
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
11. Bölümde Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Eğitim tasarımcısı Ayça Karaman, gençlerin hayat kalitesini artırmaya yönelik hayalini kurduğu eğitim sistemi adım adım nasıl tasarlayıp hayata geçirdiğini, neden böyle bir projeye adım attığını ve nasıl uyguladığını anlatıyor.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Hayallerinin peşinden koşup, hayatlarını dolu dolu yaşayan, Aramızdaki saklı kahramanların sıradışı hikayelerini, hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle
ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
11. bölümümüzün konuğu, hayallerinin peşinden koşarak eğitime farklı bir bakış açısı getiren, bizimle sosyal medyada üretkenlik, yaşam becerileri ve akademik başarı üzerine birçok
faydalı makale ve içerik paylaşan eğitimci Ayça Karaman.
Ayça hoş geldin. Teşekkür ederim.
Heyecanlı bir bölüm olacak bence.
Çünkü çok böyle değişik ilk defa eğitim tasarımcısı kimliği altında birini konuk ediyorum.
Böyle değişik bir meslek.
O yüzden böyle gelen sorulardan bir tanesi de oydu.
Direkt öyle başlayayım istedim.
Bana böyle eğitim tasarımcılığı nedir?
Tam olarak ne yapıyorsun? Neyi kapsıyor?
Bundan bahsetmek ister misin birazcık?
Tabii ki bana da çok aslında soru olarak geliyor.
Belki de kavramsal olarak çok ön plana çıkmadığı için böyle geliyor insanlara.
Aslında eğitim fakültelerinde program dizaynı üzerine aslında yüksek lisans uzmanlığı, yüksek lisans ve doktordan sonra uzmanlıklar oluyor.
Ben eğitim fakültesi çıkışlıyım.
Yüksek lisansımda zaten yine bir eğitim, daha doğrusu Sosyal Bilimler Enstitüsü hakkında.
enstitüsü altında bir eğitim programında yaptım ve bunu çok sık bahsediyorum aslında bir yarım bir tam tez yazdım diye.
Tam tezim işe alım süreçleri üzerineydi ama hani bu ilk tezimden sonra ikinci alternatif olduğu için böyle olmuştu.
İlk tezim aslında eğitim programı geliştirmek üzerineydi.
Eğitim alanında uzmanlık alanına olarak Test yazan insanlar olur ya da müfredat ve materyal geliştiren insanlar olur.
Benim uzmanlığım müfredat ve materyal geliştirmek üzerine.
Şu anda üniversitede zaten öğretim görevlisi kimliğimin yanı sıra materyal biriminde koordinatörlük de yapıyorum.
Aslında o programın dizaynı üzerine de çalışıyorum.
Dediğim gibi yüksek lisansa başladığım zaman test kısmında aldığım dersler ve yaptığım çalışmalar sonrasında Dedim ki ben üniversite öğrencilerinin, daha doğrusu liseden üniversiteye geçen öğrencilerin
yaşadıkları sıkıntılara derman olacak bir program tasarlamak istiyorum.
Ve hazırlık programını buna entegre etmek istiyorum.
Çünkü aslında hali hazırda hazırlık programlarında hala bu yapılıyor.
Ama çok detaylı bir şekilde ve çok tanımlanmış şekilde yapılmıyor aslında.
O akademik beceriler geliştirilirken yan beceriler şeklinde yapılıyor.
Hazır öğrencilerde de böyle bir etkileşimim varken öğretim görevlisi olarak.
Dedim ki ben bu öğrencilere faydalı olacak bir müfredat dizayn edeyim ve bu tam olarak bu müfredata entegre olsun.
Bunun içerisinde yaşam becerileri olsun, üretkenlik olsun, akademik başarı becerileri zaten var.
Ve bu öğrenciler bu programı tamamladıktan sonra üniversitedeki bölümlerine başlıyor olsunlar diye yola çıktım.
Yurt dışında da aslında bunun birçok örnekleri görülmeye başladı.
Atölye çalışmaları falan yapılıyor Harvard gibi üniversitelerde bile.
Aslında dönemsel olarak değiştiğimiz bir dönemdeyiz ve dünyada artık o 21.
yüzyıl becerileri diye de adlandırılan becerilerin programlara entegrasyonu konuşuluyor.
Tam olarak bir müfredat olarak entegrasyonu yok.
Ders kitapları içerisinde yavaş yavaş konuluyor.
Bunun da sebebi aslında bunları test etmenin çok zor olması ve yaşam becerilerinin...
aslında dediğimiz gibi sonuç odaklı bir test sonucu olmamasından kaynaklanıyor.
Bu şekilde olunca da bir aslında minik bir müfredat yazdım.
Paylat etmek üzerine, denemek üzerine.
Aslında yurt dışında İngiltere piyasasından da bunun için bir critical thinking yani eleştirel düşünme testi üzerinden destek geldi.
Onlarla da çalışmalar yaptık.
Veri topladım, veri analizi yaptım.
