
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ilginin, bilgiye ve tüm elverişsiz şartlara rağmen yoktan var edilen bir mesleğe dönüştüğü bu azim ve çözüm odaklı hikayede, "Sporun Hukukçusu" Aysu Melis ile 10 senelik meslek hayatı nasıl spor hukuku dendiğinde akla ilk gelen isim olmayı başardığını konuştuk. Avukatlık, akademisyenlik ve danışmanlık görevlerinin dışında nefes koçluğu da yapan Aysu Melis, bize tüm samimiyeti ile geçtiği zorlukların yanı sıra nefes çalışmalarının da hayatını nasıl şekillendirdiğini anlattı.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
7. bölümümüzün konuğu, Türkiye'de spor hukuku denilince ilk akla gelen isim, kadınların futbol bilgisinin yıllarca off-site ile sınandığı bir ortamda ezber bozan kişi, Anne Ben Şike Mağdurumuyum
kitabının yazarı, akademisyen ve avukat Aysu Melis Bağlan.
Aysu Melis hoş geldin.
Hoş bulduk. Merhaba. Çok teşekkür ederim bu tatlı takdim için.
Nasıl bu kadar şanslı oldun?
Ben teşekkür ederim vaktini ayırdığın için.
İlk denk geldiğimde ben hiç bilmiyordum.
Yani spor hukuku nedir ya da sporun bir hukuku mu var gerçekten bilmiyordum.
O yüzden onu sorarak başlamak istiyorum.
Benim gibi böyle tabiri caizse cahilleri aydınlatmak üzere.
Estağfurullah. Gayet normal.
Ben 10 senedir ilgileniyorum bu alanla.
10 senedir merak ediyordum bu nedir?
Çalışılacak bir alan olabilir mi gerçekten?
Çünkü 10 sene önce ruhsatımı almıştım İstanbul Barosu'ndan ve mesleğe adım attığım zamandı.
Dedim gerçekten böyle bir alan olabilir mi?
Bu bir iş alanı olabilir mi?
Sadece kira kontratı, icra takibi falan kovalamak zorunda mıyız bir avukat olarak?
Yani sevdiğimiz, ilgi duyduğumuz başka bir şeyde de.
Muradımıza erebiliyor muyuz diye merak etmiştim ve türlü çabalara girdim tabii.
Eğitimini almaya çalıştım olmadı, bir kulüpte çalışmaya çalıştım olmadı.
Aslında işin sonunda benimki de en trend tabirlerden biri bir başarısızlık hikayesi diyebiliriz yani kolaylıkla.
Aslında hiç böyle bir işi profesyonel olarak yapmadım ama ben anlatıyorum.
Herkes bana soruyor.
Üniversitede derslerini veriyorum, kitap yazıyorum falan gibi bir şey oldu çünkü iş başa düştü.
Ben kendim öğrenmeyi çok önemsemiştim.
Kendim öğrenmek istediğim için sürekli bir şekilde söylem geliştirmeye, araştırmaya, öğrenmeye devam ettim.
Ve ilgi alanımı biraz bilgiye çevirebildiğimi artık söyleyebilirim herhalde.
Dolayısıyla evet ben de merak ediyordum spor hukuku neyle ilgilenir, ne yapar?
Yani kulüplerle ilgili, sporcularla ilgili hangi uyuşmazlıkları çözer?
Baktım ki gerçekten bir sürü konu varmış.
Yani dopingten sözleşmelere, disiplin ihtilaflarından.
Sponsorluk ve medya haklarına kadar çok ciddi bir yelpaze var aslında.
Hepsi bir bütün. Zaten herkesin bildiği şey ne kadar fazla futbolcu maaşları değil mi?
Ne kadar büyük bir endüstri, ne kadar büyük paralardan bahsediyoruz.
Dolayısıyla bin bir tane hukuki ilişki var, bin bir tane yaşayan ilişki var.
Ben de hala öğrenmeye ve söylem geliştirmeye devam ediyorum.
