
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Rage bait, Oxford'ın 2025 yılının kelimesi. Kasıtlı olarak öfke uyandırmak için tasarlanmış dijital içerik. Öfkenizin değeri var. Onu kim satın alıyor ve nasıl?
İçerik üreticileri bu sistemi nasıl kullanıyor, araştırmalar ne diyor, ve kendimizi nasıl koruyabiliriz.
Transkript
Altyazı M.K.
Geçtiğimiz günlerde seyahat ederken yaşadığım bir tecrübeyi Instagram'da paylaştığım bir videoya öyle bir yorum geldi ki mavi ekran verdim.
Son zamanlarda fark edenleriniz vardır düzenli dinleyicilerim arasından.
Instagram'ı biraz daha düzenli kullanmaya başladım.
Hatta kullanmaya başladım da diyebiliriz.
Oraya burada bahsettiğim konuları özetlediğim ya da kendi tecrübelerimi paylaştığım dijital bir günlük olarak bakmaya başladığımdan beri sosyal medya kullanımıyla aram iyileşti.
Uzak durma sebeplerimden biri de algoritmanın herkese ulaşmasıydı aslında.
Çünkü bu podcast'ın çok niş bir kitlesi var.
Okuyan, araştıran, kendine bir şeyler katmak isteyen, entelektüel seviyesi yüksek.
Senelerdir Spotify sayesinde çok güzel insanlarla tanıştım bu podcast vesilesiyle.
Çok güzel bir komünite olduk ve ben bunu Instagram'da bu kadar net yapabileceğimi düşünmediğimden oralara girmeye çekiniyordum hep.
Bu tabii benim sosyal medya kullanımı konusundaki beceriksizliğimle de alakalı.
Ama şöyle bir şey var aradaki fark şu bence podcast da herhangi bir sosyal medya mecrasında kısa içerik üretmenin.
Burada siz kendi hür iradenizle dinlemek istediğiniz bölüme tıklayarak bu içeriği tüketiyorsunuz.
Ve Spotify algoritması cidden tükettiğiniz içeriklere benzer içerik gösterme konusunda bayağı iyi çalışıyor.
Ama Instagram... Tam olarak öyle değil.
Tabii ki orada da iyi çalışan bir algoritma var.
Ama bazen birbiriyle alakası olmayan içerik tüketici eşleşmesi Spotify'a göre daha yüksek.
Neyse ben bu ön yargımı yenip orayı dijital günlük gibi kullanmaktan keyif almaya başladığımı görünce kendi hikayelerimi de paylaşmaya başladım.
Japonya'da bence başıma komik bir olay geldi.
Kısaca özetleyeyim görmeyenler için.
Gittiğim müze sadece nakit kabul ediyor ve bizim de kıstı vaktimiz vardı.
Para çekmeye gitsek vaktimizin yarısı yolda geçecek.
Bir daha da o tarafa gitmeyeceğiz diye turist bir çifte ben size online atayım siz bana nakit verin dedim.
Sergiyi aşırı merak etmiştim çünkü görmeden çıkmak istemedim.
Onların da iki kişi için parası...
yokmuş ama olanı verdiler.
Ben de kapıdaki görevlilere rica ettim.
Müzenin kapanmasında bir saat var.
Üstümüzde bu kadar nakit var.
Bizi içeri sokar mısınız dedim ve girdik.
Birlikte gittiğim kankim Steph nedense böyle bir çözüm bulmamı aşırı şaşırdı derken ben de bunları mizah katarak video haline getirdim ve hatta şuraya bağladım.
Yani hayatta oldurmak istediğim her şeyi bir şekilde oldurmuşum.
Büyük ya da küçük diye. Ertesi gün altına gelen yorumu okuyorum size.
Böyle oyunlarla içeriye girmeye çalışmak yerine her köşe başında olan 7-11'larda money exchange cihazları var.
ATM demek istiyor burada.
Boşuna uzatıp gereksiz duyar kasmışsınız.
Rage bait amacıyla yaptıysanız ayrı saçma olmuş.
Bu yorumu okudum ve ilk aklıma gelen şey şu oldu.
