
Quiet Luxury: Lüks Görülmeli mi Görülmemeli mi?
7 Eylül 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Veblen’in gösterişçi tüketiminden Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramına, Old Money–New Money ayrımından. Hâlâ güçlü biçimde hissedilen sınıf kodlarına uzanıyoruz.
Sessiz lüksün neden yükseldiğini, orta sınıfın bu estetiği nasıl tükettiğini ve kapitalizmin “sadelik” fikrini bile nasıl satılabilir hale getirdiğini konuşuyorum.
Peki gerçek lüks pahalı bir çanta mı, yoksa zamanımıza ve hayatımıza gerçekten sahip olabilmek mi?
Transkript
Son zamanlarda karşıma şöyle postlar düşüyor.
Statünün yeni göstergesi sadelik, hobileriniz ya da sabahlarınızın size ait olması veya logosuz, kaliteli, az ve öz old money giyim tarzı.
Böyle şeyleri gördüğüm an aklıma şu geliyor.
Bunlar ne zaman yeni gösterge oldu ki?
Zaten olanı ya da olması gerekeni yeni moda adı altında yutturmaya çalışan kapitalizme ve buna kanan insanlara selam olsun diyerek açıyorum bölümü.
Herkese merhaba ben Emine.
Gerişigüzel Hayallere hoş geldiniz.
Uzun zamandır böyle direkt giriş yapmamıştım ama bugün bölümün de isminden anlayacağınız üzere quite luxury yani sessiz lüks kavramını ele almak istiyorum.
Son yıllarda TikTok'ta, Instagram'da bayağı duyulmaya başladı.
Hatta eskidi bile denilebilir bence.
Ama bu sadece bir trend değil.
Sosyolojinin ve sınıf sisteminin eski bir hikayesinin yeni bir uyarlaması diyebiliriz.
Benim de özellikle İngiltere'ye taşındıktan sonra fazlasıyla gözlemlediğim bir şey.
Çünkü burada hala çok güçlü bir sınıf kavramı var arkadaşlar.
Bugün 4 şey konuşacağız.
Birincisi sessiz lüks nedir? Nasıl trend oldu ve neden?
İkincisi Weblendan Bordio'ya bu kavramın 100 yıllık hatta 100'den fazla yıllık sosyolojik köklerine bakacağız.
Üçüncüsü Britanya örneği ve İngiltere'de yaşayan biri olarak bu Old Money, New Money gözlemlerimi paylaşacağım.
Dördüncüsü de bu kavram bize kendimiz hakkında ne söylüyor ve biz nasıl daha bilinçli tüketiciler oluruz?
Böyle söyleyince kulağı çok uzun olacakmış gibi geldi bu bölüm ama hiç merak etmeyin her zamanki gibi kompakt bir şekilde kaliteden ödün vermeden anlatmaya çalışacağım.
Hazırsanız başlayalım.
Şimdi Quiet Luxury dediğimiz şeyin Türkçe karşılığı sessiz lüks, gizli lüks diye çevrediyor.
Nedir? Özetle logosuz, pastel renkli, kaliteli materyali olan, anlayan anlar giyim tarzı ve sade, göze batmayan, şatafatlı olmayan yaşam tarzı.
Bu trend aslında 2022-2023 gibi patladı.
Türkiye'ye bir tık geç gelmiş olabilir sosyal medyadan ve ekşiden gördüğüm kadarıyla.
Ama iki tane tetikleyicisi var.
Birincisi HBO dizisi Succession.
Roy ailesinin kıyafetleri özellikle Kendall Roy'un Laura Piana şapkası viral olan.
İkincisi Gwyneth Paltrow'un 2023 Mart'ında bir kayak kazası davası.
Mahkeme salonunda her gün giydiği şeyler viral olmuştu hatırlayanlar vardır.
Hep böyle benzer bir kıyafet tarzı.
Krem rengi kaşmir, yumuşak gri pantolon, logosu selin çanta derken bu kavram da daha çok göze çarpar oldu.
Google Trends'e baktım.
Quite Luxury araması 2023'te bir yılda %614 artmış.
İnanabiliyor musunuz?
Bain ve Company'nin 2024 raporu lüks tüketicilerin işçilik, kalite ve dayanıklılık tercih ettiğini söylüyor.
