
Sevdiğin İşi Yapmak Mümkün mü? | Kariyer Koçu Selin Yetimoğlu
18 Mart 2021 · 27 dk
PlatformlardaSpotify
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Herkes ''sevdiğin işi yap'' diyor fakat nasıl yapıp, nereden başlayacağımız konusu hep muallakta. İkinci sezonun ilk bölümünde Profesyonel Kariyer Koçu Selin Yetimoğlu ile kendi hikayesinden yola çıkarak, işimizden mutsuz olduğumuz durumlarda değişim için nereden başlamak gerektiğini masaya yatırdık.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugünkü konuğumuz Profesyonel Kariyer Koçu.
Ve kahkahayogası eğitmeni Selin Yetimoğlu.
Selin'in aynı zamanda mutluluk ve mülakat başarıları üzerine de iki tane kitabı var.
Ve biz bugün Selin'le aslında zamanımızın çoğunu harcadığımız iş hayatımızda mutlu muyuz, mutlu değilsek de nasıl ufak adımlarla mutluluğu yakalayabiliriz ya da gerekiyorsa nasıl değişiklik yapabiliriz
bunları konuşuyor olacağız. Selin'ciğim hoş geldin.
Hoş bulduk Emine.
Nasılsın? İyiyim.
Çok teşekkürler. Çok mutluyum ve heyecanlıyım.
Beni davet ettiğin için çok teşekkürler.
Sen nasılsın? Teşekkür ederim.
Ben de çok iyiyim. Ben de heyecanlıyım.
Yani ikinci sezondayız ve hala da ilk bölümü çeker gibi heyecanlıyım.
İnşallah bu heyecanı hiç kaybetmem.
Aslında bugün de konuşacağımız şeyde hemen araya gireceğim.
Yani yaptığımız şeyde heyecan duyuyor olmamız en önemli kriterlerden bir tanesi galiba.
Sen de tabii ki iş değil bu yaptığın ama o heyecanı kaybetmeme isteğini ben de çok yürekten dileyerek destekliyorum.
Teşekkür ederim. Yani inşallah işim olur öyle düşünüyorum aslına bakarsan.
Ama zaten en önemli şeylerden bir tanesi de yaptığımız işle alakalı heyecanı kaybetmemek değil mi?
Yani hazır böyle sen direkt araya girip konuyu açmışken gerçekten vaktimizin çok büyük bir kısmını işte geçiriyoruz.
O işten memnun olmamak bizi birazcık daha tüketiyor.
O yüzden de belki farklı şekilde projeler ya da farklı bir şeylere el atıyoruz.
Ben burada senin hikayenini çok merak ediyorum.
Çünkü sen de insan kaynakları background'ından gelen birisisin.
Ama ondan sonrasında kariyer koçluğuna ve mutluluk üzerine çalışmalara yöneldin.
Seni buraya iten neydi? Evet aslında yani şirketlerde çalışıyor olmak, çeşitli kurumlarda, çeşitli sektörlerde, o kurumsal yapının içinde çalışıyor olmak aslında benim çok hayalim
olan bir şeydi. Yani ben üniversiteyi apar topar böyle alel acele bitirdim bir an önce iş hayatına gireyim diye.
Dört yıllık bölüm üç buçuk yılda tamamlamak için ve bütün yaz okullarında dersler aldım, üstten sürekli çalıştım.
Ve bir an önce otobüklü ayakkabılarımı giyip insan kaynaklarında çalışmaya başlamak benim en büyük hayalimdi.
Ve okul biter bitmez de hayalime kavuştum.
Kavuşunca da aslında hayal ettiğim şeyle...
O karşılaştığım şeyin tam da örtüşmediğini fark ettim.
Ve bir şekilde çalışmaya devam ettim.
Çeşitli yerlerde bulundum, farklı yapılarda, daha küçük şirketlerde, daha büyük yapılarda, holdinglerde yani çok farklı yerlerde bulunma şansım oldu iş yaşamım boyunca.
Hep insan kaynaklarında çalıştım.
Ve bunu yaparken de insan kaynaklarının aslında benim ilk isteme sebebim olan insanları mutlu etme.
misyonla tek başına sahip olmadığını fark ettim.
