
Paralel Dünyalar: Müzisyenlik ve Kurumsal Kariyer | Emir Aksoy
1 Ağustos 2023 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta konuğum Müzisyen Emir Aksoy. Bir yandan kurumsal hayatta yoğun bir şekilde çalışıp, ikizlerine babalık yaparken bir yandan da tutkusu olan müzikten nasıl hiç vazgeçmeden biz düzen oturtabildiğini konuştuk. Düzenin yanı sıra ya hep ya hiç ve siyah beyazlarla dolu günümüzde büyük bir tutkuyla bağlı olduğu müziği neden tam zamanlı kariyer olarak seçmediğini ve bu seçimin arkasındaki dinamikleri de bol bol konuştuk. Bölümde bahsettiğimiz linkleri aşağıda bulabilirsiniz. Kişisel hesaplar:Instagram: https://www.instagram.com/aksoyemir/Twitter: https://twitter.com/beyemirLinkedIn: https://www.linkedin.com/in/emir-aksoy/Müzik hesapları:Spotify: https://open.spotify.com/artist/6jjie4ycJ9AxnKbEgvyiVvYouTube: https://www.youtube.com/emiraksoymusicBahsi geçen blog yazım:https://emirbey.blogspot.com/2015/09/is-ilani-degil-isveren-ilani.htmlEkşi Sözlükteki Emir'i gömen entry:)https://eksisozluk1923.com/emir-aksoy--2468012Müzik bloğu: Karşı Müzik:https://www.karsimuzik.comSpotify: https://open.spotify.com/playlist/16JewTpmAf9G9El5PGX8UDInstagram: https://www.instagram.com/karsimuzik/Türkiye'yi temsilen yazdığı uluslararası müzik bloğu:https://beehy.pe
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için düşüncelerimi ve hayalini kurduğumuz benliğimize ulaşmak
için günlük hayatta uygulanabilir pratik yöntemler paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineisitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi alabilir ve bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bugün yine çok kıymetli bir konuğum var.
Müzisyen Emir Aksoy bizlerle olacak.
Ve biz bugün aslında Emir'in müzik kariyerini, müzik yazarlığını, bunun yanı sıra çalıştığı full time olarak çalıştığı kurumsal şirketteki işini ve o işinde hunharca seyahat ederken ve ikiz
babalığı yaparken bir de tutkusu olan müziğe nasıl vakit ayırdığını konuşacağız.
Emir hoş geldin. Hoş bulduk Emine merhaba.
Nasılsın? İyiyim çok teşekkür ederim.
Koşturuyoruz yuvarlanıp gidiyoruz işte klasik ama iyiyim.
Evet koşturuyoruz, yuvarlanıp gidiyoruz.
Tam olarak ben de bundan bahsetmek istiyorum aslında bugün.
Çünkü Emir böyle son zamanlarda dinlediğim, izlediğim şeylerde şöyle bir şey var.
Bugün biraz da konuşmak istediğim konulardan bir tanesi bu seninle.
Hep ya kurumsal muhteşem ya da kurumsalı inanılmaz bir kötüleme ve herkesin kendi tutkusunun peşinden koşma.
Ama ben şunu görüyorum yani bunun ikisi de mümkün.
Evet ikisi de mümkün olduğu için herkes bunu yapmak zorunda da değil ama sen bu dengeyi nasıl buluyorsun?
Bir yandan çalışırken bir yandan müzik tutkunu onun seni beslemesini nasıl sağlıyorsun?
Biraz bunları dinlemek istiyorum ben.
O yüzden de bugün böyle seninle sohbet etmek senden öğrenmek konusunda çok heyecanlıyım.
Eminim dinleyicilerimiz de öyledir.
Teşekkür ediyorum öncelikle.
vakit ayırmayı seven bir insan oldum.
Böyle, bilmiyorum, rol model aldığım, beğendiğim insanlar da benzer böyle tek bir kimliği, tek bir işte ünvanı olmayıp işte müzisyen, yazar, ne bileyim, siyasetçi, işte düşünür falan
gibi, oyuncu, her neyse.
Böyle pek çok yönlü olan insanlardı.
Belki onun farkında olmadan üzerimizdeki bir etkisi.
Ve bunları hep aynı anda nasıl sürdürürüm, nasıl aynı anda yürütürümün mücadelesini verdim.
Çünkü böyle dönem dönem şey de denediğimi hatırlıyorum.
Özellikle üniversite yıllarında işte aktif bir sivil toplum hayatım vardı, aktif bir müzik hayatım vardı ve yürütmem gereken zorlu da bir okul hayatım vardı.
Hep şeyi tartışıyorduk yani.
Ya tamam ben bunlardan bir tanesini seçeyim yapayım veya en azından birkaçını eleyim ve diğerlerine odaklanayım falan diye düşünürken ve denerken fark ettim ki aslında bunlardan birini durdurduğumda veya birkaçını
elediğim zaman hayatımda mutsuz olmaya başlıyorum.
Çünkü o geriye kalan %30'luk %20'lik kısım kaçsa benim tam olarak olduğum kişiyi oluşturmuyor.
Yani ben aslında aynı anda bunların hepsini yaptığım zaman kendimi tam olarak işte kendi olduğum emir gibi hissediyorum.
Ve bunun o duygusal düşürüşü, duygusal mutsuzluğu beni daha kötü etkilemeye başlıyor.
Bu sefer o % aslında mesela %30'luk dilimi %100 performansla yapmam gerekirken onda Hala %30 belki daha düşük performans göstermeye başlıyorum.
O yüzden bunu fark ettikten sonra bu sevdiğim şeyleri hep daha düzenli belki daha planlı, zamanı daha iyi kullanarak ama hayatımda hep nasıl tutabilirimin üzerine odaklanmaya karar verdim.
Şimdi de yapmaya çalıştığım şey aslına bakarsan tam olarak bu.
Tam zamanlı bir çalışma hayatım var.
Senin de bahsettiğin gibi bunun da ciddi bir kısmını seyahatler de oluşturuyor.
Sık da seyahat ediyorum.
İşte evde ikizlerim var, eve döndüğüm zaman onların mesaisi başlıyor vesaire.
Ama bunun yanı sıra kendi istediğim şeylere de, kendi veya sürdürmeyi istediğim şeylere nasıl vakit ayırabilirim?
Kendimi kendim yaptığımı düşündüğüm şeylere.
Bunun da mücadelesini veriyorum.
Bazen patladığım da oluyor, başarısız olduğum da oluyor.
Bazı şeyleri böyle askıya almak zorunda kalıyorum.
Sürekli her gün bunlar kafamı içimi kemiriyor.
