
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğum Hanze Üniversitesinde depreme dayanıklı yapılar üzerine çalışmalar yapan grubun başkanı Profesör İhsan Engin Bal. Neler Konuştuk?Ülkemizdeki son deprem yönetmeliğinin detaylarıDepreme dayanıklı ve güvenilir ev seçerken nelere dikkat etmeliyiz?Beklenen İstanbul depreminden korunmak için neler yapabiliriz?Yapı güçlendirme için hangi yöntemler uygun?Sizden gelen soruları da cevapladık;İzolatör her ev için uygun mu?Hangi zeminler daha güvenli?Yığma bina nedir? Nasıl güçlendirilir?Alüvyon sitli kil üzerindeki evleri güvenli hale getirmek için ne yapılır? Artwork: Gabriella Street
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Geçi Güzel Hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu hafta çok özel bir konuğum var.
Sizlere de söz verdiğim üzere Hanze Üniversitesi'nde, Hanze Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nde depreme dayanıklı yapıların üzerine araştırma yapan grubun başkanı İhsan Engin Bal bizlerle beraber bugün
Bizim sorularımızı cevaplayacak.
Sizlere de sormuş olduğum birkaç tane soru vardı.
Depremden sonra bina seçerken nelere dikkat etmeliyiz?
Nasıl emin olabiliriz doğru bina seçtiğimizden ya da yapı güçlendirirken nelere dikkat etmeliyiz gibi.
Ve sizden gelen çok kıymetli sorular var.
Hatta soruların çoğunda benim bilmediğim terimler kullanmışsınız.
Onları da bugün İhsan Bey bizimle yanıtlayacak.
İhsan Bey hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Teşekkürler davetiniz için Emine Hanım.
Ben teşekkür ederim. Bu yoğun programınızın arasında bana gerçekten...
Vakit ayırdığınız için, bugün bizleri aydınlatacağınız için.
Şimdi çok fazla böyle sorumuz gelmişti ama ben önceden birazcık sizi tanımak isterim.
Hem mesleki geçmişinizi, hem eğitim geçmişinizi.
Hollanda'dasınız 6 senedir.
Bediğim kadarıyla sizi oraya ne götürdü, neler oldu, neler bitti?
Birazcık sizi tanımak isterim açıkçası.
Tabii ben inşaat mühendisiyim.
2000 yılında mezun oldum.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden mezun oldum inşaat mühendisi olarak.
O zaman 99 depremi olmuştu.
Benim ailem de İstanbul'da yaşıyor.
Ben de doğma günü İstanbul'dayım.
Bu deprem tabii herkesin olduğu gibi beni de derinden etkilemişti o zaman.
Ve bizim derslerimizde de son yıl derslerimizde de deprem vardı.
Bende bir merak uyandı o zaman ve deprem mühendisi üzerine çalışmaya karar verdim.
Sonra 2003 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nde deprem mühendisliği yüksek lisans programına başladım.
2005 yılına kadar orada çalıştım deprem konularında.
Bir yüksek lisans tezi hazırladım.
2004 yılında İtalya'ya gittim araştırmacı olarak.
Bu süre zarfında yani 2000 yılından itibaren sürekli olarak deprem mühendisliği, yapıların depremlisi, yapıların güçlendirilmesi gibi konularda çalışıyorum.
Bir de benim için çok...
Önemli bir dönüm noktası da 2003 Bingöl depremidir.
1 Mayıs'ta olmuştu o deprem.
Ben daha yüksek lisans öğrencisiydim.
Bir hocamız beni aradı. Akşam vaktiydi depremin olduğu gün.
Yarın gidiyorum, yarına birisi lazım gelir misin dedi.
Ben de hiç düşünmeden gelirim dedim.
Atladık biz Bingöl'e gittik.
2003 yılında. Orası benim için bir dönüm noktasıdır.
Çünkü Bingöl'deki en büyük can kaybı Oradaki bir yatılı ilk öğretim bölge okulunda olmuştu.
Oranın Bingöl yatılı Çeltik Suyu, Çeltik Suyu yatılı ilk öğretim bölge okulunun yatıkhanesi çökmüştü ve 87 öğrenci öğretmenleriyle birlikte orada hayatını kaybetmişti.
Biz ertesi gün tam o enkazın oradaydık.
O açıdan benim kariyerimde de karar vermesinden önemli bir noktadır.
Anladım. Teşekkür ederim paylaştığınız için.
Anlatırken zaten hani o sesinizdeki hüznü de fark ettim.
Peki ondan sonra tamamen bu konunun üzerine eğilmeye karar verdiniz diye anlıyorum.
Ve depreme dayanıklı yapılar geliştirmek üzere çalışmalara başladınız.
Gördüğüm kadarıyla burada da İTÜ'de de çalışmışsınız bir süre.
Doğru mu görmüşüm bilmiyorum ama sonrasında da Hollanda'ya gitmişsiniz.
Hollanda'da deprem oluyor mu?
İtalya'yı biliyorum. Onlar da çünkü deprem kuşağında ama Hollanda tarafında nasıl işliyor?
Ben 2012'ye kadar yurt dışındaydım.
2012'de Türkiye'ye geldim ailemle beraber.
İstanbul Teknik Üniversitesi'nde çalışmaya başladım.
2017'ye kadar çalıştım.
2017'de Hollanda'da bir pozisyona açılmıştı.
Eşimle beraber, eşim de benim deprem mühendisi.
Eşimle beraber biz o pozisyona başvurduk ve işte uluslararası bir çağrıydı o.
Değerlendirmeler falan sonucunda ikimizi birden işe aldılar.
Ben de İTÜ'deki görevimi bırakıp.
2017'de ailemle birlikte buraya geldim.
Hollanda'da deprem oluyor mu?
Oluyor. Aslında Hollanda bir deprem bölgesi değil ama Hollanda'nın kuzeyi Groningen veya buradaki yerel telaffuzuyla Groningen, Hollanda'nın en kuzey şehri.
Burası aslında bir gaz, doğalgaz yatağı.
Tamamen bütün şehrin altı doğalgaz dolu.
60'lı yıllarda bu doğalgazı keşfediyor Shell.
Shell'de bir Hollanda firması idi geçen yıla kadar.
Shell bu gazı çıkartmaya başlıyor 63 yılında.
90'lardan itibaren küçük depremler olmaya başlıyor ama 2012'de önemli bir deprem oluyor.
Aslında büyüklüğü çok fazla değil.
Yani bizim bugün konuşacağımız depremlerin yanında hiçbir şey değilmiş gibi gözükür.
Yani 3.6, 3.4 gibi depremlerden bahsediyoruz.
Fakat buradaki zemin tarımsal bir zemin.
Yer, altı suyu zemine çok yakın.
Yüzeye çok yakın. Yapılarda hiçbir şekilde bir depremle alakalı bir tasarım olmamış.
Çünkü burası bir deprem bölgesi değil.
Bütün bu faktörleri üst üste koyduğumuzda bir de depremler yeryüzüne çok yakın oluyor.
3 kilometre denilmekte oluyor. Bunları koyduğumuzda üst üste sürekli bir hasar durumu var.
Yani can kaybı falan gibi bir şey değil burada olan.
Ama sürekli bir hasar durumu var ve çok büyük bir yapı stoğunu etkiliyor.
Bu da sosyal bir takım problemlere sebep oluyor.
Burada depremler oluyor. Bizim bulunduğumuz bölgede bu depremlerin ortaya çıkardığı etkiler bugün konuşacağımız etkiler değil.
Daha farklı, daha sosyal etkiler.
O yüzden depremle alakalı araştırma var Hollanda'da son 10-15 yıldır.
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Çünkü ben sizin Hollanda'da olduğunuzu görünce bunu çok merak etmiştim.
Eminim dinleyicilerimiz de merak edecektir.
Teşekkür ederim cevapladığınız için.
Bu arada Shell benim kariyerime ilk adım attığım firma.
Ben de ilk Shell'le başlamıştım.
O zaman tabi bir Hollanda firmasıydı.
O yüzden baya böyle yakın çalışmışlığımız da vardır o taraflarla.
Pekala o zaman bugün konuşacağımız depremden farklı dediniz zaten.
Biraz da oraya gelmek isterim.
Yani bugün konuşacağımız bu en son depremde bizler artık Benzer zayiatları yaşamamak için son deprem yönetmeliğine göre neler yapabiliriz?
Yani ev seçerken nelere dikkat edebiliriz?
Ya da evimizi güçlendirirken bu ikinci soru olur gerçi ama ev seçerken nelere dikkat edebiliriz de başlamak isterim açıkçası.
Türkiye'deki deprem ve depreme dayanıklı yapı konusunun biraz background'ına biraz bakmamız lazım.
