyu neler yapıyor olsam kendimi mutlu hissederdim, iyi hissederdim?
Gibi sorular soruyorum ve bu sorulara verdiğim yanıtları zihnimde gerçek anlamda görselleştiriyorum.
Gerçekten hani bunu böyle spritüel bir şey olsun veyahut da evrene bir şeyler göndereyim anlamında yapmıyorum.
Sadece kendimi motive etmek ve zihnimi, beynimi bunun olabileceğine inandırmak için bu yöntemi kullanıyorum.
20'lerde bence yapmamız gereken bir diğer şey ise risk alabilmek.
Biliyorum risk almak korkutucu, büyümek, farklı bir şeyler için adım atabilmek korkutucu.
Fakat 20'ler bizim hem genç olduğumuz hem de gerçekten...
Öyle zannetmesek bile zamanımızın olduğu dönemler.
Genelde öğrencilerim bana şunu çok sık söylüyor.
23 yaşındayım ve her şeye çok geç kaldım.
Ya diyorum ne saçmalıyorsun?
23 yaş çok çok küçük bir yaş.
Sakın böyle düşünme.
Aynı şekilde bunu 28 veya 29 yaşlarındaki insanlar da söyleyebiliyor.
Oysa ki böyle bir şey yok.
Kendime de söylüyorum aynı zamanda bunu 28 yaşında bir birey olarak.
Bir şey için geç kalmadık ve şu an...
Yeni bir şeyler yapmak ve yeni bir şeyleri yapmak için risk almak için en doğru zaman.
Burada riskten kastım çok büyük riskler almanız değil fakat daha böyle mikro riskler alabilirsiniz.
Belki işten bir iş kurmak istiyorsanız veyahut da bir fikrinizi biriyle paylaşmak istiyorsanız, yeni bir yere seyahat etmek istiyorsanız...
Bence 20'ler bunun için harika zamanlar.
Henüz gençliğimiz varken ve enerjimiz varken yeni şeyleri deneyimleyebilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Açıkçası 20'lerimde özellikle kariyer anlamında çok fazla farklı şey denedim ve hala tam olarak nereden devam etmem gerektiğini bilmiyorum.
Sürekli denemeye ve değiştirmeye devam ediyorum.
Benim böyle düzenli olarak yaptığım tek şey podcast'ım kariyer anlamında.
Bunu da böyle para için ve kariyer için yaptığım söylenemez.
Podcast'ım dışında yaptığım şeyleri sürekli değiştiriyorum.
Sürekli yeni bir iş deniyorum, yeni bir kol deniyorum ve hala tam olarak nerede devam edeceğimi bilmiyorum.
Ama risk almaya ve denemeye devam ediyorum.
Çünkü biliyorum ki böyle yapa yapa kendim için en uygun olanı bulacağım.
Belki de siz çok şanslısınız ve daha 20'lerinizin başındayken ne yapmak istediğinizi buldunuz.
O halde bu madde zaten sizi çok da ilgilendirmiyor.
Bir diğer maddemiz insanlar ne der, ne olur düşüncesiyle başa çıkmak.
ve gerçekten de otantik yaşamayı öğrenmek.
Şimdi yeni bir şeyler yapmaya çalıştığımızda ve kendimizi ortaya koymaya çalıştığımızda sık sık şu düşüncelerle karşılaşıyoruz.
Yargılanırsam ne olur? Başarısız olursam ne olur?
Ya rezil olursam? Olun.
Gerçekten de hiçbir şey olmuyor.
Sosyal medyaya girdiğinizde şöyle TikTok'a, Instagram'a falan girdiğinizde kendisini rezil eden o kadar çok insan var ki inanın çabalasanız bile o kadar rezil edemezsiniz kendinizi diye düşünüyorum.
İnsanların düşüncelerini düşünmek, onların ne diyeceğini, sizi nasıl yargılayacağını düşünmek gerçekten de 20'lerinizi mahvedebilecek bir şey.
Bu düşünce yapısı hayatınızın pek çok noktasını felce uğratabilir.
Belki yaptığınız o podcast bölümünü bir türlü yayınlayamıyorsunuz.
