
Yalnızlıktan Ölecek Miyim? | Endişeli Psikolog
14 Eylül 2021 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sevgili Endişeli Psikolog Zeynep ile yalnızlık hissini masaya yatırdık. Neden yalnız hissediyoruz? Yalnızlık gerçekten kötü bir şey mi yoksa bir ilüzyon mu? Tüm düşüncelerimiz, geyiklerimiz ve sandalye gıcırtılarımız ile karşınızdayız! Biraz kafa açalım azcık da eğlenelim diyorsanız çayınızı, kahvenizi alın gelin :)
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün eski konuklarımızdan bir konuğumuz var, endişeli psikolog Zeynep bizimle.
Zeynep'ciğim hoş geldin. Hoş bulduk Emine.
Bugün burada olmak benim için çok anlamlı.
Çünkü bir önceki bölümümüzden bu bölüme kadar arada çok tatlı bir arkadaşlık inşa ettik.
Bugün böyle minnoş bir sohbet yapacağımızı ümit ediyorum.
Gerçi o da minnoş bir sohbetti.
Şimdi şey yapmayayım da sanki eskisini kötü diyormuşum gibi.
Ama bizim kişisel tarihimize tatlı bir geçiş olduğunu düşünüyorum.
Neyse hoş buldum sonuç olarak.
Uzattım yine ya kısa konuşacağım deyip.
Tam da bir sene oldu.
Geçen sene de bu zamanlarda yapmıştık hatta.
Yine şeydi ben Türkiye'deydim bu sefer de.
Bu sefer Türkiye değilim gerçi ama o zaman Türkiye'deydim ve yine mikrofonum yoktu.
Şu an yine mikrofonum yok.
Yine böyle zor şartlar altında yapıyoruz ama gerçekten bu podcast'ın bana...
kattığı böyle en güzel arkadaşlıklarından bir tanesi sensin zaten.
En çok da sevdiğim yanı herhalde bu podcastin.
Çok böyle güzel insanlarla senin deyişinle minnoş insanlarla konuşuyorum ve gerçekten çok mutluyum bu konudan da.
Demişken bugünkü minnoş sohbetimiz o kadar minnoş olmayabilir ama aslında Zeynep.
Çünkü bugün biraz karanlık bir konudan konuşacağız.
Ne konuşacağız? Yalnızlık üzerine konuşacağız.
Kalabalıklar için de yalnızlığı konuşalım Emine.
İyice leş bir yere doğru götüreyim ben bu muhabbeti klişe bir yere.
Ama öyle yani kalabalıklar için de yalnızlık.
Çünkü pandemiyle beraber insanların yalnızlık hissi daha da arttı etti.
Ama bence bu pandemiden daha da derin bir şey.
Çünkü ben hayatımda en yalnız hissettiğim zamanları pandeminin olmadığı zamanlar olarak hatırlıyorum.
hayatında kimsenin olmaması, arkadaşının olmamasından ziyade dediğim gibi kalabalık içinde yalnız hissetmek.
Hatta şeyi çok iyi hatırlıyorum.
Buraya işte geldiğimde bir sene falan geçmişti üstünden ki bir sürü de arkadaşım vardı, her şey vardı ama bir yazdı böyle annemi aradım hüngür hüngür ağlıyorum ben çok yalnızım diye.
Kadın da panikledi diyor ki kızım sen yalnız değilsin bak işte ailem var arkamda ne kadar güzel yakın arkadaşlarım var diye anlatıyor dedim ki ya anne öyle değil.
yok yani hani şöyle konuşabileceğim derdimi paylaşabileceğim beni anlayan hiç kimse yok ve hani o yüzden de şeyi düşünüyorum yani yalnızlık aslında biraz daha anlaşılmamakla alakalı bir şey hatta
şöyle saçma bir şey de yapmıştım o dönem eski sevgilime mesaj attım ben seni özledim diye daha göndere bastığım an şey dedim Allah kahretsin ben bu çocuğu özlemedim ki yani hiçbir şeyini
özlemedim yalnızlık neler yaptırıyor insana Neyse Allah'tan farkındalık hızlı bir geçiş şeyi olmuş orada.
Ben bu çocuğu özlemedim ki deyip daha mesajı gönderdiğin andan itibaren.
Yani çok doğru bir şey söylüyorsun aslında.
Anlaşılma hissi, anlaşılmamanın getirdiği bir şey de yani anlaşılmaya dair özlem ve o da bizi tabii nostaljik bir yere götürüyor haliyle.
Hani geçmişteki anlaşıldığımız ya da bugünkü noktadan sanki anlaşıl...
gibi hatırladığımız.
Çünkü belki o tarihe baktığımızda aslında o kadar da yine anlaşıldığımızı hissetmiyorduk.
Yalnızlık duygusu yine belki bize sarmış bir şeydi.
Ama işte hani üzerinden zaman geçince geriye dönüp baktığımızda biraz da kendi hikayemizi yazıyoruz ya o duygularla beraber.
Orada aslında şey bir makyaj yapıyoruz.
Bütün duygulara, hislere, geçmişe, olaylara, her şeye dair yani.
Hal öyle olunca da böyle değişik kıyaslamalar devreye giriyor ve bu da yalnızlık hissini başka bir boyuta taşıyor.
Yani kıyaslamayla beraber.
O yüzden hani yalnızlık deyip geçiyoruz ya da yalnızlık hissi, anlaşılmama hissi diyoruz ama bu çok kişi özelinde incik cincik böyle edilmesi
gereken bir tarafı da var onun.
Hani sanki bir sözlük anlamıyla karşılık veremeyeceğiz biz bu tip şeylere.
O yüzden de yalnızlık her daim bir mesele insan için.
Evet öyle ki dediğin de doğru bu arada.