şuraya yine bir şey yazacaktık, yazamadık, şunu yapamadık falan diye bitmeyen bir şekilde aylarca bazen insanın içini kemirmeye devam ediyor ama biraz artık galiba onun da şeyinden kurtulmayı
da çalışıyorum. Yani her an her şeyi mükemmel yapmak zorunda değiliz.
Hani gücümüz yettiğince, elimiz geldiğince gücümüzü eşit dağıtıp en iyi versiyonları yapmaya çalışalım.
Diğerlerinde vakti gelecektir.
Yani hayatımdan tabii ki komple söküp atmaktan bahsetmiyorum ama bazı şeyleri de Bazı dönemlerde özellikle yoğun dönemlerde ara vermekten de çok korkmamak lazım diye düşünmeye başladım.
Ben o zaman kendimi rahatlatmak için bu aralar.
Bir dakika şimdi burada çok fazla şey var.
Hepsini sırayla özetleyip sana soracağım.
Birincisi bu beni ben yapıyor dedin ya bence o çok önemli bir şey.
Yani bunun farkında olman ve bunlardan bir tanesini çıkarttığında bir eksiklik hissediyor olman.
Çünkü ben şunu çok fark ediyorum son zamanlarda.
Bir şeye odaklan ve o odaklandığın şeye çok dedike bir biçimde çalış gibi.
Ama slashee mantığı var ya hani birden fazla ünvanının olması, birden fazla ilginin olması ve buralarda aktif olman.
Bu çok kabul gören bir şey ve bizi besleyen bir şey.
Ben de aynı senin gibi düşünüyorum.
Ve orada hani mükemmelliyetçilikten ödün verip tamam bu da olduğu kadar demen.
Bu şekilde yönettiğini anlıyorum ama biraz daha dinlemek istiyorum açıkçası.
O zaman yönetimi kısmını özellikle.
Çünkü seyahat ediyorsun.
Aktif bir şekilde LinkedIn platformunu kullanıyorsun.
Bebelerin var ve bebelerine bakarken bir yandan iki tane de single çıkardın ki inanılmaz güzel single'lar arkadaşlar.
Bunların linkini paylaşacağım açıklamalarda mutlaka dinleyin isterim.
İşte orada biraz daha bu hem mükemmeliyetçiliği hem zaman yönetimini hem seni sen yapan kısımları bir tık daha açabilir misin?
Şöyle bahsedebilirim belki.
Şimdi mesela müzik konusundan aslında başlayalım.
Çünkü hani İş hayatı tam zamanlı vaktimi alıyor ama iş hayatını ne kadar profesyonel olarak, belli kalite standartları açısından kullanıyorum, profesyonelliği, para kazanma açısından söylemiyorum ama
ciddiye aldığım ve mesaiye ayırdığım bir diğer şey de müzik olduğu için oradan başlayalım dedim.
Şimdi çok uzun yıllardır aslında müzikle ilgileniyorum yani ortaokuldan beri.
Bunun aslında lise, biraz daha böyle amatör okul grupları vs.
veya üniversitede falan ama üniversiteden ben özellikle ciddi anlamda kendi şarkılarımı üretmeye başlamam, kendi ekiplerimle çalmaya başlamam vs.
derken hani İstanbul'da o yıllarda müzikle ilgilenen herkesin tanıyacağı seviyede aslında müzik yapan insanlardan biri haline gelmiştim.
Ama şunu tabii birazcık geç fark ettim.
Yıllar boyunca bir türlü aslında nedense kayıt yapmaya vakit...
Ayırmadık yani ya vakit olmadı ya para olmadı ya ikisi aynı anda olmadı.
Bunlar tabii birbirini aynı anda bulması da zor şeyler çoğu zaman.
Ve aslında sonradan şeyi fark ettim.
Yani ne kadar aslında yalan gibi tınlayan bir müzik kariyerim olduğunu çünkü sorsa insanlar 20 yıldır müzikle ilgileniyorum, müzikle uğraşıyorum diyorum.
Ama mesela müziğin ne bileyim Google'ı olan Spotify'a, YouTube'a yazsa Emir Aksoy Entra bassaydı 2021'den önce bu insanlar.
Dandik belki bir iki konser videosu bulacak veya hiçbir şey bulamayacaktı.
Ve hani bu çok komik bir şey çünkü aslında yani yaptığın somut bir kaydını tutmamışsın hiçbir yerde.
Bunu fark ettikten sonra buna daha çok eğilmeye karar verdim.
Hatta müzisyen arkadaşlarım var işte.
Söz yazarı olan arkadaşım hep şey diye dalga geçer.
Hayalet şarkıcı gibi bir kimliğin var.
Herkes senin müzisyen olduğunu biliyor.
Ama bunu kanıtlayamazsın yani kimse.
İstediğin sahnede çalarsın.
İstediğin mekanda yarılırsın vesaire.
Ama bana bir şarkını gönder desen yok yani mi kaydın falan diyorlardı.
Bunu idrak ettikten sonra tabii biraz da böyle artık iş hayatında hani belli seviyeler, belli yaşlara gelince yani o zamanını, iş hayatındaki zamanını da Kendine göre yönetebilmeye başlayınca azıcık.
Dedim ki artık tamam ben bu şarkıları kaydedeyim.
Yani zaten sandıkta böyle birikmiş 15 tane 20 tane hani bir iki albüm dolduracak kadar şarkı var artık.
Albüm devri de yok gerçi ama.
Onları peyderpey vaktim oldukça.
Kaydedeyim ve aradan çıkartayım.
Hani burada bir amacım zaten yani para kazandığım yer hep bir profesyonel iş hayatı olunca farklı yerlerden olduğu için müzikten öyle bir para kazanma beklentim de yok.
O yüzden sadece kendi istediğim ses kayıt kalite standartlarında, kendi sevdiğim, inandığım, güvendiğim müzisyenlerle, aranjörlerle, isimlerle çalışarak bunları yapabileyim dedim.
Bunu yapabilecek belki de zamanı ancak gelmiştir bir yandan da.
Yani işte hem maddi olarak, hem duygusal olarak, hem pek çok açıdan düşününce.
Ve 2021'den itibaren işte birer ikişer Ersin'e şarkılarımı kaydedip paylaşayım diye başladım böyle yola.
Sıfır yaparak burada birazcık kötü bir şey yaptım ama orada başladığımız süreçte 2023'te şimdi iki şarkı olarak dönüyor.
Bir tanesi yayınlandı, biri daha gelecek gibi görünüyor falan.
Ama istediğim kıvamda en azından, istediğim standartları tutturarak bu yolu oturtabildim.
Tabii bu yolu oturtmak dediğim gibi böyle 10 küsur sene belki bir zamanı almış oldu.
Ama en azından o 10 yıl boyunca da müzisyenim...
dememi engelleyecek şekilde hiçbir zaman müzikten taviz vermedim.
Mesela sürekli olarak düzenli konserler verdim.
