
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde yaratıcılığın sandığınızdan çok daha ulaşılabilir olduğunu, yetenekten çok merakla beslendiğini konuşuyoruz.
David Gauntlett’in Yaratıcılık: Kendini Ortaya Çıkarmanın 7 Anahtarı kitabından ilhamla; bilimsel araştırmalar, Coco Chanel ve Steve Jobs gibi ilham verici örnekler, reddedilmiş ama dünyayı değiştiren fikirler ve günlük hayatta yaratıcılığınızı beslemenin yollarını paylaşıyorum.
Bu bölümde öğrenecekleriniz:
Yaratıcı insanların ortak özellikleri
Yaratıcılığı açmanın 7 anahtarı
Reddedilmiş fikirlerin başarıya dönüşme hikâyeleri
Yaratıcı kasınızı güçlendirecek pratik öneriler
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bugün sizinle hepimizin çok ihtiyacı olduğu ama en az alan ve zaman yarattığımız bir konuyu konuşmak istiyorum.
Bölümün isminden de anlayacağınız üzere konumuz yaratıcılık arkadaşlar.
Yaratıcılık kelimesi bazen sanki doğuştan yetenekli olan insanlara bahsedilmiş bir lütuf gibi algılanıyor.
Ama aslına baktığımızda hepimizin içinde olan ve izin verdiğimizde farklı şekillerde vuku bulan dönüştürücü bir etkiye sahip.
O yüzden bugün yaratıcılık hayatımızda nasıl bir etki yapar, bizi nasıl biz yapar, nasıl daha yaratıcı oluruzun üzerine konuşalım istiyorum.
Çünkü yaratıcılık bir şey ortaya koymanın dışında bir anlamda kendimizi ifade etmek, hem kendimizle hem içinde bulunduğumuz dünyayla bağ kurmak, hayal etmek ve gerçekten
de biraz daha içinde bulunduğumuz hayatı dolu dolu yaşamak demek bana göre tabii ki.
Bu bölümde yaptığım tüm araştırmaların yanında David Gauntlet'in Yaratıcılık Kendini Ortaya Çıkarmanın 7 Anahtarı isimli kitabından da ilham aldım.
Ondan da bahsedeceğim. Onun dışında dediğim gibi araştırmalarım, örnekler, biraz felsefe ve her zamanki gibi bilimle harmanlanmış bir bölüm olacak.
Hazırsanız başlayalım. Hatta şöyle başlayalım.
Neden yaratıcılık?
Yani neden yaratıcılığa ihtiyacımız var bu dünyada?
Neden yaratıcı olmaya, yaratıcı insanlara ihtiyacımız var?
Arkadaşlar açık konuşacağım.
Dünya yanıyor.
Yani hem mecazi anlamda hem de mecazi olmayan anlamda özellikle son günlerde haberlerde çok okuyoruz ve...
Her yanan ormanı gördüğümde içim acıyor o ayrı ama yani öbür tarafa baktığımızda da iklim krizi, ırkçılık, ekonomik belirsizlik, içinde bulunduğumuz ilişkilerin gelmiş olduğu hal ve algoritmaların
ruh halimizi belirlediği bir gerçeklikte yaşamak yani elimizde olmayan o kadar çok şey var ki içinde bulunduğumuz dünyada ama Yaratıcı olmak, günlük hayatımıza minik de olsa böyle yaratıcı
bir şeyler eklemek, ucundan da, köşesinden de, kıyısından da olsa bir şeyler yaratmak, bence o bizim elimizde.
Bireysel olarak kendi sesimizi duyurmanın, duygularımızı alan açmanın, kafamızdaki o karmaşayı çözmenin en güzel yollarından biri, yaratıcılık eklemek günlük hayatımıza.
Toplumsal anlamda da etki yaratmanın, yeri geldiğinde devrim yaratmanın, hayatı iyileştirmenin.
Düşünmenin, düşündürmenin, güzel ilişkiler kurmanın, insanları bir araya getirmenin en güzel yollarından biri olduğunu düşünüyorum.
Şahsen bizzat kendim olaraktan.
Şimdi detaylara girmeden önce tabii bir de yaratıcılığın tanımına da bakalım.
Yaratıcılık Britannica'nın açıklamasıyla şöyle diyor.
Bir problemi çözmek için yeni bir çözüm, yeni bir yöntem veya araç ya da yeni bir sanatsal nesne veya biçim olsun yeni bir şey yapmak ya da var etme becerisidir.
Evet güzel ama benim en çok içime sinen tanım şu oldu.