Ama yaşam becerileri ve Akademik başarının o eleştirel düşünce kısımları çok kapsamlı olduğu için ve çok fazla alt başlığı olduğu için aslında ben bunu çalışmaya, araştırmaya
ve yazmaya başladıkça iş birazcık kontrolden çıktı çünkü bir sürü modül ortaya çıktı.
Eleştirel düşünce var, iletkenlik var, problem çözme var, collaboration var, beraber etkileşimle bir şeyler yapabilmek.
Bu yaşam becerileri dediğin bu...
bahsettiğim başlıkları altında mı toplanıyor?
O 21. yüzyılın yaşam becerileri dediğimiz.
Aslında bununla ilgili birkaç tane framework yani çerçeve var.
İşte Pearson'ın tanımladığı bazı yaşam becerileri var.
Avustralya'da bir üniversitenin tanımladığı yaşam becerileri var ve bunların bazıları uzlaşan tanımlara sahip bazıları da birbirinden farklı şeyleri tanımlıyor işte.
Bir tanesi yaşam becerilerine dahil ediyor ve bunu aslında üniversiteden çok ilkokuldan itibaren programlara katmaya çalışıyorlar.
İşte bir çamaşır makinesi makinesini çalıştırabiliyor olmak da bir yaşam becerisi diyor.
Diğeri de diyor ki hayır empati kurabilmek yaşam becerisidir diyor.
Ben işim biraz daha artık böyle hani tamışır makinesi çalıştırmak kısmından öte daha akademik ortamlarda hayatta kalan öğrencilerin sadece akademinin dışında ne tür becerilere ihtiyacı
oldukları kısmını dahil etmeye çalışıyorum.
Ve şey yapmaya çalışıyorum yani öğrencilerin yaşam kalitelerini arttırabilecekleri dizaynlar üzerinde.
çalışıyorum ve o kısımlarını araştırarak o kısımlarını müfredatlaştırmaya çalışıyorum.
Çünkü müfredat oluşturma benim bir uzmanlık alanım.
Eğitim tasarlayabilmek, atölye çalışması yapabilmek bunlar.
Bunların bir takım işte kuralları, koşulları var.
Belli hedefler koyarak o davranış değişikliğini sağlamak üzerine yaptığımız şeyler var.
Hazır böyle bir yetkinliğim varken bu alan üzerine de çalışmışken Böyle bir program dizaynı üzerine çalışmıştım.
Ama dediğim gibi bu kadar kapsamlı bir şey olduğu için en sonunda bu kadar kapsamlı bir şeyin bir yüksek lisans sezi olamayacağı kararı çıktı.
Ve ben onu bir kenara kaldırmak zorunda kaldım.
Ama tabii ki yapmak istediğim şey yani bunu akademik olarak çalışmak istediğim şey bu kadar da üstüne işte hem müfredat oluşturma, eğitim tasarlamı üzerine.
yaptığım çalışmalar, okuduğum kitaplar aldığım dersleri düşünüyorum.
Hem de yaşam beceriliği üzerine yaptığım, üretkenlik üzerine yaptığım çalışmaları düşünüyorum.
Bu kadar çok bir yatırım yapmışken kendime bunu çöpe atmak istemedim.
O yüzden de dedim ki benim esas yolu çıkış amacım zaten üniversiteye yeni başlayan, liseden sonra üniversite hayatına adaptasyon sıkıntısı yaşayan öğrencilere yardımcı olmaktı.
Şimdi sosyal medya denilen bir güç de var.
Ben bunu da yapabiliyorum.
O zaman sosyal medyayı kullanarak bir blog açayım.
Bir blog üzerinden bu öğrencileri aydınlatmak için içerik paylaşayım.
Yani buna şu bile geliyor aslında.
Biz hiçbir zaman ya ben en azından iyi de bir eğitim aldığımı düşünüyorum.
Üniversiteye gelip de hatta yani üniversitenin daha yüksek eğitim kısmına gelip de çalışmaları yapıp bu alana kafayı yorulana kadar bir akademik makalenin nasıl bir
stratejiyle doğru şekilde okunup da gerçekten ondan yarar sağlanabileceğini bilmiyordum.
Ama bununla ilgili stratejiler var.
Bununla ilgili bile bir eğitim var.
Ve bu sadece aslında makale okumaya gitmiyor.
Herhangi bir kitabı okurken önce o kitabı okuma amacını belirlemek gerekiyor.
O kitabı okurken bir takım stratejiler kullanmak gerekiyor o amaca yönelik.
İşte tarayarak mı okuyacağız yoksa işte bütün başlıklarıma bakacağız yoksa keyif için mi okuyacağız?
Bütün bunların stratejileri birbirinden ayrı oluyor.
Ama hani bunları kendi kendine doğal akışlarını öğrenmek gerçekten hayatın diğer sorumluluklarına düşündüğümüz zaman bu genç insanların üstünde kendim de katıyorum büyük bir yük.
Ve her zaman çıkışım tam şu oldu ben 18 yaşındaki Ayça'ya neyi anlatsaydım onun hayatı çok daha kolay olurdu.
Aslında ilk çıkış noktam bu olmuştu.
Ve onun üzerine artık yavaş yavaş müfredat modülleri çıkarmaya başladım.
Ve bir çalışma grubu başlattık.
