
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta başkalarının talihsizliklerinden zevk alma kavramını olan Schadenfreude duygusunu ele aldım. Bölümde neler var? Schadenfreude'nin arkasındaki psikoloji,felsefede ve edebiyatta Schadenfreude duygusunun yeri. Schadenfreude'a kapılmamanın potansiyel olumsuz sonuçları. Bu duyguyu sağlıklı bir şekilde tanımlamak ve yönetmek için ipuçları Schadenfreude deneyimi yaşamış olsanız da olmasanız da, insan doğasının daha karanlık yönleri hakkında meraklıysanız, bu bölüm sizler için düşündürücü ve aydınlatıcı olabilir.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi günlük hayatta uygulanabilir pratik
yöntemleri paylaşıyorum. Bir yandan da hayatı sorguluyorum.
Ek olarak podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve daha fazlasını blog post olarak paylaşıyorum ve sitemde...
Eğer ilginizi çeker ve bakmak isterseniz emineyesiltimen.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Benimle iletişimde kalmak ya da koçluk almak isterseniz benden LinkedIn üzerinden bağlantıda kalabiliriz.
Evet duyurularımızı yaptığımıza göre bu sefer çok fazla duyurum vardı.
Yeni bölümümüzün konusuna geçebiliriz.
Şimdi evvel zaman önce sizlere Instagram'dan bölüm önerileri sormuştum.
Neden dedikodu yaparız diye bir önceki bölümün konusu olan öneri gelmişti.
Ve aynı şekilde aynı kişiden başkasının talihsizliğinden keyif alma konusu da gelmişti.
Değişik bir konu ve üzerinde yapılan tabii ki onlarca araştırma var.
Ben de bakıp araştırdıkça baya bir şey öğrendim.
Bugün de öğrendiklerimi burada paylaşacağım sizlerle.
Öncelikle bu başkasının talihsizliğinden keyif alma duygusunun bir ismi var.
Şaydan Freud'e. Şayden zarar veya hasar verme anlamına gelirken Freud'e sevinç ya da mutluluk anlamına geliyor.
İki kelimenin birleşimi sonucunda başkalarının talihsizliğinden duyulan keyif gibi bir anlam çıkıyor.
Her dide karşılığı olan bir sözcük değil.
Mesela Türkçe'de yok ya da benim bildiğim kadarıyla yok.
Öyle diyeyim. Hatta İngilizler bizim öyle bir duygumuz yok diye bu sözcüğün lügatlarına girmesini istememiş vakti zamanında.
Ama gel gör ki bugün bahsedeceğim kitabın yazarı, duygu tarihçisi Tiffany Watt Smith İngiliz...
Ve kitabının başında belirtiyor.
Ben bir İngiliz'im ve gayet de böyle bir duygum var.
Irkla ne alakası olabilir diye.
Gerçekten de öyle. Birkaç tane dilde var.
Baya bir dilde var aslında. Ama hepsinde yok.
Gerçekten de insani ve tanıdık bir duygu ve hepimizde farklı formlarda var.
Kimimiz sosyal medyada komik videolar izlerken böyle düşen insanlara, hayvanlara gülüyoruz.
Hatta şöyle bir istatistik de var.
Dünyanın böyle en ilham verici, eğitici TED konuşmaları toplam 30 milyon izlenmişken küçük bir kızın babasının bacak arasını tekmeleme videosu 256 milyon izlenmiş.
Tam olarak bu Scheidenfreude'nin hafif bir örneği mesela.
Benim aklıma ilk gelen örnekte şu oldu.
Geçtiğimiz yılda yanlış hatırlamıyorsam altın kelebek ödülleri verilirken bir aktris çok heyecanlanıp bunu tutuyorum elimde şu an diye bir cümle kurdu.
Hatırlar mısınız? Ne kadar dalga geçtiler, nasıl güldüler, ne postlar çıkıldı kadıncağızın hakkında ya.
Oradaki odak kazanılan ödül, kutlanılan başarı değildi.
Fark ettiniz mi? Kadının dilinin sürçmesiydi ve insanlar aşırı haz aldı bundan.