Yani hype döneminin sonu diyebiliriz.
Ama şöyle biraz daha araştırınca da şunu gördüm.
Mesela Dilloyd'un 2024 raporunda entelektüel lüks diye yeni bir kategori eklenmiş.
Bu da ne demek? En basit haliyle satın alınan ürünün bir hikayesinin olması.
Ham maddesi, işçiliği, tasarımı vs. herhangi bir üründe insana dokunan bir hikayesi olmasından bahsediyorum.
Değişik.
Şöyle birazcık tarihte geriye gidelim.
1899'da Amerikalı iktisatçı ve sosyolog Weblen, Aylak sınıfının teorisi isimli bir kitap yayınlamıştı değil mi?
Kendisi burada çok ünlü bir kavram ortaya atıyor.
Gösterili tüketim.
Yani tüketmek sadece bir ihtiyacı karşılamak değil, aynı zamanda göstermek.
Neyi? Statüyü, sınıfı, parayı göstermek.
Veblen 19. yüzyıl Amerika'sının yeni zenginlerini gözlemliyordu.
Sanayi devriminin yarattığı milyonerleri.
Kim bunlar?
Rockefeller'ler, Vanderbilt'ler, Carnegie'ler ve bu insanların paralarını gösterme yolunda
büyük malikaneler, altın sofralar, ipek elbiseler, böyle atlı arabalar bu şekildeydi.
Ve Veblen dedi ki tüketim fonksiyonel olarak gerekli olandan çok daha ötesine geçmiş durumda.
Çünkü insanların görülme gereği var ya da isteği diyelim buna.
Ama Veblen'e göre şu tarafı da vardı.
Eski aristokrasinin yeni zenginlerden farklı bir gösterme biçimi.
Mesela eski aristokrat zaten zengin olduğunu bildiği için, büyük büyük dedesinin zengin olduğunu bildiği için bir şeyleri göstermek zorunda hissetmiyor.
Ama yeni zenginler öyle değil.
Onlar kanıtlamak zorunda.
Neyi kanıtlamak zorunda?
gücünü, başarısını, değerini, var olduğunu.
O yüzden bu kıtlama ihtiyacı olan zenginler için gösteriş
bak ben de buradayım, beni de gör, ben de değerliyim, ben de var olmak istiyorum deme biçimi.
Üstünden o kadar sene geçti ama bu durum hala var.
Takdir edersiniz ki her kültürde de var, bizim ülkemizde de var.
Mesela Dilan Polat ve ailesi bir örnek olabilir yeni zengin yani New Money dediğimiz konsepte.
Hatta çok da kötü bir örnek olur.
Aslında 2010'da Journal of Marketing dergisinde yayınlanan bir araştırma var ki bence bunun için araştırma yapmasalar da olurmuş ama şöyle ki statüsü yüksek olan zenginler yani old money dediğimiz aileden, soydan zengin olanlar ya da eğitimli olanlar daha logosuz lüks tercih ederken statüsünü kanıtlamak isteyenler, yeni zengin olanlar ya da gerçekten zengin olmayıp lüks hayatı taklit etmeye çalışanlar logo göstermeyi tercih ediyor.
Dediğim gibi bunu zaten gözlemleyerek de görüyoruz.
Yani bunun için araştırma yapmanıza gerek yoktu arkadaşlar ama neyse.
Şimdi şöyle bir bakalım Bordio'nun teorisine.
Fransız sosyolog Pierre Bordio 1984'te Ayrım Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi diye bir kitap yayınlıyor.
Ve bence bu kitap bu konuda yazılan en önemli sosyolojik eserlerden bir tanesi.
Bordio 1960'larda Fransa'da binlerce kişiyle anket yapıyor ve anketteki sorular şunlar.
Hangi müziği seviyorsunuz? Hangi yemeği tercih ediyorsunuz?
Evinizi nasıl düşüyorsunuz?
Hangi gazeteyi okuyorsunuz ve nasıl bir tatil tercih ediyorsunuz?
Bu anket beğenilerin bireysel değil, sınıfsal bir işareti olduğunu ortaya koyuyor.
Nasıl derseniz de şöyle arkadaşlar.
Bordeaux'un en kritik noktası şu.
