
19 Yaşındaki Bilge'ye Mektup Ve Sizden Gelen Soruları Yanıtladığım Bir Bölüm
24 Ocak 2022 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Herkese merhaba. Bu bölüm instagram üzerinden bana sorduğunuz soruları yanıtladım. Soru soran herkese çok teşekkür ederim. Bütün soruları yanıtlamam bu bölümün 5 saat olması demekti. Böylesi bir bölümü de dinlemek sizin açınızdan kolay olmayacağından ancak aralardan bazı soruları yanıtlayabildim. Gelen sorulardan birinde 19 yaşındaki haline ne söylemek isterdin diyordu. Bundan çok etkilendiğim için oturdum 19 yaşımdaki versiyonuma bir mektup yazdım. Onu da bölümün içinde okuyorum. Ve bu bölümün ismi de oradan geldi. Şimdiden keyifli dinlemeler.
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba.
Ben kahve içmeyi çok seven sunucunuz Bilge.
Bunu neden dedim? Çünkü her bölümden önce kahve yapmıyorum.
Genellikle çay içmeyi tercih ediyorum.
Ama bu bölüm özellikle kahve hazırladım.
Çünkü sizinle muhabbet edeceğiz.
Öyle muhabbet deyince de boş boş konuşacağız zannetmeyin.
Gerçekten çok güzel şeyler üzerine konuşacağız.
Instagram'da... Dün bana soru sormanızı söylemiştim.
Merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz konular hakkında.
Gerçekten de çok güzel sorular gelmiş.
Böyle çok yerli yerinde bazı değişik sorular da var ama çoğunluğu bayağı iyiydi.
Hatta ve hatta öyle sorular oldu ki beni böyle düşündürdü.
Elime kağıt kalem aldım, yazdım.
Kendi içimde bazı ufak şeylerin farkına vardım falan.
Böyle bayağı güzel oldu anlayacağınız.
Podcast'ın Instagram mesela bunu son zamanlarda daha etkin kullanıyorum.
Sizinle düzenli iletişim kurmak için oranın gerçekten güzel bir alan olduğunu düşünüyorum.
O yüzden sürekli oradan sorular soruyorum.
Eğer hani podcast'ını hep orayı takip etmiyorsanız ya da bazı şeyleri kaçırıyorsanız üzgünüm.
Çünkü burası anca haftada bir yayın yapabildiğim bir yer.
Şöyle bir durum var ki kendimi nasıl geliştiririm sorusu çok fazla gelmiş.
Geniş bir konu bu. Ben bunun üzerine yani saatlerce konuşabilirim.
Saatlerce olmasa bile en azından bir yarım saat, kırk dakika ve bu bölümü çok uzatır.
Bunun üzerine tamamen yeni bir bölüm hazır yayın mı diye sordum ve siz de yeni bölüm olsun demişsiniz çoğunlukla.
Öyle olacak. Yine, yine ama ufaktan biraz kendini geliştirmek.
Üzerine konuşacağım.
Fakat bunu açıklamalı olarak böyle işte okuma tavsiyeleri, izleme tavsiyeleri, farklı farklı etkinlik tavsiyeleri, bazı online kurslar.
Bunları içeren tamamen yeni bir bölüm hazırlayacağım.
Bir de bana gelen bir soru sayesinde 19 yaşındaki halime bir mektup yazdım.
Hiç yani böyle bir şey yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Fakat o mektubu yazarken birazcık duygusallaştım.
Kendi kendime ağlamış olabilirim.
Onu da bölümün sonunda okumayı planlıyorum.
Yani bu güzel ve parlak sorular için ne kadar teşekkür etsem size az.
İyi ki böyle bir bölüm yapmaya karar vermişim diyorum ve ilk soruyla başlıyorum.
Demiş ki birisi...
Hangi bölümde okumayı istiyorsun ve neden?
Üniversite sınavına hazırlandığımdan çok bahsettim burada.
Fakat şöyle bir gerçek var.
Ben üniversite sınavına realitede hiç hazırlanamıyorum.
Kendi kendime işte bilgi çalışma yürütüyorum ama...
Yani nasıl olacak hiçbir fikrim yok.
İyi bir yer kazanabilecek miyim?
Bu konuda birazcık ümidim kırık.
Şu an İngiliz dili ve edebiyatı okumak istiyorum.
Aklımda farklı bölümlerde vardı ama neden İngiliz dili ve edebiyatı?
Genel olarak ben zaten yazmakla, okumakla, edebiyatla çok ilişkiliyim.
Ve tek bir disiplin üzerine çalışmak yani şöyle sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi.
bir alan üzerine çalışmaktansa hepsinden okuyabileceğim, hepsinden nimetlenebileceğim ve bu esnada da yazmak gibi, okumak gibi ya da konuşmak, hikaye anlatmak gibi yeteneklerimi geliştirebileceğim bir
alan arıyorum. Benim için üniversite meslek kazanacağım bir yer değil.
Eğer meslek kazanmak istiyor olsaydım üniversite yoluyla, mühendislik, doktorluk, mimarlık gibi belli bir bölümü tercih ederdim.
Fakat onun yerine daha çok zevkle gidebileceğim.
yeni şeyler öğrenebileceğim, bol bol yeni kitaplar okuyabileceğim, uzun uzun tartışabileceğim, konuşabileceğim arkadaşlarımla, hocalarımla bir alan arıyorum.
Ve maalesef biliyorum ki ülkemizde böyle bir okul bulmak biraz zor.
Bunun için iyi bir okulu kazanmak gerekiyor.
Çok böyle tepede olmasa bile ortalamanın birazcık üstünde.
Ben de zaten meslek kazanmak değil de daha çok zevkine ve kendimi geliştirmek adına okuyacağım için ortalamanın Altında bir yere gitmek istemiyorum.
