
Norveç’te Cesaret Dolu Bir Göçmenlik Serüveni
11 Temmuz 2023 · 1 sa 8 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Rabia Türkiye'de gazetecilik/internet editörlüğü yapmış ve 2018 yılında Norveç'e taşınan göçmen bir kadın.Yaklaşık 4 buçuk yıldır Norveç’in Bergen şehrinde yaşayan Rabia ile farklı bir ülkede kendi işini kurma, sıfırdan dil öğrenme, iş arama ve bulma, çevre edinme, göçmenlik psikolojisi ile kişisel gelişim konularına değindik.Bölümde bahsi geçen stüdyo linki: https://www.mosaicartstudio.no/nb Artwork: Henry Rivers
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bugün... Yine dünya tatlısı bir konukla beraberim ve gerçekten çok heyecanlıyım bu bölüm için.
Çünkü bütün bu hayatındaki değişimlerinin, bütün demeyeyim ama çok büyük bir kısmına şahit olduğum ve inanılmaz güzel bir yere gelen, inanılmaz güzel şeyler yapan bir konuğum var.
Türkiye'den gazeteci kimliğiyle Norveç'e hiç dil bilmeden taşınan ve sonrasında kendi işini kuran kültür sektöründe çok başarılı olan bir konuğum var Rabia.
Rabia hoş geldin çok fazla uzatmak istemiyorum bu kısmı hemen mikrofonu sana vermek istiyorum.
Teşekkür ederim katıldığın için bugün bize.
Hoş buldum. Ben teşekkür ederim.
Özellikle beni davet ettiğin için buraya.
Esasında hep böyle bir dakika bir yerlerde konuşmam lazım hissi varken podcast vesaire söz konusu olduğunda da tembellik gösteren ama seni dinlerken de bir dakika benim de konuşmam lazım dediğim zamanlar
olmuştu. Senden bu teklif gelince çok sevinerek havalara uçtum.
Öyle umarım güzel geçer.
Kesinlikle çok güzel geçer.
Çünkü senin hikayen, bizim seninle tanıştığımızdan beri yaklaşık iki sene oluyor.
O iki seneden bu zamana yaptıkların, geldiğin, hiç vazgeçmeden kendi işini kurman, bir yerden bir yere evrilmen bana çok ilham veriyor.
Ve eminim dinleyenlere de ilham verecek.
Şimdi en baştan başlayacak olursak sen Norveç'e taşındın.
Taşındığında bir adaptasyon vardı.
Gazeteci olarak gittiğin kendi mesleğini sürdürmek istedin.
Ama orada farklı bir şeyler oldu ve o meslek...
Farklı dallara evrildi.
Birazcık bize o süreçten bahseder misin?
Çünkü bir yere mesleğini yapmak isteyerek gitmek de ondan sonrasında evet ya burada ben Türkiye'deki gibi gazetecilik yapamayacağım dedikten sonra o süreç nasıl ilerledi?
Diğer mesleğini nasıl seçtin?
Peki ben öncelikle güzel sözlerin için teşekkür ederim.
Esasında ilham olan, bana ilham olan sen ve senin çalıştığın, uğraştığın, ürettiğin şeyler onu söyleyebilirim.
Gelişim hikayesine geçmeden önce ben biraz bendeki emrinden böyle bir ufak bahsetmek istiyorum.
Çünkü ben de işte o buraya ilk geldiğim zamanlardaki süreçlerde hep böyle podcastler dinleyerek zamanımı geçirirken...
Gerçi güzel hayallerle tanıştım.
Hatta işte senin o ilk biraz daha geriye dönersek dinleyenler hatta eski dinleyenler bilir farklı hikayeleri olan yurt dışına taşınmış insanlarla konuşuyordun ve benim açımdan bu çok güzeldi.
Hatta böyle ilk keşfettiğimde böyle biz pazar kahvaltılarına falan ben böyle açıyordum.
İşte eşimle birlikte dinliyorduk. Ya baksana çok güzel değil mi?
Neden biz Türkiye'deyken bunları daha önce dinlememişiz vesaire diyorduk böyle.
Hatta yani ben şahsen kendim Türkiye'deyken hep Öğrenciliğim zamanında hep böyle bir dakika yurt dışına gitmeliyim, eğitim almalıyım vesaire gibi hayallerim vardı bir denk gelmedi.
Fakat sonra buraya geldikten sonra dinlediğimizde ya insanlar neler yapıyormuş, biz bunları neden daha önce duymamışız vs.
kısmı çok büyük bir şey oluşturdu.
Ondan sonra zaten her bölümü heyecanla bekledim.
Yürüyüşlerime çıktığımda dinledim.
Hatta sonrasında yazdım bizim de tanışmamız bu vesileyle oldu.
Daha sonrasında yolculuğun bir kısmında senin mindfulness desteğin ve oradaki danışmanlık meselesi de benim için çok kıymetli.
Biz de böyle tanışmış olduk.
Biraz burayı uzattım ama ben biliyorsun ben fırsat verdiğim zaman çok konuşuyorum.
Estağfurullah. teşekkür ederim.
Ben bu kadar büyük bir etkisi olduğunu bilmiyordum.
Bilmiyorum. Belki de söylemişsindir.
Unutmuşumdur ama unutmam gerçi böyle şeyleri.
Şu an inanılmaz duygulandım.
Teşekkür ederim. O ilham meselesi çok kıymetli.
Bir de benim gibi dinleyen ve bu şekilde hisseden çok fazla insan vardır.
Bu kız bu kadar bilgiyi nehar ediniyor.
Çünkü çalışıyorsun aynı zamanda, kendi şeyine uğraşıyorsun.
Böyle hani hakikaten yoğun bir planın var.
Ama aynı zamanda bir sürü kitap okuyorsun, onları söz geçiriyorsun, bir podcast konusu hazırlıyorsun.
Bunun altında çok ciddi bir emek var, onu biliyorum şahsen.
Bu açıdan sadece bu kısmı bile çok ciddi ilham verirken, yayınladığın, o bizimle paylaştığın, işte insanların hikayeleri vs.
bunların hepsi çok büyük bir ilham kaynağı açıkçası.
Oradan biraz güç aldığımı söyleyebilirim.
Norveç'e geliş hikayemize gelecek olursak 2018'in sonlarında Kasım gibi Norveç'e taşındık.
Benim özellikle bu 30'lu yaşlar, annelik serüveni, yeni bir ülkeye taşınma, yeni bir kültür, yeni bir dil gibi böyle bir sürü bir sürü challenge'ların aynı anda hayatıma girdiği ve aynı anda beni
zorladığı, zorlarken geliştirdiği bir süreçten geçtim.
O süreçte. Çünkü buraya geldiğimde hamileydim.
Kızım burada doğdu. Annelik, yeni roller, yeni şeylerin hepsi.
Aynı anda oldu. Bu açıdan da herhalde hayatımda aynı zamanda zihnimde çok fazla kapı açıldı diye düşünüyorum.
Çünkü şey var yani seni öldürmeyen şey seni güçlendirir.
Bir podcastinde böyle söylemiştim yanlış hatırlamıyorsam.
Böyle buraya geldikten sonra da bir taraftan tabii ben kızım bebekken onunla ilgilenirken eşim çalışıyordu.
Dil kursuna devam ediyor bir taraftan.
Sonra o...
Norveç'in tabii ki o inşaatları sayesinde o permission'a çıktı.
Kızım yaklaşık 9 aylık vesaire olduktan sonra ben dil kursuna başladım.
Böyle bir benim dil kursuna başladıktan sonra bir 6 ay falan gittim gitmedim sonra pandemi geldi zaten.
O süreçte Norveççe eğitimimiz yaklaşık yarım dönem tamamen önce birkaç ay herkes kapandı biliyorsunuz.
Bütün dünyada kapanmalar oldu.
Önce evdeydik sonra artık yarı zamanlı şey tam zamanlı evde internetten dersler devam etti online şekilde.
Sonra bir tık daha açıldı yarı zamanlı internetten evden yarı zamanlı okuldan şeklinde.
Bir buçuk iki yıl pandeminin olduğu süreçte dil eğitimine devam ettim.
Ama sanırım şey var hani.
O gazetecilik backgroundu, kendi ana dilinde biraz iyi olma meselesi başka bir dilde insanı iyi olmaya da itekliyor ister istemez.
Çünkü benim için en azından benim karakterimde iletişim ve dil benim için çok kıymetli.
Kendimi ana dilimde iyi ifade edebildiğim kadar bu dilde de iyi ifade edebilmem gerekiyordu.
Bu yüzden de biraz çapa sarf ettim.
Tabii Norveç'in sosyal bir devlet olmasında bu alanda hem devletin hem de gönüllü birçok kuruluşun, belediyenin, yerel kuruluşların çok ciddi katkısı var.
Dili öğrenme, kaynaklara ulaşma ve bunu pratik etme açısından bir sürü fırsatları yakalayabiliyorsunuz burada.
Dolayısıyla tüm bunları totalde katkısını düşünecek olursak hani çok şükür dilde iyi bir yere gelmiştim.
Tabii o iyi bir yer hani anladığı gibi bir seviye vesaire değil.
Sonrasında biraz daha üstüne koyup ondan sonra sertifikasyon vesaire alıp işte...
hem İngilizce'de hem Norveççe'de bir üniversiteye devam edebilecek seviyeye veyahut bir iş yerinde bir şirkette bir yerde çalışabilecek seviyeye gelmeniz gerekiyordu.
Bu da bizim B2 işte herhangi bir dilde B2 dediğimiz seviye ve oradaki işte o belgeleri alma vesaire.
Biz de zaten yanlış hatırlamıyorsam mindfulness kısmına tam benim o belgeleri alma o sınavlara girme zamanımdan biraz önceye denk geliyordu.
O aralar seninle çok sık konuşmuştuk.
Evet. Böyle ben biraz da açarak dağıtarak gittim.
Dil gelişimi böyle oldu.
Sonra muhtemelen tekrar bahsederiz.
Ama iş bulma meselesi de buradan sonra devam etti.
Çünkü şöyle bir şey var.
Benim gittiğim dil okulu belediyenin Bergen Belediyesi'nin bünyesinde.
Aşağı yukarı Norveç'in birçok yerinde de aşağı yukarı aynı sistemler var.
Okulun şöyle bir kolaylığı var.
Dil pratiği yapabileceğin iş yerlerine.
Veyahut kurumlara, gönüllü kuruluşlara vesaire seni öneriyorlar, referans ediyorlar, görüşme oluyor.
Beğenirsen tabii bu şey senin ilgi alanının, çalışmak istediğin yer vesaire vesaire gibi yerlerde.
Okul sana bir yer ayarlıyor.
Oraya gidiyorsun, çalışıyor gibisin, stajyer gibisin.
Bir yandan dil pratiği yapıyorsun, insanlara konuşuyorsun.
Bir yandan iş hayatı nasıl olur bunları öğreniyorsun.