Senin de bana rastlamana çok sevindim.
Valla ben de sana rastladığıma çok sevindim.
Çok da ilginç. Hatta benim kardeşim mesela sporla inanılmaz ilgili.
Ona dedim ki Aysu Menisbağlı'nı konuk ediyorum.
Sormak istediğin bir şey var mı ya da ne sorabilirim?
O bile şaşırdı.
Aa spor hukuku diye bir şey mi var?
Hani sen 10 sene önce başladım dedin ya.
10 sene önce hiç spor hukuku yok muydu?
Yani daha önce sporla alakalı hukukçular ne yapıyordu?
Ya da bu alanda nasıl bir çalışma vardı ki?
Yani bu dünya üzerinde özellikle en fazla 90'lı yıllarda karşımıza çıkan bir şey.
Böyle ilk spor hukuku kararı diyebileceğimiz, sporla bağlantılı hukuk mücadelesi diyebileceğimiz şeyler 90 ila 95 yılları arasında oldu.
Hatta Bosman kararı diye bir karar vardır.
Hem Avrupa Birliği prensipleri çerçevesinde de sporcuların serbest dolaşımına neredeyse varan bir anlayışı getiren.
Ve sporcuların da özgürce transfer olabileceğini, kendi kararlarını tayin edebileceklerini anlatan bir karardı.
Ve o zaman kas bile yoktu.
Kas diye bir mahkeme var.
Spor tahkim mahkemesi.
Evrensel düzeyde karar veren bir mahkeme.
O zamanlar o bile yoktu.
Ki 90'lı yıllardan bahsediyoruz.
Çok çok eski tarihler değil.
Ve Avrupa Adalet Divanı falan karar veriyordu o zamanlar böyle şeylere.
Fakat sonra tabii ki spor hızlandıkça, endüstri geliştikçe ihtiyacı karşılama bakımından daha yeni ve özel bir alana ihtiyaç duyuldu.
Çünkü şöyle düşün yani sanki bir Avrupa şampiyonası olsun ve yarı finalistler finale çıkacaklar.
Ve bu işin akşamdan sabaha kadar belirlenmesi gerekiyor.
Yani bizim anladığımız anlamda işte bir adliyeye gidip bir dosya sunup onun cevabını beklemek gibi bir şansımız yok.
Bu alana özgü bir çözüm getirilmesi gerekiyordu.
Bunu da tahkimde buldular.
Tahkim yargılaması yani bir devletlerin mahkemelerinden ayrı bir şey.
Çünkü şöyle somutlaştırabiliriz yani aile mahkemesi var, iş mahkemesi var, ticaret mahkemesi var, spor mahkemesi diye bir şey yok yani herhangi bir gidebileceğimiz adliyede.
Başka bir yargılama yürüyor.
Dosya üzerinden hukukçular eliyle fakat hakemler eliyle yürüyor.
Böyle enteresan detaylar var yani 10 sene önce de vardı tabii ki.
Ama buralar dutluktu diyebilirim.
Şimdi gün geçtikçe kulüplerin özellikle başları gitgide daha çok belaya girdikçe sözleşmelerle ilgili, yabancı futbolcularla ilgili ister istemez biraz daha önem vermek
durumunda kalıyorlar. Umarım daha da iyi bir noktada olur.
Türkiye'de oldukça yavaş ilerliyor.
Bu bilimin gerçekten hak ettiği saygıya kavuşması oldukça yavaş ilerliyor.
Ben de okumalarıma devam ediyorum.
Bakalım hep birlikte göreceğiz ne olacak bundan sonraki 10 senede ne olacak.
Valla bayağı gelişecek gibi duruyor.
Hani böyle 10 senelik hikayeyi nereden nereye geldiğini ilk anlattığında.
Buralar hala tuttu derken sen dedin ya iş başa düştü hani ilgimi bilgiye çevirmek için.
Ben o süreci de merak ediyorum.
Yani orada karşılaştığın zorluklar var mıydı ya da bu alana ilgi duyan her ne kadar bildiğim kadarıyla bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar insan olsa da hani...
