
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta hemen hemen her şeyin dönüp dolaşıp bağlandığı onaylanma ihtiyacı konusuna değindim. Onay arayışı ve ihtiyacı hayatın her alanına dokunan geniş bir konu. Bu sebeple bölümde konuyu iki şekilde ele almayı uygun gördüm;Onaylama ihtiyacının hayatımızda, kariyerimizde, ilişkilerimizde aldığımız kararlara olan görünmeyen etkisi. Farkında olmadığımız ama bizi engelleyen tarafı. Onaylanma ihtiyacı tam olarak ne demek ve üzerimizdeki etkisinin farkında olup, böyle bir ihtiyaç içinde olduğumuzdan dolayı kendimizi kötü hissetmeli miyiz gerçektende?*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayatı dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcastta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-büyüten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim demeyi kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineistiman.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta hemen hemen her şeyin dönüp dolaşıp bağlandığı onaylanma ihtiyacından bahsetmek istiyorum.
Konu çok geniş, hayatın her alanına dokunuyor.
O yüzden ben bu bölümde konuyu iki şekilde ele almayı planlıyorum.
Birincisi onaylanma ihtiyacının hayatımızda, kariyerimizde, ilişkilerimizde aldığımız kararları olan görünen ve görünmeyen etkisi.
Yani çok da farkında olmadığımız ama bizi engelleyen tarafı.
İkincisi de bu ihtiyacın ve üzerimizdeki etkisinin farkında olup böyle bir ihtiyaç içinde olduğumuzdan dolayı kendimizi kötü hissetme hatta yerden yere vurma hali.
Şimdi onaylanma ihtiyacı nedir?
Önce onunla başlamak isterim.
Hem de ikinci başlığa da cevap olmuş olur böylece.
Onaylanmak, takdir görmek, fark edilmek, övülmek her yaş grubundan insanın ihtiyacıdır arkadaşlar.
Var olduğumuzun, yaşadığımızın, fark edildiğimizin ve önemsendiğimizin kanıtıdır.
Mesela kendimden örnek vereyim.
Siz bu podcastı dinledikten sonra beğendiğinizi, sizi nasıl etkilediğini, nasıl faydalandığınızı bana yazıyorsunuz ya.
Ben o kadar mutlu oluyorum ki günüm daha güzel geçiyor.
Bir sonraki bölümü çekmek için motivasyonum artıyor.
Aynı şekilde size de birisi yaptığınız iş, aldığınız bir karar, üstesinden geldiğiniz bir durum olduğunda olumlu geri bildirim verince motivasyonunuz artar.
Özgüveniniz artar, kendinizde gurur duyarsınız değil mi?
Ya da tayin edeceğiniz yöne dair...
bir netlik de kazanabilirsiniz.
Belki de belirsizlik azalır.
En azından birisi size ay bugün ne kadar güzelsin dediğinde bile, üzerinizdeki ne kadar yakışmış dediğinde bile mutlu olursunuz.
Çünkü onaylanmak, kabul görmek dolayısıyla sevildiğini hissetmek her insanın ihtiyacıdır.
Çok da insani bir duygudur.
Atalarımızdan gelen korunmamızı, kullanmamızı, bir grubun parçası olduğumuzu hissettiren, aidiyet duygusunu besleyen ve var olduğumuz sürece de ihtiyaç halinde olacağımız bir durum.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Maslow'un ihtiyaçlar piramidini getirin gözünüzün önüne.
Sevinme ve kabul görme, aidiyet gibi ihtiyaçlar insanın temel ihtiyaçları sıralamasına yer alıyor.
Yer almıyor mu? Burada yer alıyor.
O yüzden ilk söyleyeceğim şey bu ihtiyacın varlığını fark ettiğimizde kendinize acımasız davranmayın.
Hepimiz aynı gemideyiz.
Buraya kadar tamam ama bazen de öyle bir durum oluyor ki Biz bu ihtiyacın arkasında bir motivasyondan ziyade kısıtlayıcı bir etkisi olduğunu fark edemeyebiliyoruz.
Ne demek istiyorum? En çok karşılaştığım örneklerden bir tanesini vereyim.
Mesela yaptığınız işten memnun değilsiniz.
Belki çok yorucu, belki size hitap etmiyor, belki de ruhunuzu beslemeyi bir kenara bırakın.
Enerjinizi sömürüyor ve hiç sevmiyorsunuz.
Ama... Gel gelelim size statü veren ve toplum tarafından, aileniz, sevdikleriniz tarafından kabul gören bir iş.
Göğüslerini gere gere benim kızım da burada çalışıyor, benim oğlum da bu kadar para kazanıyor diyorlar.
