
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sıkışmış hissettiğimiz durumlara nasıl daha farklı açılardan bakabiliriz? Düşüncelerimizin sınırlarını nasıl zorlayabilir ve hayattaki problemlerimize nasıl daha özgürleştirici çözümler bulabiliriz?
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanılabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Açıklamalarda da var adres.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz öngörüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta biraz böyle hayata, olaylara, ilişkilere bakış açımızın yeri geldiğinde bizi ne kadar kısıtladığını Ve zihnimizi, perspektifimizi ne kadar esnetebileceğimizi konuşalım istiyorum.
Son zamanlarda gerek kendimde, gerek içinde bulunduğum sohbetlerde, gerekse danışan seanslarımda bazı konularda ne kadar dar bir çerçeveden baktığımızı fark ettim.
Sanki böyle bir şeyin tek olur varmış, tek çözümü varmış, tek açıklaması, tek olabilitesi varmış gibi.
Halbuki sonsuz olasılıkların mevcut olduğu bir evrende yaşıyoruz ama bazen zihnimizin parmaklıklarında hapsediyoruz kendimizi.
Farkında olmadan tabii ki.
O yüzden de bu hafta burayı nasıl genişletebiliriz bunları konuşmak istiyorum.
Ve Viktor Frank'ın çok sevdiğim bir sözü var onunla yapalım açılışı.
Diyor ki hayata bakış açımız nihai ve en büyük özgürlüğümüzdür.
Bakış açımızın bizi hayatta tutma ya da ölümümüze sebep olma gücü vardır.
Doğru söze ne denir diyorum. O yüzden de haydi gelin bugün biraz beyin fırtınası yapalım.
Sıkışmış hissettiğimiz durumlara nasıl daha farklı açılardan bakabiliriz?
Düşüncelerimizin sınırlarını nasıl zorlayabilir ve tabiri caizse böyle zihnimizi oyun hamuru kıvamında yoğurabilir, daha yaratıcı, daha özgürleştirici çözümler bulabiliriz.
Hayattaki problemlerimize ve tabii ki kafamızdaki soru işaretlerine.
Benim en çok karşılaştığım şeylerden bir tanesi...
Zihnimizde olan kalıplar ve o kalıpların içinde hapis olma durumu.
Zihnimizde öldüğümüz duvarların arkasında da bir dünya ya da sandığımızdan farklı bir çözüm olduğunu görememe hali.
Belki zihinsel körlükte diyebiliriz buna ama bazen öyle bir perde iniyor ki zihnimize arkadaşlar.
Sanki istediğimiz şeyi elde etmenin ya da yapmanın tek bir yöntemi var ve mevcut şartlar elverişli değilse tamam diyoruz, pes ediyoruz.
Somutlaştırayım biraz. Mesela danışanlarımla...
Sonlukta çalıştığım konulardan biri kariyer değişikliği ve bu alanda en çok karşılaştığım kalıplardan biri de ne yapmak istediğini keşfetme aşamasını biraz geçtikten sonra hatta o aşamada bile
daha böyle siyah beyaz bir yerden yaklaşmak.
Tabii ki hayatının en önemli alanlarından bir tanesinde büyük bir değişiklik yaparken gideceğimiz yöne dair elimizde ne kadar çok bilgi olursa, sepetimiz ne kadar çok dolu olursa, ne kadar çok donanımlı olursak
o kadar güvende hissediyoruz kendimizi.
O kadar daha iyi hissediyoruz, daha emin adımlarla yapıyoruz.
Bunu çok iyi anlayabiliyorum, bu çok normal bir şey.
Ama daha fazlasının sonu yok ve insan bir noktadan sonra kendinde olmayana odaklanıyor.
Ve çevresine bakıp ister istemez şunları düşünüyor.
Bende bu yetkinlik yok, tecrübe yok, yetenek yok.
Var ama diğerleri kadar iyi değil.
Onu yapabilmem için bu lazım.
Şöyle şartlar olması lazım.
O yoksa yapamam. Tekrardan lisans okumam gerek.
Bununla çok karşılaşıyorum bu arada.
Geç kaldım bu saatten sonra nasıl olur gibi argümanlar.
Ama ben de şunu soruyorum.
Peki sende olan ne?
Sen bu kadar yıllık tecrübenle, kendine kattıklarınla, öğrendiklerinle o alanda nasıl bir fark yaratabilirsin?
Yapmak istediğin şeyi farklı bir tondan, farklı bir yerden tutacak olsan şu anki tecrübelerini elinde olanlarla ne yapabilirsin?
O işi yapmak için, o işte iyi olmak için, istediğin yere gelmek için sadece tek bir yol mu var?