Para yani ekonomik sermaye bir sınıf kategorisi ama tek başına yeterli değil tabii ki.
Bordeaux diyor ki 3 tane sermaye türü var.
Ekonomik, sosyal, kültürel.
Kültürel sermaye ne demek?
Eğitim, beğeni, bilgi, bu old money kodlarını çözme yeteneği.
Cloud'a bana birkaç tane Old Money markası söyle diye yazdım bu arada bölümü yazarken.
O kadar bilmiyorum ki.
Brunello Cucinelli sanıyorum böyle okunuyordur.
Neyse.
Loro Piana gibi markalar söyledi.
Üşenmedim girdim baktım çünkü hiç bildiğim markalar değil.
En ucuz üst böyle tişört vesaire bin pound'dan başlıyor.
Şimdi bunların üzerinde logo yok.
Ben sokakta yanımdan geçen birinin Loro Piana giydiğini fark etmem.
Çünkü bilmiyorum muhtemelen benim geçtiğim sokaklarda da bunu giyen insanlar yoktur.
Ama o giyen kişinin sosyal çevresi bunu tanır.
Hatta farkında olmadan kendilerinden olduğu yargısına da varır.
Yani sessiz lüks dediğimiz şey bilenlere karşı gösterili bilmeyenlere karşı görünmez bir kod.
Veblen'in tarif ettiği gösterili tüketimin çok daha rafine bir hali gibi düşünebiliriz.
Elizabeth Curie Halkett adında bir Amerikalı sosyolog var.
USC'de profesör.
Diyor ki yeni elit sınıf Veblen'in gösterili tüketiminden uzaklaştı.
Yeni elitten kastı kimse.
gösterili olmayan tüketime geçti.
Hatta son zamanlarda hep muhabbeti geçen gün içerisinde zamanını kendin yönetebilme.
Sabah çok erken olmayan bir saatte kalkıp sporunu yapıp gelip sağlıklı kahvaltı etmek,
kitabını okuyup bakım yapmak, sonra istediğin sevdiğin işe başlamak
çünkü zaten pasif gelirin var gibi asıl lüks bu.
Çünkü en değerli şey zaman ve ona sahip olanlar da zenginler.
Onu sessiz bir lüks olarak kullanan da old money zenginler diyebiliriz bence.
Böyle söyleyince aklıma şey geldi.
Justin Timberlake'in filmi vardı ya In Time.
Tam olarak zamanın nasıl bir para birimi gibi kullanıldığından bahsediyordu filmde.
Bayağı beğenmiştim.
Ben tavsiye ederim izlemediyseniz.
Peki sosyoloji halkete dönecek olursak da o da şöyle diyor.
Bu yeni elit sınıf kendini somut nesnelerle değil bilgiyle tanımlıyor.
Ne yiyeceğini bilmek, hangi okulu seçeceğini bilmek, hangi yoga stilini takip edeceğini bilmek, hangi galerinin sergisini gezeceğini bilmek gibi.
Quiet Luxury tam bu zihniyetin moda haline gelmiş formu ama sağ olsun kapitalizm bizi o kadar güzel şekillendiriyor ki
biz bunları bilirsek yani sonradan öğrenirsek o içine doğmadığımız sınıfa dahil olabileceğimize,
oraya ait olabileceğimize dair çok güzel bir yanılsama sunarak daha fazla tüketmemizi sağlıyor.
Bu durumun bireyseldeki yansımasıyla alakalı bölümün sonuna doğru bir tık daha fazla bahsedeceğim ama
Şimdi bu kavramı benim son neredeyse 4 senedir çok yakından gözlemleyebildiğim Britanya üzerinden değerlendirmek istiyorum.
Hatta şöyle bir örnekle başlayayım.
Podcast meslektaşım Emre Onar, o da Londra'da yaşıyor.
Bundan birkaç ay önce podcastindeki konuk olan ve yine İngiltere'de yaşayan biriyle bu sınıf üzerine olan sohbetinin bir kısmını Instagram'da paylaştım.
Konuğu İngiltere'ye taşındığında gözlemlediği sınıf ayrımına ne kadar şaşırdığından bahsediyordu.
Ve postun altında inanılmaz yorumlar var ya.