Yani ben insanların mutlu olması için çabalayan bir departman olduğundan dolayı insan kaynaklarında çalışmak istiyordum.
Ama çalışırken bir yerden sonra gördüm ki birisi işten çıkarılacaksa bunu yapan da insan kaynakları, kötü haberler verilecekse bu kötü haberleri verecek olan da insan kaynakları.
Her ne kadar ben çalışanların daha mutlu olmasına yönelik projeler yapıyor olsam da, buna yönelik atölyeler veriyor olsam da bir yerden sonra fark ettim ki çalışanların gözünde aslında bu
o kadar da ayrışmıyor.
Yani insan kaynaklarının farklı fonksiyonlarının olduğu ayrışmıyor.
Dolayısıyla ne kadar mutlu etmeye çalışıyor olursa olsun bunlar yapmacık görünüyor.
Yani tamam şimdi işte bizi mutlu etmek için bunu yapıyorsun.
Örnek veriyorum işte sağlıklı yiyecekler ya da sürprizler yapıyoruz.
Biz bunların dağıtımını yapıyoruz.
Çeşitli aktiviteler, atölyeler gerçekleştiriyoruz.
Tamam bunlar güzel ama hepsi böyle şey gibi.
Şimdi bunu verdiler acaba yarın öbür gün ne olacak, ne gelecek başımıza gibi bir soru işareti olduğunu hissetmeye başladım bir yerden sonra.
Belki daha erken hissedilebilirdi, belki ben geç hissettim bilmiyorum ama bunu fark ettiğim zaman bunu yapmak için başka bir yol aramaya, başladım.
En başta bunu zihinsel olarak aramaya başladım tabii.
Başka ne olabilir, nasıl olur da insanlar mutlu olur diye.
Ve bunu dışarıdan başka bir çatı altında yapmanın daha inandırıcı, daha o yapmacıklıktan uzak olabileceğini düşündüm.
Ve bunun üzerine ben de kurumsaldan ayrıldım.
Zaten bir B planım vardı.
Bugün bahsetmek istediğim önemli konulardan bir tanesi de bu.
Paralel kariyerler diye ayrı bir başlık altında bahsetmek istiyorum buradan.
Ama ben 2013 yılından itibaren bir de koçluk yapmaya başlamıştım.
Yani işime ek olarak bir de kariyer koçluğu yapıyordum.
Buradan da yaptıklarım yıllar içinde bir taraftan hem referanslarım gelişti hem benim kendime güvenim oluştu.
Hem de tamam ben buradan herhalde para kazanabilirim dediğim bir nokta geldi.
Dolayısıyla o B planımı da cebime aldığım için böyle bir şeyi sıfırdan yaratmak bu kadar korkutucu olmadı benim için.
Anladım. Sen söylerken aklıma şey geldi.
Ikigai kitabında Japonların uzun yaşamasının sebeplerinden bir tanesi de aslında çok sevdikleri bir hobilerinin olması ve bu hobilerinin de diledikleri zaman herhangi bir işten çıkmada ya da
kendilerini iyi hissetmediklerinde senin gibi bu hobilerini paraya dönüştürecek bir işe dönmesi.
Evet gerçekten çok iyi anlıyorum.
Bir de şey yani insan kaynaklarına mutlu etmek için insanlara girmiş olman çok güzel bir amaç.
Ama ben de yaklaşık 5 tane farklı büyük uluslararası kurumsal şirketlerde çalıştım.
Bir tane bile insan kaynaklarından mutlu olan ya da insan kaynaklarını seven insan görmedim Selin.
Gerçekten hep böyle hani suçlanacak olduğu zaman birisi hep insan kaynaklarıdır o.
Ve insan kaynakları da hani her şirkette ya da her çalışan senin kadar da güzel bir idealle her insan kaynakları çalışanı diyeyim.
Senin kadar da güzel bir idealle başlamıyor aslına bakarsan.
Erken ve güzel fark etmişsin.
Çok teşekkür ederim. Yani dediğine çok katılıyorum.
Benim de tanıdığım pek kimse insan kaynaklarındakileri sevmiyor.
Bunu da çok iyi anlayabiliyorum.
