
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde neler var?
- Sosyal anksiyete nedir, ne değildir?
- Sosyal Anksiyetesi olan ünlüler, düşünürler, yazarlar kimler? Ve hangi yöntemlerle başa çıkıyorlar?
- Sosyal Anksiyeteyi yönetmek ne yapılabilir? Uzmanlar ne öneriyor?
Transkript
Altyazı M.K.
Bir toplantıda olduğunuzu hayal edin.
Hararetli bir konu tartışılıyor ve sizin de uzmanlık alanınız olan bir konu aslına bakarsanız.
Herkesin bir fikri var, tabii ki sizin de fikriniz var ama bir türlü o fikirleriniz ağzınızdan çıkmıyor.
Nedense bir şekilde sessiz kalmayı tercih ediyorsunuz.
Ya yanlış bir şey söylersem, ya saçma bulurlarsa, ya insanlar gözlerini devirirse gibi düşünceler aklınıza istila ediyor ve sessiz kalmayı tercih ediyorsunuz.
Toplantı bittikten sonra da Neden söylemedim diye kendi kendinizi yiyorsunuz ya da belki tam tersi bir şekilde o cesareti bulup söylüyorsunuz, düşüncelerinizi ifade ediyorsunuz ama gece yatağa girdiğinizde ya
ben niye öyle dedim, keşke şöyle deseydim ya da keşke hiç sesimi çıkartmasaydım diye böyle aşırı derecede düşünürken kendinizi uyuyamaz bir halde buluyorsunuz.
Herkese merhaba, ben Emine.
Gelişi Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi bu hafta sizlerden gelen talep üzerine sosyal ansiyete konuşacağız.
Bölüm hazırlarken çok değişik araştırmalar geçtiğime hepsinden bahsedeceğim.
Sizlerle bir de Instagram'da soru cevap yapmıştık kendi tecrübelerinize istinaden onları da dahil edeceğim.
Genel hatlarıyla bugün 3 bölümde ele almayı planlıyorum bu konuyu.
Birincisi sosyal ansiyete nedir, ne değildir?
İkincisi... Bunu yaşayan ünlüler, düşünürler, yazarlar kimler ve nasıl başa çıkıyorlar, çıkmışlar ya da.
Çünkü milyonların gözü önünde olan insanlar bile bunu yaşıyorsa hem bu konuda yalnız olmadığımızı görmek çok kıymetli hem de onların yöntemleri belki bize bir yol gösterebilir, bir işimize yarar diye düşünüyorum.
Üçüncüsü de tabii ki ne yapılabilir, uzmanlar ne öneriyor.
Evet hazırsanız başlayalım.
İlk olarak tabii ki de bir data ile açacağım konuyu arkadaşlar.
Hatta en çok şaşırdığım datalardan biriyle.
Sosyal anksiyete dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkiliyormuş.
Uluslararası Mental Sağlık Örgütü ve Dünya Sağlık Organizasyonu'nun verilerine göre bu tabii ki bu verilere girmeyen kayıtlı olmayanlar da vardır diye düşünüyorum.
En ilginç bulduğum istatistiklerden bir diğeri ise sosyal anksiyetisi olan insanların %36'sı 10 yıldan fazla bekledikten sonra yardım alıyormuş.
10 yıl inanılmasızın değil mi?
Peki bu dataları verdikten sonra gelelim nedir bu sosyal anksiyete dediğimiz şey.
Tam adıyla sosyal anksiyete bozukluğu.
DSM-5'da şöyle tanımlanıyor.
DSM-5 dediğim şey de Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel el kitabı.
Ve buradaki tanıma göre sosyal ortamlarda yargılanma, utandırılma ya da olumsuz değerlendirilme korkusu.
Aslına bakarsanız sosyal ortamlarda zaman zaman heyecanlanmak insan olmanın bir parçası.
Örneğin yeni bir işe başlarken ekiple tanışırken gergin hissetmek, kalabalık önünde sunum yapmadan önce heyecanlanmak ya da hoşlandığınız biriyle konuşurken ne söyleyeceğinizi düşünmek, önemli bir toplantıdan sonra az önceki örnekteki gibi ya keşke
böyle demeseydim demek. Bunlar çoğu insanın deneyimlediği durumlar ve bu tür kaygılar kısa süreli olduğunda buna sosyal anksiyete bozukluğu diyemeyiz tabii ki.
Önce bunu bir aradan çıkaralım.
