
Toksik İş Yeri Kültürü ile Baş Etme Yöntemleri
24 Ağustos 2022 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Daha fazla Mindfulness egzersizi, pratikler ve kitap önerileri için E-Bülten'e kaydolmak için tıklayınHer gün işe giderken ayaklarınız geri geri gidiyor ve mesai bitiminde bütün enerjiniz çekilmiş oluyorsa... Mental ve fiziksel olarak sürekli yorgun, uyku problemleri ya da kronik stres yaşıyorsanız... Üstüne bir de işinizdeki mutsuzluk hayatınıza yansıyor ve hepinizden tiksiniyorum modundaysanız, toksik bir ortamda çalışıyor olabilirsiniz. Peki ne yapmalı? Cevapları bu bölümde.Bölümde neler var?- Toksik iş yeri kültürü nedir? ( 1.5 milyon kişinin oyladığı Galassdoor datası sonuçları)- Yöneticiniz hayatınızın kalitesini nasıl etkiler?- İş mi değiştirmeli, departman mı?- Büyük istifayı nasıl faydaya çevirirsiniz?- Yeni bir işe başlamadan önce kurum kültürü hakkında nasıl bilgi sahibi olursunuz?
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, genç güzel hayallere hoş geldiniz.
Bugün yine sizlerden yoğun istek üzerine gelen ve insanlığa faydalı olacağını düşündüğüm bir bölüm ile karşınızdayım.
Sesimden de anlayacağınız üzere enerjim bayağı bir yüksek.
Neyse, konumuz iş hayatında toksik ilişkilerle baş etme yöntemleri.
Şimdi, Instagram'da soru cevap yaparken...
Bu bölüm talebi geldiğinde oylamaya sunmuştum.
Yapalım mı yapmayalım mı diye.
Ve gelen evet sayısına, arkasından gelen mesaja inanamadım.
Hatta bu konuyu gıybete girmeden nasıl anlatacağım diye düşünüyordum.
Ama hiç o kadar düşünceli olamayacağım.
Şimdi onlar düşünsün diyerek başlıyorum.
Öncelikle şunu hatırlamakta fayda var.
Uyanık olduğumuz vaktin çok büyük bir kısmını çalışarak geçiriyoruz.
Gerçi beyaz yakalılar şimdi yavaş yavaş ofislere dönmeye başladı ama evden de çalışsak sürekli birlikte çalıştığımız insanlarla iletişim halindeyiz.
Ya da fiziki olarak çalıştığınız yerde bulunmanız gereken bir iş yapıyorsanız ve 8 saatin üzerinde de çalışıyorsanız bu iletişim genelde daha da yoğun olabiliyor.
En çok vakit geçirdiğimiz ortamlardan birinde görece huzurlu olmak istiyoruz değil mi?
Çünkü iş hayatımızın kalitesi hayatımızın ve ilişkilerimizin kalitesini de belirliyor.
İş stresi deyip geçmeyin.
Bu arada Gallup'un 2021 raporuna göre özellikle pandemiden sonra global anlamda iş yeri stresi, %44 artmış.
Amerika'da %57'yi bulmuş.
Şirketlerin 2022 itibariyle 9.26 milyar dolar yatırımı var strese baş etmek için.
2027'ye kadar da bunun 15.19 milyar dolar olması bekleniyormuş.
Bunlar ne biçim rakamlar ya? Neyse.
Bununla alakalı aklıma hep şey geliyor.
Ali Woods diye İngiliz bir komedyen var.
Takip etmiyorsanız kesinlikle takip etmenizi öneririm.
Çok komik bir adam. Dünya Mental Sağlık Günü'nde şöyle bir video çekmişti.
Böyle inanılmaz stresli bir ofis ortamı insanlar delicesine çalışıyor ve birden insan kaynakları temsilcisi geliyor.
Diyor ki ne kadar çok çalıştığınızın farkındayız.
Size bir sürprizimiz var.
Herkes böyle dönüyor. Diyor ki maaşımızı mı arttıracaksınız?
Günlerimizi mi azaltacaksınız?
Çalışma saatlerimiz mi azalıyor?
Bize daha fazla mı tatil vereceksiniz?
İnsan kaynakları böyle yapıyor.
Hayır size mental sağlık webinarı düzenliyoruz ama öğle yemeği saatinde isterseniz çalışabilirsiniz de.
