
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bölümün anlam ve önemine istinaden tek bir ricam var; sonra dinlerim diye kaydetmeden şimdi dinlemeniz :) *
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Konuyla çok alakalı bir giriş yapacağım arkadaşlar.
Ama gerçekten isteyerek olmadı.
Şöyle normalde her çarşamba günü yeni bölüm yayınlıyorum.
Kendimce böyle bir düzen oturtturdum ya da yayınlamaya çalışıyorum diyeyim.
Çünkü bu hafta yayınlayamadım.
Hatta bazılarınız bunu fark etmiş ve bana böyle mesajlar geldi.
Bu hafta yeni bölüm gelmedi niye gelmedi diye.
Hazır bunu da söylemişken beni dinlediğiniz platformdan eğer takip ederseniz bildirimleri de açarsanız yeni bölüm yayınlandığında ya da yayınlanmadığında bu hafta olduğu gibi size de bildirim geliyor.
Bunu da söylemiş olayım.
Bu hafta birçoğumuzun muzdarip olduğu bir konudan bahsedeceğiz.
Ertelemek. Hazır ben de bölümü yayınlamayı ertelemişken neden ertelemek konusunda bu hafta birazcık daha öncelik verdim ve bahsetmek istedim.
Çünkü hafta başında böyle Instagram'da ufak anketler yapmıştık.
Ne konuşalım, işte neler yapalım gibisinden.
Ertelemek konusu geldi.
Bunu da kamuoyuna sundum.
Ve o kadar çok kişiden ertelemekle alakalı geri bildirim geldi ki...
Dedim evet bu üzerine konuşulması gereken konulardan bir tanesi.
Hatta bölümden önce de biraz bakındım böyle derya deniz kaynak var.
Yani ertelemenin arkasındaki psikoloji ile alakalı nasıl başa çıkarız diye böyle milyon tane kurs.
Bazı kaynakları araştırırken gördüm şey diyor işte erteleme hastalığını yenin.
İşte yok efendim şöyle kötü böyle kötü yani tamam evet çok iyi bir şey olduğu söylenemez ama bu bir hastalıksa eğer.
Şu an dünya üzerindeki 7 milyar insana sahip olduğu bir hastalık.
Çünkü bir tane bile bana böyle hiçbir şeyini ertelemeyen insan gösterin gösteremezsiniz.
Yani eminim hepimizin şöyle anıları vardır.
Çok böyle önemli bir konuşma yapacağız.
Ciddi bir konuşma yapacağız.
Ama o telefona elimiz gitmez.
Onun yerine mutfağı temizlemeyi tercih ederiz.
Ya da ne bileyim yetişmesi gereken bir iş bir şey var.
Onun yerine dolabımızı toplamayı tercih ederiz.
Ya da işte sosyal medya olsun, Netflix olsun.
Örnekleri siz söyleyin, ben çoğaltayım.
Bir şekilde herkesin hayatının bir döneminde ya da bir alanında yer kaplayan bir şey bu.
Bazıları bunu yönetebiliyor, bazıları yönetemiyor.
Ama bu yönetmekten kastım.
Ertelemeyi yönetmek ya da zamanı yönetmek değil aslına bakarsanız.
Duyguyu yönetmek. Çünkü bunun arkasında bizim negatif olarak...
Tabir edebileceğimiz işte korku, endişe, kendinden şüphe duyma, özgüvensizlik gibi duygular var.
Ve biz bunlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz için erteliyoruz.
Yani o elimizdeki işi erteleyerek aslında o duyguyla başa çıkmayı erteliyoruz.
Ama sonra yumurta kapıya gelince ne oluyor?
Panik. Panikten de öte benim rahatsız olduğum şey de şu oluyor genelde ertelediğimde.
Biliyorsun ya bir şekilde yapmak zorundasın ama ertelediğinin de farkındasın.
Böyle bir ağırlık oluyor üzerinde.
Sanki üzerine görünmez bir öküz oturmuş gibi.
Onun böyle rahatsızlığını mutlaka arka planda hissediyorsun.
Yani sizi bilmiyorum ama ben gerçekten bunu hissediyorum.
