
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde kariyer tatmini, tükenmişlik ve potansiyel meselesine farklı bir yerden bakıyoruz. Gerçekten yetersiz miyiz, yoksa yanlış ortamda mı mücadele ediyoruz?
Sosyolog Robert K. Merton'un Person–Environment Fit yaklaşımı üzerinden şu sorulara cevap arıyoruz:
- Neden bazı insanlar aynı işi yaparken biri parlıyor, diğeri tükeniyor?
- Kişilik–iş uyumu performansı nasıl etkiler?
- Yanlış meslek seçimi mi, yoksa yanlış çalışma ortamı mı
- Kariyer değişimi mi, yoksa bağlam değişimi mi gerekir?
Eğer işinizde sıkışmış hissediyorsanız, motivasyon kaybı yaşıyorsanız ya da “Bu hayat benim ama ben değilim” diyorsanız, bu bölüm tam size göre.
Ücretsiz koçluk öngörüşmesi için
Transkript
Altyazı M.K.
Bazen ne yaparsanız yapın olmaz.
Kariyerinizde ilerleyemezsiniz, ilişkinizde bir yerde tıkanıp kalmışsınızdır, hayatınız hep aynı döngüde gibi hissediyordur ve siz kendinize neden olmuyor diye sorarsınız ama konu ne kadar emek harcadığınız olmayabilir.
Belki de yanlış yerdesinizdir.
Çünkü bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım, ilerleyememenin ya da o şeyi olduramamamızın sebebi yeteri kadar çaba harcamadığımız için değil.
Doğru yerde olmamak, parlayacağımız bir yerde olmamaktır.
O yüzden bugün bırakmak bazen neden başarısızlık değil de bir stratejidir'in üzerine konuşacağız arkadaşlar.
Ve başlamadan önce ufak bir not düşeyim.
Eğer siz de hayatınızın böyle bir dönemindeyseniz, gerek kariyerinizde gerek yapmak isteyip de bir türlü ertelediğiniz site hasılınızda bir şekilde ittirici güce ihtiyacınız varsa ve bunu bir uzmanla derinleştirmek isterseniz,
uluslararası sertifikalı bir koç olarak ben size eşlik edebilirim.
koçluk adresinden benimle ücretsiz ön görüşme ayarlayabilirsiniz.
Diyelim ve hazırsanız başlayalım.
Pozitif psikolojide personal environment fit diye bir kavram var.
Kısaca şu insan ile içinde bulunduğu ortam arasındaki uyum.
Bunu şöyle düşünün. Siz bir tohumsunuz.
Tohum olarak genetik potansiyeliniz ne kadar güçlü olursa olsun doğru güneş, doğru toprak, doğrusu yoksa gelişemezsiniz.
Ve bu tarz durumlarda insanlar genelde tohumu yani kendini suçlama eğiliminde.
Mesela şöyle bir örnek vereyim.
Çok yaratıcısınızdır ama yaratıcılığınızı kullanma imkanınız olmayan bir kurumda, bir ortamda çalışıyorsunuzdur.
Yaratıcılığınız körelir.
Çok empatik olabilirsiniz ama sürekli rekabetin ve politik manipülasyonun olduğu bir ortamdasınızdır.
Bir süre sonra bu özelliğinizi kaybedersiniz.
Çünkü kullanma ihtiyacı hissetmezsiniz.
Çünkü onu kullanmak size fayda getirmez.
Ya da çok vizyoner birisinizdir ama sizi dar bir çerçevede tutan bir iştesinizdir.
Vizyonunuzu uygulayamıyorsunuz.
Özellikle iş hayatı için konuşacak olursak da araştırmalar der ki içinde bulunduğunuz ortam ya da yaptığınız işte uyumunuz arttıkça iş tatmini artıyor.
Uyumsuzluk arttıkça ne oluyor?
Tükenmişlik artıyor ve performans kaybı yaşanıyor.
Yani mesele aslında iyi olmak değil doğru yerde iyi olmak.