Yani aslında insan kaynaklarında çalışıyorken bu kadar net göremiyordum açıkçası.
Ama şimdi dışarıdan bakıyorum ve 5 yılı da geçti bu dışarıdan bakışım.
Artık çok daha net görebiliyorum ve çok daha iyi anlıyorum onları.
Çünkü aslında şirketin kötü yüzü.
Bir anlamda günah geçisi ama her iki taraftan da sıkıştırılan bir günah geçisi.
Çünkü yönetim de sevmez insan kaynaklarını.
Çünkü çalışanların dertlerini...
Problemleri anlatan yerdir o.
Bana bir kere bir patronum demişti ki sen sendika temsilcisi gibi çalışıyorsun burada demişti.
Yani patron da sevmiyor beni.
Çalışanlara bakıyorum onlar da memnun değiller.
Ben onları da memnun edemiyorum.
Gerçekten böyle araya sıkışan bir departman.
Bence çok az kişi tarafından anlaşılan bir departman.
Yaptıkları çok net değil.
Bir taraftan şirketlerin yönetimi tarafında şunu da anlıyorum.
Doğrudan para getiren bir departman değil.
Doğrudan üreten bir departman değil.
Dolayısıyla sevilmeyen çocuk.
Evet. Peki sen mesela böyle buradan bu geçişi yaptın.
Biraz daha rahattın tabii ki referansların oluşmuştu.
Her şey oluşmuştu. Peki bunu yaparken zorlandın mı?
Yani hani dedin ya paralel mesleklerden onu biraz daha açabilir misin?
Bu paralel meslek kısmının bununla ilişkisi var diye tahmin ediyorum değil mi?
Evet tabii ki ve hatta senin dediğin gibi hobi tarafı çok önemli.
Paralel bir kariyer edinmek için hali hazırda çalışmaya devam ederken belli bir hobi oluşturmak, bir hobi bulmak ya da sevilen bir konu üzerine biraz daha uzmanlaşmaya çalışmak, biraz daha derinleşmeye
çalışmak bu paralel kariyeri yaratma konusunda önemli adımlardan bir tanesi.
tanesi oluyor. Benim o paralel kariyerimdeki hobim yazmaktı.
Ben yazmaya 2012 yılında bir blog açarak başladım ve insan kaynakları üzerine yazmaya başladım.
Hem insan kaynakları hem kişisel gelişim hem mutluluk üzerine yazmaya başlıyordum.
Ve yıllar içinde orada böyle binlerce takipçili bir sayfa oluştu.
Ben de yazmayı çok sevdiğimi bilerek başlamamıştım ilk etapta.
Aslında bu hikayeyi anlatmayı çok seviyorum.
Çünkü bence benim dönüşümümü çok net anlatan bir hikayem.
Ben öncesinde yazmayı hiç sevmiyordum.
Yani nerede yazılır? İşte ben lisede falan kompozisyon yazarken ortaokulda...
Annem yazıyordu kompozisyonları, o kadar sevmiyordum.
Ve sonrasında da üniversitede de yazıyordum.
Mecburen ben sosyoloji okudum çünkü biz bol bol yazıyorduk.
Ama çok severek yazmıyordum.
Mezdu olduktan sonra da bir sene sonra bir blog açınca ben bildiklerimi aktarayım, paylaşımlarda bulunayım diye açtım.
Ben yazmayı sevdiğimi hala bilmiyordum.
Ama yazdıkça güzel bir şeymiş, ne kadar keyifli ipmiş yazmak demeye başladım.
Bir yerden sonra da insanların güzel geri bildirimlerini, olumlu tepkilerini aldıkça bu benim zannettiğimden daha da keyifli bir şeymiş diye iyice eğildim.
Bunun üzerine nasıl daha iyi yazarım tarafında da çalışmalarım oldu.
Daha bol yazmak için, kendimi geliştirmek için özellikle zaman ayırdığım yerler oldu.
Yani ben hep çalışıyorken bir taraftan bazen haftada beş yazı çıkardığım oluyordu o bile.
Bu da ciddi bir mesai anlamına geliyor ama keyif aldığım bir şey olduğu için buna harcadığım vakitten gocunmuyordum.