Bunu yazan kişi rage bait'in ne anlama geldiğini bilmiyor herhalde.
Clickbait mi demek istedi acaba hani böyle çok tıklanması için yaptım zannetti mi diye bir şey düşündüm.
Ama bu Ragebait konusu ne zamandır bölüm listemde olan konulardan bir tanesiydi.
Çok konuşmak istiyordum. Çünkü Oxford'ın 2025 yılının kelimesi olarak seçtiği bir kavram Ragebait.
En kısa haliyle sizi kasten öfkelendirmek için tasarlanmış içerikler diyebiliriz.
Ve bu bir tesadüf değil. Çok hesaplı, çok karlı bir sistem.
Bu arada normalde böyle şeylere hiç cevap yazmam.
Herkes istediğini düşünebilir.
Beğenmediysen kaydırır geçersin bu kadar basit.
Ama böyle konuştuğu şeyin ne olduğunu bilmeden klavye şövalyeliği yapan insanlara karşılık verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bu tavranışlar gün gelir çok daha kötücül bir yerden insanları zorbalar ki zorbalıyor da.
İnsanların yüzüne söyleyemeyeceği şeyleri böyle sosyal medyada rahatça yazabilmeleri de beni hep şaşırtıyor o ayrı.
Rage bait kavramına geri dönecek olursak da Ben bugün o sistemi anlatmak istiyorum size.
O sistemin insanlar arasındaki kutuplaşmayı nasıl büyüttüğünü, toplumsal düzende nefreti nasıl beslediğini, uzun vadede güvenliğimiz için ne kadar tehlikeli olduğunu ve kimlerin hangi tarz
içerik üreticilerinin bu nefret üzerinden milyonlar kazandığını.
Neden bunu konuşma gereği duydum?
artık öfkemizin sosyal medyada da bir değeri var ve onu kim satın alıyor, nasıl kullanıyor gibi detayları bilirsek birilerinin ekmeğine yağ sürmez piyon olmayız.
Tamamen bu yüzden. Herkese merhaba.
Ben Emine, Geç Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Burada hayatı, psikolojiyi, felsefeyi, modern dünyanın hayatımıza getirdiği dertleri ve güzellikleri konuşuyoruz.
Amacımız doğru cevapları bulmak değil, doğru soruları sorabilmek.
O yüzden hazırsanız başlayalım.
Şimdi öncelikle Rach Bates'in sözlük anlamına bir bakalım değil mi?
Oxford bunu şöyle tanınıyor.
Öfke ve kışkırtma uyandırmak amacıyla bilinçli olarak tasarlanmış çevrimiçi içerik.
Türkçe'ye öfke tuzağı, öfke yemi...
Provokatör içerik gibi çevirebiliriz ve bu kelimenin kullanımı 2025 yılında eski yıllara göre 3 kat artmış.
Bu ne anlama geliyor? İki şey.
Birincisi bu kavram inanılmaz derecede yaygınlaştı.
Artık çoğu insan bunu yaşıyor ve bunun için bir kelime ihtiyacı doğdu.
İkincisi insanlar artık farkında.
Oxford Languages başkanı bu seçim hakkında şunu demiş hatta.
Bu kelimenin bu kadar hızlı yayılması insanların çevrim içi dünyasında bizi içine çeken manipülasyon taktiklerinin giderek daha fazla farkında olduğunu gösteriyor.
Peki neden işe yarıyor bu?
Neden minnoş kedi videolarını fark etmeden geçiştiriyoruz ama sinir bozucu bir şeye takılı kalıyoruz?
Psikolojide buna negativity bias deniyor yani olumsuzluk yanlılığı.
olumsuz bilgiye olumlu bilgiden çok daha hızlı ve güçlü tepki veriyor.
Evrimsel açıdan mantıklı olabilir çünkü tehdit fırsattan daha önemlidir değil mi?
Atalarımızın kaplanlara yem olmamak için kullandığı hayatta kalma mekanizmasının bir kısmını biz bugün sosyal medyada kullanıyoruz.
Bilirsiniz araştırma ve data çok severim.
