
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ücretsiz Zaman Yönetimi değerlendirme şemasını buradan indirinEngin Geçtan'ın da dediği gibi; İnsan bir zaman tüketicisidir. Yaşamımız boyunca yitirdiğimiz bazı şeyleri yeniden elde edebilir ya da yerine koyabiliriz ama tükettiğimiz zamanı asla! Sizlerin talebi üzerine bu bölümde zaman yönetimine ilişkin kullandığım methodlardan ve kendi tecrübelerimden bahsettim.Daha fazla farkındalık egzersizi, zaman yönetimi kurs duyuruları, pratikler ve kitap önerileri için E-Bülten'e kaydolmak için tıklayınZaman yönetimi konusunda koçluk desteği için iletişimBahsettiğim planlama methoduArtwork: Salvador Dali
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Arkadaşlar bugün zaman yönetimi çerçevesinde...
Planlama, önceliklendirme ve alışkanlıklardan bahsedeceğim.
Çünkü geçtiğimiz haftalarda bu konuya ilişkin baya bir mesaj aldım açıkçası.
O yüzden de hem kendi kullandığım metotlardan hem zamanını çok iyi yönettiğini gözlemlediğim kişilerin neleri farklı yaptığından, hayatını nasıl önceliklendirdiğinden hem de birazcık tecrübelerimden
bahsediyor olacağım. Ama bir yandan da zaman yönetiminin çok kişisel olduğunu düşünüyorum.
Çünkü herkesin alışkanlıkları, tecrübeleri ya da durumlara yaklaşımları, bakış açısı farklı.
O yüzden de herkesin kendine ait bir zaman yönetimi planının olması gerektiğini düşünüyorum.
Bu düşünceden de yola çıkarak belirli aralıklarla zaman yönetimi, grup koçluğu açıyorum.
Ufak gruplar, 8-10 kişilik, herkesin kendi yönetimini bulmaya yönelik güzel paylaşımlar yaptığımız gruplar oluyor bunlar.
Ve her zaman dediğim gibi ilk olarak da newsletter üyelerine duyuruyorum.
O yüzden eğer Emine ben de istiyorum buna katılmak ya da bir sonraki zaman yönetimi, grup koçluğu ne zaman diye merak ederseniz açıklamalardaki linkten e-bütlene kayıt olabilirsiniz.
Detaylara girmeden önce...
Ingeçtan'ın bu konuya ilişkin insan olmak kitabında altını çizdiğim çok güzel bir cümleden bahsetmek istiyorum.
Diyor ki insan bir zaman tüketicisidir.
Üstelik bize ayrılan bu zaman oldukça sınırlıdır da.
Ama yine de çoğumuz yapmak istediklerimizi sonsuza dek zamanımız varmışçasına erteleriz.
Yaşamımız boyunca yitirdiğimiz bazı şeyleri yeniden elde edebilir ya da yerine başka şeyler koyabiliriz.
Ama tükettiğimiz zamanı asla.
Gerçekten gönülden katılıyorum bu cümleye.
O yüzden de elimizdeki zamanı doğru kullanmanın, doyumlu bir hayat yaşamamızda ya da gelişigüzel hayallerimize katkısında çok büyük faydası olduğunu düşünüyorum.
Şimdi hazırsanız başlayalım.
Öncelikle size yıllardır kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir metottan bahsedeceğim.
Bu metot sayesinde de hem 9-5 işimi yönetebiliyorum, hem ek olarak farklı işler yapabiliyorum, hem bu podcast'ı üretebiliyorum, editleyebiliyorum.
Aynı şekilde kendime vakit ayırabiliyorum, sevdiklerime de vakit ayırabiliyorum.
Ben çok faydasını gördüm, o yüzden de sizinle şimdi detaylarını paylaşacağım.
Bu metodun adı The Purposeful.
Planning method yani anlamlı planlama metodu.
Ben birkaç sene önce böyle araştırırken zaman yönetimiyle alakalı daha iyi ne yapabilirim diye Matt East isimli bir verimlilik koçunun kaynaklarına denk geldim.
Bu kitabın yazarı. Aynı şekilde podcasti de var.
Merak edenlere açıklamalara linki bırakırım.
Ama maalesef Türkçesi yok.
İngilizce olarak bakabilirsiniz.
Ya da web sitesinden bakacaksanız da Google'dan çeviri yapabiliyorsunuz diyebiliyorum.
Neyse şimdi Matt East vakti zamanında böyle hiç sevmediği bir işte çalışıyor ama çok iyi para kazandığı için işini bırakamıyor.