Ve bir taraftan ben bunu yaptıkça yıllar içinde orada bir kitle birikmeye başladı.
Kariyerinden mutsuz olan ya da daha iyi bir kariyer arayışında olan kişiler orada toplanmaya başladılar.
Biraz da ona güvenerek aslında ben kurumsal hayatı bıraktım.
Çünkü oradaki önemli bir kitle de insan kaynakları çalışanlarıydı.
Benim yapacağım işte doğrudan insan kaynaklarında çalışanlarla olacağı için biraz da böyle onu aldım yanıma, heybeme ve onunla çıktım diyebilirim.
Ve şunu da söyledim kendime yani ben şu an bambaşka bir şey yapıyorum.
Bir şeye sıfırdan başlıyorum.
Dolayısıyla bu işin başarısız olma ihtimali de var.
O yüzden kendime bir süre belirledim.
Dedim ki eğer 9 ayın sonunda, baktım 9 aylık bir bütçem var canımda.
9 ayın sonunda eğer hala istediğim yere gelememiş olursam o zaman yeniden iş aramaya başlayacağım.
Kendime böyle 9 aylık bir süre belirledim.
Ve bu süre içinde de ülkenin çeşitli ekonomik ve siyasal konuda atakları oldu.
Bazı olumsuzluklar yaşandı.
Buna rağmen çok şükür ki bir şekilde ayaklar üstüne durabilen bir yapı kurduk.
Kariyer koşuluna da şu an gelinen noktada yani çok mutluyum, çok daha severek yapıyorum işimi.
Çünkü artık işimin benim en aslında yapmaktan çok keyif almadığım kısım olan...
Pazarlama tarafını artık yapmam gerekmiyor neyse ki.
Bu yüzden mutluyum ama bu noktaya gelmem bir 4-5 yıl aldı diyebilirim.
Evet bence zaten sabır ve süreklilik bu tarz şeylerde en büyük etken.
Çünkü biz genelde bir şey değiştirmek istediğimiz zaman hemen şimdi olsun, hemen olsun, hemen sonucunu görelim gibi bir yaklaşımla geliyoruz.
Pes etmemek biraz daha hani büyük resmi görmek de çok önemli.
Ama senin bu yazma konusundaki örneğin bence çok büyük bir farkındalık örneği aynı zamanda.
Çünkü biz zaten hani az önce en başta demiştin ya hayalim işte topuklu ayakkabılarımı giyip plazada çalışmaktı diye.
Benim de öyleydi ama bunlar bir tık daha bize empoze edilen şeyler ve içine girince aslında gerçekten de onun bizi mutlu etmediğini görüyoruz.
Ben de şey diyordum lisedeyken ben CEO olacağım.
Şu an diyorum ki yani ben aklımı peynir ekmekle mi yedim?
Deli miyim ben ya? Ama aynı şekilde yazmak da hani çünkü eğitim sistemimizden tabii eğitim sistemini eleştirmek değil buradaki amacımız ama hani sürekli bir şeyi zorlama, ittirme olarak
mecburiyiz anlama gelince biz aslında neyi sevdiğimizi, neyi sevmediğimizi, neyin bizi tatmin ettiğini çok da fark etmeyebiliyoruz.
Hani senin bu sürecin biraz daha bu farkındalıkla geçtiği için şu an aynı şekilde kariyer...
Üzerinde tıkalı olan insanların ufak farkındalıklarla bir şeyleri yıldız getirebilecek ya da bir şekilde ampul yakabilecek bir önerim var mıdır?
Burada belki yine az önce senin de bahsettiğin Higai kitabı benim aklıma bir şey getiriyor.
Yine ona referans vermek istiyorum.
Çünkü çok da sevdiğim bir kitap.
Yani sabahları hakikaten bizi yataktan kaldıracak bir güce ihtiyacımız var.
Burada alarm yeterli değil.
Yani alarm çaldı kalkmam lazım.
Bir şey gitmezsem zor durumda kalırım.
Kovulurum, ay sonunda maaşımı alamam gibi bir motivasyon kesinlikle yeterli değil.