Ama benim en büyük hayalim zaten bunu bir eğitim platformuna taşıyıp öğrencilerin her zaman erişebilecekleri bir eğitim platformu olması.
Çünkü gerçekten çok büyük bir ihtiyaç var.
Özellikle de test çözerek üniversiteye gelen çocuklar.
Üniversiteye geldikleri zaman afallıyorlar.
Artık bir yetişkin olarak kendi hayatını, sorumluluğunu eline alman gerekiyor.
Ama ne kadar başarılı bir öğrenci olursan ol, hayatta çektiğin bazı sıkıntılar oluyor.
Çünkü nasıl diyalog kurman gerektiğini bilmiyorsun.
Akademik bir ortamda veya bir yetişkin olarak.
Nasıl mail göndermen gerektiğini bilmiyorsun.
Zamanını nasıl yönetmen gerektiğini bilmiyorsun.
Çok ciddi bir yaşam becerisi zaman yönetimi.
Kariyerini nasıl planlayacağını bilmiyorsun.
Hayat kaliteni nasıl arttıracağını bilmiyorsun.
Karşına bir problem çıktığı zaman bu problemi kimler yardımıyla nasıl çözeceğini bilmiyorsun.
Şuna bile bir yaşam becerisi diyebiliriz aslında.
Evet ben şu anda muhtemelen depresyon belirtileri gösteriyorum ve gidip bir uzmandan yardım almalıyım.
Bunun dahi eğitiminin verilmediği bir sistemde öğrencilerden ciddi bir beklenti var.
Yeni mezunlardan ciddi bir beklenti var.
İş bulma sürecini nasıl yöneteceğini bilmiyorlar.
Özgeçim şişlerine nasıl yazmaları gerektiğini bilmiyorlar.
Ve internette o kadar çok kaynak var ama o kadar temiz olmayan kaynak var ki bu kadar her kafadan bir sesin çıktığı noktada çok sade, çok temiz bilgiler içeren ve güvenilir
bilgiler içeren aslında bir blog web sitesi oluşturmak üzerinden yola çıkmıştım ben.
Ama artık bir eğitim programına doğru dönmeye başladı.
Ve umarım da bu şekilde gider.
Daha da gelişerek gider. Anladım.
İnanılmaz güzel bir çıkış noktası bence.
Çünkü dediğinde o kadar haklısın ki.
Bence hatta hani belli bir yaşa gelene kadar hani öğrenciyken zaten bu dediklerinin ya da bu yaşam becerilerinin farkında olmuyoruz.
Hani işe giriyoruz ama hep zaten bir itici güçle bize öğretilen bir kalıp var.
İşte iyi bir okulda oku, başarıyla mezun ol, yüksek lisansını yap, iyi bir şirkete girip para kazan, işte evlen, çocuk sahibi ol.
Hani böyle bir döngünün içindeyken hep böyle hayatı sanki biraz daha otomatik pilotta yaşıyoruz, farkında olmadan yaşıyoruz modunda oluyor.
Dediğin hani depresyon belirtileri gösteriyorum bir uzmana gitmeliyim.
Halbuki bunu fark ettiğimiz zaman ya şimdi gidersem bana deli derler gibi bir yaklaşım bile var.
Yani hani o yüzden çok açık olan bir noktada hani geliştirilmeye ve öğretilmeye çok açık olan bir nokta.
Ama bir yandan da seni şu konuda tebrik etmek istiyorum.
Çok cesur bir yaklaşım Ayça bu.
Yani bunun belki birçok kişi farkında ama evet.
Ben bununla alakalı bir şey yapacağım diye çok büyük bir yük çünkü.
Çok büyük bir yük, çok büyük bir sorumluluk baktığında.
Çünkü hayatına yeni başlayan insanları bir noktadan alıp bir noktaya götürmek, onları aydınlatmak.
Burada mesela zaten bahsettim senin...
Bunun arkasında yatan sebepler, seni motive eden şeyler.
O yüzden buraya tekrar girmeyeyim ama bu platformu oluştururken, bu hayalini gerçekleştirmeye bu kadar yakın, bu kadar çok adım atarken senin karşılaştığın zorluklar neydi?
Ya da nelerden daha çok faydalandın?
Ben orayı merak ediyorum çünkü kolay olmasa gerek.
Öncelikle teşekkür ederim güzel sözlerin için.
Bunu duymak gerçekten bana çok iyi hissettiriyor.
İçi motivasyonum var ama dış motivasyon da etkisini bir eğitimci olarak göz ardı edemiyorum.
O yüzden böyle güzel sözler duymak ve birilerine dokunduğumu duymak bana çok iyi hissettiriyor.
Zorluklardan bahsetmeden önce ben kendi yaşadığım bir anekdota anlatmak istiyorum.
Yüksek lisansa ilk başladığım yıllarda kendime karşı çok acımasız olabilecek bir program takip ediyordum.
Sabahları kendim ders anlatıyordum.
Öğleden sonra doğru düzgün bir şeyler bile yemeden 4-5 saat kendim ders alıyordum.
Hafta sonu başka bir kurumda gidiyordum, çalışıyordum falan gibi.
