
Telefonu Elimden Nasıl Bırakırım? | Dijital Minimalizm
26 Nisan 2022 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Günde ortalama 4 saatimizi telefonda geçirmenin ( tv ve bilgisayar hariç) üzerinizdeki etkisini detaylıca düşündünüz mü? Zaman yönetiminden tutun da kendimizi kıyaslamaya, uykusuzluk, stres ve daha bir çok şeye sebep olabiliyor. Peki ekran süresini azaltmak neden kolay değil ve biz ne yapabiliriz çözüm olarak?Bu bölümde neler var?- Ekranların farkına varmadan üzerimizde yarattığı stres- Dopamin manipülasyonu ve sosyal medya- Mini bir meditasyon- Dijital minimalizm ve dijital detoks kitaplarından altını çizdiklerim- Telefonumuz ile daha sağlıklı bir ilişki kurmak üzerine öneriler- Odaklanma, veririmlilik ve sağlıklı ilişkiler kurmak üzerine kitap önerileri- Bonus olarak teknolojisiz hayata dair belgesel ve film önerileriMindfulness Temelli Koçluk için benimle çalışmak isterseniz ücretsiz ön görüşme formu Artwork:adweek.comBackground music: AShamaluev Music
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, yeşil güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Hatırlıyor musunuz geçtiğimiz haftalarda zaman yönetimi üzerine bir bölüm çekmiştim.
Çok sevmiştiniz o bölümü.
Ve zaman yönetimine istinaden Instagram'da sohbet ederken de en çok vaktinizi ne alıyor diye bir soru yöneltmiştim.
Sizler de telefon ya da sosyal medya diye cevap vermiştiniz.
İşte bugün de tam olarak bunun üzerine konuşmak istiyorum.
Nasıl telefonlarımızla daha sağlıklı bir ilişki kurabiliriz?
Bunu sadece zaman yönetimi olarak düşünmeyin çünkü dijital cihazlar üzerinde harcadığımız vakit bizi hem psikolojik hem fizyolojik hem de ilişkilerimizin kalitesi anlamında ciddi anlamda
etkiliyor. Bu arada her çarşamba bölümde bahsettiğim konulara ait pratik yöntemleri, kitap önerilerini ve açılacak grup çalışmalarını, online eğitimleri e-bültende paylaşıyorum.
Eğitimler genelde bültende yayınladığım an doluyor.
O yüzden farklı platformlardan da çok duyurmuyorum.
Eğer siz de bu eğitimlerden haberdar olmak istiyorsanız açıklamalardaki linkten e-bültene kaydolmayı unutmayın.
Devam edecek olursak...
Geçtiğimiz haftalardaydı.
Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta önceydi.
Bizim şirketteki statış takımlarından bir tanesi senelik böyle hedef belirleme toplantısı yapıyor.
Ve bana geldiler.
Dediler ki Mindfulness Workshop'ı düzenleyebilir miyiz takım için?
Dedim ki tabii ki yaparız.
Ondan sonra konuşurken de şunu sordum.
Temamız ne olsun? Yani sadece Mindfulness çok geniş ama siz ne istiyorsunuz?
En çok neye ihtiyacınız var?
Onlar da tam olarak bu konuyu gündeme getirdiler.
Telefon ve laptopdan uzaklaşma, işi işte bırakma bununla alakalı püf noktaları, öneriler.
Dedim ki ben size öneri veririm, püf noktası da veririm.
Hepsi benim slide'larımda var zaten hali hazırda.
Ama açık konuşayım bunun bir fayda sağlayacağını da düşünmüyorum.
Çünkü ben o toplantıdan çıkıp gittikten sonra benim o slide'larda size gösterdiğim birçok şeyi unutmuş olacaksınız.
O yüzden de gelin en iyisi ben sizinle mindfulness grup koçluğu yapayım.
Bu konu üzerine dedim. Tamam dediler.
İyi ki de böyle yapmışız.
O kadar keyif aldı ki size anlatamam.
Hatta içimden şöyle bir şey geçti.
Keşke bunu podcaste de uygulayabilsem diye düşünürken sonra dedim ki bir dakika ya.
Mutlaka bir yöntemi olmalı.
O yüzden de bugün podcaste minik bir meditasyon ve soru cevap kısmı dahil ettim.
Tabii ki cevaplarınızı ben duyamayacağım ama önemli olan zaten cevapları sizin duymanız ve kendi cevabınızı kendiniz bulmanız.