Burada insanın anlam arayışı devreye gidiyor ki insanın anlam arayışı da yine çok sevdiğim, önerdiğim kitaplardan bir tanesidir.
Hepimizin kendimize bir misyon edindiği bir nokta var.
Belki henüz bunu bulamamış olabiliriz.
Mesela yine blog yazma örneğine girecek olursak ben orada evet yazmayı seviyordum ama bir taraftan insanlara faydalı olduğumu gördükçe daha çok sevmeye başladım.
Bu nedenle de insan...
Kendisinden büyük bir amaca hizmet ettiğini, hissettiği yerlerin çok daha fazla motivatif olduğunu görüyoruz.
Yani o anlamı bulduğu yer, birilerine faydalı olduğunu hissettiği yer.
Bu yaptığı işte de olabilir.
Yani bir iş yapıyorsunuzdur, bu ne olursa olsun.
Ben insanların hayatına şöyle bir kolaylık getiriyorum, şöyle bir fayda sağlanmasına şu katkıyı sunuyorum dediğiniz yerde aslında o anlam arayışınızı bir yerde tatmin etmeye başlıyorsunuz.
Bazen öyle bir şey oluyor ki insanın günlük hayatta yaptığı yani o haftada 45-50 saatini geçirdiği, belki daha fazla zamanını geçirdiği işte hiçbir şekilde böyle bir anlam tatmini bulamıyor.
O noktada B planı devreye giriyor bence.
Bu da hobiler ya da başkalarına faydayı temele koyabileceğin başka bir iş modeli.
O noktada devreye giriyor.
Evet kesinlikle katılıyorum.
Yani insanın gerçekten kendinden büyük bir amaca hizmet ettiği...
o noktada böyle elinin taşın altında olduğu şeyler çok önemli.
Tabi bu herkes için böyle olmayabilir ama günün sonunda zaten insanoğlu olarak hepimizin birinci amacı kabul görmek değil mi?
Yaptığımız birçok şeyi hani instagramda paylaştığımız şeyleri bile beğenilmek ve kabul görmek adına yaptığımız için biraz daha insanın kendini daha iyi anlaması sanki hani beni aslında daha çok ne
mutlu ediyor ya da ben neyi anlamlı buluyorum.
Bunlar da önemli şeyler çünkü o bizi dediğin hobilere götürüyor.
Peki bunu yapmazsak yani bir tık daha o kendimize vakit ayırmayıp da daha çok akışın içerisinde kavrulup ya da o yağın içerisinde kavrulup gidersek bunun sonuçları
bize ne oluyor? Senin eminim vardır böyle çok danışanın ya da örneklerin.
Bu söylediğin şey aslında bir anlamda konfor alanı.
İş yapıp, işe gidip, tüm enerjini o işe harcayıp, belki akşamları da yine telefondan maillere cevap vermeye devam edip, belki televizyonun karşısına oturup ayaklarını uzatıp, orada uyuyakalıp,
sabah uyanıp tekrar işe gittiğin bir hayat, bir yaşam modeli aslında çok da konforlu bir şey.
Çünkü çok rahat. Yani evet zihnin çok yorgun olabilir, çok stresli olabilirsin ama ben bunun yerine ne yapayım diye düşünmediğin ya da bununla ilgili adım atmadığın bir hayat.
konfor alanı içinde kaldığım bir hayat.
Dolayısıyla konfor alanından çıkma ihtiyacı var.
Çünkü bu şekilde konfor alanında ömrünü geçiren kişiler eninde sonunda bir pişmanlık yaşıyorlar.
Yani benim bana bu fikirle gelenlerin önemli bir kısmı 45-50 yaşın üzerinde.
Tabi bazı 25-30 yaşında da geliyor ya ben bu işi yapıyorum, yapmaya da devam ediyorum ama mutlu değilim diye gelenler olabildiği gibi.
45-50 yaşında ya ben emekli oldum ya da emekli olacağım ama galiba ben hayatımı harcamışım diyenleri çok duyuyorum.
Bir kitap var insanın yaşamındaki en büyük pişmanlıklar üzerine kurgulanmış bir kitap.
