
Sağlıklı Beslenme Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar | Ceren Yavuz
26 Mayıs 2021 · 52 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Beslenme Uzmanı Ceren Yavuz ile sağlıklı beslenme konusundaki doğru bilinen yanlışları masaya yatırdık. Makro- mikro besin öğeleri, ketojenik diyet, düşük karbonhidratlı beslenme, yeme bozuklukları, binge eating, tükettiğimiz besinlerin ruh sağlığımıza etkisi ve kendimiz için sağlıklı beslenme programı oluşturmak üzerine bol bol bilgili ve hikaye paylaştık. Bununla birlikte mindful eating- farkındalıkla yeme hakkında detaylı bilgi için emineyesilcimen.com/blog adresini ziyaret etmeyi unutmayın!
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Geç Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Bugün çok sağlıklı bir konudan bahsedeceğiz.
Aslında genel olarak sağlıktan bahsedeceğiz.
Beslenme uzmanı Ceren Yavuz bizimle.
Ceren hoş geldin. Hoş bulduk.
Evet, şimdi dedik ki beslenme hakkında doğru bilinen yanlışlardan konuşalım.
Ve bu yanlışları nasıl düzeltiriz?
Hayatımızı nasıl sağlıklı beslenmeyle birleştiririz?
Bu konuda ben birazcık derdim açıkçası.
İstersen başlayayım. Sen de oradan zaten benim doğru yaptığım ya da yanlış yaptığım ya da hiç yapmadığım şeylere girersin diye düşünüyorum.
Ne dersin? Tamam.
Senin hikayeni dinleyerek başlayalım o zaman.
Yani şöyle aslında hiç bu çok büyük bir beslenme problemi yaşamadım hayatım boyunca.
Çünkü biz zaten Türkiye'de çok sağlıklı besleniyoruz.
İster istemez her şeye ulaşımımız çok var.
Ama sadece şeyin farkındaydım.
Sürekli diyet yapan bir anneyle büyüdüm.
Ve şu mantık vardı.
Aman bugün yiyelim de yarın diyet yaparız.
Aman işte battı balık yan gider mantığıyla.
Bizim kültürümüzde bir tık daha şey vardı ya.
Ne kadar yersen o kadar sağlıklısın.
Bu vardı. Buna rağmen ben hiç sağlıklıydım.
Hiç o kadar kilolu bir çocuk olmadım.
Orada metabolizmam herhalde çok hızlı çalışıyormuş.
Çünkü hani anneannemin böyle Allah aşkına ye, ölümü gör ye diye ısrarları hani klasik ton ton anneanne şeyi yemezsen sağlıklı değilsindir.
Hatta şey çok hatırlıyorum.
Bir gün işte annemin bir arkadaşı gelmişti.
Anneannemi de istiyorum. Anneannemin böyle ölümüne ısrar ediyor ama öyle böyle değil.
Ve kadın artık yıldı.
Anneannem de klasik işte ton ton bir anneanne.
Kadın döndü böyle yaptı.
Ah yeter be yiyeyim yiyeyim de senin gibi mi olayım dedi.
Biraz sert girmiş anladığım kadarıyla.
Çok sert girdim.
Ama tabi anneannemi yeme ısrarından bırakmadı.
Neyse bu ufak bir yansıdan sonra.
Ya sonuç itibariyle böyle hani hep zaten yemek üzerine kuruldu da bir kültürde olduğumuz için.
Hatırlarım bahar geldi hafta sonu ne yapacağız?
Tabii ki de pikniğe gideceğiz.
Kış oldu ne yapacağız?
İşte hadi boğaza balık yemeye gideceğiz.
Kahvaltıya gideceğiz vesaire vesaire.
Ne zamanki böyle bir dengesizlik olduğunu fark ettim.
Bir beslenme danışmanlığı almıştım ama hani nasıl daha sağlıklı beslenir?
Daha çok kilo vermek üzerineydi.
Ondan sonra istediğim kiloyu verdim.
Daha sağlıklı bir bakış açısını oluşturdum kendimce.
Ta ki İrlanda'ya taşınana kadar.
Sonra neler oldu? Hazırlanmamızı neler bekliyor İrlanda'da?
Bekleniyor da bekliyormuş.
Makromikrolar. Çünkü burada sebze yok.
Burada sebze yok.
Ve beslenme düzenim komple değişti.
Hani ne yiyeceğimi bilemedim.
Bir de böyle bir tık daha kilo almak, kas yapmak istedim.
Ekstra spor yapıyordum.
Ve işte o zaman makroları mikroları öğrenmeye başladım.
O MyFitnessPal denilen lanet aplikasyonu kullanmaya başladım.
Hani oradaki bir hedef giriyorsun ya.
Ama o protein hedefin asla tutmuyor.
Karbonhidratın hep üzerine çıkıyor falan onları takip ederken.
Benim dengem orada bir kaydı.
Ve sonra işte psikolojik olarak da çok zaten zorlandığım bir dönemden geçiyordum.
Burayı çok uzatmadan şuraya bağlayacağım.
O bin cilt eating'e kadar gitti.
Ama o makro mikro konusu hala daha çok büyük bir soru işaretidir.
Çünkü çok fazla...
kaynaktan çok fazla şeyler okuyordum ediyordum ve beynim yandı.
O yüzden seni bulmuşken sonra bir şekilde düzelttim tabii ki ama dinleyicilerimiz de zaten gelen sorularda o şekilde makrolar, mikrolar, karbonhidratlar neyi ne kadar almalıyız?
Burayı bizi aydınlatır mısın Ceren?
Tabii. Şimdi aslında makro mikroya girmeden önce şuradan başlayayım.
En temel nokta hayatta kalmak için belli miktar enerjiye ihtiyacımız var.
Ve biz bu enerjiyi insanlar olarak yediklerimizden ve içtiklerimizden alıyoruz.
Besinlerin içinde makro ve mikro besin denen iki grup besin ögesi var.
Makro besinler kabaca içinde enerjisi olan besin grubu.
Mikro besinler de enerjisi olmayan ama...
Sağlığımız için ihtiyacımızın olduğu besin grubu diye düşünebiliriz.
Makrolar kabaca dörde ayrılıyor diyebiliriz.
Karbonhidrat, protein, yağ ve alkol olmak üzere.
Mikrolar da vitamin ve minerallerden oluşuyor.
Bunlar sağlıklı bir halde olabilelim diye dengeli bir şekilde tüketilmesi gereken şeyler.
Alkol dışındaki kısmı.
Şöyle düşünmeye çalışmakta yarar var aslında.
Makro besinler hani protein, karbonhidrat, yağ ve alkol dedik ya.
Alkol zaten hani insanın sağlıklı olması için gerekli bir şey değil.
Tüketilebilir bir şey ama gerekli değil.
O yüzden onu sağladık.
Geri kalan kısımda da protein vücudumuzun temel yapı taşı günlük belli miktarı almamız lazım minimum.
Bu vücut ağırlığı çarpı 0,8 gram diye kabul ediliyor.
Herkes için Dünya Sağlık Örgütü tarafından.
Fakat bu hani alınması gereken minimum minimum miktar.
Hani bunun altında alırsak kas kaybı yaşıyoruz.
Çünkü proteinler vücutta depolanmıyor.
Belli bir süre vücutta aktif kalıyorlar.
Sonra parçalanıp atılıyorlar.