Bunu neden istiyorsun?
Sorusuna yanıtım bu.
Tamamen eğlenmek için diyormuşum.
Yani eğlence için değil tabii ki de.
Gerçekten kendimi geliştirmek ve parlak zihinli insanlarla tanışmak için diyeyim.
Umarım hayalimdeki yeri kazanırım ya.
Gerçekten. Bu çalışmayla biraz zor çünkü benim hayatım çok dalgalı ilerliyor.
Bundan sonraki soruda tam bu soruyu böyle tencere kapak olabilecek vaziyette ne iş yapıyorsun?
Şimdi ben bir iş yapmıyorum artık.
İşte bu da beni biraz üniversite sınavı maceramı zaten baltaladı.
Bir işe girmiştim.
Yeni yılla ilgili bölümde bundan bahsediyordum sanırım.
Fakat işi bıraktım.
Evet Bilge'nin kısa süren çalışma macerası.
Ne iş yaptığımı söylemeyeceğim.
Yorucu bir iş olduğunu, fiziksel olarak özellikle benden çok fazla verim talep ettiğini ve zamanımı çok aldığını söyleyebilirim.
Bu işi eğer yapıyor olsaydım İstanbul'a taşınmam gerekiyordu ki ben İstanbul'da oturmuyorum.
İstanbul'da oturanlar da biliyordur.
İşe gitmek için en az yarım saat, bir saat gidiyor.
Öyle yakınlarda bir yerde çalışmanız çok zor.
Benim de gidiş yolum bir saattir, dönüş yolum bir saat.
Toplam zaten iki saat yolda harcıyordum.
İstanbul şartlarında oldukça normal.
Onun dışında çok fazla yoruluyordum.
Ziraatlarım uzundu. Sınava hazırlanmak olsun, podcast yapmak olsun, diğer yapmak istediğim şeylere hiç vaktim kalmıyordu.
İki hafta kadar çalıştım orada.
Aslında çalıştığım yerdeki insanlardan oldukça memnundum.
Ki bu da iş ortamlarında az bulunan bir şey.
Farkındayım. Yani bu konuda şanslıydım en azından.
Ama olmadı. Birazcık daha finansal özgürlüğümü elime almak konusunda sabretmem gerektiğine karar verdim.
Ki bu da zor bir karardı. Bunu da söylemek istiyorum.
Çünkü sonuçta çalışmadığınızda ki yaşım da hani çok çocuk sayılmam artık.
Ailenize bağlı kalıyorsunuz ve çocuk olmaya devam ediyorsunuz.
Bundan bir kaçışınız yok.
Fakat bunun ödeyebileceğim bir bedel olduğuna karar verdim.
Yapmak istediğim şeyler çok daha farklı.
Ben okumak, yazmak, öğrenmek ve anlatmak istiyorum.
Daha farklı bir şey yapmak istemiyorum.
Ve bunun içinde ne yapmam gerekiyorsa...
Onu yapacağım. O yüzden şu an bir iş yapmıyorum.
Yani podcast yapıyorum, üniversite sınavlarına hazırlanıyorum.
Ekstradan yaptığım bir iki şey daha var ama onlar buranın konusu değil.
Pekala, gelelim bir diğer soruya.
Demiş ki, tam bir net gelecek planı nasıl yaparız Bilge?
Sürekli fikirlerimizin değişmesi normal mi sence?
Öncelikle bu soruyu soran kişiye bir sarılıyorum.
Çünkü gelecek planı yapmak konusunda benden daha kötü birini bulamazsınız.
Hem kararsızım hem verdiğim kararlara pek fazla uymuyorum.
Sürekli fikir değiştiriyorum.
Yaş 25 bu arada.
Düşünsenize hani bu yaşta sınavlara hazırlanıyorum ve acaba diyorum o bölümü gerçekten istiyor muyum?
İşte yok bunu mu okusam şunu mu okusam sanki 18'imdeyim mezuna kalsam mı diye düşünüyorum.
Böyle bir şey böyle bir durumdayım yani.
Ama bu gelecek planı yapmak ve geleceğini tasarlamakla ilgili söylemek istediğim bir iki şey var.
Çünkü son zamanlarda böyle hedeflere Ve planlara baya kafayı takmış bulunmaktayım.
Huberman Lab diye bir belgesel.
Ay Allah'ım belgesel mi?
Podcast dinliyorum.
Burayı silmeyeceğim.
Ve bu podcast Andrew Huberman diye bir profesörün.
Podcastı Stanford'dan sinir bilim üzerine çalışıyor.
Son yayınladığı bölümde hedef koymak üzerineydi.
Planlarımıza uymak üzerineydi.
O bölümden aklımda kalan 3 tane madde var.
Bence bu maddeleri gelecek planlarımızı yapmak adına da uygulayabiliriz.
Bu maddelerin hepsi bilimsel olarak zaten kanıtlanmış olan şeyler.
Eğer geniş geniş öğrenmek isterseniz gidin ve Huberman'la podcastın son bölümünü dinleyin derim.
Birincisi diyor ki hedefinizi...
Ya da istediğiniz o geleceğin hayalini zihninizde görselleştirin.
Yani olmak istediğin yeri iyice bir hayal et diyor.
İyice bir onun farkına var.
Çünkü beynimiz hayal ettiğimiz şeylerin çoğunu zaten gerçek zannediyor.
Bunu hayal edeceğiz detaylı bir şekilde.
Yani olmak istediğimiz yeri tam net bir şekilde beynimizde göreceğiz.
Bu bir. İkincisi motivasyonumuz düştüğünde.
Başarısız olduğumuzda nasıl hissedeceğimizi de görselleştireceğiz.
Yani sadece olmak istediğimiz olumlu şey değil.