Ben içeriği hazırlarken çok keyif aldım ve şu anda çekerken bu bölümü çok eğleniyorum.
Umarım siz de keyif alırsınız ama bu meditasyon ve soru cevap kısmına atlamadan önce altını çizmek istediğim bir nokta var.
Bir yerlerde mutlaka denk gelmişsinizdir.
Ortalama bir insan günde 4 saatini telefonda geçiriyor.
Bizim televizyonda dizi izlerken harcadığımız vakitten ya da gün içerisinde eğer masa başı çalışansanız bilgisayara bakarak harcadığımız vakitten ayrı bir vakit.
Biz tabii ki bu kadar çok ekrana maruz kalmanın iyi bir şey olmadığını biliyoruz.
Ama nesi iyi değil?
Yani nasıl etkiliyor bizi?
Şimdi benim kafam şöyle çalışıyor.
Eğer ben bir davranışımda değişiklik yapmak istiyorsam bunun bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak bedenimdeki etkilerini bilmek isterim.
Ama farkında olmak her zaman o davranış değişikliğini yapmanızı sağlıyor mu?
Hayır, maalesef sağlamıyor.
İşte bu durumda kendimize düzenli olarak bazı şeyleri hatırlatmamız gerekiyor.
Bunlardan bir tanesi farkında olmadığımız stres seviyesi.
Bunu da Catherine Price, bilim gazetecisi ve bu konularda araştırma yapan kitaplar yazan biri şöyle açıklıyor.
Mesela kendinize bakın eliniz sürekli telefona gidiyor ya ya da telefon etrafta olmadığı zaman böyle bir boşluk, bir eksiklik hissediyorsunuz, paniğe kapıyorsunuz.
Ya da işte gerçekten de bir şey yapmayacak olsanız bile elinize telefon alıp bakıyorsunuz.
İşte bunun arkasında FOMO var.
Fear of Missing Out. Yani bir şeyleri kaçırma korkusu.
Ve bu korku içten içe bizde strese sebep oluyor.
Bu size bahsettiğim grup koçluğu seansında katılımcılardan bir tanesi şöyle bir şey dedi.
Gerçekten çok etkilendim bunu duyunca.
Dedi ki bir odadan diğerine giderken bile koridorda açık maillerimi kontrol ediyorum.
Ve haliyle sordum peki niye yapıyorsun bunu?
Bilmiyorum dedi. Yani alışkanlık oldu ya da orada acil bir şey olduğunda benim...
Ona müdahale edemeyecek olma durumum var.
Öyle bir durumda olmak istemiyorum.
Fark ettiniz mi? Nasıl bir stres yaratıyor aslında?
Bunun aynısını alın mesela.
Sosyal medyaya koyun.
Belki işiniz kadar acili değil ama yine bir şeyleri kaçırıyor olmanın verdiği dürtüyle orada 20-30 dakika geçiriyoruz.
Ondan sonra kendi kendimizi suçluyoruz yine bu kadar vakti geçirdim diye.
Ama bence kendimizi suçlamamak da gerekiyor.
Çünkü zaten bu... uygulamaların hepsi bağımlılık yapmak üzerine geliştirilen uygulamalar.
Biliyorsunuz bununla alakalı bir sürü şey okuduk.
Bir de Catherine Price'ın üzerinde durduğu diğer bir konu var.
O da dikkat dağınıklığı.
Yani dikkatimizi o bir türlü toplayamama halimiz var ya aslında bu minik minik telefonla uğraşma hallerinin eklenmesi bir yandan.
Şöyle düşünün Netflix izlerken elinize kaç kere telefon alıyorsunuzdur?
Kime ne mesaj atıyorsunuzdur?
Ya da Instagram'a bakıyor musunuzdur?
Ya da Toplantı esnasındayken telefonda vakit geçiriyor musunuz?
Ne kadar geçiriyorsunuz?
Veyahut da arkadaşlarımızla beraberken ya da sevdiklerimizle beraberken dikkatimizin tamamını karşımızdaki insana verip Şöyle içtenlikle güzel bir şekilde dinleyebiliyor muyuz?
Bakın burası çok önemli çünkü bir insana verebileceğimiz en güzel hediye o an o odadaki varlığımızdır.
Diğer bir deyişle dikkatimizdir.
Düşünsenize siz önemli bir şey anlatıyorsunuz, güzel bir şey paylaşıyorsunuz arkadaşınızla ya da sevdiğiniz birisiyle.
