
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Pişmanlığa dair bakış açımı sorguladığım bir yayın oldu. Bu konu üzerine araştırırken Daniel Pink'in 'Pişmanlığın Gücü' kitabına denk geldim ve altını çizdiğim bilimsel araştırmaları da ekledim. Genel hatları ile pişmanlık hissi ile nasıl başa çıkılır? Bu duyguyu sağlıklı bir şekilde nasıl yönetiriz? Hayattaki pişmanlıklarla yüzleşmek ve nasıl lehimize çevirebileceğimizden bahsettim. Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde...
Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcastta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesiltimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine...
Aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta pişmanlık üzerine bir öz eleştiri bölümü yapmak istiyorum.
Beni düzenli dinleyenler bilir.
Genel motivasyonum...
İstediğim bir şeyi yapmamış ya da denememiş olmaktan dolayı geriye baktığımda pişman olmamak üzerine kurulu.
Çok anlaşılabilir bir motivasyon.
Tabii ki pişman olduğum şeyler var ama bu duyguyu o kadar sevmiyorum ki.
Şu yazıya denk geldim ve pişman olmaktan ne kadar korktuğumu fark edince bu kavrama biraz daha yakından bakmak istedim.
Buraya bakış açımı sorgulamaya başladım.
Şöyle yazıyordu. Eğer başarısızlık bana bir şey öğrettiyse o da pişman olmanın kıymetidir.
Pişmanlık değişim ve büyüme gerektiren duyguların başında gelir.
Hiç pişmanlık yaşamamak, cesurca yaşamak anlamına gelmez.
Bu yaşadıklarımızı üzerine düşünmeden, öğrenmeden yaşamak anlamına gelir.
Ve bu yazı bana sorgulattı Brenna Brown'un bir yazısı bu arada.
Çünkü şöyle bir düşündüğümüzde hepimizin bir pişmanlığı var değil mi?
Kimisinin üniversitede o çok istediği bölümü okumadığı için pişmanlığı var ya da karşısına çıkan iş fırsatını vaktinde değerlendirmediği için, belki de olmayacağını bile bile bir ilişkiye yıllarını verdiği için ya da söylenmemesi gereken
şeyler, söylemek isteyip de içine atıp vaktinde dile getirmediği için pişman olanlar.
En ufak haliyle de minik gündelik meseleler.
Bakın mesela tatlıyı çok kaçıranlar, sınavda ilk işaretlediği şıkkı değiştirip sonra doğru cevabın o olduğunu öğrenenler.
Araştırmalara göre ilk seçtiğiniz cevap genellikle doğruymuş bu arada ama pişman olmaktan korktuğumuz için yaptığımız bu harekete yani bu değiştirmeye ilk içgüdü yanılgısı deniyormuş.
Ya da havaalanında paltosunu kaybedip bir daha aynısını hiçbir yerde bulamadığı için pişman olanlar gülmeyin yaşandı arkadaşlar.
Dövme yaptırıp sonra pişman olup sildirenler, bu arada dövme sildirme sadece Amerika'da 100 milyon dolarlık bir sektörmüş düşünebiliyor musunuz?
Acaba bu silinen dövmelerin kaç tanesi no regrets yazdıranlar?
Merak ediyorum. Şimdi konu dağılmaya çok müsait geri dönecek olursam.
Tabii ki bunun üzerine mini bir araştırma yaptım.
Bir de çoğumuzun motivasyon çalışmaları ile bildiği yazar Daniel Pink'in son çıkan pişmanlığın gücü isimli kitabına denk geldim.
O yüzden bugün hem o saha araştırmalarını hem de kitapta altın çizdiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bölümü hazırlarken sizlere de Instagram'da sormuştum hayatta en büyük pişmanlığınız neydi diye.
Çoğunluğu okul, yanlış bölüm seçme ilişkiler etrafında dönüyor.
Bu konuların da özellikle üzerinde duracağım ilerleyen dakikalarda.
Hazırsanız başlayalım.
Öncelikle gelin şöyle pişmanlık duygusunun doğasına bir bakalım.
İlginç bir şekilde tespiti bu kadar kolay olan bir duygunun tanımlaması çok zor.
Nedir pişmanlık hiç düşündünüz mü?
Gerçek sonuçlar ile karar veren kişinin farklı bir seçim yapmış olsaydı ortaya çıkacak olan sonuç arasındaki bir karşılaştırma ile yaratılan duygu demişler.
Bence de böyle. Bu bana şeyi çağrıştırıyor.