Aynı zamanda yolda karşılaşacağımız olumsuzlukları da fark edip bunları da iyi bir görselleştireceğiz ve o zamanlarda ne yapardık bunu düşüneceğiz.
Yani başarısızlığa hazır olacağız.
Üçüncüsü ise kendimize durmadan ödüller vermeyeceğiz.
Her bir ufak şeyde.
Ödülleri karışık olarak vereceğiz.
Kendi kendimizi şaşırtacağız.
Her şey öngörülebilir olmayacak.
her ufak bir şeyde, her bir ilerlemede kendimizi sürekli ödüllendirerek bir dopamin şeyine maruz bırakmayacağız kendimizi.
Bu üç maddeyi Hedeflere ve planlara ulaşmak için bence kullanabiliriz.
Onun dışında ben bir podcast bölümü hazırlamıştım belirlediğimiz hedeflere ulaşma rehberi diye.
Orada da bir hedefe giderken hangi adımları atabileceğimiz üzerine uzun uzun konuşuyordum.
Onu da bir dinleyebilirsiniz. Aynı şeyleri çünkü tekrar etmek istemiyorum.
Fakat tüm bunların ötesinde yani zihnimizde planlamak, hedefler koymak hepsinin ötesinde bence akışını bırakın.
Bu her şeyi salın demek kesinlikle değil.
Ama içinizden gelen şeyleri, gerçekten kalbinizden gelen şeyleri yapın.
Yapmak istediğiniz şeyleri yapın ve oluruna bırakın.
Bu biraz böyle soyut bir şey gibi.
Bunun çok farkındayım.
Ama benim kendi kişisel deneyimime göre işte deli gibi listeler çıkarmak, sürekli hedefler koymak ve at koşturur gibi onlara ulaşmaya çalışmak, sürekli bir geleceği
isteyip de Ona kavuşmak için kendimizi paralamak pek işe yaramıyor.
Bende en azından yaramıyor.
Beni psikolojik olarak çok yoruyor.
Bende kullanıyorum. Daha önce de bahsetmiştim smart hedeflerden mesela.
Planlamalar yapıyorum.
Hedeflerime ulaşmak için kendime bazı noktalar belirliyorum.
Ama büyük resimde yani bir geleceği bundan 5 sene sonrasını 10 sene sonrasını düşündüğümde daha çok akışta ilerlemeye değer veriyorum.
Çünkü hayat çok garip.
Ve hiç olmayacak şeyleri önünüze sunuyor, hiç olmayacak şeyler gelebiliyor.
Bu noktada da bence belirsizlikle olan ilişkimize odaklanmamız lazım.
Mesela daha temin neden bahsettim ben kendimle ilgili işte üniversite sınavı, işe girmek, podcast yapmak falan filan.
Ben bir işe girebilirdim uzun zamandan beri hayalim olan finansal özgürlüğümü.
Elimi alabilirdim. Bu benim çok uzun zamandan beri hayalim olmasına rağmen.
Onu bıraktım ve onun yerine farklı bir yol seçtim.
Ve bu seçtiğim yolda ne olacağı kesin değil.
İstediğim yeri kanınlamayabilirim.
Her şey yolunda gitmeyebilir.
Belki bu podcast benim arzu ettiğim kadar büyüyemeyebilir.
Hiç bilmiyorum. Her şey çok belirsiz.
Ama ama gerçekten kalbimden gelen şeyi yapıyorum.
Ve kalbimden gelen, içimden gelen şey yaptığım müddetçe akışa ve sürece güvenebilirim.
En azından böyle hissediyorum.
Belirsizlikle olan ilişkimizi düzenlemek için de bence meditasyona başvurabiliriz.
Hep böyle meditasyon meditasyon diyorum ama bu arada ben mindfulness eğitmenliği eğitimleri aldım.
Bu konuda kendimi bayağı bir geliştirmeye çalışıyorum.
Ve meditasyonun faydalarına hem bilimsel olarak hem de kişisel olarak çok vakıfım.
Belirsizlik insanı yok ediyor.
Mahvediyor ve belirsizlikten ilişkimiz bozuldukça gerçekten yapmak istediğimiz şeyleri yapmaktan da çekinir oluyoruz.
Bu gelecek planı olsun, başka bir şey olsun.
Geçen gün hatta kardeşimle bu konu üzerine konuşuyorduk.
O da son zamanlarda böyle belirsiz bir şey için çalışıyor ve dedi ki bana geceleri kabus görüyorum sürekli.
Sürekli gece yarısı uyanıyorum, çok kötüyüm.
Hani çok çok ağır geçiyor hayatım.
Çok zorlanıyorum falan dedi.
Ve bu tamamen belirsizlikle olan ilişkisindeki esnekliğin zayıf olmasından kaynaklı bir durum.
Geleceğinizi planlarken bence önce belirsizlikle olan ilişkinize bir bakın.
Sonrasında da 5 yıl sonra dönüp baktığınızda elimden geleni yapmışım, kendimle gurur duyuyorum diyebilecek kadar istekleriniz için çalışın.
Toparlamak gerekirse bilimsel verilerden, Hedef oluşturmaktan, planlama tekniklerinden faydalanın.
Belirsizlikle olan ilişkinizi iyileştirin.
Ve kendinizi utandırmayacak, kendinizle gururlandıracak kadar çalışın.
Bu demek değil ki gece gündüz çalışın, günde yalnızca 2 saat uyuyun, 20 saat çalışın.
Böyle saçma sapan videolar görüyorum YouTube'da.
Gerçekten sinirlerim bozuluyor.
Sadece elinizden gelenin en iyisini yapın.
Ve gelecek bence sizin için planlanacak.
Böyle spritüel biriymiş gibi oldu bu son cümle ama ben hiç spritüel biri değilim arkadaşlar.
Benim meditasyonla falan ilgilendiğime bakmayın.
