
Paranın Psikolojisi ve Para Biriktirme Yöntemleri
15 Kasım 2022 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümle neler var? Morgan Housel’un 2 milyonun üzerinde satan "Paranın Psikolojisi" kitabından para biriktirme yöntemlerine dair tavsiyeler. Psikolog Daniel Kahneman’a Ekonomi Nobel Ödülü Getiren Beklenti Teorisi ( Prospect Theory) ve para biriktirmek için günlük hayatımıza nasıl uygulayabileceğimiz üzerine düşünceler. Davranış ekonomisi vs geleneksel ekonomi tarafından kayıp ve kazanç algımızPara - Özgürlük ve Zaman ÜçgeniParaya dair inançlarımızın kazancımıza ve harcamamıza etkisiAlternatif para biriktirme yolları için gerçek hayattan hikayeler
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoşgeldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir pratik
yöntemleri paylaşıyorum. Buna ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri...
Ve bir de kişisel farkındalığımızı artırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Evet gelelim bu haftanın konusuna.
Bu hafta uzun zamandır beklediğiniz bir...
Bölümle karşınızdayım.
Varlığı da yokluğu da dert olan bir konudan bahsedeceğiz.
Ne olabilir sizce? Para.
Instagram'da bununla alakalı bir soru cevap yapmıştık ve çok istemiştiniz para biriktirmeye ilişkin öneriler ve size bilimsel desteklerle geldim tabii ki de ama aslında bunun çıkış amacını da açıklamak istiyorum
çünkü asıl sebebi bu bölümü çekmemin benim Size bu anketi yapmadan önce aldığım bir mesaj.
Bir dinleyicim bana şöyle bir mesaj atmıştı.
Diyor ki para yönetimi hakkında bir bölümüm olup olmadığını sormuş.
Bulamadım. Varsa gönderir misiniz demiş.
Ve yoksa da bu konudaki düşüncelerimi ve tecrübelerimi dinlemek istediğimden bahsetmiş.
Bu mesajı atmasının ana sebebini de şöyle açıklamıştı.
Bir yandan hayallerim için birikim yapmak istiyorum ama bir yandan da dünyaya bir kere geliyorum harcamalıyım diye düşünüyorum ve iyi bir miktar kazanmama rağmen ay sonunu zor getiriyorum.
O kadar tanıdık geldi ki bu söyledikleri.
10 sene önce işe başladığımda ben de aynı bu ikilemin içindeydim.
Ne güzel mezun olmuşum, yeni bir işim var, ekonomi gözgürlüğümü kazanmışım.
Böyle kendi hayatlarımın üstünde duruyorum.
Hatta arkadaşlarımın çoğundan da daha fazla kazanıyorum.
Muhteşem ama asla para biriktiremiyorum.
Ve sonuç olarak para harcarken kendimi böyle içten içe suçlu hissediyorum.
İşte o zaman eğer ben bu konu hakkında bir adım atmazsam benim yerime kimse bir şey yapmayacak, gelip elime para saymayacak diye düşünüp geçen 10 sene içinde para yönetimi konusunda kendimi bayağı eğittim.
Şimdi çok şükür milyonlarla oynuyorum dermişim.
Henüz değil. Yine de bence benden çok iyi bir ev ekonomisi eğitmeni olurdu.
Şimdi dinleyicimin mesajı beni bu zamanlara götürdü.
Sanki bu tecrübemi biliyormuşçasına bana böyle bir mesaj geldi ve dedim ki evet ben bu konuya bir bölüm çekeyim.
Hem de hazır Kasım ayı Black Friday'i Cyber Monday'i havada uçuşurken belki harcama yaparken aklınıza bugünkü bölüm gelir.
Ve harcama yaparken gerçekten ihtiyacınız olmayan bir şeyi almayıp iki kere düşünürsünüz.
Sadece ihtiyaçlarınıza odaklanıp birikim yapabilirsiniz.
Neyse konuya göre dönecek olursak.
Eminim çoğumuz benzer bir çalkantıda buluyoruzdur kendimizi.
Ve maalesef okullarda paramızı nasıl yöneteceğimize dair bize pek bir şey öğretilmiyor.
Yani en azından bizim zamanımızda öğretilmiyordu.
O yüzden ben de bugün parayla alakalı Morgan Hussle'ın Paranın Psikolojisi kitabı ve ekonomi alanında Nobel ödülü alan psikolog Daniel Kahneman'ın Beklenti Teorisine ve Davranışsal Ekonomi modeline değinerek kendi
tecrübelerimi de ekleyip para biriktirme yöntemlerimden bahsedeceğim.
Konuşacak çok şey var.
Hazırsanız hemen başlayalım.