Kaygı günlük hayatınızı, günlük yaşamınızı yönetmeye başladığında işin rengi o zaman değişiyor.
Eğer sırf insanlarla karşılaşmamak için davetleri reddediyorsanız, okulda ya da işte söz almaktan kaçınıyorsanız ya da sosyal bir olaydan sonra, bir sohbetten sonra günlerce insanlar benim hakkımda ne düşündü acaba
diye düşünüyorsanız ve kendinizi suçluyorsanız Ufak etkileşimlerde bile panik yaşıyorsanız bu artık sıradan bir check-in gelmekten fazlası olabilir diyor uzmanlar.
Mesela belirtilerde şu da var.
Telefon açmayı, telefonda konuşmayı ertelediğiniz için hızlıca bir şeyleri çözmek yerine beklemek.
Burada bir parantez açacağım.
Ben hiç sevmiyorum telefonda tanımadığım insanlarla konuşmayı.
Ya da böyle bir müşteri servisini aramak falan bana zulüm gibi geliyor.
Ve bana sorarsanız mail ve chatbotta her şey çözülmeli.
Ama gerektiğinde arıyorum ne yapayım orada bir anksiyette yaşamıyorum.
Ama seviyor muyum? Hayır sevmiyorum.
Belirtilerde bunu okuyunca acaba sosyal anksiyeten mi var diye düşünüyordum.
Ama gerilmediğimi fark edince sadece istemeden yaptığımı da düşündüm.
Zaten bu saydıklarımın hiçbiri tek başına yeterli bir sebep değil.
Kendi kendimize teşhis koymanın manası yok onu demek istiyorum.
Zaten hepsine detaylı olarak değineceğim ama.
Instagram'da size birkaç soru sormuştum.
Gelin onlara da bakalım. Bu arada o kadar çok cevaplayan olmuş ki çok teşekkür ederim katkılarınız için.
Birbirimizin tecrübelerinden öğrenmek gerçekten çok kıymetli.
Ben orada evet hayır soruları sormuştum daha çok.
Bir de bazen ekledim.
Özellikle... ekledim bu bazen kısmını çünkü kaygının duruma göre değişip değişmediğini anlayabilmeye çalıştım ve soruları geçelim hemen daha fazla uzatmadan.
Şöyle, kalabalık ortama girmeden önce yoğun şekilde kaygılanıyor musunuz?
%37 evet, %35 bazen, %29 hayır demiş.
Yani bayağı yüksek bir kesim aslında bu kaygıyı yaşıyor.
Farklı oranlarda da olsa.
Yeni insanlarla tanışmak sizi gereğinden fazla strese sokuyor mu?
Sorusuna %62'si hayır demiş.
Güzel bir rakam. Başkalarının sizi yargıladığını sık sık düşünüyor musunuz?
Buraya da %40 evet demiş.
Bakın baya yüksek bence. %31 bazen %30 hayır demiş.
Yani toplam baktığınızda %71 bunu düşünüyor.
Bir konuşmadan sonra acaba saçma bir şey mi söyledim diye sadece düşündüğünüz oluyor mu diye bir soru sormuştum.
Ona da sadece %30'a hayır demiş.
Gerisi de yarı yarıya evet ve bazen arasında.
Son sorum da şuydu. Kaygı nedeniyle sosyal etkinlikleri reddediyor musunuz?
Reddedenler %42. Hayır diyenler de %58.
Daha çok belirtisi var tabii.
Merak edenler Google'a yazıp güvendikleri kaynaktan bakabilir.
Hangi belirtiler sosyal ansiyete kavramına giriyor diye.
Ama bu birkaç soruyla benim varmak istediğim nokta şu.
Bu belirtiler herkeste olabilir.
Düşük seviyelerde de olabilir.
Daha yüksek seviyelerde de olabilir.
Hatta ortamına sizin ruh halinize, yorgunluğunuza göre değişebilir.
Bazen de dümdüz insan sevmiyor olabilirsiniz.
Ya da o an kafanız kaldırmıyor olabilir.
Çok normal. Ama...
Bunların üzerine bir de fiziksel belirtiler varsa kızarma, terleme, titreme, kalp çarpıntısı, mide bulantısı gibi ve bu fiziksel belirtiler ikinci bir korku katmanı yaratıyorsa ya kızardı mı
fark ederlerse diye düşündüğünüz an zaten anksiyetinin kendisi anksiyete de yaratabiliyor.