Veyahut da o iş yerine CV'nizi gönderemiyorsunuz.
Ya da işte sosyal medyaya bir şey koymak istiyorsunuz ama çevrenizdekilerin ne diyeceğini düşünüyorsunuz.
Yeni bir iş yapmak istiyorsunuz fakat başarısız olmaktan korkuyorsunuz.
Ve başarısız olduğunuzda insanların size nasıl bakacağını düşünüyorsunuz.
İnanın hiçbir önemi yok.
20'lerimde... Yine kendi deneyimimden bahsedeceğim burada.
Çok kez başarısız oldum.
Yaptığım çok fazla şey beğenilmedi ve tutmadı.
Ve bir o kadar şey de beğenildi, tuttu ve insanlar tarafından sevildi.
Bunu yapmadan kestirmenin bir yöntemi olduğunu düşünmüyorum.
Deneyimi de zaten yapa yapa öğreniyoruz.
Mesela şu an eskiye nispetle daha doğru karar verebildiğimi ve daha başarı oranı yüksek işlere girdiğimi biliyorum.
Çünkü geçmişte çok kez başarısız olduğum için.
Neyin tutacağını veya neyin tutmayacağını az buçuk kestirebiliyorum.
O yüzden bu düşünceleri...
bir kenara bırakmak ve hayatınızın akıp geçtiğini ve bu akıp geçen sürede yapmadığınız her şeyin omzunuza bir yük olarak bindiğini kendinize hatırlatın.
Bunu böyle cezalandırıcı veya olumsuz bir yerden asla söylemek istemiyorum.
Fakat inanın içinizde ukde kalan ve yapmadığınız her şey sizi rahatsız ediyor.
Sırtınıza bir yük, yüreğinize bir dert oluyor.
O yüzden deneyin.
Denemekten hiçbir şey kaybetmezsiniz.
Hatta kendinize süreler vermenizi öneriyorum.
Özellikle böyle içerik üretmek isteyen, yeni medya alanında bir şeyler yapmak isteyen çok fazla genç bana yazıyor.
Onlara şöyle diyorum. Sizin yapacağınız, sizin ortaya koyacağınız fikre, sizin üreteceğiniz içeriğe bu dünyanın ihtiyacı var.
Sizin siz olarak otantik bir şekilde benliğinizi ortaya koymanıza bu dünyanın ihtiyacı var.
Çünkü sizden bir tane daha yok.
Aklına bir şarkı sözü geldi burada neyse.
Ve sizden bir tane daha olmadığı için gerçekten içinizden geleni otantik olarak...
Ortaya koyun. Bir başkasına benzemenize, bir başkasının gittiği yoldan gitmenize gerek yok.
Ve kendinizi ortaya koyarken kendinize bir süre verin.
Mesela deyin ki podcast yapacaksanız ben 100 bölüm podcast yapacağım ve ondan sonra buna bakacağım.
Ya da ben işte Instagram'a 100 tane içerik koyacağım ve ondan sonra bakacağım.
Ve bu 100 tane içeriği koyarken veyahut da bu 100 tane adımı atarken her adımınızda, her içeriğinizde, her yaptığınız işinizde kendinizi birazcık daha geliştirmeye, otantiklendiğinizi...
Birazcık daha fazla ortaya koymaya çalışın.
Yani yerinizde durmayın diyorum.
Ve bu adımları takip ettikten sonra bir bakın bakalım.
Hayatınızda neler değişecek?
Bu yol size neler öğretecek?
Belki de iflah olmaz bir optimist olduğumu düşünebilirsiniz ki kesinlikle öyle biri değilim.
Tanıyabileceğiniz en karamsar insanlardan biriyim aslında.
Fakat kendi karamsarlığımı ve kendi depresyona yatkınlığımı Beynimi ve düşüncelerimi değiştirerek değiştirdim.
Bu yüzden de ben hayatta yapılan her şeyin bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
Başarılı olalım veya başarısız olalım bunların hepsinden bir şey öğrendiğimizi ve bunların bizi biz yaptığını düşünüyorum.
Biz olmak illa mükemmel biri olmak, harika bir işler yapmak, çok para kazanmak, ünlü olmak veya eline aldığı her şeyi en iyi şekilde ortaya koymak demek değil.