Ben hayatım boyunca paraya dair olan inançlarımızın, şu anki bolluk bereketimizin ve hayatı deneyimleme şeklimizin en büyük göstergelerinden biri olduğunu düşündüm.
Ve Paranın Psikolojisi kitabını okurken Morgan Hustle'ın benzer bir yaklaşımı olduğunu fark ettim.
Şöyle açıklıyor, paraya sahip olmanın eğitim ve zeka ile o kadar da alakası yok.
Ama bizi engelleyen şey bu konudaki inançlarımız ve davranışlarımız ve bu doğrultuda yaptığımız seçimler haklı olarak.
Çünkü seçimlerimizi içinde bulunduğumuz coğrafya, zaman, aile tecrübelerimiz etkiliyor.
Şimdi size iki tane örnek vereceğim.
Yıllar önce Amerika'da 92 yaşında vefat eden bir benzin istasyonu temizlikçisinin 8 milyon dolarının olduğu ortaya çıkıyor.
Ve bu adamcağız bu 8 milyon doların 6 milyonunu yaşadığı Muhittin hastanesine ve kütüphanesine bağışlıyor.
O sene içinde hayatını kaybeden en zengin yaşlılar arasına girmiş.
Nasıl olabilir bu dediğinizi duyar gibiyim.
Yani hani derler ya parayla imanın kimde olduğu belli olmaz diye.
Bence onun gibi bir şey bu.
Nasıl olmuş hemen açıklayayım.
Bu adamcağız gerçekten de çok iyi bir birikimciymiş.
Hayatının her döneminde kazandıklarını biriktirmiş ve blue chip dediğimiz şirketlerin yani ne demek blue chip?
Yüksek işlem hacmine sahip karını her yıl düzenli olarak yatırımcıyla paylaşan şirketler.
Bu şirketlerin hisselerine yatırım yapıp yıllar boyunca da o paraya hiç dokunmamış bırakmış orada unutmuş onu ve sonuç 8 milyon dolar.
Şimdi bu elimizdeki örneklerden bir tanesi.
İkinci örnek de şu.
Richard Fuscon isimli Harvard mezunu, işletme yüksek lisansına sahip, Merrill Lynch de üst düzey yöneticiyi başarılı olarak adledilen bir iş adamı.
Fusconcuğum diyor ki 40 yaşından sonra yeter bu kadar çalıştığım ya ben artık emekli olmak istiyorum, hayırseverlik yapmak istiyorum.
Klasik zenginlerin şeyi vardır ya hep aldım biraz vereyim diye.
Neyse finans alanındaki kariyerinden emekliye ayrılıyor.
Bakın altını çiziyorum. Finans alanındaki kariyeri.
Yani adam bu alanda inanılmaz eğitimli ve başarılı.
Ve tabii ki çok da zengin.
Saraydan hallicede bir evi var.
Şöyle söyleyeyim hatta bu evin aylık bakım gideri 9000 doların üzerinde kaç sene öncesinden bahsediyorum.
Şimdi olsa kim bilir ne kadar olurdu ama insanoğlu işte gerçekten aç gözlü yetmiyor.
Yani bu ev ona yetmiyor.
Biraz daha genişletmek istiyor evini ve bunun için de bayağı yüksek oranda borçlanıyor.
Sonra geliyor mu 2008 finansal krizi ve o borçların altında ezilip iflas ediyor adamcağız.
Şimdi burada bir duralım.
Bu iki hikaye size ne düşündürdü?
Hani demiştim ya en başta paranın zeka ve eğitimle o kadar da alakası yok diye.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Birazdan bu konunun daha da derinine ineceğim ama aklınıza gelen ilk şey ne olduğu merak ediyorum.
Devam etmeden önce her zamanki gibi size bir sorum var.
Neden para biriktirmek istiyorsunuz?
Bu soruyu kendinize sorduğunuzda ilk gelen cevap nedir?
Bu da önemli. Bir kısmımız az önce dinleyicinin de dediği gibi.
Hayallerine ulaşmak için. Bir kısmımız daha fazlasına sahip olmak için.
Sadece materyal olarak düşünmeyin.
Bilgiye, kültüre, eğitime sahip olmak da bunların arasında bence.
İşte orada sahip olma dürtünüzün arkasında ne var?
Bu da önemli. Bununla alakalı çok güzel bir bölüm gelecek.
Bir kısmımız da özgür olabilmek için para biriktirmek istediğim dire getiriyor.
Mükemmel, para olmadan özgür olamaz mıyız Emine diye soruyor olabilirsiniz.
Tabii olabilirsiniz. İnsanın iç huzuru maddiyattan bağımsızdır ve bence asıl özgürlük kendi zihnimizin içindeki hapishaneden çıkabilmektir.