Uzmanlar bu şekilde söylüyor ve bir kısır döngü oluşturuyorsa Bu durumda aylar boyunca devam edip sizin yaşam kalitenizi, ilişkilerinizi, eğitiminizi veya iş hayatınızı belirgin bir şekilde etkiliyorsa işte o zaman
bir uzmandan destek almak faydalı olabilir.
Ve ne kadar yaygın olduğunu da unutmamak lazım.
Benim düşüncem özellikle Covid'den sonra daha çok hayatımıza giren bir kavram zaten.
Kavram değil daha doğrusu durum.
Şimdi biraz da tanıyıp bildiğimiz kişilere bakalım istiyorum.
Çünkü göz önünde olduğunuz zaman ya da dışarıya karşı bu paniği yansıtmadığınızda insanlar sizin böyle bir anksiyete yaşadığınızı düşünmüyor bile.
Halbuki insanların iç dünyası çok farklı olabiliyor.
İlk olarak Adele bakalım. Grammy ödüllü, dünya çapında milyarlarca kez dinlenen bir sanatçıdan bahsediyorum.
Ama sahne arkasında sosyal anksiyete ile boğuşuyor Adele.
Bir konserinde anksiyete krizi...
O kadar şiddetlenmiş ki sahneye çıkmadan istifra edip yangın çıkışından kaçmış.
E peki buna rağmen bu kadın nasıl bu kadar konser veriyor derseniz anksiyetesini yönetmek için şöyle yapıyormuş.
Sahnede Beyoncé olsaydı ne yapardı diye hayal ediyormuş ve tabii ki terapiye de gidiyor.
Sadece Beyoncé'yi hayal ederek üstesinden gelebileceği bir şey değil ama bana çok ilginç geldi.
İkincisi Barbara Streisand.
En çok etkilendiğim hikayelerden bir tanesi de budur sanırım.
Çünkü dünyanın en büyük seslerinden birinden bahsediyorum.
Aynı zamanda da oyuncu.
O kadar yetenekli birisi ki.
Emmy, Grammy, Oscar ve Tony ödüllerini kazanan dünyadaki 18 kişiden biri.
Ama 1967'de bir konserde şarkı sözlerini unutuyor.
İnsanlık hali tabii ki olabilir ama bu olay onu o kadar etkiliyor ki 27 yıl boyunca sahneye çıkmaktan alıkoymuş kendini.
İnanabiliyor musunuz? 27 yıl.
Sonrasında Oprah Winfrey ile bir röportajı vardı.
Orada da şöyle diyor. O gece yüzünden 27 yıl şarkı söyleyip insanlardan para almadım.
Ya tekrar unutursam diye düşünüyordum hep.
1994'te geri dönüyor sahnelere.
O zaman da teleprompter kullanmaya başlıyor.
Tabi o 27 senede bunun üzerine çalışıyor.
O ayrı. Bir diğeri de Emma Stone çocukken çok şiddetli panik ataklar yaşıyormuş.
Şey diyor böyle röportajlarında tamamen felç oluyordum.
Arkadaşlarımın evine gitmek istemiyordum.
Kimseyle takılmak istemiyordum.
Ve sonrasında terapiye giderek özellikle de bilişsel davranışçı terapiyle bunları yendiğini söylüyor.
Bir de aktris olmanın da kendisine iyi geldiğinden bahsediyor.
Oyunculuk bana ilk kez özgüven verdiği demişliği var röportajlarında.
Onun dışında çok şaşırdığım isimlerden biri Gandhi.
Evet Gandhi, Güney Afrika'da avukat olarak ilk davasına çıktığında tanığa soru sormadan önce donup kalıyor böyle ve mahkeme salonuna çıkmak zorunda kaldığı söyleniyor.
Bu erken dönem sosyal anksiyetesi onu yıllarca kamusal konuşmadan uzak tutmuş mesela ama zamanla o da meditasyon, sessizlik ve disiplinle bu korkuyu yönetmeyi öğrenmiş.
Onun dışında aşina olacağınız bir isim Franz Kafka.
Hayatı boyunca sosyal anksiyete ve depresyonla mücadele etmiş biri.
Güncelerinde hep yazıyor zaten.
Hatta birinde şunu da yazmış. Kimseye söyleyecek bir şeyim yok.
Kafka'nın en ünlü novelası Dönüşüm'ü düşünün.
En sevdiğim kitaplarından biridir bu arada.