Mesela neden sen sporun hukukçusu deyince ilk akla geliyorsun?
Neler yaptın nelerden geçtin?
Ben o kısmı da çok merak ediyorum açıkçası.
Teşekkür ederim. Ya şöyle ilk etapta 2011 yılıydı.
Ben ruhsatımı aldıktan hemen sonra dedim ki yani yüksek lisans yapayım bakayım nedir yani.
Bir de şunu arıyorum.
Bir sağlama yapmak istiyorum.
Sevecek miyim bu alanı sevmeyecek miyim?
Belki de evet çok parlak bir fikir ama o kadar ilgimi çekmedi ki hakikaten diğer meslektaşlarım yapsın veya onlar ilgilensin diye düşünecektim.
Bunu arıyordum her şeyden önce.
Galatasaray Üniversitesi'nde bir program vardı spor hukuku yüksek lisansı diye.
Dedim harika hemen gideyim buraya başvurayım bakalım ne olacak.
Ben başvurdum evraklarımı verdim.
Okuldan telefon geldi.
Dediler ki 5 kişi bile başvurmadığı için sizi ne dil sınavına...
Ne de mülakata alabiliyoruz.
Ne diyorsunuz ya dedim.
Yani koskoca İstanbul'da dolayısıyla Türkiye'de 5 kişi yok mu yani bu alanla?
5 kişi ya. 5 kişi bu alanla ilgili eğitim almak istemiyor o sene.
Hay Allah falan.
Sonra dedim neyse ben bu okulda başka bir bölümde yüksek lisans yapayım.
Avrupa Birliği üzerine yaptım.
Uluslararası İlişkiler Ana Bilim dalında yaptım.
Galatasaray Üniversitesi'nde. Fakat mülakatımda ve okula kabul edilirken dedim ki...
Ben aslında sporda tahkim yargılaması üzerine çalışmak istiyorum madem öyle.
Bu konuya ne dersiniz?
Tamam dediler biz sana danışman hoca buluruz.
İstediğini çalışırsın.
Dedim tamam teşekkür ederim o zaman geliyorum.
Öyle bir süreç oldu ve o çalışmamı geliştirerek ilk kitabımı çıkardım.
Akademik bir kitaptı. İlk yazdığım kitap akademik bir kitaptı aslında.
Sporda uluslararası tahkim yargılaması ve Türkiye'de hukuki durum diye seçkin yayıncılıktan çıkan bu bir hukuk yayınıdır.
Avukatların, hukukçuların çok iyi bildiği bir yayın evidir.
Tam da şey hem bir ders kitabı hem de ilgilisine teknik bir kitap.
Ondan sonra senin dediğin anne ben şike mağdurumuyum kitabını yazdım.
Onun hikayesinde de işte ben bu eğitim sürecini tamamlayamamışken işte bir kulüple görüştüm ve sonrasında zaten 3 Temmuz süreci ortaya çıktı Türkiye'de.
Kulüplerde çok açık değillerdi.
Ya canım çok tatlısın gel bizim kulübümüzde spor hukuku öğren gibi bir ortam yoktu gerçekten.
Çok kapalı bir ortam.
Hala da çok açık olduğunu söyleyemeyeceğim 10 sene sonra.
Bir sınav vardı.
Türkiye Futbol Federasyonu'nun ev sahipliğinde lisanslı futbolcu temsilciliği adında bir sınav vardı.
Bu aslında menajerlik demek.
Yani futbolcu menajerliğiyle ilgili bir sınav vardı.
Dedim süper buna bir bakayım.
Acaba nasıl olacak? Çünkü şöyle bir özelliği vardı.
Bütün yasal mevzuat evinize kargoyla geliyordu.
Dedim bu harika. Ben zaten tam da bunu istiyorum.
Hangi konuya bakar?
Ne çalışılır? Neyi nasıl çözeriz?
Bunu öğrenmek istiyorum bir avukat olarak ve merak ediyorum.