Ama bir yandan da hani yavaş yavaş kendi işini kurmak istiyor.
Tamamen kendi istediği gibi bir hayat yaşamak istiyor.
Eşine çocuklarına kendi sağlığına fiziksel ve mental sağlığına vakit ayırmak istiyor falan.
O yüzden de baya bir araştırma yapıyor.
Okuduğu ya da araştırdığı hiçbir şey onu %100 tatmin etmiyor.
Ondan sonra da işte bu ünlü düşünürlerin, yazarların, filozofların hayatlarını incelemeye başlıyor.
Onların zamanını nasıl yönettiğine bakıyor.
Günün sonunda da hepsini harmanladığı bir metot ortaya çıkartıyor.
Hani şimdi böyle söyleyince inanılmaz değişik bir metot ortaya çıkardığını düşünmeyin.
Atom parçalamamış adamcağız.
Aslında bildiğimiz takvim bloklama yöntemi yapmış ama bu yöntemi iki farklı katmana ayırıyor.
Bu iki katmanda şunlar var.
Birincisi alışkanlık katmanı, ikincisi de akış katmanı.
Zamanınızı yönetmek için önceliklendirmenizi ve planlamalarınızı bu iki katmana göre yapın diyor.
Sanırım benim de bu yöntemden çok verim almamın sebeplerinden bir tanesi bu alışkanlık katmanını dahil etmiş olması.
Çünkü bu alışkanlık katmanında kastı aslında sizin ruhunuzu, zihninizi ve bedeninizi besleyecek rutinler.
Kısacası kendinizi ayırdığınız zaman kendinizi önceliklendirmek gibi de düşünebilirsiniz bunu.
Çünkü şöyle düşünün.
Zihninizin berrak olduğu haliyle gün içerisinde işlerinizi rahat rahat halletmek var ya da sürekli aklınızda böyle şunu da yapmam lazım bunu da yapmam lazım aman şunu da yapamadım diye milyonlarca
düşüncenin geçtiği yerler var.
Benim şahsi düşüncemde güne ne kadar sakin ve berrak bir zihinle başlarsanız gün içerisinde zamanınızı o kadar iyi yönetir ve o kadar verimli olursunuz.
Hatta bununla alakalı sabah rutinlerine ilişkin bir bölüm yapmıştım bu sabahların bir rutini olmalı diye eğer isterseniz onu da dinleyebilirsiniz.
Ki yazar da şeyden bahsediyor bu arada kitabın içerisinde Beethoven'dan, Picasso'dan, Hemingway'den, Murakami'den örnekler veriyor.
Stephen King'den de örnekler veriyor.
Bu kişilerin bu rutinleri sayesinde aslında zamanlarını ne kadar iyi yönetebildiklerinden bahsediyor.
Bunun da alışkanlık katmanına uyarlanması aslında takviminizi kendiniz için de bloklamanız.
Burada nasıl bir takvim kullandığınızın önemi yok.
Deftere yazmaktan hoşlanıyorsanız manuel bir takvim kullanabilirsiniz.
Ya da bu takviminiz böyle masa üstünde duran bir şey olabilir.
Ya da Outlook kullanabilirsiniz ki ben bunu kullanıyorum.
Çünkü hem işimin hem de özel aktivitelerimin hepsinin bir arada olması böyle daha düzenli duruyor benim için.
Hepsini bir arada görmek daha çok faydalı geliyor.
Onun dışında Apple kullanabilirsiniz ya da Google takvimi kullanabilirsiniz.
Tamamen size kalmış.
Ama kendinizi ayırdığınız bu vakti bir renkle belirtin diyor.
Yani bu pembe olabilir.
Yeşil olabilir artık her neyse bu alışkanlık katmanını farklı bir renge boyayın diyor.
Bir de şöyle bir şey var artık hani onu takvime koyduktan sonra ya da yazdıktan sonra aklınızda onu yapmam lazım düşüncesi olmuyor.
Bir noktadan sonra içiniz rahat oluyor.
Çünkü biliyorsunuz ki zamanı gelince onu yapacaksınız ve ertelememiş de oluyorsunuz.
Konu ertelemeye gelmişken şunu da söyleyeyim.
Bizim eyleme geçmeyi ertelerken harcadığımız enerji aslında o eyleme geçerken harcadığımız enerjiden çok daha fazla.
Hatta Engin Geçtan'ın o en başta örnek verdiğim kitabında şunu da söylüyor.
Sürekli bir şeyleri ertelemek diyor bizim kendimize olan saygımızın azalmasına da sebep olur.