Bunu bilmeden bu soruya cevap vermek biraz zor.
Önce orada bir küçük bir...
Girizgah yapıp açıklama yapmam lazım.
Türkiye'de 1975 yılında yani 40'lı yıllardan itibaren sanırım bir takım deprem yönetmelikleri var ama bizim anladığımız modern anlamda deprem yönetmeliği ilk 1975'tir.
Ardından 1998'dir.
Aslında 1 Ocak 1998 itibariyle Türkiye'de modern bir deprem yönetmeliği var idi.
Ama 1998'deki yönetmelik 1975'teki yönetmelikten çok farklıydı.
Bunun da sebebi aslında 94 yılında Amerika'da olan bir deprem, Northridge depremi.
Bu depremden sonra deprem mühendisliğindeki tasarım, deprem ederek bir yapı tasarım konsepti, felsefesi çok değişti.
Diktilite falan gibi teknik terimler, biraz çok girmeyeceğim bunlara ama deprem mühendisliğinde o zaman çok yeni olan, artık çok standart olan bazı terimler ve konseptler girmişti.
Türkiye'deki mühendislik camiası bunu çok kolay kabul etmedi 98'de.
Öyle olunca da 98'in bir ocağında bir yönetmenlik yürürlüğe girdi ama aslında da uygulanmadı.
Çok açık söylemek gerekirse.
Tam o karmaşada da 1999, 17 Ağustos ve 12 Kasım düzce depremleri oldu.
Ağustos 99 depreminde devlet, o zamanki hükümet, bütün Türkiye çapında yanlış hatırlamıyorsam, ruhsatları ve inşaat işlerini durdurdu.
Ve o sırada bir tartışma başladı.
Yani biz neyi yanlış yapıyoruz, neyi değiştirmemiz lazım diye.
Tabii elde de 98 yönetmeni var.
96'da ilk defa çıkmış bir deprem haritası var.
Ondan önce de bir harita vardı ama o tam anlamıyla bir deprem haritası değildi.
Elimizde aslında kağıt üzerinde harita ve yönetmenlik olarak her şeyin olduğu anlaşıldı.
99 depremden sonra.
O zaman dendi ki o zaman uygulamayı kontrol edelim.
O zamanki hükümet kanunu çıkarmak zor olacağı ve zaman alacağını düşünerek KHK çıkardı.
Kanun hükmünde kararname. KHK 585.
Yapı denetiminin ilk şeyidir bu KHK'sı.
Daha sonra Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti falan.
Kanuna dönüştürüldü vesaire.
Aslında ilk çıkan KHK düşünce tarzı olarak çok iyiydi.
Yani ben 2000'li yılların başıydı.
O zaman daha yeni mezun bir inşaat mensubu olarak.
Bu tartışmaların bir şekilde çalıştığım yerde bu yapı denetim...
işlerinin işte kotarılması, bunların bu sistemi kurulmasıyla alakalı falan çok aktiftik biz.
Ben de genç bir mühendis olarak bütün bu tartışmaların içerisinde yer aldım şanslı olarak.
O yüzden çok net hatırlıyorum.
Aslında ilk kurulan sistem gayet ideal, modern bir sistemdi.
Bunun üç ayağı vardı, sac ayağı.
Bir tanesi devlet, birisi özel sektör ama bir tanesi de sigorta.
Sigorta şöyle önemli.
Devletle özel sektör bir şekilde birbirleriyle anlaşıp işi götürebilir.
Tamam güzel. Zaten şu anda da olan birçok durumda o ama sigorta bir sorumluluk getirdiği için işin içerisinde ve bu sorumluluğun da bir bedeli olduğu için sistemi
düzeltiyor. Yani check balance dediğimiz şey sigorta.
Bu ne demek? Örneğin bir yapı denetim firması denetleme işini doğru düzgün yapmıyorsa O zaman ya kendini sigortalatacak bir sigorta firması bulamaz ya da sigortalatır ama çok büyük primler ödemek zorunda
kalır. Yani bu bizim arabalardaki kazasızlık prim indirimi gibi bir şey.
Onunla aynı analojiye sahip.
Fakat bir şekilde sigorta firmaları bunun içerisine girmek istemeler.
Çünkü risk çok belirsizdi.
Yani neyi sigortalayacağız? Bilmediğimiz inşaat firmaları, bilmediğimiz yapı denetim firmaları ve bilmediğimiz yapılar falan söz konusu artı.
Volüm yani şey de çok büyük.
Sigorta şirketleriyle anlaşılamadı o zaman ve sigorta şirketleri çekildi işin içerisinden.
Çekilince bu sefer eski sisteme dönmüş olduk.
Ondan önceki sistem şeydi, TUS vardı, Teknik Uygulama Sorumluluğu.
TUS da firma değil ama bir mühendisle iş veren kimse ve devlet arasındaki bir anlaşmaya dayalıydı.
Sonuç itibariyle bu KHK sistemi yani yapı denetim sistemi düzgün kurulamadı.
En başından düzgün kurulamadı.
Ama bir şekilde bir farkındalık ortaya çıktığı için bizim deprem mühendisliği açısından 2000 yılı bir mihenk taşıdır.
Yani 2000 öncesi yapılar ve 2000 sonrası yapılar arasında çok büyük fark vardır.
Yani birisi bir ev alacağı zaman bir kere ilk sorması gereken soru 2000 yılından önce mi yapılmış sonra mı yapılmış?
2000 yılından sonrasında kendi içinde birkaç parçaya bölebiliriz.
2000'den 2006'ya kadar biz o 98 yönetmenliğini kullandık.
2006'da yeni bir yönetmelik çıktı.
Performansa dayalı tasarım çok daha işi ilerilere götürdü.
Sonra 2018 yılında benim de içerisinde bulunduğum büyük bir ITV'de çalıştığım zaman içerisinde bulunduğum büyük bir akademisyen, çoğu akademisyen olan bir ekip tarafından 2018 yönetmenliği
çıkarıldı. Bu arada haritada değiştirildi.
Türkiye'nin birçok yerinde deprem seviyeleri arttırıldı falan.
Şimdi 2018 yılındaki yönetmelik ve o yönetmeliğe göre yaptığınızda zaten otomatik olarak o haritayı kullanıyorsunuz.
Bu harita ve yönetmeliğe göre yapılan bir binanın Maraş, Pazarcık, Elbistan merkez üstü olan depremler kadar büyük bir depremde bile yıkılmaması
gerekiyor. Zaten buna göre tasarlanıyor.
Yani bunlar bizim DD1 dediğimiz en yüksek seviye depreme yakın depremler.
O civarda depremler.
2018 yönetmenliğine göre yapılan bir yapının aslında tasarımda en baştan itibaren yıkılmayacak, ayakta duracak, gerekirse ağır hasar alacak ama yıkılmayacak ve insanlar depremden sonra yürüyerek binadan
çıkacaklar. Performans seviyesi budur ve bütün hesap, kitap, her şey buna göre yapılır.
Dolayısıyla 2000 öncesi yapılardan uzak durun derim ben.
Yani bunu tabii genelleştiremeyiz.
2000 öncesi her yapı yıkılacak anlamına gelmiyor bu.
Zaten baktığımızda da bu yapıların sadece bir kısmı aslında küçük bir kısmı yıkılıyor depremlerde.
Ama risk karşılaştırması olarak baktığımızda 2000 öncesi yapılar, 2000 sonrası yapılar ne olursa olsun 2000 sonrası yapılara nazaran her zaman daha riskli.
2000 öncesi yapılarında kendi işlerinde bazı kategorizasyonları var.
Türkiye'de inşaat kalitesi 70'lerden itibaren 80 ve özellikle 90'larda çok düştü.
Biz TÜBİTAK'a bir proje yapmıştık.
2007 yılında Kadıköy'de iki bölge seçmiştik.
Yoğurtçu Parkı civarı. Oradaki yapı stoğu 60'lardır ortalama.
Bir de Hasanpaşa tarafı yukarıda.
Oradaki yerlerinde ortalama 90'lar civarıdır.
İkisinin arasında çok büyük mühendislik hizmeti farkları vardı.
Hasanpaşa tarafı daha kötüydü.
Bir de üstüne üstlük. yeni yapılan yapılar daha büyük, daha yüksek falan oluyor.
Bir de üstüne üstlük bunları da eklediğimizde daha riskliydi.
Yani Yoğurtçu Parkı daha eski bir yerleşim yeri ama ikisinin arasında bir fark vardı.
Yani bu soruyu toplayacak olursak, biraz dağıttım kusura bakmayın.
Toplayacak olursak 2000 öncesi yapılar daha yüksek riskli.
Bunların özellikle 80'li 90'lı yıllarda yapılan 5, 6 ve daha üstlü kat yapılar daha riskli.