Eski sevgilim tarafından anlaşıldığımı hiçbir zaman hissetmemiştim.
Bu arada öyle bir şey de yok ama insan...
Kahveni püskürtme tamam yavaş.
Ama insan ister istemez tabii o yalnızlık...
Getirdiği çaresizlik mi artık o duygu yoğunluğu şey yapıyor yani kötü hissediyor.
Ve şunu hatırladım. Mesela ben Türkiye'deyken de yalnız hissediyordum.
Yani böyle çok kalabalık ortamlarda bile zaten çok hoşlanmıyorum kalabalık ortamlardan böyle durup etrafıma bakıyorum.
Yahu ben burada ne yapıyorum diye sorguluyorum.
Tek yalnız böyle hissetmediğim zamanlardan biri benim çalışırkenki zamanımdı.
O da neden? Çünkü en yakın arkadaşımla beraber çalışıyordum.
Cansu ve şeydi böyle hani günün 8 saati Cansu ile beraber çalışıyoruz, yan yana oturuyoruz.
Beni o kadar iyi anlayan başka bir insan daha ben yeryüzünde gerçekten tanımıyorum Zeynep.
Hani Francesco'nun da hakkını yemeyeyim o çocuk da.
Erkek arkadaşım da beni çok iyi anlıyor zaten o yüzden bu ilişki sürüyor ama hani bir Cansu değil baktığında.
Ve şey diyordum hani sonradan düşündüğümde dedim evet şu an hayatımdaki eksik noktalardan biri bu.
Aslına bakarsan. Tabii ki bizim kontağımız hala daha çok sabit.
Her gün konuşuyoruz ama 8 saatini geçirdiğin, her şeyini paylaştığın bir durumdan aslında daha yalnız kaldığın bir zamana geliyorsun.
Hani her an ulaşılabilir olmuyor.
Ve ister istemez şey düşünüyorsun.
Yani kimsem yok ya da ne yapacağım şeyi de çok iyi hatırlıyorum.
Yani arkadaşlarımın buradaki işte...
O zaman daha derin ilişkiler geliştirmemiştik.
Her şeyi de anlatmak istemiyorsun.
Kendi dertlerinle de boğmak istemiyorsun insanları.
Bazı şeyleri içine atıyorsun.
Günün sonunda kimseyle paylaşamadığın içinde patlıyor.
Ya da bir şey söylüyorsun.
Karşındaki sana çok alakasız bir şey söylüyor.
Onu anlamıyor bile. Ya da çok saçma bir yorum yapıyor mesela.
Ve sen şey diyorsun. Tamam ya o zaman konuşmanın da çok mantığı yok.
Yine kendini yalnız hissediyorsun.
Aslında tabii insanlardan hani her an bize anlamalarını beklemek de çok gerçekçi bir beklenti olmuyor.
Anlamayabilir. Yani onun dünyasında onun bir yeri olmayabilir.
Daha önce onun üzerine düşünmemiş olabilir.
Bence orada birazcık daha insanın canını sıkan şey aslında o yalnızlık duygusunu eğiten şey anladığını varsayması karşı tarafın.
meseleyi senden çıkarıp yine kendi meselesi edinmesi, özne olarak kendini görmeye başlaması.
Seni anladım bekle şimdi sana cevap vereceğim ya da bu konuşmayı sürdüreceğim gibi.
Halbuki orada mesela birazcık daha oda sende, odaktan kastım ilgi anlamında söylemiyorum bunu ama sen bir meseleyle geliyorsun, bir şey paylaşıyorsun ve karşı tarafın gerçekten senin
meseleni. mesele edindiğini, bunun için çabaladığını, bir şekilde o perspektiften bakmaya çalıştığını, soru sormak bu yüzden kıymetli bir şey.
Soru sorabilmek bu yüzden zor bir şey.
Ama işte kıymetli bir şey.
Biz pek soru soramıyoruz.
Ne kendimiz için ne başkaları için.
Meraklarımız daha çok magazinel düzeyde kalıyor.
O derinlikli bir soru üretebilmek tam da karşı tarafı o kadar da dünyamıza alamamaktan aslında kaynaklı.
İşte o alamayı işte bir noktada yalnızlığı şey yapıyor.
Bu çift taraflı bir şey.
Yani hani karşı taraf seni kendi dünyasına alamadıkça aslında anlayamadıkça demiyorum.
Yine hani niyet etmedikçe, anlamaya niyet etmedikçe içsel olarak bir yandan şunu da fark ediyor.
Yani ben bunu yapamıyorsam kimse de benim için yapamayacak.
Kimse de benim için niyet edemeyecek.
İşte varoluşsal bir yalnızlık belki tam da bu noktada başlıyor olabilir.
En azından gündelik hayatta deneyimlediğimiz yoksa tabii ki de hepimizin çevresinde insanlar var.
Hepimizin yakın ilişkileri var görece diğer başka ilişkilere kıyasla.
bazılarıyla daha derinden paylaşabiliyoruz.
Ama yine de yine de bir şeyler hep eksik.
Bir yerde insan böyle tökezliyor gibi hissediyor bu yalnızlık meselesinde.
İşte o içsel olarak kendisinin de aslında o potansiyelini Hani bugünlerde bunun karşılığı şey işte birlik duygusu, birlik hissi.
Hani evrenle, insanoğluyla, bütün canlılarla, bütün yaşamla bir olduğumuz.
Bunu batı felsefesinin de konusu olmuş bir mesele.
Bu doğu felsefesinde. En nihayetinde hepimiz biriz ve bir olan sonsuz gibi bir şey.
O yüzden kendi içindeki birliği bulmaya çalışış falan gibi böyle şeyler okuyoruz ya.
Belki bazen birazcık daha spritüel bir arka planla okuyoruz ama.