Yani kendime en azından her mevsim bir tane yani senede 3-4 tane konser vereyim kuralı koymuştum.
Nerede yaşarsam İstanbul'da mı Antalya'da mı fark etmez.
Çünkü o pratiği kaybettiğiniz zaman yani sahne de bir pratik bu arada ki müziğin en önemli yeri bence bir performans sanatı da olması aynı zamanda.
Sizin belirli tarihte bir konseriniz yoksa O konser hazırlanmanız gerekmiyorsa o gitarı bazen hiç elinize almıyorsunuz haftalarca.
Hiç şarkı söylemiyorsunuz.
Ve bunların da verdiği insana farklı disiplinler var.
Yani kas hafızasından tut da işte o müzisyen kimliğine bürünmeye kadar.
Ve tabii ki ne kadar görünürseniz herhangi bir piyasada, herhangi bir camiada o kadar varsınız.
Yani ben senede 3-4 tane konser vermeseydim geçtiğimiz 10-15 yıl boyunca ben o zaman müzisyenim dememeye de başlardım muhtemelen.
Ve insanlar da benim müzik yaptığımı bilmemeye başlardı.
Ben bunu sürekli olarak hayatımın parçası olarak tutacak bir refleks harcadığım için, vakit harcadığım için.
Bunun sonucunda ben hani utanmadan, sıkılmadan ve bugün yani müzisyenim de diyebiliyorum.
Yani bunu dediğim gibi para kazanmak açısından söylemiyorum ama müziğe ayırdığım vakit, mesai ve bunun sonucunda aldığım karşılık, tepkiler, kayıtlar olarak söyleyebiliyorum.
Anladım. Şimdi benim iki tane aklıma gelen soru var sen bunları anlatırken.
Çünkü dediğin şey çok doğru.
Yani illa bunharca para kazanmak zorunda değilsin müzisyenim demek için.
Müzikle uğraşıyor olman, bu sanatı icra ediyor olman yeterli.
Ama bazen insanlarda şöyle bir algı olabiliyor.
Ben de dahil bu arada. Yani eğer o senin hayatının tamamını kaplamıyorsa, eğer sen bütün gelirini oradan kazanmıyorsan sanki o ünvanı...
Söylememelisin, sanki onu tam olarak yapmamalısın, ya o ya o, ya siyah ya beyaz gibi bir mantık var.
Sen burada müziği kendi hayatında böyle bir standarta oturturken ve aynı şekilde müzisyen kimliğini belirlerken, müzisyen kimliğinle var olurken bu dengeyi nasıl kurdun?
İkinci sorumu söylemeyeceğim çünkü çok konuştum zaten onu biraz sonra soracağım.
Tamamdır anlaştık.
Orada aslında şöyle bir şey düşünüyorum.
Üniversiteyi bitirirken aslında birazcık daha bununla ilgili oturup kendi kendime düşündüğüm ve karar vermeye çalıştığım bir dönem oldu.
Yani çünkü gerçekten aktif olarak müzikle de uğraşıyordum.
Bunun üzerinden acaba para kazanma yoluna mı gitmeliyim yoksa başka sevdiğim işler de var.
İşte yazı yazmak, içerik üretmek, ne bileyim insanlarla iletişimde olmak vs.
vs. Bunları kullanarak daha klasik, tanımlı, daha risksiz diyeceğimiz, ailelerimizin özellikle böyle yüreğine indirmeyecek sektörlerde çalışarak ilerlemek yolu
mu falan diye düşünürken bir yandan da tabii şu konular beni birazcık fikrimi değiştirdi.
Şimdi benim yaptığım müzik, bilmiyorum dinleyicilerin yorumlaması tabii çok daha doğru olur ama çok basit bir gerçekte diyebiliriz ki ben çok popüler böyle...
kitlelere, milyonlara hitap edecek bir müzik yaptığımı düşünmüyorum.
Yani yapmıyorum da şey olarak.
Çünkü popüler müzik böyle biraz daha alışkanlık gerektiğini, herkesin ilk duyduğu anda tanıdık hissedeceği ve kolaylıkla ezberleyeceği, algılayacağı formlar üzerine kurulu.
O da birazcık daha aslında bir kolay tüketilebilir olmak zorunda olan bir format.
Doğası gereği yani. Her tüketim malzemesi gibi.
Ama ben birazcık daha böyle yaptığım müziği nasıl diyeyim?
Kendime has yani kendimi nasıl istiyorsam öyle yapabilmeliyim.
Yani biri gelip bana bir prodüktör bu albüm daha çok satsın abicim gel bu şarkının şurasını şöyle yapalım altına da şöyle bir altyapı ekleyelim derse benim böyle tadımı kaçırır diye düşündüğüm için dedim
ki ben bu işi bence profesyonel olarak yapmayayım.
Çünkü eğer tüm paramı buradan kazanırsam veya kazanmak zorunda kalırsam tarzımdan veya istediğim şeylerden taviz vermemi gerektirecek bir alan olur.
İş hayatı böyle bir şey değil mi totalde baktığımızda?
Yani özellikle ilk başladığımız yıllarda o iş, o yönetici, o ekip senden ne istiyorsa bunun %50'si mi Angarya, %50'si mi sevdiğin kısmı bakmadan yapmak
zorundasın. Hala da öyle yani emekli olana kadar veya işte ne kadar yaşayacaksak o vakte kadar.
Haliyle ben müziğe böyle kendimce bir koruma muhafaza alanı oluşturmak istedim ki onu...
Ben dokunulmaz ve kendimce kutsal tutabileyim.
Bu da bana şöyle bir güvence veriyor.
Yarın öbür gün biri çıkıp bir dinleyici veya işte yapımcı, müzisyen, her kimse dese ki abi senin de şarkların ne kadar saçma, böyle şarkı mı olur?
Ben de dinleme kardeşim, sana da zorla mı dinletiyorum diyebileyim gibi kendime bir alan sağlasın istedim.
Neticede aslında en temelinde, tabii bu arada 10 yıl önceki...
Müzik üretim dinamikleri, teknolojileri, müzik dağıtım teknolojilerine ulaşımla bugünkü de çok farklıydı.
Yani ben bunu 10 yıl önceki sistem üzerinden düşündüğüm bir şey anlatıyorum.
Yani o zaman Spotify yoktu, hayatımızda YouTube yoktu, dijital distribütörler yoktu.
Ben bir şarkı, albüm yapmak istiyorsam bir plak şirketine gidip oradaki yapımcıyı ikna etmem gerekirdi.
Haliyle onların yorumlarına açık bir müzik yapmam gerekirdi vesaire vesaire.
Bağımsız müzik kavramı Türkiye'de en azından bugünkü yaygınlıkta ve kayıt vesaire de ulaşılabilirlikte değildi.
Hem fiyat olarak hem ekipman olarak.