şu kadar yıldır İngiltere'de yaşıyorum, hiçbir sınıf ayrımına şahit olmadım, tam aksi diyenler mi, konuyu saptıranlar mı dersiniz?
Böyle okudukça şok oldum ve aklıma gelen ilk şey şu oldu.
İngiltere'de özellikle de Londra gibi bir yerde yaşayıp hiç sınıf ayrımı görmedim tam tersi demek için
ya hiç gözlem yeteneğimizin olmaması lazım ya da kendi komünitesi, kendi insanları, kendi mahallesi dışında bir yere çıkmaması olması lazım o kişinin.
Hatta bunu aşırı safkan İngiliz beyime söylediğimde bana direkt kendi sınıfındaki insanlar dışında kimseyle bir etkileşimi yok demek ki dedi.
Bakın kendi sınıfındaki.
Muhtemelen doğru ama benim de aklım şunu almıyor.
Bu insanlar yaşadığı ülkenin tarihini, kültürünü hiç mi merak edip araştırmaz ya?
Hiç mi buralı insanlarla oturup sohbet etmiyorlar?
Şöyle bir bakalım ne var?
Britanya'da bir sınıfı belirleyen ana faktörler.
Özellikle de Britanya'da sınıf olmadığını düşünenler için söylüyorum bunu.
Birincisi aksan.
Bir İngiliz konuşmaya başladığında 3 saniyede sınıfı, eğitim seviyesi hatta hangi şehirden olduğunu anlarsınız.
Received Pronunciation deniyor buna yani BBC İngilizcesi.
Geleneksel olarak da üst sınıfla özdeştirilir.
Ve farklı aksanlar sizin sınıfınızı, geldiğiniz aileyi, geldiğiniz bölgeyi, yetiştiğiniz yeri direkt ele verir.
Ben mesela buradaki kurumsal dünyanda bu kadar farklı aksan olmasına hep şaşırıyorum.
Türkiye'de biliyorsunuz kurumsalda İstanbul Türkçesi hakim.
Ama bölümü araştırırken Sutton Trust'ın 2024 yılında yayınladığı raporunda şöyle bir şey buldum.
Aksentizm denilen bir önyargı varmış ve günümüzde hala çok belirliymiş.
Yani bu belirli bölgesel aksanların profesyonel ortamlarda dezavantaj olması.
Buna İskoç aksanı ya da Kuzey İngiltere aksanı da diyebiliriz.
Çünkü Güney İngiltere'liler kendilerini daha üstün gördüğü için Kuzey aksanını birazcık daha küçümsüyorlar benim kendi gözlemim.
Zaten sürekli bir Kuzey-Güney kavgası var İngiltere'de.
Türkiye'deki Doğu Batı'yı da biraz daha örtüşebilir.
İkincisi okul.
İngiltere'de %90'dan fazla çocuk devlet okullarında okuyor.
Bazı bölgelerde buna Grammar Schools deniyor.
Devlet okulu ama sınavla girilen okullar.
Ve özel okullar kafa karıştırıcı bir şekilde Public Schools deniyor buna da.
Nedir bunlar?
Eaton, Harrow, Winchester, Westminster gibi okullar.
Türkiye'deki Robert Koleji ve onun ekolleriyle biraz daha benzer mantık gibi düşünebilirsiniz.
Sadece eğitim için göndermiyor insanlar çocuklarını.
Daha çok kendi sınıfıyla aynı ortamda olsun, ileride ona fayda sağlayacak bir sosyal çevreyle büyüsün diye seçiliyor okullar.
Türkiye'de de böyle.
Bu konuyla alakalı sosyal sermaye bölümünde konuşmuştum.
Detaylar için oraya da bakabilirsiniz.
Üçüncüsü posta kodu.
Londra'da bir posta kodu banka hesabınızdan çok daha fazlasını anlatabilir.
Mesela Chelsea çok zengin bir alan olarak bilinir ama İngilizler Chelsea'nin şu an New Money olduğunu düşünüyor.
Londra'da Güneybatı'ya gittikçe Old Money tarzı daha çok görürsünüz.
Ya da kuzeyde Hempstead, Primrose Hill sanatçıların bölgesi gibi.
Doğu Londra zaten tarihten bu yana işçi sınıfı ile eşleştirilir.
Şimdi centrifikasyon süreçleri falan var.