Biz olmak sadece biz olmak demek ve bunun tadını...
çıkarmamız gerekiyor demek.
Gerçekten bu zihin yapısına kavuşmak insanı müthiş bir şekilde rahatlatıyor ki 20'lerimin sonlarına doğru kazandığım bir diğer yetenek de bu oldu diyebilirim.
20'lerimizde bize yol gösterecek bir diğer maddemiz ise ilişkiler üzerine birazcık düşünmek.
Yani ilişkiler, yalnızlık ve bağlantı kurma gibi kavramları hayatımızın biraz daha içine almak ve bunların üzerinde neler yapabileceğimize bir bakmak olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki 20'li yaşlarımız aslında en yalnız hissettiğimiz zamanlarımızdan bir tanesi.
Çünkü hani çok böyle bir geçiş dönemi olmasının da dışında Çoğu yaşadığımız ve arkadaşımız da kendisini arıyor ve bir şekilde o arama sürecinin içerisinde farklı yerlere savrulabiliyoruz.
İşte hayatlarımız, yaşam standartlarımız değişebiliyor, çevremizdeki insanlar değişebiliyor.
Bence insanın 20'lerinde hem yalnız kalmayı öğrenmeli hem de ilişki kurmayı öğrenmeli.
Nasıl diyecek olursanız ise...
Arkadaşlarımız için zaman ayırmak, dostluklarımıza yatırım yapmak bence 20'lerde çok önemli.
Bu yaşlarımızda kurduğumuz arkadaşlıkların çok ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum ben.
Ve bu dönemde bir sürü arkadaşlık kurdum.
Yani 20'lerin başındaki arkadaşlarımla şu an görüşmüyorum.
Çünkü zihin yapım, hayatım değişti.
Bununla birlikte çevremin değişmesi de çok normal.
Fakat... 20'lerdeki arkadaşlıkların birazcık ailevari bir tarafı oluyor.
Yani o dostluklar bizim hayatımızda çok büyük yer ediniyorlar.
Bu değişim sürecinde, bu dönüşüm sürecinde yanımızda olan aynı duyguları paylaştığımız insanlar bence çok kıymetli.
O yüzden ne olursa olsun arkadaşlarınıza, dostlarınıza ve çevrenize zaman ayırmaktan, yatırım yapmaktan vazgeçmeyin ve bunu kesinlikle göz ardı etmeyin derim.
Fakat... Yalnız kalmayı da öğrenmek ayrı bir beceri bence bu dönemde.
Tek başımıza hiçbir şey yapamamak gerçekten de oldukça kötü bir his.
Özellikle ilerleyen yaşlarımızda yalnız kalabilme yeteneğimize bence daha da fazla ihtiyacımız olacak.
Düşüncelerimizi toparlayabilmek, ne yapmak istediğimizi bulabilmek ve bazen kendimize uygun insanlar çevremizde olmadığında nasıl yaşayacağımızı kestirmek için bu yeteneğe ihtiyaç duyuyoruz.
Bu nedenle belki de haftada birkaç günü veyahut da birkaç geceyi yalnız geçirebilmek, kendi kendimize...
Kendimize solo seyahatlere çıkmak, kendimize vakit ayırmak 20'lerde oldukça önemli.
Mesela ben bu podcastı kaydettiğim günün gecesinde...
Muğla Akyaka'ya gideceğim tatile ve tek başıma bir seyahat olacak bu.
Hem kafamı dinlemek istiyorum, birazcık gezmek, düşüncelerimi toplamak istiyorum.
Hem de aklımda bulunan birkaç tane yeni fikirle ilgili böyle düşünmek ve onları olgunlaştırmak, belli bir noktaya getirmek istiyorum.
Sonrasında ise birkaç tane tek başıma yaptığım yurtdışı seyahatim de olacak.
Bunlar benim için önemli çünkü tek başıma yaptığım bu yolculukların kendimi keşfetme noktasında bana çok yardımcı olacağını ve beni dönüştüreceğini düşünüyorum.
Ve hatta buna kalpten inanıyorum dahi diyebilirim.