2000 sonrası yapılan yapılar daha güvenli.
Nispeten özellikle 2018 sonrası yapılan yapılar çok daha güvenli.
Burada küçük bir yıldız, bir şerh koyayım.
Bu son depremlerde biz 2018 sonrası yapılıp yıkılan yapılar da gördük.
Bunun açıklaması da denetim sistemidir.
Başka bir şey değil yani. Yoksa yönetmelik açısından, harita açısından falan bir eksiğimiz yok.
Tamamen denetimle alakalı.
Tam olarak bunu soracaktım.
Çok teşekkür ederim kapsamlı cevap verdiğiniz için.
2018 yılından sonra yapılan, çünkü daha bir senelik ve yıkılan bir sürü bina gördük.
Denetim sistemi dediniz.
Peki ben şeyi de merak ettim.
Şimdi dedik ya 2000'den sonraki yapılar daha güvenli.
Aradaki malzeme farkı mıdır?
Yoksa tasarım farkı mıdır?
Nedir? Tamamen meraktan.
Tepsi. Malzeme farkı şu açıdan.
Eskiden elle karılıyordu beton.
Şimdi elle karamıyorsunuz.
Hazır beton kullanmak zorunda.
Eskiden hazır beton o kadar yaygın değildi.
Artı inşaat mensubusunun yaptığı çalışmalar var 80'li 90'lı yıllarda.
Hazır beton bile o tarihlerde o kadar iyi değildi.
Şimdi daha kontrollü.
Yine de %100 standardına uygun olmayabilir.
İçerisine su falan katıyorlar.
Bu su katma mevzusu bu arada çok klasik bir çekişme mevzusudur.
Burada bir parantez açayım betonu.
Belki dinleyenlerin içerisinde bu işten anlayanlar veya buna muhatap olmuş olanlar vardır.
Şimdi beton firmaları bir reçete hazırlarlar.
Çünkü bir dayanım öngörürler.
Yani C30 diyelim işte 30 megapaskaldır.
Bu bir basınç dayanımıdır bu.
C30'u taahhüt ettiği için bunun bir reçetesi vardır.
Şu kadar aynı salata gibi yani.
Yağını çok koyarsanız, tuzunu çok koyarsanız tadı değişir.
Bu da onun gibi. Betonun da bir reçetesi var.
Bu kadar kum koyacaksın.
Bunun işte tane çapı şu olacak.
Çakı bu kadar koyacaksın.
Çimento bu kadar koyacaksın. Su da bu kadar koyacaksın.
Bunların içerisinde bu reçete içerisinde betonun dayanımını en çok etkileyen şey su bölü çimento oranıdır.
W over C. Su bölü çimento oranı suyu ne kadar arttırırsanız dayanağı o kadar düşer.
Bu kadar net yani. Tabii burada şöyle bir şey var.
İşi yapanlar, işçiler Beton susuz olduğu zaman işlemesi zor oluyor.
O yüzden de buna daha çok su katmak istiyorlar.
Su katınca işlemesi daha kolay oluyor.
Hani su katınca ya aksın mı beton falan diye konuşmalar olur her zaman.
Aksın ama o zaman da direkt olarak, çok net olarak betonun dayanımı düşüyor.
Dolayısıyla yolda veya uygulama sırasında birisi fabrikadan C30 çıkan betona su katmışsa onun da dayanımı düşer.
Bunun kontrol etmesi lazım birilerinin.
Sonra don olmuşsa, don sırasında çok sıcakta beton dökülmüşse gene C30'a ulaşılamaz.
Beton döküldükten sonra sulanmamışsa gene C30'a ulaşamaz.
Yani şeyle bitmiyor.
Hazır beton firmasının C30'a göre bir reçet hazırlaması ve mikserin içerisinde o C30 betonu doldurması ile bitmiyor iş.
Ondan sonra da bir takım şeyler var.
Ama 2000'den önce bu konularda denetim, standartizasyon falan daha zayıftı.
Şimdi daha güçlü. Aradaki fark, birinci fark bu.
Malzeme farkı var. İkinci fark biz 70'lerin ortalarından itibaren nervürlü donatı kullanmaya başladık.
Bütün dünyada da zaten o tarihlerde başlandı.
Nervürlü donatı yani demir deniyor aslında o çelik.
Demir değil ama betonun içerisindeki çeliğin üzerinde bir takım dişler var.
Bu dişler o çelik donatıların, donatı diyoruz biz o mühendislikte, bu donatıların betona daha iyi yapışmasını sağlıyor.
Bu zorunlu hale geldi zaten.
Özellikle galiba 2000'li yıllarda bir standartla zorunlu hale geldi.
Tam hatırlayamıyorum ama şu anda düz donatı kullanamazsınız.
Dolayısıyla malzeme açısından ciddi bir fark var.
Mühendislik açısından ciddi bir fark var.
O zamanki mühendislerin işte düktifte vesaire kapasite tasarımı gibi şeyleri bilmiyorlardı.
Üniversitelerde öğretilmiyordu. Şimdiki mühendisler bunu biliyorlar.
Birçoğunun bildiğini öngörüyorum ben.
Üniversitede ders vermiş birisi olarak Türkiye'de.
Dolayısıyla mühendislerdeki bilgi seviyesi ve duyarlılık da arttı.
Tabii bunun muhakkak şeyleri vardır, istisnaları vardır.
Aynı zamanda yönetmeliklerde daha fazla şeyler istemeye başladılar.
Yani artık 1975 yönetmeliği hatırlamıyorum da 10-12 sayfa bir şeydi herhalde.
Şimdiki yönetmelikler böyle baya master tezi gibi kocaman.
İçerisinde betonun içerisine koyacağınız donatının etriyesinin ucunu kaç santim yapacağınız, bükerken kaç derece bükeceğiniz bile resimli olarak tarif edilmiş durumda.
Dolayısıyla mühendislik hizmeti açısından da bir fark var.
Malzemede, mühendislik hizmetinde, tasarımda farklar var.
Büyük farklar var hem de.
Bir de kontrol de eğer doğru düzgün yapılırsa, yapı denetim sistemi uygulanıyorsa, çalışıyorsa ki birçok yerde çalışmadığını duyuyorum.
Bir de böyle farklar var.
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Tam onu soracaktım. Çünkü ben şeyi çok gördüm.
Mesela demirlerde düz olan demirler.
Bu dediğimiz dişli demirler kullanılması gerektiğine dair birkaç makale okumuştum.
Ama gidip böyle bölgeden fotoğraf çekip bakın burası düz, ince demir diye bayağı paylaşılmıştı.
Bu da yapı denetim sistemiyle alakalı.
Peki o zaman İhsan Bey biz nasıl emin olacağız?
Mesela almak istediğimiz ev, değiştirmek istediğimiz ev, güçlendirmek istediğimiz evlerde o denetim sisteminin tam anlamıyla...
işlediğine dair nasıl emin olacağız ya da nerelerden doğru kaynak alabiliriz?
Bunlar da benim aklımda soru işareti.
Çünkü belli ki çalışmayan bir sistem bu.
Ya bu çok zor.
Yani bunu insanların normal vatandaşın bunu takip etmesi çok zor.
Yani teknik bilgiye sahip olacak ki kontrol etsin o da yetmez.
Elinde projesi olması lazım.
Yani yapı denetim firmasının yani bu işi kontrol etmek isteyen birisinin yapması gereken şey proje eline almak sonra gidip tek tek sahada Bu kolonda ne kadar donatı var projede, yerinde ne kadar var?
Bunu kontrol et. Yani bunu normal sıradan bir insanın yapması imkansız.
Zaten sokmazlar bile inşaata da inşaat sırasında.
Ayrıca siz zaten inşaat falan bittikten, fayansları falan yapıldıktan sonra gidip o daireleri sıktan alıyoruz biz.
Dolayısıyla bunu bilmek imkansız ya.
Yani bunu ancak devlet bir şekilde kontrol edebilir.
Çünkü devletin yani anayasal zorunluluğu vatandaşın canlı güvenliğini sağlamak.
Bunu ancak devlet kontrol edebilir.
Vatandaş ne yapabilir? En fazla çok güvendiği bilinen firmaları falan seçebilir.
Bu kadar. Yani bunun bu arada pahalı ucuz bina ile falan da pek alakası yok.
Onu da söyleyeyim. Yani işte pahalı bir semtten büyük bir inşaat firmasının yaptığı yerden bina almak da artık.
garanti burası güvenlidir anlamına gelmiyor.
Yani bunu vatandaşların kendilerinin takip etmesinin pek bir yolu yok açıkçası.
Yani çok eğer endişelilerse araç alırken nasıl şey yapılıyor götürüp bir ekspere gösteriyorsunuz.