Ve karşıdaki sürekli telefona bakıyor, mesajlarına cevap yazıyor.
Bir dakika diyor. Kendinizi değersiz hissetmez misiniz?
Tabii ki hissedersiniz. Ve haliyle kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmazsınız değil mi?
Yani bu telefonla uğraşma hali, orada dikkatini karşındakine verememe hali ciddi anlamda ilişkiler üzerinde negatif etkiler yaratıyor.
O çok daha ayrı bir konu tabii ki ama demek istediğim şey şu.
Biz insan olarak Aynı anda iki işi yapacak kapasitede değiliz.
Bu kadar. 2 artı 2 4 yani bu kadar net.
O yüzden de 8 tane işi aynı anda yapmaya çalışıp kendi kendimizi sabote edip bir de üstüne strese girmektense tek bir şeyi ona ayrılan zaman diliminde yapmak çok daha önemli.
Bunu yaparken de ne yapmamız lazım?
Elimizde telefonu almamamız lazım.
Değil. Yavaşça meditasyon kısmına geçebiliriz.
Şimdi meditasyon diyorum ama eğer ki oturma şansınız varsa, gözlerinizi kapatma şansınız varsa tabii ki bu şekilde yapabilirsiniz.
Ama eğer yürüyorsanız sadece hayal etmeniz de yeterli olacaktır.
Şimdi yavaş yavaş oturabilenler için oturma pozisyonuna gelelim.
Yürüyenler için de biraz daha böyle sakin yürümeye başlayalım.
Şöyle derin bir nefes alın.
Karnınıza doğru gönderin nefesi.
Ve yavaş yavaş uzun uzun nefes verin.
Omuzlarınızı gevşetin.
Çenenizi sıkıyorsanız çenenizi gevşetin.
Gözlerinizin yumuşamasına izin verin.
Bir tane daha derin nefes alalım birlikte burnumuzdan.
Karnımıza doğru.
Ve ister ağzımızdan ister burnumuzdan yavaş yavaş uzun uzun verelim o nefesi.
Kendinizi hazır hissettiğinizde şöyle bir soru sorun.
Eğer telefonla sağlıklı bir ilişkim olsaydı, sadece gerektiği kadar telefona bakıyor olsaydım ve kendime sevdiklerimi ayıracak
vaktim olsaydı, nerede ne yapıyor olurdum?
Kimlerle olurdum?
Birazcık zaman tanıyın kendinizi zihninizde tüm detaylarıyla canlandırmak için.
Belki zihninize gelen görüntüler arasında evde sakince oturup kitap okumak var.
Belki işlerinizi vaktinde bitirdiğiniz için sevdiğiniz bir arkadaşınızla kahve içmeye vaktiniz kaldı, dışarı çıktınız.
Belki de o hep ertelediğiniz egzersizi ya da yogayı yapıyorsunuz.
Ya da ne zamandır denemek istediğiniz, pişirmek istediğiniz bir yemek vardı, onu yapıyorsunuz.
Ya da yeni bir dili öğrenmeye başladınız.
Minik minik bebek adımlarıyla ona çalışıyorsunuz.
Belki de doğaya attınız kendinizi.
Böyle yemyeşil kocaman bir parkın içindesiniz.
Çıplak ayakla toprağa basıyorsunuz.
Enerjinizi taze ediyorsunuz.
Mis gibi oksijen ciğerlerinize çekiyorsunuz.
Her ne yapıyorsanız şu an düşüncenizde, hayal gücünüzde.
Nasıl hissettiğinizi fark edin.
İstediğiniz şeyi yapmak size nasıl hissettiriyor?
Sakin mi hissettiniz?
Mutlu mu? Belki de daha dingin, daha huzurlu.
Ya da sevgi dolu hissettiniz.
Her neyse bu hissiyatınız.
Bırakın zihniniz onu kelimelere döksün.
Hazır olduğunuzda yavaşça gözlerinizi açın.
Ya da zaten açıksa, şimdiki ana geri gelin.
Hayalinizden bir adım geri çıkın.
Ben de podcastin geri kalanında meditatif ses tonumla devam edeyim.
Şaka bir yana, hoş geldiniz.
Şimdi, bu ufacık, minicik, tefecik egzersizimizden sonra size bir sorum var.
Bu hayalini kurduğunuz şeyleri yapmak için ihtiyaçınız olan nedir?