Yani sonuç olarak orada bir eksiklik var içsel olarak.
Ve biz aslında onunla yüzleşiyoruz an be an.
Çeşitli şeyler vesile oluyor.
İşte bazen pandemi vesile.
Bazen derken bir kere oldu hayatımızda da.
Arada sırada pandemi vesile oluyor.
İnşallah son olur. Bazen başka şeyler işte.
Göçmenlik sürecinde. Öyle bir şey.
O yalnızlık buna aynı tutuyor.
Dönemsel olarak başka şeyler oluyor filan.
İlla dışarıda bir şeyin olmasına gerek yok.
İçeride de bir şeyler tetikleniyor bazen.
Ama en nihayetinde bu çok insana ait bir şey.
Bir giden bir şey de değil.
Dolayısıyla biz acaba gerçekten yalnızlığı negatif bir şeyde konuşmalı mıyız?
Ya da hani buna şey gibi.
Hani hep ayrıştırıyoruz ya işte yalnızlıkla tek başınalık farklı şeylerdir aslında.
Bir tanesini biz kendimiz bile isteye inşa ederiz ve kıymetli bir şeydir o zaten.
Ama işte diğeri anlaşılmama üzerinden gelen, kendini içsel olarak yalnız hissetmek olan daha şey bir şey sanki.
Hani onun üzerine gitmeliyiz ve onu öbürüne dönüştürmeliyiz gibi.
Bu daha sağlıklı bir olmuş gibi.
Böyle mi gerçekten? Gerçek değil.
Yani bence değil. Yani şöyle o tercih edilmiş yalnızlık dediğim gibi çok kıymetli bir şey ve benim çok da aradığım bir şey.
Yani ben uzun süre insanlarla bir arada olduğumda gerçekten enerjim çekiliyor Zeynep.
Benim iki gün kendimi kapatmam gerekiyor bir köşede.
Hani böyle şeyi de seviyorum bu arada yalnız kalmayı, kendi kendime işte böyle...
Kitap okumayı, film izlemeyi, hiçbir şey yapmadan durmayı bu çok zor da bir şey.
İnsan ister istemez eli bir şeye gidiyor, aklı bir şeye gidiyor.
Ya da oturup böyle düşünmeyi.
Bundan ben çok besleniyorum yalnız vakit geçirmekten.
Ama işte o dediğin gibi yalnız vakit geçirmekle onu yalnız kaldım diye düşünmek de var.
Nereye bağlayacağımı unuttum ama sen buradan al götür.
Evet aslında benim demeye çalıştığım şey şuydu.
Tam da hani o sen iki ayrımı yaptın.
Hani yalnız kalmayı tercih ettin ve bu beni besliyor bir şekilde.
Yani besleyen hali bile zor olabilir bu arada o yalnızlığın.
Yani hani bile isteye yalnız kalıyorsun değil mi?
Mesela kamplara gidiyoruz işte.
Retreatlere gidiyoruz. Birazcık yalnız kalalım işte içimize dönelim falan ama hani onun her dakikası bu arada hiç de gitmedim şimdi.
Sanki çok şeymişim deneyim.
Her hafta gidiyorum inanır mısınız?
Şey gibi söylemeyeyim onu.
Ama tahmin ediyorum ki başka yalnızlık pratiklerimde onun her saniyesi aşırı zevkli geçmiyordur yani.
İnsanın bir sıkıldığı, bir telefona bir bakayım, bir insan yüzü göreyim falan, bir göz teması kurayım diye arzuladığı insan anlar oluyor yalnızlık.
Bile isteye bunu tercih etse bile bundan besleniyor olsa dahi.
Yani yalnızlık kolay bir şey değil.
Ama diğer taraftan yalnız hissetmek de insana ait bir şey.
Ve biraz bununla da bence insan hayatında belki buna biraz yer verebilmeli.
Yani bu dışarıdan disfonksiyonel olarak yorumladığımız yalnızlık biçiminden bahsediyorum.
Belki de disfonksiyonel bir şey değil yani insana ait bir şey.
Sadece sürekli tükaka yaptığımız için hadi hadi işte hani bunu bu şekilde deneyimlememeliyiz.
Anlaşılmıyoruz ya da işte ben kendimi şöyle yalnız hissediyorum.
İşte kalabalıklar içinde yalnızım.
Hani orada bir tedirginlik hali var.
O tedirginlik hali sanki insana bir şey yapmalı ve bu şeyin içinden çıkmalı.
Ya da bu yalnızlık meselesini daha sağlıklı bir formda yaşamalıymış gibi hissettiriyor.
Ama işte belki bu da bir ilizyon.
Belki de o hali, o anlaşılmama hali de insanı belki besleyen bir şey.
Belki o da başka bir kası geliştiriyor insanda.
Aslında herkesin çok da birbirini anlamak zorunda olmadığı, bu gerçeklikle beraber dünyayı nasıl algılayabiliriz?
Hayat içerisinde kendimizde bununla beraber nasıl yer açabiliriz?
Bu hissin varlığıyla beraber.
Nasıl var olabiliriz?
Bunun üzerine düşünme şeyi sunan bir şey bir yandan gibi geliyor bana.
Zor mu? Evet ama en zorlarından birini söylüyorum.
Onun üzerine çünkü düşünmek istemiyoruz.
Zaten kolaya kaçıyoruz.
Telefona bakıyoruz falan.
Zaten şu an bu kadar sosyal medyanın içinde olmamız.
Dünyada hiçbir zaman şu içinde bulunduğumuz çağa kadar...
Bağlantılı olmadık birbirimize baktığında ama resmen varlık içinde yokluk çekiyoruz.
Bir de şey dediğin doğru bence onu anlamak da önemli.