Ve bundan dolayı da aslında her gün belli miktar yeterli protein girmesi gerekiyor vücudumuza.
Girmezse vücudumuz ihtiyaç duydu.
Protein Yapı taşı olan amino asitleri kolumuzdaki bacağımızdaki kası sindirerek parçalayarak ediniyor.
Ve bu şekilde işte hücre yenilemesi gibi günlük ihtiyaç proteinine ihtiyaç duyduğu işlemleri karşılıyor.
Kas kaybı hani çoğu insanın bildiğini düşündüğümüz üzere çok iyi bir şey değil sağlık için.
O yüzden de belli miktar proteine ihtiyacımız var günlük olarak.
Onun dışında kişinin kilo vermek gibi kas kazanmak gibi belli bir hedefi varsa o minimum ihtiyaçtan daha fazla protein tüketmesi iyi olacaktır onun için.
Hani bu işte ne kadar alınması gerektiği tabii kişinin ihtiyacına göre değişiyor ama vücut ağırlığı çarpı.
İşte 1.3, 1.5, 1.8, 2 maksimum 2.2 gibi bir kat sayıya kadar çıkabilir.
2.2'nin üstünde çok bir yararı yok açıkçası.
Yani çok minor bir profesyonel olimpik atlet falan olursanız ancak belki hani 2.5 gibi bir kat sayıya da üstüne ya da bodybuilderlar o tarz sayılar tüketiyor.
Yani ekstrem bodybuilderlardan bahsediyorum ama 2.2 kat sayısının üstünde çok bir yararı yok diye toparlayabilirim.
Protein bu şekilde.
Karbonhidrat ve yağlar ise vücutta enerji olarak kullanılan temel olarak besin kaynakları.
Yağlar bir miktar yapı taşı olarak da kullanılıyor ama günlük olarak yapı taşı olarak yani hücrelerimizin zarlarında falan kullanılıyor.
Kullanılan miktar aslında çok çok düşük bir miktar.
Günlük bir yemek kaşığı herhangi bir yağ tüketseniz o ihtiyacı zaten karşılıyorsunuz.
Onun dışında aldığımız yağlar da enerji olarak kullanılıyor yine karbonhidratlarla birlikte.
Şimdi bu karbonhidratlar ya da yağlar Şey gibi düşünebiliriz aslında iki enerji kaynağı olan araba gibi hani elektrikli arabaların hem elektriği vardır hem benzinli
oluyor genellikle diyebiliyorum.
Arabalardan çok anlamam ama aklıma bu örnek geldi şu anda.
Bu iki enerji kaynağı arasında o araba döner ve enerji kaynağını değiştirir.
Karbonhidratlar ve yağları da aslında kabaca bu şekilde düşünebiliriz.
Enerji olarak kullanılırlar.
Ve aslında günlük olarak beynimiz ve sinir sistemimiz için belli miktar karbonhidrata ihtiyacımız var.
Ama bu miktar çok çok fazla miktar değil.
Ortalama bir insan için kabaca 100 gram gibi yuvarlayabiliriz.
Onun dışında ne kadar hareket ediyorsak ve ne kadar yüksek tempo, yüksek nabıza hareket ediyorsak karbonhidrata ihtiyacımız o kadar artıyor aslında.
ne bileyim evden çalışıyorsunuz ya da işte arabayla işe gidiyorsunuz ve hiçbir hareket etmiyorsunuz.
O noktada aslında çok da fazla bir karbonhidrat ihtiyacınız yok günlük olarak.
Yani 100 gram karbonhidrat nedir diyecekseniz hani belki iki tabak sebze yemeği yeseniz, bir parça meyve yeseniz, iki dilim de ekmek yeseniz zaten bunu karşılıyorsunuz aşağı yukarı.
Başka bir karbonhidrat. Zaten zengin bir şeye ihtiyacınız kalmıyor büyük ihtimalle.
Çok çok fazla değil.
Ama bunun üstüne eğer spor yapıyorsanız daha hareketli bir hayatınız varsa işinizde işte ayakta ve aktif olarak yapıyorsanız karbonhidrat ihtiyacı artıyor.
Yani basitçe hani biyokimyasal şekilde bu enerji sistemini bu şekilde açıklayabilirim.
Yağlar da işte karbonhidratın almadığımız geri kalan kısmı aslında enerji olarak aldığımız.
Bu hani karbondat işte 100 gram artı üstüne ne kadar hareket ediyorsanız o kadar diye desek de aslında baktığınızda toplumların birçok toplumun besin
şeyi beslenme tarzına ya da işte o beslenme tarzının makro besin olarak dökümüne baktığımızda aslında bu bahsettiğim 100 gramdan çok daha fazla
karbondat tüketiliyor.
Niye? Çünkü karbonhidrat ucuz, lezzetli, kolay bulunabilir ve kolay ulaşılabilir.
Birçok farklı formda, birçok farklı yerde şekilde tüketmek mümkün karbonhidratları.
Sebebi bu. Biyolojik olarak ihtiyacımız olduğundan değil, biraz daha ucuza toplumu nasıl besleyebilirsiniz diye düşündüğünüzde, her kültürün aslında bir...
İngilizce çok kelime kullanmak istemiyorum ama hatırlayamadım şu anda Türkçesini.
Staple food denen bir şey var.
İrlanda için bu büyük ihtimalle patates, tahıl ürünleri belki.
İngiltere için tahıl ürünleri, Avrupa için genel olarak tahıl ürünleri, Asya için pirinç, Amerika kıtası için mısır ya da tahıl ürünleri gibi beslenmenin
temelini oluşturan.
Çünkü enerji vermesi için ve ucuz olabilmesi için belli besin grupları var.
Bunlara aslında bireysel olarak ne kadar ihtiyacımız var konusuna bakıldığında o kadar fazla değil.
Ama dediğim gibi toplum boyutuna baktığımızda toplumu nasıl doyurabilirsiniz?
Bu şekilde doyurabilirsiniz.
Olduğu için aslında ihtiyacımızdan çok daha fazla karbonat tüketen beslenme tarzları içinde yaşıyoruz genellikle.
Lezzet boyutu da var şimdi.
Bir su böreği, bir simit, kocaman bir pizza.
Birazdan pizza yiyeceğim bu arada kayıttan sonra.
Ben günaha günaha girdim seninle görüşme yaparken.
Oraya geleceğim bu etiketleme.
Bilmiyorum yani bu o kadar çok bilgi kirliliği var ki Ceren.
Besinleri iyi kötü yememeliyim yemeliyim diye etki ediyorsun.
Mesela en çok dediğin gibi karbonhidrat ağırlıklı beslendiğimiz için yani biz de toplum olarak da dünya genelinde de böyle olduğu için zaten sağlıklı beslenme deneyince de kilo verme deneyince hep böyle bir
karbonhidrattan kaçma hep böyle bir düşük karbonhidrata doğru gitme üzerine yoğunlaşıyoruz ama onu da çok yanlış anlayabiliyoruz.
Düşük karbonhidrattan kasıt nedir?
Mesela şeyi çok iyi hatırlıyorum.
İyice beslenmeyle kafamı bozduğum dönemlerde o makro mikroları girerken.
Şimdi her şeyi tek tek giriyorum.
Barkot okutuyorum bilmem ne.
Karbonhidrat hep hedefin üzerinde.
Belki ben doğru hedef koymadım.