Hani paranın psikolojisi bölümünde Daniel Kahneman'ın bir çalışmasına değinmiştim ya.
İnsanın bir şeyi kaybettiğinde hissettiği acı kazandığında hissettiği sevinçten çok daha yoğun.
Hatta fiziksel acı ile eşdeğer diye.
O yüzden de kaybetmek ve dolayısıyla bunun pişmanlığını yaşamak istemiyoruz.
Aynı şeyi söyleyeceğim ama bakın o cücük palto için iki aydır kendime sinir oluyorum.
Bozuk plak gibi her gün en az bir kere en az diyorum.
O palto aklıma geliyor ve aynı pişmanlığı yaşıyorum ya şaka gibi gerçekten kendime inanamıyorum yani.
Hani James Baldwin'in bir sözü de var ya pişmanlık duymadan yaşamak isteriz ve bazen gururla hiçbir pişmanlığımız olmadığını ısrarla belirtsek de gerçekte böyle bir şey mümkün değildir.
Çünkü hepimiz insanız.
Bu söze kesinlikle katılırım ama şunu da fark ediyorum.
Yani ben pişman olmamak üzerine kurulu bir motivasyonla yaşarken evet bu bana birçok kapı açtı, birçok güzel kararlar almamı sağladı ama Ufacık kararlarımda bile pişman olmaktan
kaçındığımı fark ettim son zamanlarda.
E bu da çok sağlıklı değil. Ben burada popüler kültürün üzerimizde ne kadar etkisi olduğunu da sorguladım biraz.
Çünkü okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz filmlere, dinlediğimiz müziklere kadar pişman olmama kavramı ya da pişmanlığın kötü bir şey olduğu düşüncesi çok yaygın.
Etkilenmek de çok normal tabii ki.
Sonuçta izlediğimiz, dinlediğimiz, okuduğumuz her şeyden bir parça var benliğimizde değil mi?
Bizi biz yapan şeylerin bir kısmı da tükettiklerimizden geliyor.
Ama ben maruz kaldığım içeriklerin beni salt etkilemesinden ziyade gerçeklikle ya da eleştirel düşünmeyle sorgulayıp kendim için makul olana ulaşmak istiyorum.
O yüzden dedim zaten bir öz eleştiri bölümü yapacağım diye.
Şimdi bu konuda yapılan araştırmaların çoğu şu noktada hemfikir.
Pişmanlık tehlikeli veya anormal değildir.
Aksine sağlıklı ve evrenseldir bu redikat.
İnsan olmanın ayrılmaz bir parçasıdır da ve aynı zamanda değerlidir.
Nettik sağlar öğretir, doğru bir şekilde yönetilirse bizi aşağı çekmek yerine yukarı çıkarır.
Evet ama bu kadar da güzellenecek bir konu mu?
Çünkü pişmanlık denizinde kaybolup ruminasyon yaparak yani geçmişte yaşayıp olayları kafamızın içinde tekrar eder, onlara hayıflanmaya devam edersek bunun sonu depresyon ve anksiyeteye kadar gidebiliyordu.
O yüzden bence doğru bir şekilde yönetilirse kısmı çok önemli.
Biraz da ondan bahsetmek istiyorum ilerleyen dakikalarda.
Daniel Pink kitabında Dünya Pişmanlık Anketi diye bir anketten bahsediyor.
Bu kitabı yazmadan önce böyle bir araştırma yapmış.
On binlerce insan katılmış.
Ve orada çıkan sonuçlarda insanların en çok pişman olduğu dört konu başlığı şöyle ki sizin bana attığınız mesajlar da aynı tonda.
Bir, temel pişmanlıklar.
Ne var bunların içinde? İstediği bölümü okumamak ya da okuyamamak.
Instagram'da size sorduğum pişmanlıkların arasında da en çok yazılan buydu.
İstediği bölümü seçmeyen, bırakıp gidemeyen ya da üniversiteye gitmediği için pişmanlık duyan, potansiyelini boşa harcadığını hisseden bir sürü mesaj aldım.
İkinci en çok gelen de istediği kariyeri seçememekti.
Karşısına çıkan fırsatları değerlendirememek.
Bu yurt dışı, yurt içi herhangi bir fırsat olur.
Diğer temel pişmanlıklar da yaş ilerledikçe o kadar senedir çalışıyorum ama kenarda param yok diyenler.
Yani birikim yapamamak.
Ya da sağlıkla ilgili mesela sigarayı bırakmamız gerektiğini bile bile bırakmamak ve sonuçlarına katlanmak gibi.