O kitaba göre insanların ölüm döşeğine geldiklerinde artık 80-90 kaç yaşında olursa olsun pişman oldukları şeyleri 5 ana başlık altında toplamışlar ve bunların en önemlilerinden bir tanesi
şu. Keşke kendime ve aileme daha çok zaman ayırsaydım.
Keşke hayallerimi gerçekleştirme cesaretine sahip olsaydım gibi pişmanlıklar en fazla öne çıkıyor.
O yüzden de ben kendi hayatta ben şunu isterim dönüp baktığımda Pişman olduğum değil, iyi ki yaptım dediklerim olsun.
Keşke şunu da yapsaydım değil, iyi ki şunları yapmışım dediklerim olsun.
Yani ben kurumsal hayatın o konfor alanından çıktım.
Bir okyanusa atladım, köpek balıklarının da olduğu bir okyanusa atladım belki.
Bu olabilirdi, o köpek balıkları beni yiyebilirdi.
Bunların hepsi olabilirdi ama dönüp baktığımda ne olursa olsun, ya keşke orada şunu yapsaydım demek bana her zaman daha korkutucu geliyor.
Yani dene. Yanıl, dene, düş, kalk, tekrar yürümeye çalış.
Yürüyebiliyor musun, yürüyemiyor musun?
Tekrar düşersen yeniden kalkarsın.
Bana bu yaşam şekli daha heyecan verici geliyor.
Diğer türlü çok o konfor alanında kaldığın yaşam evet bir anlamda konforlu.
Ama monoton ve şikayet ettiğinde bir yaşamsa o zaman o şikayet ettiğin şeyi değiştirmek için...
Senden başka yapabilecek, bunu yapabilecek kimse yok yani.
Mutlu bir kariyer için sadece kendimiz çabalayabiliriz.
Evet kesinlikle yine katılıyorum.
Her dediğine, her bir kelimesine.
Çünkü ben de aynı şekilde senin gibi düşünüyorum.
Yani bir şeyi yapmadığım için pişman olmak istemiyorum.
Evet yaptım dene de olmadı, bitti.
O senin örnek verdiğin kitapta, onun ismi neydi o kitabın bu arada?
Belki merak edenler olur. Ben onu...
Şey yapayım, Instagram'dan paylaşsam olur mu ya da sana ayrıca yazayım?
Tabii ki tabii ki Instagram'dan paylaşsın olur.
Zaten hani yine seni takip etmek isteyenler ya da destek almak isteyenler yine senin Instagram'ından da Selin Yetimoğlu olarak sana ulaşabilirler.
Geçenlerde o kitaba benzer bir şey gördüm.
LinkedIn'de şöyle görseller yapmışlar.
90 yaşındaki ninelerinizden size mesaj var diye.
Hepsi böyle büyük kartonlara dediklerini yazmış.
Keşke şunu yapsaydım demeyin yapın.
Sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirin.
Hani aynı bu dediğim beş başlığı tek tek paylaşmışlar ve onu görünce o kadar hoşuma gitti ki.
Evet bazen bir şeyleri illa da tecrübe etmemiz gerekmiyor.
Orada zaten tecrübe etmiş ve bize söyleyen insanlar var.
Hazır şimdi tecrübe etmiş birisinde bulmuşken kapatmadan da senden hani bu mutluluğu arayan ve kariyerindeki değişiklik yapmak isteyen bu konfor alanından çıkmak isteyen insanlara.
hani böyle ufak tefek nereden başlayacağına ilişkin birkaç tane böyle tips and tricks alabilirsek çok güzel olur bence.
Vermeye çalışayım.
Öncelikle değerler çok önemli.
Hepimiz birbirimizden farklıyız.
Beni mutlu eden bir kariyer başka birisini tamamen mutsuz da edebilir.
O yüzden öncelikle ben kimim?
Ne istiyorum? Beni ne motive ediyor?
Benim kariyerden beklentilerim neler?
Bunlara bir cevap vermem lazım.
Değerlerim neler? Bunlara cevap verebilmem lazım.
Yani beni para mı motive ediyor?
Beni esnek çalışma saatleri mi motive ediyor?
Beni ünvan mı motive ediyor?
Daha göz önünde bir yerde olmak mı istiyorum yoksa biraz daha köşeme çekilmek mi istiyorum?