Neyse ben bu bölümde aslında biraz daha çözüm odaklı ve kendi örneklerimden gitmek istiyorum.
Ama oralara girmeden önce bu erteleme konusuyla alakalı.
Güzel çalışmalar yapan bir Tim Urban var.
Bırakırım aşağıya linklerini.
Hem TED Talk'u var hem de güzel bir web sitesi var.
Bunu biraz daha bilimsel açıklıyor.
Barış Özcan'ın da bununla alakalı kısa bir videosu var.
Onu da çok beğendim. Onu da bırakırım.
Benim erteleme konusuna bakış açımda şöyle.
Bu bence iki taraflı bir şey.
Birincisi daha basit olarak gördüğüm yapmak zorunda olduğumuz ama yapmak istemediğimiz şeyler var.
Buna motivasyonumuz olmayabilir, modumuz olmayabilir.
Dediğim gibi yapmak istemiyor olabiliriz.
Ne olur işte. Yaptığımız işteki bir proje olur, öğrenci ise yetiştirmemiz gereken bir ödev olur, bir tez olur, organize etmemiz gereken bir şey olur.
Hani böyle süresi olan şeyler ama yapmak istemezsin ve hep son dakikaya bırakırsın.
Zaten son dakikacılık yumurta kapıya gelince yapmaca bizim gibi böyle Akdeniz kültürlerinde genel olan bir şeydir.
Birincisi bu ama bunların yönetimine biraz daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Kulağa biraz saçma gelebilir ama ben şöyle yapıyorum ertelemeyi ertelemek gibi oluyor böyle düşününce kulağa hani gerçekten de öyle geliyor ama eğer ki yapmak istemediğim bir şeyse gerçekten
de kendimi zorlayarak yapacaksam ona bir zaman belirliyorum bir gün belirliyorum ve o belirlediğim zaman ve gün.
Benim üzerimden yük alıyor.
O üzerimdeki ağırlığı alıyor.
Çünkü biliyorum ki o zaman geldiğinde ben onu yapacağım.
Ve bir daha ertelemiyorum ama.
O gün onu yapıyorum.
Ve o yapılacaklar listesindeki bir şeye tik atıyor olmakta.
Dopamin seviyemi yükselttiği için.
Çünkü ben dopaminle çalışan bir insan olduğum için.
Burayı bu şekilde yönetiyorum.
İşte burada kendinizi tanımak, neyine tepki verdiğinizi bilmek, neyi neden ertelediğinizi ve onunla nasıl başa çıkacağınızın ipuçlarını geliştirmek tamamen sizinle alakalı ve kendinizi ne kadar tanıdığınızla
alakalı. Bir de böyle süresi olmayan ama bir şekilde ertelediğiniz, yapmamak için bahane bulduğunuz ya da sonra yaparım ya dediğiniz şeyler var.
Bunların mesela en basitinden.
Girip böyle örneklendirerek gitmek istiyorum ki çok daha net bir şekilde otursun.
Mesela spor yapmak istiyorsunuz.
Biliyorsunuz ki faydalı bir şey ama hep erteliyorsunuz.
Aman yarın başlarım, aman şöyle başlarım, aman böyle başlarım.
Evet ama burada erteliyorsak o zaman neden erteliyorum ben bu sporu?
Bunu sormak gerekiyor. Ben bunu neden erteliyorum?
Belki spor yapmayı sevmiyorsunuz.
Belki spor yapmak size gerçekten çok büyük bir külfet geliyor.
Belki... O yaptığınız sporu sevmiyorsunuz ya da faydasına inanmıyorsunuz.
Bunlardan bir tanesi olabilir.
Neden ertelediğinizi bildiğiniz zaman onun arkasını da altında doldurabilirsiniz.
Belki daha güzel bir spor seçersiniz ya da atıyorum bu HIIT dediğimiz High Intensity Workout size uymuyordur da daha çok yürüyüşten hoşlanıyorsunuzdur.
Tenis uyuyordur. Belki yoga daha sakin bir şeylerdir.
Orada kendinizi biraz daha tanımak, bilmek bence ertelemek konusunda çok yardımcı oluyor.