Bu ders kaynağı bana evime kadar gelecekse ben hemen dedim bu sınava giriyorum.
Sınava kayıt oldum. Her şey çok güzel.
Sınava girdik çıktık. Sorular FIFA'dan geliyor.
Çok iddialı bir sınav.
Ondan sonra birdenbire sınav iptal oldu.
Çünkü kopya çekme muamelesi ne yazık ki gündeme geldi.
Ve Türkiye'deki şike sürecinin de başladığı zamana denk geldi.
Bu sınav da önemli bir mihenk taşıydı diyeyim yani bu şike süreciyle ilgili.
Ve bu sınav ülkemizde yapılan son sınav oldu.
Yani benim girdiğim son sınavdan sonra bir daha hiç kimse lisanslı futbolcu temsilciliği sınavına girmedi.
Başka bir sisteme çevrildi olay.
Böyle enteresan bir hikayesi var.
Dolayısıyla ben de sormak zorunda kaldım.
Ya ben şike mağdurum muyum gerçekten?
Yani eğitimini alamıyorum, sınava giriyorum, bir şey oluyor vs.
Ne yapacağım o zaman ben dedim.
Mecburen normal avukatlığa geri döndüm.
Dedim en azından elime gelen bir tebligatı anlayayım.
Ne oluyor, ne bitiyor buralarda diye.
Ve sonrasında dedim ki bir söylem geliştirmek istiyorum.
Yani haberlerden ben de takip ediyorum herkes kadar.
gerçekten sorumluluk alacak bir şey yaparsam o zaman daha iyi çalışmış olurum bu dersimi diye bir YouTube kanalı açtım.
Sporun Hukukçusu adında.
O şekilde insanlar beni tanıdılar.
Sonrasında şimdi YouTube kanalımın adını Aysu Melis Bağlan'a çevirdim kendi adıma.
Çünkü ben başka içeriklerimle de orada anlatım yapmak istiyorum.
Dolayısıyla böyle 10 sene böyle geçti.
İki kitap sığdı. İki tane üniversitede ders veriyorum.
İşte çok fazla yazılı, görsel, Açıklamalar yapıyorum genel olarak.
Herhangi bir soru işareti olduğunda onları gidermeye çalışıyoruz.
Ben de bu konularla ilgili bir sürü çalışma ve antrenman yapmış oluyorum.
Şimdilik memnunum. Yani resmen bir şey isteyince peşini bırakmama örneği olmuş bu.
Ben bunu istiyorum. Hiç kaynak yok ama yapacağım bir şekildenin.
Çok güzel bir örneği olmuş. Teşekkür ederim.
Vallahi öyle oldu. Koşa düştü kısmı aslında tam olarak bu demek.
Yani baktım ne yapayım öğrenmek için kitap yazsam iyi olur herhalde dedim.
Öğrenmek için kitap yazdım falan.
Peki bu spor hukuku genelde tabii futbolla Türkiye'deki en büyük ilgi alanı futbol olduğu için ama sen sadece futbol alanında mı spor hukuku yapıyorsun yoksa diğer alanlarda da var mı?
Şöyle diğer alanlarda da var aslında fakat özellikle Türkiye için.
İstemesek de, istesek de futbol çok daha kolay somutlaştırılan bir alan.
Derslerde anlatırken de, öğrencilere de aynı bu serzenişte bulunuyorum ben de.
İster istemez futbolla ilgili daha fazla örnek veriyor oluyoruz.
Bu seneler böyle geçecek.
Artık bunu eleştirmeyi ben de bıraktım.
Eğer bu sene tabii Covid-19 olmasaydı ve olimpiyat oyunları gerçekleşmiş olsaydı, eminim şu an sıcak olarak çok daha fazla ve farklı olay, örnek olacaktı.
Dopingle ilgili olsun. Başka bir konuyla ilgili olsun.
Dolayısıyla bu sene çok çok futbolla geçti.
