
Yurt Dışına Göç Psikolojisi: Vize Stresi, İş Hayatı ve Yeni Hayata Adapte Olmak
19 Ekim 2024 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, yurt dışında yaşayan ya da başka bir ülkede yeni bir hayat kurmayı düşünenler için önemli bir konuyu ele aldım: göç psikolojisi.
Kültür farklarına adapte olmak, yalnızlık, anadilinizin konuşulmadığı bir iş ortamında var olabilmek, yurdışında kariyer, vize ve çalışma izni süreçlerinde karşılaşılan zorluklar derken, bu sürecin mental sağlığımız üzerindeki etkisi oldukça büyük.
Yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim, çünkü bu süreçte hepimizin yaşadığı iniş çıkışlar var. Bu bölümde, hem yurt dışında yaşarken iş hayatı ve günlük hayatta karşılaştığınız zorluklara dair konuştum, hem de bu süreçlerde nasıl başa çıkabileceğinize dair naçizane tavsiyer paylaştım. Keşke birisi bana bunları önceden söylemiş olsaydı dediğim şeyleri paylaştığım bir bölüm oldu.
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda hayatı daha yaşanılabilir kılmak ve...
farklı açılardan bakabilmek için kendi gündelik deneyimlerimden, düşüncelerimden, okuduklarımdan ve öğrendiklerimden yola çıkarak sizlerle paylaşımlar yapıyorum.
Aynı zamanda kariyer başta olmak üzere hayatında ya da ilişkilerinde de somut bir değişiklik yapmak isteyenlerle profesyonel koç olarak çalışıyorum.
Eğer siz de hayatınızda bir adım atmak istiyorsanız bana her zaman açıklamalardaki linkten ulaşabilirsiniz.
Ücretsiz ön görüşme randevusu talep edebilirsiniz.
Bu hafta sizlerden de gelen talep üzerine göç psikolojisi üzerine konuşmak istiyorum.
Neden? Yaklaşık 8 senedir yurt dışında yaşayan ve çalışan biri olarak ve bu süreçte 2 ülke 4 şehir değiştirmiş biri olarak şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da bu 8 senede
yaşadıklarımı düşündüğümde vay anasını ya ben nelerin altından kalkmışım, nasıl becermişim bunları diyorum.
Çünkü şu an gerçekten...
Tekrardan bir ülke değiştirmeye, tekrardan bir yer değiştirmeye takatim yok.
O yüzden bugün de hem yurt dışında yaşayan dinleyicilerim için hem de yurt dışına taşınmayı düşünen dinleyicilerim için birazcık böyle bu süreçlerden bahsetmek istiyorum.
Kültür farkı, ana dini konuşmadığım bir ülkede iş hayatında var olabilmek, şehirlere, ülkelere adaptasyon, çalışma iznine ihtiyaç duyan kişiler olarak vize süreçlerinde mental sağlığımızı
nasıl koruyabiliriz?
Ve kişisel gelgitler üzerine, kimlik arayışları, aidiyet hissi üzerine konuşmak istiyorum.
Çünkü bilin ki yalnız değilsiniz.
Ve keşke vaktinde biri bana bunları söyleseydi dediğim o kadar çok şey var ki.
Bugün biraz da bunları paylaşmak istiyorum.
Kendi tecrübelerimle beraber ben üstesinden nasıl geldim?
Belki birilerine bir faydası dokunur.
Bir tık daha dertleşme bölümü olacak.
Ama sanmayın ki araştırmasız geldim.
Biliyorsunuz ben data kadınıyım.
Data severim. O yüzden de baya bir araştırma da topladım bu noktada.
Şimdi biliyorsunuz Türkiye'de son yıllarda en çok gündüz...
İlemde olan konulardan bir tanesi de göç.
Gelin bakalım göç rakamları ülkemizde ve dünya genelinde nasılmış?
Çünkü sadece Türkiye değil, globalleşme gereği herkesin her yerde olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
O yüzden ben birazcık araştırdım, baktım neler varmış bu rakamların arkasında, göç rakamların arkasında diye.
Birleşmiş Milletler'e göre 2020 yılında dünyada 281 milyon uluslararası göçmen bulunuyor.
Ufak bir matematikte bu rakamda dünya nüfusunun yaklaşık 3.6'sına falan denk geliyor.
Azımsanacak bir rakam değil yani.
2023 itibariyle de bu sayının arttığı tahmin ediliyor ama net bir veri yok henüz.
Çünkü göçmenlik eğilimleri son yıllarda istikrarlı bir şekilde artış gösterdi biliyorsunuz zaten.
Hem ekonomik hem de politik koşullardan dolayı.
Önce şöyle bir detayla başlamak isterim.
En fazla göç alan ülkeler nereler?
Hangi ülkeler? Amerika Birleşik Devletleri 50 milyondan fazla göçmenle en popüler göç alan ülkeymiş.
Onun da Almanya, Suudi Arabistan.
Buraya dikkat. Yeni Dubai olma niyetindeler.
Yani yeni Birleşik Arap Emirlikleri olma niyetindeler.
Ve inanılmaz yatırımlar dönüyor burada.
Eğer merak edenleriniz varsa araştırabilir.
Ve Rusya.
En fazla göç olan ülkeler arasında yer alıyormuş.
Rusya'ya şaşırdım açıkçası.
Yalan yok. Rusya'da yaşayan dinleyicilerimden duymak isterim sizi oraya göç ettiren ve kalmanızı teşvik eden şeyler neler diye.
Çünkü muhtemelen ben kısıtlı bir bilgiyle yaklaşıyorum ve bu soruyu sorduğumda cevabını kendim bulamıyorum.
Şöyle bir Avrupa'ya bakacak olursak da İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya göçmenlerin tercihiymiş.
İngiltere'ye Almanya'ya...
Fransa'ya da bir derece şaşırmadım.
Ama İtalya datasında mülteciler ne kadar var göçmenlerin içerisinde?
Bunun datayını çok bulamadım.
O yüzden bu dataya birazcık böyle bir şüpheli bakıyorum.
Bir de bu ülkelerdeki göç oranları o kadar yüksek ki ve ülke vatandaşlarının doğum oranları da o kadar düşük ki.