Ve sonrasında da tamam ben bunu bu yüzden erteliyorum.
Peki ne yapabilirim ertelememek için?
Ama bu en basit örneği kendi hani fiziksel dünyamızdan bir örnek.
Bunun dışında benim aslında bugün asıl konuşmak istediğim şeylerden bir tanesi hayallerimizi ertelemek.
Yani sürekli böyle yapmak istediğimiz bir şey, gitmek istediğimiz bir yer ya da değiştirmek istediğimiz işimiz.
Yapmak istediğimiz bir değişiklik hayatımızda majör bir etkisi olacak bir değişiklikle alakalı bir adım atmayı ertelemek.
Bununla alakalı somut bir örnek verecek olursam böyle bir 10 sene kadar geriye götüreceğim sizi.
Ben ekonomi okudum lisansımı ve gerçekten de ekonomi okuyacak en son insan benim baktığınızda.
Sevdim mi? Hiç sevmedim.
Daha girdiğim ilk yıldan itibaren de hep böyle okulu bırakıp bir şekilde çıkmayı düşündüm.
Ama yapamadım. Neden yapamadım?
Kendime göre geçerli sebeplerim vardı.
Birincisi ailemin durumu o dönem bozulmuştu.
Ve ben hani okulumu bırakıp tekrar hazırlanacağım diyemezdim.
Çünkü çalışmam gerekiyordu.
Hem çalışıp hem de tekrar sınava hazırlanmak bana göre imkansızdı.
İstesem yapabilir miydim?
Tabii ki yapabilirdim.
Ama benim kendime bulduğum çok güzel bir bahanem vardı.
Öyle söyleyeyim. Ama bahanenin yanında şu da vardı.
Ben o bölümü istemiyordum, sevmiyordum ama ne istediğimi de bilmiyordum.
Yani evet sanatla ilgili bir şey yapmak istiyordum, bir şey üretmek istiyordum, mimarlığı düşünüyordum, işte sanat tarihini düşünüyordum, başka bir şeyler.
Hep böyle aklımdan geçen...
Az çok bir şey vardı ama net hiçbir şey yoktu ve kafam çok bulanıktı.
Bir de o zamanlar gerçekten çok maymun iştahlı bir insanım.
Yani ne görsem, ne duysam o benim ilgimi çekiyordu.
Ve ben böyle kayboldum.
Bu ertelemenin zaten en büyük sebeplerinden bir tanesi de ne yapacağını bilmemek ve nasıl yapacağını bilmemek.
O yüzden de hani böyle bir bahane üretiyoruz.
Tabii ki bu bahsettiğim şey çok majör bir şey.
Hani gerçeklik payı olan da bir şey.
Ama her zaman...
Bir şeyi gerçekten istiyorsan onu ne olursa olsun yapabildiğine inanan bir insan olarak ve hayatında da bunun örneklerini yaşamış bir insan olarak şu an düşünüyorum da gerçekten çok isteseydim yapardım.
Gerçekten ne istediğimi bilseydim yapardım ki bunun canlı örneği de yine bizim ailemizde bir kişi de var kardeşim.
Kaan üniversitenin ilk senesi yanlış tercih kurbanı oldu.
Üniversiteye gitti gitmedi vesaire.
Sonra ikinci senesi tekrardan geldi.
Bu sefer İzmir'e gitti.
Hiç beğenmedi. Hiç mutlu olmadı.
Okuldan mutlu olmadı. Kaldığı yerden mutlu olmadı.
Ben tekrar gireceğim sınava dedi.
Ki bu arada biz hani ilk girdiği sene de burayı tercih etme şunu yapma böyle yapma falan neler neler dedik.
Dinlemedi. İkinci sene dedi ki kal orada bak İzmir güzel yer.
Hiç hani sorun olmaz derslerine odaklan.
Yok dedi ya ben... İstemiyorum ben çok net bir şekilde İstanbul'da okumak istiyorum.
Siyaset ve politikaya ilgim var.
Bununla ilgili bir şey yapmak istiyorum.
Ve başka bir şey yapmak istemiyorum dedi.
Bizim tarafımızdan baktığında bu çocuk 3 senesini harcamış gibi görünüyordu.