O yüzden de zaman yönetimiyle erteleme aslında baktığınızda birbiriyle baya ilişkili.
Erteleme ile alakalı benim bir bölümüm var bu arada.
Sürekli bölümlere referans veriyorum ama bu konuların hepsi birbiriyle bağlantılı olduğu için erteleme konusunda problem yaşayanlar da o bölümü dinleyebilirler.
Ki baktığınızda da bir şeyleri sürekli yapmak isteyip yapamamak insanın modunu ve motivasyonunu çok düşüren bir şey.
Hatta bu Matt East'in kitabını okurken altın çizdiğim ve yıllarca aklıma kazınan bir cümle varsa o da motivasyonu aksiyon takip eder.
Çünkü biz ne zamanki artık harekete geçeriz o zaman daha da fazla motive olmaya başlarız.
Yoksa oturduğumuz yerde motivasyon beklemek de olacak bir iş değil.
O yüzden de güzel bir şekilde planlamamızı yapmamız gerekli.
Hatta Picasso'nun da bu konuyla alakalı...
Şöyle bir sözü var. Sadece inandığınız ve harekete geçtiğiniz bir planla hedeflerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
Başka türlü başarının yolu yok diyor.
Peki biz plan yaparken önceliklendirmemizi nasıl yapacağız?
Bence burası da çok önemli.
Çünkü bazen gerçekten de çok da önemli olmayan şeylere vaktimizi harcayabiliyoruz.
Hala da alışkanlık katmanındayım bu arada.
Akış katmanına geçmedim. O yüzden de alışkanlık katmanıyla alakalı ben kendime şunu soruyorum önceliklendirirken.
Bugün ne yapsam beni mutlu eder.
Yani ya da bu hafta ya da kendim için ne yaptığımda ben mutlu oluyorum.
Ya da benim enerjimin...
Neye ihtiyacı var? Enerjimi korumak için ne yapmaya ya da ne yapmamaya ihtiyacım var?
Ya da ne yaparsam hayatımdaki stresi biraz daha azaltabilirim.
Bunlar alışkanlık katmanı için sorduğum sorular ve dediğim gibi alışkanlık tarafında bunu haftalık, aylık olarak planlayabilirsiniz.
Ama Emine benim yine de önceliklendirme yaparken desteğe ihtiyacım var derseniz ben bu konuda size yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir pdf hazırladım.
Tamamen ücretsiz bir dosyadan bahsediyorum.
Bu pdf'in içerisinde de benim hem kendi hayatımda hem de danışanlarımda uyguladığım bir metot var.
Açıklamalarda linkte paylaşıyorum.
Oradan tıklayarak da bunu indirebilirsiniz.
Umarım size de yardımcı olur.
Hatta size şöyle bir örnek vereyim.
Eski çalıştığım şirketlerden bir tanesinde benim böyle çok beğendiğim bir yönetici vardı.
Beğenmemin sebebi de hem işinde çok başarılı hem böyle ikizleri ya da üçüzleri olması lazım.
Yani ailesine çok iyi vakit ayırabiliyor o kadar çalışırken.
O kadar çalışmasından kastım da şu sürekli seyahat ediyor hatun ve çok fit çok güzel.
Ve ben şey dedim yahu sen nasıl bu kadar spor yapabiliyorsun böyle seyahat ederken?
Her dakika farklı bir ülkede.
O da dedi ki benim bir önceliğim var kendi sağlığım ve ben de sabahları erken kalkıp koşuya çıkıyorum.
Hem böylece gittiğim ülkeyi de görebilmiş oluyorum sokaklarında kimse yokken koşunca.
Bu bana çok mantıklı gelmişti.
Yani böyle bir önceliklendirme yapabilirsiniz kendi sağlığınıza alakalı deyip şimdi yavaş yavaş da bu diğer akış tarafına geçeyim.
Yani gün içerisinde normal işinizi ya da işlerinizi hallederken neler yapmanız lazım?
Bunları nasıl organize etmeniz lazım?
Bu akış katmanı da alışkanlık katmanı gibi haftalık ya da aylık değil.
Aksine günlük olarak sizin güne başlamadan önce oturup artık benim olmazsa olmaz işlerim neler diye düşünüp planlama yaptığınız bir katman.
Bunlar ne olabilir mesela? Toplantınız olabilir, çocuğunuzu okuldan almak olabilir, bir sınava çalışıyorsunuzdur, oturup ders çalışmak olabilir.