Sadece istediğimiz zaman, dilediğimiz şeyi yapabilmek için, hayatta kalabilmek ve başkalarına muhtaç olmamak için belli bir miktar gelire ve acil durumlarda Birikime ihtiyacımız
var değil mi? Sonuçta para bir değişim aracı.
Para mutluluğu tek başına sağlamaz ama mutluluğun önünü açabilir.
Şimdi bunlar sorularımdı.
Bilmiyor da olabilirsiniz bu arada.
Yahu ben bu soruyu hiç düşünmemiştim diyebilirsiniz.
Çünkü gerçekten büyük bir tüketim toplumunun içinde yaşıyoruz.
Ve neyi neden yaptığımızı bazen sorgulamıyoruz.
Çünkü herkes öyle yapıyor.
Ama şu detayı da vermeden geçmeyeyim.
Michigan Üniversitesi'nde bir psikolog var adı Angus Campbell.
Bu konularda araştırmalar yapıyor ve araştırmaların sonucunda şöyle bir şey bulmuş.
Diyor ki kişinin hayatının kontrolünün kendinde olduğu duygusu maaş, ev, araba ve sahip olduğu paradan daha büyük bir mutluluk faktörüdür.
Yani bu ne demek?
Belki çok paranız var ama hayatınızın kontrolü sizde değilse yine özgür hissedemeyebilirsiniz.
Yani para mutluluk getirir mi getirmez mi tartışmaları var ya oraya da farklı bir açıdan bakalım isterim.
Ama geldik mi yine her konuda dengenin önemine özgürlük ve para ilişkisine birazdan bayağı bir detaylıca değineceğim.
Ama ondan önce az önce bahsettiğim sorular var ya zaten sürekli soru soruyorum podcastta size bilmiyorum kaydedenler var not alarak dinleyenler var paylaşıyorsunuz benimle teşekkür ederim.
Ama güzel haber şu ki ben bunları zaten e-bültende gönderiyorum.
Hatta böyle kendinize soru sormayı sevenlerdenseniz benim gibi kendinizi kurcalamayı seviyorsanız 2023 yılının başında farkındalık odaklı yazma grup çalışmalarımız açılacak.
Zaman yönetimi grup çalışmalarımızın devamı geliyor zaten.
Bu aktivitelerin de duyurusunu hep ilk e-bültenden yapıyorum.
Kaçırmamak için kayda olmayı unutmayın.
Açıklamaları zaten linki hep bırakıyorum.
Şimdi devam edelim. Para biriktirme amacınız ne olursa olsun önce gelin banka hesabınıza bir bakalım.
Banka hesabınız ne durumda?
En büyük gider kaleminiz nedir?
En büyük harcamalarınız nereye gidiyor?
Mesela ay sonunu getiremeyenlerdensiniz.
Oturup tek tek harcamalarınızı çıkarıyor musunuz?
Nereye ne harcadığınızı biliyor musunuz?
Somut bir şekilde görebiliyor musunuz?
Bu birikim yapmanın birinci adımıdır.
Bilmediğiniz değil de bilip de...
Yapmadığınız bir şey söylüyorum bence şu an.
Bakın çok ilginç bir şey var. Yine Amerika'da bir araştırma yapılmış.
Düşük gelir grubunun piyango biletine harcadıkları para yüksek gelir grubundan 4 kat daha fazla.
Ortalama senelik 400 dolar gibi bir para harcıyorlarmış piyango biletine.
Ve bu parayı harcayan insanlara acil bir durumda cebinde 400 doların var mı diye sorduğunda tabii ki yok.
Peki neden sizce böyle bir harcama yapıyor bu insanlar?
Şöyle açıklıyor Morgan Hustle kitabında diyor ki çünkü o alt gelire sahip olan grup bizim sahip olduklarımızın hiçbirine sahip değil.
Güvenli ev, tatil, eğitim onlar bu piyango biletini aslında bir düş satın almak için alıyorlar ve biz onların düşünü zaten yaşıyoruz.
Ama biz bunu fark etmiyoruz ve insanın doğası olan o aç gözlülüğümüzle istedikçe daha fazla istiyoruz ve elde ettikçe de daha fazlasını talep ediyoruz.
Şimdi bunlardan bahsedince Aklıma da ne geldi biliyor musunuz?
Factfulness diye bir kitap var bilmiyorum duydunuz mu?
Bu gelir gruplarından bahsediyor ve aslında bu gelir gruplarının nasıl yükseldiğinden ve bir üst seviye gelir grubuna geçtiğinden bahsederek dünyanın aslında sandığımız kadar kötü bir yer olmadığını, kötüye
gitmediğini anlatan çok güzel bir kitap.