Hatta şöyle de düşünebilirsiniz bunu doğru yerde değilseniz o yeteneklerinizi kullanamıyorsanız.
uyumlu değilseniz, kendiniz olamıyorsanız bir süre sonra risk almamayı öğrenirsiniz.
Bir süre sonra kendinizi küçültmeye başlarsınız.
Yani sorun tamamen kapasite değil.
Çok büyük bir kısım içinde bulunduğumuz şartlardan mütevellit.
Ama işin güzel yanı ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Biz hareket edebilen, değişim yapabilen tohumlarız.
Büyüyemediğimiz toprağa, büyüyemediğimiz çevreyi terk etme lüksümüz var.
Ama orayı terk etme cesaretimiz var mı?
İşte asıl önemli olan yer de burası.
Şimdi gelin bu konunun bir tık daha derinine inelim.
Sadece psikolojik tarafı gözlemlemekten ziyade biraz daha toplum düzeyine çıkalım.
Ne demek istiyorum? Yanlış yerin karakteri bastırdığına dair çok güzel çalışmalar var sosyolojide ve buna teknik adıyla structural strain ya da yapısal sürtünme deniyor.
Modern sosyolojinin babalarından biri olarak gösterilen sosyologlardan biri Robert K.
Merton'ın bu konuyla ilgili çok güçlü çalışmaları var.
Temel iddiası şu. Toplum bazı hedefleri, başarı statif para gibi düşünün bunu, herkes için olması gereken ideal olarak sunar ama bu hedeflere ulaşmak için sunulan meşru yollar herkes için eşit
değildir. Ki bu konuyu statif anksiyetesi bölümünde detaylıca konuşmuştuk.
İsteyenler o bölüme de bakabilir.
Şimdi geri dönecek olursak.
Hedeflerle araçlar arasında uyumsuzluk olduğu zaman yapısal gerilim yani structural strain oluşur.
Bu gerilim de bireyi farklı adaptasyon yollarına iter.
Ne bu adaptasyon yolları?
Bir, uyum sağlama. İki, kuralları esnetme.
Yenilikçilik olarak da bunu düşünebilirsiniz.
Üç, ritüelcilik.
Dört, geri çekilme. Merton da aynı şeyi söylüyor.
Diyor ki sorun her zaman bireyin karakterinde değildir.
Bazen sistemle birey arasındaki uyumsuzluk bu gerilimi üretir.
Bizim yanlış yerde iyi olmaya çalışmak dediğimiz mesele de aslında tam burada oturuyor.
Çünkü birey hedeflere sahip ama sistem o hedefleri desteklemiyor ya da araçlar doğasına uygun değil.
Ve bu gerilim uzun vadede iki şeye yol açıyor.
Ya sistem sizi dönüştürüyor.
Ya da siz sistemden uzaklaşıyorsunuz.
Ama çoğumuz üçüncü bir yol yaratıyoruz.
Kendimizi suçluyoruz.
Sonuç ne? Yetersizlik hissi.
Şaşırdık mı? Tabii ki hayır.
Kendimizi suçluyoruz ama bir noktada da sistemin içinde kalmaya devam ediyoruz.
Zaten bu yüzden yetersiz hissediyoruz bence.
Açık konuşayım. Kurumsal hayatımda ben bunu en acı halleriyle yaşadım ve bunu yaşayan biri olarak söylüyorum.
Şöyle dönemlerden geçtim ciddi ciddi ben geri zekalıyım herhalde buralara kadar şansa bala geldim galiba diye düşündüm.
Imposter sendromu yükleniyor görüyorsunuz.
Bununla alakalı da çok güzel bir bölümümüz var Psikolog Kıvılcım Kıran'la beraber ta ikinci sezondan dilerseniz ona da bakabilirsiniz bu arada ama insan gerçekten kendini suçluyor ve bütün hatayı kendinde arıyor bir yerden sonra o sistemin içinde ezilirken
özellikle de bir göçmen olarak söylüyorum bunu.