O yüzden bu konudaki çalışmalara tabii ki baktım bölümü hazırlarken ve şöyle bir detay gözüme çarptı.
Bir manşette her ekstra olumsuz kelime tıklanma oranı %2.5.
Ve her ahlaki, duygusal kelime, utanç ya da adalet gibi kelimeler o mesajın yayılma olasılığını %20 arttırıyormuş.
İnanabiliyor musunuz? Yani insan rahatsız edici bir şey görüp de tepkiyle yorum yazdığında beyin öfkeyi ifade ettiği için...
kısa süreli bir tatmin duygusu yaşıyor.
Araştırmacılar bunu dopamin bağlantılı bir tepki olarak tanımlıyor.
Ve o tatmin daha fazla öfkeli içerik istemenizi sağlıyor ilginç bir şekilde diyor araştırmacılar ben demiyorum.
Burada benim bulduğum en tehlikeli şeylerden bir tanesi de şu sosyal medya platformlarının olumlu ya da olumsuz fark etmeden etkileşimi ödüllendirmesi.
Şapşal bir kedi videosunu izleyip birbirimize gönderip geçiyoruz ama birisi sinir bozucu bir şey yapıyorsa bize göre sinir bozucu bir şey yapıyorsa yorum yazma oranı daha yüksek.
Paylaşma arkadaşlarımıza gösterme oranı daha yüksek.
Ve tüm bu etkileşimler algoritmanın gözünde maalesef eşit değerde.
Bunu çok net bir örnekle somutlaştırmak istiyorum.
Instagram'da thinkaboutles diye bir hesap var.
İrlandalı bir içerik üreticisi.
Politika, toplumsal konular vesaire gibi alanlarda içerik üreterek başladı.
Ben ilk takip ettiğimde mantıklı konuşuyor dediğimi hatırlıyorum.
Böyle 50-60 bin takipçisi falan vardı.
Sonra bir gün bu abimiz yanlış olmasın Londra'ydı galiba ama bir Avrupa şehrinin Müslüman sokağından camiden bir görüntü paylaşıyor.
Cumaya mı gitmişler bir şey olmuş.
Avrupa bu hale mi gelsin istiyorsunuz?
Tehlikeyi görmüyor musunuz diye yükseliyor.
İnsanlar altında deli gibi tartışınca da abimiz Postun tuttuğunu görüyor ve başlıyor.
Paris'ten bir örnek.
İrlanda'dan, İsviçre'den, oradan buradan derken Müslümanlar, siyahiler, Asyalılar gibi göçmen karşıtı, ırkçı, spekülatif bire bin katarak içerikler üretiyor.
Mesela Paris'ten de siyahilerin daha yoğunlukta olduğu bir sokakta bir video paylaşıp Paris bu hale geldi, Paris'te Fransız kalmadı, göçmenler geri yollanmalı, herkes kendi ülkesine gitsin gibi şeyler
söylüyor. Tabi bazı postlarında insanın içini ürperten şeyler de var ve konuşulması gerekiyor.
Buna karşı değilim kesinlikle.
Devletlerin göç, mülteci kabulü ve entegrasyon konularının üzerine konuşulması, çalışılması gereken çok şey var.
Ve kaygılarını dile getirmek, kamuoyu yaratmak vatandaşın hakkıdır.
Burada hemfikirim. Ama bunu sağlıklı bir şekilde fikir beyan etmenin ya da tartışmaya açmanın dışında belli bir milleti, belli bir dini, belli bir grubu hedef göstererek insanları kışkırtma işine...
Ve kışkırtarak bunun üzerinden para kazanma işine daha da karşıyım.
Şimdi şunu dinleyin. Bu abimiz 50-60 bin takipçili hesabını 3 ayda bakın 3 ayda 1 milyona ulaştırdı.
Sadece bu içeriklerle.
Ve ben ağzım açık bir şekilde izledim o sayfanın rage bait ile büyümesini.
Peki o sayfa nasıl büyüdü?
İki temel mekanizmayla.
Birincisi spekülasyon.