Aklınızda olsun okumadıysanız.
Factfulness, bunların istatıra eklerim.
Şimdi gelelim para, zaman ve özgürlük arasındaki ilişkiye.
Burada aklımıza kazınması gereken bir şey var.
Bir cümle. Bunu isterseniz içinizden tekrar edin.
Paranın en büyük içsel değeri zamanınızı kontrol etme yeteneğidir.
Yani vakit nakittir arkadaşlar ve bu noktada elinizdeki parayı en doğru şekilde değerlendirmek istiyorsanız zaman ve seçenek satın almak için harcama yapmalısınız.
Örnek vereyim burada mesela işsiz kaldığınızda sizi 6 ay idare edebilecek kadar paranız olsun.
İlk bulduğunuz işe girmek zorunda kalmayın.
Neden? Çünkü kontrol edemediğiniz bir plan dahilinde sevdiğiniz bir işi yapmak Nefret ettiğiniz bir işi yapmakla aynıdır.
Buna psikolojide reaktans yani karşı tepki denir.
Hatırlayın az önce ne demiştik?
Hayatınızın kontrolünün sizde olduğu hissinin özgürlüğünüz üzerindeki öneminden bahsetmiştik.
Hatta burada da bir örnek vereyim.
Derek Sivers isimli bir girişimci.
Yazar ve müzisyen birinin hikayesi bu.
Bu adamcağız 20 yaşından 22 yaşına kadar asgari ücretle yanlış hatırlamıyorsam bir kafede çalışıyor.
1800 dolar kazanıyor aylık ve 2 sene boyunca hiç taksiye binmeden, dışarıda yemeden, düzenli olarak her ay kenara koyup unuttuğu bir miktar var.
İki sene sonunda 12 bin dolar biriktirmiş olarak işten ayrılıyor ve kenarda birikiminin olmasının verdiği rahatlıkla bir yandan sevdiği iş yaparak yani müziği bir yandan
da yatırım yaparak para kazanıyor.
Ve bu adam çok zengin oluyor.
Google'layabilirsiniz Derek Sivers.
Girişimcilik serüveni de mesela şirketlerini satıyor bir süre sonra ve hayatında majör bir şey değişmemiş.
Sadece bankada daha fazla param vardı diyor.
Ben yine aynı yaşıyordum diyor.
İşte bu noktada bizi para, zaman, özgürlük üçgenine tekrar getiriyor.
Çünkü kenarda sizi kurtaracak bir miktarınız olmadığında yolunuza çıkan her şanssızlığı kabul etmek zorunda kalırsınız.
Paranın psikolojisi kitabında yazarın sürekli vurguladığı bir şey var.
Diyor ki sahip olduğumuz özgürlüğü kaybetmenin en hızlı yolu insanlara ne kadar çok paranız olduğunu göstermek için para harcamaktır.
Bu tehlikeli dışa vurum ihtiyacı.
Özgürlüğümüzü dolayısıyla mutluluğumuzu sürdürülebilir kılacak birikimin karşısında duran en büyük engeldir.
Ama tabi günümüz şartlarında içinde yaşadığımız toplum tamamen tüketmeye odaklı iken yani bir tüketim toplumunda yaşarken ve hep daha fazlasını satın almaya empoze ederken ister istemez etkisi altında kalıyoruz.
Yalan yok o kullandığımız uygulamalarda hani diyorlar ya eğer bir uygulama ücretsizse bilin ki ürün sizsiniz diye.
O yüzden hayallerimiz dedik ya en başta orada hayallerimiz nedir diye bir kez daha sormak lazım.
Yani kendine ait bir ev almak mı, dünyayı gezmek mi, lüks yaşamak mı, içsel huzuru bulmak mı ya da ruh beden bütünlüğü içinde uyumlu yaşamak mı?
Bunların hiçbiri iyi ya da kötü demiyorum bu arada etiketlemiyorum.
Sadece hayallerinize tekrardan bir...
Bakın isterim. Buradan gelecek cevaba göre de para biriktirmeye olan ihtiyaç nedeni, nasılı ve ne kadar kısmı ile biraz daha şekilleniyor bence.
Burada yine bir örnek vermek istiyorum.
Fiziksel bir örnek vermek istiyorum.
İnsanların çok büyük bir kısmı yaptıkları sporda gerçeğin 4 katı daha fazla kalori yaktığını düşünüyormuş.
Ve böyle düşündüğü için de hak ettim mantığıyla ihtiyacı olanın İki katı kadar yemek yiyormuş.
Şimdi bunu alın paraya koyun.
İşte paranızı da çok çalıştım ben bunu hak ettim deyip alışverişe ya da dışarıda yemeğe harcadığınızda da olası servetinizden eksiğe düşüyorsunuz aslında.
