
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İnsanın kendisiyle olan muhabbetinin, hayatının ve ilişkilerinin kalitesini kendiyle baş başa geçirdiği vakitler üzerinden anlatmaya çalıştım. Bu bölümle neler var? Nitelikli Yalnızlık Nedir? Yalnızlıktan Ne Anlıyoruz? Yalnızlığın EtimolojisiNeden Yalnız Vakit Geçiremiyoruz? Yalnız Hissetmek vs Yalnız KalmakNitelikli Yalnızlık Bize Ne Kazandırır?Nitelikli Yalnızlık ve Sevme BecerisiArtwork: Simon Prades
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gençli güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanılabilir kılmak ve hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir pratik yöntemleri
paylaşıyorum. Ek olarak...
Her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına birkaç soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer eğitiminizi çeker ve benim de benim kutuma düşsün bunlar derseniz evineyesildimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Bugün uzun zamandır konuşmak istediğim bir konu olan nitelikli yalnızlıktan bahsetmek istiyorum.
İnsanın kendisiyle olan muhabbetinin, hayatının ve ilişkilerinin kalitesini kendiyle baş başa geçirdiği vakitler üzerinden anlatmaya çalışacağım.
Hatta bununla ilgili hala da hatırladığımda yüzümü gülümseten bir anım var.
Onunla başlamak istiyorum. Bundan seneler önce bir arkadaşım bana hayatımda ilk defa yurt dışına çıktığında zorunlu olarak yalnız seyahat etmek durumunda kaldığından bahsetmişti.
Bir arkadaşımın bir şeyi çıkmış sanırım ve tek gitmek zorunda kalmış.
Bir aylık bir seyahat planı varmış ve ilk tecrübe için tahmin edersiniz ki çok da istenilen bir şey olmasa gerek.
Yani tek başına hiç gitmediğin bilmediğin kültürleri geziyorsun.
Bana şöyle demişti. O bir ayın sonunda çok farklı bir insandım Emine.
Her şeyden önce kendime olan güvenim geldi demişti ve böyle detaylıca anlatmıştı.
Ben de onun bu hikayesinden çok etkilenmiştim.
Çok da motive olmuştum açıkçası çünkü hep aklımdaydı böyle yalnız seyahat etme düşüncesi, böyle bir tecrübe edinmek.
Ben de ilk fırsatta gezi listemde o zamanlar böyle en üst sıralarda olan İtalya'nın kuzeybatı kıyılarındaki beş minik köyden oluşan böyle pastel renkli evlerin, muhteşem manzaraların ve tabii ki muhteşem
yemeklerin olduğu Cinque Terre'ye bilet aldım.
Tam gitmeden önce şansıma telefonum bozulmadı mı?
İnternetimde çekmiyor. Dedim Emoş bu sana bir mesaj olsun.
Bol bol kitap okursun.
Uçaktan indim. Bir de fark ettim ki kendimi de havaalanında X-ray'de unutmuşum.
İyi mi? Ama kendimle takılmaktan başka çarem yoktu yani.
Yapacak hiçbir şeyim yok. Tamam dedim.
Ne olacak? Trenime bindim.
Otelime yerleştim. Aldım haritamı.
Önümüzdeki 10 gün boyunca gitmek istediğim yerleri işaretledim.
Önceden araştırmıştım zaten.
Bir de 10 günlük bir tatil ayarladım.
Yani ilk defa yalnız çıkıyorum böyle 2-3 gün falan da demedim.
Nereden geliyor bu cesaret bilmiyorum.
Neyse. Sonra böyle...
Her gün farklı bir yere gittim.
Plajda güneşlenirken insanları gözlemledim.
Kendimi dinledim. Bol bol şan fıstıklı masker paneli dondurma yedim.
Orada böyle denize karşı farklı farklı hiking rotaları da var.
Tam benlik. Bir yanımda deniz, bir yanımda orman.
Uzun uzun yürüyüşler yaparak böyle geçtim köyleri.
Acıktığımda en yakın köye girip dinlenip bir şeyler yiyordum.
Yine böyle dinlenmek için girdiğim köylerden bir tanesinde.
Hiç unutmuyorum. Riyamacore köyünde.
Çok güzel bir restoran çarptı gözüme.