Gerçekten spritüel bir insan değilim.
Fakat insanın kalbinden gelen şeyi hayata güvenerek yaptığı müddetçe önünde güzel kapıların açılacağına inanıyorum.
Bu soruyu soran kişinin adı Merve'ymiş.
Sevgili Merve umarım sana çok havada bir yanıt vermemişimdir.
Fakat söyleyebileceklerim bunlar.
Benden ancak bu kadarı çıkıyor.
Bir sonraki. Soruya geliyorum.
Demiş ki şu meşhur klişe vardır.
Neden el alem ne dere takarız?
Bu başkalarının söylediklerine takmak.
Sanırım bu bizim insan olarak doğamızda olan bir şey.
Yani bence bu bizim eğrimimizden.
Bize miras kalmış bir şey.
Bununla ilgili araştırsam kesin bulurdum bir şeyler.
Başkalarının ne dediğine doğalından takmayan birini bulmak bence imkansız.
Çünkü bizler sosyal varlıklarız ve her halükarda birisinin dediği şey bizi etkileyecektir.
Bundan kaçamayız. Fakat bununla olan ilişkimizi düzeltebiliriz.
Ben en azından öyle yapıyorum.
Yani bunun farkına varmak.
Şu an bir etki altındayım.
Bu etki iyi mi kötü mü?
Beni ne yönde? Nasıl etkiliyor?
Ve bununla ilişkim nasıl olmalı?
Belki böyle sorular sormak ve farkındalık pratikleri yapmak.
Fakat nedeni konusunda elle tutulur bir şey söyleyemeyeceğim.
Çok üzgünüm. Ama bu konuyla ilgili aklıma bir kitap geldi.
Galiba bir zamanlarda çok satıyordu.
Mark Manson'un Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı isimli kitabı.
Belki bu kitabı okumak size faydalı olabilir.
Çok popüler bir kitaptı ama güzel bir kitaptı.
Hani onu söyleyeyim.
Eğer benim gibi siz de popüler kitaplara ön yargıyla yaklaşıyorsanız diye.
belirtmek istedim. Bundan faydalanabilirsiniz.
Bir diğer soru. Kendimi nasıl bulurum, tanırım.
Buna belli bir reçete verebilir miyim?
Hiç bilmiyorum. Podcastlerde çok konuştuğum üzerine biliyorsunuz ki.
Özellikle Benlik, Algısı ve Kimlik Biz Kimiz isimli podcastte neredeyse bir saate yakın konuşuyorum.
Konu üzerine araştırıyorum.
Kendimce bir şeyler yazıyorum falan filan.
Ben de kendimi nasıl bulurum, tanırım üzerine çok düşündüm şimdiye kadar.
Ve şöyle bir sonuca vardım.
Kendi çapımda. Kendimizi bulmak ve tanımak değil de bence kendimizi yaşarız.
Kendimiz olmayı seçeriz ya da.
Çok zor bir şey bunu yapmak.
Ama ben bu konuda varoluşçu filozoflardan ve varoluşçu felsefeden çok faydalanıyorum.
Bundan önce de söylemiştim zaten.
Hepimizin bu dünyaya atıldığını düşünüyorum ben de.
Yani öyle atıldık ve bir şekilde doğduğumuz yer, yaşadığımız olaylar, içine doğduğumuz kültür, aile...
hepsi şu an olduğumuz kişi yaptı bize.
Başka bir yerde doğmuş olsaydınız, başka bir ülkede, başka bir ailede doğmuş olsaydınız, gerçekliğiniz ve kimliğiniz çok farklı olacaktı öyle değil mi?
Bence hepimiz bu dünyaya bir hamur kıvamında atılıyoruz ve sonra çevremizden gelen etkilerle bir kimliğe, bir benliğe kavuşuruz.
Bu bakış açısından baktığımız zaman bence kendimizi bulmayız da olmak istediğimiz kişiyi seçeriz ve o seçtiğimiz kişiye Ben
nasıl biriyim? İşte ben şunu mu yapmak isterim?
Bunu mu yapmak isterim? Soruları yerine şöyle bir yöntem izliyorum şahsen.
Ben bu olmak istiyorum.
Böyle birine dönüşmek istiyorum.
Kendimi böyle görmek istiyorum.
Böyle biri olmayı seçiyorum.
Kendim olmayı seçiyorum. Bir de insanın içimden gelen bir çağrı var.
O kendini bulmak da değil de yapmak istediğin şeyi bulmak olarak adlandırdığım bir şey benim.
Bu hayatta hepimizin bence severek yapabileceği, mutlu olabileceği, yaşamını güzelleştirecek bir şeyler var.
Ve onu bulmak için de çocukluğa dönmek gerekiyor.
Çocukken yaptığımız her şeyi kendimiz için yapıyoruz.
Kimse için değil, kimseye kendimizi beğendirmeye çalışmıyoruz.
Sadece içimizden geleni yapıyoruz.
Çocukken neyi yapmaktan hoşlanıyorduk?
Ve bizi şu an yaptığımızda canlı hissettiren şeyler neler?
Garip olduğunu düşündüğümüz ve insanlardan sakladığımız yönlerimiz neler?
Ve bu yönlerimizi diğerlerinden bizi ayıran ve bizi özel yapan bir güç olarak kullanabilir miyiz?
Bence bu soruların yanıtlarına odaklanmak ve çocukluğumuzdaki hoşlandığımız gerçek şeylere dair bir yolculuk yapmak da içimizden gelen o çağrıyı duymamıza yardımcı olacak.
Bu garip olduğunu düşündüğüne insanlardan sakladığım yönün nedir sorusu ile ilgili size bir şey anlatmak istiyorum.
Anlattığım hikaye belki size birazcık yüzeysel gelebilir ama benim uzun süre gerçekten sıkıntı çektiğim bir durumdu.