Eminim bir sürü şey çıkar buradan.
Belki bu egzersizi bir kenara yazıp sonra üzerine çalışabilirsiniz, üzerine günlük tutabilirsiniz.
Böylece önceliklendirmenizi ve planlamanızı daha farklı şekilde yapabilirsiniz belki o zaman yönetim bölümünde bahsettiğimiz gibi.
Ama ihtiyacımız olmayan bir şey varsa o da çok sık bir şekilde telefonla uğraşmak ki zaten bugünün de konusu bütün bu yaptığımız tantana bu yüzden.
Ama tabii şey derseniz de anlarım.
Emine ne onunla oluyor ne onsuz oluyor nereden başlayacağımızı bilemiyoruz derseniz işte onun içinde çok güzel bir öneriler bütünüm var uzmanlardan topladığım.
Onları da yeri gelmişken sırasıyla paylaşayım.
Bu arada bu bahsettiğim çözüm önerilerini not alarak dinleyenleriniz var biliyorum.
Detaylı notların olduğu linki hep e-bültene ekliyorum.
Aklınızda olsun. Hala kayda olmadıysanız açıklamalardaki linke mail adresinizi bırakmanız yeterli.
Oradan da bölüm notlarına erişebilirsiniz.
Tekrardan bir hatırlatma yapmış olayım.
Hazırsanız önerilere geçebiliriz bence.
Birincisi her telefonu elinize aldığınızda kendinize şu soruyu sorun.
Ben bu telefonu neden elime aldım?
Önemli bir mail bekliyordum, ona bakmak için mi aldım?
Ya da herhangi bir şeyi kontrol etmek için mi aldım?
Bir şeyi satın almak için mi aldım?
İkincisi, neden şimdi elime aldım bu telefonu?
Acil bir şey mi bu yapmak istediğim şey?
Hemen halletmem mi gerekiyor?
Gergin, stresli hissettiğimiz zaman o an bizi ani bir şekilde ya da hızlı bir şekilde sakinleştirecek bir şeye, dikkatimizi dağıtacak bir şeye ihtiyacımız oluyor.
Ya da sıkılıyoruz ve kendimizi bir şekilde oyalamak istiyoruz.
İşte bunu fark ettiğimiz zaman, neden o telefonu elimize aldığımızı anladığımız zaman şunu sorabiliriz kendimize.
Telefonla uğraşmak yerine başka ne yapabilirim?
Mesela gerginsem kendime güzel bir çay demleyip kahve yapıp sakince içebilir miyim?
Araştırmalara göre sıcak içeceklerin sakinleştirici etkisi var mesela.
Bu bir tane yöntem olabilir.
İkincisi ufak bir nefes egzersizi yapabilir miyim?
Ya da kısa bir meditasyon yapabilir miyim?
Ya da vaktim varsa şöyle bir gidip yürüyüş yapıp gelebilir miyim?
Bunlar olabilir. Ya da yalnız hissediyorsam eğer yalnızlıktan dolayı telefona elim gidiyorsa Sosyal medyaya bakıp insanların hayatlarını izleyici konumunda olmaktan ziyade sevdiğim,
değer verdiğim birini arayıp konuşabilir miyim?
Ya da şöyle bir dışarı çıkıp yürüyüp insan arasına karışabilir miyim?
Ufak böyle small talk diyoruz ya ufak konuşma, etten püften konuşma, esnafla falan böyle bir sohbete girebilir miyim?
Çünkü araştırmalara göre, yine araştırmalara göre yalnızlık günde 15 sigara içmek kadar zararlıymış.
Bu konuyla alakalı endişeli psikologla bir bölüm çekmiştik.
Çok sevdiğiniz onda o da en çok dinlenen ikinci bölüm galiba şu ana kadar geçti güzel hayallerinin listesinde.
Hala dinlemeyenleriniz varsa tavsiye ederim.
Neyse devam ediyorum.
Ya da canım sıkılıyorsa açık bir kitap okuyabilir miyim?
Sürekli ertelediğim bir şey vardıysa onu yapabilir miyim?
İlla bir şey yapmak zorunda da değilim bu arada.
Belki görünürde çok zor gibi duran ama uzun vadede en çok fayda sağlayan şey de bu.
Hiçbir şey yapmadan öylece oturabilir miyim?
Ya da hiçbir şey yapmadan böyle oturup düşüncelerimi izleyebilir miyim?