Instagram'da size sordum sizin kendi yaratıcılık kavramınızı.
Dinleyicilerimden biri şöyle demiş.
Çok hoşuma gitti. Sizinle de paylaşmak istiyorum.
Alışılmışın dışında ufuk açıcı, kalbe ve zihne farklı açıdan hitap eden.
Yaratıcılığı böyle tanımlamış.
Yanına da yani bana göre diye not düşmüş.
Çok tatlı. Teşekkür ederim.
Gerçekten de benim birçok kaynakta okuduğum, harmanladığım her şeyi içine alan bir tanım olarak düşünebiliriz.
Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi de yaratıcı olmayı hayal gücünü kullanarak yeni bir şey yapmak diye tanımlıyor.
Ama bu yeni sadece dünya için yeni değil, sizin için yeni olabilir.
Yani olan bir şeyi farklı bir şekilde yorumlayarak sıfırdan bir şey yaratmak yerine yeni bir şey yaratmak da olabilir.
Ben varım, ben yaptım diyebilmek gibi bir yerden bakıyor.
Yani bence tek bir açıklaması...
tek bir cümlesi olan bir kavram değil.
Yaratıcılık zaten öyle olsa konseptin kendisine aykırı olurdu diye düşünüyorum.
O yüzden belki de düşünmekte fayda var.
Size göre yaratıcılık nedir?
Benim yaratıcılık kavramım nedir?
diye düşünebilirsiniz. Bu arada yaratıcılık kelimesini telaffuz etmesi ne kadar zormuş ya.
Ben niye böyle bir bölüm seçtim?
Kendime konuşurken şu an soğuk terler döküyorum.
Dilim sürçerse arkadaşlar lütfen onu siz yaratıcılık duydum diye algılayın olur mu?
Evet şimdi devam edelim.
Peki kavramları bir kenara bırakacak olursak yaratıcı insanların daha doğrusu yaratıcılıklarını kullanan ve günümüze getiren insanların ortak özellikleri neler?
Onlara da bakalım isterim.
Çünkü yaratıcılık aslında hepimizin içinde olan bir şey.
Bu sadece bizim onu ne kadar kullandığımız, ona ne kadar alan açtığımız, zaman yarattığımızla alakalı.
Ki zaten baktığınızda birçok kaynakta yaratıcılığın tüm insanlarda olduğunu söylüyor.
Bilimsel olan kaynaklar ve olmayan kaynaklar.
Evet şimdi burada spoiler vereceğim.
Bu yaratıcı insanların ortak özellikleri arasında yetenekli olmak ya da çok yetenekli olmak yok arkadaşlar.
O da tabii ki yaratıcılığın önemli bir parçası olabilir ama en önemlisi değil.
Birincisi ne biliyor musunuz?
Bağımsızlık. Yaratıcı insanlar biraz böyle kendi bildiğini okuyan, düşüncelerinde ve eylemlerinde özgür olan insanlar.
Kimi örnek vereyim size? Coco Chanel düşünelim mesela.
Kadın modasını kökten değiştiren bir isim değil mi?
Hem de böyle herkese karşı çıkarak.
Düşünün 1900'lerin başındayız.
Kadın modası dediğimiz şey böyle korselerle, ağır eteklerle, neredeyse nefes almayı bile zorlaştıran kıyafetlerle dolu.
Ve şıklık denilen şey rahatlıktan tamamen uzak.
Birden Coco Chanel diye biri çıkıyor.
Diyor ki ben kadınların daha rahat kıyafetler içerisinde yer almasını istiyorum ve akıl almaz bir şey yapıyor.
Kadın kıyafetlerinden korseleri çıkartıyor.
Basit ama böyle şık kesimler getiriyor.
Jersey kumaşı dediğimiz ki o dönemde böyle iç çamaşırlarında kullanılan ya da ucuz sayılan bir malzeme.
Neden iç çamaşırında ucuz bir malzeme kullanırlar onu da anlayabilmiş değilim ama neyse.
Bu kumaşı alıp böyle...
zarif elbiseler, rahat kazaklar yapıyor ve kadınlara hem şık hem hareket özgürlüğü veren kıyafetler tasarlıyor.
Ve aslına bakarsanız sadece estetikle ilgili değil bu kadının yaptığı yaratıcılık.
Bu bir yaşam tarzı manifestosu.
Çünkü şöyle diyor, kadınlar sadece güzel görünmek için değil, özgürce yaşamak için giyinmeli.