Her neyse aslında hayatınızı idame ettirmek için yaptığınız ya da hayatınızı aksatmamak için yaptığınız şeyler bunlar.
Şimdi Mete istiyor ki burada evet bunları da bloklayın.
ve bu bloklamayı yaparken bunu farklı bir renkte kullanın ama nasıl önceliklendireceğiz çünkü bazen dediğim gibi önceliklendirirken 800 tane öncelik yazabiliyoruz ama şunu sorun kendinize diyor bugün tek bir şey tamamlayacak
olsam o ne olurdu buraya diyor ikinci şey ne olurdu üçüncü şey ne olurdu diye maksimum 3 tane yazabilirsiniz buradaki amaç çünkü Bütün takvimimizi aksiyon noktalarıyla doldurmak değil,
kendimize ayırabildiğimiz kadar vakit ayırmak aslında.
Daha kısa sürede daha çok iş yapabilmek.
O yüzden de eğer ki kendinizi böyle çok fazla önceliklendirme yazarken bulduysanız şunu da yapabilirsiniz.
Bunlardan hangisini ben birine eskale edebilirim?
Bunlardan hangisini ben yapmasam da biri yapsa olur ve o kişi kim?
Bu sorulara cevap verdikten sonra artık gününüzü yine o şekilde planlayabilirsiniz.
Şuna dikkat etmekte çok fayda var ki ben çok yapıyorum.
Planning fallacy diye bir şey var psikologların söylediği.
Yani planlama yanılması.
Çünkü biz bazı şeylerin daha kısa süreceğini düşünüyoruz olması gereken zamandan.
Ve ona göre mesela belki bir saat lazım.
Biz oraya yarım saat yazıyoruz.
Yarım saat blokluyoruz. Ondan sonra o iş uzuyor.
Sonra biz strese giriyoruz falan fıstık.
Ki bununla alakalı Fren çok dalga geçiyor bende.
Mesela bir yere gideceğiz. Diyor ki beşte evden çıkmamız lazım.
Ama Turkish time 5'le değil, English time 5'le.
Çok gülüyorum ona ama haklı yani.
Çünkü bana kalsa ben böyle aman şu kadar hazırlanırım, şu kadar da işte çıksam orada olurum 15 dakikada.
Halbuki o kadar kısa sürmüyor.
O yüzden de ben bir şeyleri böyle takvimde bloklarken hep diyorum ki ben bunu 1 saat diye düşündüm.
Ama ben bunu 1 saat diye düşünüyorsam bu 1 saat 15 dakika ya da 1,5 saat olmalı diye bir tık daha fazla zaman koyuyorum.
Böylece iki ayağım pabuca girmeden işlerimi halledebiliyorum.
Bununla birlikte frenin yaptığı işi önceliklendirmesiyle ilgili çok ilginç bir bakış açısı var.
Onu da söyleyeyim. Mutlaka faydası dokunan birileri olur.
Şimdi bir gün ben şeyi fark ettim.
Böyle fren yanında otururken bilgisayar açıkta çalışıyor.
İnanılmaz derecede okunmamış maili var.
İnanılmazdan kastım da 500-600 tane falan.
Dedim ki bunlar ne? Niye okumuyorsun bu mailleri?
Dedi ki bunlar para getiren mailler değil.
O ne demek dedim? Bak dedi benim işim satış yapmak.
Benim her çeyrekte... Erişmem gereken bir hedefim var.
Benim işimin sorumluluğu yani benim iş tanımımın sorumluluğu para kazanmak, para yapmak.
O yüzden de ben herhangi bir şekilde bu hedefime beni ulaştırmayacak bir maile cevap yazarak vaktimi harcamıyorum.
Şöyle bir bakıyorum başlığına birazcık ilk cümlesine bakıyorum.
Göz gezdiriyorum.
Eğer ki bu mailin bana bir faydası yoksa cevap dahi yazmıyorum.
Onu geçiyorum. Ve onlar okumada olarak kalıyor orada.
Ben de dedim ki yani bu çok ilginç bir yaklaşım.
Ama herkesin kendine ait bir yöntemi var işte.
Ben onu şöyle yapıyorum.
Bunu da bana şu anki yöneticim söylemişti.
Beyaz yakalılar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır şimdi.
Biliyorsunuz çalıştığınız şirkette illa böyle çok talepkar olan ya da yazı dilinden hoşlanmadığınız tipinden kendisinden hoşlanmadığınız birileri illaki oluyor ya da bir müşteriniz oluyor.