Doğrulanmamış iddialar, belirsiz kaynaklar.
Benim de az önce söylediğim araştırmalar gösteriyor ki diye başlayıp ama hangi araştırma, kim yapmış bu soru hiç sorulmuyor.
Çünkü soru sormayan, galeyana gelen bir kitleye hitap ediyor genelde.
Bu arada ben sizi sıkmamak için tüm araştırmaların referansı...
...vermeyi bıraktım son dönemlerde ama kendim doğrulamadığım, sorgulamadığım, birkaç kere teyit etmediğim hiçbir araştırmayı burada paylaşmıyorum.
İçim rahat etmiyor çünkü ama isterseniz paylaşmaya devam ederim tabii ki.
İkincisi kışkırtma.
İddianın kendisi tartışmaya açık değil.
Tek taraflı. Biz ve onlar çerçevesi içeriyor.
İnsanlar da ikiye ayrılıyor.
Bir kısım evet haklısın diye yazılar düzüyor.
Diğer kısım öfkelenip açıklamaya giriyor.
Hatta bir kısım... İnsan da postun altında kavga ediyor.
O da hiçbir zaman anladığım şeylerden biri değil bu arada.
Bir postun altında tanımadığın insanlarla neden kavga edersin arkadaşım?
O kavgadan faydalı çıkan kişi kim?
Tabii ki de sen değilsin. O içeriği üreten kişi, onu destekleyen markalar ya da politikacılar, kurumlar.
Yani öfkenin nasıl kullanabileceğini anlıyorsunuz değil mi?
Ve günün sonunda her iki tepkide hesabı büyütüyor.
Mesela daha hafif bir örnek vereyim.
Neden karşıma çıktığı hakkında hiçbir fikrim olmayan.
bir içerik ve izledikçe daha da benzer içerikler çıkmaya başladı algoritmamda.
Birkaç hanım kocalarını dizmiş bir basaya ok mu nok mu oynuyorlar.
Sorular şöyle eşinizin mini etek giymesi, erkek arkadaşınızın eşinize itifat etmesi, eşinizin sadece sizin kredi kartınızı kullanması, eşinizin sizden çok kazanması gibi gibi eşlerinin tepkilerini
fikirlerini kameraya almışlar.
İlk bakışta komik bir içerik gibi geliyor ama dikkatli baktığınızda baya baya rage bait.
Toplumsal roller, kadın erkek ilişkileri, ilişki dinamikleri üzerinden yapılan bir kışkırtma.
İnsanların nasıl sinirlendiğini, nasıl ikiye bölündüğünü, nasıl tartıştığını görüyorsunuz.
Bu arada içerikler tabii ki de etkileşim almak amacı da yapılıyor.
İnsanların bir postun altında fikir beyan edip saygı çerçevesi içinde fikir alışverişi yapmasına hiçbir itirazım yok.
Benim postumun altında da insanlar fikirlerini...
Beyan ediyor ve ben evet haklısın ben buna değinmemişim diyorum.
Bunu yapalım da ama bunun yolu spekülatif içerik üretmek olmamalı.
İnsanları düşünmeye sevk etmek, farklı bakış açısı toplamak başka.
Öfkelendirip o öfkeden beslenmek çok çok daha başka.
Akademik alan bu konuyu ciddi araştırıyor bu arada.
MIT'nin bilinen bir çalışması var.
Yanlış haberler doğru haberlere kıyasla 6 kat daha hızlı yayılıyormuş.
Neden? Çünkü yanlış haberler genelde daha şaşırtıcı, daha yeni, daha duygusal olarak yüklü ve bu özellikler haklıyla etkileşimi de artırıyor.
Stanford'dan bir araştırmacı Angela Christen bu konu yıllarca içerik üreticileriyle çalışarak incelemiş.
Rage bait özellikle belirli bir içerik üreten gruptan geliyor.
Kim onlar? Bu TikTok'tan, YouTube'un partner programından, Meta'dan doğrudan gelir elde eden üreticiler.
Ne kadar çok izlenirse o kadar çok para kazanıyor.
Olumlu mu olumsuz mu fark etmiyor.