Diğerleri çünkü ertelenme yaşarken diğer spor organizasyonları futbolla ilgili devam kararları daha erken alındığı için bir sürü tavsiye telinde karar ortaya çıktı.
Mesela bu yıl tamamen futbol konuştuk.
Yani uluslararası düzeyde de futbolu takip ettik ve konuştuk.
Çünkü Covid-19'dan sonra yaşama dönüş süreci ve reçetesi futbol için de aynı şekilde geçerliydi.
O yüzden bu sene daha da futbol ama genelde de daha kolay somutlaştırılabildiği için yine futbol yani evet.
Doğru söylüyorsun bir de.
Mesela futbol çok aslında maskülen bir spor hani öyle algılanıyor ya da bunu yıkan örnekler var ama şeyi de çok merak ediyorum birkaç tane senin canlı yayını izlerken hani bu
futbolda Spor hukukçusu olarak, bir kadın olarak bulunman, karşılaştığın ön yargılar var mı?
Herhangi zorluklar var mı?
Yani işin ilk başında bir avukat olarak bir ön yargıyla karşılaşmadım.
Bunun da avukat olmaktan biraz...
pozitif bir fayda sağladığını söyleyebilirim.
Çünkü ne olursa olsun bir hani tırnak içinde bilen kişi durumu var ve bir şey soruyorlar size.
Hani danışılan olunca ister istemez başka bir mesafeden işler yürüyor.
Fakat yine de yani siz bir şey anlattığınızda çok kolay anlaşılmaz bulabiliyorlar.
Hemen anlamadık diyebiliyorlar.
Çünkü hak verirsiniz ki ne olursa olsun erkeklerle yayın yapıyorsunuz ağırlıklı olarak.
Ağırlıklı olarak. Dolayısıyla ben de ister istemez bazen düşünüyorum.
Diyorum şu an benim yerime burada ceketli kravatlı bir meslektaşım olmuş olsa aynı anlaşılmazlık seremonisini bu meslektaşıma da yapabilirler miydi diye bazen ister istemez bunu düşünüyorum.
Bunu çünkü insanlar kötü niyetten değil de bilmediklerini bilmedikleri bir yerden yapıyorlar.
Ne kadar saygı duysalar da şey yapsalar da toplumsal cinsiyet algımız öyle olduğu için.
Yani kadınla konuşuyor bu konuyu.
Resmen bilirkişi olarak bir kadına soruyor ve biraz bir çatırdamalar oluyor bazen gerçekten.
Hani onu görebiliyorum. Gerçekten bilgisi olmayan insanların ne kadar büyük bir cesaretle nasıl yorumlar yapabildiklerini şaşkınlıkla izliyorum bazen.
Hani bizler işin ehliyetine sahip olarak yani avukatlık ruhsatına sahip olarak bazen o kadar kesin konuşamazken çünkü öyledir.
Bazen enteresan açıklamalarla karşı karşıya kalıyorum.
Kadın olarak düşündüğüm ve hissettiğim sadece bu kısmıydı.
Onun dışında çok da önemli değil.
Bunları sadece tespit olarak söylüyorum.
Neticede ben de 33 yaşındayım ve 33 senedir Türkiye'de kadın olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.
Buna yani alışıp boyun eğmek yerine zaten varlığımızı sürdürmek ve canımızın istediği gibi bu alanla ilgilenmeye devam etmek.
Yani yapacağım en iyi şey.
Dolayısıyla ben de tam kendim gibi oluyorum.
Ve takılmıyorum yani olan bir sene.
Evet yapılabilecek en güzel şey zaten.
Kabul ettirene kadar takılmamak.
Ama aynı zamanda çok ilginçtir ki ben seninle yayın yapmadan önce tabii ki Instagram'da ufak bir anket yaptım.
Hani sormak istediğiniz neler var diye.
Tabi ki sorular erkeklerden geldi.
Evet hiçbir kadından soru gelmedi.
Şimdi hazır spor hukukundan bahsedip başka bir yere geçmeden önce sana bu soruları soracağım.