Bu o zamanın normlarına ve normaline çok meydan okuyan bir fikir gibi geliyor tabii ki.
Çünkü radikal bir fikir. Başta her şey gibi tepki çekiyor.
Çünkü ne yaptı? Coco Chanel icat çıkardı.
Olanı reddedip yenisini yaratma cesareti gösterdi.
Ama zaman içinde hem kadınlar hem de moda dünyası onu öyle bir benimsiyor ki bugün o küçük siyah elbise ya da sade şıklık dediğimiz her şeyin köklerinde Coco Chanel'in yarattığı
bu devrim yatıyor. Yani demek istediğim şu, yaratıcılık sadece yeni bir şey yapmak değil, mevcut kuralları sorgulamak ve bazen tamamen yeniden yazmak da olabilir.
Yaratıcılığın ikinci bir ortak özelliği de bir alanda ustalık diyor uzmanlar.
Mesela bakalım Steve Jobs ve Steve Wozniak.
Onlar kendi bilgisayar bilgilerini Apple'a uyguladılar.
Kişisel bilgisayar devrini başlattılar değil mi?
Yani meraklarını ve bilgilerini birleştirdiler.
Sadece... Bilgi sahibi olmak da yaramıyor.
Evet bir alanda usta olmamız gerekiyor ama meraklı da olmamız lazım.
Yani bu bilgiyi farklı şekilde nasıl kullanabiliriz?
Bu bilgiyi daha farklı alanlara nasıl uygulayabiliriz gibi.
Bir başka özellik de yaratıcı insanların kaosla aralarının iyi olması.
Yani bazıları düzensizlikten rahatsız olmaz.
Hatta asimetriden ve çelişkiden beslenir.
Bu onlara böyle yeni fikirler verir, meydan okur gibi gelir.
Bunun gibi bir şeyden bahsediyorum.
Yani her şeyin rutinde olmasından ziyade biraz da kaosun içinde var olup o kaosun içindeki güzelliği görebilmek diye anladım ben.
Bunun dışında bir de özgüvenli olmak var.
Yani zaten mevcut olana meydan okumak o özgüvenden geliyor ama kendi fikrine güvenmek.
Çünkü yaratıcı insanlar o fikre güvenmeseler o fikri dünyaya açmazlardı değil mi?
Bu biraz daha şeyden de geliyor bence.
Özgüvenin dışında kulaklarını dışarıya kapatabilmek, yorumlardan çok etkilenmemek.
Ya da o heves kıranlar var ya onlara çok takılmamak.
Biraz daha kendi bildiğini okumak.
Bu da yaratıcı insanların özelliklerinden bir tanesi.
Ve illa bu insanlar çok ekstravert olacak diye bir şey yok.
Birçok yaratıcı insan introvert bu arada.
Yani bu insanlar tabii ki sosyal ama çoğu kendi içinde böyle düşünüyor, sezgilerine güveniyor ve aklına bir şey koyduğu zaman da yapıyor.
Çünkü bu da o arka plandaki özgüvenden geliyor.
Onun dışında ne var? Merak ve problem arayışı.
Ne demek istiyorum bu merak ve problem arayışında?
Tabii ki bir şeyi merak etmek ve oradaki problemi görü, o problemi nasıl farklı çözeriz diye bakmak var.
Bununla alakalı bir araştırma yapmışlar.
Psikolog Sternberg ve Lubot buna şöyle demiş.
Fikirler pazarında düşükten al, yüksekten sat.
Çok sevdim bu yaklaşımı.
Yani şunu diyor. Başkalarının görmediği bir problemi ya da fırsatı fark edip, popüler çözümü reddedip, Daha iyi bir çözüm bulmak ve bunu piyasaya sürmek gibi düşünün.
Ama şunu bilmekte de fayda var.
Yaratıcı olmak her konuda süper olmak değil.
Hiçbirimiz Leonardo da Vinci değiliz.
O çok istisna. Adam resimde de iyi, mühendislikte de iyi, mekanikte de iyi.
Yani çok yönlü biri.
Tabii ki çok yönlülük güzel ve birçok çok yönlü insan var aramızda.
Ama çoğu yaratıcı insanın diğer bir ortak özelliği de bir alanda çok çok iyi olup hadi bilemediniz iki alanda diğer alanlarda normal olmak.
Bir de biz IQ'nun çok göklere çıkarıldığı bir dönemde büyüdük ya şimdi yavaş yavaş değişiyor gibi ama yine de IQ çok baskın.
İlginç bir şekilde araştırmalarda der ki çok yüksek zeka otomatik olarak yaratıcılık getirmiyor.