Neyse onun linkini paylaşırım çok komiğime gitmişti ve çok doğru bir şey bence.
Konumuza geri dönecek olursak peki sizce neden bu kadar yatırım yapıyor bu şirketler?
Çünkü inanılmaz bir zararı var şirketlere bizim mental sağlığımızın bozulmasına.
Sadece Amerika'da 300 milyar dolar kaybediyor şirketler bu yüzden senede.
Bendeki Mindfulness raporlarında da şöyle bir rakam vardı ağzım açık kalmıştı.
Çalışanların stresle başa çıkması için her 1 dolar yatırımın karşılığı 4 dolar olarak geri dönüyor.
Yani bu ne demek? İş yerinde daha az izin alıyoruz, daha fazla çalışıyoruz, daha verimli oluyoruz ve daha fazla para kazandırıyoruz şirketlere.
Şimdi iş kısmına geçelim.
Bizim hayatımızdaki etkisine.
Her şeyden önce yaşama sevincimizi çalıyor toksik bir iş ortamı.
Ve fiziksel yorgunluk, ağrı özellikle de böyle masa başı çalışansanız boyun, sırt ağrıları, omuz ağrıları ayakta çalışıyorsanız onu söylemiyorum bile.
Ve buradaki stres haklı olarak uyku problemi de yaratıyor.
İlişkilerimizi de olumsuz etkiliyor.
Kötü bir gün geçirdiğiniz zaman eve gelip de ah canım sevgilim pamuklar, çiçekler, güller olmuyor insan.
Yani sinirini bazen karşısındakinden biri çıkartabiliyor.
Bir de yani mental bir yorgunluk yaratıyor.
Doğru düzgün hiçbir şeye odaklanamıyoruz ki bir noktada hayat amacımızı da sorgulamaya başlıyoruz değil mi?
Yaptığımız işten tiksindiğimiz ya da çalıştığımız iş ortamında böyle toksik bir kültür varsa oradan tiksindiğimiz zaman.
Eminim hepiniz en az bir kere deneyimlemişsinizdir bunları.
Ben de baya toksik ortamlarda çalıştım.
Ama en kötüsü de neydi biliyor musunuz?
Sabah şirkete her girdiğimde...
Önce böyle koşarak tuvalete gidip, stresten kusup, çok pardon ama bu detayı vermem lazım ya da şöyle diyeyim, istifra edip sonra masama geçip işe başlamamdı.
O dönem gerçekten tıkınırcasına yeme mi yaşamadım, anksiyete mi yaşamadım, nasıl bir toksik ortamda olduğumu siz düşünün.
Sonra da zaten topuklarım totama vura vura koşarak kaçtım o şirketten.
Zaten pandemi sonrası bu great reshuffle dediğimiz insanların harca iş değiştirmesinin altında yatan en büyük sebeplerden biri de bu toksik iş ortamıymış.
Diğer iş değiştirme sebepleri de şöyle takip ediyor.
Tükenmişlik, maaş yetersizliği, covid sürecini doğru yönetememe, takdiri görememe, işin güvenliği olmaması, sürekli organizasyon değişiklikleri ve sürekli değişen iş akışı.
Özellikle startuplarda oluyor bu.
Benim böyle bir arkadaşım vardı.
Bilinen de bir firmada çalışıyor ama böyle startup kapısında ve mesela bir hedef veriyorlar bu hafta.
Diyorlar ki bunlara odaklanıyoruz.
Bütün böyle müşterilerde yaşa falan.
Haftaya ya da iki hafta sonra o tamamen değişiyor.
Ve olar ki tamam yaptığınız her şey boşa gitti.
Siz şimdi buna odaklanacaksınız.
Yeni hedefimiz bu. Kız çıldırmıştı sonunda değiştirdi zaten firmasını.
Şimdi biz toksik kültüre geri dönecek olursak.
Neleri kapsıyor iş yerindeki toksik kültür?
Onu da şöyle diyor araştırmacılar.
Hatta Brene Brown'un bu konuda araştırma yapanlarla ilgili bir podcast bölümü var.
Ve onlar Glassdoor'dan şirket kültürünü oylayan ve yorum yapan 1,5 milyon kişinin yazdıklarını inceleyip şöyle bir analiz yapmışlar.