Yani bir güvenlikleri başka üçüncü parti bir mühendislik firmasından veya bir mühendisten görüş isteyebilirler.
Yapılabilecek başka pek bir şey yok.
Yani çünkü Özellikle bina yapılıp bittikten sonra sıradan vatandaşın yapabileceği pek bir kontrolü yok.
Çünkü donatılar falan içinde yani nasıl kontrol edecek ki?
Doğru, doğru söylüyorsunuz.
Çok zor gerçekten ama bir noktada bence bilinçlenmek ve bu konuda bilmiyorum kamuoyu baskısı oluşturmak mı?
Bunlar da önemli bence.
Önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de şu var hani dedik ya çok böyle güzel semtlerden, pahalı semtlerden bilinen inşaat şirketlerinden satın almak evi.
Ben onlara daha az güveniyorum nedense.
Çünkü ne kadar büyürse, benim aklımdaki imaj şu şekilde, ne kadar büyürse o kadar daha fazla sorunla başa çıktığı için biraz daha ismine güvenerek sanki kullandığı şeyleri
kalitesizliğe doğru götürebilirmiş gibi geliyor.
Ama bu benim görüşüm tabii ki.
Bununla alakalı elimde bir veri yok ama bunun muhakkak istisnaları vardır.
Genelleştirmek bunu çok zor.
Fakat işin içerisine rant girdiği zaman bu rant da yükseldiği zaman insanlar daha cüretkar oluyorlar açıkçası.
Örneğin giriş katında bir dükkan vardır.
O dükkanın tavan yüksekliğini 50 cm arttırırız canım ne olacak yani.
O 50 cm yüksekliği arttırmaktan çok büyük bir para kazanabiliyorsa müteahhit rant büyüdüğü için bunu daha cüretkar bir şekilde yapabilir.
Hatta o artık rantı Başkalarıyla paylaşıp bunu daha da kolay yapabilir.
Ama o 50 cm yükseklik arttırmanın binanın toplam deprem performansı üzerinde inanılmaz bir etkisi olur.
Zaten gördüğümüz bu Maraş'taki depremlerde gördüğümüz resim de hemen hemen bu.
Belki burada bir önceki sorunuzla da ilişkilendirip şöyle bir notla düşmemde fayda var.
Yani insanlar peki nasıl bilecekler?
2018 yılından sonra yapılmış bir binaya gittim işte bilmem kaç milyon TL istediler.
Alacak mıyım, almayacak mıyım? Belki şöyle riski düşünebilecek bir iki öneri verebilirim.
Hani gidip donatığı yerinde mi, etriğe 135 derece kıvrılmış mı kontrol edemezsiniz.
Ama bizim Türkiye'deki yapıların çok klasik hastalıkları var.
Bu hastalıklar yüksek bir depremlerde.
O hastalıklardan uzak durursanız riski azaltırsınız.
Sıfırlayamayabilirsiniz belki. Nedir onlar?
Bir kere çok fazla kat adedi.
Kat adedi arttıkça şeyin üzerine gelen Giriş kattır en çok zorlanan depremde.
Çökmeler genelde giriş kattan olur.
Giriş katının üzerine gelen toplam yük dinayar değil, yüksekliğin bir katı olarak artıyor.
Dolayısıyla 4 katlı bir yapıyla 5 katlı bir yapı arasındaki fark 5 ile 4 arasındaki oran kadar değil.
5'in karesi ile 4'ün karesi arasındaki oran kadar.
Yani 25 bölü 16 kadar.
Dolayısıyla kat edildiği arttıkça Liner değil, bunun karesiyle en alta gelen kuvvet artıyor.
Dolayısıyla katedi bir kere bir numaralı etken.
Yani iki tane bina diyelim daire seçtiniz.
İkisi de istediğiniz şeyde, mahallede.
İstediğiniz standartlarda, fiyatları da yakın.
Bir bina dört katlı, bir bina sekiz katlı.
Tabii ki dört katlıyı seçin yani.
Dört katın üzerine çıktıktan sonra artık yavaş yavaş problemler başlamaya başlıyor.
Birincisi bu. İkincisi de giriş kat.
Giriş katlarda hani Türkiye'de çok klasik dükkan olur işte depo olur, bank olur falan filan.
Giriş katın yüksekliği diğer katlardan daha fazlaysa risk yine artıyor.
Bu şey demek değil yani mühendislik açısından eğer yönetmeyi birebir takip edilirse giriş kat istediği kadar yüksek olsun.
Binanın yüksekliği ne olursa olsun bunu tasarlamış olması lazım zaten mühendisin.
Bunu tasarlamanın, bu binaları depreme dayanıklı yapmanın yolları var.
Ama biz şöyle bir kabul altında konuşuyoruz ya hani mühendislik hizmeti tam verilmemiş, malzeme doğru düzgün gelmemiş, yolda su katılmış, kontrolü tam yapılmamış.
Bu kabuller altında konuştuğumuzda o zaman biz de kendi önlemlerimizi alıp bu riskleri azaltabiliriz.
Yoksa şöyle anlaşılmasın yani giriş katı yüksek olan her bina tehlikelidir, dört katın üzerindeki her bina tehlikelidir.
Mühendislik olarak bu binalar depreme dayanıklı yapılamaz.
Bu değil. Yapılabilir. Çok da güzel yapılır.
Yapılanları da var. Ama riski azaltmak istiyorsanız birinci bakacağınız şey kata dedi.
İkinci bakacağınız şey de giriş katın yüksekliği.
Pekala şöyle bir sorum var bir de.
Şimdi biz yapıları güçlendirmek de istiyoruz.
Çünkü İstanbul özelinde konuşacak olursak İstanbul şu an çok büyük bir tehlike altında onu da sormak istiyorum.
Çünkü bir sürü bilgi dolaşıyor.
Mesela 2025'e kadar İstanbul'da benzer büyüklükte bir deprem olma riski %80 diyen var %60 diyen var.
Bir bunu sormak istiyorum. Bir de şimdi ev fiyatları çok fazla apartman fiyatları çok fazla.
Kiralar da arttı.
Ekonomik olarak da zor bir dönemden geçiyoruz.
Haklı olarak herkesin şu an evlerini değiştirme şansı yok.
Güçlendirme yapmak isteyenler var.
Ya da daha farklı yöntemler bulmak isteyenler var.
Bu noktada bize önerileriniz ne olur bu güçlendirme kısmında?
Bir de tabii ki bu bilginin doğruluğunu az önce söylediğim İstanbul'daki olası deprem doğru mudur değil midir?
Oranı nedir? Zamanı nedir?
Zamanı kimse bilemez tabii de.
Bununla alakalı da sizden birazcık bilgi alırsam aslında.
Beklenen İstanbul depremi benim doktora konumdu.
Dolayısıyla çok... Çok hakim olduğunu düşünüyorum bu konuya.
Bir kere İstanbul yani beklenen İstanbul dediğimiz İstanbul depremi dediğimiz deprem olacak.
Yani bilime inanıyorsanız bu iki kere iki dört denilecek kadar net bir şey.
Çünkü neden?
Faylar yani artık herkes özellikle bu depremlerden sonra birer deprem mühendisi oluyor herkes.
Televizyonlarda o kadar izledikten sonra artık herhalde Türkiye'deki birçok kişi fayın ne olduğunu, tektonik plakaların ne olduğunu, bunların birbirlerine sürtünmesinden, kırılmasından dolayı faylar oluşturuyor falan artık herkes biliyor.
Dolayısıyla depreme giriş 101'le herkes de olduğu için orayı hızlı geçiyorum.
Bu fayların belli bir paternleri var.
Yani bunlar aslında çok sürpriz değil.
İnsanlar için sürpriz olabilir, bazen politikacılar için sürpriz olabilir ama aslında bu bilimde çalışanlar ve mühendisler için hiç sürpriz değil.
Evet şu gün şu saatte olacak diyemiyoruz ama bunu belli bir risk şeyi içerisinde, framework içerisinde, belli bir çerçeve içerisinde bunu belirleyebiliyoruz.
Bu tip şeyler genelde Amerika'da daha çok çıktığı ve orada formalize edildiği için, Amerika'da da sigorta bu işin sürükleyicisi
olduğu için genelde yıllık konuşulur.
Yıllık deprem riski, yıllık deprem olma riski yani annual risk dediğimiz böyle yıllık risk olarak bakılır şu anda bütün Avrupa.
Belki dünyadaki yıllık olarak büyük bir deprem, yediden büyük bir deprem olma riski, tehlikesi en yüksek olan yerlerden biri İstanbul'dur.
Bunun sebebi de çok net bir fay hattı var.
İstanbul, Anadolu tarihsel olarak iyi dokümente edilmiş bir yer.