Şimdi gelelim psikolog Daniel Kahneman'a ekonomi Nobel ödülü getiren ünlü prospekt teorisine Türkçe çevirisiyle beklenti teorisi.
En kısa haliyle aynı miktarda parayı kazanma ve kaybetme riskine insanların eşit değer vermediğini, kayıp riskinin genellikle daha ağır basan bir motivasyon
olduğunu gösteren teori.
Örnek vermek gerekirse...
Sizlere şöyle iki tane ayrı senaryo veriliyor.
Birincisi diyor ki yazı tura atarak 50 bin lira kazanma ve hiç kazanmama ihtimaliniz var.
Ya da yazı tura atmak yerine size 25 bin lirayı kesin olarak vereceğiz.
Hangisini tercih edersiniz?
İkinci seçeneği tercih edersiniz.
Çünkü orada bir kesinlik var.
Ne olursa olsun 25 bin lira cebinizde.
Ama öbür türlü 50 bin lirayı alamayabilirsiniz de.
İkinci senaryoda ise şöyle diyor.
Kesin olarak 25 bin lira kaybetme ihtimaliniz var.
Yani ne yaparsanız yapın cebinizden 25 bin lira çıkacak.
Ama isterseniz yazı tura atıp ya 50 bin lira kaybetmeye göze alırsınız ya da hiç kaybetmemeye göze alırsınız.
Bu durumda insanlar yazı tura atmayı kesin kayıptansa %50 şansını deneyip sonucunda daha fazla kaybetmeye razı oluyor.
İnanabiliyor musunuz? Geleneksel finanse göre bakarsak her iki durumda da hem kazanç hem kayıp olarak değerlendirecek olursak seçenekler arasında beklenen fayda eşit.
Ama insanlar bunu düşünmüyor işte geleneksel finanse göre değerlendirip yahu zaten aynı yere geliyor diye çok azımız düşünüyoruz.
Davranışsal ekonomi de şunu diyor insanlar kazanç durumunda riskten kaçan kayıp durumunda ise Riske yönelen bir tavır sergiler.
Ne kadar ilginç değil mi? Hiç bunun üstüne düşünmüş müydünüz?
Şimdi bunu kendi hayatınıza uygulayacak olsanız, sizin ufak bir miktar kaybetmekten kaçındığınız için daha fazla bedel ödemek zorunda kaldığınız senaryoları bir düşünmenizi rica edeceğim.
Mesela bir şeyin ucuzunu tercih edip ondan beklediğiniz faydayı göremediğiniz ya da ucuz olduğu için bozulup tekrar tamire daha fazla para vermek zorunda kaldığınız, yenisini almak zorunda kaldığınız durumlar.
Güzel farkındalık değil mi?
Ben çok beğenmiştim bunu ilk okuduğumda.
Ekonomi mezunuyum. Bu arada ben demiş miydim size?
Bilmiyorum biliyor musunuz? Bence bilmiyorsunuzdur.
Neyse. Bir de Daniel Kahneman'ın Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında altını çizdiğim yerlerden biri şuydu.
Alışveriş yaparken özellikle de şimdi dedim ya en başta Black Friday'ler, Cyber Monday'ler havada uçuşuyor.
Ve alışveriş yaparken aklımızda tutmamız gereken bir şey var.
Bir kişinin normalde kullandığı malları satmak beynin iğrenme ve acıyla ilişkili bölgelerini harekete geçiriyormuş.
Bir şeyi satın alma hali de aynı bölgeleri harekete geçiriyor.
Özellikle de fiyatlar çok yüksek olarak algılandığında ve ederinden fazla para ödüyorsanız beynimizde bu iğrenme ve acı duygularının bulunduğu bölgeler aktive oluyor.
Ama... Eğer ederinden az para ödüyorsanız yani bir şeyi indirimde alıyorsanız ki indirimli fiyatlar da çoğu zaman önce bindirim sonra indirmiş gibi yansıtılıyor
yani indirim olmuyor.
Bu durumda beyin alışveriş yapmanın zevkli bir olay olduğunu gösteriyor.
Böyle düşünüyor. İndirim zamanı alışveriş yaparken bir de bu gözle bakın isterim.
Şimdi gelelim önerilere.
Emine iyi hoş bütün bilgileri üstümüze attın ama bu bilgilerle ne yapacağız derseniz.
Buyurunuz. Birincisi harcamaları kontrol etmek.
İşinizi kolaylaştırmak istiyorsanız analiz ve harcama limiti için bayağı bir uygulama var.
Bu uygulamalar daha yokken ta 12 sene önceden bahsediyorum.