Eğer böyle giderse önümüzdeki 30 sene boyunca göçmenlerin, ülkelerin, ev sahibi ülkelerin vatandaşlarından daha fazla olması kuvvetli muhtemelmiş.
Şimdi bir de bunları konuşurken...
tabii ki iltica konusu var.
Bir arkadaşımla geçen haftalarda iltica üzerine sohbet ediyorduk.
Çünkü çok fazla iltica başvurusu duymaya başladık.
Ben de meraktan baktım.
İngiltere'ye 2023 yılında kaç tane iltica başvurusu olmuş diye.
Tahmin edin kaç tane olmuş olabilir.
63 bin.
2022 daha da fazla 81 bin.
Nasıl ya dedim şöyle bir geçmiş yıllara da baktım.
2021'den öncesi böyle 10 binlerde falan seyrediyor.
Yani artışa bakar mısınız?
İçinde bulunduğumuz ekonomik, politik durum, savaşlar vs.
düşünebiliyor musunuz?
Yani nasıl insanları yerinden ediyor?
İnsanları yerinden ediyor demişken zorla yerinden edilenler yani mülteciler, geçici, sığınmacı statüsünde olanlar ne durumda?
Gelin bir de onlara bakalım. Şimdi dünyada zorla yerinden edilen insan sayısı son yıllarda zaten tahmin edersiniz ki rekor seviyeye ulaşmış durumda.
2023 yılı ortası itibariyle dünya genelinde 100 milyondan fazla insan çatışmalar, şiddet ya da zulüm nedeniyle zorla yerinden edilmiş durumda.
Bu da Birleşmiş Milletler'in mülteciler yüksek komiserliği verisinden geliyor.
En fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkeler konusunda şaşırmayacağınız.
Bir ülke var başı çeken tabii ki de Türkiye.
Onu Pakistan ve Uganda takip ediyor.
Peki bu kadar yabancı girerken bizim ülkemize ülkeden ne kadar insan çıkıyor onu da merak ettim ona da baktım.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2023 yılında Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ciddi bir şekilde artış göstermiş.
Buna da şaşırmadık. Toplamda 714.579 kişi yurt dışına göç etmiş.
291 bine Türk vatandaşı geri kalanı yabancı uyruklu.
Şimdi biz Türk vatandaşlarına odaklanacak olursak son 5 yıla bakınca 2019'da Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı Türk vatandaşı sayısı 84 binmiş.
2023 sonu itibariyle de %243 artışta 291 bine çıkmış bayağı çok.
Şöyle bir... Göç eden insanların profiline baktığımız zaman cinsiyet dağılımı erkekler %55.2, kadınlar %44.8'i oluşturuyor.
Göç edenlerin çoğunluğu genç yaş grupları zaten.
Özellikle 25-29 yaş aralığı %15'i bu aralık oluşturuyor göç edenlerin arasından.
Sonrasında 30-34 yaş aralığı göç edenlerin %13'ü falan da burada.
20-24 yaş aralığı da %12.5.
En fazla göç eden yaş grupları bunlarmış.
Peki bu kadar insan neden göç...
Tabii ki siz sebeplerini biliyorsunuz.
Bunu daha sorarken bile aslında cevabı belli ama resmi kaynaklarda neler yazıyor ona da bakalım.
Genellikle daha iyi ekonomik fırsatlar, ülke ekonomisi zaten malum.
Onun dışında siyasi istikrarsızlık, özgürlük arayışı ve eğitim imkanları gibi sebeplerle insanlar yurt dışına yerleşmeyi tercih ediyormuş.
Dediğim gibi şaşırdık mı? Hayır.
Peki nereleri tercih ediyormuş Türk vatandaşları?
Birincisi Almanya. Buna zaten çok şaşırmadım.
Çok fazla Almanya'ya göç etmeye çalışan insan duyuyorum bu aralar.
ABD. İngiltere, Kanada ve Hollanda gibi ülkeler aslında bizim en çok tercih ettiğimiz ülkeler arasındaymış.
Benim de podcastlerim en çok bu ülkelerden dinleniyor ve aynı bu sırayla dinleniyor biliyor musunuz?
Almanya, Amerika, İngiltere, Kanada, Hollanda direkt böyle gidiyor.
Geri kalan tabii ki de bir sürü ülke var.
80'den fazla ülkede dinleniyor podcast ama en çok dinlenen ülkeler buralar Türkiye dışında tabii ki.
Böyle kendimce ufak çapraz bir teyit yapmış oldum.
Şimdi Türkiye'den göç edenlerin meslek profillerine baktığımız zaman yüksek vasıflı iş gücü özellikle mühendisler, akademisyenler, sağlık çalışanları ve bilişim sektörü profesyonelleri en
çok göç eden kişiler arasında bu üzücü bir tablo.
Beyin göçü zaten sürekli gündemde olan, yıllardır konuşulan ama önüne geçemediğimiz belki de geçilmek istenmeyen bir durum.
Maalesef acı ve gerçek.
Sadece ekonomik ve siyasi belirsizlikten değil bu arada, yurt dışındaki daha cazip iş fırsatlarına yönelmeleriyle de bağlantılı.
Tabii ki ama yine de rakamlara bakınca insanın içi burkuluyor.
Peki bu kadar göç oluyor da, göç ettikten sonra bizler neler yaşıyoruz, ne zorluklarla başa çıkıyoruz?
Gelin biraz da ondan konuşalım.
Asıl podcast'in konusu burada başlıyor.
Şimdi öncelikle dil farkından başlayalım.
Bu konuyla ilgili anket açtığımda sizden en çok gelen cevaplardan bir tanesi de buydu.
Dil. Gittiğiniz ülkenin dilini ne kadar iyi konuşursanız konuşun.
Hatta Türkiye'deki işinizde sürekli o dili konuşuyor bile olsanız İngilizce, Fransızca, Almanca artık her neyse.
Gittiğiniz zaman iletişimle ilgili problem yaşamama ihtimaliniz çok düşük arkadaşlar.
Çünkü dil kültüre göre şekillenen bir şey.