En yoğun pişmanlık yaşadığımız alanlar aslında bu temel pişmanlıklar.
Ben de mesela şunu hep düşünürdüm eskiden.
Lisede puanım bütün Fransız liselerine tam bursu yetiyordu ama o sene benim gitmek istediğim okullarda çok fazla karmaşa vardı.
Haberlere çıkmıştı falan ve annemle babam korktu.
Son karar başka bir okulda kılındı.
Ona ısrar etmediğim için pişmanlık duyduğum zamanlar oldu.
Neden? Çünkü o okullardan eğitim aldığımda hayatımın, kariyerimin daha iyi bir yönde evrileceğine inanmıştım hep.
Ama bu benim zihnimdeki inancım.
Daha iyi olabilirdi evet ama daha kötü de olabilirdi ve ben bunu asla bilemem.
Olasılıklar sonsuz.
Farklı hayatlarda farklı insanlarla farklı şeyler yapıyor olurdum tabii ki ama bunun şimdikinden daha iyi olacağının garantisini kim verebilir ki?
Ve şu an tekrar liseye başlayıp bunu değiştirme ihtimalim olmadığına göre buna hayıflanmanın hiç kimseye hiçbir faydası yok.
Bunu anladığımda ilk yaptığım şey annemle babama bu konuda eziyet etmeyi bırakmak oldu.
İkincisi de yolculuğumu ve beni getirdiği yeri daha çok benimsemeye başladım ve bu durum benim istediğim şeyi yaratmama da çok destek oldu.
Aynı şekilde üniversitede de tekrar sınava girmek istemiştim.
Biraz daha böyle yaratıcı meslek yapabileceğim bir bölüm okumak istemiştim ve o zaman iç mimarlık bana çok cespedici geliyordu.
Ama çalışmam lazımdı.
Zaten iki sene geçmişti üniversiteye gireri.
Hem çalışıp hem sınava hazırlanamazdım.
Çünkü yüksek bir puan yapmam gerekiyordu.
Özel okul ihtimalim yoktu falan fıstık.
O yüzden yapamadım.
Şu an olduğum yerden mutlu değil miyim?
Çok mutluyum. Yanlış anlaşılmasın.
İlkilerim arasında yaptığım koçluk mesleği ve şu zamana kadar içinde bulunduğum çok kültürlü organizasyonlar da aynı şekilde ilkilerim arasında.
Çünkü doğru yerde...
Olduğumu hissettiğim alanlar buralar.
Bütün bu 10 sene boyunca demiyorum ama şu son birkaç senedir gerçekten doğru yerde doğru şeyi yaptığımı hissediyorum.
Hatta geçen aylarda şöyle bir aydınlanmam da oldu koçluk yaparken.
Kariyer yolculuğu üzerine çalıştığım danışanlarımdan biri iç mimar.
Ve haliyle birlikte geçirdiğimiz süre boyunca sayesinde o sektöre ve iş alanına dair daha fazla bilgi edindim.
Sonra şunu fark ettim.
Ben iç mimarlık okusaydım mutlu olmama ihtimalim çok yüksekmiş.
Çünkü benim gözümde canlandırdığımdan çok daha farklı bir şey, çok daha farklı bir alan.
Daha farklı dinamikleri var.
Bunu Netflix'te Interior Design Masters diye bir program izlerken de hissetmiştim.
Bu arada baya güzel şov.
Kesinlikle tavsiye ederim merakı olanlar için ama benim ilgi alanımda, yeteneğimde insanın içsel yolculuğuna dair dizaynlar.
Ve son birkaç senedir şeyi fark ediyorum.
Benim yapacağım iş felsefe, psikoloji ve sanatı.
Tek bir potada eritceğim bir şeyler olmalı.
Ve ben o yolda adım adım ilerliyorum.
Bu güzel bir şey. Beni heyecanlandıran bir şey.
Belki bunları 20'li yaşlarımın başında da yapabilirdim.
Evet ama o zamanki tecrübesizliğimle bu kadar kıymetini bilmeyebilirdim de.
Şimdiki demlenmiş halimle çok daha keyif alarak yürüyorum bu yolu.
O yüzden bazen o elimizden kayıp giden şeyler...
Bize çok farklı kapılar da açabiliyor.
Yani belki de o pişmanlığı yaşamam lazımmış ki karşıma çıkan diğer fırsatları değerlendirebilme bilincine erişeyim.