Oradaki ev fiyatları da inanılmaz o ayrı.
Ama onun dışında çiftçi olmak mesela İngiltere'de varlıklı olduğunuzun bir göstergesiymiş.
Ben de görece yeni öğrendim.
Onların da kendi kıyafet kodları var.
Belli marka tweed ceketleri var.
Schaffel diye bir Alman markasına ait yelekleri var.
Tanesi böyle 200 pound'a yakın alt tarafı bir yelek.
Ya da barber, Türkiye'de bir zenginlik göstergesiydi vakti zamanında.
Hala daha öyle mi bilmiyorum ama İngiltere'de bir pratiklik göstergesi ve ne kadar eski yırtık pırtık olursa o kadar değerli.
Çok ilginç.
Yani demem o ki posta kodunuz da sosyal kimliğiniz.
Dördüncüsü davranış kodları.
Akşam yemeğini tea mi, dinner mi, supper mı diyorsunuz?
Evet tea dedim doğru duydunuz bu arada.
Kırsalda böyle diyorlar.
Ya da toilet mi, loo mu diyorsunuz?
Lounge mu, sitting room mu?
Hepsinin bir sınıfsal karşılığı var.
aristokrasiye hiç girmiyorum bile
kendi sınıfları dışında kimse nerede var olduklarını bile bilmiyordur bence.
Ya da ben çok fakirim.
Şimdi şaka bir yana
şunları böyle bir araya koyalım.
Quite luxury dediğimiz şey aslında bir moda trendi değil.
Bordeaux'un kültürel sermaye kavramının
kıyafete dökülmüş hali günümüzde.
Veble'nin 100 yıl önce başlattığı analizi bir devam gibi düşünün.
100 yıllardır işleyen sınıf kodlarının yeni bir kılığa girmesi.
Gösterişli olan herkes her şey bayağı kabul ediliyor.
Kisvesi altında daha çok orta sınıfı sömüren bir zihniyet.
Çünkü tüketim toplumu bölümünde detaylıca konuşmuştuk.
Mekanizma tam da bu.
Merak edenler o bölüme de bakabilir.
Neden mekanizma tam da bu dedim?
TikTok'ta Quiet Luxury nasıl giyilir diye milyonlarca başlıklı video var.
Çoğu üniversite çağındaki genç kızlar Mango'dan, Kost'tan, Zara'dan krem rengi kazaklar alıp Old Money kombini yaratıyorlar.
Bain raporuna göre 2024'te Koss ve Vinson geliri inanılmaz artmış çünkü orta sınıf tüketicisi bu estetiği yakalamaya çalışıyor.
Hatta benim senelerdir takip ettiğim bir İngiliz influencer var.
Onun da içerik tarzı tam bu bahsettiğim Quiet Luxury görünüm üzerine kurulu.
Son iki yılda 100 bin takipçiden 1 milyona ulaştı.
Ya da Matilde Dier, influencer olarak başlayan ve moda imparatorluğu kuran bir kadın.
Yaklaşık 30 milyon dolarlık firması var.
O da İsveç'te Quiet Luxury'i İskandinav rahatlığı ve sadeliği olarak satıyor.
Galiba yeni 30 yaşına girdi diyebiliyorum.
Yani böyle kadınlara gerçekten hayranım.
İnanılmaz güzel bir ticari zekası var.
Şimdi bunları şöyle söylediğim zaman çünkü ben de bunları takip ediyorum.
Size bir şey itiraf edeyim.
Ben bu akıma farkında olmadan kapıldığımı bu bölümü çekerken fark ettim.
Nasıl farkında olmadan Emine saçmalama diyebilirsiniz ama şöyle.
Ben normalde kapsül gardırop kullanıyorum ve kombinlerimi de Pinterest'ten bakıp yapıyorum.
Çünkü enerjimi bir de ne giyeceğimi düşünerek harcamak istemiyorum bu kadar işimin arasında.
Karar yorgunluğu bölümünde bahsetmiştim isteyenler oraya bakabilir.
Pinterest'te çok güzel görselleri olan ama böyle trenler ve reklam konusunda inanılmaz sinsi bir platform.
Orada birkaç tane kombin görünce aa bu Old Money'de ne güzel şeymiş.