Yani bu ikisinin arasında bir korelasyon yok.
Zeka evet bilgi kapasitenizi belirliyor ama yaratıcılık dediğimiz şey o bilgiyi nasıl bambaşka şekillerde kullanabildiğimizi gösteriyor.
Ve son olarak Amerikalı psikolog Paul Torrance'ın söylediği 3 tane altın özelliği var.
Yaratıcı insanların günlük hayatında uyguladığı şeylerle alakalı.
Birincisi akılcılık.
Çok sayıda fikir üretebilme.
İkincisi esneklik.
Fikirleri farklı şekillerde kullanabilme.
Üçüncüsü de özgünlük.
Yepyeni fikirlerle düşünebilme.
Torrance bunları ölçmek için hatta Torrance Yaratıcı Düşünme Testi diye bir test bile geliştirmiş.
Hala en geçerli testlerden biriymiş.
Ben de araştırırken öğrendim.
Yani ben bunu şöyle uygulamaya çalışıyorum hayatımda.
Bir sorun varsa ortada ona böyle tek bir tane çözüm üretmeye çalışmıyorum da en az üç tane çözüm üretmeye çalışıyorum farklı farklı disiplinlerden.
Ve bu konuya farklı bir açıdan bakacak olsam böyle farklı bir yerden yaklaşacak olsam nasıl yaklaşırdım?
Ya da kime sorardım?
Kimin beyninden faydalanırdım diye düşünüyorum bu esneklik anlamında.
Üçüncüsü özgünlük de en zoru.
Bunu da... Şu an beynim boş bir levha olsa yani taburasa olsa ve başlangıç zihniyle düşünsem nasıl olurdu diye düşünüyorum.
Ama çok zor bir şey bu çünkü işlenmiş milyarlarca bilgi var arkada.
Yani birden böyle kapatamıyorsun ki bunun switch butonu yok ki kapatayım durayım diye.
Keşke olsa ama o noktada da çocuklarla vakit geçirmek bence çok iyi geliyor.
Çünkü onların dünyası çok farklı ya zihinleri bize göre daha boş ya.
Olaylara yaklaşımları bir yere bakış açıları falan.
Bana çok gerçekten etkileyici geliyor.
Ama etrafında kaç tane çocuk var emin ederseniz?
Hiç. Hiç tane.
Hiç çocuk yok. O yüzden çocuklu dinleyicilerim siz bu konuda bence baya bir şanslısınız.
Bu alanda çocuklarınızın zihninden faydalanmayı unutmayın.
Tabii o kadar hengamenin arasında yapabilirseniz gerçekten çok saygı duyuyorum çocuklu insanlara.
Evet bu da beni şeye getiriyor bu arada.
Bir zamanlar hepimiz çocuktuk ki.
Hepimizin o yaratıcılığı vardı.
Hepimizin o boş zihni vardı.
Ve sonradan...
Yavaş yavaş artık o yaratıcılığımızı başka ellere vermeye başladık, kaybetmeye başladık.
O yüzden çocukluk demişken aklıma hep şu geliyor.
Annem bana diyor ki küçükken senin hayal gücün çok zengindi, çok yaratıcıydın.
Ben de diyorum ki ee peki siz bu bilgiyle ne yaptınız ebeveynlerim olarak?
Madem o kadar yaratıcıydım, madem o kadar yeteneğim vardı sanata ona buna.
Neden ben ekonomi okudum ya?
Üstüne bir de pazarlama master'ı yaptım.
Neden daha fazla böyle yaratıcılık ya da sanat gerektiren yeteneğim olduğunu düşündüğünüz şeyleri meslek olarak seçmeme vesile olmadınız?
Bu konuşmanın sonu genelde hiç iyi bitmiyor arkadaşlar.
Tahmin ederseniz eminim siz de yaşamışsınızdır benzer konuşmaları.
O yüzden oraya hiç girmeyeceğim ama demek istediğim şu.
Bu benlik bir şey değil. Hepimiz küçükken yaratıcıydık.
Hepimiz meraklıydık. Zihnimizde sınırlarımız, kalıplarımız yoktu.
Belki de biraz daha şu an oluşturduğumuz o sınırları ve kalıpları eleme vaktidir eğer yaratıcı olmak istiyorsak.
Mesela 5 yaşında bir çocuk düşünün.
5 yaşında bir çocuk günde 300 tane soru soruyormuş.
Düşünsenize bugün kaç tane soru soruyoruz acaba hayatta kendimize?