Farklı kolları olamaz mı o işin?
Tek bir ulaşım aracı mı var o işe?
Bunun uçağı var, helikopteri var, füzesi var, arabası var, treni var, hızlı treni var.
Işınlanma da demek isterdim ama maalesef henüz yok.
21. yüzyılda ışınlanmayı hala bulamamış olmamıza gerçekten inanamıyorum.
Çok üzücü. Ama yapacak bir şey yok.
Yetkililere sesleniyorum. Lütfen ışınlanmayı bir an önce bulun.
Ama belki de bu yüzden kalıplarda takılıyoruzdur.
Yani biz bir an önce bir yerlere ışınlanmak istediğimiz için.
Mesela şimdi bir tane örnek vereceğim size.
Beni çok etkileyen örneklerden bir tanesi.
Ve bana inanılmaz motivasyon vermişti.
Bir söyleşiye katıldım. Şirkete konuşmacı olarak Boys Get Set To diye bir markanın kurucusu geldi.
Bu bir giyim markası.
Bayağı da büyüyen bir giyim markası.
Özellikle son birkaç senede. Ama şurada şu parantezde açayım böyle moda ön...
Öncülüğü yapan bir giyim markası falan değil.
Normal bildiğiniz böyle tişörtler yapıyor.
Çok basit tişörtler, sweatshirtler, pantolonlar.
Ve belli yerlerinde kendi mottoları var.
Boys get sad too. Yani erkekler de üzülür.
Kurucusu da Kyle diye bir çocuk.
Çok böyle normal, sıradan, içten bir insan.
Çocuğun markayı kurma amacı toplum içinde erkeklerin üzerindeki bu tırnak içinde erkek adam, güçlü erkek baskısının mental sağlığı nasıl etkilediği üzerinde farkındalık yaratmak.
Bunun erkekler üzerinde nasıl bir baskı yarattığına dair bir farkındalık bilinç oluşturmak.
Bu konuyu gündeme getirip normalleştirmek.
Erkeklerin de kırılgan olabileceğini, erkeklerin de ağlayabileceğini ve bunun utanılacak bir yanı olmadığını vurgulamak.
Ve şu an geldiği nokta muazzam.
Ve dinlerken şunu fark ettim.
Bu çocuğun daha dar bir bakış açısı olsaydı bunu moda tarafından tutmak yerine şöyle düşünebilirdi.
Benim psikoloji background'ım yok.
Ben bunun hakkında konuşamam.
Ben kimim ki mental health konusunda bir şeyler konuşacağım.
Gidip önce bununla alakalı bir eğitim alayım.
Belli bir noktaya geleyim.
Şöyle de düşünüyor olabilirdi.
Ya ben önce kendi mental sağlığımı düzelteyim ya.
Ben kendi mental sağlığımı düzeltemedim ki bununla alakalı konuşayım.
Ya da konuşması esnasında şeyden de bahsetti.
Babasının ne kadar zorlandığından bahsetti.
Onun hikayesinin aslında onu biraz da böyle bir marka kurmaya ittiğinden bahsetti.
Belki şey de diyebilirdi.
Ya hani babama bak insanlar ne düşünür.
Ben kimim ki bunu kurayım gibi de düşünebilirdi.
Ya da belki yani bir erkek olarak bunu...
Konuşmak zaten zor, onun da topluma kazandırmaya çalıştığı şey bunun normalleştirilmesi ama belki de içten içe buna başlayacağım ama ya insanlar dalga geçerse, ya insanlar ciddiye almazsa gibi gibi
bir sürü şeyden dolayı buna başlamayabilirdi ve vazgeçebilirdi.
Ve şunu dedi söyleşi esnasında.
Bu işe girmeye karar verdiğimde şu an olduğumuz noktaya gelebileceğimi asla hayal etmedim.
Ne param vardı, ne yatırımcım vardı, ne doğru düzgün bir iş planım vardı.
Sadece fark yaratmak istedim.
Ve bu istek eğer insanın içinden sap niyetle geliyorsa karşılığı oluyor.
İnsanlar seni destekliyor.
Bu arada tabii ki gece gündüz çalıştığından hiç vazgeçmediğinden bahsetti.
Ve bir şeyden çok etkilendim.
Dedi ki şu an markamız çok büyüdü.
İstediğim etkiyi yarattı.