Kapsayıcı olmayan iş yerleri.
Haksızlık, adamcılık, dışlanmışlık.
Mesela mutlaka yaşamışsınızdır değil mi?
Birileri daha böyle yalaka olduğum için onların işi aldığı, size haksızlık edildiği gibi.
Ya da siz farklı olduğunuz için bir şekilde dışlandığınız.
İkincisi saygısızlık tabii ki de.
Benim bununla alakalı bir hikayem var.
Yani bence saygısızlığa giriyor.
Bir direktörüm vardı.
Biz böyle meditasyon yoga falan yapıyoruz ya.
Hani şirkette de yaptırıyorduk böyle toplantılarda.
Adam bize üfürükçü diyordu.
Sırf böyle meditasyon yaptığım...
için ay üfürükçüler falan diye bize böyle bir muamele yapıyordu ve o kadar uyuz oluyordum ki saçmalık.
Neyse. Onun dışında etik olmayan davranışlar, bütünsel olmayan davranışlar, aşırı rekabetçi ortamlar, böyle birbirlerinin üstüne basa basa bir yerlere gelmeye çalışan insanların olduğu ya
da hep böyle birilerinin açığını arayıp onu gözleri önüne sermeye çalışmak, kendini bu şekilde ön plana çıkartmaya çalışmak, bu tarz insanların olduğu ortamlar ve tabii ki de müdürünüzün kötü
bir müdür olması. Şimdi buradaki kötü müdürü daha da açacağım.
Hani sözlü olarak taciz eden müdürler, bu bahsettiğim saygısızlığı, haksızlığı, adamcılığı yapanlar, etik olmayan müdürler ve gerçekten sizin hayatınızı zorlaştıran insanlar.
Eğer toksik bir iş ortamında bulunuyorsunuz, yani toksikten kastım bu az önce bahsettiklerimden dolayı size iyi gelmeyen, günün sonunda kendinizi hep kötü hissettiğiniz, Kendinize ait hissedemediğiniz,
kronik bir şekilde sizi strese sokan ve ayaklarınızın her gün geri geri gittiği bir iş.
Burada benim bakacağım ilk şey yöneticidir.
İnsanlar işlerini değil yöneticilerini bırakır diye bir laf var ya o bence çok doğru.
12 senelik tecrübem ve gözlemlerime dayanarak denen dil onaylandı arkadaşlar.
Mesela benim için anlayışsız, duygusal zekadan yoksun, sizi sadece kendi başarısı ya da çıkarlarına ulaşmak için bir araç olarak kullanan bir yöneticiyle çalışıyorsanız üzgünüm ama alternatiflere
bakmanızda fayda var. Çünkü kariyeriniz için bile olsa öyle insanlarla vaktinizi ve enerjinizi harcayarak kendinize yapacağınız en büyük kötülüklerden birini yapıyorsunuz demektir.
Biz o insanların var olmasına izin verdiğimiz sürece varlar.
Ki bu tipler zaten bazen adamcılık ve birilerinin ekmeğine yağ sürdüğü için bazen de o görevi verecek başka kimse olmadığı için yönetici pozisyonuna geliyorlar.
Tabi bir de şey var mesela yaptığın işte çok iyisindir.
Diyelim ki satışçısın ve muhteşem satış yapıyorsun.
Sürekli böyle %50 %100 üstüne çıkıyorsun kotanın.
Ama bu demek değildir ki sen iyi bir yönetici, iyi bir lider olabilirsin.
Yaptığın işte iyi olmak başka, insan yönetmek tamamen başka bir şey.
Maalesef kurumlarda bunun ayrımına vararak seçim yapılmıyor her zaman.
Benim böyle bir yöneticim vardı.
İşinde çok iyi, aşırı analitik ama taktiği şuydu.
Sen işinde ne kadar iyi olursan ol, hedefinin ne kadar üzerine çıkarsan çık, sana aferin ama deyip bir kulp bulmak ve bu şekilde hep eksik, yetersiz hissettirip daha
çok çalışmanı sağlamaktı.
Ve bu yaptığım manipülasyonu çok geç anladım.
Hatta anladık. Geçenlerde aynı müdürle çalışan çok yakın bir arkadaşımla konuşurken özgüvenimiz üzerinde ne kadar büyük bir etki yarattı.