Yani bu ben kimim sorusuna cevap verecek bir çalışma yapmak önemli.
Bu çalışmayı kendi kendine de yapabilir kişi yani.
Bir kağıt kalem alıp, kulağına sevdiği bir müziği koyup, kahvesini alıp zaman ayırarak kendisine bu sorulara cevap vermeye çalışabilir.
Bunun üzerine peki benim hayallerim neler?
Bunları sorabilir. Burada seni çok ufak keseceğim.
Bu dediğin çalışmayı ben seneler önce hiç böyle bu konularda bilgim yokken artık hayatımdan bunaldığım bir anda yapmıştım.
Dedim ki lanet olsun ya ben hani mutlu değilim ama beni ne mutlu edecek onu da bilmiyorum.
Oturdum böyle ben hayattan ne istiyorum diye yazdım Selin.
Ve sonra onun altına da beş tane başlık açtım.
Yani ne vardı bunun içerisinde?
Mutlu olmak istiyorum.
Çok geniş bir kavram.
Sağlıklı olmak istiyorum.
Faydalı olmak istiyorum.
Güzel bir ailem olsun istiyorum.
Bahçeli, büyük, güzel bir evim olsun istiyorum.
Sonra bunları bu başlıkların altında da peki bunlar için ne yapmam lazım diye tek tek adım adım yazdım.
Ondan sonra da şunu yaptım.
Peki beni engelleyen şeyler neler?
Ne düşüncelerim var?
Burada gerçekten çok dürüst oldum kendimle.
Hani böyle...
Kendimin yeteri kadar zeki olmadığını düşündüğüm, aptal olduğumu düşündüğüm, yetersiz hissettiğim her şeyi yazdım.
Peki bunu nasıl değiştirebilirim diye.
Böyle bir örnek olur belki dinleyenlere diye paylaşmak istedim sadece.
Devam et lütfen. Çok güzel bir yöntem bu.
Aslında senin bunu yaşayıp hayatına uygulayabilmiş olmandan dolayı çok da gerçek bir örnek.
Çok güzel yapmışsın gerçekten.
Bu uygulanabilir bir şey.
Bunu kişi yapabilir. Yani şu an bizim dinleyenler arasında ilk fırsat bulduklarında ben gerçekten bunu yapabilmelerini çok isterim.
Çünkü o kağıt ve kalem üzerinde bir şeyler yazmak.
En başta insanın aklında bir şey olmayabilir.
O masaya ilk oturduğunda aklında ne yazacağını bilmiyor olabilirsin ama kalemi eline al.
Kağıda bakarak nereden sonra o yazacakların gelecek zaten.
Ve söylediğin şey çok önemli.
Yani dürüst olmak. Çok çok önemli kendine dürüst olmak.
Belki ilk anda insan diyecek ya ben ünvan istiyorum.
Belki bir sonraki sorusu şu olacak.
Ben bu ünvanı niye istiyorum?
Kimin için istiyorum? Kime faydası var bunun?
Ve belki altından başka bir isteği, başka bir ihtiyacı çıkacak.
Aslında istediği şeyin orada ünvan da olmadığını keşfedecek.
Bu biraz kendi içine dönme, kendi zihnine dönme, kendini tanıma gibi süreçler de beraberinde getiriyor.
Yani birdenbire olmuyor hiçbir şey.
Hiçbir şeyin cevabı birdenbire gelmiyor.
33 yıldır kendimde yaşıyorum ama buna rağmen hala kendime bir soru sorduğumda her zaman o an cevabını alamayabiliyorum.
Biraz yol üstünde gelebiliyor o cevaplar.
Ben kimim sorusuna cevap verdikten sonra senin yaptığın gibi engeller neler?
Bir sonraki soru olabilir. Beni yeni bir işe götürecek adımlar neler olabilir gibi başka bir soru olabilir.
Yani burada da gerekli yetkinlikler neler bu hayalimdeki işe ulaşmak için ya da hayalimdeki kariyer modeline ulaşmak için, bu yetkinliklere erişmek için ben ne yapabilirim veya hangi özelliklerimi kullanabilirim gibi sorular
olabilir. Bir sonraki aşamada da benim çok önem verdiğim üç tane farklı kavram var.