Gerçi ben Franz Kafka'nın bütün kitaplarını çok seviyorum ama Dönüşüm'ün yeri ayrıdır bende.
Mesela Dönüşüm de sosyal anksiyetinin yarattığı yabancılaşma ve ötükleşme hissinin bir alegorisi olarak okunuyor.
O da yazarak bir şekilde rahatlamaya çalışıyor baktığınızda.
Birazcık da spor dünyasına gidelim.
Burada da Naomi Osaka var.
2021'de basın toplantısına katılmayı reddettiği için Fransa açıktan çekiliyor.
Bakın. Sonra da bir tweet atıyor diyor ki beni tanıyan herkes içe dönük olduğumu bilir zaten.
Turnuvalarda sık sık kulaklık taktığımı da görenler olmuştur.
Bu benim sosyal ansiyetimi hafifletmeme yardımcı oluyor.
Aynı zamanda depresyonda burada bir etken tabii ki kendisi bu konuda da tedavi görüyor ama demek istediğim şöyle bir baktığımızda bu örneklerin hepsi milyonlarca insanla teması olan kişiler ve hepsinin benzer tecrübeleri var.
Kafka hariç onun milyonlarca insanla benzer bir tecrübesi olduğunu düşünmüyorum ama bence bu örneklerde yer alması da uygundu.
Peki neden? Bu sosyal anksiyete neden oluyor arkadaşlar?
Tek bir sebebi yok ama birkaç güçlü faktörü olduğunu söylüyor uzmanlar.
Birincisi genetik yatkınlık.
Sosyal anksiyetinin %30 ila %40 oranında kalıtsal olduğunu gösteren araştırmalar var.
Yani ailenizde anksiyete bozukluğu olan bireyler varsa sizde de bu risk artıyormuş.
İkincisi çocukluk deneyimleri.
Alay edilme, dışlanma, zorbalık, aşırı eleştirel ebeveynler, utandırılma bunlar sosyal ansiyetin tohumlarını atan şeylermiş ki çocuklukta ihmal ve parentifikasyon bölümlerinde de ailemizin ve çocukluktaki
deneyimlerimizin şimdiki hayatı nasıl etkilediğine dair konuşmuştuk.
Dileyenler o bölümlere de bakabilir.
Parentifikasyon bölümümden kastım da bu arada ebeveynleşmiş, ebeveynleştirilmiş çocuk bölümü.
Üçüncüsü. Bilişsel kalıplar.
Sosyal anksiyetesi yüksek olan insanlar başkalarının ne düşündüğünü okuma kanısında kendilerini çok güçlü sanıyorlar genelde ama yanılıyorlar.
Bu herkes beni izliyor hissi var ya spotlight efekte denilen bir bilişsel çarpıtma baktığınızda.
Ama araştırmalarda şöyle diyor.
İnsanlar sizi düşündüğünüzden çok daha az gözlemliyor.
Yani kimsenin uğrunda değilsiniz bir bakıma ama bu anksiyet esnasında böyle düşünmüyor insan.
Sanki bütün dikkatler onun üzerindeymiş.
Sanki onun yaptığı garip şeyi söylediği.
garip şeyi herkes fark ediyormuş gibi hissediyor insan.
Ama aslında öyle değil. Dördüncüsü de buna hiç şaşırmayacaksınız.
Zaten yeni literatüre giren bir durum sosyal medya.
Özellikle de 21. yüzyılda sürekli farklı insanların hayatlarına tanık olduğumuzdan mütevellit gelen o kıyaslama hissiyle beraber sosyal anksiyetimiz de beslenebiliyormuş.
Bu instagramda herkesin mükemmel göründüğü bir dünyada ben yeterli miyim sorusuna yol açıyormuş hatta.
Ama sanki son zamanlarda bu olgu biraz daha kırıldı.
İnsanlar tepki göstermeye başladı bu sahteliğe.
Bunun farkındayım. Sonra da bunun antidotu olarak ne çıktı?
Mükemmel olmadığın yanları gösterme üzerinden prim yapan...
Postlar çıktı. O da bir ekonomi şu anda ve bence o da sıkıntı.
Neden? Örnek vereyim hemen.
Mesela beni neden kıskanmazsınız temalı videolar.
İçten içe şunu söylüyor bence.
Bak benim ne kadar zor bir hayatım oldu.
Yılmadım, şöyle yaptım, böyle yaptım ama nerelere geldim?