Biz bu bilinci... yarattık benim etki alanım içerisinde ve bundan sonra bu marka batabilir ben batabilirim çıkabilirim farklı bir yöne evrilebilirim burayı kapatabiliriz ama hiç önemli
değil ben bir amaç uğruna yola koyuldum ve o amacı gerçekleştirdim bundan sonrası benim için olursa güzel olur olmazsa dünyanın sonu değil noktası ve bu kafa yapısına gelmek
çok güzel bir şey olsa gerek çok böyle hayranlıkla dinledim Ve o da böyle gururlu anlatıyordu zaten yaptığı şeyi ve şunu ekledi dedi ki LinkedIn'de konuşmacı olmak benim için çok özel çünkü ben bu markayı kurarken destek
aldığım Herkesi LinkedIn üzerinden buldum.
Oradan oluşturduğum çevre sayesinde, oradan bulduğum insanlar sayesinde bu kadar büyüyebildik gibi bir cümle kurdu.
Platformun amaçlanan biri zaten network yapmak olsa da çok az insan LinkedIn ya da farklı platformları değerlendiriyor bu tarz durumlarda.
Konu iş aramak olduğunda bile kullanmamız gereken şekilde değerlendirmediğimiz bir platform olduğunu düşünüyorum.
Ama o çok ayrı bir konu.
Ona da ayrıca bir bölüm çekeriz.
Bu örneği de neden bugün mikrofona getirdim biliyor musunuz arkadaşlar?
İnsan olarak kendimizden daha büyük bir şeyin parçası olma ihtiyacı içindeyiz ya bir değer yaratmak istiyoruz, bir fayda yaratmak istiyoruz.
Büyük resimde insanlığa ya da çevreye dokunacak bir şeyler yapmak istiyoruz ve bunun etkisini görmek istiyoruz ya.
Yani en azından benim konuştuğum çevremdeki insanların %99'u böyle ve beni dinleyenlerin de böyle olduğunu bildiğim için söylüyorum.
Ve bazen şey düşünüyoruz ya ben bunun için geç kaldım, bunu yapmak için şunu okumam lazımdı, bunu yapmam lazımdı, şöyle bir yola evrilmem lazımdı diye.
Hayır işte lazım değildi.
Çünkü çok farklı yerlerden bakarak o istediğiniz etkiyi de yaratabiliyorsunuz.
Kyle'ın örneği burada bence çok önemliydi.
O yüzden de hani psikolojiyle alakalı, mental sağlıkla alakalı bir şeyler yapmak istiyorsanız onun sonucu ya da onun başlangıç noktası illa bu işin okunu okumak mıdır?
Bunu tekrar tartışalım isterim.
Tabii ki de okumak, tabii ki de bilinçlenmek çok önemli.
Ama bilinçlenmenin yanında bu şekilde bir şeyler de yapılabilir.
Daha fazla ses getirecek şeyler de yapılabilir.
Biraz daha böyle bakış açımızı açmak istediğim için getirdim bu örneği.
Kendimde çok etkilendiğim için.
Yani demem o ki hayatında seni tatmin edecek bir şey yapmak istediğinde bu kariyerin vesilesiyle ya da gönüllülük vesilesiyle olur.
Potansiyelin, karakteristik özelliklerin, azmin, bakış açın yani senin de masaya getirebileceğin, bu kadar sene edindiğin tecrübeyle kullanabileceğin, evirip çevirip kırpıp belki üzerine ufak tefek bir şeyler
koyarak daha da iyi bir şey ortaya çıkaracağımız senaryoyu neden düşünmüyoruz da?
Hep yok olana odaklanıyoruz.
Bunun üzerine bir düşünelim isterim.
Yani bunun arkasında ne var?
Gönüllülük demişken bu arada Selim Önal ile genç mühendislere silikon vadisinde fırsat yaratan bir dernek kurmasının detaylarını konuşmuştuk.
Ona da bakabilirsiniz. O da benim yine böyle çok ilham aldığım bölümlerden bir tanesiydi.
Evet ben ne diyordum?
Yine dağıldım. Neden bize var olanı değil de olmayan odaklanıyoruz?
Neden? Ben şöyle düşünüyorum.
Bizlerin genelde zihninde kodladığı bazı şeyler var.
Mesela bunlardan bir tanesi diyelim ki bir iş yapmak istiyoruz ve o işi yapan hali hazırda biri zaten var.
Ve o insanların, o istediğimiz şeyleri yapan kişilerin hatta iyi yapanların sahip olduğu da bazı özellikler var.
Ve buna istinaden bir mükemmel insan örneği yaratıyoruz o işi yapan.
Bunlar ne olabilir? Herkese sorsan değişir bu arada bu işi iyi yapan kişi nasıl olmalıdır diye ama...