Çünkü o zaman bir beslenme uzmanından destek almamıştım.
Protein ne kadar azsa karbonhidrat da hep bir şeyin hedefimin üstünde oluyordu.
Bir noktadan sonra ben şuraya.
döndüm domates yemiyordum çünkü domates patatesi falan zaten geçtim karbonhidratı çok yüksek olan bir sebze domates yemiyordum mesela ya da şunu hatırlıyorum o
akşam dışarı çıkacağız ya da hafta sonu işte girls night out yapacağız böyle dışarıya çıkacağız içeceğiz alkol alacağız ben iki gün öncesinden karbonhidrat alımımı komple kesiyordum ki mümkün
değil yani o bedeninin bir enerjiye ihtiyacı var hani o noktada sağlıklı o dengeyi oluşturabilmek için neler yapmamız lazım?
İşte o düşük karbonhidrattan algımız ne?
Ya da bir gün işte kaçırdıysak battı balık yan gitmesin.
Onu nasıl dengeleriz?
Ya hep ya iç mantığı olmasın?
Yani bunları ben zamanla oluşturduğum bir şekilde ama o kadar da kolay olmadı ve düşe kalkı oluşturdum yani.
Yani şöyle bir şey söyleyeceğim aslında.
Demin söylediğin şeyin üstüne hani bir su böreği, bir pizza falan dedin ya.
O yiyeceklerin kültürlere zaten dahil olmasının nedeni karbonhidrat elementi olan o staple food.
Hala Türkçesini bulamadım çünkü Türkçesini hiç bir zaman öğrenmedim büyük ihtimalle.
Neyse o staple food'ların işte tahıl ve işte unu vesaire olmasıyla alakalı aslında.
Yani onlar o temel besin olarak sınıflandırıldığı ve işte toplumsal olarak çok tüketilen besin kategorisine girdiği için yani zamanla binlerce senede belki o toplum...
Onların aslında yemek kültürüne dahil olmuş ve her kültürde farklı şekilde kullanılmışlar.
Ama aslında baktığımda ilk başlangıç noktası yani niye İtalyanlar bir sürü işte unlu ya da makarnalı şey yiyorlar ya da işte Türkiye'de çok hamur işi var.
Ne bileyim Japonlar pirinç yiyor işte vesaire işte İrlandalılar patates yiyor.
Çünkü onlar aslında dediğim gibi staple food ve o yüzden aslında temel gıda maddesi bu arada.
Olduğu için aslında bunlar o mutfakların ya da ülkelerin yemek ürünlerine dahil olmuş durumda.
Yani onu sadece hani vurgulamak istedim.
Tabii ki bir de lezzetliler yani zaten hani ucuz lezzetli olması yani nasıl diyeyim ucuz olsa ama tatsız susuz bir şey olsa insanları ikna edemezlerdi büyük ihtimalle bu kadar bundan yemeğe.
diyeyim. Bir de o tarafı var ama yani şöyle aslında kabaca yani son zamanlar son 5-10 senedir özellikle işte ketojenik diyet ve işte düşük karbonhidratlı beslenme tarzı vesaire çok popüler olduğu
için biraz detayına girecek olursak aslında şimdi günlük aşağı yukarı minimum hani hareketsiz bir insan 100 gram karbonhidrata ihtiyacı var dedik ya bu hani Ortalama
bir insanın beslenmesine baktığınızda aslında kendini 300 gram karbonhidrat, belki 350-400 gram karbonhidrat ya da minimum 250 gram karbonhidrat tüketmek
şeklinde bulabiliyor. Çünkü beslenmenin temeli bu tahıllardan ya da pirinçten ya da patatesden oluştuğu için.
Fakat daha düşük karbonhidratlı beslenme dediğimizde...
Aslında kabul edilen hani literatürde kabul edilen tanım 150 gram ve 6 karbonhidrat tüketimi.
Buna düşük karbonhidratlı beslenme deniyor.
Çünkü hani toplumun yediği tarza kıyasla aslında 150 gram bayağı düşük oluyor.
Bir de çok düşük karbonhidratlı bir beslenme türü var.
O da ketojenik beslenme deniyor.
Onda da işte 50 gramın altında karbonhidrat tüketimi diye kabul ediliyor.
Çok düşük karbonhidratlı mı besleniyorsunuz yoksa düşük karbonhidratlı mı besleniyorsunuz yoksa kendi beslenmenizdeki karbonhidrat tarzını mı düşürüyorsunuz?
Bunların hepsi farklı şeyler ifade ediyor olabilir farklı insanlar için.
Ama kabaca insanlar niye karbonhidratı düşürüyor kilo vermeye çalışırken ya da sağlıklı bir şeyler yapmaya çalışıyorken?
Çünkü karbonhidrat enerji kaynağı.
kilo vermek istiyorsa birazcık enerji kaynağını kısıtlarsa vücut depodaki enerjiden yakabiliyor.
Kalori açığı dediğimiz şeyi Kilo vermeye başlayabiliyoruz gibi.
Bundan dolayı aslında karbonhidratlar genel olarak kısıtlanıyor.
Öncesinde baktığımızda bir önceki trend neydi?
Yağları kısıtlamaydı. Düşük yağlı beslenmeydi 1980'ler itibariyle.
Son 10-15 senedir ise bu trend biraz daha düşük karbonhidrata kaydı.
Bir tür enerjinin kısıtlanması gerekiyor ki kilo verilsin.
MyFitnessPal ve benzeri aplikasyonlarla maalesef çok uç noktaya gidebiliyor.
Çünkü şöyle bir şey var. Birazı iyiyse daha fazlası daha iyidir.
Ben 150 gram değil 100 grama indireyim bunu.
50 grama indireyim bunu.
20 grama indireyim.
0 grama indireyim.
Bir bakmışsın hiç karbonu da tüketmiyorsun.
Yani maalesef insan zihni siyah beyaz seviyor, netlik seviyor ve daha iyisi, daha iyisi, daha fazlası diye diye maalesef çok ekstrem
bir noktaya gidebiliyoruz. Ve MyFitnessPal gibi uygulamalarda maalesef bu ekstrem düşünme tarzını teşvik edebiliyor.
Yani hatırlamıyorum senelerdir hiç görmedim bile MyFitnessPal'ın arayüzünü ama sanırım o seviyenin üstüne çıktığınızda o renk kırmızı mı oluyordu?
İşte seviyenin o hedefinin altında kaldığınızda yeşil mi oluyordu?
Yani tam böyle hani doğrusu bu yanlışı bu fikrini empoze etmek için birebir bir şey ne denir uygulama.
Ve yeme bozukluğu anlamında da insanları negatif etkilediğine dair birkaç tane çalışma var.
Tamam şimdi ezberi hatırlamıyorum ama hem yeme bozukluğu yaşayan...
insanlar da hem de normal popülasyonda yeme bozukluğuna kaydırma anlamında işte yeme bozukluğu olan popülasyonda da negatif etkileme ya da tetikleme anlamında semptomları insanların negatif
etkilediğini gösteren birkaç çalışma vardı.
Bir ara yazmıştık şimdi. Bence çok doğru yani etkilemesi çünkü şöyle psikolojik olarak zaten orada hani kendine bir hedef koyuyorsun ve o hedefin sürekli altında ya da üstünde kaldığını görünce hani Vücudundaki
dopamin oranı çalışmıyor.