Ben böyle düşünüyorum bu eğitim konusunda.
Yani en azından kendimi telkin etmek değil de böyle bir geniş pencereden baktığımda böyle bir sonuca vardım.
Şimdi gelelim ikinci en çok pişmanlık yaşadığımız konulardan bir tanesine.
O da cesaret.
Bu da çok geldi bu arada.
Soru butonu açtığımda...
En çok yazılan şeylerden bir tanesiydi.
Biraz daha böyle risk almayıp güvenli tarafta kaldığımız için kaçırdığımız fırsatlara dair pişmanlıklar.
Gelen mesajlar arasında çok büyük pişmanlığım yok.
İçimde ukde kalmasın diye yapıp hayal kırıklığı yaşamayı seçtim yazan vardı.
Neden olmasın? Bu da bir yol.
Ama cesaretin bir de şu tarafı var.
Mesela hoşlandığınız insana açılamamak, size karşı zorbalık yapan birine sesinizi yükseltememek, sessiz kalmak gibi.
Bir dinleyicim şey yazmıştı, içime atıp korkup söyleyemediklerim hala oradalar.
Bu kısım biraz da varoluşsal tarafımıza dokunuyor.
Çünkü kendi öz değerlerimize sahip çıkmadığımız zaman beraberinde gelen pişmanlık insanın içini kemiriyor.
Kitapta bununla ilgili baya bir örnek vardı.
Özellikle de etnik kökenimiz, cinsel yönelimimiz, inançlarımız doğrultusunda zorbalığa uğrayıp sindiğimiz zaman ya da en baştan uyum sağlamak için bunları sakladığımız, kendi
otantik halimizi göstermediğimiz zaman kendimizden de uzaklaşıyoruz.
O yüzden dedim bu birazcık da varoluşsal tarafa değiniyor diye.
Ya da yapabilecekken yapamadıklarımız.
Pişmanlık anketinde 48 yaşında bir adam şöyle demiş çok dokundu bana.
Daha macera perest olmadığım için, daha fazla seyahat edip keşfetmediğim, dünyanın bana sunduklarını deneyimlemediğim için pişmanım.
Hayal kırıklığı yaşama korkusunun hayatımı ele geçirmesine izin verdim.
Hep başkalarının beklentilerini kendiminkilerinin önüne koydum ve onları memnun etmeye çalıştım.
İyi bir hayatım var ama keşke daha fazla tecrübe edinseydim.
Bence 48 yaş çok da geç değil ya dünya turuna çıkmak için ya da tecrübe edinmek için.
Bilmiyorum tabi eğer tek engel olarak gördüğü şey buysa böyle sağlık problemi falan yoksa ama aklıma şunu getirdi bu.
Bundan 10 sene önce Brezilya'da kaldığımız otelde Amerikalı yaşlı bir çiftle tanışmıştım.
Bir gün bir turda beraber denk geldik ve inanılmaz eğlendik beraber.
Yani 70'li yaşlarda bir çifte bu kadar güzel vakit geçireceğimi hiç düşünmezdim.
Onlar da böyle gençliklerinde çok çalışmışlar ve şimdi dünyayı geziyorlar.
Hala geziyorlar bu arada.
Hayata geç kalma hissi yaşamayan bir çift.
Muhteşem. Böyle bir his içerisindeyseniz bu konuyla ilgili de bir bölüm çekmiştim.
En sevilen bölümlerden biri. Ona da bakabilirsiniz.
Ve o çifte hala irtibattayım.
Bir şekilde kopmadım. Yani maillerle başladı.
Facebook'tan ekleştik. Instagram'dan ekleştik falan.
Düşünün harcadığımız çabayı iletişimde kalmak için.
Ve birkaç sene önce İstanbul'a geldiler.
Ben çok yoğun çalışıyordum. Sadece akşam yemeği yiyebildik.
Ve şimdiki aklım olsa iki gün izin alır onlarla daha fazla vakit geçirirdim.
Çünkü idol çiftim. Yani o kadar tatlılar ki.
Hatta geçen gün konuştum bu bölümde.
Yemin yazarken mesaj attım.
Aklıma geldi. Aa dedim ne zamandır konuşmuyoruz.
Ne yapıyorsunuz dedim. Costa Rica'ya gidiyoruz.
İki ay orada kalacağız falan diyorlar.
Artık hani 80'li yaşlardalar.