Para kazanıyor muydun orada?
Hayır, bu tamamen ücretsiz.
Zaten staja gittiğin süreçte ücretsiz oluyor.
Sen gönüllü oluyorsun ki zaten gönüllü bir yere kabul edilmek bile zor.
O açıdan okulun referansı olması çok önemli çünkü okul şöyle sunuyor.
Bu bizim öğrencimiz şu seviyeye kadar geldi.
Bu seviyeden sonra dışarıda da artık dili pratik etmesi gerekiyor.
Biliyorsun işte o kitaplarda öğrendiğinle dışarıda konuşulan bambaşka oluyor.
Hele Norveç gibi diyalektik konusunda aşırı zengin bir ülke olduğunu düşünecek olursak hayata dışarıda öğrenmek çok daha önemli dille birlikte.
Hocam siz bu dil okuluna giderken bu dil okulu devletin size ayarladığı bir dil okulu mu yoksa kendinizin seçip de gittiğiniz bir dil okulu muydu?
Söyle, dil okulu devletin mühendisliğinde, belediyenin, senin buradaki oturumun, geliş sürecin vs.
çeşitli şartlara bağlı olarak değişiklik gösteriyor.
Örneğin, örnek veriyorum, Norveçli biriyle evliysen, ücretsiz dil okulu hakkın var belli bir seviyeye kadar.
Mülteci veyahut siyasi sığınmacıysan vs.
orada da bir ücretsiz hakkın oluyor.
Eğer çalışansan...
Bazı çalışanların uluslararası şirketler karşılıyor.
Bazen üniversiteye araştırma görevlisi olarak geldiysen, üniversitenin kendi bünyesindeki dil okuluna ücretsiz gidebiliyorsun.
Veyahut normal bir expat olarak geldiysen de, belli bir ücret karşılığında dil okuluna kendin gidiyorsun.
Bu bahsettiğim belediyenin bünyesi.
Bunun dışında tabii ki ücretsiz birçok imkan var.
Türkiye'de Kızılay dediğimiz Red Cross ve Normaçlı Röde Koç dediğimiz şeyin, Uluslararası kuruluşun çok ciddi hizmetleri var bu alanda.
Bunun gibi bir sürü yerel kuruluşlar da var.
Onlardan da yararlanabiliyorsun.
Ben bir dönem ücretli gittim.
Sonra iş ve işçi bulma kurumu gibi ama aynı zamanda bu kurum sosyal yardım, emeklilik vesaire gibi bir sürü ücretsiz hizmet alabileceğin, danışmanlık alabileceğin bir kurumu var Norveç'in.
NAV dediğimiz. Oraya başvuruyorsun.
Ben yeni bir göçmenim.
İşte buraya geldim. Dil seviyemi şuraya kadar getirdim.
İşe girmek istiyorum.
Bana bu konuda yardımcı olur musunuz?
Çünkü Norveç'te şu çok önemli.
Türkiye'deki gibi meslekler arasındaki gelir dengesizliğinden kaynaklı bir oradaki bir uçurum yok.
Yani atıyorum bir, kesinlikle küçümsemek için söylemiyorum, oradaki o şeyi farkı göstermek için bir belediye işçisinin sokakta sokak temizliği yapan veya çöp toplama hizmetinde bulunan
bir belediye işçisiyle bir doktorun aldığı maaşın arasında uçurum yok burada.
Tek fark şu, işin var mı, yok mu?
Daha doğrusu vergi ödüyor musun, ödemiyor musun?
Çalışmayanla çalışan arasındaki fark.
Kültürde maalesef, maalesef demeyeyim, esasında bu sosyal bir devlet anlayışının bu şekilde yönetilen bir ülkenin olması gerekeni.
O yüzden herkes aşağı yukarı emeğinin karşılığını aldığı için burada işin var mı, vergi ödemek istiyor musun?
İstemiyor musun? Arasındaki bir fark var.
O yüzden sen ben çalışmak istiyorum, bu ülkeye değer katmak istiyorum, çalışırken aynı zamanda belgemi ödemek istiyorum dediğinde bütün yollar sana açılıyor.
Ve ben NOV'un böyle bir sistemine başvurdum.
Orada sana bir... Danışman atıyorlar.
O sana işe girmek için yardımcı oluyor.
Bu konuda girmek istediğim, yapmak istediğim meslekle alakalı eksikliklerim varsa bu dil okulu olabilir, belli başlı kurslar olabilir, alman gereken sertifikasyonlar olabilir.
Bunların hepsiyle alakalı sana yardımcı oluyorlar.
Kalan bir dönemde yani o B1'den B2'ye gelecek olan seviyede de NAV benim okul ücretimi karşıladı ve ben ücretsiz gittim.
Nöbetçi kursuna ve bir projeye başvurduğum için ben iş bulana kadar iki çeşitli bir stajyer dönemi oluyor, stajlık dönemi.
Bir dil pratiği yaptığım dönem, bir de iş pratiği yani esas iş stajyeri olduğum dönem.
İş stajyeri olduğum dönemde de belediyeden maaş alır gibi başvurduğum projeyle maaş almaya başlamıştım.
Esasında bana devlet maaşını öderken ben de gidip başka bir kurumda stajımı yapmıştım.
İlk başvurduğum yer ilginçtir, bir kültür ofisiydi.
Tam bu bahsettiğim şeyden pandemi gelmeden hemen önceki dönemdi.
Böyle çok ilginçtir.
Ben aynı zamanda oranın sosyal medyasıyla alakalı bir şeyler yapıyordum.
İşte Facebook'ta nasıl paylaşımlar yapabiliriz?
Nasıl daha farklı kitlelere ulaşabiliriz?
Aynı zamanda böyle oranın hafta içi yaşlı, emekli yani yaşlı dediğim ama kafamda sakın bizim Türkiye'deki yaşlılar gibi bir algı gelmesin.
Bayağı 67 plus hatta 70 plus insanlar.
Şöyle büyük bir kültür ofisi var.
Güzel bir odası. Bu odada işte 70-80 yaşındaki insanlar yazın tatile İspanya'ya gittikleri için İspanyolca kursu, literatür dersi alıyorlar.
İşte öbür odada 70-80 plus nineler, teyzeler acayip aktifler, acayip enerjikler.
İşte spor salonunda cimnastik yapıyorlar, protest dersi alıyorlar falan.
Böyle bir kültür ofisi. Toplumun her kesimine hitap eden aktiviteler yaptıkları için kültür ofisleri belediyenin önünde.
Şehrin her köşesinde vardır.
Ben orada staja başladım.
Dediğim gibi bir taraftan Facebook vs.
böyle o iletişim, dijital marketingle alakalı ilgilenirken diğer taraftan yaşlarla birlikte pilates dersi yapıyorduk.
Zaten iki ya da üç gün gidiyordum.
Başladığım gün hep birlikte bütün çalışanlar sabah önce birlikte pilates dersi yapıyorduk.
Stres atıyorduk. Sonra herkes işine devam ediyordu.
Orası çok güzeldi ve orada bir sürü güzel insana tanıştım.
Fakat bir buçuk ay sürdü.
Sonra hemen pandemi.
Zaten benim kızım hani ben okula tarihsel olarak şöyle söyleyebilirim.
9-10 aylıkken eşini permission aldı ve izle çıktı.
Sonra kızım 1 yaşına geldi.
Buradaki kreşe başladı.
Göçmensen evde en az bir kişi ana dili kadar Norveçli konuşmuyorsa 1 yaşında kreşe başlatmak zorundasın o çocuğu.
Böyle bir hak tanıyorlar yani hatta öncelik.
Çünkü genelde Norveçli aileler veyahut evinde en az bir kişi Norveç'e konuşabilen insanlar 2-2,5 hatta belki 3 yaşına kadar çocuğunu evde ben kendim bakmak istiyorum dediğini evde tutabiliyor ve devletten onun maddi
desteğini alıyor. Ama ana dili gibi Norveççe öğrenmesi, kültüre alışabilmesi için bizim çocuğumuzun bir yaşında kreşe başlaması gerekiyordu.
Onu kreşe verdik.
Eşim işe devam ediyor, ben staja başladım.
Öyle bir dönemdi. Fakat o bir buçuk ayda pandemi patladı, kapanmalardan konuşuluyor.
Çok böyle krizli bir dönem.
Ben de çocuğumla alakalı çok endişeliydim o zaman.
Hani kreşte çünkü çok çeşitli insan var.
Hastalanabilir mi, hastalık bulaşır mı?
Çünkü biliyorsun o pandemide işte...
Yayılan meseleleri. Hemen stajı bıraktım.
Çok geçmedi. Bir hafta sonra kapanma oldu vesaire.
Orası öyle geçti. Sonra ne zaman biz online derse Norveç'e başladık.
Ben de aynı zamanda işte bu bahsettiğim navın bir şeyine kursuna ve projesine başvurdum.
Oradaki danışanın bana bir staj yeri buldu.
Bergen'in ticaret odası.
Acayip büyük bir yer. Bergen, Norveç'in ikinci büyük şehri.
Şöyle bir güzelliği var.
Doğanın içinde, şimdi sen İrlanda için Avrupa'nın köyü diyorsun ya, bence Avrupa'nın köyü Norveç.
Olabilir, olabilir.
Hatta yani hani tarihsel geçmişe bakınca Danimarka, Norveç, İsveç birliği varken ayrılınca Danimarka daha şehirsel, arkasından İsveç geliyor, Norveç en sınırlı ve Danimarkalılar Norveçleri köylü diyorlarmış.
Düşünmedim aslında. Ben Norveç'e geldiğimde hani bana Oslo tabii ki de bir şehir ama şimdi karşılaştırıyorum Oslo dışında.
Bergen'i eğer doğru telaffuz ediyorsam Stavanger'i falan.
Stavanger evet. Baktığım zaman gerçekten de köy Avrupa'nın köyü olabilir.
Evet çünkü çok doğa tamamen doğanın içinde ikinci büyük şehir Bergen.
Her yere ulaşabiliyorsunuz.
Aynı zamanda liman şehri olduğu için uluslararası bir perspektifi var.
Çünkü bütün o deniz ürünleri, ithalatı, ihracatı ve işte Stavanger ve Bergen arasındaki o petrol çıkarma ve petrol ihracatı meselesi bu bölgeden yürüyor.
Dolayısıyla hem uluslararası bir perspektifi var hem de yerelde çok kuvvetli bir şehir.
O yüzden hem Bergen'i çok seviyorum hem de burada yaşamaktan gerçekten mutluyum.
Ticaret odası dediğimizde acayip büyük bir perspektifi, büyük bir skalası olan bir yer.
Uluslararası böyle şehrin en büyük şirketi de oraya üye.
Küçük böyle bir yerelde bir lokal şirketi de oraya üye.
Böyle acayip güzel bir yer.
Ben orada stajyer iletişim çalışanıydım.