Böyle deliler gibi çalıştığım bir dönem oldu.
Arkadaşlarım bile görmediğim bir dönem oldu.
Ve daha sonra bir gün yemek yerken sofra tuz masanın öteki köşesindeydi.
Ben tuza uzandım ve uzanamadım.
Kolum yetmedi. Sonra ağlamaya başladım.
Hayat neden bu kadar zor?
Ben neden istediğim şeylere böyle erişemiyorum gibi.
Ve şey oldu yani hani o kadar uzun bir süre aslında duygusal ihtiyaçlarımı ve sosyal ihtiyaçlarımı göz ardı ederek yaşamışım ki artık bir noktada patlama noktasına geldim.
Ve bunun çok sağlıksız olduğunu şu anda görebiliyorum.
O zaman ben işte tutkularının peşinden giden sadece çalışmanın insanı başarıya götüreceğini sanan genç bir insandım.
Ama şu anda şeyin farkındayım yani evet.
Hayatta hedeflerini, arzuluğun durumu doğru bir şekilde tanımlarsan, o yolculuğu da keyifli bir hale çevirirsen, vardığın noktadan öte geçirdiğin yolculuğun kalitesinin
daha büyük bir önemi var.
Şu anda da geçirdiğim zorluklarda, yaşadığım zorluklarda bunu göz önünde tutmaya çalışıyorum.
Ama herhalde yaşadığım, içten olarak yaşadığım en büyük zorluk şu, psikolojinin ilgilendiği alanlara girmemek için özen göstermeye çalışıyorum.
Atıyorum motivasyon eğitimin çok büyük bir parçasıdır.
Ama motivasyon aynı zamanda psikolojinin de bir parçası.
Buradaki ayrımı da şu şekilde tutmaya çalışıyorum.
Birincisi bu konuda uzman olan arkadaşlarıma soruyorum.
Evet ben bunu hazırladım bir bakıp da bana fikrinizi söyleyebilir misiniz?
Alanım olmayan bir şeye girmiş miyim?
İkincisi de şeye inanıyorum artık hani bana uzman olan arkadaşlarımın söylediği de bu.
Bir insanın illaki psikolojik olarak...
çökmesine gerek yok bir yardım alabilmesi için.
Aslında biz eğitim programlarımıza daha ilkokuldan başlayarak öğrencilerin sosyal duygusal öğrenme diye bir kavram da zaten son zamanlarda eğitimde ön plana çıktı.
Sosyal ve duygusal öğrenmelerini sağlayıcı materyalleri eğitim programlarının içine dahil edebilmiş olsak bu öğrenciler zaten üniversiteye gelene kadar kendi hayatlarını güzelleştirebilecekleri şeyleri öğrenmiş
olarak gelecekler. Ama hiçbir şekilde eğitim sistemimizde şu an böyle bir şey yok.
Bu öğrenciler üniversiteden sonra yetişkinliğe geçiyorlar ve arada ciddi bir boşluk var.
Yani bunu hazırlık eğitimi veren bir insan olarak söylüyorum.
Dediğim gibi hitabetten tutun.
Bir yetişkin olarak deodorant kullanmaya kadar bilmeyen öğrenciler olabiliyor.
Ve bunu ona kimse söylemiyor.
Çünkü bizde ayıp böyle şeyleri konuşmak.
Ya da insan ilişkileri üzerine nerede sınırları çizmesi gerektiğini bilmiyor.
Bizde de işte o sınırlar hiç konuşulmaz nedense.
Bu kadar ciddi ihtiyaçlar varken ben bunu bir öğretim görevlisi olarak tek başıma karşılayamam.
Burada programın bunu bir şekilde içermesi gerek.
Biz buna programa dahil etmeye çalışıyoruz ama dediğim gibi hani programa dahil etme kısmı öncelikli olarak ölçülebilen şeyler üzerinden yapılıyor.
Ne yazık ki doğru olmasa da.
O yüzden burada dikkat etmeye çalıştığım şey dediğim gibi öğrencilerin ihtiyaçlarına göre hedefler belirleyerek bu hedeflerin üzerinden temel bir eğitim programı oluşturup, bir deneyim
oluşturup Transformative Learning diyoruz.
Medro'nun Transformative Learning'i var.
Oradaki o dönüşüm sürecinin yaşamalarını sağlayacakları bir deneyim oluşturmaya dikkat etmeye çalışıyorum.
Ama bu tabii ki ciddi bir yük gerektiriyor.
Çok fazla okuma yapmak gerekiyor.
Yapmak gerekiyor.
İşte ufak ufak denemeler yapıp gelen geri bildirimlere göre iyileştirmeler yapmak gerekiyor.
Ve bunu şu an tamamen tek başıma yapıyorum diyebilirim.
Bu konuda yardım eden arkadaşlarımın dışında.
Ve bu birazcık zor bir şey çünkü kendi mesleğimi de bir yandan sürdürüyorum.
Dediğim gibi kendi kurumumla ilgili de sorumluluklarım var.
Kendime ait bir özel hayatım da var.
Kendimi de ihmal etmek istemiyorum bunu yaparken.