Şöyle ki ben 15-16 yaşlarındayken falan şiddetli bir depresyon yaşadım ve saç dökülmesi yaşadım o dönemde.
Saçlarımın çoğunu kaybettim.
O günden beri de saçlarım uzamıyor.
Yani kaliteli bir şekilde uzamıyor.
Öyle söyleyeyim. Bu durum benim yıllardır çok üstü.
Annem, çevremdeki herkes bana baskı yaptı.
İşte saçlarına bak... Kısa
Bakım yap şöyle yap yediğin işten dikkat etmiyorsun.
Şu doktora git bu doktora git.
İşte saçların uzun olmalı.
Uzun saçlar güzeldir.
Gür saçlar güzeldir.
Bir sürü şey duydum anlayacağınız.
Ve uzun saçın güzel bir şey olduğunu.
Uzun saçlı ve gür saçlı kızların çok güzel olduğunu düşünüyordum.
Ve saçlarımın böyle olduğunu herkesten de saklamak istiyordum.
Bu benim eksikliğim. Böyle garip yönüm gibiydi.
Her neyse bir gün kuaföre gittim.
Bundan birkaç sene önce ve saçlarımı kısacık kestirdim.
Hayatım değişti. Kısa saç bana o kadar çok yakıştı.
Ve o kadar sağlıklı, öyle güzel durdu ki saçları meğersem benim sorunum uzun saçlı olmakmış.
Herkesin bana dayattığı gür ve uzun saçlı kız modeli hiçbir zaman bana uymayacakmış zaten.
Bir kere benim yüzüme yakışmıyormuş uzun saç.
Saçlarımı kısacık kestirdim.
Tarzım, yüz ifadem.
Şeklim değişti öyle söyleyeyim.
Ve şu an bana deseniz ki mükemmel saçların olacak eğer uzatırsam uzatmak istemem.
Bu benim eksik olduğum belki garip olduğum bir yönümdü görüntüde.
Bu kişisel şeylerde de olabilir.
Ama ben bunu beni farklı kılan değişik kılan bana özgü bir şeye çevirdim.
Çünkü çevrenizde benim kadar kısa saçlı bir kız bulmanız birazcık zor.
Burada kısadan kastım böyle çok asker tıraşı gibi bir şeyden bahsetmiyorum.
Güzel bir kısalık yani.
Öyle söyleyeyim. Ama beni eğer görmüş olsanız saçlarımla başkasını tarif edebilirsiniz ve çok rahat tanınabilirim.
O benim farklı olan, bana özgü olan yanım olmuş oldu.
Bu şekilde garip ve eksik olduğu düşünülen tarafımı benim farklı ve bana özel olan bir şeye dönüştürdüm bence.
Bu örneği neden verdim?
Çünkü kendin olmak derken şeyi çok atlıyoruz.
Eksik yönlerimizi ve garip olan yönlerimizi kucaklamayı.
Bu da kendi olmanın bir parçası ama.
O yüzden bedeninizde ya da karakterinize sakladığınız, garip olduğunu, çirkin olduğunu düşündüğünüz bir tarafınız varsa belki onu sizi özel yapacak bir araç olarak kullanabilirsiniz.
Aynı benim saçlarımla yaptığım gibi.
Şimdi çok garip ve değişik bir soru var sırada.
Biraz da uzun. Demiş ki, diyelim ki senin aşık olman için programlanmış bir robota aşık oldun.
Ve robot çok gerçekçi.
Yani ben onu insan sanıyorum.
Daha sonra bunun robot olduğunu öğreniyorum.
Onunla olan gerçek olmayan aşkına geri döner misin?
Yani bu durumu önemsemeyip onu sevmeye devam mı edersin?
Yoksa durumun gerçekliğini görüp buna son mu verirsin?
Tam anlamıyla anlatabildiğimi düşünmüyorum.
Kusura bakma umarım anlamışsındır.
Pekala. değişik bir soru olmuş.
Bunu soran kişi ciddi ciddi mi sordu, şakasında mı sordu hiçbir fikrim yok ama bana ciddi gibi geldi.
Ben de bunun üzerine biraz düşündüm çünkü hiç böyle bir soru beklemiyordum.
Önce aşkla ilgili kendi nacizane görüşümü bildirmek istiyorum.
Ben aşkın zaten bencilce bir şey olduğunu düşünüyorum.
Aslında biz aşık olduğumuzda yine kendimize aşık oluyoruz.
Şöyle bunu biraz daha açıklayayım.
Birine aşık olduğunuzda Ondan nelerden etkileniyorsunuz?
Mesela karakterine bakalım. Belki görmek istediğiniz, kendinizde olmayan ya da hep kendinizde var olmasını istediğiniz bazı özellikleri karşınızdakini de görüyorsunuz.
Ve onun o taraflarına aslında aşık oluyorsunuz.
Bu da bir nevi kendinizde olamadığınız kendinize aşık olmaya benziyor.
Bence. Tamamen kişisel fikirlerim bunlar.
Bu nedenle ben böyle çok gerçekçi bir robot bulmuşum.
Ve tam olarak da benim aşık olacağım şekilde programlanmış.
Ve bunu da biliyorum. Sanırım devam ederdim ya.
Uzaktan konuşması da çok kolay yalnız.
Çünkü böyle bir şeyin başıma gelme ihtimali oldukça düşük olduğu için havadan atıyorum gibi oldu birazcık.
Ama zaten her halükarda ben aşık olduğumda yine kendimde aradığım özelliklere aşık olacağım.
Bu robot olmuş, insan olmuş.
Çok fark etmiyor.
Aslında insanlar da bir nevi biyolojik robotlar diyebiliriz.
Bu söylediğim söz birazcık tepki çekebilir, farkındayım.
Ama siz zannediyor musunuz ki yani insanlar çok öngörülemeyen farklı varlıklar.