Ve ticaret odasının üye şirketlerinin liderleriyle Benim arada Norveççiye kayabilir çünkü Norveççide Türkçe'ye göre yazılarak okunduğu için telaffuzu bize daha kolay ve malum
yerleşiyor bazı kelimeler.
Onu soracaktım bu arada.
Soracağım çok şey var ama o kadar güzel anlatıyorsun ki asla bölmüyorum.
Sen lütfen beni böl çünkü bırakırsan çok anlatacağım.
3-5 bölüme falan sığabilir.
Olabilir ama yani çünkü sen çok hızlı bir şekilde Norveççe öğrendin ve inanılmaz akıcı konuşuyorsun.
Hani o şekilde iş buldum.
Ben mesela Norveççe gibi bir dili bana biraz daha uzak geliyor.
Nasıl öyle öğrenirdim bilmiyorum.
Çünkü çok fazla soru da geliyor.
O yüzden böldüm. Mesela bir dil öğrenirken çok fazla farklı ülkelere taşınan dinleyicilerim de var.
Bana hep şey soruyorlar.
Dil öğrenirken nelere dikkat etmeliyiz?
Belki ilerleyen dakikalarda buna değiniriz.
Şu an değil. Ben çok bölmeyeyim, konuyu dağıtmayayım ama.
Hemen arkasına onu da koyacağım.
Çünkü şöyle bir şey var.
Zaten staja başladığımda çok harika değildi dilim.
Bu açıdan şanslıyım.
Çünkü çevremde gerçekten çok iyi insanlar vardı.
En son podcast'ımda networkingle alakalı bahsettiğim şeylerin hepsine katılıyorum.
Çünkü ben birçoğunu uyguladım.
Hatta uygulamadım veyahut bilmediğim kısımlarında böyle not aldım.
Rabia kesince bunları da yapmalısın diye.
Neyse ben staja başladım ve orada üye şirketlerin liderleriyle röportaj gerçekleştiriyorum.
Röportajları yani gazetecilik geçmişim olduğu için ya böyle Zoom'dan çünkü pandemi dönemiydi.
Birçok şeyi zaten ben online yaptım.
Hatta evden çalıştım.
Ya böyle Zoom'dan röportaj yapıyorum.
Ya telefondan çok nadir bir kişiyle bir tanesine falan belki yüz yüze gelmişimdi.
O da artık evden çıkmak istemiştim yani.
Gideyim fotoğraflarını bari ben kendim çekeyim şeklinde.
Fakat şöyle bir şey var.
Konuşurken güzel. Okey. Anlıyorum.
Anlamadığım yerler olsa totalden konuyu çıkarıyorum vesaire.
Ama ses kaydı yapıp o ses kaydını birebir deşifreye dökeceğin zaman orada patlıyorum.
Bakalım şimdi Rabia ne yapacak?
Neden? Bazen benim gibi bir tane benim burada Türk gazeteci arkadaşım var.
Benden çok 3-5 sene önce gelmiş.
Şu an gazeteci hayatında o devam ediyor.
Novetçisi iyi birlikte oturup yapabiliriz belki diye.
Ama o da o kadar yoğundu ki yani her...
Zaman her röportajımda haftada bir röportaj yayınlanıyordu.
Gidemem yani kızın mesaisini o kadar çalamam.
Yapabildiğimi kendim yaptım.
Ama çalıştığım yerdeki hem şefim Norveçli bir şefim vardı.
Bir de oranın göçmen backgroundlu.
Yani burada doğmuş büyümüş ama ailesi Şilili'ydi zannedersem yanlış hatırlamıyorsam.
Bir koordinatör vardı ve çok anlayışlılar.
Bir de tabii benim hikayemi vesaire duyduktan sonra böyle yardım etmek için çok böyle açıklardı.
Aralarda onlardan destek aldım.
Zaten hani bir internet sitesi nasıl kullanılır?
Benim şimdi internet sitesi editörlüğümde olduğu için oraya haber nasıl yüklenir?
Fotoğraf nasıl? Bunlarla hiçbir sıkıntım yok.
Dil yabancı olsa da hallediyorsun hani o meseleleri.
Dil öğrenme meselesinde de belli başlı projeler ve yerelde çok güzel fırsatlar olduğundan bahsetmiştim.
Bir tane proje var.
Guide atıyorlar sana. Tanışıyorsun Norveç'le.
Haftalık belli düzenlerde de aylık buluşuyorsun ve dil pratiği yapıyorsun.
Benim öyle bir guide'ım vardı.
Hem çok yakın komşum sayılır hem de Norveç emekli bir kadındı.
Hala görüşürüz. Çok tatlı birisiydi.
Lucy. Lucy'ye dedim ki Lucy bak böyle böyle ben böyle bir staja başladım.
Çok güzel çok sevindim senin adına vs.
Fakat dedim çok zorlanıyorum.
Lucy konuşurken de böyle gramatik olarak beni düzeltirdi falan.
Şimdi bazı zamanlarda birisi seni düzeltirken akıcı konuşan aslında böyle artık teklemeye başlarsın.
Lise o kadar tatlıydı ki ve ben zaten onunla ilgili dille, dil pratiğiyle çalıştığımız için onun düzeltmesi beni rahatsız etmiyordu.
Sonra dedi ki Rabia ben çok seviyorum gramatik falan böyle metinlerle uğraşmak.
Gel birlikte yapalım. Sen yapamadığın bir şey olursa gel.
Lucy'yi arıyordum hop atlıyordum hemen gidiyordum yanına oturuyorduk açıyordum bilgisayardan birlikte de şifre yapıyorduk.
Şurada bunu dedi sanırım ama yanlış mı anladım acaba?
Hayır hayır öyle demedi falan.
Yazıyorum belki yazdıklarımı kontrol ediyordu.
Ben önden bir hazırlıyordum onunla gidip check ediyorduk falan.
Böyle bir süreç geçti ve ben yaklaşık 10-11 tane falan yani 6 aylık bir staj sürecim geçti.
Orada çok ciddi 10-11 tane röportaj teslim ettim.
Projede şöyle bir yere başlatıyor bir proje hızlı işe girme ile alakalı 5 haftalık deneme sürecin var.
İşveren seni deniyor ve işveren diyor ki tamam ya ben bunu sevdim.
Bu elemana iş verebilirim bu proje sonunda diyorsa orada devam ediyorsun.
Demiyorsa danışman diyor ki tamam hadi bakalım buradan çıkıyoruz şimdi başka bir yer deneyeceğiz.
Fakat orası o kadar güzel bir yerde ki tam da böyle röportaj vesaire benim sevdiğim işler.
Ben dedim ki beni bu projeden çıkar.
Ben burada dedim staja devam etmek istiyorum 5 haftadan sonra.
Orada dolayısıyla 6 aylık bir sürecimiz oldu.
Çünkü işveren şey demiş ya buraya henüz böyle birini staja alma gibi bir imkanımız yok.
Zaten pandemi benim röportajlarımda hep pandemiyle alakalıydı.
sektörde pandemiyi nasıl etkiledi vesaire gibi.
Şu an bunu kestiremiyoruz.
Rabia'yı inşalamayız ama bir proje var.
Göçmen beklentili olan insanları bulundukları yerden daha iyi bir yere taşımak için mentorluk projesi.
Ben dedi benim şefim oraya Rabia için referans olacağım.
Rabia o projeye alınabilir.
Ben zaten bir önceki sene yani daha A2 seviyesindeyken dilim oraya başvurmuştum ve kabul edilmemiştim.
Çünkü benimki cahil cesareti buldum her yere başvuruyorum vesaire.
Dolayısıyla böyle opportunity projenin adı da Bergen Opportunity.
Opportunity alacaklarsa beni tamam ben burada kalıyorum falan deyip böyle iş bulmuş gibi sevinmiştim.
6 ay sürecinde bana referansı olur, ben Opportunity'ye alındım.
Opportunity Projesi'den önce bahsettiğim gibi her yıl 20 kişilik bir ekibi alıyorlar.
Burada büyümüş, burada doğmuş, sonradan gelmiş fark etmiyor.
Background'da bir göçmenlik varsa, farklı kültürlerdensen, sen bulunduğun yerden daha iyi bir yere nasıl gelebilirsin?
İş hayatında sana göre, senin yeteneklerine, çalışmak istediğin alana vs.
senin özelliklerine göre iş hayatından Norveçli bir mentor buluyorlar ve mümeç ediyorlar.
Bu meçle birlikte sen o mentorla düzenli buluşuyorsun, görüşüyorsun.
Böyle değişik uygulamalar var.
Her aylık toplantılar var.
O toplantılarda kurslar alıyorsun vs.
Çok güzel bir projeydi.
Böyle bir Ağustos'tan, diğer Ağustos'a kadar bir dönemlik.
Pardon, Ağustos'tan Haziran'a kadar böyle bir dönemlik.
Ve orada onların hepsi, o mentorların hepsiyle ve katılan mentilerin hepsiyle tanışıyorsun.
Bir, network demek.
İki, iş hayatından bir sürü insanı tanımak demek.
Ve herkes farklı sektörden ve farklı iş gruplarından olduğu için acayip böyle kafanı açan bir ortam.
Ben tabii oraya başladığımda yani B2'ye çok yeniyim.
Belki daha B1 seviyem o kadar.
Birçok şeyi anlamıyorum.
Bana böyle çoğu zaman kalbur üstü gelen konular falan, girdiğim ortamlar böyle yani hani konuştukları konu, iş sektörü vesaire düşünce acayip kalbur üstü ortamlar.
Bazen anlamıyordum, bazen kendimi çok kötü hissediyordum ve diyordum ki Rabia bu projeye katılmak için çok mu erken davrandın burada?
Burası ait hissetmiyordum yani bazen.
Ama yine de bu hislere rağmen Somali'li bir menti arkadaşım vardı.
Arada şimdi böyle kütüler yakın olduğu için böyle paylaşırdım onunla.
Ya burada ben kendimi çok kötü hissediyorum.
Burada ne işimiz var falan. Çünkü atıyorum ticaret odası bir yıllık konferans düzenlemiş.
Acayip büyük bir konferans.
İngiltere Çevre Bakanı geliyor.
Bilmem işte zaten Norveç Başbakanı ve sınırlı konferansta böyle.
Bütün iş hayatı orada.
Konuştukları şey. çevre, insan hakları, demokrasi yani nasıl daha şu anki bulundukları seviyeden daha iyi bir seviyeye gelirler.
Düşünsene benim gibi Türkiye'den gelmiş ve çevre bilincinin bilmem kaç yaşından sonra hayatına şey yapmaya çalışan, oturtmaya çalışan bir insan olarak konuşturan konuları.
Dolayısıyla gerçek anlamda çünkü hani Ben hala ait olduğum yerlerden taşıdığım izlerle birlikte, o zihnimdeki o backgroundla birlikte, oradaki deneyimlerle birlikte bir perspektife sahibim.
Bakarken de oradan bakıyorum.
Bazen de şöyle oluyor.