Daha önceki yıllarda yaptığım gibi.
Bunlar benim karşılaştığım zorluklar.
Ama yaptığım işin de geri dönüşü çok güzel oluyor.
Özellikle yani ben şu an daha çok içerik üreticisi olarak bunları yapıyor gibi düşünüyorum kendimi.
Ama tabii ki hani altyapım var.
Altyapım sayesinde daha kaliteli de yaptığıma inanıyorum.
Bir yandan da işte o içerik üreticisi olarak yaptığım işlerin bana yansıması ve aldığım mesajlar o kadar güzel oluyor ki o zaman da yaptığım işin aslında ne kadar değdiğini görüyorum.
Artık hani şeyim de birazcık o öğretmenliğin herhalde mesleki deformasyonu insanların isimlerini ve yüzlerini de ezberliyorum.
Sosyal medyadan tanıdığım insanları yüz yüze gördüğümde onlar da benim öğrencim gibi oldu artık.
Gerçekten onlardaki o değişimi görmek veya bana...
6 ay sonra bir sene sonra mesaj attı.
Siz bana geçen sene böyle bir tavsiye vermiştiniz.
Ben onu dinledim. Hayatım böyle değdi mesajlara.
O zaman gerçekten o zorluklara değdiğini görüyorum.
Uzun bir yolculuk olacak.
Ben o yolculuğun kalitesini arttırmaya çalışarak başa çıkmaya çalışıyorum.
Ama tabii ki dediğim gibi dikkat ettiğim hassasiyetlerim de var.
Yani o kadar güzel anlattın ki böyle arada bir sürü şey aklıma geldi.
Sonra bak hiç kesmek istemedim.
Çünkü şeyi soracaktım zaten hani bunun aldığın geri dönüşleri, senin bu motivasyonunu bunu soracaktım.
Ama en çok da şey dikkatimi çekti Ayça.
Hani o yolculuğun aslında güzel olduğunu, varış noktasından çok yolculuğun güzel olduğundan bahsettin ya.
O da benim geç bir şekilde fark ettiğim şeylerden bir tanesi mesela.
Hani o yolculuktan keyif almak.
Hani onunla alakalı mesela şu an...
yaşındaki Ayça'ya, 18 yaşındaki Ayça'ya söyleyecek bir şeyin olsaydı yine bizi dinleyenler oldunlar o yaştaki dinleyenlere söyleyecek bir şeyin varsa ne olur o yolculuğun tadını çıkarmak?
Muhtemelen hani şu anki halimle o anki halimin farkını düşünürsem kendime özel verebileceğim tavsiye daha çok duygusal ve sosyal ihtiyaçlarımı ön planda tutmak
olurdu. Bende hep şey vardı çünkü hayatım boyunca.
Bu olgunluğa gelene kadar diyeyim.
Bu da bir yolculuk.
Bundan belki 5 sene sonra da bambaşka bir olgunlukta olacağım ama dediğim gibi arada 10 yıllık bir fark var.
Ve bu 10 yıllık fark bende yaptığım işi zaten yapmam gerekiyorsa bunu daha keyifli yapmak üzerine oldu.
Evvel de tik atmak üzerineydi.
Evet listemde var. Bunu da yaptım.
Bunu da yaptım. Bunu da yaptım.
Evet şimdi ara ver var. Ara da verdim.
Şimdi ne olacak? Hep bir geleceğe odaklılık vardı.
Hatta çok komik bir şey anlatacağım.
İlk YouTube videomu Bunu dinleyenler lütfen izlesinler.
Oradaki hala sorgulamalarımla şu anki paylaştıklarım arasındaki fark belli.
Orada şöyle bir ifadem var.
Çok da hoşuma gidiyor aslında bakınca kendime ne kadar da hani safiyane anlatmışım diyorum.
Sen hep geleceği bekliyordun Ayça.
E gelecek geldi işte. Sen ne kadar geleceği bekliyorsun?
O kadar geleceğe odaklanmışım ki güzel günler gelecek.
Güzel günler gelecek. Mezun olacağım gelecek.
Ama yani o güzel günler hala yaşadığın günler.
Bir yerde değil. Onun farkına varmak aslında benim için.
Evet ben geleceği bekliyormuşum ama şu anın tadını çıkarmadığım ve şu an o gelecekte beklediğim yeri yaşamaya başlamadığım sürece o gelecek hiçbir zaman gelmeyecek.
Belki bunu paylaşırdım diye düşünüyorum.
Ve şeyi de biliyorum yani.
Etkileşimde olduğum insanlardan dolayı biliyorum.
Öğrencilerimden de biliyorum. Bunu söylediğim zaman herkes böyle bir şey oluyor.
Evet bunu ben de yaşıyorum.
Çünkü aslında bu eğitim sisteminin bizi getirdiği bir nokta.
Çünkü bize anlatılan şey o.
Diplomanal rahat edeceksin.
Bir iş bul rahat edeceksin.
İşi buluyorsun işte tatmin uygun olmuyor.
Olsun bak işte bir evlen rahat edeceksin.
Evleniyorsun o oluyor tatmin olsun.