O yüzden böyle onların mailini sabah ilk iş olarak okumak sizin enerjinizi düşürebilir.
Yöneticim bana şunu söyledi. Önemli olan dedi o işi halletmek ya da o zamanı yönetmek değil.
Önemli olan aslında enerjini de yönetmek.
Çünkü eğer ki enerjin düşük olursa zamanın da günün geri kalanını da doğru düzgün yönetemezsin.
Çünkü o modla o işe odaklanamayabilirsin.
O yüzden de istediği kadar acil olsun.
Zaten o mail başında acil diye büyük harflerle yazılan hiçbir şey o kadar acil olmuyor.
Kim öldü?
Biri ölmediyse acil değildir o.
Neyse o tarz durumlarda işte gün sonuna bırak.
Hep o mailleri gün sonuna oku.
Hatta çalıştığın insanlara, şirket içindekilere şeyi söyleyebilirsin.
Ben senin maillerini gün sonunda okuyorum.
Beni gün içerisinde rahatsız etme.
Yani eğer gerçekten iyi bir ilişkiniz yoksa bir insana ben senin maillerini gün sonunda okuyorum demek çok doğru olmayabilir.
Ama genel olarak ben maillerime gün sonunda bakıyorum.
Gün içinde de toplantılarımı ve yapmam gereken admin işlerimi yapıyorum diyebilirsiniz.
Ben bunu uygulamaya başladıktan sonra gerçekten o enerji değişimini fark ettim.
Sabahın köründe yapmam gereken şeyleri yapıp ya da işte öğlende yapmam gereken şeyleri yapıp gün sonunda artık ona ayırdığım vakitte neyse olduğu kadar deyip maile cevap yazıp bilgisayarı kapattığımda
kafam daha rahat.
Onun dışında bir de şey çok önemli.
Takvimde boşluk bırakmak.
Çünkü insanız ve hayatta başımıza her zaman neyin geleceğini kestiremiyoruz.
Acil bir şey olabilir. O an planladığımız şeyi yapamıyor olabiliriz.
Kaydırmamız gerekebilir.
O yüzden hep acil durumlar için birazcık böyle boş zamanınızın olması lazım.
Eğer ki planınız bozuldu, o an spor yapamadınız, yemeğinizi yiyemediniz bir şey olmadı ki onu kaydırabilirsiniz.
En başta da dediğim gibi zaten bunu yapmamızın sebebi, bu takvim bloklamanın sebebi gün içerisinde sığdırabildiğimiz kadar şey sığdırmak değil.
Biraz daha planlı ve verimli çalışmak ve kendimize de vakit ayırıyor olmak.
Hatta geçenlerde başıma şöyle bir şey geldi onu da anlatayım size yeri gelmişken.
Bu 2022'ye ben çok hızlı girdim sizi bilmiyorum ama iş anlamında inanılmaz yoğundum özellikle sene başında.
O yüzden de böyle sürekli acil bir şeyler çıktığı için daha fazla boşluk bırakmaya başladım.
Normalde bütün toplantılarımı öncesinden ayarlıyorum.
Ona göre toplantılara katılıyorum.
Ama bir şeyler hep ters gitti ve acil görüşmeler yapmam gerekiyordu.
Ben de öyle daha uzun boşluklar bıraktım.
İş arkadaşlarımdan bir tanesi dedi ki ya bu müşteri işte toplantı yapmak istiyor.
Yapalım mı? Dedim müsait değilim yok vaktim.
Ama dedi ben senin takviminde görüyorum.
Hani altlıkta birbirimizin takvimini görebiliyoruz ya hiç hoşlaşmıyorum bu durumdan ama neyse.
En azından gizleyebiliyoruz.
Neyse işte ben görüyorum boşluğum var burada.
Toplantım görünmüyor dedi. Ben dedim ki orası benim boşluğum.
Acil durumlar için yarattığım bir şey.
Özellikle yaptığım bir şey.
O yüzden toplantı almıyorum zaten dedim.
Ondan sonra aa peki falan dedim.
Hazır bu konuya değinmişken bence zaman yönetimindeki en önemli şeylerden bir tanesi de hayır diyebilmek.
Çünkü genelde insanlara hayır diyemediğimiz için zamanımızı yönetemiyoruz.
Yani birilerine O an müsait olmadığımızı söylemek kabalık değil ya da kötü bir şey değil ya da önceliğimizde olmadığını söylemek de kötü bir şey değil.
Karşıdaki ne tepki verirse versin yani eskiden bunu çok yapamıyordum ben ama artık şeyi fark ettim.