Yanımda Norveç'in başbakanı oturuyor.
Çok erişilebilir, çok ulaşılabilir bir kadın.
Ve sen geçip karşıda merhaba iki dakika sohbet etmek istiyorum dediğinde aa öyle mi?
Çok tatlı deyip oturup seninle sohbet ediyor.
Şimdi böyle bir ortamda sürekli kıyas içerisindesin.
Kıyasla dünyayı kendi ülken, ülkeni düşününce de kötü hissediyorsun kendini.
Ya ben en azından kötü hissettim.
Çünkü ya biz neden buralara gelemiyoruz?
Biz neden bu kadar iyi olamıyoruz gibi böyle bir sorgulamalar oluyordu.
Neyse tüm bu kötü hisslere rağmen devam ettim.
O Somalili arkadaş şöyle diyordu.
Çünkü düşünsenize yani ben Türkiye'den geldim.
O Somali'den ikimiz aynı ortamdayız.
Muhtemelen o da kendince kıyas yapıyor.
Çünkü Somali Türkiye'ye göre çok daha belki geride kalmış birçok açıdan bir ülke.
Evet ama Rabia şu an buradasın, buraya odaklanalım gibi böyle motive eden bir şekilde konuşuyordu benimle.
Mindfulness uygulamış Somalili arkadaşın senin üzerinde.
Kesinlikle. Velhasıl Kenan böyle bir süreç geçti.
Hatta ben şöyle düşünüyordum.
O süreçte benim bir işim yok.
Yani staj yapmışım, opportunity geçmişim.
Bütün katılımcıların hepsinin çok iyi işleri var vesaire.
Kendimi herkesin işi var.
Bir tek senin işin yok diye bu sefer hani.
Zihnimde kendi kendime aşağı çekme politikası başlamıştı.
Çok geçmeden ben o ticaret odasında staj yaptığım için ve önceki beni işe alacakları konumda çalışan Türkiye'nin TRT'si gibi diyebileceğimiz Norveç
'in kanalına, NRK dediğimiz kanalına transfer olmuştu kız.
İş bulup gitmişti. Birine ihtiyaçları var.
O kız orada staj vermiş, iş bulup gitmiş.
Ama ben orada daha önce staj yaptığım için bana dediler ki Rabia hani böyle birine ihtiyacımız var.
Ama artık seni daha fazla stajyer olarak çalıştıramayız.
Seni buraya işe almak istiyoruz.
Ben tabii beni arayıp telefonda projenin koordinatörü Rabia böyle bir ihtiyacımız var.
Bizimle çalışmak ister misin dedi. Doğru anladın mı diye birkaç saniye zihnime düşürdüm.
Emin misin ne dediğimi falan kekeleyerek naracı konuşayım.
Evet evet dedi. Şu gün müsaadenizle gel falan.
Tabii tabii müsaadenizle kapattım ama.
Birkaç saniye daha düşünün bana iş teklif etti telefonda.
İş bulma sisteminde normal bir şey değil bu yani.
Neyse ben gittim tabii konuşmaya vesaire böyle sevindim havalara uçtum gittim.
Yine pandemiden yeni çıkılmış bir dönemdi ve işte ekonomik durumlar burada seni direkt bu şekilde işe alamayabiliriz.
Çünkü Norveç'in sana ben daha önce de anlatmıştım o işe alma süreçleri çok bambaşka bir süreç.
Fakat dediler ki Rabia'cığım sen freelance çalış.
Biz sana kendi şahıs şirketi nasıl kuracağını gösterelim.
Rol gösterelim. Sen git çalış.
Zaten aktif olmayı seviyorum.
Biraz ofiste değil de biraz ofiste biraz dışarıda vesaire.
Bu kendi içinde bulunduğum projenin sosyal medyasıyla alakalı çalışacağım.
Yine röportaj yapacağım. LinkedIn hesabını yöneteceğim vesaire.
Ve freelance olarak çalışacağım.
Kendi faturamı kesip göndereceğim.
Düşünsene bana açılan kapıyı.
Bireyselde kendi şirketimi kırıp çalışmaya başladım.
Peki, sen şimdi orada ilerlemeden önce dedin ya hani kendini başkalarıyla kıyaslıyorum, herkesin işi var, sen yoksun, şöyle kıyaslıyorum, böyle oluyorum.
Buradan nasıl çıktın?
Çünkü orayı da yani şöyle söyleyeyim, orada kaybolup dibe de çökebilirdin ve bu senin ilerlemeni engelleyebilirdi de.
Sen orayı nasıl yönettin?
Ya açıkçası şöyle oldu.
Şimdi arkadaşımın haklı olduğu gibi bazen gerçekten beni çok basan durumlarda atıyorum.
Bu konferansta günün yarısından sonra eve gittim.
Çünkü bir şey dedim kızım rahatsızlanmış eve gitmem lazım.
Gerçekten eve gittim. Çünkü şey var orada o üzüntü o duygusal yoğun bazen yönetemedim.
Yarısı da bırakıp eve gittin.
Ama tüm bu tarz ortak bir araya gelmeler ve kurslar alma vesaire de bunların hepsini ben bir taraftan tabii eskiden gazeteciliğim verdiği şeyle ortada olma, insanların önünde durma vesaire gibi konular
hem zorlanmadığım hem de istediğim bir şey.
Çünkü zaten projenin amacı da bu.
O projeye başvururken bir amaçla başvuruyorsun.
Ben şey demiştim hayalim benim gibi göçmen olan kadınlara özellikle kadınlara Güzel bir örnek olabilmek.
Bakın nerelere gelebilirsin gösterebilmek demiştim.
Çünkü esasında çeşitliliği düşündüğümüzde hem kadın olarak hem göçmen olarak lider pozisyonlarına gelmek çok zor.
Dünyanın her yerinde böyle. Norveç'te de keza böyle.
Ve o yüzden göçmen backgroundu insanları desteklemek istiyorlar.
Burada ben lider olmuşum, bir yerde şef olmuşum, bir şirketi yönetiyorum.
Bu önemli değil ama seni bulunduğun yerden daha iyi bir yere taşımak mühim.
Kendime hep şöyle söyledim.
Rabia başka bir fırsat olmayabilir çünkü.
Bu sene oportuniteye katıldın.
Hadi bakalım seneye bir daha sen niye alalım ki?
Alacağını al. Böyle bir değerlendirme yaptığımda diyorum ki bu fırsatı değerlendirmem lazım.
Sonra tabii bir de bir mentorum var.
Norveçlilerin en sevdiğim özelliği Emine'cim.
Bunu tabii o süreçte değil de çok daha sonra fark ettim.
Hatta kendime bir dakika bunu düstur olarak almam lazım diye düşündüm.
Çünkü şöyleler. Bir konuda olumsuz konuşmayı sevmiyorlar.
Bir meseleyi Kendilerine strese sokacak şekilde bakmayı istemiyorlar.
Hatta böyle bir deyimleri, atasözü gibi üttürükleri var.
Nül stres. Nül stres.
Yani sıfır stres. Strese sokabilecek her şeyden uzak durmak birinci tercihleri.
Mentörüm ve etrafımda bulunan herkes bana gerçekten güzel iltifatlarda bulunuyorlardı.
Yeri geldiğinde bu iltifat işte böyle gerçekten iltifat.
Yeri geldiğinde belki motive edici bir sözdü.
Ama hiç olumsuz konuştuklarını görmedim.
Özellikle bana karşı kimseye karşı konuşmuyorlar ama.
Ortamda bir durum varsa da bunu olumsuz tarafından görmektense olsun ya.
Bunun da şu tarafı var bak.
En azından böyle.
İyi olacak. Debelir bra.
Her zaman iyi olacak. Hep mottoları bu şekildeydi.
Düşün bak belki hani dil konusunda da şimdi böyle birileriyle yeni tanışıyorsun.
İşte o zamanlar 2 yıl olmuş, 3 yıl olmuş Norveç'e gelin.
Şimdi de çok değil zaten 4 yıl yeni bitti.
5. yılın içindeyim.
4 yıl olmuş Norveç'e geldim diyorum.
Aa harika Norveççe konuşuyorsun.
Diyorsun hakikaten ültürüğünü bırakmış.
Ya şimdi o inanılmaz.
karşılığı daha önce sana da dedim ya yani bendeki karşılığıyla ondaki karşılığı bir mi?
Çünkü inanılmaz iyi konuşuyorsam Norveçli'ye göre bir göçmene göre bir sürü şey var.
Hani burada trik var. Ve gerçekten diyelim ki o iltifat alamıyordum.
Çünkü yok ya hani beni desteklemek için öyle söylüyorlar.
Aslında o kadar da iyi değilim.
Hani çünkü hala orada beni aşağı çeken meseleler var.
Ama dediğim gibi bir taraftan kendime bu fırsat bir kere geliyor, bir daha olmayacak deyip kendimi motive etmeye çalıştım.
Bir taraftan tabii içinde bulunduğum çevremdeki insanlar bu açıdan çok destekledi beni.
O olumsuz şeyden bu şekilde çıkmış oldum.
Burada ben şeyi de duyuyorum.
Hani dedin ya benim bir amacım vardı.
Göçmen kadınlara destek olmak istiyordum diye.
Orada şeyi de anladım ben.
Büyük resme odaklanmak.
Yani senin orada bir amacın vardı ve o amaca düşe kalka da olsa gitmek istiyordum.
Ve çevrenin de önemi çok önemli.
Çünkü ben şeyi düşünüyorum. Ben İrlanda'ya ilk geldiğimde buradaki arkadaşlarım eğer olmasaydı, bu kadar güçlü bağlar kuramasaydım, bu kadar desteklenmeseydim.
Çünkü burada benim bir ailem var.
Ailem olmasaydı muhtemelen bu kadar tutunamazdım.
Dediğin gibi hani hem çevre hem büyük resmi görmek çünkü benim de bir amacım vardı.
Ve şeyi de düşünüyorum dedin ya sen pozitif kalmak ama Norveçliler onu güzel bir yerden yapıyor.
Çünkü toksik pozitiviteye de gitmiyor anladığım kadarıyla.
iyi buluyorlar. Daha da işte dağıtmıyor ama onu ortasında buluyorlar demek ki bir şekilde.
Peki sonra ne oldu? Sen hani bu şekilde ilerlemeye devam ettin.
Sonra ne oldu? Heyecanla bekledin.
Proje bitti. Şimdi ben bu süreçte oradan hemen iş aldım.
Kendi şirketimi kurdum ve freelance olarak yaklaşık bir yıl dokuz ay gibi bir süreç çalıştım orada.
Bir taraftan tabii Bu bahsettiğim projeye, NAV'ın desteklediği projeye, dil okuluna vesaire devam ettim.
Bir taraftan freelance çalıştım.
Benim için güzel bir süreç oldu.
Röportajlarım vesilesiyle de bir sürü insanla tanıştım.
Tabii o süreçte henüz daha net bir iş bulma, net bu.