Yani genel sorulardan, işle ilgili sorulardan bahsetmiyorum tabii.
Böyle merak ile gelen sorulardan bahsediyorum.
Ama işte büyüdükçe, hayata karıştıkça, hayatta kalmaya çalıştıkça sorumluluklarımız artıyor.
Toplum içinde bir yer edinme çabasına da giriyoruz ve çok tek düze bir düşünme sistemine evrediyoruz ki eğitim sistemi...
Bir kusur bulan, ay bu fikir komik oldu, ay bunu kimse izlemez, ay bunu kimse beğenmez, okumaz diyen sesimiz.
Çocukken bu ses baskın değildi hatta belki yoktu bile.
Elimizdeki iki tane Lego ile ne kaleler ne dünyayı kurtaran kahramanlar yapıyorduk ya.
Ya da biz o kahramanlar olabiliyorduk.
Lego'ya bile ihtiyacımız yoktu.
Zihin dünyamızda, hayal dünyamızda neler neler dönüyordu.
Ve kendi dünyamızı oluşturmak daha kolaydı.
Çünkü sınırsızdı. Ama işte büyüdükçe notlar, beklentiler, iş, reddedilme korkusu bilmem ne derken Marv güçlendi ve tabii ki burada yetiştiğimiz coğrafyanın da etkisi var.
Yani otur otur dünyaya icat çıkarma vesaire gibi uyarılara maruz kalmak da yaratıcılığımıza ket vuran şeylerden bir tanesi.
Hatta Mihaly Ciksem Mihaly'nin yaratıcı insanlar üzerinde yaptığı bir araştırma var.
Der ki çoğu yaratıcı insan normal bir çocukluk geçiren ve onlara sağlam değerler veren ailelerden geliyor.
Yani ne kadar normal bir çocukluk geçirdik?
Ya da kaçımız normal çocukluk geçirdi?
Normalden kastımız ne?
Bunlar hep tartışılır.
Hatta arttırıyorum şöyle bir sanat camiasına bakın.
Görsel sanatlara bakın, performans sanatlarına bakın.
Böyle çok çok çok başarılı olan insanlara bakın.
Bunların hiç normal bir background'ı yok.
Ama tabii ki yaratıcılık sadece sanatla sınırlı değil.
Bunu da altın çizmekte fayda var.
Ama burada demeye çalıştığım şey şu.
Ne yapmak istersek yapalım.
Arka planımız ne olursa olsun, geldiğimiz aile, coğrafya ne olursa olsun bizi bir noktada sadece onlar belirlemiyor.
O yüzden yapmak istediğiniz bir şey varsa o iç sesiniz devreye girdiğinde evet onu tamamen susturamazsınız belki bu kadar senedir sizinle ama belki şunu diyebiliriz ya büyüklerin bize dediği gibi sen iki dakika şuracıkta otur ben
biraz oynayacağım kendi zihnimle, kendi yaratıcılığımla.
Böyle bir şey diyebiliriz neden olmasın yani ben şu an sadece bunu yapmaya odaklanacağım ve başka hiçbir şey düşünmeyeceğim gibi.
Neden biliyor musunuz bunun üstüne bu kadar duruyorum?
Çünkü baktığım tüm kaynaklarda ve benim de gönülden inandığım bir şey var ve herkesin tek noktada birleştiği o da yaratıcılığın geliştirilebilir ve öğrenilebilir olması.
Peki nasıl?
Şimdi oraya geliyoruz.
Bölüm başında bahsettiğim David Gauntlet'ın kitabında yaratıcılığı açmanın yedi yolundan bahsediyordu.
Benim aklıma yattı birçoğu ama açık konuşayım kitabı biraz sıkıcı buldum arkadaşlar.
Bir de ben o kitabı dinledim.
Spotify'daki kitaplardan dinliyorum ve dinlerken şöyle oldum.
Amca ya buna döne dolaşı aynı yere geliyorsun.
Bir sadete gel bitir artık şu bölümü niye bu kadar uzattın dediğim çok yer oldu.
O yüzden ben size kısacık anlatacağım.
Şimdi David Gauntlet der ki yaratıcılığımızı kullanmamıza, yaratıcılığımızı açmamıza yardımcı olacak şeylerden ilki kimlik.
Ne demek istiyorum? Yaratıcılık bir noktada bizim kim olduğumuzu ortaya çıkaran bir araçtır değil mi?
Ressam ya da şair olmamız gerekmiyor.