Kesinlikle benim zamanımı tüketen en büyük şey hayır diyememek.
O yüzden çok uzun zamandan beri insanlara net bir şekilde hayır deyip çizgi çizebiliyorum.
Bununla alakalı yine bir örneğim var ama bu çok komik bunu anlatmadan kesinlikle geçmek istemiyorum.
Yıllar önce beraber yaşadığım ev arkadaşlarımdan bir tanesi Fransızdı.
Fransızlar da böyle inanılmaz uzun çalışırlar.
Yani herkes 5'te ofisten çıkıyorsa bunlar 7'de çıkar.
İşleri olmasa bile takılırlar.
İyi çalışıyormuş gibi görünürler.
Çünkü aksi takdirde tembel muamelesi yapıyorlarmış.
Bunu bana birkaç tane Fransız arkadaşım ayrı ayrı söyledi.
Şey dediler yani biliyoruz çok saçma bir şey ama...
Bunu yapıyoruz yani. Düşünsenize ne kadar iğrenç bir zaman yönetimi.
Neyse bu kız yaz hep geç çıkıyor.
O zamanlar ben şimdiki gibi sabah 5'te kalkmıyordum tabii ama o sabahın 5'inde kalkıp giyiniyordu.
Hazırlanıyordu böyle topuklu ayakkabılarla çat çat çat yürüyordu.
Hepimizi uyandırıyordu. Nasıl sinir oluyordum.
Neyse işte sabahın 5'inde kalkıp ofise gidiyor.
Dedim ki sen niye böyle bir şey yapıyorsun?
Yani sizin çok esnek çalışma saatleriniz var.
Bir de zaten akşam 7'ye 8'e kadar ofistesin.
Niye sabah 5'te ofise gidiyorsun?
Bana ne dedi biliyor musunuz?
Ben dedi gün içerisinde masama gelen insanlarla çok fazla lak lak yapıyorum.
Ve bu insanlara hayır diyemiyorum.
O yüzden de işlerim aksıyor.
Bu sebeple sabah erken gidip işlerimi bitiriyorum.
Gün içinde de işte yemek ye, kahve iç, sohbet, muhabbet takılıyorum.
Akşam çıkmadan önce de işlerimi bitiriyorum.
Öyle çıkarım. Yani tamam iyi hoş ama...
Şey demiştim ya pardon ama sen insanlara hayır diyemiyorsun diye ben sabahın beşinde senin topuklu ayakkabı sesine uyanmak zorunda değilim bence.
Hayır gerçekten sabah beşte kalkmanı gerektirecek bir işin vardır.
Evet anlarım. Benim öyle bir işim vardı.
Mesela İrlanda'ya ilk geldiğimde yine böyle Türk pazarıyla çalışıyordum o dönemler ve aradaki saat farkından dolayı özellikle kışın sabah beşte kalkıp sessiz sessiz hazırlanıp altıda işbaşı yapıyordum.
Zaten bana soracak olursanız eğer zorunlu bir sebebiniz yoksa o saatte çalışmıyorsanız, iş başı yapmıyorsanız ya da çocuğunuz yoksa insan kendi isteğiyle neden sabah beşte kalkar?
Çünkü kendine vakit ayırmak ister, biraz daha kendine baş başa kalmak ister, verimli bir şeyler yapmak ister.
Yani insanlara hayır diyemediği için koştura koştura aceleyle stresle şirkete gitmek için kalkmaz.
Şimdi diyeceksiniz ki belki kız bundan mutluydu.
Hayır değildi. O da hiç değildi ve söylüyordu bunu da.
Ben yine gıybete sardım arkadaşlar.
Neyse demem o ki hayır diyebilmek zaman yönetimindeki en önemli şeylerden bir tanesi.
İkincisi de multitasking yani çok fazla şeyi aynı anda yapmak.
Yani bir şeye bizim zaten odaklanma kapasitemiz belli.
Artık bu zaten bilimsel olarak da kanıtlanmış bir şey.
Tabii ki içinde bulunduğumuz düzen şu an bizi aynı anda 800 tane iş yapmaya zorluyor olabilir.
Ama işte bunu ne kadar azaltırsak ne kadar o an elimizdeki şeye odaklanarak yaparsak o kadar da daha verimli bir şekilde yapmış oluruz.
Hatta okuduğum araştırmalardan bir tanesine şöyle bir şey söylüyordu.
