
Shinrin-yoku | Doğanın İyileştirici Gücü | Stres Azaltma Serisi
1 Kasım 2022 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Stres Azaltma Serisinin bu haftasında Japonların Shinrin - Yoku yani Orman Banyosundan bahsettim. Orman banyosu çevirisinin yanı sıra bir diğer anlamı da ormanda nefes almak Doğayı bir rahatlama aracı olarak nasıl kullanabileceğimize bilimsel veriler eşliğinde değindim. Bölümünde bahsettiklerim sırasıyla:Shinrinyoku Nedir?Orman Banyosu nasıl uygulanır? Yeşil Rengin psikoloji üzerindeki etkisi?İrlanda'da bir köy evinde yaşarken doğadan öğrendiklerimAğaçların Bilgeliği ve nöro-psikolojik etkileriAğaçlar Stres Azaltmaya Nasıl Yardımcı Olur? Ormana ya da doğaya gidemiyorsak evde uygulanacak tüyolarBireysel Mindfulness Koçluğu ücretsiz ön görüşme için aşağıdaki form
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, genç ve güzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir
pratik yöntemleri paylaşıyorum.
Buna ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri, Ve bir de kişisel farkındalığımızı artırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Stres azaltma serimizin bu haftaki konusu şenirin yoku yani orman banyosu.
Böyle süslü isimleri bir kenara bırakırsak doğa ananın kollarına kendimizi bırakmak da diyebiliriz.
Benim de stresimi yönetmek için en çok başvurduğum yöntemlerden biri doğada vakit geçirmek hatta mümkünse çimlerde yuvarlanmak.
Şaka bir yana doğanın stres azaltma konusundaki etkisini az çok zaten biliyoruz.
Ama bugün sizlerle paylaşmak istediğim çok güzel veriler ve konseptler var.
Hazırsanız başlayalım.
Hatta bugün değişik bir şey deneyelim ve kendimizi bir ormanda hayal ederek başlayalım istiyorum.
Düşünün ki yeşilin her tonunun olduğu devasa büyüklükte ve sık ağaçlarla dolu bir ormandasınız.
Bir yandan yaprakların arasından süzülen güneş böyle yüzünüze okşuyor, yüzünüzde güzel sıcak bir his bırakıyor.
Bir yandan mis gibi toprak kokusu ciğerlerinizi dolduruyor.
Çam ağaçlarının o huzur veren kokusu, tatlımsı bitkilerin kokusu inceden burnunuza geliyor.
Ve her adımda ayaklarınızın altında hışırdayan yaprak sesini işitiyorsunuz.
Kuşlar da bir yandan bu güzelliğe eşlik edip en güzel şarkılarını söylüyor sizin için.
Böyle bir yerde olduğunuzu hayal edin.
Birazcık vakit verin kendinize.
Nasıl hissettiniz?
Çok merak ediyorum. Çünkü ben genelde kendimi böyle bir sahnede hayal ettiğim zaman hep evimde hissediyorum.
Ya da hayal etmeyi bırakın.
Genelde ormanda olduğum zaman, yeşillik içerisinde olduğum zaman hep evimde hissediyorum.
Şimdi biliyorsunuz konumuz orman.
Yani rengimiz yeşil.
Sakinliğin, huzurun rengi olarak da biliniyor.
Aynı zamanda insanların göz yapısında retinanın en kolay algıladığı renk de yeşildir.
Ne demek istiyorum? Etrafımıza bakarken beynimizi en az yoran renk yeşil olduğu için zihnimizi de sakinleştiriyor.
İşte doğada vakit geçirdiğimizde rahatlamamızın sebeplerinden bir tanesi de bu.
Şepşak bilgimizi verdiğimize göre devam edebiliriz bence.
Peki nedir bu şenerin yoku yani orman banyosu?
Nasıl uygulanır ve en önemlisi hep okunuştuğumuz doğada vakit geçirme bizim stresimizi azaltmaya nasıl yardımcı olur?
Bilimsel kanıtı nedir?
Kabaca bunlara değineceğim bu bölümde.