Öyle bir şey olmuyor.
Ben şunu söyledim kendime.
Ben senelerdir çok sağlıklı besleniyordum.
Gayet düzgün. Ne yemem gerektiğini biliyordum.
Belki bir tık sezgisel beslenme.
Bilmiyorum şu an ona girer miyiz?
Vaktimiz kalır mı? Zaten ne yemem gerektiğini biliyordum.
Neyin sağlıklı neyin sağlıksız.
En kötü ihtimalle neyin bana iyi geldiğini, ne kadar yemenin bana iyi geldiğini zaten biliyordum.
Ben neden kendim bu dürtülerimle, sezgilerimle olan kısımdan komple böyle makine tarzı bir duruma geçtim deyip hani bunu fark edip geri döndüğümde eski beslenme tarzıma
evet çok daha sağlıklı bir beslenme bakış açısı yani yemekle aramdaki o ilişki düzeldi.
Bir şeyi daha çok kısıtladığın zaman zaten...
Bu tepkidir. Canın daha fazla ister ve daha fazla yersin haliyle.
Hiçbir şey kıslamamaya başladım.
Tabii ki sağlıklı olanların seçimleri daha fazlaydı.
Hatta milah karbonhidratı alacaksam bulgurdan alıyordum karbonhidratı.
O da çok lezzetli. Glisemik indeksi düşük.
Ama mesela bir pilav yediğimde atıyorum bir sushi yedim ya da canım böyle tereyağlı pilav çekti.
Kocaman pizza istedi.
Onu yiyince de kendimi suçlu hissedip en azından ertesi gün cezalandırmıyordum.
Artık oraya doğru evrildi.
Tabi İrlanda'da yaşıyor olmanın verdiği etkiyle de artık sabahları bir Türk kahvaltısı değil de yulaf lapasıyla başlayınca o zaten seni bitti karbonhidrat ihtiyacını karşılıyor.
Gibi gibi yani ama bu tamamen bilgi eksikliği, bilgi kirliliği dediğin gibi yeme bozukluğu.
Çünkü bir yerden sonra takıntı oluyor.
Şu kadar yedim bunu yememeliyim bilmem ne.
Oluyor ve bilmiyorum şeyle de çok ilgisi var.
Belki o etiket okuma ne yediğini bilmek.
Bu da bir noktadan sonra bak bunun içinde şu kadar karbonhidrat varmış.
Bunun içinde bu varmış diye biraz daha bilinçli beslenmeye başlıyorsun.
Yani sevdiğim birkaç tane insanın söylediği ya da işte üniversitedeki hocalarım da bazen söylediği bir şey vardı beslenmeyle alakalı.
People eat food not nutrients diye.
Yani yiyecekleri yediğimiz şeyleri evet biz besin maddesi tarafını görüyoruz aslında işte nekal karbonhidrat, yağ, protein vs.
ama normal bir insan bunlara bakmıyor.
Ve bakmaması da iyi bir şey aslında.
Patates patates olarak görüyor.
Uyduruyorum 100 gramını 20 gram karbonhidrat olarak görmüyor.
Görmesinler zaten. Bu normal bir insan için gerekli olan bir şey değil aslında.
Fakat bu aplikasyonların hayatımıza girmesi, sosyal medya, güzellik algısı, bilginin çok...
Kolay ulaşılabilir ama bir yandan da çok bilgi kirliliğinin çok yüksek olduğu bir çağa girmemizle birlikte maalesef insanlar kendi bedenlerini kontrol etmeye çalışırken işte bu kira almak
vermek ya da sağlık takıntısıyla alakalı olabilir.
Aşırı kontrol etmeye girmeye başladı olay bence geçmeye başladı.
Hatta yani hala DSM'de kabul edilmiyor ama hani ortoreksiya diye bir yeme bozukluğunun olduğu işte 1997'de mi ne ilk tanımlanmıştı sağlıklı beslenme takıntısı
diye. Hani yeni DSM'de yeni işte kılavuzda diyeyim bu yeme bozuklukların vesaire tanımlandı.
Amerikan Psikiyatri Derneği olması lazım onların yayınladığı tanımlanması ya da kabul edilmesi bekleniyor birkaç sene içinde.
Böyle bir yem bozukluğu bile türedi aslında hani geçtiğim senelerde ve görülme sıklığı da sosyal medyayla birlikte çok fazla arttığını görüyoruz çalışmalarda.
Aslında hani demin dediğim gibi biraz da iyiyse çoğu daha iyidir bakış açısı.
Biraz hani yediklerimle alakalı bilinçli olayım.
bunun uç noktaya çekilmesi aslında insanlara zarar veriyor.
Yani önemli olan şey aslında evet biraz bilinçli olabilirim, biraz daha işte sebze bulamıyorsan meyve ya da istiyorsan meyve biraz daha lifli bir şeyler, biraz daha işte ne bileyim dengeli
protein almaya vesaire dikkat edebiliriz.
Ama bunu bazen, bazen değil yani çoğu insan uç noktaya çekiyor ve burada da işte binge eating, tıkınırcasına yeme, tıkınırcasına yeme bozukluğu ya da işte başka yeme bozukluklarına da kayabileceğiz oradan.
Sıkıntılı bir noktaya gidiyor.
Yani beslenme evet aslında sağlık için önemli ama sağlık için tek önemli olan şey beslenme değil.
Beslenme fazla hızlın sadece bir parçası.
Yani bunun uykusu var, hareketi var, stres yönetimi var, güneşi var, sigarası var, alkolü var, sosyalliği var gibi gibi aslında birçok farklı element var.
Fakat beslenme en kolay kontrol edilebileni olduğu için herhalde insanlar maalesef biraz buraya fazla odaklanıp bazen kendileri için çok da
iyi bir noktaya gitmeyebiliyorlar.
Öyle diyebilirim. Onun dışında hani besin etiketi okumayla da alakalı aynı şeyi söyleyeceğim.
Sürekli paketli işlenmiş işte hiçbir sebze meyve içeriği ya da işte lif içeriği olmayan bir şeyden beslenmek büyük ihtimalle çok iyi bir şey değil.
Ama Hani hiç yememek de gerekli değil aslında.
Beslenme dediğiniz şey bir büyük resim oyunu ve insanlar günde 3 öğün yapıyor desek, ara öğünlerle birlikte 4 ya da 5 öğün yapıyor desek.
Yani haftada bu size eder.
4 öğün diyorsak 28, 5 öğün diyorsak 35 öğün.
Yüzde azınlık kısmı paketli bir şeyden olabilir.
Ama büyük tonlu biraz daha besinsel olarak nitelikli diye tabir edebileceğim yoğun besin maddesine işte vitamine, minerale vs.
sahip besin içeriklerinden olsa genel için daha iyi olur tabii ki.
O dengeyi bulmak önemli aslında.
Çünkü biraz yapıyorsak işte daha fazlası daha iyidir bakış açısı çoğu insanın sonunu getiriyor bu konuda.
Kesinlikle katılıyorum ya dengeyi bulmakta gerçekten zorlanıyoruz.
Yani mesela o binge eating'den bahsettim ya hayatımda gerçekten hiçbir zaman hani binge eating gibi bir problem ya da yemek konusunda bir problem olmadı.
Evet hep böyle hani yemeğin ön planda olduğu bir ailede büyüdüm ama bir yandan da şu vardı hani anneannem ağzıma tıkarken...