Mesela ben yalnız hissediyorum ama neden yalnız hissediyorum?
Hani benim keyzim de bu evet şeydi anlaşılmamakta ama herkes anlaşılmadığı için yalnız hissetmiyor olup bilir.
Mesela geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorum.
Çok güzel bir şey söyledi yani ben o kadar cesaretli bir insan değilim çatır çatır böyle bir şey diyemem.
Dedi ki Emine ben sevilmek istiyorum ya dedi.
Çok açık ve net bir şekilde ben sevilmek istiyorum kızım bu kadar yani dedi.
Çünkü yalnızlığın boyutu anlaşılmamak ama şey olarak ikili ilişki olarak da bir yalnızlık var.
Şeyde çok ayrı hani akşam böyle...
İyi geceler diyecek birisinin olması, böyle yanağına dudağına bir öpücük kondurup sarılıp uyumak ki ben nefret ederim sarılıp uyumaktan neyse.
Oraya girmeyelim ama hani yine de hani böyle birinin sıcaklığını hissetmen, sabah kalktığında böyle beraber kahve içecek birinin olması bunlar da çok kıymetli.
Mesela bazı durumlarda da bunun olmaması, bunun eksikliği insanları çok yalnız hissettiriyor.
Ama işte... O durumda da şey düşünüyorum.
Bu her zaman olacak bir şey değil.
Olmadığında onunla nasıl başa çıkabileceğiz?
Ya da her zaman olsa bile dediğim gibi yanımızdaki insan bizi anlamıyorsa onunla nasıl başa çıkabileceğiz?
Bence bu ilişkilerin yürümemesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi de zaten iki tarafın aynı dilden konuşamıyor olması, birbirini anlamıyor olması.
O da var. Ama işte yalnız ben öyle iki boyutlu alıyorum açıkçası.
Bir ikili ilişkilerde.
Romantik ilişkiler olarak.
Bir de senin içinde bulunduğun çevreyle olan ilişkin.
Bilmiyorum ne kadar doğru.
Şimdi ben şöyle düşünüyorum bu konuda.
İkili ilişkilerde, yakın o ilişkilerde romantik olabilir, dostluk ilişkisi olabilir.
Orada bir boyut daha var.
Yani geçinebilmek.
anlaşabilmekten anlaşılmak değil, anlaşmak yani o beraberliği sürdürme noktasında bir motivasyonu olması insanın.
Denklemin için öyle bir şey daha girdiği için o şey yani yalnızlığı öyle bir yerde konuştuğumuz zaman biraz kafayı karıştıran bir noktada bırakabilir.
Şimdi geçenlerde beni iyi tanıdığını görece iyi tanıdığını düşündüğüm benim için yakın olan bir insanla uzun süredir de konuşmamıştık.
Bana dedi ki seni dedi işte şu şu dizide de şu karaktere benzetiyorum dedi.
Ben de dedim ki sen beni genelde nokta nokta karakterlere benzetirsin.
Öyle bir karakter nokta noktayı doldurmayayım.
Doldurabilirsin istiyorsan.
Biraz rahat diyelim, geniş.
Hayata karşı deneyimsel.
Şu an yeni kelimeler uyduruyorum.
Böyle bir geyik geçti.
Sonra o da dedi ki bu karakter şöyle dedi.
Tam kelimeleri hatırlayayım.
Neşeli, eğlenceli ama yalnız dedi.
Şimdi önce böyle bir ağzımda kötü bir tat kaldı bu tanımlama biçiminde.
Ondan sonra telefonu kapattıktan sonra biraz üzerine düşündüm.
Biraz kötü bir tat kaldı ama bir yandan da o kadar da rahatsız olmadım.
Çünkü o kadar rahatsız olsam ve otomatik tepkilerimi az çok biliyorum ne vereceğimi böyle bir şeyde.
İşte ağzının payını verirdim ya da bir şey yapıştırırdım.
Yani orada çok öyle bir samimiyetim olan bir insan.
O kadar da aslında beni yaralamadığını fark ettim ama yine de bana dokundu şimdi bu cümle.
Ben de bunun üzerine birazcık düşündüm, yazdım falan.
Sonra şöyle bir noktaya geldi.
Neşeli, eğlenceli, sıcak işte öyle bir şeyler kullandı orada ama yalnız.
Ama beni burada rahatsız etmiş.
Yani bana deseydi ki eğer işte neşeli, eğlenceli ve yalnız.
Aksine benim için çok tatlı bir şey bu.
Çünkü her yönden beni tanıması demek bu.
Yani ve her yönden beni kabul etmesi demek.
Ama amayı koyduğu anda bir yerde dışlıyor.
O özelliği dışlıyor ve onu negatif bir anlamda söylüyor.
Ama yalnız. Çünkü yalnızlık kötü bir şey gibi.
Ya da bana hissettirdiği şey.
Daha şey olayım da açık olayım.
Eğlenceli, neşeli ama yalnız.
Yani sen aslında eğlencende ve neşende samimi değilsin.
Yani gibi.
Yalnızlığını maskelemek gibi.
Şimdi bu cümle bunu söylüyor.
Benim anladığım.
Ve bana ağzımda o kötü tadı bıraktıran yer de burası.
Ama V dese aksine acayip mutlu olacağım.
Çok kıymetli bir şey V dese orada.
Bu kızın yalnızlığına sahip çıkan bir kız.
Ya da neyse ben bu tarafını görüyorum ama bununla beraber bir de böyle tarafları var gibi.
Hepsi bir paket. Bir tarafı dışlamıyor.
Bir tarafı negatif bir anlamla söylemiyor eğer öyle dese.
O yüzden bu da bana biraz şeyi düşündürdü.
İşte yalnızlık, yalnızlığın hangi formu olursa olsun.