Ve bu düşünce de beni hani benim onlara için iki gün izin alıp onlarla yemek dışında daha fazla vakit geçirmediğim o pişmanlık, hafif pişmanlık duygusu da beni üçüncü en çok pişmanlık duyulan konuya
getiriyor. O da ilişkiler konusundaki, bağ kurma konusundaki pişmanlıklar.
Bu da ne? Hayatımızda önemli yeri olan insanları, üzerimizde emeği olan insanlar da olabilir.
Bu ihmal ettiğimiz için ortaya çıkan pişmanlıklarımız.
Çünkü giden gidiyor, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Ya fiziksel olarak kaybediyorsunuz ya da araya mesafe zaman giriyor.
O dostluk, o ilişki kayboluyor.
Eski dinamiğini tutamıyorsunuz.
Mesela benim anneannem 80 yaşında.
Hayatta en sevdiğim, en değer verdiğim insan ve son 6 senemi ben başka bir ülkede onu senede maksimum 2 kez görerek geçirdim.
Haftada en az... 2-3 kere görüntülü konuşuyoruz ama dizinin dibinde olmak gibi değil tabii ki.
O yüzden bu sene kendime Verdiğim söz şu.
Daha sık eve gideceğim ve anneannemle daha fazla vakit geçireceğim.
Bir de şimdi annemler yeni yılda beni ziyarete gelecek.
Geçen gün konuşurken sana ne yollayayım annenlerle dedi.
Dedim ki bana kazakör. Model renk falan attım ama asıl amacım şu.
İstiyorum ki hayatımın sonuna kadar onun elemeyi, göz nuru olan bir şeyi üstümde taşıyayım.
Bunu etrafınıza baktığınızda ailenize, arkadaşlarınıza şeyde de görürsünüz.
Yani yok yere bir şeyden kavga edilmiştir ve taraflar inatçıdır hiçbir şekilde.
Bir adım atmıyordur. Ondan sonra öyle gider, ömür geçer.
Bunun pişmanlığını yaşayan da çok insan gördüm ben.
Ama bahsettiğim şey şu değil.
Sizi fiziken ve ruhen çok incitmiş bir durumda aileniz de olsa orada dur demeyi bilmek lazım.
Bahsettiğim hani o durumda bile bir şeylere boyun eğerek pişmanlık yaşamamak için adım atmak değil.
Sadece yok yere yaşanan o kızgınlıklardan bahsediyorum.
Ve gelelim en çok yaşanan dördüncü pişmanlık türüne.
Ahlaki pişmanlıklar.
Bunların arasında da tabii ki partnerini aldatmak, çalmak, çırpmak, haksızlık yapmak, başkalarına zorbalık yapmak gibi pişmanlıklar var.
Bu da hiçbir zaman değiştiremeyeceğimiz ve sonsuza kadar o kekremsi hissi içimizde hissedeceğimiz bir pişmanlık türü.
Sizden gelen mesajlar da şu da vardı.
Hocamın fark ettiğini bile bile kopya çektim, kendime saygım azaldı.
İşte bu ahlaki pişmanlıklar uzun vadede eğer üzerine çok düşünüp geçmişte yaşarsanız...
Kendimize olan saygımızı azaltabiliyor ya da kendimizle olan ilişkimizi zedeleyebiliyor.
Ama burada Jung'un bir sözünü hatırlamak isterim.
Diyor ya olmak istediğimiz kadar iyi insanlar değiliz.
Hepimizin gölgesi var ama kendimizi onunla tanımlamak zorunda değiliz.
Aklınızda olsun. Yani sonuçta o ahlaki pişmanlığı yaşadığımızda bu ne demek?
Onu bir daha yapmayacağız demek.
Çünkü onu artık değiştiremeyiz.
Ve bir şekilde kabullenmemiz gerekiyor.
Evet şimdi pişmanlık insan olmanın bir parçası dedik.
Pişmanlık türlerine değindik.
Kendi tecrübelerimizi paylaştık sizler de ben de.
Ve yapılan araştırmalar da şunu diyor bu arada içiniz rahatlatacaksa söyleyeyim.
İnsanların %82'si belirli zaman aralıkları ile pişmanlık yaşıyormuş.
%43'ü sık sık yaşıyormuş ama sadece %1'i hiç pişmanlık duygusunu tatmamış.
Ki bu da sağlıklı olan bir şey değil.
Aksine hissizlik yarattığı için destek alınması gereken bir durummuş.
Ama şundan bahsetmiyorum. Bir dinleyicim şöyle yazmıştı.
Pişmanlığım yok. Hepsinden ders çıkarttım ve yoluma devam ettim.