Ama Kaan ne yaptı? Tekrardan sınava girdi.
İstediği bölümü kazandı.
Hatta üstüne yandalda yapıyor şu anda.
Çünkü o kadar seviyor ki şu an yaptığı şeyi.
İnanılmaz başarılı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne girdi.
Orada böyle şube başkanlığı yapıyor.
Türkan Dergisi'nin editörlüğünü yapıyor.
Orada yazılar yazıyor. Bir tane yazısı Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı.
Hani şu an gerçekten...
Yani yalan söylemeyeceğim nasıl olsa dinlemiyor zaten bu podcastı.
Bizim beklediğimizin çok üzerinde kendi çapında bir başarı sarf etti.
Hani hep küçük kardeşlerde şey olur ya böyle liseyi ya da üniversitenin ilk senelerini böyle birazcık tembel geçir ya fıtnana bir adam olmaz falan dersiniz.
Kaan bizi çok şaşırttı.
Neden? Çünkü Kaan hayallerini ertelemedi ve istediği şeyi yaptığı için çok mutlu oldu.
Ve şu anda gerçekten artan bir şekilde hani kendi...
Halindeki başarıları devam ediyor.
Burada birazcık kardeşimi güzellemiş oldum ama gerçekten gurur duyuyorum hani yaptığı şeyle.
Ve onu izlerken ben şunu fark ettim.
İyi ki de istediği şeyin peşinden koşmuş bunu ertelememiş.
Hayatıyla ilgili bu kadar büyük bir karar.
Zaten onu söylemişti. Abla ben ileride pişman olacağım bir şey yapmak istemiyorum.
Bunu ertelemek istemiyorum demişti.
Ve onunla konuşurken şunu fark ettim o zaman.
Ben ne istediğimi bilmemenin yanında.
Korkuyordum da. Yani tekrardan o sınava girip başarısız olmaktan korkuyordum.
O iki senemi kaybedip o vakit kaybı olarak görüyorsun ama aslında hiçbir şey değil.
Kaybedip sıfırdan bir şeylere yeniden başlamaktan korkuyordum.
Ama bunun hiç farkında değildim.
Bunu bilmiyordum. Yani bu tamamen bilinç dışındaydı.
O yüzden de hayatımızda böyle büyük etkisi olacak kararları almayı ertelerken onun arkasındaki duyguyu bilmek çok önemli.
Bize çok güzel bir öpücü veriyor aslına bakarsanız.
En başta dediğim gibi her konuda olduğu gibi kendini tanımak da burada çok önemli.
Ben o zaman kendimi daha doğrusu korkularımı bu kadar iyi tanımıyordum.
Bilmiyordum Kaan'ın olduğu kadar bilinçli değildim.
Ama ben kendimi hangi konuda tanıyordum?
Ben kendimi...
Meraklı olduğum, gezmek, görmek istediğim konusunda çok iyi tanıyordum.
Ve bu konuda ne istediğimi de çok iyi biliyordum.
Birincisi en 31 sene öncesine götüreceğim sizi.
Ben bebekken bile her eve gelen misafirin arkasından giderken ben gideceğim diye ağlıyordum.
Daha okuma yazmayı öğrenmemiştim.
Elimde atlas vardı. Annemle böyle ülkelere bakıyorduk.
Buraya da gideceğim, şuraya da gideceğim diyordum.
90'lı yılların çocukları bile, gerçi bu 2000'lerin başındaydı ama.
En sevdiğim program Acın Firar'daydı.
O zaman Acın Acın olmamıştı.
Deli gibi geziyordu. Hiç unutmam böyle Cayman Adalarına falan gitmişti.
Her bölümünü izliyordum. Hiçbirini kaçırmıyordum.
Sonrasında böyle ben lisedeyken annemin arkadaşları gelmişti.
Onların da bir tane kızı vardı böyle üniversiteye gidiyordu.
Şeyi anlatıyordu. İnterrail yapmış.
Böyle bütün Avrupa'yı gezmiş.
Dedi ki kesinlikle hani senin de gezmen lazım.
Böyle üniversiteye gittiğinde Erasmus diye bir program var.