Bunu Doğan Cüceloğlu Var mısın kitabında gözlemleyen bilinç olarak adlandırıyor.
Ve diyor ki benim şu andaki kafa yapıma gelmemi sağlayan şey gözlemleyen bilinç dediğim sistemi hayatıma adapte edebilmiş olmamdır.
Yani mindfulness'dan bahsediyor.
Zaten söylüyor kitabında da bunun İngilizce karşılığı mindfulness'dır diye.
Hatta bu konuyla alakalı benim çok beğendiğim bir söz var.
Fransız matematikçi ve filozof Blaise Pascal'dan.
Diyor ki insanlığın tüm sorunları insanın tek başına bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır.
Bence kesinlikle haklı bu arada.
Neyse. Ben de bir odada sessizce kendi başıma oturabilmek istiyorum, gözlemleyen bilincimi geliştirmek istiyorum derseniz biliyorsunuz benim işim bu mindfulness koçluğu.
Açıklamalara iletişim linkini bırakacağım.
Benimle oradan iletişime geçebilirsiniz deyip ondan sonra diğer bir öneriye geçiyorum.
Şimdi eğer ki ben bu kadar derin bir çalışmaya girmeye hazır değilim ve bana biraz daha hızlı uygulanabilir şeyler ver emine derseniz o zaman da size çok klasik birkaç bir şey söyleyeceğim.
Bunlardan biri en çok vaktinizi alan ve hayati olmayan uygulamaları telefonunuzdan silmek.
Yani bu senin telefonda olmasa bu uygulamaya sürekli giriş yapmasan ne kaybedersin?
Mesela şöyle bir şey yapabilir misiniz?
30 günlük bir deneme süreci verirsiniz kendinize.
Bu uygulamaları silersiniz ve 30 gün sonra kendinizi gözlemleyip kullandığınız uygulamalarda ya da kullanma şeklinizde nasıl bir değişiklik yapabilirsiniz buna bakabilirsiniz.
Ya da ikinci olarak Kullandığım uygulamayı telefonlantide Desktop'tan kullansam ne kaybederim?
Çünkü bir şeyleri daha az uygun hale yani kolay ulaşılabilir hale getirdiğimiz zaman artık elimizde daha az gidiyor.
Bunu şöyle düşünün. Diyelim ki sağlıklı beslenmeye çalışıyorsunuz.
Sürekli dolapta cips, çikolata, dondurma bulundurmazsınız değil mi?
Aslında aynı mantık.
Yani telefona bakmamaya çalışıyorum.
Ama o uygulamadan da kopmak istemiyorum.
O zaman ne yapayım? Desktop'tan bakayım.
Bilgisayarım açık olduğu zaman bakarım.
Olmadığı zaman da bakmam.
Üçüncüsü de benim en sevdiğim ve en pratik bulduğum yöntemlerden bir tanesi.
Şöyle ki telefonunuzu alıyorsunuz notları açıyorsunuz.
Hayatta sizin için önemli olan şeylerin bir öncelik listesini yapıyorsunuz.
Ondan sonra da bunun...
ekran görüntüsünü alarak duvar kağıdı yapıyorsunuz.
Böylece telefonu elinize her aldığınızda telefonda amaçsızca vakit geçirmek yerine vaktinizi nasıl harcamak istediğinize dair size bir hatırlatma oluyor.
Bununla beraber şöyle bir şey de yapabilirsiniz.
Bir arkadaşım günlük rutinleri için bu yöntemi uyguluyordu.
Böylece o rutinleri sürekli gözünün önüne koyup artık hayatına bir şekilde entegre edebiliyordu.
Seçim size kalmış.
Bunun dışında Madem rutin dedik bir de bu alışkanlık ve rutinden bahsedelim.
Mesela en çok telefona ne zaman bakıyorsunuz?
Sabah uyandığınızda mı bakıyorsunuz?
Yoksa akşam işten çıkınca böyle Netflix karşısında ya da işte herhangi bir şey yaparken mi bakıyorsunuz?
Bunun farkına vardıktan sonra bu saat aralıklarını herhangi bir planla doldurup ya da buraya bir rutin alışkanlık oluşturmak istediğiniz bir şey ekleyebilirsiniz eğer.
Orada yine önüne geçebilirsiniz elinizin sürekli telefona gitmesini.
Ama buradaki amaç sürekli plana uymak değil.