Farklı kültürde farklı dilde çalıştığınız zaman bir de karşınızda manipülatif bir Birileri varsa bunu görüp böyle damarınıza damarınıza basıyorsa çok net bir şekilde iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Çünkü ortam sürekli sizi küçültüyorsa bir noktadan sonra aynaya da öyle bakmaya başlıyorsunuz.
Ama o ses her zaman gerçeğin sesi değil.
Bazen sadece bulunduğumuz yerin yankısı oluyor.
Ki bu konuyu özellikle göçmenlik tecrübesi yaşayan danışanlarımın neredeyse hepsiyle konuşmuşuzdur.
Ama bunu yaşamanız için illa göçmen olmanıza gerek yok.
Her yerde, her... durumda maalesef ki yaşayabileceğimiz ve yaşadığımız da bir tecrübe ve bu tarz tecrübeler maalesef insanın zihninde, kalbinde, ruhunda derin yaralar açabiliyor.
Kendimize olan inancımızı kaybedebiliyoruz.
Özgüvenimiz sarsılabiliyor.
Kendimizden şüphe etmeye başlıyoruz.
Bunlar hep bu kanalda konuştuğumuz ve hepsine bölüm çektiğim konular.
İsterseniz onlara da bakabilirsiniz tabii ki ama bence önemli olan şeylerden bir tanesi de ne biliyor musunuz?
Bu tarz durumda olduğunuz zaman kendinizi böyle boşa kürek çekiyormuş gibi hissettiğiniz zaman durup Ya bir dakika ben ne yapıyorum diye sorabilmek.
Ben doğru yerde miyim?
Doğru yere mi gitmeye çalışıyorum?
Doğru ortamda mıyım?
Doğru insanlarla mıyım diye sormak.
Yani kendinizden şüphe etmek yerine çevrenize önce bir bakmak.
Tabii ki bunu görmek her zaman bu kadar kolay olmayabiliyor.
O yüzden zaten koçlarımız, mentorlarımız, arkadaşlarımız, ailemiz her zaman için bizim en büyük destekçilerimiz.
Açık konuşayım bana bu dönemde en çok destek olan kişilerden bir tanesi de canım koçum.
Her seferinde beni gerçekle yüzleştiren ve her seferinde beni bir adım atmaya iten, doğruyu görmemi sağlayan kişidir sorduğu sorularla, yaklaşımıyla.
O yüzden arkadaşlar etrafınızda böyle size gerçekleri gösterecek birisinin olması çok önemli.
Ki olan olayı hem objektif görün...
Hem de reframing yani yeniden çerçeveleme yapabilin ki bu konuyla da alakalı bir bölümüm var.
İsterseniz ona da bakabilirsiniz.
Tabii burada şöyle diyebilirsiniz.
Emine sen de bir koçsun.
Kendi kendine koçluk yapamıyor musun?
Tabii ki yapıyorum arkadaşlar. Zaten genel olarak böyle yapıyorum.
Ama bazen öyle bir şey oluyor ki dışarıdan bir sese, dışarıdan bir görüşe ihtiyacınız oluyor.
Ama benim profesyonel bir koç olarak misyonum şu arkadaşlar.
Ben bir danışanımla belli bir süre çalışıp ondan sonra seansları sonlandırdım.
yollarımızı ayırdıktan sonra o danışanın gerektiğinde Kendi kendine koşluk verebilmesini sağlamak isterim.
Kendisine doğru soruları sormasını sağlatabilmek, kendine objektif bakmasını sağlatabilmek, kendinin farkında olmasını sağlatabilmek isterim sürecimiz bittikten sonra bile.
Tabii ki de danışanlarımın ihtiyacı olduğunda benimle tekrar iletişime geçiyorlar ve beraber çalışıyoruz ki şu ana kadar çalıştığım herkese çok mutlu ayrıldım.
Bu da benim en çok şükür ettiğim şeylerden bir tanesidir, en müteşekkir olduğum şeylerden bir tanesidir.
Ama şöyle toparlayacak olursam demek istediğim şey.