Anne mağazama tıkarken babam da diyordu ki bu çocuğun bir tokluk duygusu var.
Ne olduğunu biliyor ve mutfak orada yemek var acıkırsa gene yer.
Rahat bırakın gibi. Bir de dediğim gibi zaten Akdeniz kültüründe genelde daha sağlıklı şeyler pişiyor.
En azından bizim evde. Ama işte burada...
Bu kadar kafayı bozunca Ceren bu işte makrolarda mikrolarda aynı senin dediğin gibi daha iyisi daha olsa olur.
Bu sefer öyle bir dengesizlik oldu ki ben kontrolsüz bir şekilde kilo almaya başladım.
Ve o aldığım kilo ekstra spor hani spor uyku vesaire hepsi dediğin gibi alkolü sigarası hepsi birbiriyle bağlantılı ya.
Bu sefer sporu şey olarak yapmaya başladım.
Tüm enerjiyi yakmak ya da işte yediklerimi ekstra yakmak.
Çok yedim daha fazla spor yapmadım.
Bu sefer bedenime zarar vermeye başladım.
Ve ne zaman ki gece böyle gizli gizli mutfakta bir şeyler yemeye çalışırken buldum kendimi.
Ve haliyle kusmalar başladı.
Çünkü midem kaldırmıyordu artık vesaire.
O zaman da burada bir yanlışlık var.
Bir dakika ben bir şeyi yanlış yapıyorum.
Çünkü öyle bir döngüye girmişim ki 3,5 saat sadece mutfakta.
Yemek yapma, yeme, pişirme, geri yeme.
Ondan sonrası tuvalette.
Hani bir noktadan sonra midem kaldırmıyor da kusuyorum değil.
Ben artık kendi kendimi kusturur noktaya geldim.
Çünkü hani onun çıkması lazımdı.
Orada işte araştırdı.
Bak yine bir beslenme uzmana gitmedim.
Keşke gitseymişim.
Daha az sancılı geçerdi.
Bu kadar böyle araştırdıktan sonra bu sefer gerçekten bilimsel çalışmalardan araştırdım.
Dedim ki bu da bir yanlış var.
Sonra işte kendime bir söz verdim.
Ve hani hiçbir şey, o uygulamaları bıraktım, her şeyi bıraktım.
Sadece hani kendimi dinleyerek besleneceğim diye.
O zamandan beri de gayet hani çok daha mutluyum.
Sporu da kendimi dinleyerek beni memnun eden bir cezalandırma aracı değil de sağlıklı olma aracı olarak.
Ya da işte hep bir şey vardır ya.
Daha çok popo çalışırız çünkü neden?
Dediğim gibi güzellik algısı.
Popomuz büyük, belimiz ince, göğslerimiz büyük falan olsun.
Mesela hiç kol çalışmıyorum tamam mı?
Ya da işte hiç bacak çalışmıyorum.
Çünkü istiyorum ki popom büyük olsun ama bacaklarım ince olsun, karın kaslarım olsun.
Ama işte kol kaslarım olmasın.
Halbuki hepsi bir bütün. Hani işte bunun ne zamanki bir bütün olduğunu kabullendim ve bir bütün şeklinde sadece sağlıklı olmak için yaptım.
Yapmaya başladım sporu.
Hep spor yapıyordum gerçi ama hani şu 50 kilo halimle kalkıp 40 kilo şeyle barberle squat basmayı bıraktım.
Düşün yani. Ondan sonra aslında o istediğim bütün hani vücut şekli de kendime geldi bir noktada.
Yani şu an hani geçen gün kimle konuşuyorduk?
Galiba Sima ile olan bölümde de hani olduğumdan mesela eski olduğumdan ilk.
Bu olaylar başıma gelmeden önce.
5 kilo daha fazlayım ama içinde olduğum bedenle o kadar mutluyum ve o kadar sağlıklı hissediyorum ki.
Hani o sonrasında karın kasları da kendiliğinden çıktı çıkmasa da olurdu yani.
Hani bana ne modundayım.
Ama o tamamen dediğin gibi uyku, düzenli beslenme, spor, alkol tüketiminin azalması, sigara, sosyal ilişki hepsi birbiriyle bir bütün zaten zincir şeklinde etkiledi hayat kalitemiyle.
Yani şeyi söyleyebilirim.
Seni tebrik etmek istedim.
Çünkü herkes senin kadar burada bir sıkıntı var.
Benim yanlış yaptığım bir şeyler var.
Ben bir geri adım atayım demiyor ya da hızlı canı demiyor.
O işte çok yemek.
Sonrasında kısıtlama ya da kısıtlamak yerine işte bunu aşırı egzersizle ya da kusmayla kompansa etmeye çalışma ya da diyaretik kullanımıyla vs.
Ve adım adım işte tanımlanmış bir yeme bozukluğu olan ya bulim ya ya binge eating disorder gibi bir yere gitme durumu aslında çoğu insanın kendi
kendine kıramadığı bir döngü.
Hani burada bir terslik var kısmını bile maalesef çoğu insan göremiyor tek başına ya da böyle artık tükendiği noktada.
Evet ya gerçekten bir terslik var ve benim yardım almam lazım diyerek belki birkaç sene sonunda bunu görebilmeye başlıyorlar.
O yüzden seni tebrik etmek istedim.
Sen yine kendi kendine o tersliği görüp geri adım atmışsın.
Baktığımızda aslında beslenme bilimi, bilim olarak 150 senesi yok öyle diyeyim.
İlk vitaminin tanımlanmasından itibaren.
Şimdi aslında bu kadar yeni bir bilim okey.
Ve işte neyin insanın üstünde nasıl etkisi olduğu olmadığı vesaire araştırılıyor.
Buna göre işte toplumsal ya da bireysel yönlendirmeler yapılıyor vesaire ama insanlar hani binlerce yıldır belki milyon yıldır hayatta ve yiyorlar hayatta
kalmak için. Yani demek ki aslında...
Dışarıdan bu konuya çok müdahale etmeden de biz varlığımızı sürdürebiliyoruz.
Yeme kısmını tek başına becerebiliyoruz.
O yüzden de ben her zaman minimum müdahale etmeye çalışırız danışanın düzenine bireysel olarak çalışırken.
Sıfırdan bir düzen oturtmaya da ben sana bunu yemeni tavsiye ediyorum değil de o danışanın normalde nasıl beslendiğine bakıp oraya minimum tweakler diyeyim ufak ayarlar.
Çünkü ne kadar az müdahale o kadar devam edilebilir bir şey oluyor.
Çünkü zaten o danışan başladığı noktada devam edilebilir bir şey yapıyor da oluyor.
Ama maalesef işte dediğim gibi biraz müdahale iyiyse daha çoğu daha iyidir diye.
Özellikle hani profesyonel yardım almayınca insanlar bu işin son noktası işte MyFitnessPal gibi uygulamalarla.
olunca aşırı kontrole ve ondan sonra da kendilerine zarar verecek bir noktaya gidebiliyorlar.
Bunu aslında yapmamak ya da bu konuda en azından biraz daha dikkatli olmak gerekiyor.