Böyle insanlar güzel, yemekler güzel duruyor.
Ortam çok güzel. Michelin listesindeymiş zaten.
Dedim ki kendime ben yarın giyinip süslenip buraya geleceğim.
Kendimi yemeğe çıkaracağım. Ertesi akşam oldu.
Ben böyle hazırlandım, süslendiğim.
Gün batığında fıdı fıdı gittim oraya.
Böyle... Menüye baktığım çok güzel şeyler vardı.
Muhteşem deniz mahsulü bir ravioli ve şeftali notaları olan güzel bir beyaz şarap söyledim kendime.
Nasıl keyfim yerine geldiyse anlatamam.
Şu an söylerken bile ağzım sulanıyor zaten.
Sonra çok ilginç bir şey oldu.
Diğer masalara bakıyordum böyle.
Çünkü telefonum yok, internetim yok, hiçbir şeyim yok.
Takılıyorum kendi kendime. İnsanları gözlemliyorum.
Diğer masalara bakarken o restoranta benim gibi 3 tane daha tek başına akşam yemeği yiyen insan fark ettim.
Bir noktada dördümüz de birbirimizin farkına vardık ve gülümseyip kadeh kaldırdık.
Herkesin kendiyle böyle baş başa olma halinden zevk aldığı o kadar belliydi ki arkadaşlar.
Hiç birbirimizi masaya davet etmedik ve yemeği biten hesap ödeyi vedasını edip gitti böyle güzel bir hevesinde.
Bu da böyle bir anımdır.
Ama o tek başına hiç teknoloji aleti olmadan geçirdiğim 10 gün.
Bana içime dönme ve kendimle, hayatla, ilişkilerle ilgili bazı şeyleri anlamlandırmam için o kadar iyi geldi ki sonrasında da her fırsatta tek başıma tatil
kovaları aldım. O yüzden de ben bugün yalnızlığın bir sorun olarak algılandığı temanın biraz dışına çıkmak istiyorum ve birbirimizin hayatına daha müdahil oldukça ilginç bir şekilde artan yalnızlığımızı
masaya yatırıp Chopin Ayru, Yalom'u, sevgilim Eric Froome'u yanıma alarak birazcık daha kendi kendine vakit geçirmeyi güzelleyeceğim.
Hazırsanız başlayalım.
Nitelikli yalnızlık adından da anlaşılabileceği üzere insanın kendiyle baş başa kaldığında kaliteli vakit geçirmesi.
Bu zamanda kaliteli vakitten ne kastediyorum?
Böyle zihnimizdeki düşünceleri, deneyimlerimizi, duygularımızı gözlemlemek, anlamak ya da...
Bir konuda gelişmek, büyümek, bir şeyler üretmek istiyorsak ona vakit ayırmak.
Peki yine illa bir şey yapmak zorunda mıyız derseniz hayır tabii ki de değilsiniz.
Rahatlamak, dinlenmek ve negatiflikten arınmak için kullanabilirsiniz bu yalnız geçirdiğiniz zamanları.
Hani olur ya mesela bazı insanlar vardır ben de onlardan bir tanesiyim.
Sabah kalktığında böyle hiçbir şeye başlamadan, hiç kimseyle muhatap olmadan tek başına böyle bir sessizlikte oturma ihtiyacı hisseder.
Onun gibi de düşünebilirsiniz.
Olivier Rimault'un Gönüllü Yalnızlık kitabında şöyle bir cümle vardı çok hoşuma gitmişti.
Kitap genel olarak çok iyi bu arada kesinlikle tavsiyemdir.
Yalnızlığı tercih edenler için diyor ki topluma değil daha çok kendilerine evet derler.
Kendilerini gerçekleştirmek ve geliştirmek için geri çekilirler.
Hayatın cilvelerine dayanmalarına yardımcı olduğu için bu yalnızlığı arzu ederler.
Çok güzel söylemiş bence de. Tek başına kalabilme kapasitesinden kasıt biraz da kişinin kendisiyle huzurlu, barışık ve kendi kendine yetebilen bir frekansta olabilmesi.
Bu noktada şunu da söyleyebilirim.
Kendiyle arkadaş olabilmesi.