Şöyle düşünün gibi dizisini İngilizce'ye çevirseniz nasıl aynı tadı vermeyecekse ya da nasıl yabancı birine güle güle giy, hayırlı işler, Allah gecinden versin ya da iyi ki varsın gibi
kalıpları kullanamıyorsanız bu insanların da kendi günlük dillerinde benzer tabirleri var ve orada yaşamadan, o kültürün içinde harmanlanmadan ya da orada büyümeden bunlara hakim olmanız neredeyse
imkansız. Mesela Ben bir tesisatçı çatalının builder's crack olduğunu İrlanda'da bir arkadaşımla sohbet ederken öğrendim.
Ya da amele yanığı tabirinin farmer's ten olduğunu yine aynı şekilde bir sohbet esnasında öğrendim.
Türkiye'de bunları bilmeme çok da fazla imkan yoktu bence.
İşte bunların da etkisiyle araştırmalarda diyor ki dil yeterliliği göçmenler için en büyük zorluklardan bir tanesi ve ruh sağlığı üzerinde çok derin bir etkisi var.
Sebebi de şu, sınırlı dil becerilerinin artan stres, sağlıklı hizmet erişimine zorluklar ve düşük istihdam olanaklarıyla Kore'le gitmesi.
Ve ev sahibi ülkenin dilini akıcı bir şekilde konuşamayan göçmenler de daha fazla, daha izole olma eğilimindeymiş.
Buradan çıkaracağımız sonuç tabii ki de ne oluyor?
Dil öğrenmek, gittiğiniz ülkenin dilini iyi bir şekilde konuşmak başarılı bir uyum sürecinde de kilit bir faktör.
OECD'nin yaptığı bir araştırmaya göre de dil öğrenimine yatırım yapan göçmenler istihdam, sosyal bağlantı yani network ve genel yaşam memnuniyeti düzeylerinde daha yüksek sonuçlar elde
ediyormuş. Ama şöyle bir şey de var, diliniz ne kadar iyi olursa olsun insan en başta bir derecede özgüvensizlik yaşıyor.
Anadilinde konuşan insanlarla sohbet ederken ister istemez geriliyor.
Yanlış bir şey söyleme, hata yapma korkusu ya da grameri doğru mu kullandım, kendimi ifade edebildim mi?
Bu çok normal. Hepimiz yaşadık, yaşıyoruz.
Şimdi burayı İngilizce konuşulan ülkeler ve konuşulmayan ülkeler olarak ikiye böleceğim.
Sebebi de şu. Anadili İngilizce olan bir ülkeye güç ediyorsanız, neden bilmiyorum ama insan...
İster istemez ekstra bir çekinceye giriyor.
En çok konuşulan değil ya sanki böyle çok fazla o dile hakim olmamız gerekiyormuş beklentisi oluyor.
Küçüklükten beri İngilizce görüyoruz ilkokuldan liseden beri vesaire vesaire bu yüzden olabilir bilmiyorum.
Bu konuyu seanslarca konuştuğum o kadar çok danışanım var ki ve aynı dertten müzdarip o kadar çok arkadaşım var ki, kendim de dahilim bu gruba bu arada, hala daha böyle snob bir İngiliz'in aksanımı
falan yargıladığını hissettiğime bir geriliyorum.
Sonra diyorum ki Emine kendine gel ya.
Çünkü orası en çok girmemeniz gereken arkadaşlar.
Neden biliyor musunuz?
Bir kere siz...
O insanların ana dilinde yaptığı işi ikinci dilinizde yapıyorsunuz.
Yani çarpı iki efor harcıyorsunuz.
Kuvvetle muhtemel muhatap olduğunuz insan bırakın ikinci dili konuşmayı kendi dilinin gramerini bile doğru düzgün bilmiyor.
Yani bir İngiliz'e gidip have been ile had been arasındaki farkı sorun.
Ben baya bir İngiliz'e sordum bu arada.
Asla cevap veremiyorlar, bilmiyorlar.
Biz görmüyoruz ki bunları okulda diyorlar.
Edebiyat okuyanlar ve öğretmenlik yapanları ayrı tutuyorum.
Ben bu dil yeterliliği gerginliğini İrlanda'da mesela çok kısa bir süre yaşamıştım.
İlk gittiğimde hani böyle kendi kalıpları var, anlamakta zorlanıyorum falan ama alıştıktan sonra hiçbir sıkıntım olmadı.
Çünkü İrlandalılar sana kendini o kadar rahat hissettiren insanlar ki benden kaynaklı olduğunu fark ettiğim an bir rahatladım.
Geri kalan zamanda da o ülkede bir yabancı olarak ne dilimle ne de iletişimimle ilgili bir şüpheye düşmedim.
Ve çok uzun seneler hiç Türkçe konuşmadığım işler yaptım bu arada.
Ama ne zamanki İngiltere'ye geldim şunu fark ettim.
Özellikle böyle 50 yaş üzeri beyaz İngiliz erkekler, sektör sektör bile ayırabilirim size.
Finans en kötüsü. Aşırı gelenekseller ve senin İngiliz olmadığını anladıkları an, aksan duyduklarını an.
Böyle net bir şekilde söylemeseler bile seni ciddiye almadıklarını hatta belli durumlarda gerizekalı muamesi yaptıklarını hissedebiliyorsun.
Ben buna ilk geldiğimde bayağı bir yedim bu arada.
Kendimi ispatlama çapasına girdim falan böyle gururuma dokundu.
Ama sonra durdum kendi kendine dedim ki Emine sen mal mısın?
Sen üç dil biliyorsun, ikinci dilinde iş yapıyorsun ve 400 kişi arasından ana dilin olmadığı halde çalışma izne ihtiyacın olduğu halde seni bu işe uygun görüp aldılar.
Buraya getirdiler. Sen demek ki bir şeyleri iyi yapıyorsun, doğru yapıyorsun.
Kaldı ki bu zamana kadar güzel yerlerde çalıştın, iyi okullarda okudun, yüksek öğrenimin var, birlikte çalıştın.
Çoğu kişinin yok bu arada. Konfor alanı dışına çıkmanın kitabını yazarsın ve karşındaki insana bak.
Hayatı boyunca bu ülkeden çıkmamış, farklı bir dil öğrenme gereği bile duymamış, senin gibi kendini geliştirme derdine hiç düşmemiş ve sen bu oyuna gelip kendini yetersiz mi hissediyorsun?