Çünkü Norveç'teki pozisyonlar yüzdelik dilimlerde.
Yani yüzde yirmi beşlik bir iş olabilir, yüzde otuz beşlik, yüzde ellilik veyahut yüzde yüzlük.
Bir pozisyonun bir prosent dilimi var.
Bir de kadrolu. tam zamanlı, kadrolu ya da geçici işler.
Proje bazlı 1 yıllık olabilir, proje bazlı 3 aylık olabilir, proje bazlı 2 yıllık olabilir veyahut %100 fast dediğimiz hem tam zamanlı hem de kadrolu iş olabilir.
Değişiyor. Yani benim o süreçte net.
Böyle bir şeyim, işim yoktu.
Stabil ve garanti diyebileceğimiz bir iş yoktu.
Onun dışında bütün şeyler, kredi çekebilme, ev alabilme vs.
vs. gibi meseleler işine ve gelir durumu esasında ödediğin verginin oranına göre değişiyor.
Bu tatil... Ne girdik tabii biz o Temmuz'da.
Sonra bir tane burada benim Türk arkadaşım var.
Benim gibi sonradan hatta benden sonra gelmiş.
Kendisi Türkiye'deyken mimarmış.
Böyle bir şirket kurma fikri var.
Yine böyle aktiviteler, kültür vesaire bu alanda.
Fikriyle bana geldi. Ben de ona böyle ya çok güzelmiş yapabilirsin bak kurarsan şuraya görüş bununla görüş gibi fikirler verdim.
Sonra bir gitti. Sonra kendi arkadaşıyla vesaire konuşmuş.
Birlikte başka bir arkadaşıyla bir şirket kuracakmış sanırım ama.
Şimdi bir şirket kurma meselesi kendinden ekstra, kendinden motorlu olmayı gerektiriyor.
Kimse seni işveren gibi hadi bakalım iş saatin belli, hadi bakalım şu saatte çalışacaksın al maaşın bu demiyor.
Kendin çalışırsan, emek verirsen karşılığını alıyorsun.
Öbür türlü oturursan işte oturuyor.
Bir süre geri geldi. Dedi ki Rabia ben senden o enerjiyi aldım.
Burada zaten iyi kötü bir çevrem de var.
Gel bu işi birlikte kuralım.
Ben de biraz düşündüm.
Zaten çok hevesliyim. Bir de tabii şey var bir taraftan hani kendine iş hayatında yer edinmemi, kendi iş yerini, kendi...
Düşününce ya evet ya uzun vadede biz böyle bir garanti iş bulamazsak o zaman kendi işimizi kuralım vesaire gibi bir fikirle yola çıktık.
Tabii burada hemen parantez açıyorum.
Ben tüm bunları yaparken bizim burada küçük bir gönüllü organizasyonumuz vardı.
Birkaç Türk arkadaşımızla.
Çocuklarımız büyüyor. İşte resmi bayramlar geçiyor.
Böyle hani güzel günler, özel günler geçiyor.
Kültürü nasıl aktarabiliriz vesaire diye düşünürken.
Hem de tatiller, özel günler.
Tabii burada bir sürü tatil olduğu için o zamanlarda da çocuk...
aktivite lazım. Ufak bir gönüllü organizasyon kurduk.
Organizasyonu kurunca yaptığınız aktiviteyi de herkese açınca belediyeden çok ciddi hibeler alıyorsunuz.
Proje yazıp hibe alıp proje yazıp hibe alıp bu şekilde kültür aktiviteleri yaptık.
Yani hani şöyle söyleyeyim.
İşte 29 Ekim'i kutladık.
Bayramı kutladık. Böyle bir Ramazan bayramı gelmişti.
İşte festler, işte kıyafetler, kutlamalar, yemekler, işte çocuklara oyunlar vesaire bir Ramazan bayramı kutladık.
Tamamen belediyenin fonladığı bir şeyle.
Sonra kültür günleri adı altında bir burada Bizim yaşadığımız bölgede böyle bir şey var yine kültür ofisinin altında.
Onlardan fon aldık, kültür günlerini kutladık.
İşte efendim şiirler, istiklal maçları, oyunlar, halk oyunları, kıyafetler, Türk kahveleri, işte sarmalar, dolmalar.
Böyle bir organizasyon.
Böyle çok çeşitli şeyler yapa yapa.
küçük organizasyonumuz da giderek büyüdü ve şehirde bilinen bir şey oldu.
Hatta Norveççesi similen de Ansikler diye geçiyor.
Türkçesi de Gülen Yüzler Derneği.
Çünkü tek amacımız çocukların gülmesiydi.
Hem kendi kültürümüzü çocuklarımıza yansıtalım, unutmasınlar kalabalık.
Çünkü şey var yani biz...
Norveç'e göre çok ciddi bir kalabalık kültürde büyüdük zaten de.
Hani o kültürel kutlamalar, çocukluğunun 23 insanlarını hatırla, işte bayramlarda ailelerle bir arada olma bunların hepsini hatırlayınca bizim burada zaten o kadar büyük ailemiz yok.
Gelen giden tatilde vesaire hani bir arada olmamız gerektiğini düşündük ve buradan yola çıktık.
Ama işlerimiz tabii ki büyüdü.
Şimdi benim oradan hem bulunduğumuz çevrede hem de belediye tarafında ufak bir çevrem oldu.
Kültür ofisleri vesaire sayesinde.
Bir taraftan tabii şirketler vesaire, ticaret odası derken oradan da bir çevrem oldu.
Bir de ben zaten hani slashers kavramını konuşmuştuk yine bir podcastinde.
Sen bu podcastları aşağıya tek tek etiketle Emineciğim.
Tamam. Böyle koşturmaktan zevk alan, yerinde durmayan bir karakterim.
Dolayısıyla bir taraftan o gönüllü organizasyonumuzu devam ettiriyorduk.
Böyle olunca arkadaş bana dedi ki Rabia gel bu işi birlikte kuralım.
İşi hemen söylüyorum. Mosaic Art Studio Norway diye bir şirket kurduk.
Ve burada Türk lambalarının yapımını öğrettiğimiz bir workshop veren bir şirket.
Ben şu anda görüyorum tabi dinleyiciler görmüyor ama muhteşem bir mozaik lamba var.
Evet. Bu mozaik lambanın bunu hatta ben bunun linkini de koyarım sizin web siteniz varsa onun linkini koyarım.
Instagram'da da paylaşırım bu güzel lambalarınızı çünkü gerçekten çok güzel.
O zaman siz bunların yapımını öğretiyorsunuz.
Öğrettikten sonra onlara mı oluyor?
Aynen öyle. Yani sistem şöyle.
Bir workshop veriyoruz esasında.
Workshop'ın içerisinde bu mozaik lambaları tabii çeşitli bir sürü lamba çeşidi var.
Mumluktan tutta işte ku lambaya kadar değişen lamba çeşitlerimiz var.
Bunu bir sisteme haline döküyoruz.
Kolay bir pattern var.
O patternde mozaik desenlerini oluşturabiliyorsun.
Sonra onları yapıştırıyorsun.
Ondan sonra biz alçılıyoruz lambaları.
Kuruyunca da teslim ediyoruz müşteriye.
Fakat önemli olan şey o.
boş zaman aktivitesi yani free text aktivite dediğimiz süreci zevkli hem de aynı zamanda kültürel bir deneyime dönüştürmek.
Workshop esnasında insanlar stüdyomuza geliyor.
Çok tatlı böyle süslediğimiz böyle şimdi bugün oradan yapacaktım aslında ama evdeyim.
Böyle acayip güzel süslediğimiz nazar boncukları işte böyle halı desenleriyle vs.
süslediğimiz bir stüdyomuz var.
Oraya insanlar geliyor. Arkada çok güzel o hafif musiki, böyle insanları atlatan müzikler.
İnsanlar oturuyorlar, mozaik lambalarını yapıyorlar.
Biz de bir taraftan tüp çayı, simit, lokum, tatlı vesaire ikram ediyoruz.
Böyle iki buçuk, üç saat lambalarını yapıyorlar.
Bazıları grup olarak geliyor, bazıları çocuğunu alıyor, geliyor vesaire.
Keyifli bir vakit geçiriyorlar.
Önden Türk kültürünün mozaik tarihini, Türk kültürüne nasıl etkisi olmuş vs.
bunları anlatıyoruz bir taraftan da.
O bilgiyi de alıyorlar ve sonradan balarını alıp eve götürüyorlar.
Şimdi birçok Norveçli şunu söylüyor.
Çünkü biliyorsunuz Norveç, Antalya, Alanya özellikle Norveç ve İskender ülkelerinin çok ciddi seyahat ettiği bir yer.
Kiminin yazlığı var vs.
Biliyorlar ama şöyle diyor ya ben işte Grand Bazaar'da yani işte kapalı çarşıda görmüştüm.
Aa ben gittiğimde aldım ya da diyor ki birisi gördüm ama almadım.
Niye? Çünkü işte atıyorum valizde havaalanından gelirken kırılır vesaire diye.
Kimisi diyor ki aldım ama hani kendimin yapması veya bunun nasıl yapıldığını öğrenmek çok daha büyük bir zevk vesaire.
Yani sonunda workshop'un sonunda...
Kendi sanat eserlerini ortaya koymuş oluyor insanlar ve bu onları çok mutlu ediyor.
Biz de tabii bu taraftan hem kültürel deneyim sunuyoruz, hem kendi kültürümüzü çünkü şey var ya o misafiri ağırlama, ona ikram verme vesaire onları sunmuş oluyoruz.
Hem de o sıcaklığımızla çünkü ne yaparsak yapalım bir karakter taşıyoruz, insanlarla sohbet ediyoruz vesaire.
Hepsi çok hoşlarına gidiyor.
Böyle bir stüdyo kurduk, böyle bir şirketimiz var.
Şimdi ben... Geçtiğimiz Eylül'ün 15'i gibi start vermiştik.
Yaklaşık işte bir yıl olacak birkaç ay sonra.
Bir taraftan şirketi yönettik ortağımla birlikte.
Bir taraftan da aynı şekilde o boş zaman aktivitesi dediğimiz okul sonrası aktivitesi.
Çünkü Norveç'te şöyle bir sistem var.
SFO dediğimiz okul sonrası ödevlerini yapıp anneleri işten gelene kadar, anne baba işten gelene kadar çocuklar okulda tuttukları bir şey var, kurs.
Ama bazı sınıftan sonra o çocuklar başlayabiliyor veya bir sınıfa kadar.
Yani işte 4. 5. sınıf, 4.
5. 6. 7. sınıflara kadar SFO yok.
Dolayısıyla belediye yine de aynı okullarda, gittiği okulda kültür aktivitesi sunuyor çocuklara.
Ücretsiz katılım. Yine çocuklara güvenli bir alan oluşsun.
Dışarılarda işte kötü alışkanlıkları olmasın.