Ve ben hani ne kadar istediğimi bildiğim, kendime ne istediğimi çok iyi bildiğim ve hayalimi çok iyi bildiğim için...
İlk ertelemediğim şeylerden bir tanesi o olsa gerek.
Üniversiteye girdiğimde çalışıyordum.
Evet çalışmam gerekiyordu ama yemiyordum içmiyordum.
Kenara böyle şey koyuyordum.
Altın alıyordum her ay.
Gündüz işe gidiyordum.
Akşam okula gidiyordum.
Böyle paramı biriktiriyordum ama o zamanlar tabii bir stajyer maaşıyla hiç unutmuyorum.
750 TL idi. 80 lira bir altındı.
Ben her ay altın alıp kenara koyuyordum.
Benim üniversiteye gittiğim zaman işte Budapest'te de yaptım Erasmus'umu Budapest'e gideceğim zaman da hatta altın 80 liradan 150 liraya çıkmıştı ve ben onları
bozdurup euro yapmıştım ve tabii ki altını euro dolar şimdiki gibi göklerde değildi.
1.2 miydi euro öyle bir şeydi zaten Budapest'de de ucuz bir ülkeydi.
O da şöyle bir şey giderken de şunu demiştim ben Erasmus'a gideceğim Budapest'e gideceğim mesela burada bu kadar nettim ve bunu ertelemedim ve buna ulaşmak için elimden gelen her şeyi yaptım.
Gittim çok güzel 6 ay kalmak da istedim ama bir şekilde o zaman hibe çıkmadı işte biraz daha dönmem gerekiyordu okulum uzayacaktı falan kalmadım geldim.
Hep içimde şey vardı. Ben tekrar gitmek istiyorum.
Farklı yerlere de gitmek istiyorum.
Farklı yerleri de tanımak istiyorum.
Tabi böyle Erasmus'a gidince 6 aylık öğrenci hayatı.
Hayatta başka hiçbir derdin yok.
Sadece eğlenmek istiyorsun, gezmek istiyorsun.
İşte yiyorsun, içiyorsun vs. Burası güzel.
Ben döndüm. Gitmek için bakıyorum bu sefer.
Ama bu sefer tamamen gideceğim.
Yani öyle 6 aylık değil. Süresi belli değil.
Önce böyle karşıma bir fırsat çıktı.
Isaac stajiydi. Hiç unutmuyorum.
Brezilya'daydı. Ama tabi Isaac stajları çok az para verdiği için yine böyle senin kenarda bir birikimin ya da ailenin destek olması gerekiyor.
Orada şey demiştim ya ben gideceğim ama şimdi başıma bir şey gelse bir şey olsa hani bu kadar uzak yanımda hiç param yok sürüneyim mi orada?
Hatta bunu destekleyen bu hani düşüncemi destekleyen birçok da arkadaşım vardı.
Yok ya dedim ben en iyisi hani şey yapmayayım ki Brezilya'ya da o kadar çok gitmek istiyorum ki orada bir süre yaşamak istiyorum anlatamam.
Ama gitmedim.
Farklı fırsatlar da çıktı.
Çıkmadı mı? Singapur'da bir tane fırsat vardı.
İki senelik bir stajdı.
Şartları inanılmaz iyi.
Hani böyle maaşı çok iyi, sana çok güzel fırsatlar veriyor, çok iyi bir firma.
Ama staj iki senelik.
Ben de diyorum ki ben 22 yaşındayım.
İki sene orada staj mı yapacağım?
24 yaşında olacağım. 24 yaşında millet nereye geliyor?
Allah aşkına bana söyleyin.
Neyse o zamanki bahanem de tabii ki buydu.
Sonra ben ilk tam zamanlı işimi buldum.
Türkiye'de işe girdim ve hatta kendimi şöyle ikna ettim.
Zaten ben oraya gitsem de hani bir iki sene kaldım ama döndüğümde şu anki bulduğum iş gibi bir işi bulmak için o tecrübeyi edinmek istiyordum.
E zaten yurt dışında staj yapmadan da ben dünyanın en büyük şirketlerinden bir tanesine işe girdim.