Bu konuda çok iyi olan bir tanıdığım yani para biriktirme konusunda çok iyi olan bir tanıdığım Excel tutuyordu.
Tek tek böyle harcamalarını yazıyordu.
İsterseniz böyle bir şey de yapabilirsiniz ama ne gerek var.
Önemli olan genel bir resim elde etmek yani neye ne kadar gidiyor bunu bilmek ki bunu artık şeyler de yapıyor zaten bankaların uygulamaları da veriyor size belki birazcık daha oralarda daha fazla vakit geçirmek.
İkincisi de şu uzun vadeli yatırımlardan faydalanmak.
İnsanlar bir yılda gerçekleştirecekleri hedefleri abartma eğilimindeyken 10 yılda gerçekleştirecekleri hedefleri küçük görme eğilimindedir diyor Bill Gates.
Yani birleşik yatırımın gücünü küçümsemeyin.
Aceleci davranıp kısa vadede turnayı gözünden vurmayı hedeflemeyin diyor.
Mesela Warren Buffett 82 milyar dolarlık servetinin 81.7'sini 60 yaşından sonra yapmış.
İyi yatırım tek seferde turnayı gözünden vurmak değil düzenli ve sürekli bir şekilde yatırım yapmaktır.
Artık neye yatırım yapıyorsanız yani bu illa borsa olmak zorunda değil.
Üçüncüsü de Gereksiz harcamalarınızı kesmek.
Bu zaten çok bilinen bir şey ama buradaki dikkat çekmek istediğim şey şu.
Dilediğinizden az bir miktar kazandığınızda ah keşke şu kadar kazansam o zaman para biriktirebilirim diyor insan.
Ama o kadar para kazanınca da bir şekilde harcanıyor.
Farkında olarak ya da olmayarak daha fazla tüketiyoruz.
Mesela diyoruz ki hadi bu akşam dışarıda yiyelim.
Ondan sonra Hadi bu akşam da dışarıda yiyelim oluyor.
Ya da aman o kadar kızanıyorum kendime bir ayakkabı da mı almayayım diyorsunuz.
Öyle ya da böyle biz o parayı harcayacak bir yol buluyoruz.
O yüzden hesap hareketlerinize bir de bu gözle bakın.
Yani o harcamalardan hangisi olmasaydı hayatınızı majör bir şekilde olumsuz etkilemezdi.
Ve bunların arasında neleri azaltabiliriz?
Emine para biriktirme konusunda madem bu kadar çok biliyorsun, bu kadar konuşuyorsun, sen kendi hayatında ne yapıyorsun derseniz onları da söyleyeyim.
Mesela benim bir önceki işim ve şu anki işimden kazandığım para arasında neredeyse iki buçuk katı fark var.
Ama para harcama alışkanlığım aynı ölçüde değişmedi.
Çok az değişti. Bir nevi geleni zulaya atıyorum da diyebiliriz.
Şaka bir yana tabii eskiden acil olmayan bir şey alırken mesela sekiz kere düşünürdüm.
Şimdi 3 kere düşünüyorum ama yine düşünüyorum.
Matematiğini yapıyorum. Gerekli olup olmadığını soruyorum.
Mesela bunu en çok güzellik ya da kişisel temizlik ürünlerinde yapıyorum ya da kıyafetlerde.
Örneğin şampuan alacağım.
Çok elzem değilse indirimleri bekliyorum.
Bazen aynı ürün farklı marketlerde farklı fiyatta oluyor.
Onları bilerek ev alışverişimi yapıyorum.
Belki ufak gibi görünüyor ama bence çok büyük fark yaratıyor uzun vadede.
Mümkün mertebe taksi kullanmıyorum ki zaten yürümeyi çok seviyorum ama zamandan tasarruf sağlamam gereken bir durumdaysam da taksiye verdiğim paraya acımıyorum.
Az önce bahsettiğim prospekt teorisini hatırlayın.
Kıyafet konusunda kendime gerçekten ihtiyacım olup olmadığını dürüstçe soruyorum.
Bu konu ile ilgili vermek istediğim bir detay da var hatta.
Benim gelip de kıyafet dolabıma bakarsanız gördüğünüz çoğu şey bundan 10-15 sene önce aldığım şeydir.
Çünkü onları atmıyorum. Birincisi çok daha fazla kaliteliler.
İkincisi de gerçekten güzel kaliteli bir şey aldığınızda ya da timeless, zamansız bir şey aldığınızda onu senelerce giyebiliyorsunuz.
17 senelik bir deli ceketim var.
Kazaklarım var. Taş gibi duruyorlar.
Tabi buradan ergenlikten beri hiç büyümediğimi de anlayabilirsiniz.
Ama şaka bir yana gerçekten de bir şeyin iyisini almak önemli.