Ben anladım demiyorum, ben gülmedim demiyorum.
İlk izlediğimde ben de güldüm ama...
Yani o kadar abartıldı ki o durum bir noktada...
Çok rahatsız edici hale geldim.
Bu kadar da abartılmaması gerekiyordu bence.
Bu Şaden Freud'in çıkış noktalarından bir tanesi.
Ufak bir şekli. Onun dışında nasıl tezahür ediyor hayatımıza?
Daha bahsedeceğim gerçi ama şöyle örnek vermek gerekirse.
Mesela kimisi içten içe hasetlendiği birinin işleri yolunda gitmeyince ya da o kişi hayal kırıklığına uğradığında böyle bir haz alıyor.
Ya da kötü olduğuna inandığımız vaktinde canımızı yakan bir kimsenin başına gelen bir talihsizliğe sevinip hak ettiğini bulduğunu düşünebiliriz ki bu çok yaygın.
Hepimizin hayatında bu duyguyu deneyimlediği bir durum vardır ya da karşınızdakinin sizin hayal kırıklığınızdan, sizin talihsizliğinden zevk aldığını anlamışsınızdır, görmüşsünüzdür.
Böyle gözlerin içindeki parıldamadan ya da o fark ettirmeden ki dudağının kenarındaki gülümsemeden falan mutlaka hayatımızın içinde yaşadığımız bir duygu aslında bu.
Muhteşem bir duygu çok iyi bir duygu demiyorum ama bu bölümde biraz arkasında ne var diye objektif olarak bakmak istedim Sheldon Fryde kavramına.
Bu duygu iyisiyle kötüsüyle insan olmanın bir parçası ve biz bu yanımızı da kabullenmek zorundayız.
Çünkü kabullendiğimiz sürece onunla başa çıkabilir ya da daha farklı bir boyuta geçmesini...
onu kontrol edebiliriz hatta yeri gelmişken Nietzsche'nin bu konuyla alakalı bir sözünü paylaşayım diyor ki başkalarının acı çekmesini görmek insana iyi gelir başkalarını daha da fazla
acı çektirmek bu sert bir söylem olsa da Eski, güçlü, insana özgü çok insani bir prensiptir.
Gerçekten çok sert bir söylem bu arada.
Bilmiyorum ne kadar katılırım.
Ama sonuç itibariyle sürekli böyle halının altına süpürdüğümüz konular olduğu için bu tarz şeyler bence birazcık irdelemekte fayda var.
Peki o zaman şimdi gelelim bu Schadenfreude'nin arkasındaki duygular nelerdir?
Ne? Aslen bizim başkalarının talihsizliğinden keyif almanızı sağlayan ya da diğerlerinin bizim talihsizliğimizden keyif almasını sağlayan.
İlk olarak bahsetmek istediğim şey adalet duygusu.
Schadenfreude bir tür adalet veya cezalandırma olarak görülebiliyor çünkü insanlarda.
İnsanlar birbirinin yanlış veya etik olmayan bir şey yaptığını hissettiklerinde o kişi eğilimi sonucunda olumsuz bir şey yaşadığında bir memnuniyet duygusu oluyor karşı tarafta.
Gelin felsefeye bakalım filozoflar ne demiş bu konuda.
Mesela Schopenhauer, Kierkegaard, Baudelaire, Kant, Schadenfreude'yi tiksinç buluyorlar.
Bunu birçok eserinde de zaten söylüyor çoğu.
Ama Kant'ın şöyle bir yorumu var adalet konusunda.
Diyor ki Barışçıl insanları rahatsız etmekten hoşlanan bir kişi sonunda hak ettiği bir dayağı yiyince bu kesinlikle kötü bir şey olsa da herkes onaylar ve bunu iyi bir şey olarak değerlendirir.
Yani adaletin sağlandığını düşündüğümüz anlarda moral bir eşitlik olduğu için bu zevk ya da rahatlama hissi olarak kabul edilebilir bir yerde duruyor.
Çok hafif bir şekilde de olabilir.
Yani şu da olabilir. Mesela diyelim ki ev arkadaşınız var.
Ev arkadaşınız çamaşır makinesindeki yıkanmış çamaşırlarınızı çıkartıp böyle yere koydu.