Aa o zaman süper. Girdim ama o hiç aklımdan çıkmıyor.
Tabii yurt dışına gitmek, orada çalışmak, yaşamak kısmı.
Sonuç olarak hani ben hep böyle bir bahane buldum.
Ta ki şu zamana kadar şu zaman dediğimde 27 yaşım artık o zaman hani Emine sen bunu istiyorsun ve bir şekilde yapamıyorsun.
Neden yapamıyorsun diye kendimi sorgulamaya başladım.
O zamanlar biraz daha hani bilincimin belki de bir tık daha arttığı noktalardı.
Yani 27 değil 26 pardon.
Hep istiyorsun istediğin her şeyi şu zamana kadar yaptın bunu neden yapamıyorsun diye kendimi sorguladığımda hep böyle bir bahanem cevabım oluyordu ama yavaş yavaş da başlamıştım
işte işlere bakmaya. Ne zaman anladım biliyor musunuz?
Hiç unutmam Amazon'la bir görüşmem olmuştu Luxemburg'daki Amazon'la bu bulut ürünleri cloud takımındaydı.
Normalde bir görüşmeden önce çok istediğinizde fırsatlardan bir tanesi ise ne yaparsınız?
Hazırlanırsınız, firmayı araştırırsınız, işe bakarsınız, her şeye bakarsınız değil mi?
Ben ne yaptım? Hiçbir şey yapmadım.
Kendime aşırı güveniyorum çünkü.
Girdim mülakata. Kadın dedi ki insan kaynakları cloud sisteminin ne olduğunu biliyor musun dedi.
Ben ne desem beğenirsiniz.
Ay işte dedim rapid share işte dropbox gibi bir şey değil mi?
Kendimden utandım. Böyle bir cevap verilir mi yani?
Ondan sonra ve kapattım.
Mülakat alamadığımı öğrendiğimde inanın üzülmemiştim.
İçimde böyle bir rahatlık vardı.
Saçma bir rahatlık.
Hani ben elimden gelen yaptım ama ama işte olmadı gibi.
Orada ayıktım aslına bakarsanız.
Dedim ki ben kendi kendimi resmen sabote ediyorum ya.
Sabote ediyorum. Hani bunu neden yaptın?
Madem bu kadar istiyorsun neden o zaman kendini sabote ediyorsun?
Bunu düşündükten sonra da aklıma şu geldi.
Ben korkuyorum.
Oturdum çünkü yazdım.
Niye yapıyorsun? Ne var bunun arkasında?
Niye bu kadar erteliyorsun? Hayatında gerçekten hiçbir şeyi ertelemeyen bir insansın normalde.
Tez canlı bir insanım.
Hemen yapalım. Aradan çıksın isterim.
Niye erteledim?
Çünkü korkuyordum.
Çünkü sıfırdan bir yere gitmeye, hayatımı yeniden başlatmaya, alışkın olduğum şeyleri bırakmaya...
Korkuyordum her ne kadar kendimi çok kolay adapte olabilen bir insan olarak tanımlasam ve her yere uyarım desem de bu korkumun derinde beni ne kadar etkilediğinin
farkında değildim.
Çünkü kendimi bu kadar iyi tanımıyordum.
Çünkü sorgulamıyordum.
Aynı şekilde gidip de geri dönmekten korkuyordum.
Çünkü gidip de başarısız olmaktan korkuyordum.
Ama bunların hiçbirinin farkında değildim.
Ne zaman ki böyle biraz daha aklım ermeye başladı, içimde olan bitenlere, bilinç dışımda olan bitenlere, dedim ki Emine ne olur,
yani en kötü ne olabilir?
Ne olur? Geri dönersin.
Elinde, cebinde tecrüben olur, dilini geliştirirsin, geri dönersin.
Sonra başladım kendimi biraz daha motive etmeye.
Bu işte ertelemeyi...
Bu şekilde yendim bu konuda.
Dedim ki bak sen şu zamana kadar neler neler yaptın.
Oturdum listeledim. Ben bunu yaptım, şunu yaptım, bunu aklıma koydum, şunu yaptım, aklıma koydum, şunu da başardım, bunu da başardım.