Nasıl yemek yaptığımız, bir problemi nasıl çözdüğümüz, aynı hikayeyi kendi yorumumuzla nasıl anlattığımız bunlar hep insanın kendiliğine özgü şeyler.
O yüzden biraz daha böyle kendimizle haşır neşir olmak, kendimizi bilmek ve gözlemlemek yaratıcılığımıza gerçekten güzel katkıda bulunan şeylerden biri.
Bu bir. İkincisi deneyim.
Dene ve yanılma yöntemi en çok yaratıcılığı geliştiren şeylerden bir tanesi.
Ben bir süredir resim yapmaya geri döndüm ve kendim de şu sabırsızlığı seziyorum.
Hemen istediğim şeyi en güzel şekilde çizeyim, boyayayım.
Ama öyle bir dünya yok.
Fırçayı nasıl vurmam gerektiği, renk karışımları, boyanın yoğunluğu, boya dışında kullanılan materyaller vs.
derken sonsuz bir deneme yanılma var burada.
Ve ben bu resim yapmayı şöyle görüyorum.
Salt yaratıcılığımı konuşturduğum bir alan olarak görüyorum.
Ne demek istiyorum? Ben orayı bir rahatlama alanı, duygularımı ifade etme alanı olarak seçtiğim için öyle YouTube'dan video izleyeyim de onu böyle yapmış, şöyle yapmış gibi kesinlikle bakmıyorum.
Gittiğim müzelerde, sergilerde gördüğüm, beğendiğim şeyleri zaten bir şekilde zihnime kaydediyorum.
Ve o tuvalin başına geçtiğim zaman da içimden ne geliyorsa, aklımda ne varsa onu yapmak istiyorum.
O yüzden burada deneme yanılmanın tillahı var arkadaşlar.
Ve bir şeyi böyle deneye yanıla, deneye yanıla yaptığınız zaman zaten oradaki gelişimi bir süre sonra görüyorsunuz.
Üçüncüsü yapmak.
Bazen her şey böyle kafamızın içinde dönüp duruyor ya.
Fikirlerimiz, yapmak istediklerimiz, hedeflerimiz.
Ama önemli olan o adımı atabilmek değil mi?
Mesela yaratıcılık da böyle bir şey.
Yaratıcılığınıza zaman ve alan açtığınızda yani onu fiili olarak hayata geçirdiğinizde ortaya çıkıyor ve gelişiyor.
Gökten zembille inmiyor maalesef.
Dördüncüsü ilham.
Nereden ilham aldığınızı en iyi siz bilirsiniz tabii ki de.
Hatta sormuş olayım. Size en çok ne ilham veriyor arkadaşlar?
Yani yaratıcılığınızı en çok ne konuşturma isteği yaratıyor?
İngiliz çocuk kitapları yazarı Roald Dahl, en bilinen kitaplarından biri de Matilda.
Tutukluk yaşadığında rüya günlüğü tutarmış.
Ona da rüyaları ilham veriyormuş.
Çok ilginç. Bu bilinçaltından beslenme yöntemi benim çok ilgimi çekiyor.
Hatta bir ara ben de tutuyordum.
Sadece tutmuş olmak için neler oluyor zihnimin içinde diye.
Geçen denk geldim telefonun notlar kısmında.
Biraz okudum sonra dedim ki zavallı bilinçaltım gerçekten buraya inmeye hazır değilim şu anda.
Ama aklınızda olsun hatta tekrarlamış olayım size en çok ne ilham veriyor bunu da bir düşünün isterim.
Onun dışında beşincisi de çeşitlilik.
Farklı kültürler, meslekler, yaşlar, ortamlar, yaratıcılığın yakıtı çeşitlilik.
Her ne kadar ben mesela rutinlerimi çok sevsem de arada böyle rutin dışına çıkıp tanıdık olmayan şeylerin ya da insanların arasında yer almak bu ciddi anlamda yeni fikirler için can simidi bence.
Ki bunu bu kadar introvert olarak söylüyorum.
Bir deneyin isterim. Onun dışında devam etmek var.
Yani istikrar.
Her gün 10 dakikada olsa, 5 dakikada olsa yaratıcılığınızı kullanacağınız bir şey yapmak.
O yaratıcılık kasınızı güçlendirmeye çalışmak.
Ve her konuda olduğu gibi devam etmek, istikrar burada da çok önemli.
Önceki bölümde bahsetmiştik.
Hala dinlemediyseniz kesin bakın derim.
Baya güzel mesajlar aldım sizden o bölüme dair.