Ya da sizin koymak istemediğiniz bir yere koydu ve kendi çamaşırlarını attı.
Ondan sonrasında ama beyazların arasında kırmızı ya da siyah unutmuş.
Bir çıkarmış çamaşırları mahvolmuş.
İçinizden demez misiniz? Oh iyi oldu hak ettin diye.
İşte bu tarz böyle minik şekillerde de ortaya çıkabiliyor.
İlla çok zalim bir şekilde ortaya çıkmasına gerek yok.
İsviçreli bilim insanları tabii ki de bu konu üzerinde de araştırma yapmışlar.
Ve bu konuyu kumar oynayan insanların üzerinden araştırmış.
Ve diyorlar ki insanlar hile yapanları ve beleşçileri bulmak artı olarak cezalandırıldığını görmek için ekstra para ödemeye razıymış.
Bu esnada çünkü beynimizin ödül mekanizmasının bulunduğu alan aktive oluyormuş.
Çok ilginç gerçekten de birilerinin cezalandırıldığını, adaletin yerini bulduğunu görmek isteyen bir kişiyi ekstra para ödemeye razıymış.
Şimdi gelelim diğer formuna Schadenfreude'nin.
Rekabet yani rekabetçi bir kültürde yaşıyor bulunuyor olmamız.
Şöyle bir baktığımda insanlığın eğitim hayatından iş hayatına kadar birçok noktada amansız bir yarışa mahkum edildiği bu rekabetçi kültürde içinde bulunduğumuz rekabetçi kültürde bu duygunun
yaygın bir şekilde görülmesine ben çok da şaşırmıyorum açıkçası.
Çünkü sürekli bir yarışın içindeyken başkalarının talihsizliklerinden duyulan zevkin yoğunluğu artabilir.
Bu zevk rekabetçi kültürde kişilerin kendi kompleksleriyle daha kolay baş edebilmelerini sağlıyor bir noktada.
Hatta yapılan araştırmalar çok ilginç bir şekilde insanların rakiplerinin kaybından aldığı zevkin kendi kazancından daha fazla olduğunu söylüyor.
Şöyle bir örnek vereyim. Yıllar önce okumuştum bir araştırma.
Öğrencilere herkesin ortalama 50 aldığı bir sınavdan sen 70 alacaksın diğerleri kalacak ve sen geçeceksin.
Ya da herkes 85 alıp geçecek sen de 100 ile geçeceksin.
Hangisini tercih edersin?
Tahmin edin hangisi?
Tabii ki de çoğu öğrenci herkesin kaldığı ama kendisinin geçtiği senaryoyu tercih ettiğini söylemiş.
Bunun daha ilerisi de var maaş konusunda.
Diyorlar ki herkes...
düşük ücret alacak ve sen o düşük ücretin %50 fazlasını alacaksın ya da herkes çok kazanacak, eşit kazanacaksınız ve bu senin %50 fazla aldığının da iki katı parası.
Yani herkes çok para kazanacak ve sen normal kazandığından iki katı fazla para kazanmış olacaksın.
Hangisini tercih edersin?
İnsanlar az para kazanıp değerlerinden fazla kazanmayı tercih etmiş.
Buna inanabiliyor musunuz?
Ben bunu okuduğumda çok şaşırmıştım.
Bu çok ilginç gerçekten ama bize güzel bir ipucu veriyor işte.
Yani bu kadar rekabetçi bir kültürde Schadenfreude duygusunun nasıl yer bulduğunu anlamamıza yardımcı oluyor bence.
Bunu her yere koyabilirsiniz.
Mesela şöyle araştırmalar da var.
Futbol fanlarının maç izlerken kendi takımının attığı gole olan sevinci...
Karşı tarafın kaçırdığı golden daha az.
Yani karşı taraf gol kaçırdığında daha çok seviniyormuş insanlar.
Futbolla ilgilenen dinleyicilerime sorayım.
Böyle midir? Bana Instagram'dan ya da LinkedIn'den yazın.
Gerçekten çok merak ediyorum.
Onun dışında başka neler var?