Ben de bunu yeni öğrendim bu arada.
Çünkü bu az önce bahsettiğim İrlandalı çocuğun hesabında hiç reklam görmüyorum.
Hiç link falan paylaşmıyor.
İçimden diyorum ki ya bu kadar takipçiyle bu adam nasıl para kazanıyor?
Böyle para kazanıyormuş. Ve kısa vadede bu strateji çok iyi çalışıyor.
Ama uzun vadede çöküyor.
Çünkü izleyici de yoruluyor artık.
O hesap bitiyor ama yerini başka bir hesap alıyor, başka bir formda alıyor ve sistem devam ediyor.
Bu sadece bireysel içerik üreticileri için değil bu arada.
Siyaset çoktan bu sistemi kullanıyor bile biliyorsunuz.
Araştırmacı Jared Weasley, rage farming yani öfke çiftçiliği kavramını şöyle tanımlıyor.
Karşı tarafın öfkesini sistematik olarak beslemek.
Onları kışkırtarak kendi taraftar kitlesini bir arada tutmak.
Yani kalabalık olarak bir düşman etrafında birleşmekten bahsediyorum ki bu da sosyolog Ciro adın anlattığı günah keçisi mekanizması ile çok güzel örtüşüyor.
Bir araştırma daha vereyim hemen.
10 gün boyunca partizan öfke içeriğine maruz kalan insanlar da diğer siyasi gruba karşı duygu ölçeklerinde ciddi düşüş yaşanmış.
Sadece 10 günde. Sadece izleyerek.
Buna ben çok şaşırmadım çünkü biz kendi ülkemizde de alışığız zaten böyle şeylere ama şunun farkında olmak önemli bence.
Rage bait yapan bu tarz içerikler sizi sinirlendiriyor ama sinirlendirmesiyle bırakıp gitmiyor.
Sizi zamanla değiştiriyor da.
Peki bu sistemi anladıktan sonra ne yapabiliriz de bu sistemin dönen çarklarına hizmet etmeyiz emin ediyorsanız gelin onu da konuşalım.
Benim için buradaki en önemli şeylerden biri şu.
Kaynak analizi. İki saniyenizi alacak bir şeyden bahsediyorum.
Sizi sinirlendiren bir içerik gördüğünüzde bir profile tıklayıp bakın.
O içeriği yayınlayan kim?
Başka ne paylaşıyor?
Ekonomik motivasyonu ne?
Bu soruları sormak çok küçük ama güçlü bir fren olabilir.
Bunu az önce bahsettiğim Stanford'da araştırmacı Angel'i de öneriyor bu arada.
Bunun tam tersi de geçerli bu arada.
İlla sizi sinirlendirmesine gerek yok.
Beğendiğiniz bir içerik için de profiline girip bakmanız gerekiyor.
Bununla alakalı da şöyle bir örnek vereceğim.
Benim üniversiteden tanıdığım ve Instagram'ında ekli olan biri içerik üretmeye başladı.
İçeriklerini çok tasvip etmesem de çok tarzım olmasa da ara ara rage bait taktiği kullandığını fark ettiğim için Takipte kaldım nasıl büyüyor içerik stratejisi nasıl değişecek diye merak ettim.
Sonra yayınladığı videolardan birini kardeşimin beğendiğini gördüm.
Videoya baktım normal kışkırtıcı olmayan gayet haklılık payı yüksek bir video bu arada.
Hemen anladım bizimki hesaba bakmadan videoyu beğenmiş.
Ben de yazdım. Dedim ki bu videoyu beğenmişsin bu kadın benim üniversiteden arkadaşım ama genel olarak senin tarzın içerikler üretmiyor haberin olsun diye hesaptaki diğer videolarını da paylaştım.
Ve kardeşimin cevabı şu ay ne saçma sapan videoları varmış hemen beğenimi geri çekiyorum.
Yani biz önümüze düşen o bir parça içeriği o an beğeniyor olabiliriz ama o minik bir parça içerik bize uyuyor olabilir.