Hani seçilmiş yalnızlık da olabilir bu ya da tamamen bir hissiyat da olabilir.
Zorlayıcı bir hissiyat olarak yalnızlık.
Biz buna nasıl kavramsallaştırdığımız ve buna nasıl bir anlam yüklediğimiz, daha doğrusu toplumun ya da çevremizdekilerin bunu nasıl anlamlandırdığı
da birazcık şekillendiriyor.
Yoksa işte...
Ne var bu konuştuğumuz yalnızlık biçiminde?
Huzursuzluk var. Rahat hissedememe var.
Bir şeyler eksik gibi var değil mi?
Bunları getiriyor beraberinde.
Olabilir. Hayat böyle bir yer zaten.
Nesi kötü ki bunun baktığımız zaman?
Ama buna damgayla beraber kötü.
Hemen çıkmam lazım. Mesela az önce sen bir iki kere şey dedin.
Bununla baş edebilmek kolay değil.
Peki ya bununla nasıl baş edeceğiz?
İşte benim sorum şu. Baş etmeli miyiz?
Niye baş ediyoruz? Yani bu baş etmek acaba bunun kötü bir şey olarak anlamlandırılmasından kaynaklı bizim de böyle bir çabaya giriyor olmamız olabilir
mi? Olabilir.
Kesinlikle olabilir. Şu an bir aydınlanma yaşadım.
Niye baş ediyoruz gerçekten dediğin gibi.
Ya da neden baş etme şeyi duyuyoruz.
Sen anlatırken şunu da fark ettim.
Mesela ben evde yalnız kalmak istediğimde evde yalnız oturma gel.
Hani dediğin gibi o kötü ad veriliyor ya yalnız kalma gel gibi şeyler oluyor.
Doğru hani baş etmek zorunda da değil.
Şey dedin ya yazdım bunun üstüne diye.
Ben böyle kendimi yalnız hissettiğim zamanlarda hep yazıyorum bu arada.
Ne hissediyorsam o bana çok yardımcı oldu.
Eğer hani tırnak içinde baş etmekse hani bizim...
Yapmak istediğimiz şey.
O yazma kısmı bana çok yardımcı oldu.
Hatta şimdi şeyi okuyorum.
Huzursuzluğun kitabını okuyorum.
Fernanda Pessoa. Kendimi zorla sizin kitap kulübüne davet ettirdiğim kitap.
Onu okuyorum. Mesela o adamı o kadar iyi anlayabiliyorum ki.
Yani o yalnızlığını ya da işte yalnızlığın dışarı vuruş şekli beni o kadar etkiledi ki.
Bunu kesinlikle tavsiye ederim dinleyenlere.
Huzursuzluğun kitabı Fernanda Pessoa.
Ya da işte Albert Camus'un.
Yabancı kitabı. Onun da böyle aynı tonda.
Ve şey okumuştum bir yerde de.
Bu bir ara Queen's Gambit ilk çıktığında inanılmaz patladı ya böyle.
Onun da verdiği duygu yalnızlıktı ve insanlar kendileriyle inanılmaz bir bağlantı kurdu o zaman.
O yüzden onun çok izlendiğine dair böyle şey bir yorum okumuştum.
Ve okuyunca yine aydınlanmıştım.
Az önce senin dediğinde aydınlandığım gibi.
Evet ya hani dedim.
Gerçekten de insanlar kendileriyle bir şeyleri böyle ilişkilendirdiği zaman daha çok izlenme dinlenme okunma tarafına gidiyor gibi gibi.
Buradan da bari bu kadar konuşmuşken şeye bağlayayım.
Madem öyle biblioterapi diye bir bölümümüz vardı kitapların bölümümüz dedim de benim kendi solo bölümüm kitapları iyileştirici gücü diye.
Bilmiyorum sen o konuda ne düşünüyorsun?
Hani o kitapları doğru bir kitabın doğru zamanda okunduğunda aslında kendine ilişkilendirdiğin için sana böyle güzel bir çözüm sunduğuna dair bir felsefe ne ya şey terapi kısmı hani bunu kendimiz
de yapabiliriz. Hani bu tarz durumlarda yine.
Konusu yalnızlık ya da varoluşlu şu an çok bilmeye gerek yok bence ama o tarz konular diyelim okuduğumda ben bir tık daha rahat hissediyorum bu arada.
Şimdi öncelikli olarak solo bölümlerin için kesinlikle ben çok mutluyum.
Çok yapman gereken bir şey olduğunu düşünüyorum.
Onlara başladığın için de kendi adıma teşekkür ediyorum.
Kitaplar üzerinden yani şöyle yazmak, okumak, görmek.
Duymak, bir şeyler dinlemek, yani arkasında bir duyguyu, bir düşünceyi işleyen şeylere insanın kendini muhatap bırakması tabii ki de insanı iyileştirici
bir şey. Hatta belki pek çok noktada kelimelerden daha iyileştirici bir tarafı var.
Çünkü hem bilinç düzeyine hem bilinç dışına temas edebilme gibi daha geniş bir yere hitap ettiği için bu anlamda kıymetli.
sanatın, edebiyatın formları bu anlamda zaten bir kere insanın hayatında olmak zorunda.
Yani bunlarla hemhal olmak için, yazmak için illa iyi bir yazar ya da yazma becerisi olan, artık neyse onun yetenekli...
Ya da işte resim iyi yapmak falan gibi.
Hani böyle şeylere çok takılmamak lazım.
Bizim kendi gündelik hayatımızda bunları kesinlikle bir araç olarak kullanmamız lazım.
Madem sen kendi bölümlerine buradan şey veriyorsun.
Ben de gelecekte yapacağım işleri.
Reklamını yapayım. Madem reklam verenimiz yoksa kendi reklamını yapsaydı.