Aferin kızım, aferin sana yani.
Bunu kendime böyle hatırlattığım an bütün toplantılarda mudum şu oldu.
Siz hepiniz, ben tek.
Hadi bakalım hodri meydan.
Neler başardığınızı kendinize hatırlatmak duruşunuzdan tutun da iletişim tarzınızdaki güveni o kadar değiştiriyor ki arkadaşlar özellikle göçmenseniz ve İngiltere'de göçmenseniz karşı tarafın
tutumu da komple değişiyor.
Tabii ki kültürdeki ve dildeki nüansları da öğrendim bu arada çünkü uyum sağlamak zorundasınız yoksa iletişim kuramazsınız işlerinizi yürütemezsiniz.
Bir buçuk senelik İngiltere maceramda şu an karşımdakinin en kibar şekilde İtifat ediyormuş gibi yapıp yerin dibine sokabilecek kıvama geldim.
İngilizler sağ olsun. İngiltere'de yaşayan dinleyicilerime Englishman Mike Instagram hesabını takip etmelerini öneririm.
Paylaşırım zaten kendi sayfamda da.
İnanılmaz güzel şeyler paylaşıyor.
Çok güzel böyle taktikler paylaşıyor.
İletişimle alakalı.
Bunu diyoruz ama ne demek istiyoruz?
Buna böyle nasıl cevap verirsiniz gibi.
Şimdi İngilizleri bir kenara bırakalım.
Bu genellemelerin dışında çok sevdiğim, saygı duyduğum İngiliz arkadaşlarım da var ve oradaki detay da bence şu bu her millet için geçerli sadece İngilizler değil.
Farklı ülkelerde yaşamış, göçmenliği tecrübe etmiş, farklı kültürleri bilen kişiler her zaman daha açık oluyor, her zaman daha kapsayıcı oluyor ve size kendinizi daha iyi hissettiriyor.
Emine Londra çok kültürlü bu insanların doğal olarak farklı kültürlere açık olması gerekmiyor mu demeyin oraya girersek çıkamayız.
İngilizce konuşulmayan ülkeleri de kapsayacak şekilde bir şey daha söylemek istiyorum dille alakalı.
O insanın ana dilinde konuşuyor olması kendini doğru ifade edebildiği anlamına gelmez maalesef.
Kendinizden pay biçin.
Yok mu etrafınızda aynı dili konuştuğunuz halde dediğinden bir şey anlamadığınız insanlar?
Eminim vardır. Benim bir İngilizce speak English please dediğim zamanlar bile oldu ya düşünün.
Çünkü kendini ifade edemiyor.
Yani senin o düzgün konuşman bir şeyi ifade etmiyorsan kendini ifade edemiyorsun.
O yüzden anlamadığınız zaman anlamadım diyebilmek, bana detay ver, ne demek istiyorsun, açık ol diyebilmek gerek ki iletişim kazaları yaşanmasın.
Bir de bazı kültürlerin iletişimi bizim kadar direkt değil.
Lafı dolandırıp anlattıkları ya da açıkça gerçek düşüncelerini söylemedikleri için sürekli Google gibi bunu mu demek istediniz gibi bir moda geçmeniz gerekebiliyor kültürel kodları anlayana kadar.
Fransızlar da mesela tam tersi çat çat çat böyle yüzünüze vuruyorlar her şeyi.
Kültür haritası diye bir bölüm çekmiştim.
Orada kültürlere göre iletişimden baya böyle bahsetmiştim.
Dileyenler o bölümü de dinleyebilir.
Hollanda'daki dinleyicilerim Hollandalıların soğuk olduğundan bahsetmiş.
Bizim kadar sıcak kanı değiller tabii ki ama yine de benim iş hayatında.
En keyif alarak çalıştığım insanlar açık ara Hollandalılar.
Çünkü herkes çok direkt, net olarak ne istediğini söylüyor.
Gereksiz bir politika dönmüyor.
İlla dönen yerler vardır da eser miktarda olduğunu düşünüyorum.
İşler hızlı bitiyor, gereksiz bir iş koleklikleri yok.
Ve çok subjektif tabii ki ama bence muhteşem bir mizah anlayışları var ya.
Mizah demişken de gelelim ikinci önemli farka.
Mizah. Arkadaşlar mizah insanları bir arada tutan en önemli şeylerden bir tanesi.
Bir kültüre ait olan entegrasyonu sağlayan da kilit noktalardan biri.
O yüzden bence o gittiğiniz ülkenin mizahını anlayabilmek de çok önemli.
Ben İrlanda'ya ilk taşındığım zamanlarda İrlandalı arkadaşlarım bazen onların esprilerini anlamama şaşırıyordu.
Hani bu çok ayrış bir şey sen bunu nasıl anladın ve gülüyorsun diye.
Ben de onların şaşırmasına şaşırıyordum.
Hani ne var ki bunu da anlamayacak diye.
Ama sonra fark ettim ki İrlanda ve Türk mizahı çok benziyor.
Yani benim muhteşem bir mizah anlayışım olduğundan ya da çok zeki olduğumdan falan değil.
Benziyoruz. Bu da benim oraya kendime ait hissetmemi destekleyen şeylerden bir tanesiydi mesela.
İngiltere'de tam tersi sürekli esprisine gülünmeyen çocuk durumuna düşüyorum.
Ve artık şey noktasındayım.
Ben artık o muhabbete karışmayayım.
Şimdi bir şey söyleyeceğim. Herkes yüzüme bakacak boş boş gözlerle.
Ne gerek var modundayım. Bir tık daha benim gözlemim bu arada çok kişisel bir gözlemim ama kara mizah hakim İngilizlere.
Ve kara mizahtan da ben çok hoşlanmıyorum.
Sonuç olarak demek istediğim şey ikisi de İngilizce konuşulan ülkeler ama kültürleri mizahları insanların insanlara bakışı tamamen farklı.
Ki bu da beni yalnızlık konusuna getiriyor.
Çünkü mizah olmadan kültüre adapte olamadan o ülkede arkadaş edinmeniz o ülkede anlamlı, doyumlu bağlar kurabilmeniz çok da mümkün olmuyor.