Haliyle ben öyle bir karar aldım ve dedim ki ben bir yerden paramı kazanırım.
Kazandığım parayla da sevdiğim işi sevdiğim gibi tamamen kendi sevdiğim gibi kimsenin zevkine göre oynamak zorunda kalmam.
Çünkü ana amacı ben bu benim içime sinerek yapıyorum.
Ben bu işi yapmaktan keyif alıyorum ama benim içime sinen bir standartta yapayım.
İnsanlar da beğenirse bunun üstüne Ne mutlu tabii ki hani illa kendim için müzik yapıyorum, kendim için bu şarkıları kaydediyorum değil.
Yani bu iletişim çok yönlü, çok kaynaklı, çok insana ulaşan bir şey tabii ki paylaşıyorsak da özellikle.
Ama hani dedim ana mecram kitleler, milyonlar bunu dinlerse sever mi?
İlk duydukları anda hit olur mu?
İşte şu nakaratta ağızlarına takılsın vesaire olmaması için açıkçası elimden geleni yaptım.
Bunun sonucunda da belki zaten işte müzik benim ana para kazandığım bir yer değil.
Ama hani müzikten mesela para kazanır mısın diye sorsan İstanbul'da veya Türkiye'de veya Avrupa'da da hani beğendiğim belli janrıdaki dev sahneleri söylemiyorum ama performans sahnelerinin
pek çoğuyla iletişime geçsem ben burada konser vermek istiyorum desem konser verebilecek repütasyonda bir müzisyen olduğumu düşünüyorum.
Yani bunu kanıtlayabilirim yaptığım işlerle, çaldığım müzisyenlerle, projelerle.
Ve hani o konsere de bilet sattırabilirim ve o biletlerden de bir para kazanabilirim.
Ama hani yani ben bunu dediğim gibi hem biraz daha az sıklıkta hem biraz daha az bir kitleye yapıyorum.
Oradan kazandığım paraları da genelde işte gitarlarımın telleri, bakımları vesaire diye harcayıp yok ediyorum zaten.
Kendi kendine sıfırlayan bir alan oldu orası benim için maddi anlamda.
Anladım çok teşekkürler.
Aslında ikinci sorumun cevabını da böylece vermiş oldun.
%100 bu işten para kazanıyor olsaydın yine aynı tutkuyla aynı şevkte yapar mıydın diye soracaktım.
Ya bu arada şeyden hani bahsedeyim.
Hani bunu şöyle tınlamasını da istemem.
Yani çok sevdiğim müzisyenler var.
Bunlar gerçekten kendi istedikleri müzikleri kendi istedikleri gibi yaparak da çok büyük kitlelere ulaşabiliyorlar.
Yani bu hani herkes her geniş kitleye ulaşmış müzisyen eşittir piyasa ne istiyorsa onu yapar gibi tınlamasın.
Ne bileyim işte bugün Mabel Matiz, Melike Şahin, Cihan Mürtezaoğlu, Nili Pek.
Pek çok böyle sevdiğimiz eşimiz, dostumuz, arkadaşımız veya müzisyen olarak sevdiğimiz insan.
Kendi tarzlarından Ceylan Ertem yıllardır hiç ödün vermeden kendi kafalarının dikine giderek ama istikrarlı bir şekilde o işi yapa yapa yapa yapa kendi kitlelerini oluşturdular, büyüttüler, büyüttüler ve
bugün tüm ülkenin hatta yani ülke dışından bile insanların tanıdığı müzisyenlere dönüştüler.
Sadece yanlış dinlememesi için bunu bir araya eklemek istedim.
Yani ben kendi yaptığım müziğin yine de bir tık daha böyle az kolay sevilebilir olduğunu düşünüyorum.
Hani şey Orta Açgil'in, Bülent Orta Açgil'in bir şarkısı vardır.
Onda böyle şey Orta Açgil'i sever misiniz?
Öyleyse devam diye böyle bir sözü var.
Hani böyle onun da o kendi müziğinin onun hitap ettiği kitleyi bilmesi gibi işte yani hani bunu.
herkese dinletsem herkes sevmez hissini bildiğim için belki böyle bir cümle kurdum.
Bir tık daha belki az popüler olma potansiyeli olan bir müzik diye düşünüyorum ama bu işlerde de böyle çok da şey beklendiği gibi gitmeyebiliyor.
Yani ne bileyim çok sıradışı, çok deneysel gelen işler bile ne bileyim bazen işte bir yönetmenin hoşuna gidiyor, bir reklamda karşımıza çıkıyor, bir dizide karşımıza çıkıyor ve bir gecede milyonlar milyarlar dinlenebiliyor.
Hani o yolculuk Her zaman o tip şeylerin olma ihtimali olan bir yolculuk ama ben en azından dedim kendimi bir tık daha iyi tanıdığımı bu yılların sonunda ve bunun sonucunda kendi müzik türümü, onun
hitap ettiği kitleyi 3 aşağı 5 yukarı daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Ona istinaden bunları söyledim.
Kesinlikle yine her bölümde olduğu gibi konu dönüyor, dolaşıyor, farkındalığa geliyor.
Bir de şimdi...
Kitleden çok bahsettin.
Bence de öyle. Şu da var.
Gerçekten herkese hitap etmek istiyor musun?
Ben daha bu işlere ilk başlarken mesela içerik üreticiliğine benim bir mentorum vardı ve bana onu sormuştu.
Herkese hitap etmek istiyor musun gerçekten?
Benim için belli bir kitlem var ve mükemmel bir kitlesi var bu podcastin.
Gerçekten nasıl yaptığım hakkında hiçbir fikrim yok.
Ama inanılmaz tatlı kalpler var burada bizi dinleyen ve o kadar mutluyum ki bu ufak komünitemize.
Daha fazla kişiye ya da Burada bizim konuştuklarımızı belki farklı anlayacak ya da bizimle belki aynı tonda, tınıda senin değişimine olmayan kişilere hitap etmek istemediğimi fark ettim bir yandan.
Bir de şimdi sen dedin ya müzisyenlerden örnek verirken kendi haline, kendi müziğini yapan Sevda Bağcan.
İnanılmaz değil mi mesela?
Hani tamamen kendine ait bir müzik tarzı var ve ben Sevda Bağcan'ın ne kadar uluslararası ünlü olduğunu gördüğüm zaman çok şaşırmıştım.
Çünkü bana göre senin dediğin o herkesin ağzına takılacak nakarat müziği şeklinde müzik yapan bir insan değilsin Eda Bağcan.
Ama oldu mu da oluyor.
O yüzden buradan benim anladığım biraz daha aslında sizi siz yapan şey neyse.
Gerçekten senin ruhunu doyuran şey neyse sen orada dışarıdaki insanların dediğine ya da hani kendi belki de radarını çok bozmadan, kendi dengeni çok bozmadan seni mutlu edecek şekilde
yapmaya devam etmen gibi anlıyorum.