Bir çocuğun olsun rahat et.
Ama yani rahat etmek için bir şeylere sahip olmaya gerek yok.
Şu an bulunduğumuz koşullarda da bir optimum düzey sağlayabiliriz diye düşünüyorum ben.
Bakarsan savaşlardaki insanlar da yani bir sürü sıkıntılar yaşamışlar.
Yani bir gün başımıza kötü bir şeylerin gelmeyeceği belli değil.
Covid geldi. Hep o geleceği bekliyor olmak insanın algısını yanlış bir yere değiştiren bir şey bence.
Ve bunu fark etmiş olmak bende gerçekten çok büyük davranış değişikliğine sebep oldu.
Çok önemli. Gerçekten insanoğlu olarak zaten o anda kalmanın zorluğu var ya hani insan aklı %47 oranında hani ya geçmişte ya gelecekte ki bu çalışma yapalı ne kadar zaman oldu.
Şimdi bence o %50'lerin üstündedir.
Kesinlikle. Bu yaşam becerileri dahilinde bunları da dahil ederek hani öğrencilere bunu enfoze ediyor olmanın, bunu paylaşıyor olmanın aslında çok güzel.
Senin alanında hani başka bu tarz, Türkiye için konuşuyorum başka bu tarz iş yapan benim bildiğim kadarıyla yok.
Benim bildiğim kadarıyla da yok.
Genelde insanların farklı yaklaşımları oluyor.
Yani bu benim okuduğum kitapları da ben farklı alanlardan okumaya özen gösteriyorum.
Spritüel kaynaklardan da okuyorum, felsefi kaynaklardan da okuyorum, iş dünyasında da okuyorum.
Ve oradaki aslında kesişim noktalarını işaretleyip o kesişim noktalarından bir program çıkarmaya çalışıyorum.
Ki hem daha multidisipliner olsun hem de öğrencilerin...
farklı alanlardaki bakış açılarından da kolektif bir bilgiye sahip olmalarını istiyorum.
O yüzden benim gibi bu kadar multidisipliner bir şekilde araştırıp da yapmam yok diyebiliyorum.
Dediğim gibi 18 yaşındaki Ayça'dan yola çıktım demiştim ya, öğrencilerimden gelen sorular benim 18 yaşındaki sorularımla aynıydı.
Ve öğrencilerim benden bölümlerine geçip de oradaki akademik danışmanlarıyla konuştukları zaman aslında bazı cevapları bulamadıklarında yıllar sonra 2-3 sene sonra tekrar bana dönüp
mail atıyorlardı. Hocam bu konuda kimden tavsiye alacağımı bilemedim.
En çok size güvenebileceğimi düşündüğüm için size sormak isterim diye.
Ve bu mailler gitgide arttık mı dedim evet senin de soruların aynıydı.
Öğrencilerin de soruları aynı.
Öğrencilerin senden çıkıp bölümlerine gittiklerinde veya mezun olduklarında da soruları aynı.
Mezun oluyor mesela bana mesaj atıyor.
Hocam şimdi ne yapayım sizce diye.
Ama hani böyle maille tek tek tek dönmeye imkanım yok.
Çünkü her sene zaten ortalama olarak işte 100 tane öğrenci görüyoruz biz yaz okulunu falan da düşünürsem.
Yani onun sonu yok.
Orada geniş ve temiz bir bilgi akışını sağlayabilmek için bir blog açmak daha kolay geliyor.
Çünkü şey oluyor şimdi DM geliyor.
Hocam şu konuda yardıma ihtiyacım var.
Ne tavsiye edersiniz? Yazıyı yolluyorum.
Ve çok pratik oluyor benim için de.
Onlar için de çok doyurucu oluyor.
Evet, direkt daha pratik hepsini bir yerde toplamak adına.
Bu farklı kesimlere hitap etmekle alakalı.
Mesela benim akademik... başarı ya da akademisyenlikle hiçbir alakam yok ya da akademik bir çalışmam da yok ama ben seni takip ediyorum zaten o şekilde buldum seni çünkü paylaştığın şeyler gerçekten bana dokunuyor
hani psikoloji anlamında olsun yaşam becerileri anlamında olsun o mesela bana dokunuyor ve onların hepsini belli bir yerde bulabiliyor olacağımı bilmek hepsini bulabileceğimi bilmek de bence önemli o zaman kapatmadan
önce bu Konuda merakı olan gerek öğrenciler gerek öğrenci olmayan dinleyenler sana nasıl ulaşabilir?
Nereden bulabilir?
Hani bloguna nasıl ulaşabilir?
Instagramına nasıl ulaşabilir?
Onu da senden alayım.
Tabii ki söyleyeyim.
Ayçakaraman.com üzerinden her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz.
Profesyonel kimliğimle ilgili de hakkımda kısmından bilgiye ulaşabilirsiniz.
Her türlü bilgiyi, her türlü kullandığım platformu zaten web siteme entegre ettim şu anda.
Onun dışında Instagram'ı çok aktif kullanıyorum.
Ayça Karaman Online Kullanıcı adıyla bana erişebilirsiniz.
Peki Ayça benim atladığım sana sormayı unuttuğum bir şey var mı?