Toparlamak gerekirse hem yalnızlığı öğrenmek hem de dostluk ve bağ kurmayı öğrenmek 20'lerde oldukça önemli.
Bir de tabii ki de ne var?
Romantik ilişkiler var.
İşte geldik asıl noktaya.
Şimdi bundan bir iki ay öncesi falandı sanırım.
İnstagram'da gezinirken bir videoya denk geldim.
Bir real videosuna. Hem cinsim olan biri konuşuyor.
Özellikle bir kadından bunları duymak tabii ki de beni şok etti.
20'li yaşlarındaki kızlara tavsiyeler veriyor.
İşte diyor ki 20'lerinde olduğunuz için kendinizi böyle çok vaktiniz var gibi düşünmeyin.
Doğru partneri bulmak için özellikle kadınlardan bahsediyor burada.
İşte yüksek değerli bir erkeği bulmak ve doğru partneri bulmak için 20'leriniz çok önemli.
20'lerinizin sonuna geldiğinizde ve 30'larınızda geçtiğinizde artık eskisi gibi seçeneğiniz olmayacak.
Toplumda geçen bu feminist düşüncelere bakmayın, insanların dediklerine bakmayın ve bir şekilde kendinize doğru bir partner bulun gibi şeyler söylüyordu.
İnanın tam böyle %100 burada aktaramıyorum çünkü o kadar sinirlendim ki sonrasında bununla ilgili uzun bir yazı yazdım zaten Instagram'da ve çok da zihinde yer etmesine müsaade etmedim açıkçası.
Bu tip görüşlerin çok fazla yaygın olduğunu, 20'lerindeki özellikle kadınların bir partner bulma, evlenme veyahut da bu noktada bir ilerleme kaydetme noktasında baskı altında olduğunu görüyorum.
Hatta ben bu Reels videosuna karşı olan tepkimi paylaştıktan sonra bir sürü de mesaj aldım genç kadınlar tarafından.
Şunu söylemek istiyorum arkadaşlar.
İnanın hayatta hiçbir şey kesin değil.
Yani 20'lerinizle evlenip 30'larınıza boşanabilir, 30'larınızla evlenebilir ve sonsuza kadar mutlu yaşayabilirsiniz.
Veyahut da hiç partneriniz olmayabilir.
18'inizle biriyle tanışıp sonsuza kadar onunla da yaşayabilirsiniz.
Hayatta kesin olan hiçbir şey yok.
O yüzden kendinize baskı yapmak, bir şeyleri elde etmek için uğraşmak, savaşmak gibi mücadelelerin içerisine girmeyin.
Kendinizi sevgiye açın.
İlişkileri açın. Tabii ki de insanlara şans verin.
Hayatta bağlar çok önemli.
Hem arkadaşlarımızla kurduğumuz, ailemizle kurduğumuz hem de...
Sevgililerimizle kurduğumuz bağlar.
Bir hayat partneri istemek, yaşamımızda bize iyi gelebilecek, onun için biricik olduğunu hissettiğimiz birini istemek çok doğal.
Fakat buna sahip olmak zorunda değiliz.
Bunu bulmak zorunda değiliz.
Bunun için kendimizi parçalamak zorunda değiliz.
Yani akışın içerisinde sevgiyi alan açtığımız, yeni fırsatları alan açtığımız müddetçe hayatımızı yaşamaktan daha önemli hiçbir şey bizim için olmamalı.
Hiçbir şey kendimizin önüne koymamalıyız.
En büyük önceliklerimiz hedeflerimizi belirleyebilmek, yaşamımızı düzenleyebilmek, kendimize iyi davranabilmek ve hayatın içerisinde biz daha iyi noktaya getirebilecek olan yeteneklerimizi geliştirebilmek
olmalı. Zaten biz bunları yaptığımızda yani kendimize yatırım yaptığımızda, kendimizle ilgilendiğimizde böyle bir ışıldamaya başlıyoruz bence ve bizim gibi insanları da etrafımıza çekiyoruz.
Ben bunun çok güçlü bir enerji alanı olduğuna inanıyorum.