İşte gelmek istenilen nokta tam olarak da burası.
Peki Emine nasıl yapacağız?
Şimdi hem mevcut pişmanlığı nasıl yönetiriz?
Bundan bahsedeceğim. Hem de ileride daha az pişman olacağımız kararları nasıl veririz?
Buna değineceğim. Sonrası İstiklal Marşı ve kapatış.
Şöyle ki pişmanlık duygusunun üç aşaması varmış.
Bir tanesi yok saymak.
Bu zaten sonrasında bedenimizden, zihnimizden yolsu elektrik olarak çıkıyor.
Yani o pişmanlıkla alakalı hiçbir şey düşünmemek, o yaşanmamış gibi davranmak, içine atmak ama farklı bir şekilde ortaya çıkıyor, farklı bir şekilde tezahür ediyor.
İkincisi de bunun tam tersi iniklerinize kadar hissetmek o pişmanlığı.
Bu da geçmişe yönelik o değiştiremeyeceğimiz şeylerin üzerine duyduğumuz ve ruminasyona sebep olan kısım.
Yani artık hiçbir şey yapamazsınız onu değiştirmek için ama hala daha kafanızın içinde o senaryoyu tekrar edip duruyorsunuz.
Keşke şöyle yapsaydım böyle yapmasaydım şöyle olurdu falan gibi.
Üçüncüsü de pişmanlığın üzerine düşünmek, ders çıkarmak ve aksiyon almak.
Buraya da şöyle geliyoruz.
İlk olarak hayatımızda Ctrl-Z tuşuna basıyoruz.
Eğer değiştirilebilecek bir şeyse, aksiyon alınabilecek bir şeyse, evet yapın.
Seneler önce birinin kalbini mi kırdınız, pişman mısınız?
Gidin özür dileyin, içinizde kalmasın diyorlar.
Ya da istediğiniz bölümü okuyamadınız mı?
Çoğumuz okuyamadık, emin olun yalnız değilsiniz ama bazılarımız bir şekilde yolunu buldu değil mi?
Bulamayanlar için de hala geç değil.
Bakın bakalım şu an bu tecrübeyle sizi tatmin edecek potansiyelinizi kullanacağınız ne yapabilirsiniz?
Bu konuda profesyonel bir destek almak isterseniz bana her zaman koçluk için ulaşabilirsiniz.
Tam olarak üstüne çalıştığım konu.
Emine ben pişmanlığımdan öğreneceğimi öğrendim.
Şimdi bunu cesarete dönüştürüp kendime farklı bir yol oluşturmak istiyorum.
Bu yolda netlik kazanmak istiyorum diyorsanız ücretsiz görüşme randevusu alın.
Tanışalım bakalım beraber neler yapabiliriz?
Daniel Pink pişman olduğunuz konulara en azından mantığıyla yaklaşmanın pişmanlığı rahatlamaya çevirdiğini ve antibiyotik etkisi gösterdiğini söylüyor.
Mesela istediğim okulda istediğim bölümü okuyamadım belki ama en azından okulda gerçek dostlar edindim.
Şimdi ben bu düşünceye biraz skeptik bakıyorum açıkçası.
Evet kendi hayatımda kullandığımı fark ettim.
Kitaptaki en azından örneklerini okurken bir noktada şükran duygusunu besliyor ve bizi rahatlatıyor ama Bu en azındanlara çok sırtımızı dayar ve aksiyon almazsak orası da biraz soru işaretli.
O yüzden o ince çizgiyi bulmakta fayda var.
Yani demek istediğim şu toksik pozitifliğe girmeden objektif bir şekilde değerlendirmek lazım bu en azından kısmını.
Çünkü aksi taktirde orada bir harekete geçiş olmuyor.
Umut bölümünde bahsetmiştim zaten hani hedefin olması, optimistik olmak ama umutlu olmak arasındaki farktan.
Bu biraz bana onu çağrıştırdı.
Diğer bir yaklaşım da pişmanlığı gün yüzüne çıkarmak.
Sonuçta iş dökmek herkese iyi gelen bir şey değil mi?
Bir duygu durumunu isimlendirmekle stresi azaltıyorken araştırmalar bunu söylüyor.
O duygunun üzerine yazmak.
belki ses kaydetmek ya da en azından sevdiğiniz insanlarla paylaşmak genel anlamda hayattan tatminimizi arttırıyormuş.
Şimdi bu yazmanın üzerine şunu söyleyeceğim.