Hatta çok sevdiğim filozoflardan biri Wilhelm Schmidt, Kendiyle Dost Olmak kitabında da şöyle diyor.
Kendiyle dost olan bir ben, kendisini daha çekilir bir dünya için uğraşmanın hareket noktası olarak seçmiş olur.
Bununla da ilgili çok güzel bir bölüm geliyor.
Beklemede kalın. Şunu da diyebilirsiniz.
Emine ben bu az önce söylediklerinin yanında birileri varken de yapıyorum.
Ben yalnız kalmaktan hoşlanmıyorum.
Tabii ki. Sadece bu nitelikli yalnız...
hali yani kendiyle baş başa kalma hali insana kendini tüm yönleriyle tanıyarak gelişmesi, farkındalığının artması ve böyle kendine barışık bir yaşam inşa etmesi için gerçekten güzel bir
alan açıyor. Çünkü insan tek başına vakit geçirirken başkalarının fikirlerinden bağımsız bir şekilde kendini dinleyebiliyor.
Ne yapmak istediğine özgürce karar verebiliyor.
Uyum sağlamak zorunda değil.
Kendi benliğine dönüp gerçekten neye ihtiyacım var sorusunu sorabiliyor.
O yüzden de Evet bu dediklerimin hepsini insanlarla da yapabilirsiniz.
Ama bu kendine soru sorma halini, bu içine dönme halini, benliğini, kurcalama halini başkalarıyla iken çok yapamıyoruz gerçekten de.
Hadi bu kadar alıntı yapmışken bir de Montaigne'in yalnızlık konusundaki düşüncelerine bakalım.
Ben onun da bu konudaki yaklaşımını çok beğeniyorum.
Diyor ki hepimiz...
Yalnızca bize ait olan apaçık bir arka odaya sahip olmalıyız.
Orada gerçek özgürlüğümüzü, temel inzivamızı ve yalnızlığımızı kurabiliriz.
Orada yabancılarla hiçbir iş ilişkisine ya da iletişime girmeden kendimizle o her zamanki çok özel söyleşimizi sürdürebiliriz.
Dünyadaki en önemli şey insanın kendisiyle baş başa kalabilmesidir.
Bir de hani bu...
Kısmını geçtikten sonra geçtiğimiz günlerde Julia Cameron'ın Sanatçının Yolu kitabını okuyordum.
Orada da mesela şey diyor.
İçimizdeki yaratıcı çocuğu gün yüzüne çıkarmak için böyle sabah sayfalarını biliyorsunuz zaten çok ünlü artık sabah sayfaları ama onun yanında Artist's Day diye bir tabiri var.
Diyor ki kendinizi değete çıkarmak gibi düşünün bunu.
Kendimize baş başa vakit geçirmenin bizi yaratıcılık konusunda besleyen en önemli şeylerden bir tanesi olduğunu soruyor ki ben de katılıyorum.
Çünkü şu kalalı fikirlerim genelde kendi kendime konuşurken geliyor yalnız olduğumda.
Hazır yeri gelmişken Tarkovski'nin o meşhur sözünü de hatırlayalım.
Ne diyordu? Kendinizi kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.
Şimdi bu söz bence çok önemli.
Neden biliyor musunuz? Çünkü yalnızlık deyince aklımıza gerçekten negatif bir şey geliyor.
Buna birazdan değineceğim bu arada etimolojisine.
Ama bununla ilgili de bir anım var.
Onu da kısaca anlatayım. Yine böyle yıllar önce iş yerinde bir arkadaşım beni hafta sonu doğum gününe çağırmıştı.
Çok da samimi olmadığım biri ama nedense doğrucu davutluğumu tuttu ve çocuğa dedim ki ben bu hafta çok insana maruz kaldım.
Biraz kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var.
O kadar şaşırdı ki nasıl yani bu yüzden mi gelmiyorsun dedi.
Dedim evet ne var bunda?
Yani böyle bir ihtiyacın olabileceğini düşünmediği için böyle ısrar kıyamet.
Dedim ki yok yani gelmeyeceğim ve gitmedim.
Pazartesi günü geldi ben böyle servise bindim.
Önüme o hafta sonu doğum gününe giden çocuklardan biri oturdu.