Anne baba işten eve gelene kadar o çocuklar o zamanı kaliteli değerlendirsin diye böyle bir şey.
Yine ben bu aktivitelerle alakalı az önce bahsettiğim pozisyonda küçük bir sitilink, %33 diyebileceğimiz bir yüzde iklimde bir işe girdim.
Bu iş fast kadrolu dediğimiz bir iş.
Bir taraftan haftada iki günü ve işte bazı hafta sonları bu işte çalışıyorum.
Şimdi böyle orada çalışırken ve videoda devam ederken güzeldi, her şey harika.
Tabii bir taraftan şey de var.
Şimdi ben sana bunu daha önce bahsetmiştim.
Kendi şirketin okey ama o şirketi büyütebilmek için hala çevre gerekiyor.
Birkaç proje yazdık.
Belli fondasyonlardan fonlar aldık.
Belediyenin belli yerleriyle proje anlaşmaları yaptık.
Şirket şu an çok güzel kendini döndürüyor.
Fakat daha da büyütebilmek için yine dediğim gibi çevre lazım.
Tüm bunları yaparken...
kendi aile geçimini, kendi işte maddi geçimini sağlamak için de başka işlerde çalışmamız gerekiyor.
Keza ortağım da ben de farklı işlerde çalıştım eş zamanlı olarak.
Yani sadece kendi kurduğunuz şirket sizin tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak seviyeye daha gelmediği için.
Henüz gelmedi. Biliyorsun çünkü yeni bir iş kurduğun zaman insanlar özellikle startuplara bir yıllık bir süreç tanıyor.
Biz onu indirebildiğimiz şekilde 6 aya indirmiştik.
Şu an her şey çok güzel gidiyor.
Ama tabii ki daha da büyütmek, çok daha fazla kitlelere ulaşmak için ekstra çaba sarf etmemiz gerekiyor.
Hem biliyorsun yatırdığın paranın ve zamanın karşılığını almak bir süreç ifade gerektiriyor.
kuruluş aşamasında. Dolayısıyla o süreci şu an yeni tamamlamış olduk.
Fakat o süreçte dediğim gibi geçimi sağlamak için başka işlerde de çalışmamız gerekiyordu.
Bu süreçte ben bir ilan gördüm.
Şimdi hemen oraya geliyorum.
Bir festival ilanı.
Bergen International Festival diye geçiyor.
Sen oraya gelmeden ben şunu sormak istiyorum.
Burada büyük bir motivasyon var, büyük bir sabır var.
Çünkü bir şey istiyoruz, bir şey kurduk, hemen olsun.
Anneme bir tahmini vardır. Koca olsun, bu gece olsun falan diye.
Yani hemen olsun oradaki o sabır hani o kısmı nasıl yönetiyorsun bir onu merak ediyorum.
Çünkü orada da evet bu gidiyor bu ilerliyor oraya olan bir güven var ama diğer tarafa da enerji var.
Bir de şimdi bu kadar çok şeyi aynı anda yaparken bir hayatın var bir çocuğun var bir eşin var gönüllüsün işte çalışıyorsun kendi işini kuruyorsun.
Bu iş hayat dengesini de nasıl kuruyorsun?
Ben bunu da dinlemek istiyorum.
Sonra da festivali dinlemek istiyorum.
Dediğim gibi bana kalsa saatlerce sürer ama muhtemelen sonra da kalır.
Kısaca, umarım kısaca söyleyebilirim.
Şöyle söyleyeyim, bu süreçte ben bunları yaparken eşim %50 çalıştı.
Hatta bir dönem çalıştığı yer sözleşmesini uzatmadığı için işsizdi.
Fakat şey, tabii yine Norveç ve sosyal devlet anlayışına buradan teşekkürlerimizi ileterek, işsizlik ücreti ya da işsizlik maaşı diyeceğimiz bir şeyle bir süre o da dinlendi.
O açıdan iyi oldu çünkü o çalışırken...
Geceli gündüzlü bir dönem o çok çalışmıştı ve dil kursunu aksatmıştı.
O süreçte o dil kursuna gitti.
Akşamlar özel çünkü ben hem gündüz hem akşam hem hafta sonları olacak şekilde full neredeyse çalışıyordum.
O süreçte bu konuda buradan çok ciddi anlamda eşimin emeklerine ve desteklerine buradan müteşekkirim.
Teşekkür ediyorum kendisine.
Çünkü biz ikimiz de şu kafada insanlarız.
Ben zaten hani bir dakika ben evimde oturayım eşim kazansın erkek para getirsin falan zihniyetimi değilim.
Hele bugünün toplumunda hele Avrupa gibi bir yerde tek bir insanın getirdiği gelene bir ev zaten gelişmez.
Aynı zamanda kadının da aktif olması, üretmesi, topluma katkı sağlaması bunlar çok kıymetli.
Ve ben zaten hani biliyorsun çocukluğumuzdan itibaren üniversite iş güç hiç sabah kalkınca hep dışarı çıkmış ve hiç sürekli evde durmamış insanlar olarak bir süre evde durmak hatta kızımla birlikte o...
Annelik süresinde bile çok bunalımlara girmiş bir insan olarak benim evde durmamam gerekiyordu.
Dolayısıyla dediğim gibi akışta olmak, ayakta olmak, hareket halinde olmak hem bir sürü kapıyı açıyor, bir sürü insanla tanışıyorsun hem de bana çok iyi geliyordu.
Şöyle yaptım, hafta sonları workshop varsa...
Bazı zamanlar kızımı yanımda götürdüm.
Birlikte yaptık. O çok seviyor zaten böyle incik boncuk şeylerle uğraşmayı.
Diyelim ki okul aktivitesiydi ve yine çocuklara aktivite yapıyorduk.
O zamanlar yine kızımı yanımda götürdüm.
Zaten hani kreşler vesaire anne baba çalıştığı süreçte o hep kreşteydi.
Bunun dışında evde olması gereken zamanlarda eşim sağ olsun o süreci çok güzel yönetti.
Hiç yani şey demedi ben bazen kendisine itiraf ediyorum.
Sen bu kadar yoğun çalışıyorken ben ona diyordum ki yeter artık çok para istemiyorum.
Eve gel işte falan. Hani ben çalışırken o hiç öyle söylemedi.
Hatta işte festival kısmına geleceğiz.
Yeniden sözleşmemin yenilenme süreciyle alakalı konuşurken eşim bana hep şöyle söyledi.
Rabia bu iş sana çok iyi geliyor.
Sen burayı seviyorsun. Hani şirketinle bu işe odaklan.
Daha fazla paraya ihtiyacımız yok.
Sen mutlu olduğun yerde ol. Yeterli vesaire diye beni bu konuda sağ olsun çok böyle hani destekledi ve...
teşvik etti. O yüzden hani o süreci birlikte yönettik.
Biz zaten ev işlerini de evdeki işleriyle birlikte paylaşan kişileriz.
Maddiyat söz konusu sonucunda sorumluluğu ortaklaşa alan insanlarız.
Hani bizim böyle bir o şeyimiz olmadı.
Ben bu kadar kazanıyorum.
Bu benim param. Bu senin paran. Öyle şeylerimiz de olmadı.
O açıdan hani çok şükür o süreci yönettik.
Yani şirketi kurdunuz ama büyümesi için bir sabır gerekiyordu.
Meselesine de şurada onu da kısaca anlatayım.
Bu Norveç kültürünün yeri.
Yani biz Benim ortam bu fikirle geldiğinde dünyanın birçok yerinde büyük bir şirketten, kendi arkadaşlarının daha önce Hong Kong'da kurduğu bir şirketten esasında franchising aldık.
Ama yine de yeni bir şirket kurup buraya bu fikri getirmek önemli.
Şeylerini bilmek, tipslerini bilmek, buranın sistemini bilmek önemli.
Hem bu süreçte o sistemi öğrendik hem de Norveç kültürünün getirdiği bir şey var.
Biz Hong Kong'la veyahut Almanya'yla Amerika'yla birçok ülkede bu marka aynı workshopları veriyor.
Çok ciddi bir nüfus var ve onlar bizim kadar uğraşmadan belki çok fazla gelişim kaydettiler.
Fakat Norveç'in şöyle bir kültürü var.
Burada her şey yavaş inerliyor.
İnsanlar bir örnek veriyorum festivalde konsere gidecek, bir sinemaya gidecek.
Bir aktiviteye katılacak bir ay önceden takvimleri ve planları belli.
Biz zaten aşağı yukarı bu sisteme alıştığımız için şeyi öngördük.
Kendimize hep bunu hatırlattık.
Norveçliler... Güven kazanmak bir zaman istiyor.
Şirketi ilk kurduk. Reklamlar sosyal medyada dönüyor.
İnsanlar beni arıyor. Ya evet anladım ama şimdi sistem şöyle.
Online booking yapman gerekiyor.
Tarih belli, zaman belli, yer belli.
Saati gelince gelip workshopunu yapacaksın.
Ama booking yaparken ödeme de yapman gerekiyor.
Bir kadın aradı. Norveçli bana diyor ki telefonda.
Ya evet anladım ama ben gelmeyi çok istiyorum.
Sözleşsek de oraya gelince orada ödesem olmaz mı?
Şimdi bilemedim ki internetten ödeyeceğim ama.
Anlatabiliyor muyum? O konuda Norveçliler çok mesafeli yaklaşıyorlar.
Okey, fikri beğeniyorlar.
Okey, her şey çok iyi.
Okey, sen iyi hizmet vereceksin.
Sana da, hadi inancı da, oradaki güveni de tesis ettin.
Fakat satın alma davranışını geliştirme konusu Norveçlerde çok yavaş ilerliyor.
Biz bunu bildiğimiz için Öngör'de bulunduk.
Tabii eş zamanlı olarak fonlamalara, değişik projelere başvurup oradan hibe alarak.
Belli başlı hedef kitleleri de bu hizmete ücretsiz götürmemiz de bir açıdan güzel oldu.
Çünkü oradaki o yavaşlığı o şekilde kotarmış olduk.
Anladım süper. O zaman içinde bulunduğun kültürün kodlarına hakim olmak da önemli.
Bir de son bir sorum.
Ay çok böldüm ama bir türlü festivale gelemedik.
En çok istediğim yer aslında orası ama.
Hiç önemli değil. Yani sen diyorsun ya böyle projeye başvurduk şunu yaptık bunu yaptık.
Bunlar kolay şeyler mi?
Çünkü ben burada hiç böyle bir şey yapmadım.
Belki İrlanda'da da kolaydır, belki İngiltere'de de kolaydır ama hiç belediyeden bir fon almadım bir projeyle.
Şimdi anlattığın kadarıyla Norveç'te bu tarz şeyler çok desteklenen şeyler.
Ben böyle bir algıya sahip oldum.
Nasıl oldu? Kolay mı?
Zor mu? Zorlandığınızı nasıl yönettiniz?
Çok kısa burayı da merak ediyorum.
Her başvurudanızda siz fon alıyor musunuz?