Yani Yeni Zelanda'ya bakarak mesela çok iyi dokümente edilmiş.
Dolayısıyla biz bu paterni biliyoruz yani.
Oradaki fayın zaten bir tane yani çok hani rocket science diyorlar ya rocket science değil yani böyle 15 tane fay falan değil.
Bir tane fay var. Büyük bir fay.
Şehrin güneyinden geçiyor.
Onun hangi tanelerde kırıldığını ta Büyük İskender'e kadar biliyoruz.
Dolayısıyla bu patern ortada.
Bu patern koyduğunuz zaman bilimsel olarak bir şeye regresyonu tabi tuttuğunuz zaman çok net olarak fay neresi kırılacak?
Bulabilirsiniz. Kırılmayan yerleri kırılacak yani bu çok net.
Eğer kendini tekrar eden bir sistemse en son şu tarihte kırılmış.
Tamam o zaman kırılmayan yer neresi?
İşte A noktasından B noktasına kadar.
O zaman bu A noktası ile B noktası arası ileriki bir tarihte kırılacak.
Bu paternin hızına falan bakarak yıllık olasılık olarak bir rakama da çevirebilirsiniz bunu.
Yaptığımız iş zaten bu. Bunu bir rakama çeviriyoruz.
Depremlerin büyüklüğü kırılan fayın.
Yüzeyde gördüğümüz o büyük çizgi var ya o büyük çizginin uzunluğuyla lineer olarak değişiyor.
Dolayısıyla eğer ben A noktasından B noktasına kırılacağını biliyorsam bu fayın A noktası ile B noktası arasındaki mesafeyi de biliyorsam o zaman buradan magnitud dediğimiz büyüklüğü de çıkarabilirim.
Zaten çalışılmış dünyada kabul edilen herkesin kullandığı iki tane senaryo var.
İki farklı çalışmada. Birisi 7.2 birisi 7.5.
7.7 olur 7.3 olur 7.4 olur bilemiyoruz.
Ama çalışılmış senaryolar bu paten çünkü çok iyi bilinen bir paten.
Artı birçok hocanın da yer bilimi çalışan hocanın da çalıştığı bir yer.
Uluslararası insanların da çalıştığı bir yer.
Herkesin gözünün üzerinde olduğu bir yer.
Yani birisi çıkıp ya İstanbul depremi bu da neymiş falan diyorsa o kişi yani aşı karşılığıyla aynı şeye benziyor.
Aynı paterne benziyor yani bu.
İstanbul'da deprem olacak. Büyük bir deprem olacak.
Şehrin güneyinde olacak ve yediden büyük olacak.
Ne zaman olacak bilmiyorum ama her geçen süre olma ihtimali daha da yükseliyor.
Yani bunun insanları korkutmakla falan alakası yok.
Yani bu bilimin bir parçası.
Peki olduğu zaman ne olacak?
İşte orası biraz karışık.
Tabii mesafeyle eksponansiyel olarak azalıyor deprem etkisi.
Bu da şu demek. Fay yerini zaten biliyoruz.
Fay milyonlarca yıldır orada.
Bu fayda ne kadar uzaktaysanız o kadar iyi.
Bir kere en önemli parametre Yani depremden etkilenmenin iki tane çok önemli parametresi vardır.
Depremin büyüklüğü, sizin depreme mesafeniz.
Büyüklüğü kontrol edebilir miyiz?
Edemeyiz. O zaman mesafeyi kontrol edeceğiz.
Güneyden kaçın kuzeye gidin.
Yani bu çok net olarak şehrin güneyleri, güney tarafları daha fazla sarsıntıya maruz kalacak.
Kuzey tarafları daha az sarsıntıya maruz kalacak.
Bu mesafeyle alakalı bir şey.
Bu da gayet bilimsel ve anlaması, anlatması kolay bir konu.
Ondan sonra İstanbul'da deprem olursa ne olacak konusu var?
O çok karışık.
Çünkü İstanbul'da 1 milyondan fazla bina var.
Ben doktoramı yaptığımda 1 milyona yakındı, 900 bin küsürlüğü.
Bina stoğu daha iyileşti, biraz daha değişti.
Ama bu şöyle değişmedi.
Yani kötü binalar yıkıldı, yerlerine yeni binalar yapıldı değil.
Çok az bir oranda bu da oldu ama genelde öyle olmadı.
Kötü binalar kaldı, yerlerde kaldılar.
Yeni daha büyük binalar yapıldı.
Yeni yönetmeliklere göre yapıldı.
O yüzden de bina sayısı 1.1 milyonu aştı.
2008'de ben bu çalışmayı yaptığımda 1 milyon biraz altındaydı.
Dolayısıyla benim çalışmayı yaptığım zaman da yıkılmasını öngördüğüm binalar gene yerlerinde duruyorlar ve onlar gene yıkılacaklar.
Bu binalarda genel itibariyle işte bu bahsettiğimiz 80'li 90'lı yıllarda yapılan yani bu çoğunluğunu bunlar oluşturacak.
Hep bunlar yıkılacak.
80-90'da yapılan her bina yıkılacak anlamında değil.
Ama istatistiksel olarak X kadar bina yıkılacaksa İstanbul depreminde bu X'in çok büyük bir kısmı bu gruptan gelecek.
80-90'lı yıllarda yapılan orta ve daha yüksek katlı bina grubundan gelecek.
Özellikle de şehrin güney taraflarında.
Bunun da sebebi fay olan mesafe.
Dolayısıyla İstanbul'da bir deprem olacak.
Yani can kaybıyla alakalı Bir takım senaryolar var ama ben bunları manasız görüyorum.
Yani bir kişinin ölmesi, bir kişi ölünce oh tamam bir kişi öldü, on bin kişi ölünce yani bu çok saçma bir tartışmaya doğru gidiyor.
Dolayısıyla yani şey mi olacak, can kaybının bir çalışma, beş bin kişi bulursa hiçbir şey yapmayacağız, oturacağız.
Elli bin kişi bulursa başka bir çalışma, ha o zaman dur bir şeyler yapmamız lazım mı diyeceğiz.
Dolayısıyla can kaybıyla alakalı çok farklı çalışmalar var.
Biz başka rakamlar bulduk, başkaları başka rakamlar buldu.
Ama bunun çok önemi yok.
Katastrofik bir deprem olacak ve İstanbul'da İstanbul'u ve bütün ülkeyi çok derinden etkileyecek.
Dolayısıyla İstanbul depremiyle alakalı sorunuzun cevabı bu.
Biraz hiç karartıcı ama bu yeni bir şey değil.
On yıllarca yıldır söylenen bir şey.
Güçlendirme konusu.
Güçlendirme konusu tabii insanlar evlerini güçlendirmek istiyor olabilirler ama bunların da bazı...
Engeller de var. Bir kere en büyük engel kat mülkiyeti.
Kat mülkiyeti kanunu.
Bunlara bazı değişiklikler oldu galiba ama genel itibariyle herkesin buna okey demesi lazım.
Ben bir örnek vereceğim.
Bu örnek vereceğim binalar halen yerlerinde duruyorlar ama isimlerini vermeyeceğim.
Ama Bakırköy, Ataköy tarafında bazı binalar diyelim.
Bu binalar da eski binalar.
Benim ilk yaptığım deprem mühendisliğiyle alakalı iş o binalardı.
İki tane daha mühendis abimizle beraber.
Biz o binalardan birinden gelen bir, 99 depremden sonra gelen bir istek ve iş sebebiyle o binalardan birini inceledik.
O zamanki yönetmenliklere göre inceledik.
Çok kalın bir tuğla gibi de bir rapor hazırladık.
Ve paramızı almıştık yani.
Ben firmada bir mühendis olarak çalışırdım.
kat malikleri aralarında para topladılar.
Bizim paramızı ödediler. İşimiz bitti.
Faturayı kesti firma.
Bize dediler ki bu teknik bir çalışma.
Son gelip bize bir açıklar mısınız?
Tamam dedik biz de. Üç kişilik bir ekip olarak atladık.
Akşam vakti gittik. Kat maliklerinin çok büyük bir çoğunu bir dairede toplanmışlar.
Biz de çalışmamızın sonuçlarını anlatıyoruz.
Bunu neden söylüyorum? Yani o binanın güçlendirme güçlendirme gerektiren bir bina çıkması, efendim zayıf çıkması, güçsüz çıkması bizi ilgilendirmiyor.
Biz işimizi yapmışız, faturamızı kesmişiz, paramızı almışız.
Bir sonraki işe bakıyoruz. Gittik ve bize biz bu şeyleri anlattığımız zaman büyük bir başımızda bir deneyimli bir mühendis vardı.
Çalışmanın sonuçlarını anlattı.