Şimdi şenerin yokuyla başlayacak olursak biz orman banyosu olarak biliyoruz ama diğer bir çevirisi de ormanda nefes almak.
Japonca biterim.
Böyle amaçsızca doğanın içinde bulunma duyularımızla ormanda yani doğa içerisinde tırnak içinde olma hali.
Neden olma halini tırnak içinde dedim?
Çünkü birincisi tabii ki de telefon, GPS gibi herhangi bir teknolojik alet ile münasebetinizin olmaması gerekiyor.
İkincisi... Koşu, yürüyüş ya da egzersiz gibi sporlardan farklı olarak sadece doğanın içinde var olmayı, ruh, beden, zihin bütünlüğünü deneyimleme halini içeriyor.
Mümkünse sessizlik içinde kendi iç sesinize baş başa kalarak.
Böyle deyince Emine zaten biz de iç sesimizden kaçıyoruz diyenleriniz olabilir.
Ağaçlar o kısmı hallediyor siz hiç merak etmeyin.
Yani sizi ve iç sesinizi olumlu bir şekilde ağına getiriyorlar.
Zaten biliyorsunuz yaptığımız bu egzersizlerin hepsinde mindfulness tarafında özellikle amaç iç sesimizden ya da düşüncelerimizden kaçmak ya da zihnimizi boşaltmak değil, olana olduğu gibi kabul etmek
ve akışına bırakmak.
Şimdi dönecek olursam şiininin yok tarafına az önce bahsettiğim bu beş duyumuzu kullanma kısmı çok önemli.
Yani kuşların, rüzgarın sesine kulak vermek, toprak kokusunu içinize çekmek, ağaçlara dokunmak, mümkünse sarılmak, renkleri ve tonlarını iyice gözlemlemek, tat
duyusu kısmını ben her bulduğum böğürtleni ağzıma atıyorum ama henüz zehirlenmedim.
Siz yapın demiyorum siz yapmayın tavsiye değildir.
Neyse şöyle dönüp geçmişe bakarsak eğer bu şimdinin yokuyla alakalı.
İnsanlık zaten tarih boyunca hiçbir zaman doğadan şu an olduğu kadar kopuk olmadı.
2050 yılında dünya nüfusunun %66'sının şehirlerde yaşayacağı öngörülüyormuş.
Böyle bir tane araştırma okudum.
Hatta çok ilginç ABD Çevre Koruma Kanunu'nun yaptığı bir araştırmaya göre.
Amerikalılar ortalama olarak hayatlarının %93'ünü kapalı alanlarda geçiriyor.
İnanabiliyor musunuz?
Hatta aynı araştırma şunu da söylüyor.
Amerika'daki çocuklar açık havada hapishane mahkumlarından daha az vakit harcıyormuş.
Tabii ki ben bu araştırmacıların yalancısıyım.
Amerika'daki dinleyicilerimden tecrübelerini duymayı çok isterim bu konuda.
Bana instagramdan yazabilirsiniz.
Doğru mu bunlar? Birinci ağızdan da duyalım.
Şimdi bana sorarsanız bu şenilin yoku da sanayileşme, küreselleşme, kapitalizm, tüketim toplumu, internet, sosyal medya derken insan asıl ait olduğu yerden yani doğadan koptuğundan
dolayı zavallı bizlerin esas evimize yani doğaya dönme çırpınışlarıyla vücut bulmuş.
Hale olan bir terim.
Neden böyle diyorum? Çünkü bu orman banyosu olayı 1980'lerde ortaya çıkan bir şey.
Yani çok eski bir şey değil.
Öyle Japon geleneği falan değil.
Bizim piknikler, yürüyüşler, çimlerde yuvarlanmalar hep yok muydu zaten?
Vardı. Ama biz kıymetini kendimizi kutu kutu evlere, ofislere, gökdelenlere kapatıp bir yandan da günde 4 saatimizi ekranlarda geçirdikten sonra beynimiz ve vücudumuz error verince anladık.
Böyle 404 not found deyince anladık.