Alt temasıyla yine samimiyetten uzak ve takdir görme çabasına ilişkin bir...
post stratejisi var gibi gibi.
Yine bir başarı sunuyor önümüzde.
Yani bunu izleyen insan şunu da düşünebilir.
Bak ben de böyle şeylerden geçtim ama bu kızın geldiği yere gelemedim.
Bu adamın geldiği yere gelemedim.
Yani bunların hepsinin arkasında bir kurgu var.
Bunu söylemeye çalışıyorum. Her ne kadar gerçek olduğunu düşünsek bile.
Peki şöyle bir toparlayacak olursam.
Bence sosyal anksiyete de çok fazla dile getirmediğimiz için ne kadar yaygın olduğunu fark etmediğimiz durumlardan bir tanesi.
Ve tabii ki bahsettiğim gibi belli dereceleri var.
Uzmanlar da der ki sosyal anksiyete en tedavi edilebilir anksiyete bozukluklarından biri.
Nasıl derseniz bunun da birkaç tane yolu var.
Az önce birazcık bahsetmiştim ünlülerden ve onların nasıl başa çıktığından bahsederken ama hepsini şöyle bir toparlayayım.
Birincisi bilişsel davranışçı terapi CBT dediğimiz terapi %60 ila %80 oranında etkili bulunan bir yöntem.
CBT'de yapılan şey aslında şu.
Anksiyeteyi besleyen düşünce kalıplarını tanımlamak ve sorgulamak.
Herkes beni yargılıyor düşüncesini alıp bu...
Gerçekten doğru mu? Bunu gerçekten biliyor muyum sorusuyla test etmek.
Ben bu konu için değil ama başka bir şey için CBT yöntemiyle çalışmıştım bir terapiste ve çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki şu ana kadar çalıştığım en etkili yöntemlerden biriydi hatta en etkili yöntemdi.
Aa bir dakika geçen sene bu video çekme konusu da gündeme gelmişti ve ben...
O terapiste CBT yönteminde çalıştıktan sonra video çekme konusuna sıcak bakmaya başladım.
Şimdi size anlatırken hatırladım.
Hemen değil tabii ki bunun üzerinden biraz daha zaman geçti bunun planlamasını yapmak, kendimi hazır hissetmek ama şu an video çekerken hiçbir şekilde kendimi rahatsız hissetmiyorum.
Eğlenmeye bile başladım ki beni uzun süredir dinleyenler bilir.
Instagram ve kısa formlu videolara ne kadar mesafeliydim.
Neyse hemen geçelim.
Maruz kalma terapisi var bir de.
Korktunuz sosyal durumlara kademeli olarak.
maruz kalmak. Güvenli bir ortamda kontrollü bir şekilde ama.
Ve tabii ki yanınızda bir uzman, bir terapist olması gerekiyor.
Orada da şöyle bir şey var. Her maruz kalmada beyin bu kadar tehlikeli değilmiş, o kadar da kötü değilmiş mesajını alıyor ve zamanla o korku azalıyor.
Reddedilme terapisi bölümümüzde buna benzer bir kavramdan bahsetmiştim.
Orada da korkuyla yüzleşme ve hayır duymaya alışma üzerinden konuşmuştuk.
Daha derine inmek isteyenler o bölüme de bakabilir.
Bunun dışında bir de sosyal beceri eğitimi var.
Çünkü bazen mesele sadece korku ya da ansiyete de olmayabiliyor.
Yetiştiğimiz aileye ve ortama göre sosyal becerilerimiz belki de gelişmesi gerektiği kadar gelişmemiş de olabiliyor.
O yüzden bu soft skills yani yumuşak beceriler dediğimiz iletişim eğitimleri de pratik bir şekilde çözülebiliyor.
Bunların içerisinde göstermesi, aktif dinleme, beden dili, soru sorma, konuşmaya katkıda bulunma gibi beceriler üzerinde çalışılıyor.
Bir de bu... Çok yüksek sosyal ansiyetesi olan insanlar için ilaçlı tedaviler var.
Onun içinde de SSRI'lar varmış.
Yani seçici serotonin geri alım inhibitörleri.
Bunlar tercih edilen ilaçlarmış.
Terapiyle birlikte kullanıldığında da etkisi %70 ya da %75'e kadar çıkabiliyor.