Buyur. Ben beraber çalıştığım kişilerle danışmanlık yapıyorum.
Yani danışmanlık yapıyorumu bir şey olarak söyledim.
İşte beraber çalışırken de edebiyattan ve yazmaktan haylice faydalanıyorum.
Ve yakın bir zamanda da yazma konusunda yani kendini tanıma aracı olarak yazma konusunda şey yapacağım bir atölye düzenleyeceğim galiba.
Çünkü peki nasıl yazacağız?
Peki nasıl yazacağız? Ne yazacağız tam olarak falan gibi böyle insanların hani çok basit gibi görünen ama kafasının karıştığı bir türlü elinin deftere gitmediği o hazır hani bayramlık defterleri kalemleri alıyoruz ama bir türlü başlamak
için sanki doğru bir an gerekiyormuş işte planlar yapılmalıymış o defterin içerisinde falan filan.
Hayır o defterden rezil edilmek için var işte yani böyle.
en çiğ duygularımız, düşüncelerimiz yani anlamsız düşünce akışlarını oraya döküp duyguları.
Sonra bir bakmak yani hani ayna görevi görmek işte biz psikoterapi için bunu deriz ya ayna görevi aslında görmesi insanın kendine bakması.
Bunlar da bir nevi böyle bir araç yani aynı yere koyamayız ama bunu yani buna yardımcı olan araçlar gibi düşünebiliriz.
Bir de bununla alakalı bu arada podcast bölümleri iyice konudan saptım.
Bu arada beş alana bir bedava falan gibi böyle başka bir şey satıyormuşum arada.
Gömlek de satıyorum. Ya yazmakla alakalı ben de güzel bir bölüm çekmek istiyordum.
Onu da mı beraber çeksek acaba?
Ay lütfen biliyorsun ben nereye davet ediyorsan geliyorum.
Yani en azından şu an virtual olarak gelebildiğim şekilde geliyorum.
Çok şey memnun olurum.
O yüzden edebiyat konusunda kesinlikle yani doğru zamana çok katılmıyorum.
Hani doğru zamanda doğru şeyi okumak gibi değil de niyet ederek okumak derdim ben ona.
Hani bilinçli...
Bilinçli okumak, bilinçli yapmak zaten niyet etmekle şey yapan.
Bilmek değil aslında benim literatürümde bilinçli olmak.
Bir şeye niyet ederek, bir şeyi merkezleyerek yola çıkmak.
Ben bunu okuyorum ama niye okuyorum?
Şunun için de okuyabilirim.
Boş vaktim var, biraz eğleneceğim.
İyi bir kurgusu olsun, bunun için okuyorum.
Bazen şuna niyet ederim.
Derim ki burada bir karakter var, beni bir çekiyor bu.
Ben buna bir öfkeleniyorum, bir habire içimden saydırıyorum.
O zaman acaba ben bunu biraz merkeze alayım mı?
Ben bu karakterin kurgu içerisinde ilerlerken bana hissettirdikleri üzerine nasıl düşünebilirim?
Nasıl bir kendime dair bir egzersiz yapabilirim gibi.
Bu bir niyet etmedir mesela.
O gözle okumaktır.
Dolayısıyla bunun kesinlikle insana bir şey var.
Çünkü bu şey gibi ya Emine.
Kendine böyle baktığın zaman görebileceğin yerler şey ya.
Ama karşı tarafta sana biri kelime veriyor.
Bir olay veriyor, bir kurgu veriyor.
Onu alıyorsun, onunla beraber düşünmeye başlıyorsun kendin üzerine.
İşte bu bir kolaylık aslında.
Yani insanın kendine bakabilmesi için.
O yüzden niyet ederek böyle de okunabilir, kullanılabilir edebiyat.
Ben edebiyat terapi üzerinden tam olarak nasıl bir şey yapılıyor bilmiyorum.
Sistemine hakim değilim.
Ama ben de mesela kendi kaygılarımla Edward Munch üzerinden yüzleştim.
Yani bu çok derinlikli bir sanat bilgim olduğu için değil.
Resme dair böyle bir şeyim olduğu için falan değil.
Belli kaygılarımı çok bastırmaya meyile olan biriydim hayatımın belli bir dönemine kadar.
Ve bu noktada ben buna faydalandım.
Görüyorum yani geriye dönüp baktığımda görüyorum.
Proje olarak başlamadım.
Ben bundan faydalanacağım.
Her gün 5 dakika bir resme bakacağım falan gibi bir şey değil yani.
O yüzden kesinlikle katılıyorum.
Bunlar insanı bu anlamda niyet doğru edilirse birazcık da huzursuzluğa katlanabilirse insan.
Çünkü o kadar ağızdan çıktığı kadar kolay olmuyor böyle şeyler.
O zaman ben edebiyatla kendime şöyle bakayım.
O zaman ben bir yazayım bakayım bu kadar zorlanıyorum.
Yazamıyoruz işte. Kolay olsaydı yazardık.
Çünkü yazmak demek yalnız kalmak demek.
Yalnız kalmaya tahammül demek.
Daha oradan belli zaten yalnız kalmanın insan için ne kadar zorlayıcı bir şey oldu.
Orada bir duygu çıkıyor.
Tam çıkacak o duygu.
Sonra çamaşırları da bari şey yapayım, ipe dizeyim falan diye saçma bir şeyle insan başka bir şey yazar.
buluyor kendisini mesela.
Hani bu yanlış bir şey değil ama işte yazarak bunu görüyorsun.
Orada çok duygu yoğun bir yerden çok yüzeysel bir yere geçiş yapma arzunu görüyorsun mesela.
İşte bunları karşımıza koyduğu için yazı, edebiyat, sanatın her formu çok kıymetli.
Evet evet kesinlikle. Ya kaçıyoruz.