Bunu düşündüm. Ya şöyle ki, şimdi Norveç vergi oranları açısından Türkiye ile, hatta şu an Türkiye biraz geçmiş olabilir, neredeyse vergi alma, vergi oranları açısından eşdeğer.
Fakat gelir de çok yüksek.
Yani herkes ne kadar kazanıyorsa o kadar gelir veriyor.
Büyük şirketlerin de sosyal sorumluluk projeleri söz konusu olduğunda...
çok vergiyi devlete geri vermektense o verginin bir kısmını topluma katkı sağlayacak şekilde topluma paylaştırmayı istemeleri de normal.
Bu da bizim gibi işte gönüllü organizasyonlar yahut sosyal amaçlı kurulmuş şirketlerin bu açıdan işine yarıyor.
Bu bir. İkincisi topluma katkı sağlamak istiyorsan burada her şey mümkün.
Her şey mümkün.
Kolay zor bilemem çünkü şey var, ben bu bizim gönüllü kuruluşumuzu kurmadan önce başka bir derneğin adı altında çocuklara belli bir ücret karşılığında bir yaz tatilinde yoga
ve dans kursu vermiştim.
Esasında böyle başladı iş.
Orada belediyede çalışan Hollandalı bir kızla tanıştım.
Sonra başka bir proje yazmış arkadaşlar.
Rabia'cığım gönüllü destek olur musun dediler.
Gittim destek oldum. Şimdi ben karakter olarak ortada bir iş varsa hemen bunu yapalım.
Hemen çözelim. Çünkü biz Türklerde de böyle bir şey var ya.
Bunu nasıl yapabiliriz?
Hadi hemen yapıyoruz. Sen sen sen.
Bölüşüyoruz, hallediyoruz. Biz böyleyiz.
Norveçliler şöyle yapıyor. Bunu nasıl yapacağız?
Bu konuda hangi departman çalışıyor?
Bu konudan kim sorumlu?
Bunu şuna mailleyelim.
Bunu buna yapalım. Yani orada böyle bir ağır akan bir proses var.
Biz ben bir telefonu fırt hadi bakalım hallettik tamam diyorum kapatıyorum vesaire.
Biz işleri böyle hızlı çözdüğümüz için bu açıdan şansımız yaver gitti.
O aktiflikle beraber o projeyi yazan iki arkadaş dedi ki iki Türk kadın arkadaşım ve ben.
Rabia'cığım. Biz dernek kurmak istiyoruz.
Bizimle olmak ister misin? Sonra resmi olarak derneği kurduk.
Bu arada altını çizmek istiyorum.
Bir dernek kurmak, bir şahıs şirketi kurmak.
Bunların hepsi ücretsiz.
Hiçbir ücretin yok.
Ta ki bir anonim şirketi gibi ya da çok ortaklığı, çok yatırım gerektiren şeyler.
Yani kendi kurduğum şirket başka.
Oralarda belli para yatırımları söz konusu ama diğer topluma katkı sağlayacak her şeyi ücretsiz kurabiliyorsun.
Ve sen ücretsiz kurduğun dernek için ücretsiz destek ve...
Yol yardım alıyorsun.
Ve herkes senin nasıl proje yazacağını, nereden ne destekleri alabileceğin konusunda çok yardımcı.
Çünkü ortada bir bütçe var.
Her belediyenin, her bakanlığın, her şirketin, herkesin böyle topluma katkı sağlamak için bir bütçesi var.
Kim neye başvurursa o bütçeyi onlar arasında paylaştırıyorlar.
Dolayısıyla evet şimdi atıyorum 10 tane şirkete fonlamaya başvurduk bir tane fon aldık.
5 tane projeye başvurduk bir tanesinden aldık.
Ama alıyor muyuz?
Alıyoruz. Bu açıdan güzel.
Ve benim bu projeleri alabilmemin sebebi de şu.
Gönüllü şirkette edindiğim proje yazıp proje yönetme meselesi.
Çünkü birlikte derneği kurduğumuz arkadaşlarımdan biri Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'nda Avrupa Birliği projeleri yazmış.
Bu konuda deneyim olan bir arkadaştı.
Ondan da sağ olsun çok şey öğrendik.
Böyle böyle ilerletmiş olduk.
Esasında yolda neler yaptıysam onlar bana deneyim olarak yanıma kaldı.
Bir taraftan kendi karakterim, bir taraftan Türkiye'de getirdiklerim bunların hepsi bir bagajla birleşince başka bir şeyi ortaya çıkarma söz konusu olduğunda hepsi bana destek sağlamış oldu.
Anladım. Çok teşekkür ederim paylaştığın için.
Şu an çok daha netleşti kafamda.
Yani yine işini iyi yapmak, severek yapmak, çevre edinmek, yine aynı konuya geldik ve kendine iyi gelen bir şeyleri yapmak bunların hepsiyle bir araya gelince ve tabii ki işini kolaylaştıracak
bir yerde olmak. En başta şey soracaktım çünkü neden Normaç ama anlattıklarından sonra bir daha bu soruyu sormayacağım.
sonra yar kalır. Şimdi gelelim festivale.
Evet. Şimdi az önce bahsettiğim sebeplerden tüm bunlarla ilgilenirken geçim kaynağı olabilecek ama aynı zamanda benim de kendimi, esas kendi mesleğimi ve kendimi iyi hissedebileceğim bir yerde çalışabilmem
gerekiyor. Çünkü şey var, yeni bir yere taşındın, yeni bir hayat kurdun.
İnsanın öncelikle şimdi hadi iyi kötü dili öğrendin, iyi kötü sistemi de öğrendin ama insanın o işi alabilme meselesinde Önce kendini kendine ispat edebilmesi.
Sonra göçmen ve bir kadın olarak o iş hayatına başkalarına ispat etmen gerekiyor.
Bakın ben bu işi alabiliyorum vesaire gibi.
Çünkü şey var. Şimdi bir sürü göçmen kitlesi var.
Çok böyle geniş skalada.
Yani işte sadece eşinin işiyle gelmiş.
Sadece evlenerek gelmiş. Oturmuş işte 20 yıldır burada yaşıyor ama çok az dili öğrenmiş.
Hiç iş hayatına girmemiş vesaire gibi.
Türk sadece Türk değil. Bir sürü...
Farklı milletlerden insanlar var.
Bu da böyle Norveç'in toplumu çok çeşitli.
Ama bu çeşitliğin arasında kanayan yaralardan biri.
Özellikle istedikleri şey kadını istihdama katabilmek.
Çünkü sadece evde oturmak demek, burada böyle bir şey de var.
Hiçbir yerde çalışmadın, emeklilik yaşın geldiğinde en alt seviyeden emekli oluyorsun.
Ama uzun yaşamın, insanların yaş ortalamasının çok yüksek olması, Devletin üstüne ciddi bir yük, devletin belini kırıyorsun emeklilikle.
Dolayısıyla bunların önünü alabilmek için politika olarak çok daha erkenden kadını istihdama katmaları gerekiyor.
Hem emekliliğini kendin kazan hem de işte bir taraftan vergin öde şeklinde.
Bunun içinde bir sürü destekler var.
Ben açıkçası o desteklerin bir çoğundan faydalandım.
Bahsettiğim o projede yer alırken de...
Çevremde çalışan çok fazla insanı gördüğüm için bu biraz daha benimle şey yaptı.
Bir dakika kendimi ispat etmem gerekiyor vesaire.
O yüzden önüme gelen işlere uygun gördüğüm, yapabileceğim işlerin hepsine başvurdum.
Bu kültür aktivitesi işi, okul işi de aynı zamanda benim böyle ha bir dakika başvurmam lazım kadrolu fas dediğimiz iş olduğu için orada başka bir ispat var.
Yani böyle çok aşama aşama.
Yani Norveç'te en kolay iş bulabileceğiniz yer.
Hasta bakıcılık yapmak, onun bile kendi içinde bir sürü kuralı var.
Tamamlaman gereken bir sürü meselesi var ki ancak alabilesin o işi.
Ama en çok ihtiyaç olan alanlar, barna hage, kreşlerde öğretmen olabilirsin.
Belli bir dil seviyesi gerektiriyor.
Yine çevre gerektiriyor.
Orada gidip ücretsiz birkaç ay sızaj yapman gerekiyor ki insanlar sana güvensin vs.
vs. Çok imkan var ama senin çaba sarf etmen gerekiyor.
Çok iyi biliyorsun. Özellikle...
yabancı bir ekranddan, yabancı bir ülkeden, yabancı bir dille, yabancı bir kültürle geldiğin zaman buraya uyum sağlamış olabildiğini insanlara göstermen gerekiyor.
Dolayısıyla burada o uyum sağlama meselesinin en önemli kriteri iş sahibi olma.
O iş sahibi olma meselesine gelene kadar da tamamlaman gereken bir sürü kriter var.
Dolayısıyla ilk iş şirket okey ama benim kendi kafamda oluşturduğum bir profil var ve o profil için...
Başka bir iş gerekiyor. Neyse festival işinde iletişim danışmanı olarak bir sosyal medyayı yönetecek.
Belli başvuru metinlerini yazacak vesaire vesaire birini arıyorlar.
Bu iş bir yıllık ve geçici birisi doğum iznine çıkmış.
Onun yerine işe gireceksin.
Başvurdum. Görüşmeye de gittim.
Çünkü hani çevrem vesaire referanslarım kuvvetliydi.
Fakat olumsuz cevap aldım.
Çünkü... Şimdi belli başlı HİBE'lere başvuruyorsun.
Başvurduğun HİBE'lerin oranı işte 1 milyon kron, 3 milyon kron, 5 milyon kron gibi.
Yani yaklaşık işte 3-5 milyon euro vesaire 300 bin euro, 500 bin euro gibi bir civarda paralardan bahsedildiği için.
O arada böyle Norveç'e yeni gelmiş birisi bir dakika yapabilir mi gibi bir şey var herhalde.
Yani bilemiyorum tam çünkü henüz daha o işe alım sürecinde o dinamitlerini çözebilmiş değilim açıkçası.
Olumsuz cevap aldım.
O stiling için, yani o pozisyon için.
Tabii ki orası çok güzel bir yerdi.
Festivaline Ibergen diye Norveççesi geçiyor.
Bergen International Festival.
Hem böyle çok geleneksel bir yer.
Yaklaşık 75 yıldır falan süren böyle klasik müzik, işte çeşitli müzikler, sanat dalları, gösteriler vs.
söz konusu olduğunda böyle kült bir yer.
Çok böyle Çok yükseldim yani öyle söyleyeyim.
Fakat olumsuz cevap aldım.
Sonra ben tabii ki yılmadım.
Mesaj attım, mail attım.
Görüşme yaptığım şefe.
Ben burayı çok sevdim.
Hem iletişim, hem aktivite, hem işte festival.
Benim birçok şeyimi birleştirdiğini tam karşılıyor iş.