Şimdi göçmen dinleyicilerimin en çok zorlandığı konu açık ara yalnızlık çıktı Instagram'daki ankette.
Arkadaşlar göç kavramı bence yalnızlığı da beraberinde getiriyor.
Şöyle düşünün doğduğunuz büyüdüğünüz topraklardan giderken arkanızda ailenizi, arkadaşlarınızı, tanıdıklarınızı hatta sabah selam verdiğiniz esnafı bırakıyorsunuz.
Bunların hepsi aidiyet duygusunu besleyen, güvende olduğunuzu hissettiren, yalnız olmadığınızı hissettiren şeyler.
Göç sonrası ne oluyor? Hiç bilmediğiniz bir ülkeye entegre olmaya çalışıyorsunuz.
İnsanları, dili, bürokrasiyi, günlük hayatın akışını anlamaya, o hayatta kendinize yer bulmaya çalışıyorsunuz.
Ve bu hengame içinde insan çevresi oturana kadar ister istemez yalnız hissediyor.
Ortalama 6 ay ile 1 sene sürebiliyor bu durum.
Bazı insanlar için daha da uzun sürüyor eğer gerçekten derin ve anlamlı ilişkiler kurulmuyorsa.
Ki araştırmalara göre göçmenlerde yalnızlık ve sosyal izolasyon oldukça yaygın.
Social Indicators Research diye bir dergi var.
Bu dergide yayınlanan bir tane çalışma der ki, göçmenler yerel nüfusa göre daha yüksek oranlarda yalnızlık hissediyor.
Aileden ayrılma, dil engelleri, sosyal ağların eksikliği bu duruma katkıda bulunan faktörler arasında tabii ki de.
Bununla alakalı da tabii ki bir anım var.
Çok net hatırlıyorum. Dabne taşınalı böyle birkaç ay olmuş.
Çok arkadaşım var. Sürekli bir aktiviteye katılıyorum.
Hadi diyelim aktiviteye gitmedim.
Evde kalsam ev arkadaşlarım var o zaman ve çok tatlı insanlar.
En ufak bir ihtiyacımda yanımdalar.
Kafalarımız çok uyuşuyor falan ama böyle bir 6-8 ay sonra falandı herhalde taşınlıktan.
Nedeni açıklanamayan bir şekilde.
İnanılmaz derecede yalnız hissediyordum kendimi.
Ve bunu ilk fark ettiğimde çok şaşırmıştım.
Dedim ki yani etrafımda bu kadar insan olup bu kadar güzel vakit geçirdiğimi düşünüp nasıl yalnız hissedebilirim diye.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü o kadar insanın hepsi yeniydi.
Hepsiyle yüzeysel bir yerde kalıyordum.
Hiçbiriyle derinleşemiyordum.
Sonra şöyle bir gözlemim oldu hatta.
Neden kendimi bir yere ait hissedemiyorum bölümünde bahsetmiştim.
Anlaşıldığınızı ve olduğunuz halinizle kabul gördüğünüzü hissetmediğinizde ve bu yüzden de sürekli bir yerlere kendinizi iliştirmeye çalıştığınızda yalnızlık duygusu daha da
yoğunlaşıyor. Zamanla sizinle aynı frekansta insanlarla tanıştıkça, benzer zorluklardan geçip birbirinizin yanında oldukça o bağlar yavaş yavaş derinleşmeye başlıyor ve siz de kendi
çekirdek çevrenizi kurmuş oluyorsunuz.
Ama her şey gibi bunun için de zaman gerekiyor.
Açık konuşayım benim İrlanda'da uzun süreli kalma gibi bir niyetim kesinlikle yoktu.
Diyordum ki maksimum 2 sene kalırım sonra sıcak denizlere açılırım yolcudur Abbas bay bay.
6 sene kaldım ya.
Neden? Çünkü benim orada gerçek anlamda aile diyebildiğim insanlar vardı.
Birinci senenin sonunda o çekirdek grubumuz oluştuğunda Ben biliyordum ki en ufak bir şeyde yanıma koşacak, bana her şekilde değer veren, asla yargılamayan, zor zamanımda yanımda olan, mutluluğumu da paylaşan,
yeri geldiğinde de göremediğim şeyleri böyle gözüme sokan, beni farklı açılardan bakmaya davet eden bir sürü arkadaşım vardı.
Çok net söylüyorum onlar olmasa ben İrlanda'da hiçbir şekilde bu kadar uzun kalmazdım.
Bu biraz şans meselesi biraz da emek.
Açayım biraz burayı. Mesela En çok vaktimizi işte geçiriyoruz ya, işte tanıştığınız genelde sizin gibi göçmen, benzer kültürlerden gelen, kafa yapınızın uyduğu insanların olması
şans. Eğer bu şans size kendinden gelmiyorsa, emek verip siz yaratacaksınız o şansı göçmen olarak gittiğiniz ülkede.
Mesela biri size bir yere davet ettiğinde oraya gidip insanlarla tanışmak.
introvert olsanız bile bir emektir.
Biri size ay şuraya gidiyoruz gel bununla kesin tanış çok seversin iyi anlaşırsınız dediğinde ya da işte doğum günüm var bir sürü arkadaşım geliyor sen de gel tanışırsın dediğinde gideceksiniz.
Ben bu yaz İngiltere'de arkadaşlarımın çağırdığı ortamlara girince şunu fark ettim.
Bütün kış yalnızım diye dolaşırken aslında çağrılan hiçbir yere of uğraşamam şimdi insanlara kendimi anlatmakla diye gitmediğimi anladım.
Tabii ki o da bir tercih. Her zaman sosyal kelebek olamayız ama bir şekilde o dengeyi bulmak gerekiyor.
Onun dışında bir de şöyle bir şey söyleyeceğim.
Yoga eğitmeni ve mindfulness koçu canım arkadaşım.
Genca ile kurumsaldan yogaya nasıl geçtiğine dair bir bölüm çekmiştik.
Hatırlayanlarınız vardır. Nasıl tanıştığımızı orada anlatmıştım ama kısaca tekrar bir üzerinden geçeyim.