Yedincisi ve en sonuncusu ve en güçlüsü.
Oluş hali. David Godnett bunu şöyle anlatıyor arkadaşlar.
Yaratıcılık sadece bir şey üretme eylemi değil.
Sizin kendinizi dünyaya nasıl yerleştirdiğinizle ilgili bir yaşam biçimi.
Bu da ben buradayım, hala deniyorum, hala merak ediyorum diyebilmek.
Bir başkasının beğenip beğenmemesinden bağımsız olarak kendi yaratıcı sesinize bağlı kalmak.
Bazen bu hal sessiz olabilir, defterinize çizdiğiniz minik bir karalama olur.
Kimseye göstermediğiniz şarkı sözü olur.
Ya da böyle toplumsal bir bağ kurar bazı zamanlarda.
Bir yazınızı paylaşırsınız.
Böyle farklı bir açıdan çektiğiniz fotoğrafı paylaşırsınız.
Bir fikirle başkalarının dünyasına dokunmuş olursunuz.
Ve en önemlisi oluş hali yaratıcılığı hayatınıza entegre eder.
Yani yaratıcı olmak için özel bir an beklemeye ihtiyacınız olmaz.
Az önce dedim ya her gün 10 dakika olsa bile kullanabilirsiniz yaratıcılığınızı diye.
İşte... Kahve yaparken, yolda yürürken, arkadaş sohbetinde bile farklı bir merakla, farklı bir açıdan bakarak, farklı bir üretkenlikle var olabilirsiniz.
Yani sonuçta yaratıcı olmak ara sıra yaptığınız bir aktivite değil, hayatı yaşama şekliniz haline geliyor bir süre sonra der David Gauntlet ki katılıyorum.
Bu son bahsettiğim iki madde bence en önemlisi bu oluş hali ve devam etmek.
Neden biliyor musunuz arkadaşlar?
Çünkü şu an hayatımıza dokunan, dünyayı değiştiren, kullandığımız ya da fikir olarak zihnimize kazınmış birçok şey yaratıcı fikirlerden ortaya çıktı ve o fikirleri hayata
geçiren insanların vazgeçmemesinden ortaya çıktı.
O yüzden siz o minik fikrinizi ya da minik ürününüzü, minik sanatsal aktivitenizi bunu kimse okumaz, bunu kimse beğenmez ya da ben bunu yapacağım ama bu ne işe yarayacak diye düşünerek kendinize lütfen
ket vurmayın. Neden?
Bakın Wright kardeşlere uçan makine imkansız bu nasıl uçar havadan daha ağır dediler.
Hepimiz şu an uçaklardayız ve bakın havacılık endüstrisine trilyonlarca dolar.
Ya da J.K. Rowling'e bakın Harry Potter 12 yayın evinden döndü.
Çocuk kitabı bu satmaz dediler.
Bugün milyarlarca okuru var.
Ya da iPhone dokunmatik ekran tutmaz dendi.
Cebimizden de elimizden de düşmüyor.
Yani demek istediğim şu her neyi sunmak istiyorsanız dünyaya.
Başta reddedilmek o fikrin kötü olduğu anlamına gelmiyor.
Bazen sadece zamanın ötesinde kalabiliyorsunuz.
Ya da o fikrinizi anlayabilecek kapasitede insanlarla, ortamlarla karşılaşmıyor olabilirsiniz.
O yüzden yaratıcılığınıza ket vuracak negatif yorumları, reddedilmeleri hep böyle kulak arkası yapıp devam edin.
Coco Chanel'i hatırlayın. Evet şimdi bu yaratıcılığımızı açan şeylerden bahsettik.
Yani yaratıcılığımızı açmak için o 7 anahtar dedik ya.
Ama günlük hayatta nasıl besleriz?
Birkaç bir şey daha paylaşmak istiyorum.
Benim böyle kendime özgü yöntemlerim var.
Sizinkileri de duymak isterim bu arada.
Eğer yorumlara yazarsanız çok memnun olurum.
Biraz fikir alışverişi yapalım değil mi?
Yani siz nasıl yaratıcılığınıza katkı sağlıyorsunuz?
Neler sizin yaratıcılığınızı besliyor gibi?
Benimkilere ben şimdi söyleyeyim.
İlki... Yeni bir yemek tarifi denemek ya da olana kendi yorumunu katmak.
Yeniden kastım da böyle bir tarife bakmak değil.
Kafama göre bu bununla uyar, şu şununla uyar derken her zaman istediğiniz kadar lezzetli olmuyor ya da düşündüğünüz kadar lezzetli olmuyor.
