
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayat her zaman beklediğimiz gibi gitmiyor maalesef. Kendimiz ya da hayatımız için yaptığımız planlar alt üst olduğunda bizi de dibe çekiyor... Bazen de her şey gibi biz de değişiyoruz ve o değişimi kabullenmek zor. Eee ne yapacağız? Ben de bilmiyorum dostlar ama kendimce azcık kafa yordum gelin dertleşelim.
Transkript
Merhaba, yeşil güzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi
paylaşıyorum. Normalde buradan sonra bir ev bülten duyurusu yapardım.
Ama ve lakin E-Bülten'e bir süreliğine ara verme kararı aldım.
Sebebi de daha fazla podcast'a odaklanmak istiyorum.
Ve şu an zamanım da enerjim de kısıtlı olduğu için asıl işimiz olan podcast yapalım modundayım.
Ama belli bir süre sonra devam edeceğim tabii ki.
Koçluk tam hızıyla devam ediyor.
Benimle koçluk için çalışmak isterseniz ya da ön görüşme yapmak isterseniz yine emineestimen.com slash koçluk adresi üzerinden bana ulaşabilirsiniz.
Instagram'ı da... Biraz daha böyle ekran saatlerimi azalttığım için az kullanıyorum ama yine bana mesaj atmak isterseniz de oraya düzenle bakıyorum.
Deyip hızlı bir şekilde bölüme geçelim.
Bu hafta bölümün isminden de anlayacağınız üzere planladığımız gibi gitmeyen şeylerden ve en önemlisi de planladığımız gibi gitmeyen hayatımızdan bahsetmek istiyorum.
Bunun üzerine iki kelam etmek istiyorum.
Böyle çok hazırlandığım bir bölüm değil ama biraz daha sohbet edelim, dertleşelim bölümlerinden biri olacak gibi duruyor.
Şimdi şöyle bir düşünüyorum da hepimizin nasıl bir hayat yaşamak istediğine dair az çok bir fikri var değil mi?
İşimize, eşimize, yaşadığımız yere, evimize, yuvamıza dair net ya da flu bir resim var zihnimizde.
Bu resmi netleştirmek ya da iyileştirmek için de planlar yapıyoruz haliyle.
Yeri geliyor kendimize hedefler koyuyoruz.
O hedefe ulaşmak için adım adım mihenk taşları belirliyoruz.
Bu doğrultuda ilerliyoruz.
Ama yeri geliyor.
Öyle bir hedefimiz olmuyor.
Nereye varacağımızı bilmiyoruz.
Çünkü hayat öyle bir şey ki bizim kontrolümüz dışında gelişen çok fazla dinamiği var.
Sadece hayatın değil bizim de kendi içimizde, duygu dünyamızda, hayata bakış açımızda da değişen dinamiklerimiz var.
Ve maalesef onların da kontrolü her ne kadar elimizde sansak da bir bakmışız zıvanadan çıkmış.
Hiçbir şeyin kontrolü bizde değil.
Neden böyle diyorum biliyor musunuz arkadaşlar?
Öyle bir an geliyor ki hayat planlarımızı bozuk, o çizdiğimiz, çizmeye çalıştığımız kendimizce mükemmel resimdeki tuvalin üzerine böyle alakasız bir renk sıçratıyor.
Simsiyah, fuşya, kahverengi neyse artık ya da gri böyle mahvediyor o resmi.
İşte o zaman insan önce bir bocalıyor, böyle bir o boyayı temizlemeye çalışıyor.
Ya ne güzel resmim vardı benim diyorsunuz.
Sonra elindeki tuvali düzeltmeye çalışıyor.
Yani sonuçta bu kadar sene o resmi çizdik, detaylarını oluşturduk, üzerine ne ekleyeceğimizi düşündük değil mi?
Ama bir an geliyor ve geri dönüş olmadığını anlıyorsunuz.
Yani o resim çöp oldu artık, çare yok.
Yeni bir tuval alıp sıfırdan başlayacağız.