Günlük tutmanın gizli gücü bölümünde yazmanın duygularımız, hayallerimiz ve hayatımızdaki problemlere çözüm bulma üzerindeki etkilerinden ve farklı yazma tekniklerinden bahsetmiştim.
Bu bölümden sonra ona da bakabilirsiniz eğer ihtiyacınız olan burasıysa.
Ya da bu süreci oyunlaştırabilirsiniz de.
Çünkü biliyorum ki...
Bazı insanlar yazamıyor yani öyle elinde kalem önünde kağıt duruyorlar.
İşte bu noktada da kitapta çok hoşuma giden bir öneri vardı.
Diyordu ki pişmanlık CV'si yazın.
Sonuçta CV tecrübeleri anlatan bir şey olduğuna göre pişmanlıklar da tecrübe değil mi?
Yazıp o tecrübeden ne öğrendiğinizi bir iki cümle ile özetlemek işe yarayabilir.
Ya da post-it yapın bilmiyorum tamamen size kalmış bunu oyunlaştırmak.
Bir de yakın arkadaşlarınızla olan sohbetlerinizi sonuçta yakın arkadaşlarımıza sohbet ederken pişmanlıklarımızı paylaşıyoruz değil mi?
Bir tık öteye götürün. Onu değiştirmek için, o pişmanlığın üzerine aksiyon almak için diyordu.
Birbirinize söz verin ve onun takibini yapın.
Kendinize bir zaman dilimi koyun.
Şu zamana kadar bunu yapmış olacağım.
Ya da ileride pişman olacağınızı düşündüğünüz bir şey için önceden adım atmak gibi gibi.
Yani birbirinizi sorumlu tutsun.
Bence çok işe yarıyor bu arada.
Yani karşı tarafa verdiğin bir söz oluyor ve ona saygı duyuyorsun ya.
Peki sonra ne var? Kendine iyi davranmaca.
Bence buradaki en önemli hatırlatmalardan biri şu.
Her neyin pişmanlığını yaşıyorsan yaşa.
Dünyada bunu deneyimleyen ya da deneyimlemiş tek kişi sen değilsin.
Milyonlarca insan var aynı şeyi yaşayan.
O yüzden zaten bu konuda size soru butonu açıp paylaştıklarınızı mikrofona taşımak istedim.
Kutuya mesaj yağdı.
DM'im patladı bu arada.
Ben tek tek söylemedim hepsini burada ama hala ikna olmadıysanız bu bölümde referans aldığım kitap.
Pişmanlığın gücü. Bir bakın yazar tek tek bir sürü hikaye paylaşmış.
Yani demem o ki yalnız değiliz.
Peki burada benim size bir sorum var.
Sosyal psikoloji araştırmalarının ana vatanı Amerika'da bir deney yapmışlar.
Tabii ki ne kadar garip ama ölçmeye çalıştıkları şey şu.
Pişman olunan bir konudaki davranışı değiştirmek için özgüven mi daha etkili yoksa öz şefkat mi?
Ben özgüven derdim bu arada ama cevap öz şefkatmiş.
Biz ilginç bir şekilde hep kendimize daha acımasız davranıyoruz ya.
Günlük hayatta da seanslarda da çok şahit oluyorum.
Ve özellikle seansta şahit olduğum zaman danışanlarıma ilk sorduğum şey şu.
Eğer senin yerinde ben olsaydım benim için de mi aynı şeyleri söyleyecektin?
O anın yüzlerindeki ifadeden anlıyorum ki...
Başkasına bu kelimeleri kullanma düşüncesi bile ürkütücü.
E ne derdin o zaman?
Kendine neden böyle anlayışlı yaklaşmak bu kadar zor?
Zor evet çünkü alışmadığımız bir yaklaşım.
Çoğumuz için böyle ama bu yapamayacağımız anlamına da gelmiyor.
Bu konuda da yine kendiyle dost olma bölümünü tavsiye edebilirim.
Yani o kadar çok bölüm çektim ki artık.
Her bölüme bir referans verebilecek durumdayım.
O yüzden arada böyle bana güzel tavsiyeler atıyorsunuz ya Emine bundan da konuş şundan da konuş diye.
O tavsiyelerinizi de bekliyorum mesajlarda Instagram üzerinden ya da mail olarak da atabilirsiniz.
Bir de genel olarak bahsettiğim büyük resme odaklanmak, kuş bakışı bakmak.
Genel olarak bahsettiğim derken bölümlerde hep üzerinde duruyorum ya büyük resimden bakın, geniş açıdan bakın diye.