Bu konuyu araştırırken dinlediğim podcastlerden birinde konuk olan terapist de tam olarak aynı davranış tipinden bahsediyordu.
Bayağı yaygın bir taktikmiş, biz geç fark etmiş olduk ama neyse siz bu tarz şeylerle karşılaşırsanız aklınızda olsun.
Bir de seni sadece yaptığın iş olarak gören, insan olduğunu ve insani ihtiyaçların olduğunu anlamakta zorlanan bir kesim var.
Mesela doktora gitmem lazım, acil gitmem lazım, erken çıkmak istiyorum.
Bana diyor ki... Haftasını randevu alamaz mısın?
Zaten acil olmasa niye sorayım sana?
Bir de her şeyi kişisel alan, en ufak bir geri bildirimi kendine saldırı olarak gören tipler var.
Ya da sizi böyle çocuk muamelesi yapan, böyle her işinizi kontrol eden, micromanagement dediğimiz her şeye müdahale eden müdürler aman aman evlerden uzak.
Bu da çok toksik bir yönetim şekli bence.
Sanıyorum ki yeteri kadar gıybet yaptık.
Ne yapacağız ve bu durumda nasıl başa çıkacağımıza yavaş yavaş geçebiliriz.
Ne dersiniz? Şimdi bunların hepsi kötü tecrübeler.
Evet eminim ki çok daha fazlasını yaşayanlarınız da vardır.
Dürüst olmak gerekirse ben hep şöyle düşündüm.
Bir kişi üzerinden tüm organizasyonu değerlendirmemeliyim.
Evet müdürüm toksik olabilir.
Beni farklı alternatifler aramaya itebilir.
Ama o alternatifi önce bulunduğum kurum içinde ararım.
O yüzden de büyük resme odaklanıp çalıştığın yerin bana sağladıkları, yan hakları, sunduğu ekstralar, büyük bir şirkese diğer ülkelerdeki alternatifler, uzun vadede hedeflerimle ne
kadar katkısı olacağı.
Bunun gibi detaylara bakarım.
Hep böyle değerlendirdim şimdiye kadar.
Mesela bu sayede de şirketimi değil de departmanımı değiştirerek dünyanın en en en iyi insanlarından biriyle çalışma fırsatım oldu.
Hani böyle bazı insanlar vardır otoritesini hissedersin ama...
Arkadaş gibidir de, sana değer verdiğini yaptıklarıyla da, söyledikleriyle de hissettirir, gelişimini destekler, o departmanda çalışıyorsun diye hayatını oraya adamayacağını bilir.
Senin bir sonraki adımın için kolları sıvar gerçekçidir yani.
İşte benim de bir önceki müdürüm var.
Barbara böyle bir insanlı ve hala mesajlaşırız.
Arada ona yazıyorum en sevdiğim ex-manager'ım nasılsın diye.
Şimdi diyeceksiniz ki madem bu kadar iyiydin neden ayrıldın?
Çünkü benim önceliklerim değişti.
Yapmak istediğim, iş gitmek istediğim yön değişti.
Ve gerçekçi bir insan, destekleyici bir gerçek bir lider olarak Barbara da bana dedi ki Ben senin önünde asla durmayacağım.
Biliyorum neye ihtiyacın olduğunu.
Ben buradayım desteklemek için.
Sanıyorum ki yıllar sonra şans yüzüme güldü bu arada.
Çünkü Barbara'dan sonra çalıştığım müdürüm de çok iyiydi.
Ve şu anki müdürüm de inanılmaz iyi.
Bazen şey diyorum hatta ya bu gerçek olabilir mi?
Ben bir rüyada mıyım dediğim bile oluyor.
Ama şu anda şöyle bir kaygım var.
Eğer iş değiştirirsem ve bu standartta birini bulamazsam.
Neyse şaka bir yana. Şimdi ben bunu neden anlattım?
Kısaca şöyle bir toparlayacak olursam.
En iyi şirketinde çalışıyor bile olsanız ya da en iyi kurumunda bile olsanız her yerde çürük elmalar vardır.
Önemli olan aslında o çürük elmanın sizin büyük resminize etki etmemesini sağlamanızdır.
Ama diyelim ki o çürük elmalar çok fazla ve...
kurum kültürünü oluşturuyor.