Ya da benim ablam avukat, benim abim doktor diyorlar.
Ve sizin gönlünüzde çok daha farklı bir iş varken...
buraya biraz daha bağlı kalıyorsunuz.
Bunu açık açık söylemeseler bile siz hissediyorsunuz ve kendinize bahşedilen o statüyü, bulunduğunuz o konumu, kazandığınız o parayı kaybetmek istemiyorsunuz ki çok normal bu arada.
Geçtiğimiz hafta Instagram'da size sormuştum.
Eğer aileniz, çevreniz ya da sevdikleriniz tarafından, toplum tarafından onaylanacağınızı bilseniz, kabul görecek olsanız hayatınızda ilk neyi değiştirdiniz diye çok büyük bir kısım işimi, kariyerimi
demiş. Onu yaşadığım ülke, Eşim ve ailem, çevrem cevapları da takip ediyordu ankette.
Kariyer ve ülke örneğinden devam edecek olursam az önce bahsettiğim gibi pek de mutlu olmadığınız bir işiniz var.
Ve sizin gönlünüzde çok daha farklı bir iş var.
Mesela Avustralya'ya gidip koala bakıcılığı yapmak istiyorsunuz.
Şaka yapmıyorum bu arada ben bir ara böyle bir iş bulmuştum.
Workaway diye bir programda bilenleriniz vardır ama...
Gitmedim belki de gidemedim.
Çünkü olası bir değişiklikten bahsettiğiniz zaman çevrenizden aldığınız tepki şu oluyor.
Saçmalama böyle iş bırakılır mı?
Millet senin yerinde olmak için can atıyor.
Gideceksin sürüncen oralarda gibi sizin kararınızı açık bir şekilde onaylamadıklarını belirtiyorlar.
Özellikle de gerçekten toplum tarafından kabul gören bir işiniz varsa.
Peki sizin tepkiniz ne oluyor bu durumda?
Hayır ben böyle yaşamak istemiyorum deyip bir şeyleri değiştirmek için adım atıyor musunuz?
Yoksa... Ben böyle yaşamak istemiyorum ama haklılar ya ne yapacağım ben şimdi gidip diye düşünüp aynı döngüye mi giriyorsunuz?
Benim böyle gitmek istediğim iki tane yer vardı.
Bir tanesi Avustralya. Gerçek anlamda koala bakıcılığı yapmak istiyordum.
Bir tanesi de Brezilya.
Oraya da mezun olduktan sonra uzun dönem staj için başvurmuştum, kabul almıştım ve aynı gün buradaki İstanbul'daki işimden de kabul almıştım.
Buradaki derken İstanbul'daki tabii ki.
Ve o esnada şöyle bir şey oldu.
Çevremdeki insanlar dedi ki zaten sen staja niye gidiyorsun yurt dışında staj yapmaya?
Buraya geldiğinde böyle bir şirkette iş bulabilmek için zaten bulmuşsun.
Ne gerek var? Oraya gideceksin şimdi.
Oranın stajyer maaşıyla geçineceksin.
Hiç bilmediğin bir yer. Sürüneceksin oralarda.
Ailen şu an sana destek olacak durumda değil.
Derken derken... Ben haklı buldum onları.
Gitmedim, gidemedim. Olmadı bir şekilde.
Avustralya'da da benzer sebeplerden dolayı gitmedim.
Sonra İrlanda'ya taşıma durumu çıktığında yine aynı tepkileri aldım.
O zaman Türkiye'nin ekonomik ve politik durumu şu andan farklıydı.
Ve çok iyi bir işim vardı.
Parlak bir kariyerim vardı kendi çapımda.
Ve o an yaptığım, o kariyerden buraya gerilediğim durum çok kabul görmedi.
Ama şimdi dönüp baktığımda...
O kadar eleştirilen bir şey yapmış olmama rağmen iyi ki de yapmışım diyorum.
Çünkü o zaman yaptığım o geri adım şu an bana gani gani geri döndü.
O zaman belki kariyerinde step back diyebileceğimiz geriye adım atma olayı şu an bana inanılmaz şeyler öğretti.
Çok güzel kapılar açtı ve belki de sadece kariyer olarak değil hayattan beklentilerim anlamında ne istediğimi keşfetmem ve aksiyon alıp kararlarımı hayata geçirmem anlamında.
O özgüveni bulmam konusunda çok güzel şeyler kattı bana.
Peki ne değişti Avustralya ve Brezilya'ya gitmemişken İrlanda'ya gittin Emine?
Hem de o soğuk ve rüzgarlı havasına rağmen diye soracak olursanız da ne değişti biliyor musunuz arkadaşlar?