Hani senin Emine Yasin bana bunu sormayı unuttuğum burası en önemli kısımdı dediğin.
Gerçi 30 dakika oldu ama. Yani şöyle ben öğretmen olduğum için bana izin verirseniz ben gerçekten uzun konuşuyorum.
Çok uygunum. O yüzden farkındaysan sen bir soru soruyorsun ben üç soruluk cevap veriyorum.
O biraz gerçekten öğretmen olmakla alakalı bir şey.
Anlatmayı çok seviyorum. Ama şeyden hiç bahsetmedik sanırım.
Üniversitedeyken ilk işte işimi yaratma kısmından bahsetmedik.
O zaman oraya bir dönelim.
Çok kısa o kendi mesleğinin nasıl yarattığına hem kendi mesleğini yaratmak isteyenlere de bir ilham olsun.
Kendi aklında bir fikir olup da onun nereden başlayacağını bilemeyenlere de böyle kısaca iki üç dakikalık oraya da değinelim.
Sonra seni serbest bırakacağım Aycan.
Tamam. Yani ben bunun aslında bu kadar özel bir şey olduğunu sana söyleyene kadar da çok fark etmemiştim.
Teşekkür ederim buna da dikkatimi çektiğin için.
Kısaca bir hikayesini anlatayım.
Üniversiteye başladığım zaman daha herhalde hazırlık öğrencisiydim.
Bütün arkadaşlarım çalışmaya başladılar bir şekilde ve ben inanılmaz heves ettim.
Önce böyle işte arkadaşlarının başvurduğu tarzda işlere başvurdum.
İşte garsonluğa falan başvurdum ve hani böyle çok şık şıkırdım bir kız olarak garsonluk olarak başvurunca muhtemelen.
Her yerden merhaba dedim.
aldım. Yani kimse beni kabul etmedi ve hani bakıyorum bütün arkadaşlarım işte kampüs çevresinde çalışıyor, orada çalışıyor, burada çalışıyor.
Ben nereye başvurursam bu tarz hani hizmet sektörüne ki işlerde.
İnanılmaz bir red alıyorum.
Bu beni birazcık üzdü.
Ailem de şey dedi yani madem hani böyle bir şeyden red alıyorsun, madem de çalışmak istiyorsun, o zaman dedi sen dedi ben bu arada öğretmen neslesi çıkışlıyım.
Oradan da bir eğitim altyapım vardı zaten.
Bardem dedi hani sen öğretmen lisesi çıkışçısın ve bir eğitimci olmak istiyorsun.
O zaman dedi bununla alakalı yerlere bir başvur.
Hatta dedi para isteme.
Sadece dedi hani hobi gibi gidersin çalıştırsın.
Deneyim kazanmış olursun dedi.
Bana da mantıklı geldi açıkçası o zaman.
Çünkü gerçekten çok istiyordum sorumluluk almayı.
İnanılmaz bir heyecan duyuyordum bununla ilgili.
O zaman da gittim kendi işte mezun olduğum dershaneye.
Kapısını çaldım. Biraz da korka korka çaldım.
O üniversitenin en başındayken artık bu bir liseli tavrı olduğu için hala çok ciddiye alınmıyorduk.
Ben de o yüzden işte gittim dedim böyle böyle hani ben buradan mezun oldum ama hani şu anda çalışmak istiyorum.
Burada en azından test çözsem insanlara olur mu dedim.
Ben o şekilde test çözsem olur mu deyince kabul ettiler.
Hatta sağ olsunlar böyle hani ben istemeden onlar da bir saatlik ücret bana belirlemişler ödemeye başladılar.
Derken işte ben orada böyle çok profesyonel gidiyorum.
Çok böyle ciddiyetle yapıyorum işi.
İnanılmaz mutlu da oldum.
Hani artık öğretmen olduğum gibi falan hissediyorum kendimi.
Sonra işte bir ilk öğretim kısmında kurs kısmı vardı.
Bir sınıf açıldı ve acil bir öğretmene ihtiyaç oldu.
Acil öğretmene ihtiyaç olduğu için bana dediler ki sen girer misin?
Ben de girerim tabii ki dedim.
Ama hiç böyle para konuşmuyoruz.
Ben para falan da düşünmüyorum bir yandan.
Oley çalışacağım falan da gerçekten bir öğretmen olacağım falan diye düşündüm.
Ben girdim. O sene ders anlatım sadece bir sınıfa.
Küçük bir sınıfta 10 kişilik bir sınıfta.
Ve veri geri bildirimleri çok iyi oldu.
Veri geri bildirimleri iyi olunca bu sefer işte ikinci sene iki sınıf verdiler, üç sınıf verdiler falan gibi.
Ve ben baktım ciddi bir para kazanıyorum ve işim olmuş yani kendi kendime.
Çok mutlu oldum.
Ve hani şey açısından da benim için çok iyi oldu.
Aslında farkında olmadan ideal bir eğitim programı olmuş oldu benim için de.
Çünkü hafta içi kendi bölümümde derslerimi alıyordum.
Mesela metodoloji öğreniyordum veya bir uygulama öğreniyordum.