Ben bir gün tesadüfen Instagram'da gelişigüzel hayalleri takip ettiğini gördüm.
İsminin yanında mindfulness koçu yazıyordu böyle.
Hemen girdim baktım profiline.
Bir de Manchester diyor.
Ben de o zamanlar İngiltere'nin kuzeyindeyim.
Yeni taşınmışım. Hiç arkadaşım yok.
Arkadaş edinebilecek ortamım da yok.
Evden çalışıyorum ve kuş uçmaz kervan geçmez bir kasabada yaşıyorum.
Yaş ortalaması da 95.
Şaka değil bu arada. Geri kalanlar da ergen çocuklu, orta yaşlı aileler.
Böyle çok yalnızım artık kafayı yiyeceğim.
Gencay'a yazdım dedim ki merhaba Gencay nasılsın?
Meslektaşız. Sen de bu taraflardaymışsın.
Ben de yeni taşındım. Buraları bilmiyorum.
Alışmaya çalışıyorum.
Müsait olursan eğer bir kahve içip tanışmak isterim.
Ama bu mesajı atana kadar akla karayı seçtim.
Çünkü ters de tepebilir. Ama tepmedi.
Gencay çok sıcak bir şekilde cevap verdi ve sonra bana benzer bir mesajının nasıl ters teptiğini anlattı.
O yüzden ben yazınca çok mutlu olmuş.
Böyle başladı mesela arkadaşlığımız.
Sonra ikimiz de Londra'ya taşındık.
Burada da arkadaşlığımız devam ediyor.
Yani demem o ki sosyal medyada bir araç olabilir.
Yeni insanlarla tanışmak için ya da onun dışında ben Meetup diye bir uygulamayı çok kullanmıştım vakti zamanında.
Özellikle İrlanda'da. Şöyle bir uygulama.
Ortak ilgi alanlarınızın olduğu gruplar var.
O gruplarla buluşmak için böyle aktiviteler yapılıyor.
İşte bu yürüyüşe gidersiniz, hiking'e gidersiniz.
Sinema grupları var, kitap grupları var.
İşte dil değişimi grupları var.
İspanyolca konuşma, Fransızca konuşma.
Neler neler var. Yani aklınıza gelebilecek her şey var.
Meslekle alakalı da olabilir.
Onların aktivitelerine katılmak, yeni insanlarla tanışmak, arkadaş edinmek gibi gibi.
Paylaşırım dediğim gibi Instagram'da linkini.
Bir de... Benim en çok arkadaş edindiğim gruplar koşu grupları, koşuyorsanız tabii ki.
Gönüllü kuruluşlar, ilgi alanınız olan gönüllü kuruluşlar.
Ya da çalıştığınız şirketin yaptığı aktiviteler.
Ben böyle çok arkadaş edindim.
Son olarak da uyum stresi denilen bir kavramdan bahsetmek istiyorum.
Ben de araştırırken öğrendim.
Göçmenlerde yabancılaşma ve yalnızlık hissini tetikleyen çok önemli bir etkenmiş.
Şöyle ki... Bir yandan kendi kültürel kimliğini korumaya çalışırken diğer yandan da yenik bir kültüre uyum sağlama zorluğundan kaynaklanan stres ediyorlarmış uyum stresi.
Ben bunu İngiltere'ye taşındıktan sonra çok yoğun bir şekilde yaşamaya başladım ve baya böyle nasyonalist oldum diyebilirim İngiltere'ye taşındığımda.
İrlanda'da olduğum gibi kabul edilmenin verdiği bir kültürden gelince İngiltere'de biraz daha böyle kalıba girme baskısı hissettim.
Ama şunu hep söylüyorum.
İrlanda Şirinler Köyü oradan sonra gideceğim hiçbir ülkede ben o standardı bulamayacağımı kabullendim artık.
Türkiye'den direkt İngiltere'ye gelseydim emin olun tecrübem çok daha farklı olurdu ve bu kadar eleştirmezdim İngiltere'yi.
Bir de objektif olmak adına şunu da söyleyeyim ben İrlanda'ya taşındığımda 7 sene önceydi 7,5 sene önceydim.
Ve hani o zamanın getirdiği o zaman daha az göçün...
Olduğu bir durumdaydı. Şu an İrlanda'ya da çok fazla göç var.
Dünyanın her yerinden Türkiye'den de ve diğer Avrupa ülkeleri gibi İrlanda'da da aşırı sağ artmaya başladı.
O yüzden benim zıttım tecrübe yaşayanlar mutlaka vardır.
Yani beni dinlerken Emine biz de İrlanda'dan dinliyoruz ama hiç böyle şeyler yaşamıyoruz diyorsanız haklı olabilirsiniz.
Uyum stresine geri dönecek olursam da özellikle genç göçmenler veya ikinci nesil göçmenler için bir kimlik çatışmasına yol açıyormuş bu durum.
Bu kadar bahsettik stres yalnızlık kimlik çatışması dedik.
Haliyle bunlar ruh halimizi olumsuz etkiliyor ya gelin oradaki istatistiklere de bir bakalım.
Göçmenler özellikle de mülteciler sıklıkla depresyon, ansiyete ve travma sonra stres bozukluğu gibi durumlarla karşı karşıya kalıyormuş.
Amerikan Psikoloji Derneği'ne göre de mülteciler özellikle hem kültür şoku hem de göç öncesi yaşadıkları travmalar nedeniyle ruh sağlığı açısından çok büyük bir yük altındaymış.
2020 yılında da Immigrant and Minority Health diye bir dergide yayınlanan çalışmayı buldum.
O da diyor ki göçmenler göç ettikten sonraki ilk birkaç yıl içerisinde yerel nüfusa göre bir buçuk kat daha fazla ruh sağlığı sorunları yaşamaya meyilli ki bunu kendi
gözlemlerimle de kendi tecrübelerimle de onaylayabilirim.
Bence buradaki temel stres kaynaklarından bir tanesi de şu arkadaşlar.
Çoğu göçmen çalışma vizesiyle gittiği için Ya işimden olursam, vizemi kaybedersem, yenileyemezsem, geri dönersem.
Çünkü bunu bir başarısızlık olarak da görüyor insanlar.
Bunların verdiği böyle bir tedirginlik var.