Her türlü kaçıyoruz. Mesela şeyi hatırlıyorum.
Yine bu istemeden de olsa, isteyip de istemeden de olsa mesaj attığım eski sevgilim yine kendisi bana şey diyordu.
Şimdi buluşacağız. Ben dedim ki ya dur bir bakayım hani.
Ne yapacağım ne edeceğim bir kendime göre ayarlayayım vesaire.
O şey diyordu mesela hayır bana kesin bir şey söyle sen ne plan yapmayacaksak yer ben başka plan yapacağım.
Yani iki dakika yalnız kal ya ne olacak hani ya da ne bileyim bir saatini ya da birkaç saatini tek başına geçirsen ne olur ki?
Onun mesela hiç tahammüllü yoktu.
Ne gömdüm he çocuğu.
Hani insanlar hani şey demek istiyorum böyle çok insan vardı benim de etrafımda.
Gerçekten hiç tahammüllü yok çünkü yalnız kaldığımızda da şey oluyor ya.
beynimize bir sürü düşünce üşüşüyor ya da işte kendimizi bir tık daha belki depresif mi hissediyoruz artık ne oluyorsa o işte onu da yazarak ya da herhangi bir formda neden böyle hissettiğimizi
bilmek de kıymetli burada Junior Zeynep olarak kıymetli kelimesini de kullanıyorum senden aldığım kelimelerden biri bir de yani hani bilmiyorum bence o yalnız kalmak evet ayrılabilir
yani Hem kendi içimizde yalnız kalmanın kıymeti hem de yalnız kalmaktan gerçekten korkulmalı mı?
Yalnızlık hissi gerçekten kötü bir şey mi?
Bunu da bilmek lazım.
Benim kendi kendime bulduğum bir çözüm hem kendimi daha iyi anlamaya çalıştım işte bu bahsettiğimiz araçlarla beraber hem de belli başlı insanları daha yakınımda
tuttum. Sonuçta sosyal bir hayvanız yani hayvan mıyız da yani sosyal insanlarız hayvanız her neyse.
Mikrofonun kapalı kahkahalarını duyamıyorum.
İstiyorsan açabilirsin.
Ben şey olmasın diye kusura bakma ama sosyal hayvan mıyız ya?
Yeni podcast konusu.
Hayvan mıyız? Bu da evet bir podcast konusu.
Ama yani sonuç itibariyle şeyde hani bir bağlanma ihtiyacı yani bir bağlantıda kalma ihtiyacı diye hissediyoruz.
O anlamda hani benim kendimce bulduğum çözüm işte seçtiğim belli başlı kurbanlarım biri sensin biri Cansu bir tanesi Francesco bir tanesi kardeşim Kaan.
Hani bu kişilerle daha sık böyle iletişimde kalmak yani yanımda olmasalar bile.
Hani tabii burada şey de var buradaki çok yakın arkadaşlarım Meltem ve Ezel de var dinliyorlar isimlerini geçirmezsem ve söylemezsem kızacaklar biliyorum.
hani böyle daha anlamlı ilişkilerle beraber o yalnızlık duygumu ben biraz daha kontrol de değil de biraz daha yönetebildim ya da hani biraz daha şey yaptım bunun
üzerine düşündüm tabii ki böyle yani sonuç itibariyle yalnız hissediyorsanız yalnız değilsiniz arkadaşlar yani bunu bilin ve yalnızlık kötü bir şey değil deyip buradan da toparlayalım yavaştan kapatalım
Evet kesinlikle ben de yalnızlığın her türlü hissinin kötü bir tarafı olduğunu şahsen düşünmüyorum.
Çok kişisel ama bu benim şeyim yani geldiğim nokta hayat içerisinde şu anda saçlarım da beyaz.
Bunu söylemeye kendime hak görüyorum.
Yani burada biraz insanlarla işte beklentileri belki adını doğru koymak önemli.
Mesela ben babamla varoluşsal sorunlarımı konuşursam babam bana bakar ve cevap vermeden kafasını çevirir ne saçmalıyor bu kız diye ve ben dünyanın en hani
yapayalnız insanı hissederim ya babam bile beni anlamıyor şimdi bir cümleyi buradan kurmak var bir de şöyle bir şey var mesela babamın benim Varlığıma
zenginlik kattığı noktalar neresi diye sorarsam ben sorumu mesela atıyorum çok kişisel bir örnek olacak ama ben biliyorum ki yarın öbür gün işte ben Amerika'da yaşıyorum
bir evliliğin içerisindeyim ve evliliğimde böyle zerre bir mutsuzluk yaşarsam ve baba ben iyiydi hissetmiyorum kendimi dersen babam bir yolunu bulur yani şey fiziksel
sınırlar içerisinde ve En minimum sürede beni bu mutsuz şeyden kurtarır.
Ya da işte diyelim ki maddi bir sıkıntı yaşıyorum.
Ve babam hani varını yoğunu.
Yani öyle bir varlık içerisinde olan bir aile değiliz de.
Zaten o işte aslında belki de güven veren taraf.
Yani burada şeyi mesele etmeyişi.
Biliyorum ki beni öyle bir zorluğunun içinde bırakmaz.
Çünkü babamın zorluk anlayışı bunlardan ibaret.
Ama varoluşsal zorluğu kendi içerisinde çok belli bir yere oturtur.
Benim en azından yaşadığım formuyla.
O yüzden şimdi ben babamdan bu noktada işte düşünüyorum.
Babam var ya diyorum mesela.
Ama varoluşsal krizlerim anında ben babamı düşünürsem kendimi keserim yani.
Çünkü babam gerçekten o bakışıyla beni git kızım sen intihar et falan şeyine birazcık iter.