Bunu mu yapamayacaksın? Bir de ne olabilir diye böyle kendimi gerçekten ikna ettim.
O yüzden baktım o zamandan sonra ben çok daha aktif bir şekilde iş aramaya başladım.
Ve zaten kısa süre sonra da bu iş oldu ve buraya geldim.
Ve bunu yaparken de kendime hep şunu hatırlattım.
Şu an yapmazsan bir daha yapamayacaksın.
Çünkü... Yaş ilerledikçe konfor alanınız artıyor.
Bu çok net bir şey. Yani o alıştığınız durumdan, alıştığınız arkadaşlıklardan, gelen hazır paranızdan vazgeçip sıfırdan bir hayat kurmak istemiyorsunuz.
Baktığınızda ben bile bir tık geç kurmuş sayılırım.
Ama dedikken ben şu an evli değilim, çoluklu değilim, çocuklu değilim ki öyle olsam bile yapabilirdim.
Çünkü öyle örnekleri de görüyorum ama şu an yapmazsam bir daha hiç yapamayacağım.
O yüzden bir şeyi yapmamanın...
diye pişmanlığı yaşamaktansa bir şeyi yaparım.
Olmazsa da olmaz ama en azından yaptım derim içim rahat olur.
O zamandan bu zamana benim en çok aklıma kazınan düşüncelerden bir tanesi bu.
Yapmamanın pişmanlığını yaşamaktansa yapıp içinin rahat olması.
Bu hani kendini tanımak o yüzden o işte arkasındaki sebebi duyguyu bilmek erteleme konusunda özellikle hayallerinizi erteleme konusunda çok çok yardımcı olan bir
şey. Onun dışında Benim gördüğüm şeylerden bir tanesi de mükemmelliyetçilik.
Hani hep şey olur ya böyle bir şeyi yapacaksanız ya da bir şey olacaksa en iyisi olmalıdır.
Bunu babam çok yapardı.
O da dinlemiyor ya nasıl olsa podcastı.
Ben bugün böyle Yeşilçimen sülalesinde boyuna giydiriyorum.
Babam mesela. Babama diyorum ki baba beni işte voleybol kursuna gönder.
Belediyenin kursu açılmış. İki dakika ötede.
Yok kızım orası iyi değil. Ben seni en iyisine göndereceğim.
Beş senesini aldı beni göndermek.
Gitar kursuna gitmek istiyorum.
Yok kızım ben seni işte İstanbul'da bakır köylüler bilir.
Basat var gerçekten. Böyle çok güzel sanatçıların kaliteli bir yerdir.
ondan sonra ben seni basata göndereceğim 3 senesini aldı hep böyle bir şeyleri erteleyen insanlar vardır işte yapacağım ama en iyisini mesela diyet yaparken de ya ben diyet yapacağım ama çok sıkı diyet
yapacağım o yüzden pazartesi günü başlayacağım falan öyle bir şey yok gerçekten hani evet bazen modunuz olmayabilir bir şeyleri ertelemek isteyebilirsiniz ama ertelemenin sonu yok yani bir
de şu var ben yarına öbürsü güne bir sonraki seneye onu erteliyorum ama O ertelediğim şeyi yapamayacak kapasitede olacak mıyım?
Fiziksel olarak o güçte olacak mıyım?
Mental olarak o güçte olacak mıyım?
İngilizce çok güzel bir söz var.
If not now, when diye.
Şu an değilse ne zaman? Gerçekten şu an değilse ne zaman?
Çünkü mesela yapmak istediğiniz bir şey var.
İşinizi değiştirmek istiyorsunuz.
Değiştirin. Ertelemenin manası yok.
Konfor alanında olduğumuzu zannediyoruz bazen ama gerçekten konfor alanında da konforlu muyuz?
Onu sormak lazım. Onu neden erteliyorsunuz?
Ya da eşinizi değiştirmek istiyorsunuz.
Bu buraya bu konuya girer mi bilmiyorum ama onu da ertelemeyin.
Değiştirin. Hayat sizin hayatınız.
Hayat çok kısa. Yarın ne olacağı hiç belli değil.