Biz etten, kemikten ve kandan oluşmuşuz.
Onlar da farklı bir maddeden oluşuyor.
Tabi hani bilinç konusu var, özgür irade bunlar farklı şeyler ama böyle teknoloji çok ilerlemiş.
Robotlar insanlar gibi düşünebiliyor, kararlar alabiliyor.
Ve insanlar gibiler aynı.
Böyle bir evrende olurdu.
Bununla ilgili hatta size bir dizi önermek istiyorum.
Westworld diye.
Şimdiye kadar izlediğim en iyi dizi diyeceğim ben ona.
O da tamamen böyle robotların sevmesi, aşık olması, hissetmesi ve bilinç kazanması üzerine bir diziydi.
Belki onu izlerseniz bu soruya kendi içinizde de iyi bir yanıt bulabilirsiniz.
Öyle söyleyeyim. Pekala.
Geliyorum bir diğer soruya.
Anksiyeten var ve ben yapmam gerekenlerin olumlama, egzersiz, disiplin ve benzeri şeylerin farkındayım ama asla başlayamıyorum ve daha da kötü hissediyorum.
Ertelemeye devam ediyorum demiş.
Bu bir soru galiba hani nasıl bundan vazgeçerim diyor yanılmıyorsam.
Yani bununla ilgili size ne söyleyebilirim?
Hiçbir fikrim yok. Birazcık beni aşıyor sanırım bu soru.
Belki destek almayı deneyebilirsiniz.
Bir psikologdan size yol gösterebilecek, daha profesyonel bir şekilde yardım edebilecek birisinden.
Çünkü anksiyetiniz var ve bu medikal bir sorun bir noktada.
Bence bununla ilgili birisinden destek alsanız çok çok iyi olur.
Ama onun dışında ertelemeyle ilgili bu podcast'ın ilk bölümü var.
Yaşamayı erteleme. Belki onu dinleyip faydalanabilirsiniz.
Ya da meditasyon yapmakla ilgili çok güzel meditasyon.
uygulamaları var. Hani onlara bir ücret ödeyip sonra ödediğiniz ücretin karşılığını almayı bir motivasyon unsuru olarak kullanarak mindfulness egzersizlerinizi daha kolay yapabilirsiniz belki diye düşündüm.
Bu soruya verebileceğim yanıtlar bu kadar.
Keşke daha kapsamlı bir şeyler söyleyebilseydim.
Ama çok da böyle bilgim olmayan tehlikeli konularda konuşmayı sevmiyorum.
Gelelim bir diğer soruya.
Belki çok kilişe bir soru olacak ama kişi kendi nasıl geliştirebilir?
Bunun yolunu okumaktan geçtiğinin bilincindeyim fakat verimli okuma nasıl olur bunu bilmiyorum.
Kitabı kapattıktan sonra aklımdaki her şey uçup gidiyor.
Halbuki ben kitabı bitirdikten sonra alıntıları kullanmak ya da kitap hakkında uzun uzun diye konuşmak istiyorum ama kendimi ifade edemiyorum ya da hislerimi dile dökemiyorum.
Ne izlemem ne okumam gerekir siz ne tavsiye edersiniz?
Bu bölümün başında da söylediğim Kendini geliştirmekle ilgili gelen sorulardan bir tanesiydi.
Ama oldukça kapsamlı yazılmış ve baya içten gelerek yazılmış.
O yüzden burada okumak ve minik bir yanıt vermek istedim.
Daha çok hani izleme, okuma ya da başka konulardaki tavsiyelerimle ilgili yeni bir bölüm yapacağım.
Bu zaten cepte. Ama onun dışında şöyle söyleyeyim.
Çağımızda kendini geliştirmek gerçekten kolay.
Yani podcastler var, YouTube videoları, kitaplar, ücretsiz...
Bulabileceğiniz bir sürü kitap var internet üzerinden pdf olarak okuyabileceğiniz.
Ya da online kurslar var ücretsiz olarak verilen ya MIT'nin bile verdiği bir sürü kurs var.
Hepsine ulaşabiliyorsunuz. Ben hatta bundan öncesinde size bir kere onun linkini vermiştim diye hatırlıyorum eski bölümlerden birinde.
Ulaşabileceğiniz o kadar çok şey var ki zaten.
Bu konu ayrı bir şey.
Bu kocaman alanın içerisinde elbette neyi okuyup neyi yapacağına karar vermek de zor.
O yüzden bununla ilgili ben bir rehber tarzı bir şey hazırlayacağım.
Fakat okudukların aklında kalması ve hayatına geçirmekle ilgili şöyle bir şey söyleyebilirim.
Öncelikle okuduğumuz her şeyin aklımızda kalmasını beklemek zaten gerçekçi değil.
Okuduklarımız aynı yediğimiz yemek gibi düşünün yiyoruz ve yeniden yemek yemeye ihtiyaç duyuyoruz.
Çünkü onları bir şekilde öğütüyoruz, bir kısmını dışarı atıyoruz.
Bir kısmı da bedenimizde vitamin oluyor, lif oluyor, kas oluyor, kan oluyor, bir sürü şeye dönüşüyor.
Okuduklarımız da aslında aynı böyle.
Belki her bir kelimesini zihnimize tutamıyoruz ama bir şekilde o bizim kişiliğimize yansıyor, konuşmamıza yansıyor, beynimizin gelişimine yansıyor.
Eğer hatırlamasanız bile okuduğunuz hiçbir şey boş değil.
Kitap okumak hiçbir zaman boş bir eylem değil.
Sadece beyninizin nöroplastik sitesini geliştirmesi dahi bence buna yeter.
Ama okuduklarınızdan alıntılar yapmak.
Ve onları başka insanlarla paylaşmak istiyorsanız mesela ben podcastlerde bunu çok yapıyorum.