Genel geçer konuşacak olursam işte tecrübesi, yeteneği, tutkusu, şansı, bu ailevi şansı olabilir, vaktinde doğru okulu okumuş olması olabilir, hayata geç kalma bölümünde konuşmuştuk herkes geri dönsem
daha farklı bir bölüm okumak isterdim diyordu hatırlarsanız ya da ekonomik olarak belki daha şanslı olmak olabilir.
Şimdi biz zihnimizdeki o mükemmel örneği öyle bir idealize ediyoruz ki kendimizi çizdiğimiz resimde bir yere yerleştiremiyoruz bile.
Çünkü biz oradan fersah fersah uzağız.
Sanki o istediğimiz hayatta, kariyerde bize ait değil gibi hissediyoruz.
Hayalini bile kurmakta, gözümüzde canlandırmakta zorlanıyoruz.
Az önce örneğini verdiğim bu Boyz Get Set 2'nun kurcusu Kyle, ben bunu hayal bile edememiştim buraya geleceğimizi dedi ya.
Ve ben orada şunu fark ettim.
Buraya geleceğini hayal bile edemedi ama daha kötüsünü de hayal etmedi.
Yani orada tabula rasa gibi zihnini boş bıraktı belki de.
Belki de olması gereken bu.
Ben bir tık daha romantik bir yerden bakıyorum.
Şöyle düşünüyorum. Eğer hayalini kurabiliyorsak bir şeyin, zihnimizde canlandırabildiğimiz çoğu şeyin gerçek olma ihtimali vardır.
Zihnim onu hayal edebiliyorsa nasıl da bulur diye bakıyorum ben.
Ama Kyle'in bakış açısını da çok tuttum.
Çünkü akışta bir bakış açısı ve biraz daha böyle kervan yolda düzülür mantığıyla yaklaştığı için kendini sınıramayan bir bakış açısı da.
Çünkü evet bir şeyleri düşündüğümüz, hayal ettiğimiz zaman hayal gücümüz sınırlıysa eğer sınırlıyor da olabiliriz.
Bunu deneyeceğim. Not aldım kendime.
Bunu illa kariyer olarak düşünmeyin.
Bunu alın kariyer dışında anneliğe koyun, arkadaşlığa, romantik ilişkilere, sağlıklı bir bedene, tatmin olduğunuz bir yaşam şekline.
Hepsine hemen hemen uyar bu düşünce tarzı.
Yani bu hayal etme ya da etmeme durumu.
Bu da beni nereye getiriyor biliyor musunuz?
İngilizcede bir kalıp var. Thinking outside the box.
Kalıpların dışında düşünmek.
Tam çevresiyle kutu dışında düşünebilme.
Yine saçma bir çeviri örneği.
Neyse. Buraya getiriyor.
Nedir bu? Kutunun dışında düşünme.
En basit haliyle yenilikçi ve geleneksel düşünce kalıplarından sapabilme yeteneğini ifade eden bir şey aslında.
Şimdi okuyan, araştıran, kendini geliştiren bir yapınız varsa ben zaten farklı açılardan bakabiliyorum diye düşünüyor insan.
En azından beni farklı açılardan bakmaya itecek şeyler yapmaya gayret ediyorum diyoruz içten içe.
Her ne kadar yaptığımızı sansak da bazen hamster gibi aynı döngüde dönebiliyoruz, dönmüyor muyuz?
Kendinizde bazen Allah'ım her şey aynı, hiçbir şey değişmiyor diye hissetmiyor musunuz?
Dönüp dolaşıp aynı düşünce paternlerini de bulmuyor musunuz?
Yani bunlar insani şeyler. İşte o noktada bence kutu dışında düşünme devreye giriyor.
Yani birbirinden destek almak ya da kendimizin o an...
Bir çıkmazda olduğunun farkına varır bir silkelenmemiz gerekiyor ya da birinin bizi silkelemesi gerekiyor.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Şimdi burada birkaç tane çözüm önerilerinden ben kendi hayatımda çalışan şeylerden bahsedeceğim ya da danışanlarımda faydasını gördüğüm şeylerden.
Birincisi ve en basiti kendimde de hep yakaladığım bunu yapmayı unutuyorum çünkü alternatif yolları düşünmek.
Şey diyorum... İlla böyle takılmış bir şekilde olmuyor, olmuyor, olmuyor.
Sonra derken Emine bir durur musun ya?
Yani bunun tek bir yolu mu var?
Tek bir şeklim var.
Bak bakalım daha farklı ne yapabilirsin?
Daha farklı nasıl bakabilirsin?
Daha farklı hangi açıdan yaklaşabilirsin?
Yeri geldiğinde hatta bence her zaman kime göre neye göre sorusunu sorabilmek ve sorunları veya durumları taze, orijinal bir bakış açısıyla ele alabilmek.