Ki zaten şu an piyasada çoğu şeyi iki kere yıkayınca şekli şemali değişiyor.
Ona da ayrı kitleniyorum ya neyse.
Çok sevdiğim bir aile dostumuz anne yarım gibidir.
Hep şey derdi ucuz mal alacak kadar zengin değilim.
Küçüklükten beri içime işlemiş sanırım bu.
O yüzden bir kere alıp kaliteli almayı hem sürdürülebilirlik açısından, doğa dostu alışveriş açısından hem de bütçe dostu olma açısından daha mantıklı buluyorum.
Bir de diğer bir örneğim hani demiştik ya paraya bakış açını kültür ve inanç belirler diye en başta.
Şimdi geçtiğimiz aylarda şöyle bir şey oldu.
Evde çay yapıyorum.
Burada poşet çaylar İrlanda'da çok büyük ve ben de bir poşeti iki fincanda tutuyorum.
Zaten hemen böyle demini veriyor.
O ara fren geldi mutfağa.
Ne yapıyorsun sen dedi. Dedim çay yapıyorum.
Niye ayrı poşet kullanmıyorsun diye sordu.
Dedim bu çok büyük zaten yeter bize ziyan olmasın.
Çocuk böyle durdu.
Emine bizim paramız var.
Böyle ufak şeylerden tasarruf yapmana gerek yok.
Ben paylaşmak istemiyorum poşetimi diye söylenmeye başladı.
Ve ben farkında olmadan şu cümleyi sarf ettim.
Benim atalarım mübadele görmüş tamam mı?
Seninki gibi güneş batmayan topraklardan gelmiyoruz biz.
Ara kafamda şimşek çaktı.
Babaannemle para harcama konusunda ne kadar ortak yanımız olduğunu fark ettim.
Etmez olaydım ama yine güzel bir şeyler katmış bana.
Etmez olaydım dememin sebebi de babaannem tutumluluğun vücut bulmuş haliydi.
Ve biz hiç hoşlanmazdık bu tutumlu, ekstra tutumlu olma halinden.
Ama ben kendimce orta yolu bulduğumu düşünüyorum.
Neyse. Şimdi hazır para harcama kafa yapısına girmişken bunun gibi yetiştirme şeklimizden gelen bazı inançlarımıza bakmakta fayda var.
Ben bir kere oturup bunları yazmıştım.
Hatta bununla alakalı sonra da afirmasyon yazmıştım.
Şimdi inançlarımız arasında neler olabilir onlara bir değinelim önce.
Mesela çok ilginç ama bazılarımız içten içe parayı hak etmediğini düşünüyor.
Kendinizi dürüstçe bir gözlemleyin.
Böyle bir inancınız olabilir mi?
Yine benzer bir şekilde bazılarımız çok para kazanacak kadar zeki olmadığını düşünüyor.
Ama para kazanmak için gerçekten zeki olmanıza gerek var mı?
Bütün bu podcast boyunca anlattıklarımı düşünün ve en kolayı bence şöyle bir etrafınıza bakın ve bir daha karar verin.
Onun dışında Alma verme dengesi kuramayıp sanki almak daha fazla para istemek ayıpmış gibi bir algımız var bizim kültür olarak.
Halbuki almadan veremezsiniz.
Doğadaki her şey gibi bunun da kendine ait bir dengesi var.
O yüzden buradaki dengeyi kurmak çok önemli.
Mesela ben ilk koçluk işimi kurduğumda bana en yakın arkadaşım geldi dedi ki ben senden koçluk almak istiyorum.
Ben dedim ki ben sana koçluk vermem. O da dedi ki hayır ben senden almak istiyorum.
Biliyorum bu işi çok iyi yaptığını ama parasıyla alacağım.
Dedim ki... Koçluk vereceğim videosunda para mı alacağım senden?
Hayatta öyle bir şey olmaz.
Ve bana şöyle bir şey dedi. Emine bir insan yeni bir şeye adım attığında onu ilk olarak en yakınındakiler destekler.
Ve sen emeğinin karşılığını alıyorsun.
İş başka, arkadaşlık başka.
O yüzden de sen eğer bunu benden, bunun parasını benden almazsan ben aslında altında ezilirim.
Sen değil misin alma verme dengesi üstüne çalışan diye.
Beni ikna etti. O yüzden ilişkilerimiz içinde bu tarz iletişimleri doğru kurabilmek de çok önemli bence.
Onun dışında bazen de paranın kirli, insanı kötü yapan, olumsuz yönde değiştiren ya da bencilleştiren bir şey olduğu düşüncesi hakim ki parayı bulunca değişen insan temalı çok hikayeye
maruz kaldıysanız ya da böyle düşünen bir aile yapısından geliyorsanız inancınızın bu yönde şekillenmiş olmasına çok daha şaşacak bir şey yok ama düşünmemiz gereken şey bu inancı
nasıl değiştirebilirim?