Ama tabii bir de maalesef içinde yaşadığımız dönem sosyal medya ve güzellik algısı gibi gerçekleri de göz önünde bulunduracak olursak sürekli maruz kaldığımız her şey bize yetersiz olduğumuzu
söylüyor. Yani bizden daha güzel, bizden daha alımlı, bizden daha incebeli olan, daha işte ne bileyim güzel bir hayat tarzı yaşayan vesaire insanlar her yerde ya da öyleymiş
gibi davranan insanlar ya da photoshopla ya da şöyle.
Neyse adı o aplikasyonların.
Bu tarz aplikasyonlarla kendilerini farklı şekilde görünmek için editleyen insanlar her yerde.
Ve maalesef çoğu insan bunun bir yalan dünya olduğunu şey yapamıyor.
Kendilerini hatırlatamıyorlar ya da hatırlattılar da unutuyorlar.
Biraz onu ithalleştirmek gerekiyor bence kişinin kendini koruyabilmesi için.
Çünkü sürekli gördüğümüz şeyler güzel.
bizden daha güzel işte daha alımlı daha incebelli daha oranlı vesaire olunca insan ister istemez hani onunla benzemek istiyor ama unutmamak lazım yani
onlar şey highlight real gerçek değil aslında yani tabii ki gerçek asla değil yani bir de şey var Ceren Burada mesela şimdi yavaş yavaş biraz daha şişman
mankenleri dahil etmeye başladı markalar vs.
Ama o da böyle birkaç tane hani o gerçeklik algısını bilmiyorum birazcık sevinmeli miyiz?
Gerçeklik algısı geliyor gibi ama hala daha çok geldiğini düşünmüyorum ben.
Yine de bana çok samimi gelmiyor.
Hani tepki olduğu için biraz da dahil ediliyor ya da bu konular konuşuluyor gibi.
Ama hem unutuyoruz o karşıdakilerin gerçek olduğunu hem de şunu da bence çok unutuyoruz.
Sahip olduğumuz bedeni kabullenmeyi ya da ben de buyum demeyi unutuyoruz.
Bunu değiştiremem. Boyumu uzatamam ya da tipik Türk kadınının belirli bir modeli vardır.
Onu değiştiremezsen nereye kadar müdahale edeceksin?
Olduğunun en iyi versiyonu olmak, en sağlıklı versiyonu olmak belki bir amaç olmalı diye düşünüyorum.
O zaman zaten çok daha kolaylaşıyor bir tık bakış açısı.
Bir de şeyi ben fark ettim.
Bununla alakalı araştırmalar olduğunu da biliyorum ama seni bulmuşken bunu çok sormak istiyorum.
Şimdi besinlerin haliyle sadece bedenimizde de ruh halimiz üzerinde de inanılmaz bir etkisi var.
Yani hani o yediğin besinin şeker oranından ya da yağ oranından vücudundaki yaptığı değişiklikleri, kan şekerini vesaire ona göre böyle modunu da etkiliyor.
Ne bileyim yorgunluk seviyeni vesaire de etkiliyor.
Burada özellikle şekerin üstünde durmak istiyorum.
Çünkü hani şeker en başta böyle bir enerji verip sonra bir yorgunluk yapıyor.
İşte beyin hücrelerini öldürüyor falan çalışmalar vesaire vesaire var.
Benim okuduğum kadarıyla.
Ama geçen Paskalya tatiliydi işte.
Ve biz tatlı yaptık.
Pastiyera diye Napoli'de yapılan bir tatlı var.
Bu şey gibi. Bir tart gibi, içi de işte sütlaçlı bir şey gibi.
Çok böyle aşırı şekerden, aşırı tereyağından, sütten ve içinde de risotto.
Böyle şeyden oluşan çok böyle karbonhidrat ve şeker yüklemeli bir tatlı.
Ve senede bir kere yapıyoruz.
Benim erkek arkadaşım işte yarı İtalyan, Napolili.
Böyle büyük bir şeyle, hummalı bir çalışmayla yapıyoruz.
Üç gün öncesinden hazırlıklar başlıyor falan.
Ve haliyle biz onu koskoca iki tepsi yaptık.
Ve o iki tepsi yapmışken bütün hafta onu yedik gidip gelip.
Ceren sana anlatamam.
Yani nasıl oldum biliyor musun?
Hem yiyorum yemek istiyorum ama bir yandan böyle bir vazgeçmişlik, böyle bir sıkılmışlık, yorgunluk.
Böyle kendimi o kadar kötü hissettim ki sürekli onu yedikten sonra.
Sonra işte bitti atamıyoruz da kimseye de vermek istemiyoruz.
Hani senede bir yapıp yiyoruz zaten.
Zaten çok zor şartlar altında yapmışız.
Hiçbir şeyi bulamadık. Her şeyi kendimiz yaptık falan.
Sonra o bitti. Ondan sonraki hafta biz normal böyle beslenme düzenimize geri döndük.
Ve şey dedik ne kadar fark etti.
Şimdi orada yediğimiz şeylerin üzerimizdeki etkisi.
Özellikle şeker bazında.
Bir aydınlanma seansı daha rica edeceğim sana.
Yani şekerle alakalı aslında şöyle bir şey var.
Akıt olarak Belli miktar şeker tüketiminin çok uzun süredir aslında zihinsel performansı arttırdığıyla ilgili.
Odaklanma, bazı odaklanma gerektiren görevler, testlerin şeker tüketimi sonrasında daha iyi yapıldığını gösteren çok fazla bulgu var.
Bu hatta çocuklar kahvaltı yaparsa okul performansı artıyor falan gibi noktaya kadar gidebilen bir şey.
Uzun vadeli etkisine bakıldığında, karbonhidrat tüketimini direkt şeker demeyeyim.
Çünkü karbonhidratlar da vücutta parçalandığında basit şekerlere dönüşüyor.
Toz şeker de aynı şekilde basit şekerlere dönüşüyor parçalandığında vücutta.
Onun etkisine bakıldığında aslında bilimsel olarak bir derleme çalışmasına baktım bugün.
2018 ya da 2019'da yayınlanmıştı.
Söylenen şey şu.
Yedikten sonra hemen kısa süreli olarak karbonhidrattan daha zengin bir şey yiyen insanlar daha böyle bir ağırlık çökmüş bir böyle yorgun falan hissediyorlar.
Ama zihinsel performansla falan bir sıkıntı görülmüyor.
Daha normal bir karbonhidrat miktarı tüketenlerle.
deniyor. Fakat şöyle bir şey var aslında bir de başka bir tarzda baktığımda çalışmalara yani tezimde de bu tarz bir şeyler yazmıştım o yüzden hayal meyal hatırladığımda
çok fazla şey var. Bir de onların üstüne tekrar baktım.
Şöyle de bir bulgu var aslında çok ciddi kan şekeri oynamaları yani hızlıca yükselme ve düşme insanlarda ruh halini negatif etkileyebiliyor.
Yani bu daha depresif, anksiyeteli işte çok yüksek kan şekerine sahipseniz.
böyle irritability deniyor, böyle çok huzursuzluk vesaire gibi şeyler yapabiliyor ve hani anekdot olarak söyleyebilirim sadece.
Benim ve birçok danışanımın ve işte bu konularda kafa yoran insanların da gözlemlediği şeylerden bir tanesi.
Genel olarak hani daha sebze meyve ağırlıklı, daha böyle yoğun karbonat içeriği çok fazla olmayan şekilde beslendiğini insanlar kendilerini daha hafif, daha enerjik vesaire hissediyorlar.