Okuduğunuz kitaplardaki önemli yerleri dijital veyahut da normal bir not defterine kaydedebilirsiniz.
Bir de şöyle bir yöntem de uyguluyorum ben.
Bazı kitapları gerçekten öğrenme amacıyla okuyorum.
Yani bir roman havasında değil de bir ders kitabı havasında.
Onları... Bölüm bölüm özetler çıkarıyorum.
O bölümlerin içerisindeki alıntılarını yazıyorum.
Tabiri caizse bir böyle ödev dosyası gibi bir şey hazırlıyorum.
Bunun için de Notion isimli dijital not tutma uygulamasını kullanıyorum.
Bu şekilde okuduğum kitaplar birkaç sayfalık özetler halinde elimde bulunmuş oluyor.
Ve yeniden o kitapta öğrendiğim şeylerle ilgili bir bilgiye ihtiyacım olursa ya da sizinle paylaşmak istediğim bir nokta varsa kitabı yeniden okumak yerine Dönüp notlarımı okuyorum.
Böyle bir yöntem siz de tercih edebilirsiniz.
Kendini geliştirmekle ilgili tek şeyin zihninizi geliştirmek olmadığını bilmenizi isterim.
Yani sadece okumak, öğrenmek değil kendini geliştirmek ya da kültürlenmek, entelektüel olarak daha derin birisi olmak değil.
Duygusal ve sosyal zekanızı geliştirmek de çok önemli.
Bir yerde okumuştum.
Diyor ki 2020 ve 2030 yılları arasında büyük şirketlerin aradığı Top yetenekler yani en baştaki yetenekler şöyle.
İlk dördünü okuyacağım.
Birincisi complex problem solving.
Yani önündeki metin şu an İngilizce de oradan çevirmeye çalışıyorum.
Yani kompleks problemleri çözebilme yeteneği.
İkincisi critical thinking.
Yani eleştirel düşünme.
Üçüncüsü creativity yani yaratıcılık.
Dördüncüsü ise emotional intelligence.
Yani duygusal zeka.
Bence bu dört yeteneği geliştirmek, Genel olarak kendini geliştirmek demek.
Şey var ya sadece kitap okumak ya da sadece belgesel izlemek dediğimiz zaman evet bir şeyleri öğreniyoruz, yapıyoruz ama bunu ne için yapıyoruz?
Bunu neyi başarmak için yapıyoruz?
Elimizde daha somut bir sonucun olması kendimizi geliştirme ve öğrenme yolculuğumuzda bize daha çok destek olur.
En azından benim için öyle oluyor.
Mesela bu kompleks problemleri çözmek yani farklı zor zamanlarda zor kararları alabilmek ya da zor problemleri, çözümler oluşturabilmek sadece iş hayatında değil kendi hayatımızda
da çok önemli. Ve bu yeteneğimizi geliştirmek için ben roman okumanın harika bir seçenek olduğunu düşünüyorum.
Mesela roman okumaya yeni bir bakış açısı.
Neden? Çünkü romanlarda karakterler...
O kadar farklı sorunlarla karşılaşıyorlar ve o sorunlarını o kadar farklı çözümler geliştiriyorlar ki bazen benim böyle zihnim aydınlanıyor.
Zaten bir romanın sürükleyici olmasının yani daha doğrusu bir hikayenin sürükleyici olmasının temel taşlarından biri de kahramanın bir problemle karşılaşması, bir zorlukla karşılaşması
ve O zorluğu çözmesi, kahramanın yolculuğu denen şey budur yani.
Bunu takip ediyoruz. Roman veyahut da hikaye okurken kompleks problemleri çözme yeteneğimizde bu konudaki bakış açımız mesela roman okuyarak gelişebilir ve bu şekilde, bu düşünce
yapısıyla okuduğumuz kitaplara olan bakışımız da değişir.
Artık bir şeyin farkında oluruz.
Evet ben bu yeteneğimi geliştirmek için bu kitabı okuyorum.
Bu kitap bana şöyle şöyle faydalar sağlayacak.
Beynimi şöyle şöyle geliştirecek.
Yani sadece ondan alıntı yapmak değil mesele.
Bilmem anlatabildim mi?
İkinci yetenek de critical thinking yani eleştirel düşünme.
Yine bununla ilgili kitap okumak, bence film izlemek de aynı şekilde eleştirel düşünme.
Oldukça iyi gelir ve tartışmaları takip etmek, insanlar neler söylemiş, felsefe okumak, arkadaş çevremizde eğer varsa böyle birileri, onlarla konuşmak, onlarla tartışmalara girmek, eleştirel
düşünme yeteneklerimizi artırır ve çapraz okuma yapmak olabilir.
Çapraz okuma ne derseniz bunu da Google'a verin.
Uzun uzun şimdi onu da anlatırsam bölüm çok uzayacak.
Belki kendini geliştirmekle ilgili bölümde bundan bahsederim.
Creativity yani yaratıcılıkla ilgili ise bir bölüm yapmıştım ben zaten yaratıcı olmak istiyorum ama nasıl isimli.
Yaratıcılığın pek çok şekilde geliştirilebileceğini düşünüyorum ve her insan yaratıcı bir varlık olarak doğar.
Bu insan olmamızın doğasında var.
Yine o bölümü dinleyerek veyahut da bol bol yazarak ben yazmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum ya da çizerek de olabilir bir şeyler çizerek de içimizdeki yaratıcı benliğimizi uyandırabiliriz.
Ben bununla ilgili sabah sayfalarını çok etkin olarak kullanıyorum.
Sabahları uyanır uyanmaz bir şeyler yazıyorum.
Ya da işte ne bileyim kendimce, keyfimce, çirkinde olsa çizimler yapıyorum, konuşmalar kaydediyorum.