Yine paranın kolay kazanılamayacağı, canını dişine takıp çalışmak, böyle çok çalışmak, kendini hırpalamak gerektiğine dair ayrı bir düşünce var.
Sanki harmoni içinde yaşayıp hem gerektiği kadar çalışıp hem de iyi paralar kazanmak mümkün değilmiş gibi bir düşünce var.
Ama çevrenize bir bakın tekrar söylüyorum biraz daha iyi gözlemleyin ve bunun ne kadar doğru olduğunu tekrar bir düşünün isterim.
Son olarak da harcama yaparken elimizin vermeye gitmemesi.
Nasıl almadan veremezsek?
Vermeden de alamayız değil mi?
Mesela kaçınız ödeme yaparken gereksiz vergileri ve enflasyonu ayrı tutuyorum tabii ki burada.
Ama yine de çok şükür kazanıyorum da harcayabiliyorum demek yerine böyle gıdın gıdıp harcayıp sanki yerine yenisini koyamayacakmışsınız korkusu yaşıyorsunuz.
Yani korkuyorsunuz.
Paranın bir enerji ya da paranın bir akışı olduğunu unutup parayı tutma ya da kaybetme korkusunu ön planda tutuyorsunuz.
Bu konularda da kendinizi gözlemleyin derim.
Dedim ya ben... Afirmasyon yazmıştım.
Mesela ben buradaki korkularımı ya da buradaki kendimde fark ettiğim şeyleri bulup onların tam tersi şeyler yazıp bunları günlük hayatıma uygulamaya çalışmıştım.
Bir elinize kağıt kalem alıp bunlarla alakalı bir çalışma yapabilirsiniz.
Bu söylediklerimin hepsi genel geçer şeyler.
Şu an dünyanın geldiği ve Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun oldukça farkındayım.
Ama bundan iki sene sonra ekonomi değişirken bu podcast sabit kalacak.
O yüzden de bu kısmı eklemek istedim.
Mesela tasarruftan ve biriktirmenin öneminden bahsettik ya.
Benim çevremde bu alanda çok iyi olan arkadaşlarım, çok iyi birikimler yapan arkadaşlarımın genelde şöyle bir bakış açısı var.
Giderse yerine yenisi gelir.
Ya da ben daha fazlasını kazanabilecek güçteyim, böyle bir kapasitedeyim.
Yani kendilerine bu konuda güveniyorlar.
Ya da para gitme korkusu yerine daha çok kazanma motivasyonu olanlar da var.
Bir arkadaşım şöyle demişti.
Bir şeyi harcarken en ucuz opsiyonu seçmek yerine sürekli bir bütçe kıstığında olmak yerine hayatımı güzel bir şekilde keyif alarak yaşamak istiyorum.
O yüzden de odamın büyük bir kısmı daha fazla para kazanmak üzerine kurulu.
Bu benim paragöz ya da tamamen materyalist bir insan olduğumu göstermez.
Aksine... kendi özgürlüğüm için çabalayan biri olduğumu gösterir demişti.
Bir de bu yönden bakalım isterim.
Hep biriktirmek üzerine konuşmuştuk ya.
Biriktirmeyi bir de harcama üzerinden konuşalım isterim bu inançlarımız bağlamında.
Şimdi toparlayacak olursam, para ile ilişkinizi gözden geçirirken, hayattan ve kendinizden beklentilerinizi, hayatı deneyimleme şeklinizi, para ile ilgili olan inançlarınızı
iyice... Tanımak, bilmek gerekir.
Konu yine dönüp dolaşıp kendini tanımaya geldi görüyor musunuz?
Neyse diyorum ki buradaki kör noktaları fark ettikten sonra kalıplaşmış bazı inanç ve davranış modellerini değiştirebilirsiniz.
Ben her zamanki gibi yazma taraftarıyım.
Bana en iyi gelen sistem bu.
Ama kendiniz için en kalıcı çözümü yine siz bilirsiniz.
Kendinizi devamlı gözlemlemeniz, sizin için doğru harcama, biriktirme neyse ona uygun bir inanç sistemi oluşturmanız çok önemli.
Umarım bu bölümden keyif almışsınızdır.
Bu bölümde öğrendiklerinizi beğeneceğini düşündüğünüz, bu konuyla ilgili bir adım atmak isteyen sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Şu mikrofonun ucunda yüz binlerce kişiye ulaştığımı bilmek beni gerçekten çok mutlu ediyor.
Kendinize iyi bakın, bolluk, bereket içinde kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