Bir de hadi diyelim yenilendi.
Öyle bile olsa o sürecin yavaşlığı, oturum kartınız çıkana kadar ülkeden ayrılamama sorunsalı.
Bu yüzden psikolojisi bozulan çok arkadaşım var benim.
Çünkü hareket alanınız kısıtlanıyor.
Bunlar da çok büyük etkenler.
Benim her vize yenilememde...
İstisnasız sorun çıktı zaten.
Daha giderken çalışma iznimin orijinal dökümanını kaybetmişti konsolosluk.
Böyle ülkeye giremeyeceğim beni kapıdan yollayacaklar falan diye çok stres olmuştum.
Ama en sıkıntılısı da covid zamanında oturumumu yenilemem gerekiyor ve pasaportun orijinalini göndermemiz gerekiyordu.
İrlanda ofisi pasaportumu kaybetti.
Daha doğrusu şöyle oldu.
Ben o arada ev değiştirdim.
Bunu iki ay öncesinden yazılı olarak birkaç kez mail attım.
Çünkü telefonları zaten açmıyorlar.
Ama maillere de bakmıyorlarmış.
Böylece onu da öğrenmiş olduk.
O yüzden de pasaportumu sürekli benim eski adresime göndermiş bunlar.
Tabii ki de teslim alan kimse olmadığı için de kayıp kutusuna atmışlar.
Ve ofis kapalı zaten covid.
Evden çıkma yasağı var.
Bunlar da güya evden çalışıyor.
Ben bugün böyle delicesini arıyorum her zamanki gibi.
Birisi ne olur açsın diye.
Bir şekilde telefon açıldı.
Derdimi anlatmaya çalışıyorum ama telefonun diğer ucundaki kadın bana aşırı kaba davrandı.
Benim de artık sabrımın taştığı son noktaydı.
Zaten inanılmaz derecede sıkışmış hissediyorum.
Ailemi görmemişim aylardır.
Babaannem ölüm döşeğinde eve gitmek istiyorum.
Palamut yemek istiyorum falan böyle tepem attı.
Ve gittim LinkedIn'den.
İrlanda'nın göçmen ofisinin başındaki adamı buldum.
Head of Immigration. Tamam dedim.
Çok kibar ama sistemkar bir mail attım adama.
Mailin başlığı da şu.
İnsan hakları ihlali.
Çünkü yaptıkları şey benim seyahat hakkımı engellemek.
Ve dolayısıyla da insan haklarına aykırı.
Telefondaki kadının bana ne kadar kaba davrandığından, ikinci evim dediğim İrlanda gibi kabullenici ve kapsayıcı bir ülkede böyle bir muameleye maruz kaldığım için nasıl hayal kırıklığına uğradığımdan, ailemi göremediğim
için, babaannemin ölüm döşeğinde olduğu için son nefesinde yanında olamadığımdan falan bahsettim böyle.
Cuma günü 5'te attım mesajı.
5'i 10 geçe pasaportun burada pazartesi sabah 8'de gel al diye özür dileyen bir mail attı adam.
Ve bana aradığım numarayı sordu.
Ben bu olayı soruşturacağım dedi.
Soruşturdu da yan ofiste polis istasyonu varmış.
Oraya düşmüş ama tabii şey dedi yine de sana bu şekilde cevap vermelerini bu şekilde davranmalarını haklı çıkarmaz çok özür diledi falan güzel bir şekilde kapattık.
Şimdi ben bu hikayeyi size neden anlattım?
Birincisi bu oturma izni süreçleri başka ülkeye seyahat edeceksiniz vize alma derdi vesaire zaten çok stresli.
O yüzden de Orada yaşadığınız stresi çok iyi anlayabiliyorum ama yaşadığınız ülkedeki haklarınızı bilmeniz de çok önemli.
Çünkü zaten göçmen olmanın verdiği bir yük oluyor ya insanın üzerine.
Sanki oraya gitmemize izin vermişler, lütfetmişler gibi düşünebiliyor insan ama arkadaşlar sizin oraya gitmeye ihtiyacınız olduğu kadar bu insanların da size, sizin iş gücünüze,
sizin beyin gücünüze ihtiyacı var.
O yüzden... Asla ve asla kendinizi ezdirmeyin.
Kimseden de aşağı görmeyin kendinizi.
Hakkınızın yendiğini düşündüğünüz bir nokta varsa sesinizi sonuna kadar çıkarın.
Ben göçmenim başıma bir şey gelir çalışma iznimi kaybederim vizemi kaybederim falan diye düşünmeyin.
Kesinlikle özellikle de şu an politically correct olan dünyada.
Göçmen olarak çok daha fazla hakka sahipsiniz.
O yüzden kesinlikle hakkınızın yenmesine ya da size herhangi bir şekilde kötü muamele edilmesine izin vermeyin.
Göçmenlik gerçekten çok sıkıntılı bir süreç.
O yüzden psikolojik olarak desteğe ihtiyacınız illaki olacaktır.
Stres yönetimi, aidiyet, kimlik çatışması gibi durumlarda en doğru aksiyon kesinlikle bir terapiste çalışmanız olur.
Kültür farklılıklarını yönetme, iş yerindeki politikaları yönetme ya da kariyer değişikliği, ülke değişikliği, hangi ülke doğrudur, nasıl doğru kararı alırım gibi bir şeyse, ihtiyacınız bu yönde
ise benimle her zaman profesyonel koçluk için iletişime geçebilirsiniz biliyorsunuz.
İlginç bir şekilde danışanlarımın %90'ı Avrupa, Amerika ve Kanada'dan, %10'u da Türkiye'den.
Bir de sizinle benzer dertleri olan arkadaşlarınızla paylaşımlar yapmak, birbirinize destek olmak bunlar da çok kıymetli.
Farklı ülkelerdeki arkadaşlarınızla, ailenizle daha sık bağlantıda kalmak, diğer göçmenlerle birlikte aktivite yapmak, hatta yemek yapmak çok iyi geliyor.
Benim öyle İspanyol, İtalyan, Hollandalı, İranlı böyle birleşmiş milletler misali bir grubum vardı ve hepsiyle ortak noktamız yemekti.