Yani bu derleme çalışmasında yoğun karbonhidratlı bir şey yendiğinde akıt olarak sonrasında daha böyle hani yorgun, ağırlık çokmuş gibi hissediliyor göstermiş dedim ya.
Aynı şeyin aslında hani anekdot olarak ve işte çalıştığım insanlarla vesaire görülen bir pattern olduğunu biliyorum ve hani ruhsal olarak da daha stabilize bulunduğunu.
Fakat hani genel olarak karbonhidrat yerseniz işte ya da şekerden çok zengin beslenirseniz nasıl diyeyim?
Bu sizi illaki negatif etkileyecek demek çok doğru gelmiyor bana.
Çünkü hani ne kadar şeker bu insan ne kadar hareket ediyor.
Yani bu şekeri sonrasında uyduruyorum gidip koşup yakıyorsa o kadar aslında kan şekerinde oynama olmayacak.
Çünkü kas hücreleri o kandan şekeri sürekli çektiği için gibi aslında bir sürü farklı parametre var.
Yiyip oturmakla yiyip gidip.
Mesela spor yapmak arasında da bir fark var.
Bunun sonucunda ruh hali üstündeki görülen değişiklik de farklı olacaktır.
Ama dediğim gibi uzun lafın kısası o yoğun karbonhidratlı şeyler yemekten sonraki ağırlık, halsizlik ve o kan şekeri dalgalanmasından
dolayı büyük bir dalgalanma yaşandığı için sonrasındaki büyük ihtimalle ruhsuz olarak da böyle bir daha kötü hissetme.
Yaygın olarak görülüyor benim tecrübemde.
Bundan sonra söylediğime dahil net bir şey bulamadım açıkçası bilimsel makalelerde vs.
ama belki de vardır ben görmemişimdir ya da belki de yapılıyordur ya da yapılacaktır.
Bu da illa böyle bir şey olmadığı anlamına da gelmiyor.
O zaman ne yapıyoruz?
Makroları, mikroları bilinçli olarak tüketiyoruz.
Düşük karbonhidrattan anladığımız şey aslında maksimum 150 gram.
Bunda sen ne demiştin?
Gün içerisinde iki dilim ekmek, iki tabak sebze yemeği ve meyve kaç porsiyondu?
Meyve sebzeyle zaten o 150 grama birazcık da vuruyoruz.
Şöyle bir şey söyleyebilirim.
Aslında en basit şeylerden bir tanesi şu insanların kendi beslenmelerini daha dengeli hale getirebilmeleri için.
Ben diyorum ki mesela her ana öğününüze bir yumruğunuz kadar sebze ya da meyve yani lifli ve sulu bir şey koymaya çalışın.
Pişmiş, çiğ, soğuş fark etmez.
Bir sebze meyve elementi olsun.
o tabakta. Belki bu tabağınızın üçte biri olabilir, yarısı olabilir, dörtte biri olabilir neyse.
Ama hani bir kısmı en azından sebze meyve olsun.
Bir kısmı proteinden zengin bir şey olsun.
Bu illa hayvansal protein olmak zorunda değil.
Yani ne bileyim kuru baklagil de olur, tofuda olur.
Başka bir şey de olur. Et, tavuk, balık yemek zorundasınız gibi anlaşılmasın bu.
Ama hani tabağınızın dörtte biri olabilir, üçte biri olabilir.
Bundan oluşabilir. Ve diğer geri kalan kısmı da aslında karbonhidrattan oluşabilir.
Bu yoğun karbonhidratlı bulgurdur, pirinçtir, ekmektir.
Patatesler vesaire ama en azından o besin ögelerini dengeli bir şekilde tüketmeye çalışmak aslında düz hani full karbonhidrat bir şey yemektense daha iyi hissettiriyor zaten
kendinizi. Çünkü hem daha lifli daha yavaş sindirilir bir şey tüketmiş oluyorsunuz.
Hem de aynı zamanda şöyle bir şey var.
Yine çok ezbere hatırlamıyorum birkaç sene oldu okuyup yazmıştım ama bu konuda.
İnsanların sebze meyve tüketimi arttıkça ruh halleri arasında işte iyi hissetme ihtimali artıyor gibi bir çalışma vardı.
Böyle 8-10 porsiyon yendiğinde bir porsiyon 80 gram diye düşünecek olursak işte daha mutlu daha iyi hissediyorlar kendilerini insanlar.
Ve bunun da açıklaması şu şekilde yapılmıştı.
Şimdi şu an hani evet isimlendirdiğimiz birçok farklı bileşen var.
Ama aynı zamanda isimlendirmediğimizde, isimlendiremediğimizde ya da isimlendirip ne işe yaradığını tam olarak bilmediğimiz birçok bileşen de var.
Ve biz hani o bileşenleri değil de o sebze meyve tüketiminin ne yaptığına bakacak olursak sebze meyve tüketiminin artması insanların ruhsalına iyi geliyor.
Kendilerini daha iyi, daha mutlu, daha enerjik hissediyorlar.
O yüzden de aslında hani Bu perspektiften de sadece karbonhidrat yemeyelim ya da şeker yemeyelim değil de sebze meyveyi nasıl dahil edebiliriz biraz daha şeklinde bakmaya
çalışmak bile insanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir ondan sonra ya da genel olarak.
Bu denende onaylandı olarak kendim de söyleyebilirim.
Hatta bir yerde okumuştum.
Yine bunların arasında bu söylediklerimin hepsinin arkasında bilimsel çalışmalar var.
Ben de senin gibi böyle çok skeptik bir insan ve bilimin temel almadığı hiçbir şeyi ciddiye almayan bir insan olduğum için tabiri caizse.
Muzun mutluluk verdiğine dair falan zaten çok severim muz.
Yani böyle daha fazla meyve daha fazla sebze şimdi çilek zamanı zaten erik bilmiyorum burada henüz çıkmadı ama.
Bir de işte tamamen böyle bir wrap up yapıyorum.
Özetlemek gerekirse diye düşük karbonhidrattan anladığımız aslında sağlık gibi beslenme düzeni.
Tabii ki bunun en temelinde imkanınız varsa bir beslenme danışmanıyla beraber çalışıp kendi vücudunuza göre bir beslenme tarzı belirlemek olacaktır.
Ama bir de bu uygulamalar ve bilgi kirliliği dahilinde internette de ulaşan işte şunu ye şunu yeme şunu yapma bunu yapma.
tarzı şeylere çok güvenmemek.
Ki zaten çok fazla diyetisyen de çok güzel bilgiler paylaşıyor.
Onu da diyecektim. Seni mesela bu konuşmamızdan sonra takip etmek isterlerse nasıl bulacaklar?
En aktif olduğum yer Instagram.
Ceren Yavuz şeklinde kullanıcı adım.
Oradan beni takip edebilirsiniz.
Onun dışında da Türkçe bir yani çok aktif değil ama aktifleştirmeye çalıştığım bir web sitem var.
ibesenihset.net diye.
Orada da birçok içerik var.
Onun dışında da daha önce yaptığım işte videodur, podcastır vesaire yani birilerinin kanallarına ya da podcastlarına konuk olduğum içerikleri de adımı söyledim.
Herhalde Google'a yazsalar yanına YouTube ya da podcast falan yazsalar çıkar diye düşünüyorum.
Hiç bakmadım nasıl bulunması gerekiyor ama hani o belli platformlara yazsanız adımı çıkar herhalde diye düşünüyorum.