Bu nedenle... Bu nedenle kendinizi bu noktada lütfen ama lütfen baskılamayın.
Evet geldik son iki maddemize.
Benim için bunlar sanırım en önemli maddelerden iki tanesi.
Kimliğimizin temellerini oluşturmaya çalışmak.
20'li yaşlarda kim olduğumuz, neler yapmak istediğimiz, bizim yaşam felsefemizin ne olduğu üzerine düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Ben şöyle birisiyim diyebilmenin çok güçlü bir yanı var.
Ben işte sağlıklı biriyim, ben buna değer veriyorum, benim hayattaki önemsediğim şeyler şunlar diyebilmek büyük bir öz farkındalık getirdiği gibi aynı zamanda da bence gelecekte nasıl bir hayat yaşayacağımız da
belirliyor. Demiştim ya...
iki yıl içerisinde nasıl bir yere varacağınızı bugün ne yaptığınız belli ediyor.
Aynı şekilde bence önümüzdeki 2 yıl, 5 yıl, 10 yıl içerisinde nasıl birine dönüşeceğinizi, bugün kendinizi nasıl tanımladığınız ve kendinizle ilgili nasıl konuştuğunuz belirliyor.
Kelimelerin ve kendimize dair farkındalığımızın büyük bir gücü var.
Bu nedenle değerleriniz üzerine biraz düşünün derim.
İnternette çok fazla böyle değerler egzersizi var, onlara bakabilirsiniz.
İşte değerlerin ne demek olduğu ile ilgili birazcık araştırmalar yapabilirsiniz.
Ben podcast'ın açıklamalar kısmına değerler listesini bırakıyorum.
Oradan bakıp belki kendiniz bazı şeyleri seçebilirsiniz.
Benim ara ara zaten bölümlerinde bahsettiğim bir şeydir.
Çünkü ne zaman hayatta bir şeyle ilgili zorlansam veya bir kararı veremesem, ne yapacağımı bilemesem hemen değerlerime koşarım.
Derim ki bu benim değerlerimle uyumlu mu?
Olduğum kişiyle ve değerlerimle bu yapacağım şey eğer uyumluysa bunu yapmamda bir sakınca yok.
Ama eğer uyumlu değilse bunun getirisi ne olursa olsun yapmamalıyım diye düşünürüm.
Mesela ben öğrenmeye, yaratıcılığa, bağlara, dürüstlüğe ve özgürlüğe çok önem veren birisiyim.
Ve hayatımı da bu değerlerin ekseninde aslında genelde yaşıyorum.
İlla 5 tane ya da 6 tane değeriniz olmak zorunda değil.
Ama birazcık böyle bunların üzerine kafa yormanızın, belki işte yazmanızın, okumanızın değerli ve kıymetli olacağını düşünüyorum.
Kendinizin nasıl biri olduğunu dillendirin.
Ya da nasıl biri olmak istediğinizi de dillendirin.
Özellikle bu alışkanlık oluştururken de çok sık kullanılan bir yöntemdir.
Yani mesela şöyle söyleyeyim.
Ben özgürlüğüne önem veren birisiyim.
Ben bağımsız biriyim.
Ben disiplinli biriyim.
Ben düzgün çalışan biriyim.
Ben hedeflerine koyduğu hedeflere saygı duyan biriyim gibi.
Ve bunları kendinizle ilgili söylemeye başladığınızda aslında kelimelerin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha fark edeceğinize inanıyorum.
Ve son olarak da insanlara hayal kırıklığını uğratmaktan korkmayın.
Bu biraz yanlış anlaşılabilecek bir madde biliyorum.
Fakat 20'lerimizde o otantik benliğimizi bulmaya çalışırken, işte bahsettiğim gibi risk almaya çalışırken, yeni şeyleri denerken elbette ki...
Bazı insanların canını sıkacağız.
Bazı insanlara hayal kırıklığına uğratacağız.
Herkes bizi sevmeyecek.
Zaten herkesin bizi sevmesi kesinlikle yanlış bir yolda olduğumuzun göstergesidir.
Birilerinin canını eğer sıkmıyorsak bir şeyleri biz yanlış yapıyoruzdur.