Hazır ekran süresi demişken hemen buradan telefonu elimden nasıl bırakırım bölümüne de göz kırpalım.
O bölümde bahsettiğim uygulamalarla ciddi anlamda ekran sürelerini azaltanlar olmuş.
Böyle bir sürü mesaj aldım.
Bir işe yaradıysa ne mutlu bana.
Bu arada her çarşamba bölümde bahsettiğim konulara ait pratik yöntemleri, kitap önerilerini ve açılacak grup çalışmalarını, online eğitimleri e-bültende paylaşıyorum.
Eğitimler genelde bültende yayınladığım an doluyor.
O yüzden farklı platformlardan da çok duyurmuyorum.
Eğer siz de bu eğitimlerden haberdar olmak istiyorsanız açıklamalardaki linkten e-bültene kaydolmayı unutmayın.
Peki dönelim doğaya.
Bu şenirin yoku olmadan önce insanlar ne yapıyordu?
Bunu da bastıra bastıra söylüyorum çünkü söylemesi zor yani şenirin yoku.
Neyse. Tarihte pek çok kültür evini ormanda yaparak doğanın içinde olarak zihin ve beden sağlığını korumuş zaten ki bunun en büyük örneği de Babil'in asma bahçeleri baktığımızda.
Kral, burayı da şimdi yavaş yavaş söyleyeceğim.
Nabu Kadnezar tarafından yeşil memleketini özleyen eşi Amitis'in kendini iyi hissetmesi için yaptırılmış mesela Babil Bahçeleri'de.
Sizi bilmiyorum ama ben de kendimi doğanın içerisinde bildiğim bile hep huzurlu hep evimde hissettim.
Hatta bazen ciddi ciddi bir önceki hayatımda Tinkerbell olduğumu falan düşünüyordum.
Teenager'ler şu an yayını terk etti.
Durun gitmeyin daha anlatacaklarım var hem de çok önemli anlatacaklarım var.
Neyse yalan yok ama böyle değişik bir bağım vardı.
Stres azaltmanın dışında beni derinden etkileyen bir doğa ana tecrübemi de paylaşayım yeri gelmişken.
Pandemi sırasında Atlantik kıyısında bir köy evi tutmuştuk.
Böyle koyunların, ineklerin bahçemde otladığı kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdi.
Ve tahmin edersiniz ki o kadar hiçbir şey yok ki.
Her gün yürüyüşe çıktığımda aynı yollardan yürüyorum.
Zaten üç tane yol var. Tam da böyle ilkbahar zamanı ve hep ağaçlara, bitkilere dikkatle baka baka yürüyorum.
Çünkü telefon falan da çekmiyor zaten.
Yapacak başka hiçbir şey yok.
Neyse orada kaldığımız bahardan yaza kadar geçen süre boyunca Darwin gibi hep doğayı gözlemledim.
O kuru ağaç dallarının tomurcuklanmasından yeşermesine, çiçek açmasına.
Bu baya vakit alan bir şeymiş bu arada.
Çünkü bir ara yürüyüş yolunda tomurcuklara bakıyorum ve şöyle düşünüyorum.
Yine çiçek açmamış ya bu da ne yavaş ağaç bu tomurcuklar da ne uyuşuk gibi şeyler düşünüyorum.
Sonra dedim ki Emine farkında mısın doğada her şeyin kendine ait bir zamanı var.
Hayatta da böyle. Ama sen o kadar tez canlısın ki şu tomurcuğun çiçeğe dönme süresi bile sana uzun geliyor ve bir rahatsızlık veriyor.
Belki de buradan öğrenmen gereken bir şey varken kendime böyle konuştuğumu hatırlıyorum.
Mesela akışına bırakmak, bir şeyleri zorlamamak, hızlandırmaya çalışmamak gibi.
Bu farkındalık benim için çok önemliydi.
Çünkü o dönem her yaptığım şeyin sonucunu hızlıca görmek istediğim ve bu yüzden de kendimi sürekli strese soktuğum bir dönemdi.