Çalışmanın sonuçları zemin çok kötü binalar, çok eski binalarda deprem mühendisliği dersi verirken yapılmaması gereken ne kadar şey varsa hepsi var.
Bütün düzensizlikler var, korozyon var, üstte su deposu var.
Olabilecek her şey var binada.
Yani o binayı alıp öğrencilere böyle bina yapmayın diye göstermek lazım.
Faya çok yakın. Dolayısıyla hani binanın giriş katındaki kolonlarda o kolonların taşıyabileceğinin 16 katı kadar yani böyle %20 falan değil 16 katı
kadar şey bulduk biz. Yük bulduk.
Dedik ki yani bu çok büyük bir tehlikeye işaret ediyor falan filan.
Anlattık böyle. Ve bizim üzerimize yürüdüler.
Şöyle argümanlar oldu.
Dediler ki mesela bu tabii herkes değil.
Bir sürü daire var orada ama 3-5 tane daireden böyle tepki geldiği zaman güçlendirme imkansız hale geliyor.
O binalarda güçlendirilmedi hali.
Biz o çalışmayı 23 sene önce yapmışız.
Güçlendirilmediler. Orada duruyorlar o binalar.
Mesela argümanlar şöyle.
Birisi diyor ki 99'da deprem oldu.
Bütün dünya yıkıldı. Bizim evimize bir şey olmadı diyor mesela.
Ya tamam da sizin eviniz depremin oldu.
Sizin binanız depremin merkez üstüne yüz küsur kilometre uzaklıkta.
Bu eksponansiyel olarak düşüyor bunun etkisi.
Tabii ki bir şey olmaz yani. Ama diyor avcılar yerle bir oldu.
Avcılardaki zengin büyütmesi oldu.
Yani bu bilimsel olarak kanıtlandı.
Biz de yayınladık. Başkaları da konuştu.
Orada başka bir fenomenal bir durum oldu yani.
İstanbul'da işte yıkılmadı. Bizim binamız yıkılmadı.
Mesela bir argüman bu. Başka bir argüman.
Adam dedi ki ben yeni möble yaptırdım evimin içerisine.
Bir an kaç bin dolar ödedim.
Ben dedim güçlendiğimde kolonların boyutları değişecek mi?
Evet değişecek. Ben dedim bu masrafa girmek istemiyorum.
Ben daha yeni yaptırdım. Satarım, çıkarım dedi.
Başka yerden alırım dedi.
Bir başkası da dedi ki tamam dedi.
Biz dedi işte şu blokların adedini söylemeyeyim.
Adedini söylersem neresi oldu da ortaya çıkabilir.
Biz dedi şu kadar blokuz.
Bir dedi çok affedersiniz aptal gibi biz yaptırdık dedi bu çalışmayı.
Bizim Burası dedi şey çıktı güçsüz çıktı dedi.
Şimdi dedi bizim dairemizin fiyatları düşecek.
Ya bunlar zaten birbirinin aynısı karbon kopi bloklar.
Yani sizinki güçsüzse yandaki de güçsüz.
Bunu anlamak çok normal yani.
Hayır dedi biz şimdi bu dedi duyulursa dedi sizin yaptığınız çalışma yüzünden Allah sizi kahretmesin.
Bizim dedi dairelerimizin fiyatı düşecek dedi.
Dolayısıyla insanların ekseriyeti bu konuya böyle bakıyor olabilir.
Ama insanların önemli bir...
Bölümü bu konuya böyle bakmıyor.
Dolayısıyla bir binada güçlendirme işine girişmeyi düşünen her zaman, her binada gece doğru düzgün uyuyamayan ve bunu gerçekten dert edinen, kendi hayatını, sevdiklerini, çocukların hayatını düşünen insanlar her zaman
var. Bunların sayısı az olabilir, çok olabilir.
Ama çok az binada bütün herkes aynı görüşte.
Bunun önündeki en önemli engel de bu zaten.
Dolayısıyla bunun bir yerden dikte edilmesinden başka bir şey yok, yol yok.
Yani bunu devlet dikte edecek.
Kaliforniya'daki, Japonya'daki gibi diyecek ki size 10 sene 10 sene boyunca güçlendirme yaptırmadığınız binanıza güçlendirme depreme dayanıklı hale getirmediniz.
Her yıl boyunca emlak belgenizi ikiye katlıyorum diyecek mesela.
Bakın bakalım o zaman nasıl o bütün kat malikleri aynı yerde toplanacaklar.
Böyle şeyler olmadığı zaman yani planlı programlı ve kat maliklerini gitgide gitgide böyle bir şeye getirip en sonunda hani onları böyle bir şey iş yapmaya zorlayacak
düzenlemeler olmadığı sürece ben bir binada oturuyorum.
Bina 1970'te yapılmış. Çok korkuyorum.
Güçlendirme yapmak istiyorum. Çok zor.
Yani o katmaliklerin hepsinin aynı şeye gelmesi lazım.
Aynı duyguyu paylaşması lazım.
Aynı finansal güce sahip olması lazım.
Güçlendirme para gerektiren bir şey.
Dolayısıyla zor. Ama diyelim bütün bunları başardınız.
Katmaliklerini ikna ettiniz veya önemli bir kısmını ikna ettiniz ve güçlendirme yapacaksınız.
Güçlendirme eğer binanız eskiyse bizim rigidlik problemi dediğimiz bir problem var.
Yani binanın boyutlarının değişmesi gerekiyor.
Taşıyıcı sisteminin boyutlarının değişmesi gerekiyor.
Bu da binada eğer betonami binalardan bahsediyorsak kolonların boyutlarını genişlemesi demek.
Kolonların boyutlarını genişlemesi demek sizin evden çıkmanız.
İki ay, üç ay bilmiyorum.
Başka bir yerde yaşamanız.
Eşyalarınızı belki odanın ortasını bir yere toplamanız veya başka bir yere taşımanız.
Binalin içerisine yaş, beton vesaire girmesi, kalıp yapılması, temel yapılması falan demek.
Türkiye'de bunu yapan çok firma var.
Artık bu konular o kadar zor değil ama böyle bir operasyon da var.
Şimdi mesela bu FRP konusu var.
FRP, Fiber Reinforced Polymers.
İşte karbon tekstiller var, etokşiyle karıştırılıyor, cam tekstiller var.
Bir ara ben bunlarla alakalı güçlendirme işleri yapan bir Amerikan firmasında da çalıştım Avrupa ofisinde.
Çok iyi biliyorum konuyu. İşte Antakya'da hocalarımız bir proje kapsamında, antropolojisi kapsamında bir binada FRP güçlenme yapmış.
O bina ayakta kalmış falan. Herkes FRP, FRP, FRP.
Sonra FRP yapan firmalar var.
Bir de zuhur eden firmalar var.
Öyle diyeyim. FRP yap.
Bir kere FRP gazlı bez değil.
Burada yaran var, gazlı bez sarıyorum, geçiyor.
Öyle bir şey değil. Bunların hepsi ne yaparsanız yapın binada.
Türkiye'de insanların anlamadığı konu bu zaten.
Çoğu insanın anlamadığı konu.
Yani ne yaparsanız yapın bir mühendislik hizmetinden geçmesi gerekiyor.
Maraş'ta mesela biz gittik.
İnsanlar geldiler işte hocam evimize bakın falan.
Tamam baktık. İşte tanıdık eş dost vasıtasıyla.
Baktık güzel. Buradan mesela bir dikme koyayım diyor.
Olur mu diyor. Hayır olmaz.
Yani öyle hani gazlı bez gibi FRP'yi sararak efendim oradan bir dikme koyarak balkonun altısının altına böyle bir şey değil.
İnşaat mühendisliği diye bir bilim dalı var.
Biz senelerce bunun eğitimini alıyoruz.
Yani şey diyebiliyor musunuz mesela?
Ben gideyim eczaneden kendime kafama göre şöyle bir mix yapayım ilaçlardan.
Ondan sonra kendimi iyileştireyim.
Veya davalık oldum.
Tamam benim avukata ihtiyacım yok. Ben yürürüm mahkeme salonuna.
Bütün o terminolojiyi kullanırım.
Kendimi savunurum diyebiliyor musunuz?
Diyemiyorsunuz. İnşaat mühendisliğine niye güvenmiyorsunuz?
Yani bunun eğitimini alan insanlar var.
Dolayısıyla eğer bir şey yapacaksanız İlk gideceğiniz yer güçlendirme firması değil, mühendislik firması.
Bunun özellikle altını çizmek istiyorum.
Ne güçlendirme yaparsanız yapın, mühendislik hizmeti almanız lazım.
Zaten siz orada güçlendirme falan yapmaya çalıştığınız anda bir ruhsat almanız lazım.
Ruhsat almaya kalktığınızda size ilk soracakları şey daha dakika bir, ilk soracakları şey proje.