Bence çıkar. Biz stalklayalım seni Ceren.
Evet. Buyurun efendim.
Yani sadece şeyi sormak istiyorum.
Belki hani tabii ki insanın imkanı varsa beslenme danışmanlığı almak iyi bir şey olacaktır, iyi bir vizyon verecektir onlara diye düşünüyorum ama aldıkları danışmanlığın bunu
ye, bunu içmeden ibaret olmaması gerektiğini birazcık hani beslenme eğitimi dediğimiz o bilgi paylaşımının olması olduğundan ya da emin olurlarsa daha
verimli bir yardım almış olurlar.
Onu söylemek istedim. Yani hani bir diyet listesi vermesi bir diyet listesinin size bence pek bir şey öğretmiyor insana.
Yani bunu yedin, bunu yemedin, niye yemedin?
Ya da niye yemem gerekiyor bunu bu kadar şeklinde?
Onun dışında da şöyle bir şey söyleyeceğim sadece.
Genel sağlıklı beslenme dediğimiz şey çok kompleks değil aslında.
Yani belli başlı besin maddelerini düzenli olarak beslenmenize dahil etmek gerekiyor.
Temel olarak sebze meyve, lifli karbonhidratlar, biraz protein, iyi yağlar vs.
Tercihen paketli ürünlerinde daha düşük miktarda tüketilmesi.
iyi bir yaklaşım olacak.
Bu perspektiften aslında bir insan oturup bir aplikasyona falan değil, bayağı bildiğin kağıt kalemle ne yediğini, ne içtiğini birkaç gün yazsa objektif bir şekilde ve sonrasında geriye dönüp baksa
zaten hani neyin biraz daha çok yenmesi gerekir bu düzende ya da neyin birazcık daha azaltılması gerekir.
Kendi bile bence bu bilgi çağında az çok yorumlayabilecek noktadadır diye düşünüyorum ama Önemli olan işte o hani biraz yapmak iyiyse daha fazlası daha iyidir deyip o uç
noktaya gitmemek aslında.
O aradaki dengeyi biraz daha iyi bir şekilde sağlayabilmek.
Bak bir şey söyleyeceğim kapatmadan önce bununla alakalı çok güzel bir çalışma okudum.
The Power of Habit diye bir kitap okuyorum.
Hala okuyorum bitmek bilmedi ama orada şey söylüyor.
İnsanlara işte davranış değişikliği için aslında bir alışkanlık değişikliğinin gerekli olduğunu.
Çünkü zaten davranışlarımızda %40'ının alışkanlıklarımızdan geldiğini bahsediyor.
Bunu da alışkanlıklarla alakalı başka bir bölüm çekmiştik.
Hani orada da söylemiştim.
Orada şöyle bir şey yapmışlar.
Kilolu kişilere diyet listesi vermektense her gün ne yediklerini yazmalarını istemişler.
Ama başka hiçbir şey dememişler.
Ve birkaç hafta sonrasında aslında bu insanların o gözünün önünde gördüğü yazılan tüm yemek listesinden sonra alışkanlıklarını da değiştirip kilo verdiklerini gözlemlemişler.
O yüzden dediğin çok doğru ve hani o beslenme danışmanlığı dediğim de zaten kesinlikle bir eğitici olmalıdır.
Yani benim danışmanlık aldıktan sonra hayatımda oturttuğum düzen, vizyonumun gelişmesi, bilgimin artması, bilgi birikimimin inanılmaz büyük bir yatırımdı yani bence.
O yüzden teşekkür ederim eklemen için.
Bu arada aynı kitabı ben ne zaman okudum ya?
6-7 senesi vardır okumuştum.
Sonra tabii ki işte hafızam kötü olduğu için birkaç sene önce de audiobook olarak tekrar dinledim.
Yani 2 senesi ya da 3 senesi var.
Tekrar hatırlamıyorum şu andayı.
Yani genel temayı hatırlıyorum ama detaylarını kesinlikle hatırlamıyorum.
Ama şöyle de bir şey var.
Eğer kişi böyle...
nasıl diyeyim yazarsa yediklerini ve gerçekten dürüst olarak yazarsa genellikle zaten gün içinde çoğu insan bazı şeyleri fark etmeden yiyor.
Yani ona sorsanız ne yediniz diye bazı şeylerin farkında olmuyor.
Unutuyor, atlıyor vesaire ve objektif olarak onları kağıda dökmek bile insanların farkındalığını arttırmak için çok...
yararlı oluyor. Çünkü genelde insanlar oturup sakin sakin yedikleri ana önleri hatırlıyorlar ama o aralarda gidip böyle mutfağa ağzına atılan şey işte arada yene atıştırmalık vs.
onlar daha unutulmaya meyilli olunuyor.
Ve bir tane şey vardı eğitimde vermişlerdi bu sayıyı.
İngiltere'de ortam ve insanlar günlük enerji ihtiyacının %25 olması lazım doğru sayıyı hatırlıyorsam.
Atıştırmalıklardan yiyormuş.
%25'ini atıştırmalıklardan aldığınızı düşünecek olsanız ve ortalama insanın işte 2000-2500 kalori aldığını düşünecek olursak yani bu 500-600 kalori gibi bir şey yapıyor ve insanların bunu hatırlamadığını düşünün
ve yazarak bunları hatırlamaya başlamak bile zaten kişinin kilo vermesine yardımcı olacaktır.
Çünkü ben bunları yiyormuşum meğersem deyip büyük ihtimalle bunları azaltmaya gidecek zaten o insan.
O konudaki aslında farkındalığı bile arttırmak beslenmenin biraz daha düzen girmesi için yararlı olacaktır diye düşünüyorum.
Şu an gerçekten benim çok büyük bir yaramatız bastım.
Çünkü ben normalde şey yani normalde değil de bazen bunu yapıyorum.
Çok yemek istediğim böyle bir şey oluyor.
Bir ara öğün bir ana öğün kesinlikle değil.
Ana öğünü biraz daha az yiyip ona yer açmaya çalışıyorum kendim için.
Bunu yapıyorum ama evet yazınca insan farkında oluyor.
Ay Ceren çok güzel bir sohbet oldu.
Umarım dinleyenler de bizim kadar keyif almışlardır.
Teşekkür ederim katılmayı kabul ettiğin için ve bu güzel sohbetin için.
Ben teşekkür ederim. Benim için de çok keyifliydi.
Çok teşekkürler.
Umarım yardımcı olur dinleyenlere.
Umarım. Onun dışında da seni yine Ceren Yavuz olarak sosyal medyadan takip edebilirler.
Zaten bizi de Gelsi Güzel Hayaller olarak takip edebilirler.
Yine böyle hani iyi beslenme, iyi hissetme, ruh beden, zihin bütünlüğü kapsamında birçok bölümümüz geliyor olacak önümüzdeki haftalarda da.
O şekilde sadece son bir şey söyleyeceğim.
Ufak böyle bir vaktimiz olursa bu...
Podcast'ı dinledikten sonra Apple'cılar özellikle her bölümde söylüyorum.
Eğer oy verirseniz ve yorumunuzu geri bildiriminizi olumlu olumsuz hiç fark etmez.
Hepsi çok değerli. Paylaşırsanız çok mutlu oluruz.
Görüşmek üzere. Gününüz çok güzel geçti.
Görüşmek üzere. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