Ama haliyle insan önce bir direniyor değil mi?
Bu kadar emek var bu resimde.
Yani yılların emeği var.
Benim kendimi nasıl tanımladığım, nasıl var olduğum, nasıl var olmak istediğim, kiminle olduğum, kiminle olacağımı düşlediğim, isteyerek ya da istemeyerek de olsa kariyerimde
ne yaptığım ve ne yapacağım, nasıl yaşadığım, hayatı hangi tonundan yaşadığım, neresinden tuttuğum, böyle bir...
Tanıdıklık bir konfor alanı var orada.
O yüzden resimde eski halinden eser kalmamış da olsa insan direniyor.
Çok büyük yemek var çünkü arkasında.
Ama sonra bakıyorsun olmayacak mı böyle ne yapsan düzelmeyecek.
Yavaş yavaş kabulleniyorsun.
Önce resmi duvardan kaldırıyorsun.
Ama hala çöpe atamıyor insan.
Olur da bir şekilde eski haline getiririm diye düşünüyorsun.
Ya da kendini hazır hissetmiyorsun.
Yani şu zamana kadar hayatını betimlemiş olan resim ya o.
Onu atmak istemiyorsun.
Öyle bir sürede gözden uzak bir kenarda köşede duruyor.
O gözden uzak ama varlığı insanın içinde.
Göğsünün üzerinde böyle atlandıramadığı bir ağırlık, zihninde yoğun bir sis gibi böyle bir bulanıklık, ağzında kekremsi bir tat olarak kalıyor.
Sonra diyorsun ki bu böyle olmayacak ben bunu atayım.
Yenilenme zamanı. Hazır elimdeymişken onunla beraber böyle evdeki, hayatımdaki, zihnimdeki buna benzer hissettiren her şeyi atayım.
Böyle bir rahatlayayım. Yenilenmeme yardımcı olur.
Tamam çok güzel fikir.
Önce böyle bir temizlik arınma ihtiyacı ile gelen bir takım değişiklikler yaparım.
Ardından da kendimi hazır hissedince bembeyaz tertemiz bir tuval alır yeniden başlarım çizme ediyorsun.
Teori de mükemmel.
Ama pratiğe gelip de o boş tuvalin önüne oturduğunda böyle kalıyorsun bakıyorsun tuvale öylece kala kalıyorsun.
Çünkü giden resmin aynısını çizmek istemiyorsun.
O gitti bitti. Sen de değiştin.
Çizim tarzın değişti, kullandığın renkler, figürler, bulunduğun yer.
En önemlisi de iç dünyan değişti.
Belki de kendini nasıl tanımladığın ya da tanımlamak istediğin değişti.
Ve bu değişimi tuvale nasıl aktaracağın konusunda hiçbir fikrin yok.
Çünkü daha önce hiç böyle bir şey başına gelmemişti.
Daha önce böyle bir şeyle uğraşmak zorunda kalmamıştın.
Bir şekilde biliyordun büyüyünce ne olacağını, ne yapacağını, nasıl bir hayat istediğini ya da bildiğini sanıyordun.
Gözünün önünde belli başlı örnekler vardı evet.
Ben de bunlardan biri olacağım diyordun.
Belki de birileri senin ne olacağını zaten söyledi.
Senin adına kararlar verildi.
Aksiyonlar alındı. O yüzden buna çok kafa yormadın.
Yaşadın gittin. Küçük dünyada kendi yanında kavrulup gidiyordun.
İlk darbeyi büyüyünce olmak istediğimiz şeyi olamayınca yedik değil mi?
Bunu hayata geç kalma bölümünde anlatmıştım zaten.
Ve orada anlattıklarım konusunda hala hemfikirim bu arada.
Birçok şey için geç kalma kavramının geçerli olmadığını düşünüyorum.
Ama... Ne zaman değil biliyor musunuz?
Yani ne zaman geç kalmış hissi daha ağır basıyor?