Dolayısıyla güçlendirme yapılabilir.
Çoğu zaman binayı da kurtarır, içinizde rahat edilir.
Güçlendirme iyi bir şeydir. Güçlendirme yapılan çok örnek var.
Ta 60'larda yapılan örnekler var.
Büyük depremlerde ayakta kalmıştır.
Benim gözümle gördüğüm güçlendirme yapılmış.
Yapılmasa büyük ihtimalle çökecek.
Çok bina var Van depreminde bizzat gittiğim.
99 depreminden bildiğim.
Böyle çok bina var. Güçlendirme iyi bir şeydir.
Binayı kurtarır. Biraz belalı bir operasyondur.
Ama iş görür.
Fakat doğru düzgün mühendislik hizmeti almanız lazım.
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Yani her bir cümlenizde o kadar çok aydınlandım ki farkındaysanız zaten kameradan görüyorsunuz ki gözlerim açığa çeşiniyorum böyle.
Ve bahsettiniz ya işte Ataköy, Bakırköy, İstanbul'un güneyi buradaki binalar.
Hangi binaları dediğinizi anladım çünkü ben de o bölgede yaşıyorum.
İstanbul'daki evim o tarafta.
Ve gerçekten hani zaten Ataköy'ün, Yeşilköy'ün altı bataklık olduğu için yani böyle diyebiliyorum ben.
Bu taraflar böyle olduğu için.
Oralar biraz daha riskli.
Mesela bizim tarafımızda da şöyle var İstanbul'un güneyinde ve pay hattına denize çok yakın yaşayan bir insan olarak söylüyorum.
Bizim tarafımızdaki durum babam da diyor ki bizim evimiz kayanın üzerinde biz baktırdık çok sağlam ama 70'li yıllarda yapıldı.
Bir tane daha böyle 90'lı yıllarda yapılan bir ev var biz oraya geçelim diye düşünüyorduk.
Ama şu an sizi dinledikten sonra bizim kayanın üzerindeki 70'li yıllarda yapılan evimizin sanki 90'lı yıllarda yapılan eve göre daha sağlam olduğuna dair bir soru işareti oldu kafamda ama bilmiyorum ne dersiniz?
Benim yapım 70'li yıllarda, ben de 90'lı yıllarda yapılan bir yere taşınmayı düşünüyordum diyen kişiler için nasıl bir durum söz konusudur?
Yani maalesef bir tane parametre bunu kontrol etmiyor.
Yani 70'li yıllarda, yani şöyle diyelim, bir binanın yıkılma riskini belirleyen, 6-7 tane parametre var.
Bu parametrenin hepsine birden bakmak lazım.
Bu parametreler birbirleriyle etkileşim içerisine de girebilir bu arada.
Yani birisi kötüleştirir, kendi yeri iyileştirir.
Toplamda sıfır olur falan.
Ama bunları arka arkaya koyarsak, yapım yılı, kata dediğim, giriş katın durumu, görünür kalite, yani Bodrum katına indiniz, patır patır dökülmüş, donatılar gözüküyor, donatın yarısı gitmiş
falan. Yani artık bunu anlamak kolay bir hale geliyor.
Gördüğünüz zaman görünür kalite.
Bunun gibi durumlar. Mesela insanlar da şöyle bir, herkes de değil artık insanlar da bayağı bilinçlendi ama bazı insanlar da şöyle bir görüş de var.
Burası balçık, buradaki bina işte çöker, kayadaki bina çökmez.
Hayır öyle bir şey yok. Kayada daha az ilme olur ama yüksek frekanslı ilme olur.
Kayadaki bina az katlıysa daha çok sallanır.
Çok katlıysa daha az sallanır.
Yumuşak zemindeki bina az katlıysa az sallanır.
Çok katlıysa çok sallanır. Yani bunun gibi çok çok çok aşırı derecede basitleştirerek anlatıyorum ama hani kayada bina yaptığınız betonu donatısı berbat, 9 katlı ve yumuşak kat dediğimiz
işte yüksek kat var, zayıf kat dediğimiz şey, dolgudur falan yok.
Sırf kayadasınız diye kurtulmaz o bina.
Yani onu anlatmaya çalışıyorum.
Bunun en güzel örneği 99 Deprem'in Sapanca Oteli'dir.
Sapanca Gölü'nün kıyısında bir otel vardı.
Bu otelin art rüyumları otelin orta kısmında çok büyük bir camdan bir art rüyam vardı.
Sıvılaşma oldu. Yani balçık zemin orası, gölün kenarı.
Belki fotoğraflarını falan internetten bulursa insanlar görebilir.
O bina çok yumuşak bir şekilde, sanki böyle büyük bir pamuk kütlesinin üzerindeymiş gibi göle doğru yattı.
Bir tane bile cam kırılmadan öyle durdu.
Yani balçık zemin, buyurun balçık zemin ama binadan insanlar yürüyerek çıktılar.
Dolayısıyla sadece kaya Sadece şey belirleyici değil.
Dediğim gibi 6-7 tane parametre var.
Zemin tabii ki bu parametrelerden birisi ama zemin tek başına bir parametre değil.
Zeminle yapının etkileşimidir burada önemli olan.
Hangi zeminde hangi yapının olduğu önemli.
Dolayısıyla bu 5-6 parametrenin hepsine birden bakmak lazım.
Ama dediğim gibi çok büyük paralar verecekseniz, uzun bir süre orada oturacaksanız bir mühendisten görüş alın derim ben.
Yani burada mühendislerle çalışmanın, mühendislik danışmanlığı almanın önemini tekrardan vurgulamış olalım.
Hazır zeminden bahsetmişken şöyle bir soru geldi dinleyicilerimizden.
Alivyon sitlikil üzerindeki bir evi güvenli hale getirmek için ne yapılabilir?
Bir de ne tür bir zemin daha güvenli diye soru gelmiş.
Bu az önce bahsettiğim gibi yani inşaat manasında her tür zemin üzerinde bir bina yapılır önlemini aldığınız sürece.
Siltli kil yani siltli kil dediğimiz zeminlerin üzerinde de bina yapılır.
Aleviyonun üzerinde de bina yapılır ama önlem almak gerekir.
Yani maalesef şöyle bir kural var.
Teknik olacak şimdi ama zemin taşıma kapasitesi 80-100 kilopaskalların altındaysa oraya kalıcı bina yapılmaz.
Yapmak istiyorsanız özel önlem almanız lazım.
Bunun üzerinde ise yönetmelik de yazmıyor ama birçok projede çalışan insanlar bu tip kuralları az çok bilirler.
Zaten binayı projelendirme başladığınızda da feasible olmaz böyle bir zeminde.
Yani çok büyük temeller falan çıkar.
Hani çok balçık gibi bir zeminse zaten dediğim gibi bir mühendislik çalışması yapmaya başladığınızda mühendisinin ilk size söyleyeceği şey bu zeminde ben bu binayı kuramıyorum.
Buraya kazık koymam lazım diyecek veya derin temel yapmam lazım diyecek.
Zemin geoteknik mühendisliği ayrı bir inşaat mühendisliğinin altında ayrı bir koldur bu arada.
Benim uzmanlık alanım da değil.
Tabii ki o konuda yüzeysel bazı bilgilerim var ama benim uzmanlık alanım değil.
Çok problemli bir yerse, büyük de bir yatırım yapıyorsanız o zaman bir geoteknik uzmanından bir şey alırsınız, destek alırsınız.
Çünkü o yapının kendiyle değil, yapının zeminde etkileşimi ve zeminin kendisiyle alakalı bir uzmanlık dalı.
O da ayrı bir uzmanlık dalı. Dolayısıyla zemin çok problemliyse, yatırım büyükse bir yerden destek almak lazım.
Ama benim evim var. İşte alüvyon, silikli kil üzerinde.
Hani killerde sıvılaşma olmaz.
Bunun bazı istisnaları var ama istisnalar genelde kumlu ve suyu doygun zeminlerde sıvılaşma olur.
Killi zeminlerde büyütme olabilir.
Yani aşağıdan gelen yeme daha büyük bir şekilde yukarıya yansır.
Kil özellikle yüksek plastik sevkli mesela bunu daha fazla büyütür.
Alüvyon ve killi zeminler daha fazla...
Sallanır kayaya göre yani ivmelerinin daha büyük olmasını bekliyoruz ekseriyetle.
Ama yine söyleyeceğim iyi kötü iyi zemin kötü zemin diye bir şey yok.
Sizin nasıl yapı yaptığınıza, yapının kaç katlı olduğuna, yapının ağırlığına ve o ağırlığı temelde nasıl dağıttığınıza bağlı.
Nasıl bir temel sistemi taşıcı sistem seçtiğinize bağlı.