İnsan beyni bir işi bitirip sonrasında hemen diğer işe geçmekte okey buna odaklanabiliyoruz ama Aynı anda hem bir şey okuyup işte hem bir şey dinleyip hem biriyle konuşup
hem telefona bakıp gibi böyle çok fazla şey yaptığımızda orada zaten paralize oluyoruz ve hiçbir şeyi tam anlamıyla yapamıyoruz.
Yani biliyorum içinde yaşadığımız toplum ve dinamikler bu kadar hız gerektirirken bu kadar çabukluk gerektirirken bunu yapmak da zor kolay bir şey değil.
Ama en azından kendimizi bir tık daha böyle gözlemleyerek farklı bir şeyler yapabiliriz.
Yani minimuma indirgeyebiliriz.
Mesela telefon ki bence bu da zaman yönetimini baltalayan üçüncü en büyük sebeplerden bir tanesidir.
Çünkü bir düşünün bir işi yaparken elinizde telefonla...
Bir şeylere bakarak, sosyal medyada gezinerek yaptığınız zamanla sadece odaklanarak yaptığınız zaman aynı mı?
Kesinlikle değil. Yani en azından benim için kesinlikle değil.
Ve zaten hani dikkatinizi de çok dağıtan bir şey.
O yüzden de hani böyle telefonda harcadığımız vakitte çok önemli.
Ya da işte sosyal medyada harcadığımız, mesajlaşarak, konuşarak harcadığımız vakitte bazen öyle bir şey oluyor ki.
Telefonda böyle aşağı doğru kaydırırken şeyi fark etmiş oluyorum şu an ben resmen beynimi uyuşturuyorum çünkü bana hiçbir şey katmıyor bu yaptığım tamam bazen böyle güzel bilgilere denk gelebiliyorum bir şeyler öğreniyorum ya da ilham
veren içeriklere denk geliyorum bu çok güzel.
Ama bunun da belli bir zamanı olması lazım.
O yüzden mesela sabah kalktığım zaman saat 8'e 9'a kadar telefona bakmamaya çalışıyorum.
O sadece benim kendime ait zamanım.
Ya da işte belli saat aralıkları koyulabilir bence zaman yönetimi için telefona bakma ya da sosyal medyaya bakma zamanına.
Diğer bir konu da insanlarla iletişimde olma hali.
Çünkü mesela kendimden örnek vereyim ben uzakta yaşadığım için benim sevdiklerimle iletişimde kalma şekli mesaj ve telefonda konuşmak.
Haliyle bu da belli bir zaman alıyor.
Ona ayrı bir zaman ayırmak gerekiyor.
Yani öyle her dakika telefonuma baktığımda gelen mesaja cevap yazar.
arayan kişiyi daha doğrusu cevaplarsam ben zaten orada paralize oldum.
O yüzden biraz daha hani böyle kenarı koyuyorum telefonu annemlere hatta şeyi söyledim ya benden cevap alamadığınız zaman bu benim başıma bir şey geldiği anlamına gelmez.
Bu demektir ki ben o an meşgulüm.
En başta anlamakta bunu biraz zorlandı ama seneler sonra artık annem de şey diyor yani seni arayacaktım ama önce mesaj attım müsait değilsindir diye düşündüm.
Müsait olursan sen zaten bana geri dönersin.
O yüzden zamanla bazı dinamikler oturabiliyor.
Önemli olan bizim o konuda ne yapmak istediğimizi bilmemiz ve aksiyon almamız.
Sona doğru yaklaşırken şunu da söyleyeyim.
Zaman yönetimiyle alakalı bu bahsettiğim iki katmanlı metodu deneyecekseniz eğer şey de yapabilirsiniz.
Böyle gün sonunda bir değerlendirme.
Bugün ben neler yaptım diye ufak bir günlük de tutabilirsiniz ya da bir köşeye yazabilirsiniz.
En kötü ihtimalle aklınızdan geçirebilirsiniz.
Bugün benim önceliğim neydi ve ben hangilerini yaptım?
Hangi bölümde bahsetmiştim ya?
Bir tane günlük tutma bölümünde Danimarkalı bir arkadaşımdan bahsetmiştim ya.
Onun mesela böyle bir rutini var.
Gün sonunda böyle oturuyor. Ben bugün neyi iyi yaptım?
Neyi daha iyi yapabilirdim?
Yapmak istediğim şeylerin hepsine ulaşabildim mi?
Yani hedeflerimin hepsini yapabildim mi?
Önceliklendirmelerimi doğru bir şekilde aksiyona geçirebildim mi gibi.
Yani böyle duyunca çok sistematikmiş gibi geliyor.
Ama tekrar hatırlatayım arkadaşlar.