Eğer burada ekleyecek bir şeyin yoksa şu zaman yönetimi konusuna da yavaş yavaş geçmek istiyorum açıkçası.
Nasıl istersen.
Burada ekleyecek çok bir şeyim yok.
Sadece bir şey aklıma geldi sen konuşurken.
Bu tabii kararları vermek işte bu isteklerimiz, bu çizdiğimiz yollar kendimize farkında olmadan aslında bence kendi etrafımızı ördüğümüz çok fazla koruma çemberinin de sonucunda oluyor.
Yani ben aslında istiyorum ki müziğime...
herhangi bir sevmediğim, sevmeyeceğim insan, ciddiye almayacağım insan bir laf etmesin.
O lafı etmesin diye ben zaten farkında olmuyorum.
O kadar çok önlem alıyorum ki yani yaptığım tarz ona göre değişiyor.
Onu kayıt tarzım, paylaşma tarzım falan.
Onun sonucunda şey sonucuna var ya bu popülerliğe o kadar ulaşmasa da olur.
Zaten ulaşmasına çok da gerek yok.
Ulaşsa da kim anlayacak? Ve en nihayetinde hani bize benzeyen insanlara ulaşmak bence en çok bizi tatmin eden şey yani bizim dilimizden konuşan bizimle aynı frekansta olan senin
de dediğin gibi yani sen burada milyonlara ulaşıp her paylaşımının altına küfürler yazan giyimine kuşamına laf eden ne bileyim tipinle dalga geçen bir dinleyici kitlesi mi istersin
yoksa sana bir tane mail atıp belki 3 senedir 5 senedir yaptığın bir işle ilgili seni anladığın o mailde hissettiren bir dinleyici mi istersin yani İkisi arasında uçurum var bir
tanesi öbürünün belki 100 bin tanesine bedel gibi geliyor bana tahmin ediyorum sana da öyledir.
Evet evet kesinlikle öyle bir de zaten hani insan psikolojisi olarak şöyle bir şey de var ya Emir diyelim ki sana 100 tane güzel yorum geliyor bir tane kötü yorum geliyor ve sen ona kitleniyorsun.
Mesela bana bir arkadaşım şey sormuştu 3 senedir bu podcastı yapıyorsun hiç mi linç yemedin ya dedim ki yemedim gerçekten yemedim yani bana hiç öyle...
Gerçekten kötü eleştirili mesajlar vesaire şeyler gelmiyor.
Dediğim gibi en başta bunu belki korumalı bir alandan yaptım.
Çünkü ben en başta bu işe girdiğimde şey gibi bir noktada da değildim.
Belki senin de benzerdir.
Zaten belli bir kitlem vardı, bunu paraya dönüştürmek gibi bir amacın vardı noktasından değil.
Çok naif bir noktadan girdiğim için orada alacağım herhangi bir negatif eleştiri belki benim özgüvenimi yerle bir edebilirdi.
O yüzden çok dikkatli dikkatli gitmeye başladım.
Ama sonra hani yaptıkça şeyi öğreniyorsun gerçekten de.
Hitap ettiğin kitleyi, yarattığın değeri, senin kendine olan özgüvenin de gelişiyor bir noktada.
O yüzden şu an şey diye düşünüyorum.
Şu an biri bana gerçekten çok böyle negatif bir yorum yapsa üzülmem.
Ama üç sene önce üzülürdüm.
Üç sene önce o benim motivasyonumu etkilerdi.
Şu an artık onu biraz daha ayırabilecek noktadayım.
Biraz daha değil bayağı bir ayırabilecek noktadayım.
O yüzden de bir tık daha iyiyim.
Sanıyorum ki sen de zaten benzer bir şeyden bahsediyordun.
Bununla ilgili olarak son bir örnek belki vermek istiyorum.
Kötü yorum, hiç linç yedin mi yemedin mi falan filan deyince aklıma geldi.
Ekşi Sözlük'te Emir Aksoy diye vaktiyle bir başlık açılmış.
Üniversitedeki grubumda Emir Bey'di onunla ilgili falan da böyle komik başlıklar var.
O Emir Aksoy'da da böyle genellikle beni tanıdığını tahmin ettim.
Kim olduğunu bilmediğim kullanıcı adlarından ama...
Arkadaşlarım olduğunu tahmin ettim insanların.
Böyle üç beş tane güzel yorum vardı.
Geçen bir vesileyle bir sebeple ekşi sözlüğe girdim ve böyle tekrar o başlığa da tıkladım.
Merak ettim acaba hiçbir şey. Çünkü iki tane şarkı yapmışmıştı, üç tane şarkı yayınlamışım.
Belki biri fark etmiştir falan diye.
Bir tane böyle çok güzel kaliteli gömen bir yorum var ama pırıl pırıl ve yani gömdüğü şeylerin yarısından çoğunda ciddi anlamda haklı.
Yarısından çoğunda da beni tanımadığı için bence birazcık önyargılı.
Dedim ki kim acaba bu falan filan diye.
Sonra böyle araştırdım.
Bu zaten Fatma Gül'ün yengesi diye bir kullanıcı adı var ve çok iyi bence içerikleri olan bir bloğu var aynı isimde.
No Name yani ismini vesaire kim olduğunu bilmiyorum.
Fatma Gül'ün yengesi benim için o karakter.
Ve bloğunda aslında alternatif müzik camiasına ağırlıklı böyle topa tuttuğu çok müthiş yazıları var ama yani.
Dili falan o kadar iyi ki böyle provokatif yani okuyunca böyle şey yapmak istiyorsun.
Yani cevap vereyim bir şey diyeyim bir şey yapayım.
Hani bir yazıdan o kadar harekete geçirmek çok zordur bence bir insanı.
Ve müzik kültürü de inanılmaz zengin bir insan bu arada.
Başka konularda da böyle çok etkileyici yazıları var.
Ben dedim ki ya bu insan bence süper bir insan.
Benim aklımda niye böyle düşünüyor.
Daha doğrusu yanlış düşündüğünü inandığım konular niye böyle bilmiyorum.
Ama ben bu kişiye ulaşayım ve bir mail attım.
Bu kişinin mail adresini buldum işte bir yerlerden.
Ya dedim yorumunuzda haklısınız.
Özellikle karşı müzikle ilgili böyle çok komik çok yerinde birkaç tespit yapmıştım.
Hani bunda bunda çok haklısınız.
Yani ben de böyle düşünüyorum ama hani kendimi böyle dışarıdan çok ciddiye alıyormuş gibi görün.
istemem. Hani bunların ben de farkındayım.
Sadece hani bazı durumlarda işte bu bu kadar oluyor, bu bu kadar oluyor falan diye böyle bir açıklayan var.