Eğer siz de zor bir dönemden geçiyorsanız ve doğru soruları soracak, size bir şeyleri fark ettirecek, farklı açıdan bakmanızı sağlayacak birine ihtiyacınız varsa ve bunları yaparken de bu özellikleri hayatınıza sürdürülebilir
olarak katmak istiyorsanız o insan hayatınızdan çıktıktan sonra bile gelin bakalım birlikte çalışabilir miyiz, beraber bir şeyler yapabilir miyiz, size destek olabilecek insan ben miyim?
emineyesitmen.com slash koçluk adresinden benimle her zaman ücretsiz ön görüşme randevusu alabilirsiniz diyelim ve devam edelim.
Bir de şöyle bir söz okudum geçenlerde ve çok beğendim.
Ressam Georgia O'Keefe Amerikan modernizminin anası olarak bilinir.
Şöyle bir söz söylemiş vaktinde.
Doğduğum yerin nerede ve nasıl yaşadığımın bir önemi yok.
Önemli olan bulunduğum yerle ne yaptığım ve onlardan ne çıkardığımdır.
Ve bunu söyleyen kadın İrlanda asıllı göçmen çiftçi bir aileden geliyor.
Nesiller boyu sanat camiasından gelen biri değil kesinlikle.
Bu da çok güzel bir bakış açısı.
Yani diyor ki ben buradayım elimde böyle bir hamur var.
Bunu nasıl şekillendireceğim ve ne hikaye yazacağım bana ait.
Ama bunu yapmak o kadar kolay olmayabiliyor tabii.
O yüzden de demem o ki gitmek bazen güçsüzlük değildir arkadaşlar.
Nedir gitmek? Öz saygıdır.
Bazen kalmayı dayanıklılık sanıyoruz.
Bazen bırakmayı kaçmak sanıyoruz.
Savaşmak istiyoruz, kazanmak istiyoruz, direniyoruz ama neye?
O yüzden o direnme moduna geçmeden ben bunu olduracağım diye zorlamadan Zamanında bırakabilmek, bu bana göre değil diyebilmek ve kendinize daha uygun bir yere yönelmek kendinize
yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden biri.
Biliyorum cesaret isteyen bir şey çünkü kalmanın arkasında bazen sabır değil korku var.
Bilinmezlik korkusu var, düzeni kaybetme korkusu var, kimliği yeniden kurma korkusu var ya da maddiyat korkusu var ve hiçbiriyle yüzleşmek kolay değil.
İnsanın içini sarsıyor ama sarsılmadan da...
Yer değiştiremiyoruz maalesef.
Ben bugün örneğimi iş tarafından seçtim.
Ama kendinizi ilişki içerisine sıkışmış hissediyorsanız ilişkilerde bitişler ve ayrılıklar diye bir bölümüm de var.
Oraya da bakabilirsiniz. Demek istediğim şu aslında.
Yıllarca emek verdiğiniz bir yerden bir insandan ayrılmak kolay değil ve ben bunun çok farkındayım.
Çünkü sadece işi değil.
İnsanı değil kimliğinizi de bırakıyor gibi hissedebilirsiniz.
Bir yerden sonra sizin bir parçanız oluyor.
Zaman ve enerjiyi yatırdığınız şey her neyse.
Ben buraya yatırım yaptım diyorsunuz.
Ben burada dayanmalıyım diyorsunuz.
Ben pes eden biri değilim diyorsunuz.
Ama birçok insanın ilk tepkisinin bu olduğunu, bunun ne kadar normal olduğunu unutmayın.
Pes etmekle yön değiştirmenin aynı şey olmadığını da unutmayın.
Her uyum gelişim değildir.
Bazen sadece hayatta kalmaktır ve bunu kabul etmek egoya ağır gelir arkadaşlar.
Ama büyüme genelde egonun konfor alanının dışında olur.
Araştırmalar bize ne söylüyor biliyor musunuz?
Uzun vadeli iyi oluş yetenekten çok çevresel uyumla bağlantılı.
Peki biz bunu pratikte nasıl uygulayacağız?
Benim yaptığım şeylerden bir tanesi işe yarayan şeylerden bir tanesi ve danışanlarımda da işe yaradığını gözlemlediğim şeylerden birkaç tanesi şöyle.