Mesela şöyle bir örnek vereyim. Çalıştığınız kurum insan kayırma kültürüne çok güçlü bir şekilde entegre olmuşsa ve siz böyle bir ortamda barınabilen yapıda değilsiniz ki barınanlar neden barınıyor onu da anlamış değilim.
Yani bugün beni kayıran insan yarın başkasını kayırmak için bana postayı koyabilir.
Belli ki hakkaniyet değeri yok ve çıkarlarına göre hareket ediyor.
Nereye kadar yalakalık yapacaksınız?
Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Neyse cerrailenmek istemiyorum şu an.
Konumuza geri dönecek olursak.
Eğer böyle bir kayırma, haksızlık ve takdiri görememek durumu şirket genelinde varsa yine bir arayışa geçme vaktidir.
Neden? Çünkü çıkış noktası yok.
Yani baktınız ki departmanınızı ya da müdürünüzü değiştirmekte bir çözüm bulamayacaksınız.
O kurum içerisinde nereye giderseniz gidin sizi mental ve fiziksel olarak tüketecek.
İşte o zaman farklı yerlere bakmanın yeni denizlere yelken açmanın zamanıdır.
Mesela şöyle bir örnek vereyim.
Genelde böyle kültürün hakim olduğu şirketlerde belli pozisyonlarda belli kişiler vardır.
Böyle artık dinozorlaşmış ve oranın kaymağını yiyen tiplerdir bunlar.
Keyfi yerinde hiçbir yerde gitmez.
Çünkü bilir ki başka yerde asla barınamaz.
Kendi etrafında, kendi sözünden çıkmayacak, böyle kendine karşı gelmeyecek kişilerden oluşan takımlar kurar.
Bu tarz şeylerin farklı farklı versiyonları var.
Mesela bir tanesi senin yaşın küçük.
Bu pozisyona daha uygun değilsin.
Biraz daha büyümen lazım.
Bu sizden gelenlerden bir tanesiydi.
Ya da evli ve çocuklu olan kişilerin daha hızlı pozisyona atlaması, daha hızlı terfiye alması ya da maaşlarının farklı olması.
Bu bu arada dünyanın her yerinde hemen hemen var.
Çok ilginç. Onun dışında cinsiyet ayrımcılığı, mesela kadınlar doğum izni çıkacak diye kadınlara rol vermeme ya da sadece kadın olduğun için sap dışı bırakılma.
Bunu bir bölümümde anlatmıştım galiba bu podcastte.
Yıllar önce böyle bir satış pozisyonu için mülakata girdim.
Direktör bana şöyle bir soru sordu.
Peki müşteri ben kadınla görüşmem dedi ne dersin?
Ben böyle kaldım dedim ki niye öyle bir şey desin ki?
Orası öyle bir bölge, çok tutucu bir bölge.
Sen böyle şeylerle karşılaşabilirsin.
Daha önce biri böyle bir şeyle karşılaştı mı peki dedim.
Hayır karşılaşmadı. Eee?
Neyse bu konuda o kadar zorladılar ki beni mülakat boyunca.
Yani ne desem hep böyle akti bir cevap geldi ve mülakat hep bunun çerçevesinde döndü.
Sonrasında da gelen cevap şuydu tabii ki biz zaten buraya erkek alacaktık seni de işte öyle mülakata almış olduk kendini göstermiş ol diye bir sonraki pozisyon açıldığında sen de bizim listemizde olursun.
Yok ya ama işte işin kötüsü böyle bir şey yaşanıyor ve senin gidebileceğin bir yer yok.
Çünkü kültür böyle. İnsan kaynakları zaten kendi halinde ya da sesini duyurabileceğin hakkını arayabileceğin bir yer yok.
İşte böyle bir durumda oradaki kültür çürüktür.
Oradan ayrılmanız gerekiyordur.
Aman emine her yer aynı derseniz de o konuda da size şöyle bir dipnot geçebilirim.
Her yer aynı değil. Neden?
Belki bilenleriniz vardır.
Ben işim gereği insan kaynakları departmanlarıyla çok yakından çalışıyorum.
Ve özellikle son böyle 5-6 senedir Türkiye'de insan kaynakları departmanının çalışanlarına ne kadar değer verdiğini ya da o çalışanları değerli hissettirmek, o firmada tutmak için ne kadar çaba harcadığını...