Çünkü plana uyamadığımızda da stres oluyoruz.
Amacımız stresten uzaklaşmak.
Sadece vaktimizi nasıl harcadığımıza dair biraz daha farkındalık yaratmak.
Bu da dördüncü önerimdi.
Şimdi beşinci öneriye geçmeden önce.
Bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Farkında olmamız gereken çok önemli bir şey.
Hani geçtiğimiz bölümde The Instagram Effect diye bir BBC belgeselinden bahsetmiştim.
O belgeselde diyordu ki Facebook'un 2020 geliri 86 milyar dolar.
Bunun da %97'si reklamlardan geliyor.
Rakamlara bakar mısınız? Bu ne demek?
Biz ciddi bir dikkat ekonomisinin içerisindeyiz demek.
Yani bizim dikkatimiz ne kadar dağınık olursa manipülasyona o kadar açığız.
Bu bahsettiğim manipülasyonda tam bir dopamin manipülasyonu.
Yani birincisi insan olarak bizim onaylanma ihtiyacımızdan faydalanmaları.
Biz oraya bir fotoğraf koyuyoruz değil mi?
İnsanlar beğeniyor ve bu beğenme bizim hoşumuza gidiyor.
Ama işte o beğenmelerin arkasında bir algoritma var ve kime ne satacaklarını belirliyorlar.
Bu bir. İkincisi de eliniz telefona gidiyor.
Farklı bir şey görmek, farklı bir şey bulmak, bir bilgiye erişmek için.
O da işte bizim beynimizdeki dopamini arttıran şeylerden bir tanesi.
Ve şu an bilgiye bu kadar sınırsız bir erişimimizin olması hali bizim dopamin seviyemizi sürekli yukarıya çıkarmaya yetiyor.
Bu da ne demek? PC bu uygulamalara bir noktada bağımlı hale getiriyor.
Zaten şeyi mutlaka duymuşsunuzdur.
Bu uygulamaların kasinolardaki bu slot makineleri mantığıyla yapıldığını bağımlılık yaratması için.
O yüzden de beşinci önerim şu şekilde.
Madem beynimin dopamine ihtiyacı var hepimizin beyninin buna ihtiyacı var yani bu kimyasala ben bunu telefonlardan uzak bir şekilde nasıl yapabilirim?
Mesela sürekli zamanım yok bahanesiyle yapmak isteyip de yapamadığımız bir şey var mı beni mutlu edecek?
başarmış, tamamlanmış, yeni bir şey öğrenmiş hissi verecek.
Ne olabilir bunlar? Bir enstrüman çalmak olabilir.
Ben geçenlerde şey almıştım.
Kalimba, parmak piyanosu.
Çok güzel bir sesi var. Hatta şey düşünmüştüm.
Bunu güzelce çalmayı öğrenebilirsem meditasyonlarımın arkasına fon müziği olarak koyarım.
Telif hakkı derdinden de kurtulurum.
Ama burada atladığım bir şey vardı.
Ben orada sonradan öğrendiğim bir şeyde Profesyonel olmaya çalıştım.
Halbuki asıl amaç onu yapmaktan keyif almam ve onu yaparken iyi hissetmem ya da yaptıktan sonra iyi hissetmem.
İşte bu günlük tutmak olsun, yeni bir dil öğrenmek olsun, zumba dersine gitmek olsun, yogaya gitmek olsun herhangi bir şey yeter ki size yaşadığınızı hissettirecek.
Birileriyle ya da bir şeylerle bağlantıda kaldığınız, yaratıcılığınızı kullandığınız, yine dopamin salgıladığınız ama İyi, sağlıklı dopamin salgılayıp akışta hissettirecek, eğlendirecek
şeyler yapmanız. Dediğim gibi illa uzman olmanız da gerekmiyor bunda.
Önemli olan iyi hissetmek.
Bu arada bunları neden önerilerimin arasına aldım?
Çok klişe gibi gelebilir kulağa ama Dijital Minimalizm kitabının yazarı Cal Newport şöyle bir şey raporlamış bu kitabı yazarken yaptığı saha araştırmalarından sonra.
Telefonuyla daha az vakit geçiren kişiler daha fazla kitap okuyor.
Hobilerine daha fazla vakit ayırabiliyor.
Ailesi ve sevdikleriyle daha verimli vakit geçiriyor.
Daha çok spor yapıyor ve gönüllülük aktivitelerine vakit ayırabiliyorlarmış.