Hemen hafta sonu koşa koşa gidiyordum, onu uyguluyordum.
Öğrencilerin üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu görüyordum.
Böylece bu deneyimle şeyle deneyimlemiş oldum.
Aldığım eğitimin pratik uygulamasını da deneyimlemiş oldum.
Herkes stajı son sınıfta yaparken ben birinci sınıftan itibaren ciddi ciddi staj yapıyor oldum.
O da bana inanılmaz bir özgüven ve deneyim sağladı.
O yüzden hep şimdi iş bulmayla ilgili sıkıntılar söyleniyor bana.
İşte kadro bulamıyoruz, iş bulamıyoruz diye.
Evet ne yazık ki bulamamak mümkün.
Hele bu COVID döneminde bulamamak mümkün.
Ama önemli olan kendine yatırım yapmak olduğunda ve ben bunun yolunu nasıl bulurum şeklinde olduğunda bence insanın karşısına fırsatlar çıkıyor.
Yani belki beni herhangi bir kafe, okulun çevresindeki garson olarak kabul etmiş olsaydı ben o zaman bu deneyimleri kazanamamış olacaktım.
Ama hani o zaman bana sorarsanız ben o reddi aldığımda niye bütün arkadaşlarım kabul ediliyor da ben reddediyorum diye gerçekten çok üzülmüştüm.
Ama şimdi düşünüyorum evet bu beni daha güzel bir yere götürmek içinmiş.
O yüzden ben bu anlamda da pozitif düşüncenin gücüne inanıyorum.
Optimistik bir insanda olduğumu düşünüyorum.
O yüzden bu hikayeyi de senle konuşunca, sen de anlatmamı isteyince ben de anlatmak isterim.
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
O zaman akışa güvenmek diyelim buna.
Bu çok ilginç geliyor sanıyorum insanlara.
Çok böyle bilimselliğin içerisinde olunca akışa güvenmek yanlış bir şeymiş gibi geliyor.
Algı da seçicilik aslında bu.
Sen olumlulara odaklandığın zaman, olumlu şeyleri belirlediğin zaman, kafanda bir planın olduğu zaman, yapmak istediğin şeyler belli olduğundan bir şekilde fırsatlar karşına çıkıyor.
Ama bunlar tanımsızsa ve sen negatifte kalmayı tercih ediyorsun.
O zaman o fırsatlar karşına çıksa bile göremiyorsun.
Ben buna çok inanıyorum.
Buna o inanaraktan da yaşamayı tercih ediyorum.
Akışta kalmaksa evet akışta kalmak.
Çok seviyorum. Çok inanıyorum bu tür şeylere de.
O kadar aynı noktadayız ki bu konuda.
İki bölüm önceydi tam olarak seninle aynı cümleleri kurdum.
Yine bundan bahsediyorduk.
Hani sen kafa yapını genişlettiğinde ya da büyük resimden baktığın zaman algıda seçicilikle aslında onu çekiyorsun.
Ama hani negatifte kaldığın zaman gözünün önünde de olsa göremiyorsun diye.
Evet tam olarak aynı cümleleri kurmuştuk.
Öyle ama yani başarılı insanlar mı mutlu yoksa mutlu oldukları tümü başarılılar.
Ben bunu hep sorguluyordum. Sanıyorum biraz da mutlu olan insanlar daha başarılı oluyorlar.
O yüzden işte yaşam kalitesinin artmasına da çok önem veriyorum.
Çünkü tez yazmak gerçekten çok zorlayıcı bir süreç.
Tez yazan herkeste eğer beni dinliyorlarsa şu anda başlarını sallayacaklardır bunu duyarken.
Ama o tezi yazarken acılar çekerek kendini eziyet ederek ve tez yazmadığın her sürede vicdan azabı çekerek yaşamak var.
Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum.
Bugün bir saat bile olsa buna vakit ayırdım ve bunun geri kalanında kendimi suçlamak yerine kendime keyif alacağım şeyleri hak görerek yaşamayı uygun görüyorum demek arasında fark var.
Ama bu sözde çok farklı gibi gelmiyor.
Bu deneyimleyince farklı oluyor.
Yoksa sözlerimiz hani...
Bu toxic positivity denilen şey var ya hani o toksiklik değil bu.
Bu deneyimin kalitesini arttırmak.
Deneyimin kalitesi arttığı zaman üretkenlik de artıyor.
Üretkenlik arttığı zaman fırsatlar da artıyor.
Fırsatlar arttığı zaman sen de daha başarılı ve mutlu oluyorsun.
Aslında işin sırrı bu. Evet.
Çok güzel bir şekilde kapattın şu an Aysun.
Çok güzel bir sırrı verip son noktayı koydun.
Çok teşekkür ederim. Ben çok teşekkür ederim.
Katıldığın için başarılar diliyorum sana.
İnşallah ilerleyen zamanlarda da o güzel eğitim platformunu hayalindeki gibi böyle kocaman büyüyerek görürüz.
İnşallah. Çok teşekkür ederim.
Ben çok mutlu oldum. Umarım yararlı olmuştur dinleyenlere de.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