Birincisi en önemli 5 değerinizi yazın.
Şu anki ortamınız hangisini destekliyor, hangisini bastırıyor?
Bakın bakalım 5'te 1 mi, 5'te 2 mi?
Öyleyse değişmesi gerekir ama daha fazlaysa belki de bulunduğunuz ortamın farklı şeyleri değişmesi gerekir ortam değiştirmekten ziyade.
İkincisi... Enerji günlüğü.
Bir hafta hatta eğer yapabiliyorsanız bence bir ay boyunca not alın.
Hangi ortamda, nasıl ortamlarda, hangi muhabbetlerde dallanıp budaklanıyorsunuz?
Hangilerinde kendinizi daha ufalmış hissediyorsunuz?
Kendinize olan güveninizi kaybediyorsunuz?
Dallanıp budaklanıp yeşerdiğiniz ortamlarda daha fazla vakit geçirme ya da çalışmalarınızı oraya kaydırma imkanınız var mı?
Bunu bir gözlemleyin. Bir diğeri de mikro deneme.
Bir şeyleri çat diye tamam.
Tamamen bırakmak zorunda değilsiniz ki muhtemelen bırakamazsınız da.
O yüzden yapmak isteyip de ertelediğiniz ek bir proje, iş yerinde mümkünse farklı bir ekiple çalışma, kısa süreli bir ortam değişimi artık her neyse böyle ufak ama etkisini ölçebileceğiniz,
etkisini görebileceğiniz denemeler yapabiliyor musunuz?
Çünkü bunlar hem ufkunuzu açar hem de neyi yapabileceğinizi, nerede iyi olduğunuzu gösterdiği için size cesaret verir.
Bir diğeri de kendi içinizin sesini dinlemek.
Yani kendinize buradaki sorun ben değilim bir dakika ya dediğinizde ve objektif bir şekilde gözlemlediğinizde bedeniniz nasıl tepki veriyor?
Stresiniz azalıyor mu?
Daha mı rahat uyuyorsunuz?
Ya da o zihninizdeki overthinking modu biraz daha mı yavaşlıyor?
Yani objektif bir şekilde gözlemlediğinizde sizin sinir sisteminiz nasıl tepki veriyor buna bakmaya çalışıyorum.
Ve şöyle söyleyeyim.
Belki de bırakmanız gereken şey hayaliniz değil arkadaşlar, olduğunuz yer.
Çünkü yanlış ortam en güçlü, en özgüvenli insanın bile kendinden şüphe etmesine neden olabilir.
O yüzden bugünkü bölüm kapanışı sorumu şu.
Gerçekten hak ettiğiniz, gelişebildiğiniz, yeşerdiğiniz kendinize uygun bir yerde misiniz?
Bunu dürüstçe cevaplamanızı istiyorum, rica ediyorum sizden ve eğer böyle bir yerde değilseniz de bu bölümü dinledikten sonra yapacağınız ilk şey, atacağınız ilk adım ne olacak?
Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim çünkü herkesin vakti çok kıymetli ve siz kıymetli olan vaktinizin 15 dakikasını hatta 16 dakikasını ayırıp bu podcast ile dinlediniz.
O yüzden benim için çok kıymetli.
Onun dışında eğer buraya kadar geldiyseniz beni...
Spotify'dan ve Instagram'dan takip etmeyi unutmayın.
Bulunduğunuz ülke reyting vermeye yani yıldız vermeye uygunsa 5 yıldız vermeyi de unutmayın.
Çünkü bu da algoritmaya diyor ki eğer takip edip 5 yıldız verirseniz bu kaliteli bir içerik ve ben bu içeriğin daha fazla olmasını istiyorum diyor ve daha fazla insana gösteriyor.
O yüzden de beni eğer desteklemek istiyorsanız en iyi yapabileceğiniz yöntemlerden bir tanesi bu.
Ve tabii ki de... Duymasını istediğiniz bir arkadaşınız varsa bu bölümü onunla paylaşmak.
Kendinize çok iyi bakın, hoşça kalın.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