Kendi gözlerimle gördüm ve böyle çok zevk alarak çalıştığım o bilgisayarı kapattığımda evet ya ben güzel bir şey yapıyorum diye hissettiren firmalar oldu bana.
Tabii ki çalıştığım bütün firmalardan ya da var olan bütün firmalardan bahsetmiyorum ama bilin ki güzel alternatifleriniz de var.
Şimdi bunları neden söylüyorum?
Çünkü en başta stres dolayısıyla şirketlerin kaybettiği milyar dolarlardan bahsettim ya.
Bence onun farkında olmak çok önemli.
Sen bana bir iş vererek YouTube'da bulunmuyorsun.
Ki bu da aşırı toksik bir kültür.
Burada çalıştığın için şanslısın mesajı.
Ulan ben olmazsam sen de var olamazsın.
Bu kadar basit. Ben bugün çalışmazsam ya da ben verimli çalışmazsam senin şirketin de var olamaz.
Ben derken teknik işten değil tabii genel çalışanlardan bahsediyorum.
İşte bu pandemi sonrası yaşanan büyük istifa Avrupa'daki ismiyle büyük görev değişimi bu en başta bahsettiğim Great Reshuffle dediğimiz bu yüzden önemli.
Çünkü işverenler şunu fark etti.
Şirket içerisinde sürekli işten çıkmaların yerini doldurmak çok çok daha maliyetti.
Bu hep maliyetliydi ama bu kadar büyük oranlarda olunca firmaların gözünü açtı.
O yüzden de işte kurum kültürüne ne bileyim kapsayıcılık olsun, aidiyet olsun bunlara bu kadar çok yatırım yapılıyor.
Eğer siz gitimsel yerin aynı olacağını düşünenlerdensiniz bunu da göz önünde bulundurun diye söylüyorum bu detayları.
Tabii şöyle bir şey derseniz de anlarım.
Emine hadi ince iş değiştirmek o kadar kolay değil.
Sanki firmalarda, işverenlerde kapılarını açtı, kollarını açtı, bizi bekliyor, ülkenin hali belli, dünyanın gittiği yön belli derseniz anlarım.
Yine de korkularımızı haklı çıkarıp onların arkasına sığınmak istemem.
Evet ekonomi kötü gidiyor ama hala daha dönmesi gereken bir ekonomi var.
Risk almak istemeyebilirsiniz.
Riskinizi azaltmak isteyebilirsiniz.
Ama bu demek değildir ki hiç çıkış yolu yok.
Ya da şu olabilir. Çalıştığınız yerde takdir göremiyorsanız ya da iyiydi ama ile başlayan cümleler kuruluyorsa bu benim tecrübemdeki gibi özgüveninizle verenmiş olabilir ve daha iyisini bulacağınıza inanamıyor da olabilirsiniz.
Ama ne kadar doğru? Bu söylediğiniz hikaye, kendinize anlattığınız hikaye ne kadar doğru?
Onun üzerine düşünmek bence.
Ya da işte birkaç tane illa işi almanıza gerek yok, mülakata girip de böyle bir bakmak, kendinizi test etmek güzel olabilir.
Onun dışında bir de eğer kilit bir roldeyseniz ya da kilit bir yönetici rolündeyseniz şunu düşünüyor da olabilirsiniz.
Ben çıkarsam bu insanlar ne yapar?
Ben çıkarsam burası batar.
Ama bu da ne kadar gerçekçi?
İşte böyle bahaneleriniz varsa kendinize karşı çalıştığınız işte mutsuz olmanıza rağmen oraya devam ediyorsanız tekrardan böyle bir oturup sakin kafayla düşünmenin vakti gelmiştir diye düşünüyorum.
Tabii şunu da unutmamak lazım.
İnsanlar hazır olduğunda iş değiştirir.
Ya da aklınızda zaten bir zaman planı vardır.
Onu bekliyorsunuzdur. Mesela ben İrlanda'ya geldiğimde ilk bir sene iş değiştirme hakkım yoktu.
Çalışma izni prosedürleri gereği.
Ve kendime bir sene doğduğu gün yeni işe başlayacağıma dair bir söz vermiştim.
Ve bu sözü gerçekleştirmek için bayağı emek harcadım.