Beta blokurlarda özellikle performans ansiyetesi için böyle sunum öncesinde ya da topluluğa konuşma gibi durumlarda Kullanılan ilaçlarmış ama tabii ki de bu da bir doktor kontrolünde kullanılmalı.
Son olarak da farkındalık yani mindfulness temelli müdahaleler var.
2024'de Science Direct'te yayınlanan 92 randomize kontrolü çalışmayı kapsayan bir meta analize baktım.
Orada da şunu diyor farkındalık temelli müdahalelerin sosyal anksiyete de anlamlı bir etki gösterdiği bulundu.
Sosyal anksiyete odaklı olarak hiçbir zaman mindfulness'da birebir çalışmadım ama mindfulness eğitmeni olarak özellikle de mindfulness temelli stres azaltma konusunda uzmanlaşmış biri olarak şunu söyleyebilirim.
Mindfulness aktivitelerinin sadece meditasyondan bahsetmiyorum.
Çok daha farklı aktiviteler olabilir.
Kanalda konuşmuştuk zaten ama anksiyeteyi, stresi ve birçok konuda sizin endişelerinizi azalttığını Kendimde de tecrübeledim.
Eğitim verdiğim kişilerde de tecrübeledim.
Yani demek istediğim şey aslında çok farklı yöntemler var.
Hangisi size daha yakın geliyorsa, hangisine ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız ya da hangisi en sürdürülebilir şekilde yapabileceğinize onlara bakabilirsiniz.
Tabii ki de uzman eşliğinde.
Bir de şu var, sosyal anksiyete genellikle bir zayıflık olarak görülüyor toplumda.
Biraz daha böyle çekingen, asosyal diye etiketler yapıştırabiliyor insanlar ya da aman canım sen de az cesaretli ol denilebiliyor.
Ama baktığınızda sosyal anksiyetisi olan insanlar çoğu zaman diğerlerine göre daha duyarlı olan insanlar.
Başkalarının ne hissettiğini daha iyi okuyan insanlar, kendi ne hissettiğinden ziyade ya da empati kapasitesi yüksek detaylara dikkat eden insanlar.
Susan Cain'in Quiet adlı kitabında Şöyle bir söz var.
İntrovertler ve sosyal olarak kaygılı insanlar toplumun en az takdir ettiği ama en çok ihtiyaç duyduğu insanlardır.
Çünkü onlar Konuşmadan önce düşünüyor, tepki vermeden önce gözlemliyor, bir şey söylemeden önce de dinliyor.
Alın size mindfulness aktivitesi.
Bir de Beden Kayıt Tutar kitabında şöyle bir şeyden bahsediyordu.
Bazen sosyal kaygı vücudunuzun sizi koruması olabilir.
Geçmişte yaşanan bir deneyim bu reddedilme olabilir, utandırılma ya da dışlanma olabilir.
Bu deneyim vücutta bir alarm sistemi kurmuş olabilir.
Ve o alarm sistemi baktığınızda mantıksız değil.
Bir zamanlar sizi korudu, şu an korumuyor olabilir.
İşte şu an korumadığını fark edip gereken adımı atmak önemli olabilir.
Evet arkadaşlar bence bir bölümün daha sonuna geldik.
Bu dikkat süremizin kısaldığı çağda.
Eğer buraya kadar dinlediyseniz teşekkür ederim.
20 dakikanızı ayırıp beni dinlediğiniz için.
İyi ki varsınız. Umarım faydalı olmuştur bu bölüm size.
Ve bu bölümü beğendiyseniz de.
Toplantılarda sessiz kalan, fikri olan ama söylemeyen.
Ya da kalabalık ortamlara.
Ay şimdi benim orada ne işim var.
Bir sürü tanımadığım insan var.
Onlarla hiç tanışıp kendimi anlatma derdine giremem diyen.
Ki benim bu aslında. Böyle diyen arkadaşlarınıza göndermeyi unutmayın.
Bazen çünkü bir şeylere isim koymak ya da bir şeylerle ilgili farkındalığınızın oluşması dinlediğiniz, okuduğunuz, izlediğiniz bir şeyle beraber değişim konusunda adım alabilir.
Ben de sosyal anksiyetim olmadığını zannediyordum ama bu bölümü çekerken acaba mı dediğim birkaç nokta oldu.
Ve eğer bu konularda profesyonel destekle çalışmak istiyorsanız sosyal anksiyete gerçekten hassas bir konu mutlaka iyi bir klinik psikologla veya terapiste çalışmanızı tavsiye ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