Bunu da sakın unutmayın. Bu yüzden insanlara hayal kırıklığına uğrattığınızda veyahut da sizinle ilgili onlar tuhaf ve yanlış şeyler söylediğinde korkmayın.
Hatta kendinize şunu söyleyin.
Doğru yoldayım. Birilerini rahatsız ediyorum çünkü kendim olmaya çalışıyorum.
İnanın gerçekten kendinizi yaşamak ve kendiniz gibi var olmak birilerinin canını sıkacak.
Bu yakın ailenizden insanlar da olabilir, arkadaşlarınız da olabilir veyahut da uzak çevrenizden birileri hatta takipçileriniz de olabilir.
Çünkü o kadar çok insan kendisini yaşayamıyor, o kadar çok insan kendisini gerçekleştiremiyor ki bunu yapan birini gördüğümüzde ona hemen sinirleniyoruz.
Onu yaftalıyoruz, işte kafayı yemiş diyoruz.
Sanırım hasta bu kız diyoruz ya da işte şunu yaptığına bak ne kadar cringe diyoruz.
Diyoruz da diyoruz.
Birilerini hayal kırıklığına uğratmaktan korkmamak aynı zamanda birilerinin onayına bağımlı olmaktan da bizi kurtarır.
Yani yaptığımız şeylerde illa bir onay aramayız artık.
Bir şeyleri ortaya koyarız, herkesi memnun edemeyeceğimizi biliriz ve kendi yolumuzda ilerleriz.
İşte 20'ler kendini yeniden keşfetmenin...
dönüşümün, farklı farklı insanlar tanımanın, yeni yeni şeyler deneyimlemenin olduğu bir dönem.
Gerçekten çok karmaşık, çok zor, dediğim gibi pek çok zıtlığı da içerisinde barındırıyor.
Ve tüm bunlar bazen bizi çok yoruyor, biliyorum.
Belki de 20'lerini yaşayan çoğu insanın bunu yaşadığını bilmek size iyi gelecektir.
Ben de buna dahilim tabii ki de.
Dediğim gibi 20'ler...
Kendi içerisinde başlı başına bir yolculuk.
İnanın otuzlarımla ilgili şimdiden heyecanlıyım.
Çünkü yirmiler bana o kadar çok şey öğretti ve beni o kadar değiştirip dönüştürdü ki.
Otuzlarda bunun üzerine neler inşa edeceğim ve neler yapacağımı merak ediyorum.
Ve bu dönemi yaşarken kendimize o ideal hayat baskısını kurmamaya, kendi yolumuzun farklı olduğunu, biricik olduğunu hatırlamaya lütfen özen gösterin.
Kendinizi baskılamayın.
Kendinize yatırım yapın.
Çok fazla kendiniz dedim, farkındayım.
Ama 20'ler o kadar çok bizle ilgili ki, büyük ihtimal 30'larda ve 40'larda başka insanları önemsediğimiz, artık ailemizle belki daha fazla ilgilendiğimiz ya da kendi ailemizi kurduğumuz bir döneme gireceğiz, bilmiyorum.
Ama tahminimce odağımız biraz daha dışa kayacak diye düşünüyorum.
20'ler bunun tam hakkında daha kendimize odaklandığımız bir dönem.
O yüzden bu dönemde korkmayın, kendinize şefkatli davranın, esnek olun, deneyin.
İlerleyin ve kendinizi bulmak için çabalayın.
20'li yaşların bütün o kaosunu, güzelliğini, krizlerini, keşiflerini ve yeniden, yeniden ve yeniden kendimizi bulduğumuz o dönemlerin tadını çıkarın.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Bu bölümle ilgili yorumlarınızı veyahut da bana iletmek istediğiniz mesajlarınızı Instagram'da etgenelseslerpodcast üzerinden yazabilirsiniz, iletebilirsiniz.
Aynı zamanda beni etiketleyerek bölümü paylaşabilirsiniz.
Bunları gördüğümde gerçekten çok mutlu oluyorum.
Birilerinin bölümü dinlediğini ve oralarda bir yerlerde birilerine dokunduğumu hissediyorum.
Sizleri çok sevdiğimi unutmayın.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