Böyle bazı konularda hatırlıyorum.
haye düştüğüm bir zamandı.
Sanırım bir tomurcuktan öğrenilebilecek en büyük dersi öğrendim o dönemde.
Şimdi size bu konuyla ilgili önermek istediğim bir kitap da var hatta.
Bana da doğa sevgimi çok iyi bilen orman mühendisi bir arkadaşım önermişti.
İşi sayesinde bütün dünyayı ve dünyadaki ormanları geziyor.
Allah'ım ne kadar güzel işler var şu dünyada ya.
Neyse ben yine konudan saptım.
Söylemek istediğim bir şey şu kitaba geri döneyim.
Birincisi kitabın adı Ağaçların Gizli Yaşamı.
İkincisi de ağaç deyip geçmeyin.
Ağaçların bilgeliğinden öğreneceğimiz çok şey var.
Şimdi birkaç tane altını çizeyim yerden bahsedeceğim size.
Her ağacın kendine has bir kişiliği varmış ve onlar da insanlar gibi yaşayarak öğreniyormuş.
Hayatları boyunca bizler gibi bir sürü karar da veriyorlarmış.
İnanabiliyor musunuz?
Mesela yapraklarını ne zaman dökeceklerini, köklerini besinlerine göre ne tarafa uzatacaklarını kendileri seçiyormuş.
Ve sadece kendi kararlarını vermekle kalmayıp...
aynı zamanda hatalarından da ders çıkartıyorlarmış.
Örneğin bir ağaç yapraklarını ne kadar uzun süre tutarsa sonbaharda direnip soğuktan o kadar zarar görüp hasar görme riski artıyormuş.
Bu sebeple de bir sonraki sonbaharda yapraklarını o kadar uzun süre tutmuyormuş.
Ne kadar ilginç değil mi? Yani o hatayı bir daha yapmıyor.
Alın size hatalardan öğrenmek üzerine bir hayat dersi.
Daha da ilginci bitmedi.
Ağaçların çok güçlü bir iletişim ağları var.
Bu zaten bilinen bir şey. Belki bilenleriniz de vardır ama şöyle bir örnek vardı.
Mesela böcek saldırısı öncesi kilometrelerce ötedeki akrabalarını ve arkadaşlarını uyarabiliyorlarmış.
Nasıl? Diyelim ki siz bir ağaçsınız.
Bir tırtıl geldi ve sizin yaprağınızı ısırdı.
Bu durumda siz bir ağaç olarak elektrik sinyalleri yaymaya başlıyorsunuz.
Ve her ağaç yerin altında sayısız mantar lifine bağlı olduğu için bu elektrik sinyalleri çok hızlı bir şekilde diğer ağaçlara yayılıyormuş.
Ve yakınınızdaki diğer ağaçları işte böyle böcekler, kuraklık gibi tehlikeler hakkında Bilgilendirmenizi sağlıyor bir ağaç olsaydınız tabi.
Bildiğiniz kızların whatsapp grubu değil mi bu ya?
Neyse. Ay bu bölümde çok eğlendim kendi kendime.
Pekala ağaçlar stresi azaltmaya nasıl yardımcı olur emine derseniz hemen onu da böyle kısaca bilimsel bir taraftan açıklayayım.
Burada az önce bahsettiğim yeşil rengin rahatlatıcı etkisini bir ekleme yapacağım.
Çünkü bu rahatlamaya sebep olan diğer bir şey de fitonsitler.
Ne bunlar? Ağaçlar tarafından salgılanan antimikrobiyel bir madde.
Bu maddeler aslında bitkileri, mantar, bakteri ve böcek saldırılarından doğacak hasarlara karşı koruyan zehirli bir madde.
Ama uygun miktarda alındığında da stres azaltıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bir etkiye sahipmiş.
Hani hep derler ya böyle ağaçlara sarılın, rahatlarsınız, kucaklarsınız doğayla bir olun diye.
Hatta bence insanlar ağaçları kucaklayanlar ve onlarla dalga geçenler olarak ikiye ayrılıyor.