O tuvale ne resim çizeceğini, hangi renkten, hangi figürden başlayacağını...
yaşayacağını bilmiyorsan işte o zaman insan daha da fazla geç kalmış hissediyor böyle şeyler yaşadığında.
Ama öyle bir zaman geliyor ki içinde daha kendin tanımlayamadığın, anlamlandıramadığın, hayatında ilk defa karşılaştığın duygular var.
Yeri geliyor bunları kelimelere bile dökemiyorsun.
Bilmiyorsun çünkü ne olduklarını.
Daha önce hiç şahit olmadın bunları ya da bir şekilde derinlerdeydi ve gün yüzüne çıkmamıştı.
Ama artık öyle değil.
Derinlerde değil, itemiyorsun da geri böyle tazikli su borusundan fışkıran su gibi çıkıyor insanın içinden o duygularda.
İşin tuhafı ne olduğunu bilmediğin bir şeyle nasıl başa çıkacağını, onu nasıl yöneteceğini de bilmiyorsun.
Böyle uzay boşluğunda yer çekimi olmadan oradan oraya süzülüyorsun hiç dünyanda.
Tanıdık geldi mi? Eğer bu noktadaysanız ya da hayatınızın bir döneminde buralarda dolandıysanız bilin ki yalnız değilsiniz.
Hep söylüyorum farklı hayatlarda benzer tecrübeler yaşıyoruz ama bunları konuşmadığımız ya da nasıl dile getireceğimizi bilmediğimiz için zannediyoruz ki sadece biz bu durumdayız ve geri kalan herkes
o tuvali istediği gibi çiziyor, boyuyor, mükemmel detaylarla dolduruyor.
Yok öyle bir şey. Niye bu kadar emin konuşuyorum biliyor musunuz?
Şu kanalda özellikle böyle iç dünyamıza ait bölümler yayınladıktan sonra bana gelen mesajları görseniz dersiniz ki Oha ya bu kadar insan benimle aynı derdimi paylaşıyormuş.
Yalan yok insan kendini yalnız olmadığını hissedince rahatlıyor.
O yüzden ben size söyleyeyim yalnız değilsiniz arkadaşlar.
Hepimiz aynı gemideyiz.
O yüzden ilk söyleyeceğim şey şu planlarınız bozulmuş olabilir.
Yönünüzü şaşırmış olabilirsiniz.
Yönünüz değişmiş olabilir.
Ya da yönünüzü belirleyemiyor olabilirsiniz.
Belki de zihninizin içinde kaybolmuşsunuzdur ve kafanızı toparlayamıyorsunuzdur.
Bir sonraki adımınız için bundan sonra ne yapacağınız için.
Bunların hepsi normal. Sizinle beraber bilmem kaç milyar insan daha aynı şeyleri yaşadı, yaşıyor, emin olun, iyi haber bir şekilde geçiyor.
Hayatta her zaman yönümüzü ya da ne istediğimizi bilemeyiz zaten ve bence bilmek zorunda da değiliz.
Hatta buraya kim olduğumuzu ve kim olmak istediğimizi de dahil edeceğim.
Çünkü insanın kendini nasıl tanımladığı, nasıl var olduğu ya da var olmak istediği de değişebilir.
Ve bu noktada ben şahsen bizzat kendim olarak da bu değişime direnmenin hiçbir faydasını görmedim.
Çünkü bazen insan özellikle fikirlerinde, hayatı yaşayış tarzına ve bakış açısında karşıt uçlarda dolaştığı zaman o tutkuyla ya da sorgulamadan inandığı şeyler sarsıldığında
kendini boşlukta hissedebiliyor.
Düşünsenize siz hep hayattan ne istediğinizi bilen...
Ya da parantez içinde bildiğini sanan biriydiniz.
Ve onu nasıl elde edeceğinizi de biliyordunuz.
Birdenbire bütün düşünce sisteminiz, bütün inanç sisteminiz, bütün dinamikleriniz ters yüz oluyor.
Ve haliyle öyle bir boşlukta hissetmeniz çok normal.