Çünkü... Bence bu bakış açısı pişmanlık konusunda çok yardımcı oluyor.
Yani biz küçük dünyamızda olayların içinde kaybolup çok daha dar bir yerden değerlendirebiliyoruz bazen.
Ama o objektif değil subjektif yaklaşım işte.
O yüzden üçüncü şahıs gözünden değerlendirmekte de fayda var.
Çünkü bugün kusurlu gördüğümüz parçalarımız daha geniş bir bakış açısıyla yarınlarımızı daha anlamlı hale de getirebilir.
Evet şimdi yavaştan gelelim ileride pişman olmaktan korktuğumuz için aldığımız ya da almadığımız kararlar kısmına.
Benim çok yakın bir arkadaşım bana kararsız kaldığım konularda hep şunu soruyor.
Bunu yaparsan ya da yapmazsan konu neyse artık 5 sene sonra bu kararından pişman olur musun sence?
Bana birçok konuda yardımcı oldu bu düşünce şekli.
Ama bunu da uzun uzun düşüme karar yorgunluğuna yol açıyor ve hiç karar veremiyor insan.
Yine bu da ince çizgisi olanlardan bir tanesi.
Yani ben burada bir sürü yöntem söylüyorum.
Hangisi sizin için çalışıyorsa onu almanızda fayda var.
Jeff Bezos'un da şöyle bir röportajı var.
Amazon'u kurmaya karar verdiğinde kararından emin olmak için şöyle bir değerlendirme yapmış.
Kendimi 80 yaşında düşündüm.
Pişmanlık duyduğum şeyleri en azı indirmek istiyorum.
Biliyordum ki 80 yaşındayken bunu denediğim için pişman olmayacaktım.
İnternet diye adlandırılan bu şeyde yer almayı denediğimde pişman olmayacaktım.
Çünkü bunun büyük bir iş olacağını düşünüyordum.
Başarısız olsam bile bunun için pişman olmayacağımı biliyordum.
Ama tek bir şeyden pişman olurdum.
O da hiç denememiş olmak.
O yüzden de bu kararı almak benim için daha da kolaylaştı.
Bölümün başında dediğim gibi benim de çok benzer bir motivasyonum var ki araştırmalar da şunu söylüyor bu arada.
Bu düşünce özellikle de sağlıkla ilgili kararlar konusunda çok yardımcı oluyor.
Mesela check-up'a gitme olsun, bir yeriniz ağrıyorsa daha hızlı bir şekilde doktora gitme olsun, sigarayı bırakma olsun.
Ama hayatının her alanında bu düşünce yapısını uygulamaya çalışınca işler değişiyor.
Çünkü bunun diğer yüzü de sonucu maksimize etmek amacıyla pişmanlığı da yükselmek.
Ne demek istiyorum? Hani bazı insanlar var ya minimum parayı verip maksimum hizmet almak istiyor.
Maksimum ürün almak istiyor.
Minimum eforla çok şey başarmış olmak istiyor falan.
Ama bu çıktığı maksimize etme durumunun her aşamasında pişmanlık duyuyormuş insanlar böyle bir mantığa sahip olduğunda.
Çünkü arka planda hep şu çalışıyor.
Daha iyi olabilirdi.
Şunu seçseydim daha iyi olurdu.
Böyle yapsaydım daha iyi olurdu.
Yani bir şeyin sonucunu maksimize etmeye çalışırken, en iyi, en yüksek verimi almaya çalışırken pişmanlığınızı da arttırmaya çalışıyorsunuz.
Çünkü her şeyin daha iyisi var.
Hani bir bölümde bahsetmiştim ya.
Biz insanlar kendimizi hikayeler ile var ederiz diye.
Pişmanlık da bence kendimize anlattığımız hikayeye bağlı.
Ve bu hikayede biz hem senaristiz hem de oyuncuyuz.
O yüzden pişmanlığa bir de bu yönden bakın isterim.
Yani hem senarist hem de oyuncu olduğunuz için siz bu hikayeyi geri kalan kısmında çünkü geçmişi değiştiremiyoruz.
Hayatınızın geri kalan kısmında nasıl yazmak istiyorsunuz?
Evet sanırım... Yine çok konuştuğum bir bölüm oldu.
Kike Gard'ın bir sözüyle kapatalım.
Der ki, hayat sadece geriye doğru bakarak anlaşılabilir ama ancak ileriye dönük yaşanabilir.
Pişmanlıklarınızın sizi büyütmesi dileğiyle.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