Baya soru gelmiş sadece hani hepsi hemen hemen aynı çatı altında o yüzden iki taneye indirgeyeceğim.
Bir tane soru diyor ki ileride futbolcu menajerliğini yalnızca hukuk mezunlarının yapma ihtimali var mı?
Ya aslında ben bu yola böyle çıkmıştım.
Demiştim ki 10 sene önce bir değişiklik olsa olsa hukukçular artık futbolcu menajeri olurlar herhalde diye düşünmüştüm.
Gel gör ki öyle bir şey olmadı.
Şimdi şöyle bir durum var bu konuyla alakalı.
Avukatlık kanununa göre Türkiye'de futbolcu menajerliği yani lisanslı futbolcu temsilciliği çok yüksek gelirli bir ticari iş olduğu için avukatlıkla bağdaşmayan meslekler arasında orada bir tartışma
var. Ben de zaten bu sınava girerken...
Sadece CV'me yazmak üzere girmiştim.
Yani bu sene yapılan sınavdan yeterlidir veya yetersizdir her neyse diye.
Dolayısıyla bunun içinde mesela marka vekilliği için ayrı bir sınava girilip bir listeye dahil olunuyor.
Aynı şey lisanslı futbolcu temsilciliği için de geçerli.
Türkiye Futbol Federasyonu'nun FIFA üzerinden yapmış olduğu prosedüre katılırsınız.
Bu belgenizi alırsınız.
Ve yine TFF'nin sayfasında ilan edilen lisanslı futbolcu temsilciliği listesine dahil olursunuz.
O zaman yapabilirsiniz. Yani hem hukukçu oraya dahil olmadan yapmanız mümkün değil.
Son tahlil de böyle. Okey anladım.
Şeye takıldım ben birazcık.
Hani avukatlıkla o yüksek maaş kısmı orayı bir tık açabilir miyiz?
Yani avukatlık kanununda avukatlıkla bağdaşmayan işler var.
Yani bağdaşanları sayarak.
Diğerlerinin bağdaşmadığı yönünde de bir çıkarım yapılabilir burada.
Dolayısıyla avukatlık zaten yani bir serbest meslek ve kamu hizmeti niteliğinde bir serbest meslek.
Dolayısıyla bu hani avukatlık kanununun biraz ruhunu anlamakla alakalı.
Merak edenler için buna biraz bakabilirler yani maddede yazıyor.
Tamam teşekkürler.
Bir de diyor ki bir futbolcunun avukatı olmak için ne yapılır?
Yani bir futbolcunun avukatı olmak için bu çevreye dahil olmalısınız.
Bu çevreden birisi olmalı.
Nasıl bunu yaparsınız bilmiyorum.
Belki çocukluk arkadaşınızdır.
Siz de büyüyüp avukat olduğunuzda onun avukatı olabilirsiniz.
Çünkü şu an çok kapalı bir alan var.
Hiç kimse bu tarzdaki işleri neredeyse öğretmemek üzere bir hava var.
Bilginin çok paylaşılmadığı bir alan spor hukuku.
O yüzden zaten hala 10 kişi...
ile sınırlı aşağı yukarı yaklaşık olarak söylüyorum.
Dolayısıyla bunun bir formülü yok arkadaşlar.
Şansınız bol olsun diyeyim.
Neden bu kadar kapalı?
Yani benim mesela şu konuşmamızdan anladığım bir tane şey varsa birincisi senin ne kadar azimle şuraya geldiğin ve ikincisi de futbol dünyasında çok kapalı oldu.
Tabii ki çünkü çok büyük bir pasta var.
Niye çok fazla bölelim ki?
gibi bir anlayışı var. Evet.
Sözün bittiği yer bayağı.
Benim anladığım bu.
Başka fikirler varsa geliştirebiliriz yani.
Ben bunu anlıyorum gördüklerimden.
Aslına bakarsan biraz da mantıklı gibi.
Çok bilmediğim bir yer olduğu için tamamen dışarıdan bir gözle söylüyorum.