Şöyle bir döndü mızıkça baktı gülümsedi yüzüme dedi ki demek hafta sonu doğum günü partisine kendinle baş başa kalmak için gelmedin.
Yok artık ya dedim ya bu niye bu kadar abartıldı ben anlamadım yani.
Yo dedi abartmadık ben seni anladım yani ben de aynı ihtiyaçtayım hatta ben de keşke gitmeseydim falan dedi çok komik.
Neyse sonradan öğrendim ki o doğum günü sahibi arkadaşım resmen dedikodumu yapmış yani gülmüş falan arkamdan böyle yalnızlıklar kraliçesi falan diye dalga geçmişler bende komik.
O an gerçekten Schopenhauer'a hak verdim.
Bunlarla vaktimi harcayacağım ama kendi kendime katili vakit geçirme düşüncesi çok daha aklıma yatmaya başladı o günden sonra.
Zaten yapıyordum ama daha da böyle bir aferin kız doğru yaptım falan diye düşündüm.
Tabii Schopenhauer biraz daha ileri bir seviye.
Hatta bilenleriniz vardır. Şöyle bir sözü var Schopenhauer'ın.
Diyor ki... İki ayaklı hayvanların sıradan sohbetleri kadar kısır ve sıkıcı bir sohbeti sürdürmektense hiç konuşmamak daha iyi.
Tabi dedim ki bu ileri bir seviye.
Çünkü kendisi bütün hayatı boyunca bu gerçek bir insan aradığından ama tırnak içinde sefil bedbahtlar, sınırlı zekalılar, kötü kalpler ve kötü huylular dışında kimseyi bulamadığından yakındığı için hep
böyle insanlara verip birleştiriyor.
Ama ben yine de çok seviyorum kendisini.
Tabi bunların içinde göte yok.
Çünkü göte en sevdiği insan.
Ben sanırım bu konuda her zaman olmamakla birlikte Schopenhauer'a biraz daha yakın hissediyorum kendimi.
Çünkü sadece yalnız kalmamak için bana iyi gelmeyen insanlarla vakit geçirmektense nitelikli yalnızlığı tercih ediyorum.
Eğer sizin de tercihleriniz bu yöndeyse ya da bu yönde şekillendirmek istiyorsanız ve kendinizi az önce dediğim gibi Schopenhauer'a daha yakın görüyorsanız benim gibi size bir kitap önerisinde bulunacağım.
Arvin Yalom'un Bugünü Yaşama Arzusu.
Çok güzel bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
İnsan ilişkilerinden kendini soyutlayan bir adamın Aynı zamanda seks bağımlısı.
Şopanayır ile nasıl hayata döndüğünü güzel bir kurgu içinde anlatıyor.
Böyle okuduğum ve beğendiğim kitapları zaten e-bütenle paylaşıyorum bu arada.
Hala kayıt olmadıysanız açıklamalarda linkten kayıt da olabilirsiniz.
Deyip devam ederek yalnızlık deyince aklınıza ne geliyor diye bir sormak isterim.
İsterseniz burada düşünebilirsiniz, durdurabilirsiniz.
Hani birazcık daha üzerine düşünebilirsiniz.
Bunu neden soruyorum biliyor musunuz?
Şöyle bir araştırma yaptığımda şunu fark ettim.
Yalnızlık deyince çoğu insanın aklına biraz daha böyle terk edilmişlik, kimsesizlik, desteksizlik, hasret, gurbet gibi şeyler geliyor.
O yüzden de yalnızlık teriminin çıkışına baktım birazcık ve nereden geliyor biliyor musunuz?
1800'lerde İngilizce'de türüyor ve Latince solus kelimesinden türüyor.
Uzmanlar da onu salgına, cüzzama yakın bir durum, medeniyetin sessiz vebası olarak görüyor.
Bu açıdan bakınca yalnız hissetmek ile yalnız kalmak, bilinçli olarak yalnız kalmak arasında büyük bir fark var.
Yalnızlığın bizim tercihimiz olmadığı durumlarda yalnız hissederiz.
Ki bu yalnızlık hissi de zaten azın sanacak bir şey değil.
Biliyorsunuz İngiltere'de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu 2018 yılında.
Japonya'da Covid döneminde yine Yalnızlık Bakanlığı vardı.