Mesela bir başkasının başarısı karşısında tehdit altında hissedersek buraya biraz kıskanç...
Açıkla giriyor tabii ama o durumda karşı tarafın başarısızlıklarından zevk alabiliriz.
Bu nasıl karşımıza çıkabilir?
Sosyal karşılaştırma şeklinde karşımıza daha çok çıkıyor.
Hadi buraya gelelim. Çünkü şu an Friday'ın arkasındaki duygulardan bir tanesi de sosyal karşılaştırma.
Neden kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum bölümünde bahsetmiştim.
Dinleyenler hatırlayacaktır.
Sosyal karşılaştırma teorisi aslında bizim hayatta kalmamızı sağlayan şeylerden bir tanesi.
Çünkü biz kendimizi benzer kişilerle, içinde bulunduğumuz ortamdaki kişilerle kıyaslayarak bulunduğumuz konum hakkında bir geri bildirim alıyoruz.
Hayatımız iyi mi gidiyor, kötü mü gidiyor, biz doğru bir yerde miyiz, yanlış bir yerde miyiz?
Yani mantıklı yapıldığında aslında bizi ileriye taşıyabilecek bir şey.
Ama bu karşılaştırma sonucunda kendimizi eksik ya da aşağıda hissediyorsak eğer o durumda karşı tarafın başına talihsiz bir olay geldiğinde Schadenfreude duygusu devreye girebilir.
O bölümü dinlemediyseniz kesinlikle dinlemenizi tavsiye ederim.
Çünkü ben de araştırırken çok şey öğrenmiştim.
Hayatta kalma stratejilerimizden bir tanesi sosyal karşılaştırma ve kendimizi aslında kıyaslarken daha iyi bir noktaya nasıl getirebileceğimizi, o kıyaslamayı nasıl fırsata döndürebileceğimizi Bununla
alakalı püf noktaları paylaşmıştım.
O yüzden dinlemediyseniz mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.
Tabi bu durumda şu an sahip olduğumuz muazzam bilginin de çok büyük bir etkisi var.
Bilgiden kastım ne? Şöyle açıklayayım.
Günümüzde birbirimizi daha fazla gözlemleyebiliyoruz değil mi?
Birbirimiz hakkında daha fazla informasyona sahibiz.
Sosyal medya sağ olsun.
Başkalarının başarıları, deneyimleri, tarihsizlikleri, hayat hikayeleri bir şekilde karşımıza çıkıyor.
Çünkü şu an hayatımızı sergilediğimiz bir noktadayız.
Ne yedik, ne içtik, kaç ülke gezdik, nerede çalıştık, aşağı yukarı kim ne kadar para kazanıyor hepsi gözümüzün önünde.
Şimdi çoğumuz o dünyada paylaşılan fotoğrafların, videoların gerçek hayatı yansıtmadığını biliyoruz elbette.
Ama bu içten içe bir haset dalgasının geçmesini engellemiyor.
Bunu bilsek de vay be yine geziyor gibi düşünmüyor musunuz bazen baktığınızda Instagram'a?
O yüzden o mükemmel hayat yaşadığını düşündüğünüz kişinin başına gelen ufak bir talihsizlik içten içe sizi mutlu edebiliyor.
Şunu demiyorum bu arada bu duygu yoktu ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle oluştu.
Tabii ki de değil bu duygu hep vardı.
Çünkü çıkışı yanlış hatırlamıyorsam...
18. 19. yüzyıl gibi hatta 20.
yüzyılda bu duygunun çok ekstrem noktalara ulaştığını da düşünüyorlar.
Çünkü 20. yüzyılda neler var?
Bir sürü araştırmalar çıkıyor.
Bir sürü farklı dallar çıkıyor.
Bilimde ilerliyoruz falan. Bunlar da var ama şu an daha fazla bilgiye sahip olduğumuz için belki de daha fazla farkındayız.
Belki de daha yoğun bir şekilde yaşıyoruz.
Yani bana kalırsa bu rekabetçi ortamın getirdiği ve diğer Schadenfreude'nin arkasında olan duygulardan bir tanesi de haset.
Diğer iki tanesi de ahlak ve güç.