Ama genel anlamda çok zıt ya da sizin desteklediğiniz tarzda içerik üretmeyen, iyi bir amaca hizmet etmeyen bir hesap da olabilir.
Siz de beğenerek onun etkileşimini arttırmış olursunuz.
Daha fazla insana ulaşmasını sağlarsınız.
Aynı öfkelendiğinizde yorum yaptığınız gibi.
Bilmiyorum ben çok detaycı olabilirim belki ama böyle keşfette önüme düşen hiçbir içeriği profiline bakmadan birilerine gönderip beğenme işlemlerine girişmiyorum açıkçası.
Bir de içeriğe tepki vermeden önce insanlara kısaca...
Buraklama fırsatı verildiğinde hatta sadece bu doğru mu diye bir uyarı gördüklerinde bile yanlış bilgi paylaşım oranları düşüyormuş.
Ya da sinirlenme oranları düşüyormuş.
Yani o yüzden tepkiyi yavaşlatmak çoğu zamanda rage bait'e kapılmamak için yeterli de olabilir.
Mesela sizi sinirlendiren bir içeriğe bu öfke bana mı ait yoksa benden istenilen bir tepki mi diye sormak bile rage bait'e kapılmanızı önleyebilir arkadaşlar.
Bu ayrım çok küçük ama bence çok değerli.
Bir de algoritmanızı dikkatli izleyin.
Rage bait içeriğiyle etkileşirseniz algoritma size daha fazlasını gönderiyor.
Sessizce kaydırmak bile bir sinyal olabiliyor ama yorum yazmak, kaydetmek, paylaşmak çok çok daha güçlü.
O yüzden bir içerikte etkileşime geçeceği zaman...
Bu benim algoritmamda görmek istediğim, benim önüme düşmesini istediğim içerik mi diye sormak gerçekten çok büyük önem arz ediyor.
Kaynak şüpheciliği de bu arada önemli yaklaşımlardan biri.
Az önce örneğini verdiğim bu think about this gibi ayrıştırıcı bir hesabı görünce ilk sorulacak soru bence bu.
Bir iddia sunuyorsa bunun kaynağı var mı ve o kaynak ne kadar güvenilir?
Çünkü aksi takdirde spekülasyon ihtimali daha yüksek.
Genel hayat anlamında bir insanın kendi fikrini, gözlemini belirttiği videolar.
Bu arada katılırsınız, katılmazsınız ya da beğenirsiniz, beğenmezsiniz, geçersiniz.
Ama özellikle belirli bir gruba hedef gösteren içeriklerde istatistik ve kaynak araştırması da önemli.
Öfke çok güçlü bir enerji arkadaşlar ve kesinlikle geçersiz değil.
Ama öfkeyi nereye kanalize ettiğimiz, öfkemizi kimin satın aldığı, kimin ekmeğine yağ sürdüğü o öfkenin bu işte bence çok önemli.
Birilerinin ekmeğine yağ sürmek de gerçek bir değişim yaratmak arasında çok önemli, ince hatta kalın bir çizgi var.
Ve bu bahsettiğim konu rage bait bir sistem.
O sistemi kıramayız belki tam olarak ama farkında olarak onun gücünü azaltabiliriz.
Oxford bu kelimeyi seçtiğinde ilginç bir şekilde şöyle de dedi.
Bu kadar hızlı yayılan bir kelime olması insanların farkında olmaya başladığının da işareti.
Yani döndük dolaştık yine öz hakiki farkındalığa geldik.
Sonuç olarak hepimiz bu sistemi...
Ama bu nasıl mümkün hissi yaşadığınızda bir saniye durup Bu öfke gerçekten bana mı ait?
Bu içeriği kim yaptı?
Neden yaptı? Benim etkileşimim o insanın ne işine yarıyor?
Gibi sorular sormak o içinde bulunduğumuz sistemin kötücül emellerini yavaşlatmak için güçlü olabilir.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Bu bölümü size rage bait içeriği gönderen arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Bazen bir bakış açısı çok yerli yerinde gelebiliyor.
Ve benim size bu haftaki kapanış sorum şu.
En çok hangi tür rage bait içeriği...
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