Sade renkler her şey birbiriyle kombinleniyor.
Şık da duruyor tam benlik diye.
Oradan kombini beğenip ona göre alışveriş yapıyordum ihtiyacım oldukça.
Zaten hiçbir zaman çok renkli giyinen biri olmadım bu arada.
Genelde siyah, onun dışında böyle toprak tonları, pastel tonları vs.
Bir son zamanlarda kırmızıyla barıştım.
Annem de hep kızıyordu hatta kızın zaten yaşlanınca böyle renkler giyeceksin.
Neden sürekli cenazeye gider gibi giymiyorsun diye.
Ama bu bölümü çekerken fark ettim ki bir sınıfa ait olma isteği de olmasa da
tükettiğim içerikler sayesinde bir şekilde popüler kültüre dahil olmuşum ve kendimi piyon gibi hissettim.
Toparlayacak olursam.
Mesele bu mekanizmayı görmek.
Ben şöyle düşünüyorum. Sonuçta kapitalist bir toplumda yaşıyoruz. Bir şey trend oluyorsa gerisinde her zaman birileri ondan para kazanıyordur. O yüzden bilinçli tüketim çok önemli. Tüketim toplumun bölümünü tekrar hatırlatayım bu konu için.
Sevdiğiniz için aldığınız bir kaşmir kazak çok değerli olabilir ama old money görünmek için ya da bir yere ait olmak için aldığınız kazak, ait olmadığınız bir yere kendinizi iliştirme çabasındaysanız sadece bir kostüm olur.
Böyle deyince aklıma Feriha geldi.
Adını Feriha koydum diye bir dizi vardı hatırlar mısınız?
Ben orada mesela hep şeyi merak etmişimdir.
Bu kızın yoksulluğu bu zengin çocukların arasında nasıl fark edilmiyor olabilir ya?
Bizim dizilerde fakir kız zengine olan duygu sömürüsü ayağına iyi uyutuyordu bizi.
Yani sonuçta anlarsın o insanın üstündeki giydiği şeyin kalitesinden.
Neyse Türk dizileri analizine girersek çıkamayız şu an ama bu da beni şuna getiriyor.
Sizin lüks kavramınız nedir?
Şimdi birkaç tane örnek vereceğim.
Emine bunlar para olmadan olmaz diyebilirsiniz tabii ki ama minimum bütçeyle maksimum ne kadar vakit yaratırız tarafından bakıyorum ben hep.
Mesela ailenizle kaliteli vakit geçirmek.
Kaliteli vakitten kastınız neyse.
Sağlıklı olmak hem bedenen hem ruhen.
Kendinize vakit ayırabilmek.
Bunlar benim lüks kavramım.
Çanta, ayakkabı vesaire gibi şeyler bunların markalı olması değil.
Ve bu haftanın sorusu da şu.
Son zamanlarda aldığınız bir şey düşünün.
Onu kendiniz için mi yoksa birinin görmesi için mi aldınız?
Cevap ikisi arası bir yerde olabilir bu arada.
Bu da insan olmanın bir parçası.
Ama bence düşünmeye değer.
Çünkü bunu düşündüğümüz zaman, bunun cevabını bulduğumuz zaman çok daha bilinçli bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz.
O yüzden bu soruyu kendimizi yargılayalım diye sormuyorum kesinlikle.
Tamamen farkındalık için soruyorum.
Daha bilinçli bir şekilde hayatımıza devam etmek için soruyorum.
Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik sanıyorum ki.
Bu bölüm size bunu hiç böyle düşünmemiştim ya da güzel bilgiler varmış dedirttiyse sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Çünkü modern tüketim toplumu Bağman'ın akışkan modernlikinde detaylıca anlattığı üzere, modernlikinde ne ya?
Zygmunt Bağman'ın akışkan modernlik kitabında detaylıca anlattığı dünya bizi sürekli bir başkası gibi olmaya, bir başkasının istediği şeyi istemeye, bir başkasının onayını aramaya itiyor.
Ama bunu görmek, bunun farkında olmak buna mesafe koyabilmek demek.
kendimizi olduğumuz gibi daha otantik bir halde kabul edebilmemiz ve hayatımıza bu şekilde devam edebilmemiz demek.
Diyelim ve bölümü kapatalım. Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