Tahmin edin ben hangisiyim çok zor olması gerek cevabı ama neyse.
İnsanların ağaca sarılmasında da fitonsitlerin etkisi varmış aslında.
Cildimiz bu fitositleri emiyormuş ağaçlara sarıldığımıza ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyormuş.
Bunun dışında illa ağaçlara sarılmanıza gerek yok tabi ki ama sadece orman havası sulsanız bile kanımızdaki doğal katil olarak adlandırılan hücrelerin sayısı artıyormuş ki
bu hücrelerde ne yapıyor? Bu katil hücreler vücudumuzdaki enfeksiyonlarla ve kanser hücreleriyle savaşıyor.
Yani anlayacağınız üzere doğada vakit geçirmek bağışıklık sistemimizi bu şekilde güçlendiriyor.
Nöropsikolojik tarafından bakacak olursak da stres hormonu olan kortizolu azalttığı için böyle bir rahatlama, dinginlik getiriyor.
Hatta araştırmalar şunu da söylüyor.
Orman içinde 15 dakikalık yürüyüş bile ya da doğa içerisinde kan basıncınızı azaltıyor, mental zindeliğinizi arttırıyor.
Anksiyete, depresyon, uykusuzluk ve öfke gibi durumlarda da etkili olduğu, olumlu şekilde etkili olduğuna dair pek çok sonuç var.
Ama tabii derseniz Emine iyi hoş diyorsun da ben şehirde yaşıyorum.
Bırak ormana gitmeyi, hani böyle doğaya parka bile çok sık erişimim yok, her istediğimde gidemiyorum, vaktim kısıtlı.
Çok iyi anlarım. İşte o durumda da yapabileceğimiz bazı şeyler var.
Böyle ufak tefek trikler diyelim.
Birincisi tabii ki de ev bitkileri.
Eğer benim gibi çiçek öldüren değilseniz.
Çelişkiye gelin doğayı bu kadar çok sevip de bu kadar çiçek bakamayan bir insan.
Neyse evinize bol bol bitki koyabilirsiniz.
Ev içinde yeşil renge daha fazla yer verebilirsiniz.
Unutmayın yeşil renk rahatlatan renktir.
Zihnimizi dinginleştiren renktir.
Görselleştirme... meditasyonları yapıyorsanız kendinizi doğada hayal edebilirsiniz.
Ben de ilk meditasyona başladığımda böyle kendimi doğada hayal ediyordum.
Toprağın üzerinde otururken toprağa değdiğimi, toprağın kokusunu, güneşin yüzüme vuruşunu hatta en başta size zaten yaptırdım ya bu yüzden de aslında.
Bunun gibi şeyler yapabilirsiniz.
Ya da Biliyorsunuz koku duyusu çok güçlü bir araç.
Ben evden çıkamadığımda hemen bir sandal ağacı yağı koyuyorum oda kokularımın arasına.
Topraklanmaya yardımcı oluyor.
Sizi dengeye getirmeye yardımcı oluyor.
Bir de sesler çok önemli tabii.
Mesela sabah kuş cıvıltıları için şöyle pencereyi açmak ya da biliyorsunuz artık bir sürü uygulama var.
Benim de meditasyonlarımın olduğu uygulamalardan bir tanesi Insight Timer.
Orada orman sesi, kuş sesi, nehir sesi ya da okyanus sesleri gibi kayıtlar var.
Bunların hepsi birer alternatif olabilir ama önceliğinizi buraya getirmek de çok önemli.
Mesela hafta sonu bir aktivite yapıyorsanız eğer kapalı bir alanda yapmaktan ziyade arkadaşlarınızla...
Bir hiking'e gidebilirsiniz, bir yürüyüşe, bir pikniğe.
Hani böyle akıl veriyormuş gibi de olmak istemiyorum ama bazen unutabiliyoruz.
Yani bir şeyin daha fazla alternatifi, daha doğal alternatifi olduğunu unutabiliyoruz.
Bunlar da aklınızda olsun.
Neyse bugünün sonuna geldik artık.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Umarım keyif almışsınızdır.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