Fakat dedim beni bu işe almadığınız zaman stajyer olabilirim, ücretsiz çalışabilirim isterseniz.
Ya da dedim NAV, bu işte içinde bulunduğum, bağlı bulduğum iş bulma kurumu.
Göçmen birini işe alırsan işverene maaşının belli bir yüzdelik kısmını nav karşılıyor, belli bir yüzdelik kısmını işveren karşılıyor.
Ve bu 3 aylık, 6 aylık böyle süreçlerle anlaşmalar yeniden imzalanabiliyor.
İşverene diyor ki bu göçmen, biz bunun arkasındayız, bunu işe al.
Beğenirsen, uzatırsan biz yanındayız.
Dedim ki navın böyle bir imkanı var.
Düşünür müsünüz? Sonra ben birkaç görüşmeye gittim.
Şefle konuştuk. Rabia göçmenler arasında kimleri tanıyorsun?
Nasıl çevren var? İşte bireysel çalışabilir misin?
Grup kurabilir misin? Kendi ekibini kurabilir misin?
Freelance çalışabilir misin? Böyle bir sürü bir sürü şey.
Ben böyle şey. Hepsini yaparım.
O da olur. Bu da olur.
Zaten yapmıştın hepsini.
Örneklerin de var. Evet evet. Hem bireysel hani o...
Self-study dediğimiz hani kendi kendine çalışabilme, bağımsız çalışabilme, hem işte ekip kurabilme, hem işte proje yönetimi.
Bunların hepsinin kendi çapında, büyük bir şirket çapında değil ama ufak çapta hepsinin deneyimi var bende.
Sonra birkaç ay geçti.
Sonra ben bir mail aldım. Rabia biz senin için bir pozisyon oluşturduk.
Hazirana kadar yani festivalin bitiş sürecine kadar çalışmak ister misin bizimle diye.
Ben tabii nasıl havalara uçuyorum anlatamam.
Çünkü şöyle daha önce benim pozisyonumda başka birisi çalışıyormuş.
Fakat bu kişi hem böyle göçmenlerle alakalı hem de uluslararası gazeteciler yani komitelerle ilgileniyormuş.
Esasında o kızın öbür taraftan çok uğraştığı için anladığım kadarıyla göçmen ve çeşitlilik alanındaki kişilere ulaşmakta biraz muvaffak olamamışlar.
Çeşitlilik deyince engelliler, LGBT bireyler, göçmenler, kadınlar, çocuklar yani dezavantajlı olabilecek bütün gruplar içerisine dahil.
Ben dedim ki ben yaparım.
Neyse. Şimdi pozisyona başladım.
Sonra NAV'la konuştular.
NAV destek sağladı. Harika.
Ben çünkü hemen NAV'daki danışmanımı aradım.
Bak dedim. İşvereni kapına getirdim.
Ne yap et. Bunu ayarla.
Sonra çok güzel Rabia'cığım.
Çünkü kendi kendine bir şeyler yapan göçmen de çok kıymetli devlet kurumları için.
Hemen ikna ettiler falan.
Her şey ayarlandı. Sözleşmeleri imzaladık.
Ben Kasım'da işe başladım. İşe başladım.
Şefle ben çünkü iletişim departmanının içerisindeyim.
İletişim ve pazarlama departmanının içerisindeyim.
Ama görev olarak direkt şefe bağlayayım.
Çünkü raporlamaları hep şefe yapıyorum.
Ben hani tam olarak ne yapacağım, ne istiyorsunuz?
Dedi ki ya Rabia'cığım esasında iş tanımı, iş görevleri vs.
Bizim kafamız çok net değil.
Sen bir başla, kendin bir şeyler oluştur, bir konuşalım falan.
Anlatabiliyor muyum? İş görevi yok.
Tanım var, çeşitlilik.
Kocaman bir başlık. Yani festivale katılan insanlar arasındaki çeşitliliği arttırmak istiyorlar.
Ama bu konuda nasıl yapacaklarını bilemiyorlar.
Çünkü zaten dediğim gibi kült, Norveçli bir kurum.
Ve bu kurum zaten kendi Norveçli trikleri var.
Ve göçmenlerle nasıl iletişim kuracaklarıyla alakalı bir bilgileri yok.
Bu konuda benden yardım istiyorlar.
Ben de yolda hep yolumu kendim buldum.
İşte farklı milletlerden, Türklerle nasıl iletişim geçilir, Somalilerle nasıl iletişim geçilir, Pakistanlarla nasıl iletişim geçilir vs.
vs. Bergen, Polonya'ya yakın olduğu için Bergen'deki yaşayan en büyük göçmen grubu Polonyalılar.
Ama çok kapalılar çünkü herkes ben buraya gideyim çalışayım nasıl olsa memleketime geri döneceğim kafası olduğu için inkride olmak yani.
Topluma karışmak, oraya ait olma meselesiyle alakalı çok böyle bir ilgilenmiyorlar.
Çocuklarımız kiliseye gitsin, güzel eğitimini alsın.
Biz zaten çok fazla Polonyalar var.
Polonyalı arkadaşlarımızla görüşelim vesaire yeterli.
Kültür aktivitesine katılalım, topluma engeşe olalım falan böyle bir amaçları yok.
Ben bütün gruplarla elimden geldiğince çalıştım.
Katılımı ciddi anlamda arttırdık.
Hani o konuda görevimi iyi yaptım söyleyebilirim.
Tahtaya vuruyor yalnız.
Tahtaya vuruyor kulağını.
Aynı şey banka burada diye aynı şey tahtaya vur.
Şeytanın kulağına koşun deriz de biz.
Aynı atasözü deyim.
Onlar da kullanıyorlar bunu.
Böyle bir süreç geçti.
%50 orada gündüz, %50 orada, %50 kendi şirketimde.
Akşamları da okuldaki aktivitede olacak şekilde çalıştım, bir yıl geçtim.
Yorucuydu. Sana da bahsettiğim gibi eşim bu konuda çok destekti.
Hatta kızım artık çok mu çalışıyorsun anne, sen hep evden gidiyorsun anne diye aradı, şikayet verdi de bulundu.
Tabii bir taraftan bu konuda annemin desteğini...
Kesinlikle esirgeyemem. Ben biliyorum sen podcastlerde bahsediyorsun işte annenle ilişkini, nasıl konuştuğunuzu.
Biz bu anlamda da birbirimize çok benziyoruz.
Ben hep annemle hep böyle iletişim halindeyim.
Ara ara tabii ki her kadın gibi vicdan azabı yaşadım.
İşte çocuğumla uzak kaldım.
Ev çok berbat. İşte işler kaldı vesaire gibi.
Annem bu konuda...
Rabia'cığım hiç üzülme çünkü yarın bir gün o çocuğun büyüdüğünde sen ona iyi bir gelecek hazırladığında bunları bilecek.
Şu an böyle söylüyor ama zaten elinden geleni yapıyorsun gibi o konuda bana çok destek sağladı.
Kendi ayaklarının üzerinde duruyorsun Rabia.
Bunun için hiç kendini kötü hissetme.
Elinden geleni yapıyorsun dedi.
Eşim keza öyle. Ben zaman zaman yıkıldım.
Zaman zaman başlıklığım düştü.
Bazen hastalandım vesaire.
Ama çok şükür bu yıl bitti.
En son raporumu teslim ettim.
Hatta çok güzel şeyler aldım.
Geri dövüşler aldım, feedbackler.
Onları duymak da çok iyiydi.
Şu an zihinsel evrimim şöyle.
İlk başta ne iş olsa yaparız.
Bir iş olsun da yeter ki kendime ispatlayayım.
İş hayatına ispatlayayım vesaire.
level'larını geçtim.
İçim o anlamda çok rahat.
Bugün daha salim, kafayla, sağlıklı hangi işe başvursam alırım.
Diyelim ki başvurdum, iş olmadı.
Nasıl olsa başka bir iş bulurum.
Zihniyetim kendime yerleşti.
Sanırım en önemlisi yani başka bir ülkeye gidip de böyle bir süreci giren insanlar için en önemli şey kendi kendini, kendini ispat etmek.
Çünkü şey var, herkes o bıraktığı Hani herkes belki iyi bir hayat bırakmıyor gerisinde ama bıraktığı o konfor alanını arıyor.
Çünkü şey var, kendi dilinde, kendi kültüründe, çiriklerini bildiğin, eğitimini aldığın vesaire vesaire bir yerde olmakla, bambaşka bir yerde olmak apayrı şeyler.
Şu anki zihniyetim artık şey, daha sakin bir çalışma temposunun olduğu, daha iyi para kazanabildiğim, kendime, aileme, çocuğuma daha fazla vakit ayırabileceğim ve tabii
ki fast dediğimiz kadrolu, stabil.
bir iş hedefim var önümüzdeki dönemlerde.
Bu da gerçekleşecek diye inanıyorum.
Bu konuda hani endişem yok çok şükür.
Bu süreçte hani hem senin Mindfulness desteklerin hem LinkedIn'de yayınladığın yazıların bunların hepsi benim için çok büyük destekti.
Bu konuda hiç yalan söyleyemem.
Yoruldum, yorulmadım diyemem.
Şimdi bunlar hep böyle o geçen dönemin özetiydi.
Ama şey değil hani her şey harika geçmedi.
Düştüm, kendimi kötü hissettiğim, yapamayacağım dediğim zamanlar da oldu.
Düştüğüm yerden toparlandım.
Kalktım. Kendi kendime toparladım.
Bu süreçte tabii şey de oldu.
Hakkımda röportajlar yapıldı.
Gazetelerde yayınlandı. Sonra ben katıldığım projenin koordinatörleri ve ticaret odası desteğiyle büyük bir belediyenin açılışında konuşmacı olarak katıldım.
Davet edildim. Hikayemi anlattım.
Hem yaptığım şeylerin karşılığını aldığım maddi manevi doyum yaşadığım bir yıl oldu.
Umarım böyle de devam eder.
Umarım bu hikayede dinleyenlere güzel bir ilham olur.
Böyle, çok konuştum.
Estağfurullah ne demek yani benim hiçbir şekilde şüphem yok ilham olacağına ve bundan sonraki koyduğun hedeflerde o kadar özgüvenli bir şekilde olacak diyorsun ki olmama ihtimali de yok.
Çok teşekkür ederim yani ben senin hikayeni bildiğimi zannetmeme rağmen bugün burada yaklaşık bir saattir konuşuyoruz ve bunları dinlemek şu an gözlerimden farkındaysan kalpler çıkıyor ve inanılmaz mutlu
oldum bunu dinlediğimi. Bu hikayenin hiçbir kısmı kesilerek gitmeyecek zaten yayına çünkü her bir...
Söylediğin cümle her bir sarf ettiğin öğrenim çok kıymetli.
Çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için bugün.
Gerçekten çok keyif aldım.
Her zamanki gibi seninle olan sohbetlerimizden biriydi.
Çok teşekkürler ve dinleyicilerimiz de biz dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