Ve dolayısıyla haftada bir herkesin kendi kültürüne ait böyle bir şeyler getirdiği yemekler yaptığı organizasyonlar yapıyorduk.
Yaptığım zeytinyağlı sarmaların haddi hesabı yok arkadaşlar.
İçli köfte mi yapmadım simit mi yapmadım tahinli çörekler karnıyarıklar aklınıza ne gelirse.
Neden? Çünkü yemek herkesin ortak noktası.
Yani kendinizi yalnız hissediyorsanız ya da gerçekten stresli hissediyorsanız, biraz daha depresif hissediyorsanız bu tarz ortamlar, bu tarz arkadaşlıklar, bu tarz aktivitelerde destek oluyor.
Bir de şeye çok dikkat etmek lazım.
Entegrasyon ve asimilasyon farkı.
Çünkü entegrasyon göçmenlerin kendi kültürel kimliklerini koruyarak yeni topluma uyum sağlamaları anlamına geliyor değil mi?
Ama asimilasyon göçmenlerin ev sahibi ülkenin kültürünü tamamen benimsemesi demek.
Ve araştırmalarda diyor ki entegre olan göçmenler asimile olan göçmenlere kıyasla çok daha iyi bir ruh sağlığına sahip.
Böyle güzel bir Türk grubunuzun olması da çok kıymetli.
Onun dışında böyle akşamları bir çay demleyip bir Türk dizisi izlemek, oturup hep beraber takılmak ya da ne bileyim hani sizi mutlu eden Türkiye'de yaptığınız şeyleri burada da yapmak bunlar da çok kıymetli
şeyler. Ben bunlardan da çok besleniyorum.
İrlanda'da da çok güzel bir Türk grubum vardı.
Hala var. Çok şükür ki çok şanslıyım ki İngiltere'de de var.
Evet arkadaşlar bu benim yine en uzun bölümlerimden bir tanesi oldu.
Oturup burada saatlerce konuşuruz.
Göç ne kadar zor nasıl başa çıkılabilir.
Zaten üzerinden geçtik bayağı bir.
Hem yeni bir ülkeye adapte olmaya çalışıyorsunuz.
Hem işinizde kendinizi göstermeye çalışıyorsunuz.
Hem böyle çalışma vizesiyle gittiyseniz onun baskısı var.
Sevdiklerinizden uzaksınız. Arkadaş edinme, maddi güvenceyi sağlama, dil öğrenme derken.
Yani ben konuşurken gerçekten üzerime böyle karabasanlar çöktü.
Çok meşakkatli bir süreç.
Bir de şu da var. Bizim kendi ülkemizde de gündem sürekli yeni bir şeyle değişiyor ve hiçbiri iç açıcı haber değil ya.
O da insanı etkiliyor.
Çünkü fiziksel olarak orada değiliz ama zihnimiz orada, kalbimiz orada.
İster istemez insanın sinirleri bozuluyor.
Bu da insanı yoruyor.
Kısacası göç faydaları olduğu kadar insanın ruhunu yoran da bir süreç.
Demem o ki yurt dışında yaşıyorsanız şöyle bir düşünün.
Şu zamana kadar nelerin hangi zorlukların üstesinden geldiniz?
Büyük küçük ila çok büyük bir şey olmasına gerek yok.
Kendinize bunun bir kredisini verin.
Yeniden bir hayat kurdunuz belki bunu birden fazla yaptınız.
O süreçte neler neler yaşadınız.
Bu az önce bahsettiğim bütün saçma sapan süreçlerden geçtiniz.
Siz aslında dünyadaki en zor şeylerden bir tanesini başardınız.
O yüzden de kimse söylemediyse ben size söyleyeyim.
Size helal olsun.
Sizinle gurur duyuyorum gerçekten.
Bunun kredisini kendinize verin.
Bunu kendinize hatırlatın.
Ne kadar güçlü olduğunuzu kendinize lütfen lütfen hatırlatın.
Bunu unutmayın. Eğer yurt dışına gitme planınız varsa da...
Gideceğiniz ülkeyi kültürünü istihdamını iş haklarını ülkenin göçmenlere bakış açısını arkadaş ortamı ev bulmanın kolaylığı zorluğu masrafı bunları iyice araştırıp bir
fizibilite raporu yapıp öyle karar verin.
Ve eğer çift olarak gidiyorsanız, diyelim ki eşiniz teklif aldı, siz de onunla artı bir olarak gidiyorsunuz.
Ama mesleğinizi o ülkede icra edemeyeceksiniz.
Neler yapabileceğinizi iyice araştırın.
Orası sizin mesleğinizi yapamayacağınız bir ülkeyse.
Alternatifler neler olabilir onlara bir bakın.
Çünkü eşlerden birinin mutsuzluğu da o göç sürecini zorlaştırabiliyor.
Ecem Akarcı ile bir bölüm çekmiştim.
Kendisi avukat eşi Google'da çalışıyor.
Buraya geldiklerinde daha doğrusu İrlanda'ya taşındıklarında Ecem'in avukatlığını yapamadığı için kendi kariyerini böyle nasıl ilmek ilmek ördüğünden bahsetmiştik o bölümde.
İsteyenler o bölüme de bakabilir.
Bir de göçle alakalı ne iş olsa yaparım ve neresi olsa giderim bölümleri çekmiştim ben.
İki sene önce falandı herhalde.
Böyle büyük hayallerle gidip hayal kırıklıklarıyla sonlanan o kadar çok hikaye duydum ki bunları da paylaşmıştım.
Ve bunları önlemek için neler yapabiliriz onları anlatmıştım.
O bölümlere de bakabilirsiniz.
Yani ne yapıp edip maksimum data ile donanımlı ve bilinçli gidin.
Gittiyseniz de bunların farkına varıp ona göre mental ve fiziksel sağlığınızı koruyup kolladığınız o ülkenin tadını çıkardığınız bir noktada olun isterim.
Ona göre bir yol haritası çizin isterim.
Ve yeter artık çok konuştum ya hiç de Emine sus demiyorsunuz.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Dünyanın neresinde olursanız olun burada sizi seven, size inanan ve ses olarak da olsa yanınızda olan biri var.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Sizi çok seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