Ahlak az önce bahsettiğim adalet kavramına aslında yakın bir kavram.
Çünkü sosyal normlara uymadığını düşündüğümüz, düzeni bozduğumuz kişilerin ya da ahlaki olarak doğru olmadığını düşündüğümüz kişilerin ki bence burası çok tartışılır ama cezalandırdığını görmek de insanlara bir haz
veriyor. Güç olarak da...
Sizin kendinizi güçsüz hissettiğiniz, karşısında güçsüz hissettiğiniz kişilerin başına bir şey geldiğinde bak ona bile neler oluyor.
Bak işte kefenin cebi yok para olarak gücü el alacak olursak gibi bu tarz durumlarda o inceden bir haz olabiliyor.
Bu konuyla alakalı inanılmaz örnekler veren o az önce bahsettiğim, girişte bahsettiğim duygu tarihçisi Tiffany Watt Smith'in Shiden Friday isimli kitabını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Ben çok beğendim çünkü...
O kadar fazla örnek veriyor ki ve şunu düşünebiliyorsun.
Aa bu da Sheldon Freud'e miymiş ya?
Hiç farkında değildim dediğiniz noktalar olabiliyor.
Simon Baron Cohen isimli insan davranışlarındaki empati ve empatinin rolü üzerine kapsamlı araştırmalar yapan bir psikolog var.
Hatta bununla alakalı The Science of Evil diye bir kitap yazmış.
Burada zalimlik, empati ve Sheldon Freud'e arasındaki ilişki yırtılıyor.
Empatinin zalimliği önlemede ve ahlaki davranışı teşvik etmede önemli bir faktör olduğunu savunuyor.
Empati diğerlerinin duygularını ve perspektiflerini anlamamıza olanak tanıyor evet.
Ve bizi şefkatli, adil davranmaya teşvik ediyor.
Ama empati eksik olduğunda insanlar daha yıkıcı veya zalim davranmaya yatkın olabilirler diye altını çiziyor.
Ve Cohen'e göre Schadenfreude...
empati eksikliği tarafından motive edilen bir zalimlik şekli olarak görülebiliyormuş.
İnsanlar schadenfreude yaşadıklarında başkalarının kötü durumundan zevk alıp hatta bu durumda olan kişi üzerinde üstünlük veya hakimiyet hissi bile hissedebiliyorlarmış ve kendisi bazı insanların
empati seviyelerine bağlı olarak schadenfreude yaşama eğiliminde olabileceklerini daha doğrusu daha yüksek bir eğilimde olabileceklerini de söylüyor.
Örneğin yüksek empati seviyelerine sahip insanlar başkaları yanlış veya etik olmayan bir şey yapsa bile şefkat ve endişe hissetme olasılıkları daha yüksek olan kişilermiş.
Ve bu noktada da Sheldon Fry'de daha az yaşıyorlarmış.
Tam tersi de geçerli.
Düşük empati seviyelerine sahip insanlar da diğer insanların duygularını tam olarak anlayamadıkları yani kendileriyle bağdaştıramadıkları için, kendilerini onların yerine koyamadıkları için Sheldon Fry'de
yaşama olasılıkları daha yüksekmiş.
Ama duygu tarihçisi Tiffany Watt Smith de diyor ki o ya da bu diye bir şey yok.
Yani ya yaşarsın ya yaşamazsın diye bir şey olmaz.
Çünkü birbirine zıt duyguları da yaşayabiliriz aynı zamanda.
Yani geldiği nokta şu biz insanların duygusal olarak esnek varlıklar olduğu ve sevdiğiniz bir arkadaşınızın diyelim ki çok istediği bir iş var.
Çok böyle yüksek bir pozisyonda.
O işi alamadığında hem onun için üzülüp hem de içten içe böyle bir haz duyabileceğinizi belirtiyor.
Yani iki duygunun aynı anda olabileceğini söylüyor.
Mesela şimdi suç ve cezaya bakalım.
Onun örneğini de veriyor Tiffany Watt Smith.
Dostoyevski'nin Marmeladov'un kanları içinde böyle bilinçsiz bir şekilde eve getirdiği zaman da çevresindeki insanlar için yazdığını hatırlayalım.