Sizin yazılarınızı da çok severek okuyorum bu arada.
Hani umarım bir gün benim şarkılarımla da ilgili böyle sert eleştiri yazıları yazarsınız falan filan diye bir şey yazmıştım.
Mesela çok tatlı bir şekilde çok samimi bir cevap verdi aynı yazar bana.
Hani işte aynı kadar böyle eleştiri hiç olgunlukla karşıladınız falan gibisinden böyle bir cevap verdi ve hani Aslında hani bizde böyle şeydir ya yani bir kişi provokatif bir şey
der işte benzin döker tartışma kültürü olmadığı için o kavgaya dönüşür anında falan.
Yani şu oradan ben kendime nasıl bir fayda çıkarım neye varır bu falan filan diye düşünülmez aslında.
Ama gerçekten çok doğru dediği şeyler var.
Bunların hepsinde haklısınız ya ben de aynı kendim için ve kendi blogum için aynı şeyleri düşünüyorum.
Diyebilmek de lazım böyle kendine bilmiyorum bazı noktalarda bazen dışarıya.
olduğumuzdan daha belki cool, burnu havada, daha artist, işte daha ne bileyim olmadığımız biri gibi görünebiliyoruz.
Ama bunu da böyle samimi bir şekilde anlattığımız zaman çok kırıldığını ve değiştirilebildiğini gördüm.
Haliyle yani kötü yorum almaktan o açıdan ben de çok korkmuyorum yani.
Olduğu zaman da yani onun hani şeyi de zaten idrak edecek yaştayız yani.
Ne kadar gerçekten laf olsun diye yazılmış.
Ne kadar hakikaten dolu bir yorum onu da anlayabiliriz diye düşünüyorum genel hatlarıyla.
Bu konuyu da böyle tamamlayayım.
Çok uzattım ama kusuruma bakma.
Yok canım olur mu öyle şey?
Yani bence bu konunun bu şekilde konuşulması iyi oldu.
Çünkü eminim bizim aramızda bir şeyler yapmak isteyen bir site hasılı olarak, yan iş olarak, ekstra bir hobisini...
insanlara duyurmak isteyen kişiler var ve bu yüzden çekinen kişiler de var.
Ya da belki bir şey yapıp da ondan sonra gelen bir kötü yorumdan dolayı motivasyon düştüğü için devam etmeyen kişiler de var.
Bence o yüzden bunu konuşmak, bunların normalleşmesi, bu konudaki bakış açılarını farklı insanlardan dinlemek her zaman güzel oluyor.
İyi oldu yani. Deyip ama artık zaman yönetimine geçelim.
Şimdi bu kadar şeyi... Nasıl o zamanı içerisine yedirerek yapıyorsun?
Benim gözümde sen jonglör gibisin çünkü böyle elinde bir sürü şey var ve hiçbirini yere düşürmeden bir şekilde orada havada döndürebiliyorsun.
O yüzden bunu da merak ediyorum.
Çünkü bu yine insanların sorduğu bir şey.
Bu kadar işi aynı anda nasıl yapıyorsun?
Bana da gelen bir soru, bunu yapan insanlara da gelen bir soru.
İyi bir şey mi, kötü bir şey mi?
Orası tabii ki tartışılır zaman ve enerji açısından.
Ama bizim açımızdan, bizi beslediği için ve bizim hayattaki motivasyonumuzu yönettiği için iyi bir şey.
O yüzden şimdi mikrofon sende.
Anlat bakalım. Bu jonglor benzetmesini çok sevdim önce.
Birçok top çeviriyorum.
Aslında yıllar içinde birazcık bence şeyi öğrendim.
Şimdi onlar iki top, üç topla başlar.
Sonra dört top girer, beş top girer, altı top girer falan.
Ben de fark etmeden bence el çabuk...
Arada bazen birkaç topu dışarı atıp daha az top çevirdiğim zamanlar oluyor.
Sonra aradan tekrar bir iki top daha alıyorum falan derken dışarıdaki imajımı daha iyi koruyorum aynı anda.
Hep sürekli bunların hepsini müthiş yapıyormuş gibi.
Demek ki yani sana öyle yansıdıysa.
Ama burada birazcık şeyler var tabii.
Yani hayatın ittirmeleri vesaire dönem dönem dediğim ara vermek zorunda kaldığım işte askıyı almak zorunda kaldığım projeler de oluyor.
Sadece şunu fark ettim yaptığımız şeyleri sevdiğimiz şeyleri ne kadar rutinleştirirsek ve ne kadar erken bir dönemde hayatımızın bir parçası haline getirirsek bir alışkanlık gelenek olmazsa olmazımız
o zaten o saatten sonra hayatınızdan çıkmıyor yani onun üstüne ne kadar yük binerse binsin işte işte değiştirseniz aileniz evlenseniz de çoluk çocuğa da karışsanız çok seyahat etseniz de o
altta sizin yine Sizi siz yapan ve sizin o base'iniz olan katman olduğu için eğer oraya ittirebiliyorsanız o etkinliği, her neyse uğraşıyı, ondan ödün vermiyorsunuz.
Müzik konusunda da ben dediğim gibi yani buna artık çok küçük yaştan beri o kadar hayatımın parçası gibiydi ki hani onu çıkarttığım bir senaryo çok düşünmemiştim hatta.
Bir tek korona girdiği zaman belki yani bu hem konser, performans kısmı hiç olmadı.
Hem kayıt kısmına daha başlamamıştık.
Ama o süreci de ben işte o kayıtların hazırlığıyla vesaire yani onların planlamasıyla zaten birazcık geçirdim.
Yine yani bir tek mesela bu aralar bu çok elimde döndürmeyi istediğim ama bir rafa koyup beklettiğim toplardan bir tanesi bu karşı müzik.
Yani Türkiye'deki alternatif müzik camiasında neler oluyor bitiyor ya dair böyle bir blogum vardı.
blogdan da ziyade birazcık daha bir Spotify ve YouTube listesi üzerinden giden ve işte belli aralıklarla yeni çıkan şeylerden hoşuma gidenlerle güncellediğim bir listeydi.
Bu aralar buna birazcık zaman ayıramıyorum.
Çünkü onu genellikle ayırdığım zaman ofise geldiğim belki ilk erken saatler veya eve gittiğim işte yemek sonrası saatlerdi.
Şimdi ofise geldiğim erken saatler yok zaten.
Çünkü bakıcı ablamız gelince evden çıkabiliyorum ve anca ucu uçun ofise gelebiliyorum.
Ve eve döndükten sonra işte çocukları uyuttuk, bir lokma bir şey yedik falan filan derken saat zaten 10 oluyor.
Yani benim artık öyle bir kucağıma biraz da bilgisayar alayım da şu karşımıza işte birkaç şey dinleyeyim diyecek vaktim çok olmuyor.