Hani Mindfulness'da başlangıç zihni diye bir mantık var ya.
Her ne yapıyorsan onu sanki hayatında ilk defa deneyimliyor gibi.
Yargılarından arınarak yapmaya, bakmaya, duymaya, görmeye, hissetmeye çalışmak.
Birazcık bunu hayatımıza dahil etmek bence çok faydalı oluyor.
Yine en çok karşılaştığım şeylerden bir tanesi.
Mesela danışanlarım da çok söyler, arkadaşlarım da çok söyler.
Ya benim farkındalığım var ama ben bu farkındalığımı hayata geçiremiyorum.
Neden geçiremiyoruz?
Bu konuyu hani bu...
Kutu dışında düşünmeye koyacak olursak ya da zihin kalıplarının dışında düşünmeye koyacak olursak ben şöyle düşünüyorum.
Birincisi bu lanet olası icat çıkarmama mantığı var ya küçükken böyle heyecanla büyüklerimize gidip anlattığımız şeylerde aldığımız cevap.
İcat çıkarma şimdi, iş çıkarma şimdi diye.
Galiba bunu fazla içselleştiriyoruz bazen.
Herkes böyle yapıyor demiyorum ama çok büyük bir kısmımız bunu yapıyor olabilir.
Onun dışında sürekli böyle bir zamanla yarışma halinde olduğumuzdan dolayı özellikle günümüz dünyasında bir şeye çözüm bulunacaksa acil çözmek lazım.
O yüzden de şimdi deneme yanılma zamanı değil bununla vakit kaybedemem diye düşünüyor olabilir insan ama şeyi de görmüyoruz ki yani aynı şeyi defalarca yapıp ondan sonuç alamamanın aslında
daha büyük bir zaman kaybı olduğunu ya da Aynı düşünce paterninde sürekli takılı kalmanın aslında bizi daha da dibe çektiğini ve daha büyük bir zaman kaybolduğunu görmüyoruz bazen.
O yüzden belki zamanla yarışıyor olsak bile o zaman içerisinde bir tık daha farklı düşünmeye çalışmak da faydalı olabilir diye düşünüyorum.
Onun dışında risk almak istemiyoruz.
Çünkü sonucunda bize ne getireceğini bilmiyoruz.
denenmiş, onaylanmış bir yoldan gitmek tabii ki daha güvenli.
Herkes için geçerli bu.
Ama bu konuyla ilgili de bir önceki bölümü kesinlikle tavsiye ederim henüz dinlemediyseniz.
Tolga Erman'la nefis bir sohbetimiz oldu risk üzerine ve çok güzel mesajlar aldım sizlerden.
Teşekkür ederim bunun için. Ve tabii ki varsayımlardan uzak durmak.
En çok faydasını gördüğüm şeylerden bir tanesi de bu.
Mevcut inançları ve varsayımları sorgulama.
Bir nevi fabrika ayarlarımla oynama.
Seanslarımda da genelde bir fikre direnç olduğunu hissettiğimde, özellikle danışanlarım eleştirel bir tonla kendilerini eleştirel bir tonla geldiğinde şöyle bir soru soruyorum.
Bu düşünce kime ait? Tabii ki birey toplum ilişkisini göz önünde bulundurduğumuzda birbirinden ayrı düşünülemez.
Bizi biz yapan, şekillendiren şeylerin başında geliyor değil mi?
Doğduğumuz ev, büyüdüğümüz topraklar, içinde yetiştiğimiz kültür.
Ama bizi sadece onlar mı şekillendirmeli?
Zihnimizin içine yerleşen düşünceler, sesler, inançlar bizi sınırlamalı mı?
Bence sınırlamamalı.
O yüzden de...
Böyle bir direnç hissettiğinizde inançlarınızı sorgulamaktan, o düşünce kalıplarını sorgulamaktan çekinmemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Yani bu bana mı ait? Gerçekten bu düşünce bana mı ait?
Yoksa bu benim öğrenilmiş tabiri caizse çaresizliğim mi?
O yüzden de arada bir kendinizi bir şeye direnirken hissettiğinizde, çıkmazda bulunduğunuzda ya da çözüm üretemediğiniz düşündüğünüzde kendimize şunu sormak çok iyi gelebilir.
Bu düşünce, bu inanç nereden geliyor?
Hatta... O kalıba meydan okumak bile buna inanmasam neye inanırdım?
Ne olurdu? Böyle bir kıstım olmasa neler mümkün olabilirdi?
Yani onu tam tersini düşünmek.