Bir de onun dışında benim sana sormak istediğim bir şey var.
Bildiğim kadarıyla sen nefesle de ilgileniyorsun.
az önce de nefes koçluğu yapıp sonradan podcast'a katıldın.
Birazcık onunla da alakalı nasıl başladı, nasıl ilerledi?
Mesela Hayatına ve işine olan katkısı varsa eğer nefes çalışmalarının biraz da onu öğrenmek istiyorum açıkçası.
Tabii ki bayıldığım bir şey.
Hem iş olarak çok severek yaptığım bir şey hem de hayatıma dahil olduğundan beri en otantik halimde tam da kendim gibi olduğum ve bu tarz arkadaşlarımın çok fazlalaştığı bir ortamdayım.
Şirinler Köyü gibi düşünebilirsin.
Gerçek dünyada ayağı yere basan fiziğken yaşayan bir dünyada.
Tam da kendi ütopyamızın içindeyiz.
Bizim gerçekliğimizde böyle bir şey var hakikaten.
Yargılanmadığımız, tam olduğumuz gibi olduğumuz, sürekli gelişmeye açık olduğumuz ve her konuyu konuşabildiğimiz bir ortam.
Bu tabii ki nefes seansından sonra benim de hayatımda gerçekleşti.
Ben sürekli aynı hikayeyi tekrarladığım bir döngü vardı.
Kendime düğüm olmuş bir konum vardı.
Herkeste vardır ya böyle fark eder, sebep sonuç ilişkisi kurar aslında neden olduğunu da bilir.
Senelerce hep aynı şeyi anlatır.
Çözemez çözemez çözemez ve aynı şeyi anlatır.
Dolayısıyla ben de öyle bir durumdaydım.
Hasbelkader kendini iyi ifade eden, sorunlarını iyi anlatan, sebep sonuç ilişkisini güzelce kuran fakat senelerce hep aynı şeyi anlatan bir insandım.
Bir gün dedim ki artık yeter.
Nefes koçu olduğunu öğrendiğim bir arkadaşım vardı.
Dedim ki her ne yapıyorsanız bana ondan yap.
Benim dedim artık aynı hikayeyi tekrarlayacak takatim kalmadı.
Fikrim bile yoktu yani. Google'lamadım bile.
Nefes seansı nedir?
Nasıl yapılır bilmem ne falan.
Derhal başladım. Uzun onlarca seans aldım.
Kedi dönüşüm için başlamıştım en başta.
Ondan sonra baktım ki biraz daha bu işle zaman geçirmek istiyorum.
Yani kendimi biraz daha tanımak istiyorum.
O zaman birdenbire koçluk hayatıma girdi.
Sonra gerçekten ben de gördüm ki gerçekten bunu birilerine vermek istiyorum.
Çok seviyorum. Bu mucizevi aracı başka kimlerle paylaşabilirim diye bir soru sordum.
Ve o sorunun cevabında şu an...
Birçok insanla kol kola yürüyoruz.
Vallahi çok seviyorum.
Evet onu anladım.
Yüzündeki gülümsemeden aynı zamanda.
Peki nedir o mucize?
Yani güzel ben de az çok hani birazcık ilgiliyim ama hiç bilmeyenler için o mucize nedir?
Ya şöyle bu vakte kadar işte bu tekrarladığınız döngülerde ve Farkındayım ama çözemiyorum, farkındayım ama olmuyor, halledemiyorum dediğimiz birçok şeyle alakalı belki
de sadece zihin seviyesinden sebep, sonuç, kanıt aramak yerine biraz frekansımızı yükseltmek, tanışmadığımız yeni bir şeyle tanışmak nasıl olur diye merak ettim.
Şimdi bunu paylaşıyorum insanlarla.
Mucizesi bu aslında. Yani siz kendinize adanmadıkça biri sizin adınıza, sizin hayatınıza dönüştüremiyor.
Dolayısıyla kendimde yani derdin de dermanın da siyahın da beyazın da aslında hastalığın da şifanın da kendimde olduğunu yüzde yüz gördüm.