Ama yemek yapmanın gerçekten terapitik bir etkisi olduğu kanısındayım.
İkincisi, elimizin altındaki objeleri farklı amaçlarla kullanmak.
Hatırlar mısınız? Eskiden ev ekonomisi dersi vardı.
Böyle sürdürülebilirlik kelimesinin hayatımızda bu kadar olmadığı zamanlardı.
Ama o elimizdeki malzemeleri farklı amaçlarla kullanırdık.
Pet şişeden kalemlik falan yapardık.
Bence bazı objeleri farklı amaçlar için tekrar şekillendirmek en güzel yaratıcılık şekli.
Ben evime eşya bakarken eve sürekli böyle koltuk kumaşı örneği söylüyordum.
Koca bir torba farklı doku ve renklerde kumaşım olmuş.
Onları öyle görünce dedim ki ben bunları atmayayım.
Böyle bir patchwork yapayım, çizdiğim resimlerin içine yedireyim ya da ne bileyim bunlarla böyle güzel bir şeyler yaparım diye atmadım.
Şimdi onların üzerine çalışıyorum.
Varsa fikriniz bu arada alırım.
Eminim sizin de böyle elinizin altında farklı amaçlarla kullanabileceğiniz objeleriniz vardır.
Atmadan önce bir kez daha düşünün.
Bundan ne çıkar, bundan ne yaparım diye.
Bu da yaratıcı kasınızı güçlendirebilir ekstra bir efora ya da maddiyata gerek kalmadan.
Bir de yaratıcı yazarlık kursları var.
Yazar olmak zorunda değilsiniz.
Ama oradaki egzersizler zihni açma konusunda cidden çok iyi gelebiliyor.
Ya da böyle kelimelerle oynanan oyunlar var ya.
Biz geçen arkadaşlarla oynadık.
Oyun gecesi yapmıştık böyle komşularla ve koşu kulübünden arkadaşlarımla.
Yanlış hatırlamıyorsam adı Code Games'ti.
Farklı bir şey de olabilir tabii ama konsepti şu.
Kişi başı 75 tane gelişigüzel kelime seçiyorsunuz.
Kenarda da böyle kartlar duruyor.
Size sorular soruyor.
Diyor ki işte uçakta ağlayan çocuğa ne cevap verirsiniz?
Elinizdeki o kelimelerden herhangi bir cevap üretiyorsunuz.
Bunun gibi şeyler, uygun cevabı, komik cevabı artık neyse.
Değişik değişik kartlar var.
Ben birazcık Cards Against Humanity'ye benzettim.
Ki o da sevdiğim oyunlardan bir tanesidir.
Yani böyle kelimelerle yapılan oyunlar zihninizi farklı şekilde...
Kullanmaya zorlayan şeyler de çok iyi geliyor.
O yüzden oyun geceleri benim çok hoşuma gidiyor arkadaşlar.
Hem eğlenceli hem de yaratıcılığı besleyen bir aktivite olabilir.
Evet yavaş yavaş toparlayacak olursak benim kendime hatırlattığım şey hep şu.
Yaratıcılık bir lüks değil.
Dünyayla ve kendimize daha derin bağ kurmanın yolu.
O yüzden size 3 tane sorum var kapatmadan önce.
Bir tanesi sizi en son ne yaratıcı hissettirdi?
Ne gerçekten o yaratıcılığınızı beslediğinizi hissettirdi?
2. Ne zamandır böyle ertelediğiniz bir fikir, bir hobi, bir şey var mı?
Varsa ne? 3.
O ertelediğiniz şey için bugün minik bir adım atacak olsanız ne yapardınız?
Evet sizi bu sorularla baş başa bırakıyorum ve son bir şey söyleyeceğim.
Eğer beni düzenli dinliyor ve bu kanaldaki içerikleri beğeniyorsanız dinlediğiniz platformdan takip etmeyi ve 5 yıldız vermeyi unutmayın.
Böylece ilgili platforma...
Bu kaliteli bir içerik yeni bölümlerden ve benzer kaliteli içeriklerden beni haberdar et mesajını vermiş oluyorsunuz.
Ve tabii ki sevgili podcasterınızın düzenli içerik üretmesine de katkı sağlıyorsunuz.
Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonundayız.
Bir sonraki bölüme kadar yaratın, oynayın, kendinizi ifade edin ve unutmayın.
Yaratıcı olmak için yeteneğe değil, meraka ihtiyacımız var.
Seviyorum sizi. Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