Bazen bazı kalıplar o kadar güçlü, inanç mekanizması o kadar derinden geliyor ki şimdi herkesin inandığı bir şeyin tersini düşünmek bile insanı korkutabiliyor.
Ama yani olabilir.
Siz hepiniz ben tek diye de düşünebilirsiniz yani bu da olabilir.
Çok anarşik hissettim kendimi ama ne yapayım tabiatım böyle diyerek Teoman abimize bir selam çakalım.
Hatta bir duralım Teoman'a saygı duruşunda bulunalım arkadaşlar.
Bir röportajında şey diyordu ben ortam nerede güzelse oraya okumaya gitmek istedim.
Boğaziçi güzel dediler ben de oraya gittim diyor ve her seferinde atılacağı sene sınava yeniden girip Boğaziçi'nin tekrar kazanması ve böylece okumaya devam etmesi şaka gibi değil mi?
Sonuçta bitirmişti galiba bitirmişti ama 4 kere falan tekrar etmiş bir durum.
Yani diyor ki ben illa okudum 4 senede bitireyim bir işe gireyim düzenli bir gelirim olsun gibi bir şey zaten hiç düşünmedim.
Ben hayatımı yaşayayım, müziğimi yapayım ki onu da arada bir yapmaktan vazgeçiyor.
Neyse ki parası bitiyor da geri dönüyor müziğe.
Neyse bunları istedim diyor.
Yani Teoman bence toplum normlarını göz önüne alınca muhteşem bir örnek değil belki ama burada otantik bir şekilde var olma konusunda benim idolüm kendisi.
Merak edenler Nilay Örneği'nin Nasıl Olunur kanalındaki sorisini dinleyebilir.
Azıcık uzun ama ben dinlerken hep şunu düşündüm.
Ya Teoman bir gün denk gelsek de şöyle şaraplarımızı yudumlayarak varoluş krizlerimizi bir çarpıştırsak be dedim içimden.
Ama onun dışında ben Teoman'ın şarkılarıyla büyüdüm.
Zaten en sevdiğim sanatçılardan bir tanesidir.
Çok da isterim böyle bir gün inşallah denk geliriz.
Evet Teoman'ı burada bırakalım ve gelelim bu biraz daha kalıpların dışında düşünmeye.
Tekniklerinde neler yardımcı olabilir?
Benim en faydasını gördüğüm şeylerden bir tanesi yine dünyanın en basit sorusu ama en etkili sorularından bir tanesi, en güçlü sorulardan bir tanesi.
Neden? Bunu yapamam.
Neden? Bunu istiyorum.
Neden? Bundan çekiniyorum.
Neden? O zar giderlisi.
Ya da şu, özellikle bir şey istediğiniz zaman, çok istediğiniz zaman bu benim için neden önemli?
Onu yapınca, onu elde edince ne olacak?
Nasıl hissedeceksiniz? Kim olacaksınız?
Var olduğunuz düzendeki yeriniz ne olacak?
Sizin dışınızdaki insanlar, durumlar, çevreniz nasıl etkilenecek sizin istediğiniz o şeye ulaşmanız durumunda?
Bunların cevapları geldiğinde nasılı daha kolay geliyor ve kendinize ürettiğiniz bahanelerin ne kadar kısıtlayıcı olduğunu ya da bazı kolay şeyleri nasıl gözünüzde büyüttüğünüzü
görüyorsunuz. Bir diğer alternatif soru örneği de İngilizce'deki bu what if dediğimiz.
Yani ya böyle olursa, ya şöyle olursa, ya böyle olmazsa ya da en kötü ne olabilir ki?
Bir ara şeye sarmıştım.
Bundan daha farklı yaklaşacak olsam neresinden tutardım konuyu, nereden bakabilirdim?
Ya da muhakemesine güvendiğiniz birine sormak da çok işe yarıyor.
Soramıyorsanız da belki o kişi sizin ulaşabileceğiniz bir yerde değil, ünlü bir düşünür vs.
Kendi zihninizde o kişiyi düşünün.
Diyelim ki atıyorum Eric Fromm olsa ne derdi?
Bu da yine benim böyle oturup güzel bir şarap eşinde sohbet etmek istediğim insanlardan bir tanesi Eric Fromm.
Evet yani o olsa ne düşündüğümde, bu olsa nereden yaklaşırdı gibi şeyler düşünmek de hani böyle zihnimizin kapılarını açan, o zihnimizin labirentlerinde dolaşmamızı, farklı şeyleri keşfetmemizi sağlayan sorular
bence. Bakın çok basit şeyler ama...
Bir de bu algıları açma konusu var.