Yani dört göze beklediğiniz bir şey varsa dayanmak da bir tık daha kolay olabilir.
Öyle durumlarda da nihai...
Hedefinizi kendinize hatırlatmakta, hatta gözünüzün önüne koymakta, hatta ve hatta o hedefe ulaşmak için her gün kendinize minik böyle aksiyon noktaları belirleyip Gün içerisinde
ona vakit ayırmak faydalı olabilir.
En azından sizin motivasyonunuzu arttırır hala daha o sevmediğiniz işi yaparken.
Ya da iş değiştirmeyi aklınıza koydunuz ama nihai bir hedefiniz de yok.
Bir baş korkularınızı yenmek istiyorsunuz.
Öyle bir durumda da belki iş hayatınıza dair kayıt tutabilirsiniz.
Mesela o gün nasıl hissettiniz?
İşiniz hayat kayıtlarınızı, ilişkilerinizi nasıl etkiliyor?
Çok değil her gün birkaç bir cümle koyarsanız oraya geriye dönüp baktığınızda karar almanızı da kolaylaştırabilir.
Ben kararımı verdim değiştireceğim ama...
Nereden başlayacağım bilmiyorum ya da şu zamana kadar sevmediğim bir işi yaptım.
Bundan sonra iş değiştireceksem gerçekten istediğim bir noktada evresini istiyorum olaylar derseniz işte o zaman bir kariyer uzmanından destek alabilirsiniz.
Ya da koçluk desteği alabilirsiniz.
Bu koçluk desteğini benden almak isterseniz de...
İletişim bilgilerim her zamanki gibi açıklamalarda.
Eğer şöyle bir noktadaysanız Emine ben zaten kararımı verdim.
Başvurularımı yapıyorum ve hatta görüşmeleri de başladım ama hala aklımda soru işaretleri var.
Yağmurdan kaçarken doluya yakalanır mıyım acaba diye düşünüyorsanız da size birkaç tane önerim olacak.
Birincisi o görüştüğünüz ya da başvurduğunuz şirket her neyse LinkedIn'den O şirketi bulun ve çalışanlarına bakın ama eski çalışanlarına.
Sizin o görüştüğünüz departmanda ya da rolde daha önce çalışmış ama şu an iş değiştirmiş birilerini bulun ve mesaj atıp sorun.
Ya böyle böyle ben bu pozisyon için görüşüyorum.
Sen de daha önce çalışmışsın.
Bilmem gereken, bu teklifi kabul etmeden önce göz önüne almam gereken neler olabilir?
Çünkü inanın insanların kötü bir tecrübesi varsa politik bir şekilde de olsa söylüyorlar.
Ben bunu daha önceden yapmıştım ve çok güzel bir beklenti kurulumu gerçekleştirmiştim bunun sonucunda.
İkincisi de o en başta bahsettiğim araştırmalar vardı ya Glassdoor diye bir web sitesinden çekmişlerdi detayları demiştim.
İşte o Glassdoor denilen web sitesine bakın.
Orada yorumları da var. Kültürü, maaşı, zarfı, tutuklu her şeyle alakalı detay var.
Kesin bakın derim. Bir de son olarak o şirkete çalışan birileri ile Ortak arkadaşınız varsa öyle de sorup soruşturabilirsiniz.
Çünkü arada sandık olduğu zaman insanlar biraz daha fazla bilgi verme eğiliminde olabiliyor.
Sonuç olarak hepimizin vakti de enerjisi de kısıtlı ve kıymetli.
Şöyle bir toparlayacak olursam eğer bu toksiklik kültür haline gelmemişse hala umut varsa kurum içi alternatiflere bakmanız...
Yoksa da yeni denizlere yelken açmanız gerekiyor demektir.
Sonuçta hiçbir şey sizin mental ve fiziksel sağlığınızdan, sizden daha kıymetli ve önemli değil.
Herkes hayaldeki işi yapamaz belki ama en azından herkesin insani şartlarda çalışma hakkı olduğunu düşünüyorum.
Biliyorum ütopya gibi gelebilir ama geçmişten günümüze kadar geldiğimiz şartları, kat ettiğimiz yolu göz önünde bulundurduğumuzda bence umut var.
Ve beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Eğer bana ulaşmak isterseniz Instagram'da G'si Güzel Hayaller olarak ulaşabilirsiniz.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