Biri hayal kurmak, ikincisi bu hayalleri hedeflere dönüştürmek ve bu hedeflerle ilgili...
Akıllıca planlar yapmak.
Bu üçünü yine bir kağıt kalem üstünde sıraladıktan, sistematik bir biçimde detaylandırdıktan sonra biraz daha şekillenmeye başlıyor.
Yani o mutlu kariyerin çerçevesi yavaş yavaş kendini belli etmeye başlıyor.
Uzun vadeli, kısa vadeli planlarla birlikte yani ben 5 yıl sonra kendimi nerede görmek istiyorum?
İnsan kaynaklarının klişe sorusu bizi bir yere götürebilir.
Çünkü 5 yıl sonra kendimi nerede görmek istediğimi kendime anlatırsam 2 yıl sonra o zaman ne yapmam gerekiyor?
6 ay sonra ne yapmam gerekiyor?
Hemen bugün ne yapmam gerekiyor?
Gibi yeni sorularla birlikte adım adım aslında kendine yol haritası çıkarmaya başlamış oluyor kişi.
Kesinlikle yani o plan kısmı mesela benim çok eksik olduğum şeylerden bir tanesiydi.
Evet ne istediğimi biliyorum belki bir noktadan sonra az çok nasıl gideceğimi de hani bir şekilde biliyorum ama hani onun içinde bir zaman ve somut ölçülebilir bir şey olmayınca bir yerden sonra onu kaybediyorsun.
Yani sense of purpose diyorlar ya hani onu gerçekten o kaybedip yani amacını kaybedip bir şekilde böyle savrulduğun noktaya geliyor.
O yüzden böyle somut bir hedefinin olması hatta mümkün.
ise benim çok işime yarıyor.
Görebileceğim bir yere asmak çok faydalı olabiliyor.
Evet özellikle görsel hafızaya sahip kişilerde o belki renkli postitlerle, renkli kalemlerle yazıp çizmek bile daha yaratıcılığını artırabileceği bir noktaya gelebilir.
Şunu çok görüyorum ben.
Başkasının Hayallerini yaşayan çok fazla insan var.
Yani bizim belki de az önce dediğim gibi eğitim sisteminin girdaplarından bir tanesi de olabilir bu.
Yani ben de kendi işimi ya da kendi okuyacağım bölümü tamamen kendim seçmedim.
Etrafındaki işler yönlendir ve o puanla şuraya gitsen güzel olur, şu işi yapsan güzel maaş alırsın gibi yönlendirmelerle bir meslek seçtim.
Ve bunu yapan çok kişi görüyorum.
Bu ekonominin...
Ön plana alınması dolayısıyla kişi ben kimim ve ne istiyorum sorusunu uzunca bir zaman hayatında sormamış olabiliyor.
Ve hiçbir zaman geç değil bunu sormak için.
Yani hemen bugün yaşadığım hayat kimin tercihi, kendi tercihlerimi yaşamak için ben ne yapabilirim?
Sorularını sormak o yüzden çok çok kıymetli bence.
Kesinlikle çok kıymetli.
O zaman bizim bugünkü mesajımız bu olsun.
Hiçbir şey için geç değil.
Ne zaman ki kendinizi böyle sıkışmış hissediyorsanız, hayatınızda bir değişiklik yapmak istiyorsanız, bu kariyer olabilir bizim bugün konuştuğumuz gibi.
Çok farklı bir şey de olabilir.
Yaşadığın yerle alakalı olabilir, ilişkilerle alakalı olabilir, yaptığın bir hobiyle, her şeyle alakalı olabilir.
Hiçbir zaman hiçbir şey için geç değil.
Doğru sorular, doğru cevaplar ve en önemlisi kendini tanımayla bunlara ulaşmak mümkün diyorum.
Selin'cim çok teşekkür ederim.
Bence çok doyurucu bir bölüm oldu.
Ben çok teşekkür ediyorum Emine.
Zaman ayırdığın için, davetin için umarım dinleyenlere de faydalı olmuştur.
Umarım faydalı olmuştur.
Görüşmek üzere o zaman. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