Başta onaylanma ve aidiyet duygusundan bahsettim ya.
Ben toplum tarafından onay gören hayata da kendimi ait hissedemedim ki.
Hatta öyle bir duruma gelmiştim ki kendimi kendime ait hissedemediğim bir süreçten geçiyordum.
Ve en acıtanı da buydu.
Sonradan fark ettim ki insanın önce kendi içinde bulunduğu zihne, bedene, ruha ait hissetmesi lazım.
Gerisi sonra geliyor.
Neden kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum bölümünde bundan detaylıca bahsetmiştim.
Dileyenleriniz oradan da dinleyebilir.
Ama şöyle düşündüm.
Birilerini memnun etmek için mutsuz olduğum bir yerde bir işte kalmak istemedim.
Geriye dönüp baktığımda keşkelerle pişmanlıklarla dolu bir hayatım olsun istemedim.
Çünkü dedikleri gibi olmama ihtimali kadar olma ihtimali de vardı ki oldu da.
O yüzden de bu kanalda böyle güzel kariyer dönüşümü hikayelerini almayı çok seviyorum.
Kendimden bir şeyler buluyorum.
Mesela Duygu Büyükçuoğlu'nun köpek eğitmenliği kariyerini nasıl böyle ilmek ilmek ördü.
Ya da Genceğin hikayesi, Ecem'in hikayesi, birinci sezondaki hikayeler.
O yüzden mutlaka böyle kanalı birazcık karıştırın isterim eğer ilham arıyorsanız.
Burada şunu eklemekte fayda var.
Biz toplum olarak kolektif bir kültürden geliyoruz.
Bireyselliğin çok da kabul görmediği bir yerde duruyor kültürümüz.
E şimdi bunun içine doğan insanların sadece kendilerine ait kararlarla bireysel yaşamlar sürdürmesi de kolay değil.
Günün sonunda dönüp dolaşıp yine primat ihtiyaçlarımız olan güvenlik ve hayatta kalmaya geliyor konu.
Çünkü sırdan ayrılığını kurt kapar.
İşte o zaman kişinin kendisi için neyin önemli olduğunu ya da ne istediğini bilmesi gerekir ki O kadar eleştirinin arasına nereye varmak istediğini bildiği zaman kendisine destek
olacak biri ya da kararını destekleyecek bir argümanı olsun, bir destekçisi olsun.
Bu bazıları için aileden ya da çevreden güvenilen birinin sen bakma onların dediğine ben arkandayım dene ve gör demesidir.
Bazıları için de sen ne karar verirsen ver biz buradayız.
Yolunda gitmezse de bir şey olmaz.
Kararından ya da gittiğin yerden döndüğünde biz yine buradayızın güvencisidir.
Kimisi de ailesinden şunu duymak ister.
Sen yanlış bir şey yapsan da biz seni seviyoruz.
Olduğun halinle sadece bizim çocuğumuz olduğun için yani koşulsuz sevgiyi hissetmek ister.
Kimisi de içinden gelen ben bunu şu an denemezsem sonra pişman olacağım dürtüsünün ağır basıp harekete geçirmesini bekler.
Bu sadece iş ya da ülke değiştirmek için değil ilişkiler için de geçerli.
Belki mutsuz olduğunuz bir evlilik içindesiniz.
Çünkü evlilikte ayrılmak biraz daha meşakkatli ya o yüzden bu örneği veriyorum.
Ama çevreniz ve aileniz sizi desteklemiyor.
Hatta tırnak içinde söylüyorum bunu etiket olarak kullanacağım.
Boşanmış ya da dul biri olacağınıza o evlilikte mutsuz olsanız da kalmanız gerektiğini düşünüyor olabilirler içten içe ve attığınız adımın sonunda bir destek görmemek, onay almamak sizi yalnız
hissettireceği için çekiniyor olabilirsiniz böyle bir kararı almaktan.
Çok normal bu arada çünkü biz insanlar olarak yani bir karar alırken o kararın sonunda nasıl hissedeceğimize odaklanarak karar alırız değil mi?
Ve hiç kimse de şu an mutsuz olsa bile yine onun sonunda aldığı kararda yalnız hissetmek, yine mutsuz hissetmek istemez.
O kadar değişikliğe katlanmak istemeyebilir.
Tabi ilişkileri bitirmeme sebebi sadece buna bağlanamaz.
Çok farklı dinamikleri olan bir konu sonuçta.
Ama bu da bir etken olabilir içten içe.
Bunları söylememin sebebi de bazılarımız için aileden ve çevreden gelen bu ona ihtiyacının ne kadar güçlü olduğunun farkında olmam.