O yüzden burada bence birincisi kendini tanımak.
Neyi neden yaptığını, neyi neden ertelediğini, onun arkasındaki sebebi, duyguyu, düşünceyi biliyor olmak çok önemli.
İkincisi artık bunu bildikten sonra şey yapabilirsiniz, bebek adımları.
Yani hemen bugün başladım ve bugün mükemmel olacak, yarın hemen onu elde etmiş ve çok başarılı olacağım diye bir şey yok.
Bebek adımlarıyla yavaş yavaş kendinize büyük hedefler koymanıza da gerek yok.
Bazen de... Elimizin altında böyle hani telefonlar varken çünkü en büyük erteleme şeylerinden biri de kendimizi böyle uyuşturuyoruz ya telefonlara bakarak ya da hani farklı bir şey televizyon izleyerek bir şekilde
bir oyalamaca buluyoruz.
Onları azaltmak yani sizin dikkatinizi dağıtan şeyleri, hedefinize odaklanmanızı engelleyen şeyleri hayatınızdan bir süre çıkarmak.
Belki işte arkadaşlarınızla çok telefonda vakit harcıyorsunuz, görüşüyorsunuz vs.
Bunları elemek. Ve gerçekten bir şeyi hedef olarak yazmak, yazıp böyle gözünüzün önüne koymak, hiç böyle ertelemeye mal vermeyecek şekilde yapılacaklar listesinden zaten bahsettim.
Bazıları şey konuşuyor hani böyle bunu duyurmak, birilerine söylemek bazı kişilerde işe yarayabilir.
Eğer sizde işe yarıyorsa bence deneyin derim.
Ama bende hiç yaramıyor.
Beni daha fazla strese sokuyor.
Neyse bugünkü solo bölümde çok konuştum.
Buraya kadar dinlediyseniz teşekkür ederim.
Umarım verdiğim örnekler ya da benim hayatımda işe yarayan şeyler, benim kullanımda işe yaradığını söylediğim şeyler size de yardımcı olur.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı, sürekli erteleyenlerle paylaşmayı.
unutmayın. Sosyal medyada da paylaşabilirsiniz.
Çok güzel mesajlar atıyorsunuz.
Çok mutlu oluyorum. Arada böyle paylaşıyorsunuz.
Repost yapıyorsunuz. Yine çok mutlu oluyorum.
Bir de bunu daha önce burada hiç duyurusunu yapmadım.
Neden yapmadım? İnanın ben de bilmiyorum.
Ama bilenleriniz vardır. Bilmeyenleriniz için de ben Kendi yaptığım profesyonel işimle beraber iki şapkalı bir iş yapıyorum ve diğer profesyonel işim de mindfulness danışmanlığı ve koçluğu vermek.
Bunun altında neler var?
Hani böyle kaybolmuş hissettiğiniz zamanlarda ya da işte hayat amacınızı sorguladığınız, varoluş sancıları çektiğiniz zamanlarda ya da hayatınızla ilgili büyük bir değişiklik yapmak istiyorsunuz.
Nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz ya da hangi yöne sapacağınızı bilemiyorsunuz.
Stres yönetimi, öfke yönetimi.
iletişim kısmı bunların hepsi içinde aşağıya linki koyarım.
Hani başka hangi konularda kapsadığında görürsünüz zaten.
Bu konularda hani freelance olarak da danışmanlık veriyorum.
Bu aralar birazcık daha fazla vaktim var.
O yüzden birkaç kişi daha alabilirim.
Burada da duyurmak istedim.
Çünkü birkaç ay önce Benim böyle tatlış dinleyicilerim web siteme gidip oradaki formu doldurmuşlar ve biz beraber çalışmaya başladık.
Çok da güzel hani bir yolculuğumuz var.
Çok güzel ilerliyoruz. Eğer ki sizin de böyle bir şeye ihtiyacınız varsa kendi vaktimiz ve ihtiyaçlarımız doğrusunda beraber çalışabiliriz diye düşündüm.
Neyse gerçekten kapatıyorum.
Artık uzattım.
Kendinize çok iyi bakın.
Hayatınızı ertelemeyin.
Sizi çok seviyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