Seyahatleri bu noktada bazen biraz avantaj gibi kullanıyorum.
Yani kitap okumayı çok çok seviyorum.
Ona ayıracağım tüm vakitte işte uçak yolculuklarını artık.
bindirmiş durumdayım. Yani evde o kadar düzenli vakit bulamadığım için uyuyakalıyorum çünkü elime kitap aldığım anda.
Evde artık biraz o yorgunlukla.
Ama dediğim gibi yani o müzik kısımlarını veya işte arkadaşlarımla görüşme kısımlarını, diğer hani bu sosyal hayattan korkmama kısımlarını da hep biraz da şansım da yaver
gitti. Yani işim de bunları korumamı sağlayacak bir düzenekti aslında.
En basitinden.
İstanbul'a, İzmir'e, Ankara'ya çok sık seyahat etmem gerekiyor.
Çünkü şirketi temsil eden kariyer etkinliklerine gidiyorum.
Haliyle İstanbul'a gittiğim zaman önceden iyi planlarsam tüm kayıtlarla ilgili süreçleri yönetebiliyorum.
Özlediğim arkadaşları görebiliyorum.
Sevdiğim konserlere gidebiliyorum.
Yani o kopmak istemediğim network'ü kaybetmeyeceğim.
Yani network ile insan anlamında söylemiyorum.
Yani iş üretebilme erişilebilirliği anlamında da söylüyorum.
Ondan hiç kopmayabiliyorum veya işte bu Frankfurt içinde böyle veya işte Avrupa'da da bir yerlere gitmem gerektiği zaman hep kafam zaten şey çalışıyor ya acaba orada kim vardı ya bayağıdır görüşmediğimiz bizimkilerden kimler
o tarafta yaşıyor işte onlarla ne yapacaktık önceden konuşup sözleşip yapmadığımız bir şeyler var mı falan filan gibi.
Sadece yani onu birazcık daha hepsini birbirinin içine daha iyi belki entegre edebilmeyi öğrendim yaşaldıkça bir de benden bağımsız olarak bence.
Biz büyüdükçe ve iş hayatında da ilerledikçe hem kendimizi daha iyi tanıyoruz.
Ben şunu severim, bunu sevmem.
Bunu yapmak isterim, bunu istemem.
Ve iş tercihlerimiz buna göre biraz şekilleniyor.
Hem de yaptığımız işi o her yedin yoğurt yiyiş tarzı dediğimiz kendi tarzımızı yansıtarak yapmayı daha iyi öğreniyoruz.
Ve emir bu işi böyle yapar ve tamam.
Yani bu adam bizle çalışıyorsa biz...
Bunu aldıysak bunun bu iş yapış tarzına okey diyeceğiz.
Emine'yi alsaydık o belki bambaşka yapacaktı.
Kabulü de oluyor veya senin o özgürlük alanını yaratmayı öğreniyorsun iş hayatında kendi tarzını oluşturacak.
Bunun sonucunda da ben dediğim gibi şu an tüm bu sevdiğim işleri bir şekilde işte uçakta kitap okuyarak, İstanbul'a gittikçe kayıt yaparak, işte ne bileyim yurt dışına çıktığım zaman orada
yaşayan arkadaşlarımla bir çay kahve içerek vesaire.
Toparlayabiliyorum. Çünkü evdeki ikinci vardiyamızı şu an beybilerle mücadele ve eğlenme alıyor.
O sebeple akşam artık evden eve döndükten sonra herhangi bir hobi veya işle ilgili bir şeye vakit ayırmıyorum net bir şekilde.
Süper. Şimdi burada birkaç tane toparlayacağım bir şey var.
Çok teşekkür ederim detayları da paylaştığın için.
Birincisi ben Sarame'yi unuttum en başta.
Emir Antalya'da yaşıyor.
O yüzden böyle seyahatlerden İstanbul Ankara olarak bahsediyor.
Ve bence yaşanabilecek en güzel, en sakin yerlerden bir tanesinde de yaşıyorsun.
Ve tabii şu da var.
İnsanlar en başta dedim ya ben kurumsalı kötülüyor ya o ya bu.
Şimdi herkesin bizim seninle benim olduğu gibi pozitif bir kurumsal yaşam tecrübesi de olmayabilir.
O noktada o insanları da anlıyorum.
Benim de ilk kurumsal hayata girdiğimdeki tecrübelerim şu ankiyle kıyaslanamazdı.
Yani biz belki hasbelkader biraz daha şanslıyız.
Hem kişisel alanımıza saygı duyan kurumlarda hem de bizim yan işlerimizi destekleyen kurumlarda çalıştığımız için.
Ben mesela LinkedIn'le mülakata girdiğimde bana müdürüm şey sormuştu.
Podcast yapıyormuşsun ya anlat bakalım diye.
Hani şu an mesela yaptığım koçluk olsun, ürettiğim içerik olsun genel olarak destekleniyor.
O da önemli. Çünkü bunun hiçbir şekilde karşılığını görmediği toksik ortamlarda çalışmakla, Eşdeğer de tutmuyorum ya o ya o derken bunu söylemek istememiştim açıkçası.
Ki bilmeyenleriniz varsa ki zaten nasıl bileceksiniz en başta söylememiştim.
Eğer şu zamana kadar stoklamadıysanız tabii Emir'in.
Emir SunExpress'te çalışıyor ve işveren markasının başında.
Biz de Emir'le beraber çok fazla çalıştık vakti zamanında ve bir gün Emir bana dedi ki ya biz bir sonraki toplantımız böyle her çeyrekte toplantı yapıyorduk.
Bir sonraki toplantımızı Dublin'de yapalım uçağımız var nasıl olsa atlar geliriz dedi.
Dünyanın en güzel işi.
Ve biz öyle kaç kere iki kere geldiniz.
Umuyorum ki artık Londra'ya da geleceksiniz.
Ama sonuç itibariyle dediğim gibi bu tarz böyle alternatiflerin olması da önemli.
Ama bu alternatifler gökten zembille de inmiyor.
Senin de dediğin gibi yani sen ne istediğini biliyorsun ve ben artık böyle bir yerde çalışmak istiyorum.
Beni şu anlamda destekleyen bir yerde çalışmak istiyorum diye ona göre bilinçli seçimler de yapıyorsun aslına bakarsan.
Bir de bir şey daha söyleyecektim ve tabii ki çok konuştuğum için ne söyleyeceğimi unuttum.
Mikrofonu sana geri veriyorum o yüzden.
Ben de aynen söylediklerimle ilgili bir iki örnek vereyim aslında.
Şey kısmında mesela SunExpress'te 5.
yılımda olmak üzere önümüzdeki ayda olacak.
Ve ben buraya girerken 5 yıl benim için imkansız, çok iddialı falan dediğim bir şeydi.