Danimarka her sene dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında ya bir ya ikinci oluyor.
Maksimum üçüncü oluyor. O yüzden Danimarkalılardan öğreneceğimiz şeyler var bence.
Neyse şaka bir yana sadece kapatman önce önemli olduğunu düşündüğüm bir şey söylemek istiyorum.
Çünkü bu anlattıklarım her...
Bir şekilde ayarlayabiliyorsanız ne mutlu bir şekilde anlattıklarım fayda sağlayabilirse ne mutlu bana ama benim bunu bu planı bu kadar rahat uygulayabilmemin en büyük sebebi bilinçli
olarak yaptığım iş değişikliğidir.
Birkaç sene önce benim önümde iki tane fırsat vardı.
Bir tanesi şu an yaptığım iş, bir tanesi de eskiden yaptığım iş olan satış.
Ama özellikle teknoloji sektöründe satış hem çok stresli hem de hedefleri çok yüksek olan bir departman.
Tamam çok iyi paralar veriyorlar ama o paraları kazanabilmek için de kendinizden cidden çok vermeniz lazım.
Yani gerçekten çok severek yapmıyorsanız...
Uğraşılacak iş değil. Eziyet gibi olabilir.
Şu ana kadar hayatım boyunca seçimlerimi yaparken hiçbir zaman parayı göz önüne alarak yapmadım.
Yani hiçbir zaman önceliğim olmadı.
Ama o dönemde zaten İrlanda'ya gelmişim.
Hani biraz daha geriye doğru gitmişim kariyerimde.
Biraz daha fazla birikim yapmak istiyorum falan.
Fıstık bunların detaylarını yurt dışında taşınma serisi iş bulma kısmında anlatmıştım zaten.
Neyse birazcık böyle gidip geliyordum bu iki iş arasında.
O zamanlarda benim bir mentorum vardı.
Mentorumla konuşuyoruz tartışıyoruz hangisi daha iyi olur hangisi daha kötü olur.
En sonunda adam dedi ki bana Emine.
Seninle açık konuşacağım.
Bak dedi senin bir hedefin var, senin bir amacın var ve sen ne yapmak istediğini çok net biliyorsun.
Buna rağmen yine satışa gitmek istersen okey ama satışa gidersen oradaki stresle, oradaki sömürülen enerjinle şu yapmak istediklerinin hiçbirini yapamayacaksın.
Eğer benim tavsiyemi soruyorsan ben senin yerinde olsam danışmanlığı tercih ederdim, enerjimi ve potansiyelimi de boşuna harcamazdım dedi.
Soğuk duş etkisi yarattı çünkü bazen öyle anlar oluyor ki hayatınızda çevrenizdeki insanlar, yakınlarınız sizin göremediğiniz bir şeyleri ya da sizin atladığınız bir şeyleri, sizin göz ardı ettiğiniz bir şeyleri böyle getirip
önünüze koyuyor. Ve ben bugün dönüp baktığımda şunu diyorum.
İyi ki de Harry'i dinlemişim yani mentorumu dinlemişim ve gerçekten de mevcut şartlar altında kendi adıma en doğru seçimi yapmışım.
Demem o ki hayatta yaşadığımız şeylerin büyük bir kısmı aslında bizim seçimlerimizin sonucudur.
Gün içerisinde idili, ufaklı, farkında olarak ya da olmayarak binlerce seçim yapıyoruz.
O yüzden zaman yönetimini düşünürken aslında en başta şunu da sormak lazım.
Yahu benim zamanımı ve enerjimi en çok ne tüketiyor?
İşim, ilişkim ya da içinde bulunduğum durum, mental durumum, fiziksel durumum her neyse bunu göz önüne alıp ondan sonrasında böyle zaman yönetimiyle alakalı metotlar ve taktiklere
geçmenin daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Yani konu ne olursa olsun kendimize doğru soruları sorabilmek çok önemli ki kişisel farkındalığımızı arttırmanın, yaşam kalitemizi de arttırmanın en güçlü yöntemlerinden
bir tanesi bu. Eğer Emine evet ben de kendime doğru soruları sormak istiyorum, farkındalığımı arttırmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilemiyorum derseniz E-Bülten'e kayıt olmayı tekrardan hatırlatacağım.
Çünkü ben orada hem güzel sorular soruyorum hem de sizinle güzel farkındalık...
kaynakları paylaşıyorum.
Ve tabii ki bu bölümden keyif aldıysanız bir sonraki bölümlerinde duyurularını e-bültenle yine yapıyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