Şimdi bu noktada işte ben artık yetişkin, kendi üzerine çalışan kendine bakmaya niyet etmiş bir insan olarak benim de görevim şu.
Ben yalnızlık meselesini ya da insanlarla olan bir aradıklarımı nerelerde konumlandıracağım?
Kimden tam olarak ne bekleyebilirim?
Kimden neyi beklemem o insanlara çok fazla yük olur ya da kendime yük olur gibi.
Kariyerle alakalı mesela atıyorum bir şeyim varsa ne bileyim hani herkese de danışmam sırf duygusal olarak yakınlık hissediyorum diye.
Çünkü ne olur danışırsam Beni anlamadı olur.
Ya saçma sapan bir şeyle geldi olur bana.
Ben oturduğum yerde hikayeyi farklı yazmış olurum bu haliyle.
Ben yine kendine bakabilen, bakmaya niyet etmiş bir insan olarak niye doğru aracı doğru?
Yani bıçakla kesersin, çatalla tutarsın.
Kalkıp da ben kaşıkla çatal görevi şey yapmaya çalışırsam bunda benim de payım var yani bir noktada.
Kalkıp da kimse beni anlamıyor Allah'ım filan hani.
Şu an dramatize ediyorum bu kadar karikatürüze bir şey olmadığını biliyorum demeye çalıştığım şey incelikle bazı şeylerin üzerine de çalışmak lazım.
Kimden ne bekleyeceğimizi biraz orada kendimiz de hani ipin ucunda bir ayar yapabiliyor olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bu da yine işte insanın kendisiyle yalnız kalıp.
Bütün huzursuzluklarını, beklentilerinin adı.
Bu da kolay bir şey değil çünkü. Mesela ben ne beklediğimi de bilmiyor olabilirim.
Pek çok insan bilmiyor yani kimden ne beklediğini.
O yüzden de bunun adını koymak...
Zaten problem de oradan kaynaklanmıyor mu?
Kimden ne beklediğimizi bilmediğimiz için de bir noktada bocalıyoruz.
Çünkü onu bilmediğimiz için o beklentimiz karşılanmadığı zaman hani şey oluyoruz, hayal kırıklığına uğruyoruz.
Kendimizi daha çok yalnız hissediyoruz.
En güzel yerini de en sona bıraktık.
Allah kahretsin. Şahapire'ye kadar dinliyorsunuz.
Çünkü mesela babandan örnek verdim.
Ben böyle babama anlatıyorum.
Zaten 40 yılda bir konuşuyoruz.
Tamam mı? İşte mindfulness'dan bahsediyordum ki meditasyon eğitimleri veriyorum.
Şöyle yapıyorum. Şirkette işte böyle yapıyorum.
Danışanı almaya başladım. Koşkuruyorum falan.
Anlatıyorum anlatıyorum. Bana kalktı ne dedi biliyor musun sen hem?
Sen de bu üfürükçülükten iyi para kırdın.
Meditasyon dediğim an bana üfürükçülükten iyi para kırdın dedi.
Dedim ki evet. Yani öyle baba.
İşte mesela mesleki kaygılarını hayatta yapmak istediğin şeyleri sen şimdi oturup babanı merkeze koyarak yaparsan senin yalnızlık hissin, tatmin hissin bunlar çok aşağıya geçer
yani. O yüzden hani orada işte kimden ne beklediğini bilmek, kiminle ne konuşmak gerektiğini herkese çünkü herkes...
Anlamak zorunda değil. O şeyi de bizim birazcık ölçüp takmamız gerekiyor kendi biricik hayatlarımız için.
Bunun için de oturup yalnız kalabilmemiz gerekiyor.
Huzursuzluklarımızı, arızalarımızı, arızayı da ben pozitif bir anlamda söylüyorum bu arada.
Biraz onların ayrıştığımız yerleri, zorlandığımız yerleri bunun biraz adını koyabilmek gerekiyor ki durumlar içerisinde, olaylar içerisinde onları tanıyabilelim.
Yoksa her olaydan, her durumdan, her kişiden çok benzer bir şey beklemeye giriyoruz.
Bu böyle bir şey yok yani.
Olmaz. Oradan verim gelmez.
Tamam. 30-40 dakika yaptık yine.
Çok özür diliyorum Emine. Bin davet edersen böyle olur.
Sen de ne bekleyeceğini bil.
Ben bunu bile isteye davet ettim seni.
Sen konuş ben seni saatlerce dinlerim.
O yüzden hiç problem değil.
Çok teşekkür ederim Zeynepciğim gerçekten.
Ben şey oldum yani yalnızlık konusuyla alakalı kafamda bir tık netleşme ve bir aydınlanma da yaşadım.
Yalnızlık kötü bir şey midir? Gerçekten sorgulamalı mıyız?
Benim aldığım bu, bu bölümden.
Yalnızsanız yalnız değilsiniz.
Bu lafımı çok sevdim.
Bir de beklentileri doğru yönetmek ve çivi çiviyi söker bir de yalnızlık hissediyorsanız bir oturup yalnız kalıp bu neden diye bir üstüne düşünmek de aldığım şeylerden.
Ben teşekkür ederim beni davet ettiğin için.
Bunu bu şekliyle konuşabilmek bile gerçekten çok değerli bir şey.
Yani insan anlaşıldığını ve anlaşılmaya niyet edildiğini hissediyor.
Şey var diyor ilkokul kitaplarında bu kelimeyi cümle içinde kullanınız.
Biz de bölüm boyunca referans verdiğimiz şeyleri şu anda cümle içinde toparlıyoruz.
Çok teşekkür ediyorum.
Haberleşeceğiz. Öpüyorum seni.
Ne diyeyim? Sen kapat.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Gününüz çok güzel geçsin.
Umarım güzel bir şeyler alabilmişsinizdir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