Ne demek istiyorum? Bir örnek de açıklayayım bunda.
Şu her yerde kullandığımız cırt cırtlar var ya.
Onun hikayesini biliyor musunuz?
Bilmiyorsanız hemen anlatıyorum.
Şimdi aşırı basit ama çok etkileyici bir hikayesi var bence.
1940'ların başında İsviçreli mühendis George de Mastro bir dağ avından dönüyor.
Yürürken de ceketinin ve köpeğinin tüylerinin üzerine yapışan bu ardıç tohumlarını fark ediyor.
Diyor ki aa! Ne kadar değişik bir mekanizma.
Ben bu tohumları alayım bir mikroskopla inceleyeyim.
Bakalım ne çıkacak. Ve tohumların küçük böyle çıkıntıları olduğunu fark ediyor.
Bu yüzden giysilere ve köpeğin tüylerine takıldığını görüyor.
Sonra da... Doğan'ın bu basit ama etkili yapışma yönteminden esinlenerek insanlar için benzer bir işte bağlama sistemlerini geliştiriyor.
Yani cırt cırt dediğimiz şey böyle ortaya çıkmış.
Asıl adı da Velcro bu arada.
Cırt cırta göre tabii ki çok daha havalı.
Başlangıçta tabii ki insanlar şüpheyle yaklaşıyor her yenilikte olduğu gibi.
Ama şöyle bir bakın etrafınıza.
Giyimden, ayakkabıdan, havacılıktan, tıbba kadar birçok olan da cırt cırtlar hayatımızı kurtarmıyor mu sorarım size.
Bizi çok kısıtlayıcı ortamlarda, bizi çok kısıtlayıcı çevrelerde bulunmak da yaratıcı çözümler üretmemizi engelleyebiliyor.
O yüzden bulunduğumuz ortamı değiştirmek çok önemli ama doğanın yaratıcı gücü etkisini küçümsememek de gerekiyor.
Hazır yeri gelmişken doğanın yaratıcı gücü demişken şinrin yoku orman banyosu bölümünü de önereyim.
Bu konunun arkasındaki bilimsel detayları merak edenler için oraya da bakabilirsiniz.
Bir de yeni bir kitap okumaya başladım.
Adı The Well-Guardened Mind.
Türkçesi de zihnimizde ve ruhumuzda bahçıvanlık.
O da... Bahçıvanlığın, bahçeyle uğraşmanın, toprakla uğraşmanın mental sağlığımıza nasıl iyi geldiğine dair bir takım araştırmalar ve hikayeler anlatan bir kitap.
Şimdilik güzel gidiyor, tavsiye edebilirim.
Onun dışında benim çok faydasını gördüğüm şeyler de şöyle.
Az önce dediğim gibi mekan değişikliği.
Bunun bilimsel olarak da kanıtı var.
Zaten yaratıcı düşünmeyi ve problem çözmeyi teşvik etmesi konusunda farklı açılardan bakabilmek için arada böyle rutinimizin dışına çıkmak çok önemli.
Çalıştığımız masanın yerini, odanın şeklini bile değiştirmek dahil olabilir buna.
Eğer sabah insanıysanız bu sabahların bir rutini olmalı diye bir bölüm çekmiştim vakti zamanında.
Orada böyle nasıl rutin kurabileceğimizden bahsetmiştim.
Sadece sabah insanı olmanıza gerek yok bu arada.
Akşam rutininiz de olabilir.
değiştirmenin de çok faydalı olduğunu düşünüyorum yani mesela bazen sabahları kalkıp egzersiz yapıp kitap okuyup meditasyon yapmak rutinimken bazen kalkar kalkmaz kendimi dışarıya atıp gün doğumunu izlemek ondan sonra güzel kahvemi
yudumlamak sonra eve gelip bir şeyler yazmak gibi böyle şeyler de olabiliyor tamamen mevsime göre diyeyim değişiyor rutinlerim onun dışında duş çok grip bir şekilde bazı insanlar duştayken aşırı
yaratıcı ve motive oluyor. Sanırım kendimize baş başa kaldığımız ve hayal gücümüzün aktif olduğu nadir anlardan biri olduğundan mütevellit.
Niye fısıldıyorum? Benim de hiçbir fikrim yok.
Neyse. Bir de böyle sakinleştirici bir etkisi var ya zihnimiz böyle durulunca haliyle daha farklı şekillerde düşünmeye başlıyor.
Sanıyorum duşun da böyle bir etkisi var.
Yürüyüşü söylememe gerek var mı bilmiyorum.
Her bölümde zaten doğa yürüyüşlerini güzelliyorum ya da yürüyüşleri park yürüyüşlerini de güzelliyorum ama...