Ve bunu idrak ettim.
Dolayısıyla mucize bunun tam da kendisi.
Yani hem geçmişte olmamak hem gelecekte olmamak.
Şimdiki zamandan alacaklı olmamak aşırı keyifli geldi bana.
Dolayısıyla hani şimdiki zaman farkındalığında yani çoğu insan der ya anda olmak, akışta olmak.
Ve bunun gibi bir sürü tabir var.
Hangisini derseniz tabulumdur yani.
Anlamını karşılıyor gerçekten.
Dolayısıyla bunu yapabildiğiniz hangi yöntem size iyi geliyorsa bunu yapmanızı tavsiye ederim.
Ben Nefes'le tanıştım ve 12'den vurduğumu düşündüm.
Tam da bana göreymiş.
Hem yapmak kendi adıma hem de paylaşmak için bunu.
Dolayısıyla evet artık zihnimin hikayeler anlatmadığı, kendi düşüncelerimden özgürleştiğim bir hayat benim adıma mucizevi bir hayat yani.
Çok güzel açıkladın şu an gerçekten.
Daha üstüne sarı sormayacağım.
Tavsiye verdin bir de çok güzel.
Onun dışında bir tavsiye daha isteyeceğim senden kapatmadan önce.
Bu senin hikayen bence çok örnek olabilecek bir hikaye.
Hani bir şey istiyorum hiç kaynağım yok ama ben yaratacağım.
Bunun gibi senin gibi benzer durumda olan insanlara istediklerini elde etme konusunda.
Bir tavsiyen olur mu ya da hedeflerine nasıl ulaşacakları kendilerini çıkmaz da buldukları bir anda?
Ya şöyle bu tam da bir olma hali aslında.
Yani sizin kalbinizi çarptıran bir şey var.
İşte bu bir gün nefes koçluğu olabilir.
Kimisi için spor hukukuyla tanışmak olabilir.
Kimisi için bayağı eliyle yaptığı bir sanat eseri yaratmak olabilir.
Neyse ne. Yani sizin kalbinizi çarptıran şey her neyse ondan uzak kalmak ve ona sürekli kurallarla bakmak yerine Kalbinizin attığı yere doğru gitmek yani benim yaptığım şey bu.
Dolayısıyla kendi yaptığım şeyi tavsiye edebilirim belki.
Çoğu yerde çoğu zaman mantıklı şeyleriyle de desteklenmesi gerektiği söyleniyor her şeyin.
Yani mantığında olması, sebep sonuç ilişkisini korumak ve bir pazarlık yapmak aslında hayatla.
Genel olarak yapılan bu.
Fakat pazarlıksız bir şekilde sırf canınız istediği için ne yapıyorsunuz?
Yani ben de bu soruyu buraya bırakayım.
Sadece istiyorum çünkü istiyorum.
Öyle yani. Canım bunu istiyor.
Çünkü bir çocukken sorduğunda neden diye işte diye cevap veriyoruz değil mi?
Neden? İşte. Çünkü canım öyle istiyor.
Dolayısıyla hani herkes bana diyor neden işte spor koku bilmem ne.
Çünkü canım çok istiyor yani. Tam olarak bu.
Dolayısıyla canınızın istediği şeylerden uzaklaşmasanız nasıl olur yani?
Değil mi? Aslında eski çocuk halimize dönebilmemiz.
Ben de bir tane kitap okuyordum.
Orada şey diyordu. Hani biz aslında biraz daha yönümüzü kaybediyoruz.
Bu hayatın bize de getirdikleriyle alakalı.
Amacımızı ya da bize anlam veren şeyleri bulmak için oturup çocukken neyi çok istediğinizi bulun.
Hani neyi çok yapmak istediğinizi.
Hatta ben bunu yaparken fark ettim.
Ben küçükken hep spiker olmak istiyordum.
Hep haber spikeri. Hani ucundan da olsa en azından podcast yapıyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