Mesela bir podcast yapıyorum yaratıcılığım beslediği için.
Yaratıcılığı da geliştirmek bence kendini geliştirmenin bir parçası.
Ve son olarak da emotional intelligence yani duygusal sosyal zekamız çok önemli.
Hatta hayattaki en önemli şeylerden biri.
Sırf bu konu üzerine bir bölüm hazırlıyorum.
Okumalarını yapmaya başladım.
Ne zaman gelir bilmiyorum ama konuşacak çok konu var gerçekten ve hepsi de birikti.
İnsanlar olan ilişkilerimizi düzenlemek, çevremizde olan sosyal ilişkilerimizin düzgün olması, sosyal varlıklar olarak bizim toplum içerisinde düzgün aksiyon alabilmemiz
için Duygusal zeka çok önemli.
Kendini geliştirmek derken bence bunu da dikkate alın.
Belki bu çerçevede insan doğası üzerine bir şeyler okumak ve farklı insanlarla tanışabilmek için kendinize alan açmak çok iyi olabilir.
Yeni insanlarla tanışmanın özellikle sizden farklı...
Garip bulacağınız, daha önce sizin gibi düşünmeyen insanlara hayatınızda yer açmanın zihninizi çok geliştirebileceğine inanıyorum.
Kendimi geliştirmekle ilgili şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.
Böyle bir dört madde sunmuş oldum size.
Birazcık da okuduklarınızı hatırlamak üzerine tüyo vermiş oldum.
Ama dediğim gibi daha geniş ve kapsamlı olarak konuşacağız aklımda.
Son soruya geçiyorum artık.
O da demiş ki 19 yaşındaki kendinizle konuşma şansınız olsaydı ona ne derdini?
Evet, geldik benim en sevdiğim soruya.
Ben bunu okuduktan sonra oturdum ve 19 yaşımdaki versiyonuma bir mektup yazdım.
Bu soruya yanıt olarak o mektubu şimdi sizlere okuyacağım ve bu bölümü de kapatacağım ondan sonra.
Hazır mısınız? Başlıyorum.
Çok değil, 6 yıl sonra hayalin dahi kurmadığın bir insana dönüşeceksin.
Şu an adını bile duymadığın işler yapacaksın.
Kendini kapana kısılmış...
Yolunu kaybetmiş, güçsüz hissediyorsun.
Gelecekten umudun yok.
Ama dönüşebileceğin insana dair de hiçbir fikrin yok.
Senden tek isteğim hayatın akmasına izin ver.
Ve inandığın, düşündüğün şeylerin doğru olmama ihtimalini hep aklında tut.
İnsan olma deneyimi yanında pek çok kusurla birlikte geliyor.
Bunlardan biri de kendini evrenin merkezinde sanıp her şeyin senin deneyimlediğin şekilde gerçekleştiğini varsaymak.
Zamanla öğreneceksin ki bu dünyada herkes farklı deneyimler ve gerçeklikler yaşıyor.
Hayat sandığından çok daha karmaşık ve güzelliği de buradan geliyor.
Aynı tüm karmaşasına rağmen akan ve değişen hayat gibi sen de devam etmelisin.
Akmalısın. Senin nelerin beklediğine dair hiçbir fikrin yok.
Ama bu seni korkutmasın.
Bunu sana derken 25 yaşındayım.
Ve beni bekleyen şeylere dair içimde haladır korku barındırıyorum.
Ama beni engelleyen bir korku değil.
Birlikte yaşamayı öğrendiğim bir korku bu.
Haladır ailenin ve gittiğin eğitim kurumlarının sana öğrettiği şekilde yaşıyorsun.
Ve bu yüzden acı çekiyorsun.
Bazı şeyler hemen değişmez.
Ve bu da onlardan biri.
Ama sana tüm hayatın boyunca zor zamanlarda aklında tutman gereken kendin hakkında birkaç bilgi vereceğim.
Birincisi... Başka insanlarla tanışmayı sevdiğin ve sosyal ilişkiler kurmada zorlanmadığın için kendini dışa dönük biri sanıyorsun.
Fakat tam tersi.
Sen içe dönük birisin.
İhtiyacın olan yalnız kalmak.
Kendinle vakit geçirmek ve kendini dinlemek.
İkincisi çocuklar gibi eğlenmeye çalış.
Çünkü 60 yaşına da gelsen içinde yaşayan mutlu bir çocuğa her zaman ihtiyaç duyacaksın.
O olmadan hayat zor ve sıkıcı olurdu.
Üçüncüsü ise Kitap okumaya devam et.
Gerçi bunu dememe gerek yok.
Sen okumadan duramazsın.
Hayatı, empatiyi, düşünmeyi, tarihi, bilimi, insan psikolojisini ve yaşamayı hep kitaplardan öğreneceksin.
Çevrende senin bu kadar çok okumandan ve olabileceğin kişiden korkan insanlar var.
Ve sana çerme takmaya çalışıyorlar.
Bunu değiştiremezsin.
Aynı gelecekte başına gelecek kötü olayları değiştiremeyeceğin gibi.
Sen sadece çepkilerini belirleyip, seçim yapabilirsin.
O halde kendi yolunda ilerlemeyi seçmelisin.
Ne kadar küçük ve savunmasız olduğunu gördükçe kalbim acıyor.
Ama bana zamanda yolculuk yapıp hayatını değiştirme şansı verilseydi bu şansı kullanmazdım.
Yaşadığın olayları yaşamadan, hissettiğin duyguları hissetmeden bugünkü haline gelemeyeceksin.
Ve ben bugünkü halimizden çok memnunum.
Kahvem bitti ve bu bölümde artık bitiyor.
Bana böyle güzel sorular sorduğunuz için ve beni dinlediğiniz için size çok teşekkür ederim.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Gelecek bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