Gerçekten farklı bir etkisi var.
Yani benim kafam yürürken çalışıyor.
Bacaklarım çalıştığında kafam da çalışıyor.
İlginç. Filozofların yürüyüş rutinleri zaten meşhur.
Bununla alakalı bayağı içerik var her yerde.
Hatta Yürümenin Felsefesi kitabını okumadıysanız öneririm.
Ya da özetine bakın. O da olur.
Ama filozoflar dışında da Steve Jobs mesela fikir bulmak için yürüyüş toplantıları düzenlermiş şirkette.
Ya da Tchaikovsky eserleri üzerine çalışmadan önce köyünde böyle birkaç saat yürüyüş yapar.
Öyle başlarmış çalışmaya.
O yüzden bu da yine bizim kalıpların dışına çıkma anlamında fayda görebileceğimiz şeylerden bir tanesi.
Yine altını çizmiş olayım. Bir de şöyle bir şey gördüm araştırırken.
Çok mutlu oldum ben de yaptığım için.
Normal lütfinize yaratıcılık zamanı arasında psikolojik bir mesafe yaratın diyorlar.
Ona da yazar Toni Morrison'ın her sabah yazmaya başlamadan önce güneşin doğuşunu izleme örneğini vermişler.
Bu yüzden çok mutlu oldum. Çünkü bu aralar beni en çok mutlu eden şeylerden bir tanesi bu.
Tabii ki her sabah yapamıyorum İngiltere'nin bed havasında.
Ama böyle gökyüzü açık olduğu zaman hiçbir şey yapmadan gözümü açmamla kendimi dışarı atmam bir oluyor.
Çünkü böyle o renk çünkü şu pembe, lila, sarı, kızıl gökyüzü öyle bir huzur veriyor ki.
Böyle... Aynı şekilde gün batımı da öyle huzur veriyor bana.
Ama nasıl yapıyor bilmiyorum bu gün batımı ve gün doğumu.
Zihnimin çarklarını bir şekilde daha hızlı döndürüyor.
Bir şekilde böyle farklı kapılar açıyor zihnimin içinde.
Çok ilginç. O yüzden tavsiye ederim.
Ya şey mi kursak acaba?
Böyle bir gün doğumu ve gün batımı kulüpleri kursak mı?
Böyle paylaştığınız şeyler varsa, çektiğiniz fotoğraflar, videolar varsa böyle gökyüzü rengarenk beni etiketleyip paylaşın olur mu?
Çok seviyorum böyle fotoğraflara bakmayı ki ben de bu arada bayağı Instagram'da paylaşıyorum.
Beni Instagram'da takip edenleriniz bilir.
Yakaladım mı o pembe gökyüzünü hiç kaçırmıyorum.
Konuya geri dönelim. Yani kısacası demem o ki şöyle düşünelim.
İnsanlık farklı açılardan bakmayı başaramasaydı ne Fatih İstanbul'u fethedebilirdi.
Biliyorsunuz nasıl fethedildiğini İstanbul'un anlatmama gerek yok.
Ne Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda topraklarımızı geri alabilirdi, ne biz bugün internet gibi bir aracı sahip olur, bilgiye kolayca ulaşabilirdik, ne siz bu podcast'ı niye olurdunuz, ne Netflix gibi bir
oluşumla totomuzu kaldırmadan bir sürü film izlerdik, ne de Kindle gibi dünyanın en güzel icadı olan dijital kütüphane oluşturabilirdik.
Tabii ki bunlar tartışılır, fiziksel kitap fanları ayrı, sinema fanları ayrı vs.
vs. ama ben sadece böyle biraz daha büyük bir resimden...
Bakmamızı sağlamak istiyorum.
Yani demem o ki hayat kendimizi zihnimizin kalıplarında mahkum etmek için çok kısa.
Herkesin her şey, her şeyin hiçbir şey olabileceği şu dünyada.
Neden kendimizi kısıtlayalım ki arkadaşlar?
Evet sanırım bir bölümün daha sonuna geldik.
Eğer sizde hayatınızda, kariyerinizde farklı yerlerden bakabilmek, kör noktalarınızı keşfedip kalıpların dışına çıkmak istiyor ve bunun için profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyorsanız benimle her zaman iletişime
geçebilirsiniz biliyorsunuz.
Açıklamalardan ücretsiz ön görüşme randevusu alın.
Tanışalım, konuşalım, bakalım birlikte neler yapabiliriz.
Kendinize çok iyi bakın.
Sınırlarınızın esiri olmayın.
Hoşçakalın. Bir sonraki hafta görüşürüz.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