Bence çok önemli ve şu soruyu sormak da gerekiyor.
Telefonda ya da sosyal medyada geçirdiğimiz vakit gerçekten bizim değerlerimizi ve hayatta yapmak istediğimiz şeyleri olmak istediğimiz yeri destekliyor
mu? Eğer bu soruya cevabınız evetse zaten kullanmaya devam edin.
Şimdi aklınızdan şöyle bir soru geçiyor olabilir.
Emine sen bunları böyle anlatıyorsun ama ne kadarını kendin uyguluyorsun?
Yemin ederim hepsini uyguluyorum.
Aksi takdirde benim şu an yaptığım şeyleri yapabilme imkanım yok.
Tabii ki ben de insanım.
Benim de bazen telefonda çok fazla vakit geçirdiğim zamanlar oluyor.
Ama dengem öyle bir bozuluyor ki orada zaten hemen alarm veriyor bir şeyler ve geri dönme ihtiyacı hissediyorum.
Aksi takdirde şu an oluşturduğum düzeni hiçbir şekilde sağlayamam.
Neyse gelelim kapanış öncesi önerilere.
Eğer ki...
Emine bunlar bana yetmedi.
Ben bunun üzerine okuma yapmak istiyorum ya da bir şeyler izlemek istiyorum derseniz.
Şimdi sırayla söylüyorum.
Cal Newport'tan bahsetmiştim.
Dijital Minimalizm ve Pürdikat kitaplarını okuyabilirsiniz.
İkincisi İrlandalı bir yazar Mark Boyle.
Teknolojisiz bir yaşamdan hikayeler.
Bu gerçekten her şeyi bırakıp doğaya giden bir...
kişinin hikayesi. Ondan önce de parasız yaşamaya başlamış.
Çok değişik bir hayatı var.
Ben böyle hikayeleri seviyorum.
Ekstrem bile olsa bazı konularda çok güzel aydınlanmalar yaşatıyor bana.
Aklınızda olsun. Üçüncüsü The Biggest Little Farm.
Bunu Instagram'da da paylaşmıştım.
Bu da bir çiftin şehir hayatlarını bırakıp böyle Kurak bir toprak parçası, toprak parçası dedim de bayağı büyük bir araziyi alıp doğal yöntemlerle nasıl cennete dönüştürdüğünü anlatıyor.
Yine böyle doğayla iç içe, teknolojiyi sadece gerektiği kadar kullanan bir çiz çok hoşuma gitmişti.
Bu iki kere izledim. Onun dışında benzer temalı Captain Fantastic var.
Çok seviyorum ben bu filmi.
Instagram'da da paylaşmıştım zaten.
Tamamen bu modern hayata karşı koyan bir babanın 6 çocuğuyla birlikte ormandaki yaşam mücadelesi.
Kesinlikle izleyin izlemediyseniz.
Başka ne var? Social Dilemma, The Great Hack bunları zaten izlemişsinizdir diye tahmin ediyorum.
Ama işte tekrar tekrar izlemekte fayda var bu belgeselleri.
Bir de bu Hiji, daha doğrusu Hyuga'nın kardeşi Luka diye bir kitap var.
O da dünyanın en mutlu insanlarının sırlarının yazdığı böyle hafif bir kitap.
Ben çok ağır kitaplar okuduğum için ara ara böyle kitaplar çok hoşuma gidiyor.
Luka gibi, Hyuga gibi. Neyse bu konuştuğumuz şeyler biraz da iradeyle alakalı olduğu için eğer ki ilgilenenleriniz varsa ve hala dinlemediyseniz irademi nasıl kullanırım, nasıl yönetirim bölümünde dinlemenizi tavsiye
ederim. Yine Gelişigüzel Hayaller'den yani benden.
Son olarak da Size en başta bahsettiğim bilim gazetecisi Catherine Price.
Türkçe'ye Digital Detox diye çevrildi yanlış bilmiyorsam kitabı.
Ama kitabın orijinali...
How to break up with your phone.
Bunların çoğu benim bu bölümü çekerken faydalandığım kaynaklardı ve filmler, belgeseller de çok severek izlediğim şeylerdi.
Son olarak beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu bölümden keyif aldıysanız bir sonraki yayınlanacak bölümlerden de haberdar olmak için açıklamalardaki linkten e-bültene kayıt olmayı unutmayın.
İsterseniz beni Spotify'dan da takip edebilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