Bundan önceki çalıştığım her yerde neredeyse ortalama 1 yıl falan çalışıp Ben buradan öğreneceğimi öğrendim.
Buraya vereceğimi verdim. Artık yaptığım iş rutinleşti.
Burada durmamın hiçbir anlamı yok deyip istifa ederek böyle sürekli çıkan yine annemin yüreğine indire indire bir kariyer yolu çizer bir insandım.
Buraya geldiğimde tabii artık birincisi dediğim bu geçmişteki 7, 10, 8 kaç taneyse artık deneyimin sonucunda ne iş yapacağımı...
Ve bunları nasıl yapabileceğime da kendimi tanımak anlamında çok net bir fikrim vardı.
Haliyle başvurduğum ilanda da aslında bugüne kadar yaptığım işlerin bir karışımı olan bir pozisyonu olduğunu gördüm.
Employee Branding biraz daha tabii Türkiye'de daha yeni olan bir alandı.
Ve şirkette bu alandan sorumlu ilk kişi olarak işe alınıyordum.
Haliyle bu da bana çok aslında büyük bir özgürlük alanı tanıyor.
Çünkü yani benim üstümdeki yöneticiler, bağlı olduğum yöneticilerin hiçbiri bu alanda uzman olan insanlar değil.
Benim bu alanı yönetebileceğime güvenerek beni inşa alan insanlardı.
Ve ben hem kurumsal hayatın hayatın verdiği rahatlıkla yaşayıp çalıştım.
İşte yok maaşlar diyor ki şu bu yani her ay maaşını yatacağım biliyorsun vesaire.
Hem bir start-up'daki özgürlük ve özellikle kendi istediğim gibi bu süreci kurgulayıp yönetebildim.
Haliyle benim yaşadığım bir, burada yaşadığım bir beyaz yakalı deneyimiyle başka bir beyaz yakalının, hatta belki Senexpress'in içinde başka birimlerde daha rutin, daha farklı işler, daha hiyerarşik işler, işin
doğası gereği yapan insanların deneyimi bile çok farklı olabilir.
O yüzden ben burada yani bu 5 sene geçtim ama 5 sene de hani hala neredeyse rutinleşmedi yaptığımız iş.
Çünkü çok büyük bir operasyon var, her gün yepyeni şeyler oluyor.
Bir de havacılık böyle hareketli gündemi olan bir zaten sektör diyelim.
Ve daha yapılacak milyonlarca şey olduğu için ben o 5 yılın geçtiğini LinkedIn uyarılacak da fark edecektim yani muhtemelen.
Tesadüfen başka bir şey için özgeçmişime baktım da gördüm.
Haliyle böyle burada da bence pek çok şans var.
Yine işte beraber çalıştığımız ekiplerin, yöneticilerin vizyonu çok çok kıymetli.
Ne kadar alan açıyorlar, şirketlerin vizyonu aynı şekilde.
Ben de iş görüşmesine geldiğim zaman çalıştığım işte yöneticim Yiğit.
O da stalklamış beni internette.
Hem ekşi sözlüğe bakmış işte.
Hem blogumu bulmuş falan filan.
Blogumda da bir tane yazı yazmıştım.
Yıllar önce bir işten ayrıldıktan sonra işveren arıyorum diye.
İşverenlerde aradım. Bitirdikleri listeledi.
Şu kadar maaş isterim.
Böyle çalışmak isterim.
Şunu yapmak isterim. Bunları vermiyorsanız benle işte bana bulaşmayın.
Bence o çok komik bir yazı.
Gönderirim sana da sonra. Onu bulmuş okumuş falan.
Burada kriterlerin hepsini sağlayamayız ama elimizden geleni yaparız falan demişti.
Çok hoşuma gitmişti. Benle ilgili özgeçmişimde çok da yazmayan bir araştırma yapması ve bununla ilgili yorumlar yapması.
Bunun sonucunda bu özgürlük alanında tanındığı zaman sen mesela LinkedIn'e gerçekten mindfulness alanında Bir şeyler katmaya, kendi bildiğin, kendi sevdiğin
alanda bir şeyler katmaya başlıyorsun.
Atıyorum ben mesela hani kendim biliyorum ve bunu yapabilirim diye düşünerek burada bir müzik dinletisi serisi oluşturduk.
Her sene iki tane konser veriyoruz.
Müzisyen çalışanlarımız çalıyor, müziksel çalışanlarımız dinliyor.
Hani bu bir çok basit bir etkinlik benim için planlaması, kurgulaması, yapması, etmesi.
Ama ben müzisyen olduğum için...
Benim aklıma bu geldi ve basit geldi.
Bunu yapabiliyoruz ve kimse gelip çalmazsa ben çıkıp çalıp günü kurtarabiliyorum falan gibi bir teması var.
Haliyle böyle o hepimizin tarzları vesaire de yaptığımız işi, çevremizi, buradaki reputasyonumuzu etkiliyor veya bize artı veya eksi olarak dönüyor diye de düşünüyorum.
Kesinlikle bak dediğin çok doğru.
Çünkü ben buraya geldiğimden beri o skill setimle geldiğim için geldiğim ilk günden beri zaten sürekli eğitim veriyorum, workshop yapıyorum, grup koçluğu veriyorum ve insanlar beni şöyle tanıyor.
Beni ofiste gördükleri zaman çoğu insan benim adımı bilmiyor.
Herkes sen mindfulness görsün diyor bana.
Ben de ofiste mindfulness girl olarak geçiyorum mesela.
İsmimi bilmiyorlar ama bence bunları getirmek de çok kıymetli.
Çünkü eskide kaldı artık hani iş, işteyken sadece iş düşünür.
Hala da öyle insanlar var bu arada tabii ki de.
Çünkü bütün jenerasyonların bir arada çalıştığı bir noktadayız ama bence şu an en azından hani işverenlerin kafasında evrildiği nokta.
Bir tık daha oraya gelmedi tabii ama yavaş yavaş geliyor.
O yüzden herkes kendine uygun bir yer bulabilir gibi düşünüyorum.
Ama buraya girersek hiç çıkamayız.
Bence bugünkü sohbetimizin sonuna doğru yaklaşıyoruz.
Ama benim sormayı unuttuğum bir şey var mı senin Emine ya?
Ben bugün şunu da söylemek istiyordum ama sen bana sormadın dediğin.
Yok bence aslında genel anlamıyla her şeyi konuştuk herhalde diyebilirim ya.
Pekala. O zaman çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için, bugün bize eşlik ettiğin için.
Umarım dinleyenlerimiz de benim keyif aldığım kadar keyif almıştır bu sohbetimizden.
Bir sonraki hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Dediğim gibi Emir'in şarkıların ve profilini zaten ekliyor olacağım.
Eğer kendisini dinlemek isterseniz zaten oradaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