Yani yalnız hissetme hali de çok derin.
Aslında belki bir noktada acı demek doğru olur kelime olarak.
Acılı bir durum. Eğer böyle bir durumdaysanız zaten bir destek almanızda fayda olur.
Bilinçli olarak yalnızlığı tercih etmek kısmına geri dönecek olursak yani bir de ben bunu yapmak istiyorum ama bir şekilde yapamıyorum diyorsanız işte o noktada belki şöyle bir şey olabilir.
Bir durup düşünmek kendinize böyle neden yapamıyorum, niye böyle hissediyorum, yalnız kaldığımda nasıl hissediyorum.
Neden böyle hissediyorum?
Belki kendi düşüncelerinizde yalnız kalmaktan korkuyorsunuzdur.
Zihniniz sürekli çalışıyordur.
Belki küçüklükten yalnızlıkla ilgili bir travmanız vardır.
O tetikleniyordur yalnız kaldığınız bir durumla ilgili.
Belki de çok basit haliyle çok büyük bir ailede büyümüşsünüzdür ve nasıl yalnız kalacağınızı bilmiyorsunuzdur.
Yani bunu anlamanın en güzel yolu elinize bir kağıt kalem alıp bunları yazmak.
Bir de benim kendimle vakit geçirme haline dair şöyle bir gözlemim var.
Çok net söylüyorum bunu kendi tecrübelerime dayanarak.
Ne zaman ki kendimle kaliteli vakit geçiriyorum o zaman ilişkilerimin kalitesi de artıyor.
Hatta Eric Fromm sevme sanatı kitabında şöyle diyor.
Altını böyle koyu koyu çizmiştim.
Bir insana kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir.
Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur.
Mantığa aykırı gibi görünse de yalnız kalabilme becerisi sevme becerisinin koşuludur.
Ben buna katılıyorum. Çünkü kendi kendine eyleyebilme hali kendine yetebilme halini de oluşturuyor.
Yani yalnız kalma becerisi bir noktada ilişkilerimizi de besliyor.
Çünkü kendimize keyif alarak zaman geçirdiğimiz zaman başkalarına olan bağımlılığımız da azalıyor.
Ve ilişki içindeyken birbirimizden beklentilerimiz de ona göre şekilleniyor, azalıyor, artıyor, artık neyse.
Sadece sevgilimiz, eşimiz olduğu için birlikte hareket etmek zorunda olmadığımızı kabullenip kendi kendimize kaliteli zaman hatta bazen daha da kaliteli zaman geçirebiliyoruz.
Çünkü yani beklenti adı üstüne değil mi?
Sadece bizim beklediğimiz ve belki karşı tarafın aklından bile geçmeyen bir dizi yapılması gerekenler listesi benim için beklenti.
O yüzden kendimizden kopup dış dünyaya ne kadar bağımlı olursak aynı oranda da savruluyoruz ve özümüzden ayrılmaya başlıyoruz.
İngiliz psikanalist Donald Winnicott'a göre de yalnız kalma kapasitesi duygusal açıdan olgunluk gelişiminin en önemli belirleyicilerinden biriymiş.
Katılırsınız, katılmazsınız. Hepsi olabilir.
Ama böyle de bir çalışma varmış.
Sonuç olarak şunu demek istiyorum.
Yalnız olmak kim olduğumuzu, neyi bildiğimizi, neyi bilmediğimizi ve bizim için doğru olanın ne olduğu konusunun net bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olur.
Kendimize güvenmeyi öğretir.
Her şeyde olduğu gibi...
Bu durumda da pratik yardımcı oluyor tabii ki arkadaşlar.
Hani böyle bir şeyi yaparken daha rahat olmanın en iyi yolu onu uygulamaktır çünkü.
Böyle bebek adımları ile önce bir kafede kendimize kahve ısmarlayarak başlayıp sonrasında böyle bir yemeğe, yürüyüşe, sinemaya, tatile kadar artık içinizden ne geliyorsa o şekilde kendinizde kaliteli zaman geçirebilirsiniz.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Bu bölümden keyif aldıysanız beni Spotify'da takip etmeyi ve sevdiklerinizle ya da sosyal medyada paylaşmayı unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