Ya da bazı insanlar düşünceleri, bakış açısı değişmeye başladığında bunu kabullenmek de istemiyor.
Sanki bir önceki haline ihanet ediyormuş gibi ya da kendi değilmiş gibi hissediyorlar.
Ama hep soruyorum o bir önceki düşünce de...
Bize mi aitti gerçekten? Öyle bile olsa değişmeyen tek şey değişimin kendisiyken o eski sene tutunmak ne kadar doğru?
Bence bunlar da düşünmeye değer.
O yüzden de belli bir süre o içsel ve dışsal belirsizlikle ateşkes imzalamak, gerekirse rolantide gitmek, Hayata aktif olarak katılmak iyi gelmiyorsa, gözlemci
olarak var olmak yani kısacası size o an, o zaman dilimi içerisinde, o çevrede ne iyi geliyorsa, ruhunuzun ne besliyorsa ona daha çok yer açmak, daha fazla vakit ayırmak insanı bir tık
daha rahatlatabiliyor ve bu düşüncelerinin içinde kaybolmuş durumundan çıkmasına yardımcı olabiliyor.
Bir de şunu sormak iyi geliyor bana.
Benim şu an...
Bu durum içinde olmamın sebebi farklı açılardan bakamıyor olmamdan, bir şeyleri göremiyor, bir şeylere takılı kalmış olmamdan kaynaklanıyor olabilir mi?
Farklı bir dünyayı hayal edemiyor olmamdan, tuvalime hiç kullanmadığım renkleri sürmekten çekindiğim için olabilir mi?
Şimdiye kadar hep mavi ile sarıyı karıştırıp yeşil elde ettim.
Çıktısını bilmediğim için risk alıp sarıyla moru karıştırmak istemiyorum belki de.
Tuvalimi ziyan etmek istemiyorum.
Ama kim bilir belki de alıştığım renklerin dışına çıkmam lazım.
Daha önce hiç denemediğim tarzda bir şeyler çizmem, boyamam, karıştırmadığım renkleri karıştırmam lazım.
Ya da bu tuvali taslak olarak deneme tahtası gibi kullanayım bir süre.
Neden bu kadar ciddiye alıyorum ki alt tarafı bir resim başka tuval mi yok?
Olmazsa yenisini alırım tekrar başlarım resimimi çizmeye.
Ya da yan yana koyarım, bakarım nereden nereye gelmişim diye.
İşte hayat da böyle bence.
Yani demem o ki, bir şeyler size hizmet etmiyorsa, bu bir düşünce sistemi olabilir, inanç olabilir, iş, eş, arkadaş, rutinleriniz, her şey olabilir.
Onları bırakmaktan çekinmeyin arkadaşlar.
Yenilemekten, töpe atmaktan çekinmeyin.
Onların yaratacağı boşluk gözünüzü korkutuyor olabilir, çok haklısınız.
Ama belki boşluğa ihtiyacınız var.
Belki daha güzeliyle dolduracaksınız orayı zamanı geldiğinde.
İşte o zamana kadar, onun zamanı gelene kadar da sancılı bir belirsizlik olacak.
Hep oldu. Kimsenin hayatı yukarıya doğru bir ivme ile iyileşerek gitmiyor maalesef.
Herkesin planları bozuluyor.
Herkesin hayatı ummadığı yönde yeniden şekilleniyor.
Günün sonunda su akıyor, yolunu buluyor.
Asıl mesele biz akıntıya direnmeyip yolumuzu yönümüzü ona göre mi belirleyeceğiz?
Yoksa... Akıntıya karşı yüzmeye çalışıp kendimizi yorarak hiç beklemediğimiz, istemediğimiz bir yerde mi bulacağız kendimizi?
Sanıyorum ki burada yavaş yavaş bitireceğim.
Dediğim gibi çok uzun bir bölüm olmayacaktı zaten bugün ama şunu bilin isterim.
Hiçbir şey olmasa bile sizi burada çok seven bir hostunuz var.
Ve biliyorum ki sevgimiz karşılıklı.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