Diyor ki... Bir ani felaketle karşılaşan birisi için hatta kurbanın en yakınları arasında bile her zaman kendini gösteren içsel bir tatmin duygusu, acıma ve sempatimiz
ne kadar samimi olursa olsun hiçbirimizin karşı koyamadığı bir duygudur.
Sonuç olarak içinde bulunduğumuz dünya bu duyguyu deneyimlemek için çok elverişli bir dünya.
Mevcut sosyal formasyon bizi Daha çok çalışmaya, sürekli rekabet etmeye ve belki de asla kazanamayacağımız bir yarışa sürükledikçe bu duygu daha da çok beliriyor.
Başkalarının talihsizlikleri kendi hikayemizin önüne geçebiliyor.
Ama tam da bu durumda hiç olmadığı kadar empatiye ve dayanışmaya ihtiyacımız var.
Bu yüzden başkalarının talihsizliklerinden duyduğumuz bu suçlu zevkle yüzleşmeye açık olmak mantıklı geliyor bana.
Şimdi Emine o kadar anlattığın iyi hoş ama ne yapacağız bu duyguyla nasıl başa çıkacağız derseniz tabii ki onunla da ilgili önerilerim var.
Ve ilk olarak söyleyeceğim şey duygu farkındalığı arkadaşlar.
Şaydan Friday'ı yönetmenin ilk adımı deneyimlediğimiz zamanı tanımak.
Birisinin kötü durumundan haberdar olduğunuzda düşüncelerinizi ve duygularınıza böyle bir durum dikkat edin.
Ortaya çıkabilecek herhangi bir zevk veya tatmin hissini...
Anlamaya, tanımlamaya çalışın.
Bunun için duygulara yer açmak bölümünde çok güzel bir yöntemden bahsetmiştim.
Oraya bakabilirsiniz. İkincisi de empati.
Çünkü Schadenfreude'yi dengelemek için empati gerekiyor.
Az önce de bahsettiğim gibi.
Eğer onların yerinde olsaydınız siz nasıl hissederdiniz?
Bunu hayal edin ve o duyguları anlamaya çalışın.
Bunun için de duygusal zeka bölümünde bir egzersiz paylaşmıştım.
Onun dışında dedikodu ve olumsuz konuşmalar da bu duygunun bir parçası.
Çünkü Schadenfreude genellikle başkaları hakkında olumsuz konuşma ve dedikodu ile besleniyormuş.
Önceki bölümde...
Neden dedikodu yaparız diye bahsederken insanların sadece %5'inin kötü niyetli olduğundan bahsetmiştim hatırlarsınız.
Detaylara oradan bakabilirsiniz ama genel olarak başkalarını kötücül bir yönde eleştiren tavırdan ziyade olumlu ya da mod yükseltten dedikodularak diyeyim ya da konulara odaklanmayı tercih edebiliriz
bence. Ve şükretmek var.
Yani uzmanlar şükretmenin Sheldon Friday'nin güçlü bir panzehiri olduğunu söylüyor.
Başkalarının kötü durumundan beslenmek yerine kendi hayatımızın olumlu yönlerine odaklanmak da destek olabilirmiş.
Yani birisi kötü bir durumda olduğunda çok şükür ben o durumda değilim demeyi söylüyorlar.
Ama bu da ne kadar mantıklı bunu da bilemedim.
Ama yine önerilenler arasında var.
Ve son olarak tabii ki de gerekirse yardım isteyin.
Çünkü ufak tefek şeylerden zevk almak, ufak tefek şeyden Freud'e anları okey olabilir.
Ama bunu şiddetli ya da çok sık bir şekilde yaşıyorsanız ve bu sizi rahatsız ediyorsa ya da bunun arkasında farklı bir duygunun, farklı bir şeyin olduğunu düşünüyorsanız yardım almak da tabii ki faydalı olabilir.
Sonuç itibariyle size duygularınızı yönetmek ve genel iyi oluş halinizi desteklemek için iyi bir uzmanla çalışmak da faydalı olur diye düşünüyorum.
Onun dışında benim anlatacaklarım bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