Yani bu konuyu bırakın başkalarının sizi onaylamasını siz kendinizi onaylayın yeter gibi bir yerden tutmak çok da sağlıklı değil arkadaşlar.
Çünkü insanın kendi kendine onaylayabilmesi için önce hayata dair değerlerinin farkında olması, kendini iyice tanıması, bilmesi.
Sonrasında olduğu kişiyle, tanıdığı, bildiği kişiyle pozitif bir ilişkide olması, yani kendiyle dost olması, öz değerinin, benlik saygısının yüksek olması gerekir.
Ve bunların ışığında güçlü yönlerini bilerek sağlıklı bir şekilde özgüven inşa ederken eksiklerinin de farkında olup onları geliştirmeye çalışması gerekir.
Ki o zaman daha sağlam bir şekilde ayaklarımız yere bassın.
Ve bu bahsettiklerinin hepsi bir süreç arkadaşlar.
Yani bir gecede olmuyor, on günde olmuyor, bir senede olmuyor.
Hayat boyu yürüyeceğimiz bir yol ve her zamanda yalnız yürünecek bir yol değil.
O yüzden insanın kendi kendine onaylaması evet çok önemli.
Ama arkasındaki dinamikleri de iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Evet bazılarımız için bu yöntem çalışabilir.
Ben sadece kendimi onaylayacağım diyebilirsiniz.
Ya da bir süreliğine çalışabilir.
Ama sonra onaylanma, anlaşılma ihtiyacı farklı şekillerde de tezahür edebilir.
Engingeç'ten şöyle diyor.
Anlaşılma umudunu tüketen insanlar, dünyayla ilişkilerini beğenilme üzerine kurma eğiliminde oluyorlar.
Kurtulması güç bir tuzağa düştüklerini fark edemeden.
Beğenilmek için sergilenen sürekli bir performans halinin bir noktadan sonra yıkıcı bir tükenmişlik duygusuyla sonuçlanabileceğini aktarıyor ve şöyle devam ediyor.
Hayatını beğenilme üzerine kuran insanların Derinde çoğu zaman dışarıdan fark edilmeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.
Bölümün başında bahsettiğim gibi bu konu çok geniş.
Yani sadece aldığımız kararlara değil, varoluş biçimimize de etki ediyor.
Engin Geçtan'ın dediği gibi bu beğenme arzusu üzerinden.
Bu konuyla ilgili Fransız Marksist teorist, filozof ve film yapımcısı Guy Dibon'un Gösteri Toplumu diye bir kitabı var.
Çok severim, buradan önermiş olayım.
Bunu Newstater'a koyarım. Eğer ki kitap önerilerini takip etmek isteyenler olursa Newstater'dan da takip edebilirim.
Şimdi, şöyle ki bu konu...
Her konu gibi çocukluğumuza indiğinden ve anne baba öğretmen üçgeninde anlayış, fark edilme, şefkat görme, takdir görme ve sevgi beklentimizden kaynaklanıyor.
Eğer ihtiyacınız olan destek, Buraları iyi anlamaksa alanında uzman bir terapiste çalışmakta fayda var.
Ya da benim danışanlarım gibi Emine ben terapiyi aldım evet bir farkındalığım var ama bu farkındalıkla ne yapacağımı bilmiyorum, aksiyona geçmem lazım, bu konuda bir desteğe ihtiyacım var diyorsanız o
zaman ücretsiz ön görüşme için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Bu ön görüşmenin amaçı da birbirimizi tanımak, elektriğimiz tutuyor mu tutmuyor mu ona bakmak, sizin sorularınızı cevaplamak, aklınızdaki soru işaretlerini biraz daha netleştirmek.
ihtiyacı daha net anlamak, nereye varmak istiyorsunuz, size destek olabilecek kişi ben miyim bu süreçte yoksa farklı birine mi yönlendirmemiz gerekiyor gibi bu soruların cevapları.
Ondan sonrasında da zaten ya devam ediyoruz ya da farklı şekilde.
Siz farklı bir uzmanla devam ediyorsunuz.
Evet bu konu uzun.
Sadece karar alma anlamı da değil.
Kişilik ve insan ilişkilerinde de ona ihtiyacı hakkında konuşmak istesek saatlerce konuşabiliriz.
Zira ona da çok örneğim var ama o da başka bölüme kalsın.
Steve Jobs'ın bir sözüyle kapatalım bugün de bölümü.
Başka insanların fikirlerinin, gürültüsünün, kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin.
Ne kadar zor bir sözmüş bu ya.
Neyse beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