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Peki bir de şöyle bir soru var.
İzolatör her ev için uygun mudur?
Yığma bina nedir?
Nasıl güçlendirme yapılır?
İzolatör her bina için ve her ev için uygun değildir.
Yeni yapacaksanız, yeni yapılacak binalarda daha kolay.
Çünkü beton kalitesini falan siz kontrol edebiliyorsunuz.
Mevcut binalarda ise öyle her yerde uygun olmayabilir.
Zemin yumuşaksa yüksek periyotludur.
izolatörün amacı yapıyı zaten yüksek periyotlu bir hale getirmektir.
Yani yüksek periyotlu dediğim böyle kavak ağacı gibi sallanır yapı yavaş yavaş.
Düşük periyotlu dediğimde arabanın antenine şöyle gidip tık diye vurduğunuzda böyle tık tık tık tık diye sallanır ya işte o.
Az katlı binalar öyle sallanır.
Çok katlı binalarda kavak ağacı gibi rüzgarda nasıl sallanıyor yavaş yavaş onun gibi sallanıyor.
Yani yüksek periyotlu dediğimiz kavak ağacı düşük periyot dediğimizde arabanın anteni gibi düşünebilirsiniz.
Dolayısıyla o yapının Periyodunu uzatır.
Yavaş yavaş sallanmasını sağlar.
Bir kabak ağacı gibi.
Ama zemin de zaten yüksek periyodlu bir zeminse bunların ikisi birbiriyle çakışır.
O zaman pek bir işe yaramaz.
İzolatörün işe yaramadığı durumlar var.
Yani sismik izolatörün işe yaramadığı durumlar var.
Zemine bağlı. Bir de mevcut yapıyı güçlendireceksiniz.
Mevcut yapının o anki görünür durumu, kalitesi falan bunlara da bağlı.
Yeni yapı yapacaksanız da yapının geometrik boyutlarına, kaç katlı olduğuna falan bağlı.
Büyük oranda uygulanabilir ama uygulanmadığı durumlar da var.
Yırma yapı tuğladan veya tabii bunun tarifi de var.
İnşaat mühendisliği tarifi biraz daha karışık ama daha basit anlatmak amacıyla söyleyeyim.
Yırma yapı aslında betonami bir taşıyıcı sisteme sahip değil.
Yani kolon, kiriş gibi çerçeve, çubuk eleman diyoruz biz bunlara.
Çubuk elemanları da oluşmuyor ama duvarların kendisi hem bölme işlemi görüyor, yani odayı odadan, daireyi daireden ayırıyor ama aynı zamanda da yük taşıyor.
Normal modern binalarda yükü betonarme sistem taşır, tuğla sadece dolgu malzemesidir.
Ama yığma binalarda betonarme elemanlar olabilir ama bunların görevi o yükü taşımak değil, sadece düzgün dağıtmaktır.
Hatıl diyoruz biz bunlara, düşe veya yatay hatıl.
Ama yükün ekseriyeti tuğla duvarlarla taşınır.
O yüzden o tuğla duvarların doğru düzgün olması lazım.
Biz 2018 yönetmeliğinde bu yığmayı çok daha geliştirdik ve Avrupa standartlarına getirdik.
Yığma yapı yapmayı kolaylaştırdık.
Yığma yapıyı depreme dayanıklı yapmanın yolları var.
Yeni yapıyorsanız eğer.
İşte Confine Mason diyoruz biz.
Sargılı yığma, donatılı yığma.
gibi tipler var.
Bu tipleri yaparsanız depremi dayanıklı hale getirebilirsiniz.
Beton harma yapmazsanız yığma yaparsınız.
Ayrıca daha fazla kat adedi alma hakkı kazanıyorsunuz yeni yönetmelikte.
Avrupa'daki standart da böyle zaten.
Biz hemen hemen Avrupa standartıyla aynı hale getirdik şeyi.
2018 yönetmeliğini.
Eski yapılarda yığma yapılarda çok fazla bir deprem dayanımı beklemiyoruz.
Ama yığma yapıların şansı genelde yüksek katlı olmuyorlar.
Onlar da o açıdan şanslı.
Yüksek katlıysa yığma yapı, 5-6 kat falansa yani bir mühendise baktığımızda fayda var.
Çünkü onlar bu düktilite vesaire gibi yeniden dağılım diyoruz biz.
Yani bu şartları pek sağlamıyorlar yığma yapılar.
Bir tık daha riskli eğer çok katlıysa yığma yapı.
Güçlendirmek mümkün. Eğer tarihi değilse yalnız, tarihi bir yapıysa, tescilli bir yapıysa işler sarpa sarar.
Ama tescilli bir yapı değilse rahat güçlendirilebilir.
Anladım. Pekala. Son bir sorun var.
Şimdi bu denetim kısmından bahsettik ya, denetimin eksikliğinden bahsettik.
Biz yapılarımızı, bütün konuştuklarımızı, bütün bilgilerimizi kullanacağız diyelim ki ve o denetimi görmek istiyoruz.
Yani nasıl, hangi belgelere dikkat etmemiz lazım?
Bir vatandaş olarak mühendislik bilgisi belki olmadan da nelere dikkat etmemiz gerekiyor?
Ben bunu da merak ediyorum. Eğer binanın yapım aşamasında siz biliyorsanız binayı, en kritik an...
beton döküldüğü andır.
Çünkü beton döküldükten sonra her şey kapanır.
Beton döküldüğü anda sahada şantiye şefi olması lazım.
Yapı denetim firmasının bir temsilcisinin olması lazım.
Beton dökülmeden önce yapı denetim firmasının temsilcisinin elinde projeyle gezip tek tek bir gün sonra, iki gün sonra beton döküldüğünde kapanacak ve bir daha kimsenin göremeyeceği donatıları yerinde tespit etmesi lazım.
Siz mesela böyle Mesela beton dökülmeden bir gün iki gün önce gittiğiniz pek bir kontrol eden yok.
Beton dökülürken gittiğiniz pek bir kontrol eden yoksa o yapıyı kimse kontrol etmiyor demektir.
Beton dökülürken elinde hortumla betona su katan bir adam görüyorsanız kırmızı alarm yani bu.
Bunun gibi şeylere dikkat edebilirsiniz.
Bundan da fazla pek yapabileceğiniz bir şey yok açıkçası.
Tamamdır. Çok teşekkür ederim vaktinizi ayırdığınız için İhsan Bey.
O zaman ben şöyle anladım.
Rica ederim. Bu konuda sizden şu an bilgi alan bir vatandaş olarak, mühendislik bilgim olmayan biri olarak İstanbul için konuşuyorum.
İstanbul'un güneyinden.
Biraz daha uzak duracağız mümkün mertebe.
Daha az katlı yapılarda olmaya çalışacağız.
Onun dışında genel olarak Türkiye'deki binalarda da zemine, binanın yapısına bunlara dikkat edeceğiz.
Ama önemli olan yapı zaten.
Yapı denetim daha doğrusu.
Pekala sizin eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mıdır?
Ben bunu da söylemek isterim.
Bu da önemli dediğiniz herhangi bir şey.
Bu toplumsal bir problem.
Bunu kişisel eforlarla çözmemiz çok zor.
Dolayısıyla buna toplumsal bir problem gibi, eğitim problemi gibi, ne bileyim ekonomik bir problem gibi yaklaşmamız lazım.
O yüzden bunu talep etmemiz gerekiyor.
Bunu yöneticilerden, devletten, hükümetten, belediyeden talep etmemiz gerekiyor.
Buna zihinsel bir dönüşümle böyle yaklaşmamız gerekiyor.
Sadece kendi oturduğumuz yeri kurtarmakla olmuyor.
O gün deprem saatinde bir devlet dairesinde işimiz vardır.
kontrol yapılmamış bir nüfus müdürlüğünde de enkaz altında kalabilirsiniz.
Dolayısıyla bu sadece ben kendimi kurtaracak bir değer aldığım iş bittiğiyle bitmiyor maalesef.
Buna zihinsel bir değişiklik yaşayıp bazı insanlar bu değişikliği yaşıyorlar korktukları için ama genel olarak buna toplumsal bir problem olarak bakmamız gerekiyor.
Bu kişisel bir problem değil. Beni vereceğin mesaj ancak bu olaydır.
Kesinlikle katılıyorum. Tekrardan teşekkürler.
O zaman size iyi günler diliyorum ve inşallah tekrar yollarımız...
Teşekkür ederim davetiniz için.
Benim için de çok zevkli bir konuşma oldu.
Umarım faydalı olur.
Ben kendi adıma çok aydınlandım.
Umuyorum ki ve biliyorum ki dinleyenler de aynı şekilde aydınlanacaktır.
Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
